"Cengiz Semercioğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Cengiz Semercioğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Cengiz Semercioğlu

Cengiz Semercioğlu

İstanbul da aynı, Paris ve Londra da

28 Mart 2017


Aralık ayında Vodafone Arena’nın yanında yaşanan terör saldırısı...
Onun üzerine Avrupa maçları da dahil kaç maç oynandı Vodafone Arena’da...
Ayrıca şunu anlayın artık; