"Cengiz Semercioğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cengiz Semercioğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Cengiz Semercioğlu

Cengiz Semercioğlu

 Biz hâlâ bekleyelim

1 Mart 2017

AB’nin bu kararının Türkiye’yi nasıl etkileyeceğini anlatayım...
Türkiye’de kayıtlı çalışan yabancılar arasında Gürcistan vatandaşları uzak ara birinci.
Türkiye’deki Gürcülerin çoğu da yaşlı ve çocuk bakımı ile ev işlerinde çalışıyor.
Doların yükselmesi, diğer sıkıntılar falan derken son 5-6 aydır işsiz kalan Gürcü sayısında artış olmuş, Türkiye’de aile yanında iş arayan Gürcülerin sayısı artmıştı.
Bu yüzden aldıkları aylık ücret de neredeyse
yarı yarıya düştü.
Türkiye’de çalışan Gürcülerin en büyük hayali, Avrupa ve Amerika’ya gitmek.
Şimdi o hayalleri vizesiz seyahatle çok daha kolaylaştı.
Çalışmak için Türkiye’ye gelmek yerine Avrupa’ya gidecekler artık.
Türkiye’de çalışan Gürcülerin ücretleri de, düştüğü gibi yine hızla artacak.
İnsanın küçük yaşta çocukları olunca bakıcı ekonomisine böyle hakim oluyor işte.
Bu arada hâlâ AB’ye vizesiz girebileceğimize inanan kaldı mı merak ediyorum...
Geçen yıl “Schengen kalkıyor” çığlıkları atıldığında, “Bu vizeler kalksın, ben de...” diye başlayan kaç yazı yazdığımı hatırlamıyorum bile...

İranlı müzisyenlerle Burak albüm yapmış!

İranlı iki genç şarkıcı, Burak Özçivit’in “Kara Sevda”dan bir repliğini alıp şarkılarının girişine eklemiş.
Önce Burak konuşuyor, ardından şarkı başlıyor.
Amerika’da da unutulmaz repliklerden zaman zaman böyle alıntılar yapılarak müziklere ekleniyor.
İranlı gençler izin almadıkları için Burak’ın dava açacağı haberleri çıktı.
Ancak burada asıl problem, gençlerin albümde izinsiz olarak Burak’ın bir repliğini kullanması değil.
Böyle olsa eminim Burak da takılmazdı olaya.
Asıl problem, albüm kapağında iki gencin arasında Burak’ın yakışıklı bir fotoğrafının olması.
Sanki Burak çocuklarla üçlü bir ‘boy band’ kurmuş da, albüm çıkarmış gibi duruyor.
Bu bir sanatçı için kabul edilir bir durum değil.
O yüzden dava açmakta haklı Burak.
Bu arada İranlı gençler çok güzel söylüyor şarkıyı, ben “Kara Sevda”cıların yerinde olsam bunu bir bölüme koyardım.
İranlı gençler de aradıkları şöhreti yakalamış olur böylece...

Bundan sonrası ikincilik mücadelesi

Beşiktaş’ı Galatasaray derbisinden önce şampiyon ilan edenleri eleştirmiştim.
Galatasaray maçı kazansa fark 4 puana inecek, lig yeniden başlayacaktı.
Kaybedince farkın sadece 10 puana çıkmasına neden olmadı, 12 hafta önceden ligin heyecanını da bitirdi...
Geride kalan 12 haftada Beşiktaş, Galatasaray’dan 10, Fener-bahçe’den 12 puan önde.
Bundan sonra güzel bir ikincilik mücadelesi izleriz...
Şampiyonlar Ligi’nde ön eleme oynamak için Başakşehir, Galatasaray ve Fenerbahçe ikincilik mücadelesi yapar artık.
Beşiktaş’ın buradan şampiyonluğu kaptıracağını sanmıyorum artık, tek rakip Başakşehir kaldığı için onunla da rahat baş edecektir...

Niran Ünsal’ın kararı

Niran Ünsal’ı yakın geçmişte en çok eleştiren isimlerden biriyim. Dün sabah canlı yayında Seren Serengil’le konuğumuz oldu.
Biz onu iktidara yakın durmak amacıyla başörtülü pozlar verdiği, şirin gözükmek adına ‘çıplak kliplere’ savaş açtığı için eleştirirken, o tam tersi durumdan yakındı.
Başını örttüğü için işleri kötü gitmiş, ekstralara çıkamaz olmuş ve büyük zarara uğramış.
“Bu ülkede başı kapalı şarkıcıya iş yok” diyerek isyan etti.
Şimdi eskiden olduğu gibi sarışın haliyle sahnelere çıkıyormuş.
Bu arada kızıyla ve kardeşiyle kavgalı olduğu konuları bir kez daha gündeme geldi.
İkisine de ağır sözler söyledi.
Yayında yüzüne de söyledim;
Ben Niran Ünsal’ın sesine ve yorumuna bayılan biriyim ama o hep böyle polemiklerle gündemde.
O da böyle olduğu, hak ettiği yerde bulunmadığı için herkese kırgın.
Gergin ve sinirli...
Yapımcılara, radyolara, müzik kanallarına, kardeşine, kızına herkese karşı bitmeyen bir savaşı var Niran Ünsal’ın.
2004’te TRT’de Ahmet Kaya’nın “Kafama Sıkar Giderim” şarkısını söylerken canlı yayında sesi kesilip sansüre uğradığında onu en çok savunan bendim yine.
O zamandan bu yana bakıyorum, müthiş sesi yerine polemiklerini konuştuğumuz ne çok zaman geçmiş...

 

Yazının devamı...

Surlara düğün salonu oldu mu şimdi Başkan?

28 Şubat 2017


Tarihi yarımada üzerine oturup sohbet etmişliğimiz, projelerini dinlemişliğim de vardır.
Ama şu tarihi surlara yapılan portatif çatılı düğün salonunu görünce, “Oldu mu şimdi bu Başkan” deyiverdim kendi kendime.
Belediye’ye ait Topkapı Sosyal Tesisleri’nin bitişiğini, Fatih Belediyesi düğün organizasyonları amacıyla kiralamış.
Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu da buraya nitelikli portatif örtü kurulabileceği iznini vermiş.
Fatih Belediyesi, sahil yolundan açıkça görülebilen 3 metre yüksekliğinde açılır kapanır bir çatı monte etmiş tarihi surlara.
Burada düğün organizasyonları
yapılacak.
Fatih Belediyesi, konuyla ilgili yaptığı açıklamada söz konusu açılır kapanır çatının sur duvarlarıyla hiçbir teması olmadığını söyledi.
Doğru... Sur duvarlarına monte edilmiş portatif bir yapı değil bu.
Demirler tarihi duvarlara zarar vermiyor.
Ama bu yeterli mi sayın Başkan?
Ortaya çıkan estetikten uzak, çirkin görüntüyü ne yapacağız?
Burada yapılacak ve yüzlerce kişinin katılacağı düğünlerde tarihi surlara zarar verilmeyeceğini kim garanti edecek?
Biz tarihi surların etrafındaki yapılar kaldırılsın, çevresi temizlenip gezilebilir bir hale getirilsin derken (sizin de böyle düşünüp, bu tür çalışmalar yaptığınız biliyorum), surlara yapılan bu gecekondu düğün salonu da neyin nesi?
Koskoca Fatih ilçesinde düğün salonu yapılacak yer bitti de, tarihi surlar mı kaldı bir tek?
Lütfen bu hatanızdan geri dönün, İstanbul’un tarihi surlarına yakışmayan bu çirkin görüntüye son verin.
Bu arada Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu’na da bravo!
Demirler temas etmiyor diyerek bu ucube görüntünün ortaya çıkmasına izin
veriyorlar ya...
Kültürel varlıkları böyle koruyorlarsa yandık demektir.

Oscar’da bile oluyor

Koskoca Oscar... Dünyanın en önemli ödül töreni...
Sinemanın en büyük yıldızlarının buluştuğu, bizim ödül törenlerimizin öykündüğü büyük bir organizasyon...
Gel gör ki orada bile kartlar karıştı, canlı yayında bir büyük skandala imza atıldı.
‘En iyi film’ ödülünü kazanan film olarak önce “La La Land” açıklandı, sonra “Pardon Moonlight kazanmış” denildi.
Hem de “La La Land” ekibi sahnede sevinç çığlıkları atarken...
Demek ki neymiş?
En büyük ödül törenlerinde bile böyle hatalar yapılabiliyormuş...
Her türlü hataya açık canlı yayınlarda, insanın olduğu her yerde, aynı anda 10’dan fazla parametreye bağlı televizyonculuk olaylarında böyle büyük gaflar olabiliyormuş...
Bizdeki ödül törenlerindeki en ufak hatada cümleye “Ama Oscar’da...” diye başlayanlara duyurulur...

Panikleyen kadın Melis!

Dün Habertürk’te bir fotoğraf gördüm. Bizim Melis Alphan, Engin Günaydın ve arkadaşlarıyla dışarıya yemeğe çıkmış.
Gazeteciler Melis’in fotoğrafını çekince, bizimki “Çekmenizi istemiyorum. Siz kim oluyorsunuz da beni çekiyorsunuz” diye atarlanmış.
Okuyunca “tam Melis’lik bir hareket” dedim.
Çünkü kendisinin fena halde kamera, ışık, popülarite gibi fobileri vardır.
Değil sokakta, onu Pulitzer Ödülü’nü kaldırırken sahnede çekseniz bile, “Siz kim oluyorsunuz da beni çekiyorsunuz” diyebilir.
Yine de gece yarılarına kadar çalışan muhabirlere böyle atar yapmasaydı iyi olurdu diyeceğim ama...
Asıl şaşırdığım gazetenin editörlerinin Melis Alphan’ı tanımayıp “panikleyen kadınlardan biri” diyerek fotoğrafını gazeteye basmaları oldu.
Hadi çeken muhabirler tanımadı, editör nasıl tanımadı ki?
Bu arada bizim Melis’le uzun süre ‘panikleyen kadın’ diye uğraşacağımızı söylememe bile gerek yok herhalde...

48 saatte Barselona

◊ İner inmez Passeig de Gracia’ya 30 adım mesafede, 9 odalı Circa 1905 adlı butik otele yerleşme...
◊ Önümüze gelen ilk sokak kafesine oturup bir bira eşliğinde bir şeyler atıştırma...
◊ Otele yürüme mesafesindeki Tragaluz’da akşam yemeği... (Yemekleri nefis!)
◊ Cumartesi sabahı güneşli havaya uyanıp, sahile doğru uzun bir yürüyüş...
◊ Elektrikli Scooter’la marinayı turlama, El Born’da Cal Pep’e çöküp müthiş tapasların tadına bakma...
◊ Llamer adlı yeni açılan restoranı keşfetme, sunumu ve yemekleriyle güzel bir öğle yemeği...
◊ Pepito’da Katalan şarapları eşliğinde cumartesi akşamı yemeği...
◊ Çevredeki otellerin girişinde bulunan bir-iki eğlence mekanına takılma...
◊ Pazar sabahı Raval tarafına doğru yeni sokaklar keşfetme...
◊ Tatil günü tek açık dükkanların bulunduğu marinadaki Maremagnum’da biraz alışveriş...
◊ Gotic’te salaş bir tapasçı bulup, ev yapımı köpüklü şarap eşliğinde tapaslara gömülme...
◊ Mobil Dünya Kongresi başlamadan önce İstanbul’a dönme...
48 saat çok kısa gibi görünebilir ama unutmayın ilişki tazeler, kafa boşaltır, eğlendirir...
Barselona olması şart değil neresi olursa olsun, sevgilinize, eşinize zaman ayırın, onunla baş başa şehir dışına kaçın...

Yazının devamı...

Bülent Hanım firarda!

24 Şubat 2017

Dün Bülent Ersoy’la konuştum.
İtiraz ettiği nokta haberin içeriği değil, haberde kullanılan yanlış bir tanım.
Biz haberde, Bülent Hanım ve Safiye Hanım’ın bu formata ‘ikili olarak’ dünyayı gezeceklerini yazmıştık.
Bülent Hanım’ın “Ben lokomotifim, onlar vagon” demesi de bu yüzden.
Kimseyle ikili olarak anılamayacağını söylüyor.
Doğrudan Safiye Soyman’ı hedef almasa da, “Assolistler kadrolarını nasıl kendileri yaparsa, ben de TV’de kendi kadromu yaparım” diyor.
Yoksa kendisine böyle bir program teklifi geldiğini kabul ediyor Bülent Hanım.
“Gerçekten yapar mısınız? Siz stüdyoya gelirken bile kırmızı halılarla, kral koltuklarıyla ağırlanırsınız, dünyayı nasıl gideceksiniz?” diye sordum kendisine...
“7 TIR’la yola çıkmanız lazım” dedim...
Tüm nezaketiyle “Gerekirse öyle yaparız Sayın Semercioğlu, 3 Mayıs’ı bekleyin” dedi.
“Acun Firarda”dan yıllar sonra “Bülent Hanım Firarda”nın eli kulağında galiba...

Sittin sene

2004 yılında Kenan Işık’ın sunduğu dönemde “Kim Milyoner Olmak İster”de sorulmuştu bu soru;
“Sittin sene kaç yıldır” diye...
Önceki gün Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Siyaseti dürüst yapmazsanız sittin sene aynı yerde oturmaya devam edersiniz” deyince yıllar önce Kenan Işık’ın yarışmada sorduğu bu soru geldi aklıma.
Sittin senenin kaç yıl olduğunu yarışmacı bilememişti.
Şimdi de bilemeyenler olur diye söyleyeyim;
Sitte Arapça 6...
Sittin 60 demek.
“Sittin sene” de 60 yıla tekabül ediyor.

Yonca Evcimik  ve Madonna

Madonna’nın bu fotoğrafı benim gözümün önünde, 9 Aralık’ta New York’ta yapılan Billboard Müzik Ödülleri’nin kulisinde çekildi.
Ödülünü aldıktan sonra kulise geldi ve hazırlanan dekorda bu pozu verdi.
Ben de o anda oradaydım.
Yonca Evcimik’in bu fotoğrafı çekilirken ise orada değildim.
Önceki gün Cihangir’de Hazine’de gördüm Yonca Evcimik’i, görür görmez de o gün elime geçen bu fotoğrafını sordum.
40’ıncı sanat yılı için çektirmiş.
Mavi fonu görünce aklıma Madonna’nın fotoğrafı geldi.
Madonna 58...
Yonca Evcimik 53 yaşında.
Madonna’nın kışkırtıcı pek çok pozu ve sahne gösterisi var.
Ama ikisinin son fotoğraflarını karşılaştırdığımda bizim Yonca, Madonna’dan daha kışkırtıcı, daha cüretkâr, daha iddialı.
Gri saçları da çok yakışmış.
Yonca Evcimik’in bu fotoğrafına bayıldım.
Serhat Tekin çekmiş, eline sağlık güzel iş çıkarmış.
40’ıncı yıl partisini haftaya pazar W Lounge’da yapacakmış Yonca, bu fotoğrafla 40’ıncı doğum günü diyebilir...

Yazının devamı...

Ne güzel arkadaşlar bunlar

23 Şubat 2017

10 kadınla birlikte söylediği şarkıları Tuna Kiremitçi bir albümde topladı geçen ay...
İlk Pamela’yla söylediği “Uçmak İstiyorsan” şarkısıyla başladı proje...
Her ay yeni bir isimle yeni bir şarkıyı Youtube’a yükledi Tuna Kiremitçi...
En sonunda da bu 10 şarkıyı bir albümde topladı...
Tuna’nın arkadaşı ve hayranı olduğu kadın sanatçılarla yaptığı düetlerden birini geçen yaz Gülay’ın Garajistanbul’daki albüm lansmanında dinlemiştim...
İkilinin birlikte söylediği “Varsın Bu Dünya” dışında, albümün kuşkusuz en çok öne çıkan şarkısı Yıldız Tilbe’nin söylediği “Yine Sevebilirim”.
Albümde Öykü Gürman’la “İyi Şeyler”, Özge Fışkın’la “Bana Sebepsin” şarkılarını sevdim ben...
Ama bu albümle tanıştığım Sena Şener’e bir ayrı paragraf açmalıyım; 18 yaşındaymış ve “Birden Geldin Aklıma” şarkısında kendini hemen gösteriyor.
Müthiş bir ses...
Aldığınıza, playlist’inize eklediğinize pişman olmayacağınız bir albüm olmuş...
İnsanın böyle arkadaşları olursa sırtı yere gelmez Tuna...

İnternet yayıncılığı neyi gerektiriyorsa

Neredeyse Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ne (MSM) yapılan saldırıdan Hürriyet’i sorumlu tutacak bazıları.
Müjdat Gezen’le Yılmaz Özdil’in Halk TV’de yaptıkları ve Abdülhamid’in torunu Nilhan Osmanoğlu’yla ilgili çirkin ifadeler içeren video web sitesinde yayınlandı diye Hürriyet suçlanıyor...
İftira kampanyasına katılmışız, hedef göstermişiz, tetikçilik yapmışız!
“Bu yüzden MSM yakıldı” denecek neredeyse...
Herkesin konuştuğu haberi görmeyip ne yapacaktı Hürriyet’in web sitesi?
İnternet yayıncılığı tam da budur, herkesin konuştuğu haberi, videoyu, görüntüyü anında yayınlamak, okuyucuya duyurmak.
Bu görüntülerin programdan 9 gün sonra Hürriyet’te yayınlanmasının tek nedeni ise olayın 9 gün sonra konuşulması...
3 gün sonra konuşulsa, 3 gün sonra haber olurdu...
10 gün sonra konuşulsa 10 gün sonra...
Habercilik yaptığı için Hürriyet’i tetikçilikle suçlamak en basitinden internet yayıncılığını bilmemektir...

RTÜK’ün program yasaklama yetkisi yok

Herkes “RTÜK evlilik programlarını yasaklasın” diyor.
Nasıl yasaklayacak?
RTÜK’ün böyle bir yetkisi yok ki...
RTÜK programları yayınlanmadan önce denetleyemez, hangi programın yayınlanıp yayınlanmayacağına karar veremez.
Bunlar her kanalın kendi tasarrufunda olan şeylerdir...
RTÜK sadece yayınlanmış programları denetler, kusur varsa ceza keser...
RTÜK’ün görev tanımına giren budur.
Bu, evlilik programlarının asla bitmeyeceğini mi gösterir?
Hayır...
RTÜK’ün bu işin sonunu getirecek elinde tek bir formülü var:
Evlilik programları için kanallara üst üste ağır cezalar keser...
Bir süre sonra işin astarı yüzünden pahalıya gelmeye başlar.
Sonunda kanalların da canına tak eder ve evlilik programlarından vazgeçerler.
Ama RTÜK bu cezaları keserken keyfi uygulamaya kaçamayacağı için evlilik programları üzerindeki yaptırımı zorlaşıyor.

Taksim İlkyardım

Taksim İlkyardım yıkıldığında ne yaygara kopartılmıştı, buraya hastane değil otel yapılacak diye...
Oysa inşaat alanındaki panolarda bile hastane inşaatı olduğu yazıyordu.
Benim en büyük itirazım, hemen karşısındaki
Alman Hastanesi’nin de kapanmasıyla koskoca Taksim bölgesinde tek hastanenin kalmamasınaydı.
Neyse bu sıkıntı bitiyor artık...
Sıraselviler’deki Taksim İlkyardım binası yükselmeye başladı, 4-5 katlık bölümü ortaya çıktı bile.
İnşaat bitiş tarihi olarak 31 Aralık 2017 gözüküyor.
Taksim’de hastane sıkıntısının bitmesine 10 ay kaldı, bir de güzel binasında çürümeye terk edilen Alman Hastanesi’ne çözüm bulunsa ne güzel olacak...

Efsane Aslanlar

Nebil Özgentürk her zamanki gibi titiz ve güzel bir belgesele imza attı: Bu kez konu Galatasaray’ın efsane isimleri.
Geçtiğimiz gün tanıtımı yapılan 13 bölümlük belgeselde Galatasaray’ın unutulmaz futbolcularının hikayeleri, maç görüntüleri ve anıları yer alıyor...
Vestel’in sponsorluğunda hazırlanan belgeselin ilk bölümünü izledim.
Elbette ilk bölümde olması gereken isim belliydi; Metin Oktay...
Metin Oktay’ın nasıl efsane olduğunu, hikayesini Nebil o kadar güzel anlatmış ki bütün Galatasaraylılar bu belgeseli mutlaka izlemeli.
Takımlarıyla bir kez daha gurur duyacaklar...

Yazının devamı...

Karşı çıkmamız gereken 5 şey

22 Şubat 2017

1- Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin yakılmaya çalışılması...
2- Şort giydiği için bir kadının belediye otobüsünde tekmelenmesi...
3- Türban taktığı için bir liselinin minibüste saldırıya uğraması...
4- Ahmet Hakan’ın sokak ortasında kaburgaları kırılana kadar dövülmesi...
5- Cem Küçük’ün evinin kurşunlanması... Bu 5 olay içinde itiraz etmediğiniz bir tane bile varsa, biri için bile ‘ama’ ile başlayan cümle kuruyorsanız, bilin ki demokrasiden ve özgürlüklerden bahsetmeye hakkınız yoktur.

Başkan’dan açıklama var

Dün yazdığım “İşte Muammer Karaca’nın hali” başlıklı yazım üzerine Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan aradı.
Genco Erkal ve Dostlar Tiyatrosu’nun kullandığı tiyatro salonunun harap haldeki fotoğraflarını yayınlamıştım.
“Orası bizim kullanımımızda olan, ancak Büyükşehir’e ait bir bina. Deprem dayanıklılık testlerinde zayıf çıktığı için binayı boşalttık. Büyükşehir’in binayla ilgili projelendirme çalışmaları sürüyor” dedi Başkan.
Projenin nasıl olduğu, ne zaman ortaya çıkacağıyla ilgili detayların henüz kendilerine ulaşmadığını da söyledi Ahmet Misbah Demircan...

Yalnızca kız babalarınınbileceği 10 şey

1- Uzun saçtan sakız nasıl çıkarılır...
2- Saç nasıl örülür...
3- Simler her yere bulaşabilir...
4- Mükemmel kucaklaşma nasıl olur...
5- Kızınız ayaklarınızın üzerindeyken nasıl dans edilir...
6- Sizinle evlenmek istediğinde nasıl nazikçe ‘hayır’ denir...
7- Oyuncak bebeklerle nasıl oyun kurulur...
8- Renk koordinasyonu çok önemlidir...
9- Evdeki eşyaların hangisinden harika bir pop star mikrofonu olur...
10- Parende nasıl atılır...
Not: Bu 10 maddeyi de Barbie’nin kız babalarıyla ilgili yaptığı araştırmadan aldım. 10 maddenin 10’unu da yaptığımı çok rahat söyleyebilirim...

Türkiye’de baba-kız ilişkisi üzerine bir araştırma

Babalarıyla erken yaşlardan itibaren güçlü bir ilişki içinde olan kızların;
◊ Kariyerlerinde önemli bir konuma gelme ihtimallerinin daha yüksek olduğunu...
◊ Duygusal olarak karşı cinsle istikrarlı ilişki yaşama ihtimallerinin yüksek olduğunu...
◊ Daha yüksek özsaygı ve benlik duygusuna sahip olduklarını biliyor muydunuz?
Wake Forest Üniversitesi’nin yaptığı bu araştırmadan yola çıkan Barbie, oyun oynayan baba-kız videoları çekip bunu bir kampanyaya dönüştürmüş.
Amerika’da ocak ayında gösterilmeye başlanan videolar, Türkiye’de 13 Şubat’tan itibaren sosyal medyada dönmeye başladı.
Bununla birlikte bir de anket yapmışlar.
Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden 500 baba ile yapılan ankete göre;
◊ Türkiye’de babaların yüzde 77’si kızlarına özgüven telkin etmenin öğretebilecekleri en önemli hayat dersi olduğuna inanıyor.
◊ Babaların yüzde 84’ü kızlarına nazik ve cesur olmanın, güzel olmaktan daha önemli olduğunu söylüyor.
◊ Yüzde 52’si kızlarına istedikleri her şey olabileceğini telkin ediyor.
◊ Hata yapmasına izin vermek, küçük yaşta paranın değerini öğretmek ve onu cesur olmaya teşvik etmek, babaların küçük kızlarına vermeye çalıştıkları diğer ‘yaşam dersleri’ arasında yer alıyor.
Bir kız babası olarak bu anketin sonuçlarını okuyunca çok memnun oldum.
Ama sonra da düşündüm, doğruluk payı ne kadar acaba diye?
Anketlere söylediklerimizin tam tersini yapan bir millet olduğumuz için, umarım bu ankette bu durum geçerli değildir dedim...

Yılda 59 saatimiz trafikte geçiyor

Dünyada trafik sıkışıklığını araştıran Inrix’in son araştırması geçtiğimiz gün dünya basınında yayınlandı.
Buna göre dünyanın en sıkışık trafiği Tayland’da.
Taylandlılar yılda 61 saatlerini trafikte geçiriyorlar.
Bu süre Kolombiya ve Endonezya’da 47 saat, Rusya ve Amerika’da 42 saat, Venezuela’da 39 saat, Güney Afrika’da 38, Brezilya ve Porto Riko’da 37 saat...
Bu 9 ülkeden sonra 10’uncu sırada Türkiye yer alıyor. Biz yılda 34 saatimizi trafikte geçiriyoruz. Tabii bu Türkiye ortalaması. Eğer İstanbul’da yaşıyorsanız durum çok daha vahim.
İstanbullular yılda 58.6 saatlerini trafikte geçiriyor. Ama bir de iyi haberim var; trafiği en yoğun kentler listesinde 2015’te 15’inci sıradaydı İstanbul, 2016’da 17’nci sıraya geriledi ve ilk kez ilk 15 şehir arasında yer almadı.
Dünyada trafiği en yoğun şehirler ve 1 yılda trafikte geçirilen zaman:
1- Los Angeles 104 saat
2- Moskova 91 saat
3- New York 89 saat
4- San Francisco 83 saat
5- Bogota 80 saat
6- Sao Paulo 77 saat
7- Londra 73 saat
8- Atlanta 71 saat
9- Paris 65 saat
10- Miami 65 saat
17- İstanbul 58.6 saat

Yazının devamı...

Genco Erkal’a üzücü bir haber: İşte Muammer Karaca’nın hali

21 Şubat 2017

Tiyatronun bulunduğu bina riskli yapı ilan edilerek yıkılacağı söylenmişti...
Bu süre içinde binayla ilgili ne çalışma yapıldığı bilinmiyor.
Önceki gün tiyatro dünyasından haberler veren Gazete Müstehak, 5 yıldır kapalı bulunan Muammer Karaca Tiyatrosu’nu görüntülemiş...
İçindeki eşyaların hâlâ durduğu tiyatronun çürümeye terk edilmiş bu hali herhalde en çok Genco Erkal’ın yüreğini sızlatacaktır...
Bir de tüm tiyatro ve sanatseverlerin...
Beyoğlu Belediyesi binanın akıbetiyle ilgili bir açıklama yapsa da öğrensek, elbette deprem riski varsa bina boşaltılmalıydı ama 5 yıldır ne bekleniyor, binanın çökmesi mi?

Kırmızı alerjisi

Tamam bir Fenerbahçelinin Galatasaray rengi olduğu için kırmızıyı sevmemesi bir yere kadar anlaşılır.
Ama bunu kırmızı alerjisine dönüştürmek, kırmızı görmüş boğa gibi çıldırmak anlaşılmaz...
Kasımpaşa maçında Fenerbahçe taraftarları kırmızı mont giyen kameramana tepki göstermiş.
Kameraman da ne yapsın montu çıkarıp o soğukta tişörtle görevini yapmaya devam etmiş...
Bu kadar da değil ya, ne istediniz işinin başındaki adamın kırmızı montundan...
Alerjinin bu kadarı da fazla...
Bakın benim en sevdiğim renklerden biri Prusya mavisidir...
Tamam lacivert değil ama en azından yakın...
Fenerbahçelilere de tavsiyem; Galatasaray uğruna hayatınızdan en güzel renklerden birini, kırmızıyı çıkarmayın...

Katalonya’ya selam

Ben boşuna sevmiyorum bu Barcelona’yı...
Boşuna İstanbul’dan sonra benim için en güzel şehir demiyorum...
Buyrun, dünyada ırkçılık, ayrımcılık hızla yükselirken, ülkeler sınırlarını kapatır, duvarlar örerken...
100 binden fazla Barcelonalı, “Daha fazla ölüm olmasın, sınırları açın” diyerek mülteciler için yürüdü...
“Casa nostra, casa vostra” (bizim evimiz, sizin eviniz) diyerek sığınmacılara duvar ören Avrupa ülkelerini eleştirdiler...
Alkışlar... Alkışlar...
George Orwell’dan ödünç alarak, ‘Katalonya’ya Selam’ diyorum..

Sense8

Son yıllarda izlediğim en çarpıcı dizilerden biri oldu...
Dizi hakkında en çok konuşulan iki şey var:
1- Anlatılan 8 karakterden ikisi gay, ikisi lezbiyen olunca dizide yer alan erotik sahneler...
2- Ameliyatla kadın olmayı tercih eden yönetmen Wachowski kardeşlerin kadın olarak yaptıkları ilk iş olması...
Bence ikisinden de daha önemli bir şey var dizide.
Kurgu ve çekim tekniği...
Aynı sahneyi hem Mumbai’de hem Londra’da çekmeyi başaran, aynı sahneyi hem yağmurlu hem kuru havada çeken bir işe imza atmışlar...
Kamera açısı milim oynamadan aynı sahneyi farklı ortamlarda çekip, şaşırtıcı geçişlerle montajlamışlar.
‘Sense 8’ sinema tekniği ve senaryosu açısından müthiş bir iş.
Dünyanın 8 ayrı şehrinde, 8 ayrı karakteri anlatıyor dizi...
Birbirleriyle fiziksel ve duygusal olarak iletişim kuran bu 8 kişinin hikayesi ve yaşadıkları da çok ilginç...
İlk iki bölüm sıkıcı, karışık ve anlaşılmaz gelebilir, sabrederseniz çok iyi bir iş izlemiş olursunuz...

Yine mazrufa değil zarfa baktık...

Faruk Salman, nişanlısı Deniz Seki’ye olan büyük aşkını tüm içtenliğiyle Pazar Kelebek’te anlattı bana...
Sevgilisinden uzak bir erkekte çok alışık olmadığımız sadakat, vefa, aşkına sahip çıkma gibi duygu ne ararsanız vardı hikayesinde...
Ama biz bunları konuşup, takdir etmek yerine Faruk Bey’in mavi kareli ceketine takıldık, takım elbisesine takıldık...
Zarfa değil mazrufa bak denir ya...
Biz yine tersini yapıp zarfa baktık!

Şampiyon belli

Ligin bitmesine daha 13 hafta var, spor basını neredeyse Beşiktaş’ı şampiyon ilan etti bile...
Fenerbahçe’ye havlu attırdılar, Beşiktaş’a kupayı kaldırttılar, bu arada Başakşehir ve Galatasaray’ı da yok saydılar...
13 haftada bu pilav daha çok su kaldırır...
Hele hele bu hafa Galatasaray-Beşiktaş derbisi varken...
Galatasaray maçı alırsa aradaki puan farkı 4’e düşecek, Başakşehir liderle 1 puana indirecek belki farkı...
Daha da oynanacak 12 hafta kalacak...
Evet, Fenerbahçe’nin şansı zayıflamış olabilir ama Galatasaray bu hafta kazanırsa hâlâ şampiyonluğun en güçlü adayı...
Tabi Igor Tudor ve takım inanırsa...

 

Yazının devamı...

İyiliği yayan kadınlar

18 Şubat 2017



Önceki gün de CVK Bosphorus Hotel’de düzenlendi konferans...
Bizim bölümümüzde İyiliği Yayan Kadınlar’ı konuştuk...
Avon Türkiye, Kuzey Afrika ve Ortadoğu İletişim Direktörü Hande Orhan’ın dışında, iki blogger konuğum oldu sahnede; Üşengeç Şef Dilek Yeğinsu ile Hassas Anne Ece Kumkale...
Sosyal medyayı sadece yeme içme, eğlenme anlarımızın paylaşımları olarak görüyoruz ya çoğu zaman...
Aslında hiç de öyle değil...
Sosyal medyada sadece eğlenceli anların değil sosyal sorumlulukların da nasıl çığ gibi büyüdüğünü, iyiliklerin nasıl dalga dalga yayılabildiğini örnekleriyle konuştuk...
Dilek Yeğinsu yaşadığı meme kanserinden sonra insanlara nasıl pozitif duygular aşıladığını...
Üç çocuk annesi Ece Kumkale yarım milyonu aşan takipçileriyle çocuklara yönelik nasıl yardım kampanyaları düzenlediğini anlattı.
Hande Orhan da Avon olarak 21 yıldır meme kanserine karşı yürüttükleri kampanyaları ve kurumların sosyal sorumluluk konusunda neler yapabileceğini paylaştı bizimle...
Şu günlerde en çok ihtiyacımız olan şey iyi kadınlar ve iyi erkekler...
O nedenle iyiliği yayan bu üç güzel kadına bir kez de buradan teşekkür ediyorum...
Bir teşekkür de Avon ve bizim Hürriyet ekibine; çok yararlı bir konferansa imza attıkları için...

Sen yaparsın!

Güçlü Kadınlar Konferansı’nda en çok hoşuma giden şey, kadınların konuşmalara büyük ilgi göstermesi, Avon’un Facebook sayfasından yapılan canlı yayını da binlerce kişinin izlemesiydi...
Kadın sorunları giderek daha yüksek sesle konuşulup, kadınların hayatın her alanında daha çok olması gerektiği anlatılıyor son yıllarda...
Konferans da bu yüzden önemliydi.
Geleceği güçlü kadınların şekillendireceğine tüm kalbimle inanıyorum.
Bu yüzden kızıma da her konuda hep aynı şeyi söylüyorum ben:
Sen yaparsın, sen başarırsın...
Sen yapamazsın, sen kızsın lafı bugüne kadar ağzımdan çıkmış değil.
Bu yüzden konferansın manifestosunda yer alan “Şimdi hem kendimizi hem birbirimizi ‘Yapabilirsin’ diyerek yüreklendirme zamanı” cümlesini çok sevdim...

Mirkelam’a sevgi...

Mirkelam hayatımıza çok güzel şarkılar katmış bir müzisyen ama adına saygı albümü yapılacak kadar uzun bir kariyeri yok...
Bu yüzden kendisi de zaten, “Bu bir saygı değil, sevgi albümü” diyor...
Son yıllarda hatırladığımız bir Mirkelam şarkısı da yok üstelik, 2-3 yıl önce çıkardığı Denizin Arka Yüzü albümünden bir şarkısını hatırlayan var mı?
Kendisi de bu albümden bir şarkı almamış zaten, hep eski unutulmaz şarkılarını söyletmiş şarkıcı dostlarına...
Mirkelam Şarkıları albümünde;
Her Gece’yi Gülşen, Tavla’yı Kenan Doğulu, Asuman’ı Nil Karaibrahimgil, Hatıralar’ı Teoman, Unutulmaz’ı Göksel, Terle’yi Bedük, Laubali’yi Mabel Matiz söyleyecek...
Şimdilik sadece Gülşen’in Her Gece yorumunu dinleyebildik, beni heyecanlandırmadı...
Orhan Gencebay’a, Aysel Gürel’e, Kayahan’a saygı albümleri yapılmasını anlarım da, Mirkelam’la 90’lı yılların popçularına bu kapı açılırsa yandık...
Demet’e sevgi, Hande’ye sevgi, Teoman’a sevgi, Serdar’a sevgi, sonu gelmez bu işin...

Kelebek farkı tam da bu işte

Tolgahan Sayışman’ın düğün haberlerinde, düğünün yapıldığı yerin Pretty Woman’ın çekildiği otel olduğu detayını magazin basınının atladığını yazmıştım... Meğer 15 gün önce Sabah’çılar yapmış bu haberi...
Benim gibi bu haberi görmemiş olanlardan, 15 gün sonraki düğün haberinde bu detayı hatırlamamızı bekliyor Mevlüt Tezel...
Ben gerçekten görmemiştim, 15 gün önce yapmışsınız güzel de düğün haberinde de bir satır hatırlatsanıza...
Bunu yapsanız, 15 gün önce benim gibi atlayanlara da haberi detaylı vermiş olurdunuz, değil mi?
İşin ilginci Pretty Woman detayı Kelebek’te de yoktu.
Diğer tüm gazetelerden farklı olarak Kelebek, Mahsun Kırmızıgül’ün de aynı otelde evlendiğini yazdığı için “Kelebek farkı” dedim ben...
Yoksa kimsenin emeğini çalmışlığımız, haberini görmezden gelmişliğimiz falan yok...
Yıllarca bizimle birlikte çalıştın, Selim Abi’ni de beni de iyi tanırsın, bu konularda ne kadar hassas olduğumuzu, Kelebek farkının tam da bu hakkaniyet olduğunu çok iyi bilirsin Mevlüt...
İnanmadığın şeyler yazma...

Yarın

Deniz Seki’nin nişanlısı Faruk Salman ilk kez anlatıyor...
◊ Cezaevinde neden evlenmediler?
◊ Deniz’e Sevgililer Günü mesajı ne oldu?
◊ 25 yıl unutulmayan aşkları nasıl alevlendi?
◊ Geceleri cezaevi kapısına neden gidiyor?
◊ Deniz’i anlatırken neden gözyaşlarını tutamadı?
◊ 6 ay kaçtıkları dönemde neler yaşadılar?

 

Yazının devamı...

Şık bir ödül töreni...

17 Şubat 2017

Sahne iyiydi, katılanlar şıktı, ünlüsü boldu, tören süresi kısaydı, dolayısıyla 10 üzerinden 9 bir geceydi...
1 puanı neden kırdığımı sadece Erman Abi’ye (Yerdelen) söyleyeceğim...
Organizasyonu yapanlar kadar, ödül alanlar da, davetliler de, ödül almayıp gelenler de çok özenliydi...
GQ, 5’inci yılda bu konuda çok iyi yol katetti, emeği geçen herkesi kutluyorum...

Cem Yılmaz’ın hiç görmediğimiz hali

Cem Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan, Avustralya’ya Russell Crowe’la film çekmeye gittikleri zaman; “İkili aynı otelde kalıyor, setten arta kalan zamanlarda kim bilir ne projeler üretiyorlardır orada” diye yazmıştım.
Yanılmışım!
Sabah 07.00’de kalkıyorlarmış, adamlar sette çok disiplinli oldukları için.
Cem’i kimse kaldıramıyormuş ama...
Kapısına dayanıp her sabah uyandırmayı başaran tek kişi Yılmaz Erdoğan’mış...
Her sabah üzerinde sadece bir donla, elinde cep telefonu ve cüzdanla kapıyı açıp, “Hazırım, hadi gidelim” diyormuş Cem...
Yılmaz Erdoğan sahnede bu Avustralya anısını anlatınca, salondaki herkes kahkaha attı...
Hepimizin gözünün önüne Cem Yılmaz’ın o hali geldi çünkü...

Törene gelmedi ama Rolex’i konuşuldu

GQ gecesinde ödülünü almaya gelemeyen tek isim Mert Alaş’tı...
O da ödülü alması için Çağatay Ulusoy’u gönderdi zaten, daha ne olsun...
Madonna’dan Lady Gaga’ya pek çok ünlüyü fotoğraflayan Mert Alaş, bir teşekkür videosuyla katıldı geceye...
“New York’ta çalışıyorum, o yüzden gelemedim. Herkese teşekkür ederim” dediği videodaki detayı gözden kaçırmayan isim Cem Yılmaz’dı tabii...
Fırladığı gibi sahneye; Mert Alaş’ın videoda elini saçına götürdüğü anda kadraja giren Rolex’ini diline doladı...
“Bakın Rolex’im var, bunu nasıl gösterebilirim, tabii ki saçımı düzeltme numarasıyla” diyerek uzun süre makarasını yaptı Mert Alaş’ın...
Kendisiyle hiç tanışmadığını ama kıymetli bir sanatçı olduğunu ekleyerek...

Kıvanç-Başak

Tören sonrası çıkışta Kıvanç Tatlıtuğ ve Başak Dizer’le karşılaştım, her ne kadar gece boyu herkesin ilgisi Kıvanç’taysa da itiraf edeyim Başak’ı çok daha fazla beğendim ben...
Beyaz elbisesiyle gecenin en güzel üç kadınından biriydi.
Ben bu çifti çok beğeniyorum, ayaküstü lafladık ve tahmininizin aksine Kıvanç’ın dizisini değil, Başak’ın Hürriyet Pazar’daki yazılarını konuştuk.
Takip edin, pazar günleri güzel tavsiyeleri var Başak’ın...

Gecenin en güzel üç kadını

Ben Türkiye’de katılan bütün erkeklerin şık, bütün kadınların güzel olduğu başka bir ödül törenine rastlamadım.
GQ, 5’inci yılında bunu başardı.
Gelenlerin yüzde 90’ı çok özen göstermişti, vallahi tebrikler...
Peki gecenin en güzel üç kadını hangisiydi?
Tartışmasız Beren’i 1’inci sıraya koyarak hemen listeliyorum:
1- Beren Saat
2- Başak Dizer
3- Cansu Dere

Taner Ceylan’ı takip edin

GQ gecesinde, o kadar ünlünün içinde fotoğraf çektirmek istediğim bir tek kim vardı biliyor musunuz...
Hayır, hayır ne Kıvanç, ne Cem, ne Wesley, ne de bir başkası.
Gecede “Yılın sanat ödülü”nü alan ressam Taner Ceylan’la fotoğraf çektirmek istedim...
Üniversite yıllarından arkadaşım Taner’in uluslararası başarılarını ve dünyada en popüler çağdaş Türk ressamı olmasını gıptayla izliyorum...
2-3 yıl önce bir sergide karşılaşmıştık en son, GQ gecesinde sahnede ödül alırken görünce en çok alkışladığım isim oldu.
Ödülü vermeden önce sahnede anlattı Cem Yılmaz, meğer o da sosyal medyada takip ediyormuş Taner’i...
Ceylan, klasik tablolarla ilgili o kadar güzel bilgiler paylaşmaya başladı ki son zamanlarda...
“Karanlığa şekil verem ressam” gibi ışık-gölge oyunlarını anlatıyor kimi zaman, kimi zaman klasik bir tabloyla ilgili nefis detaylar veriyor.
Ustasından bedava resim sanatı dersi yani...
Son birkaç aydır bu paylaşımlarını daha da artırdı Taner Ceylan...
Biraz sanata, biraz resme ilginiz varsa mutlaka Taner Ceylan’ı sosyal medyada takip edin, bayılacaksınız paylaştığı tablo ve bilgilere...
O akşam görsem bunu kendisine söyleyecektim ama kalabalıkta bulup fotoğraf çektiremeyince buradan yazdım...

Volkswagen Arena

Maslak Uniq’teki Volkswagen Arena’da bugüne kadar konser izledim, çocuk şovları izledim, ayakta ve oturarak gösteriler seyrettim...
Basketbol mücadelelerini biliyorum...
Ama ilk kez bir ödül törenine tanık oldum burada...
Önceki akşam yapılan GQ’nun ödül töreni için mekan daraltılmış, 360 derece bir salon hazırlanmış ve ortadaki sahnenin üç yanına seyirciler yerleştirilmişti.
Arkadaki sahne ise Athena konseri için hazırlanmıştı...
Her şey salonun ortasında bulunan ve üç tarafı seyirciyle dolu bu yuvarlak sahnede gerçekleşti...
Sahnenin tek kötü yanı basamakların çok yüksek olmasıydı.
Galiba bir tek İbrahim Kutluay düşünülerek hazırlanmıştı sahne çünkü hem sporcu hem uzun boylu olduğu için bir tek o zorlanmadı çıkıp inerken.
Geri kalan herkes zor tırmandı sahneye.
Ama Volkswagen Arena’nın bu tür ödül geceleri için de mükemmel bir yer olduğunu öğrenmiş olduk...

<script type="text/javascript" src="//cdn.playbuzz.com/widget/feed.js"></script>

<div class="pb_feed" data-embed-by="582ba9a2-0a20-4cf8-9b94-e782a1290b6a" data-item="0a417cdf-228f-46e3-8cdc-57b474093d1c" ></div> 

Yazının devamı...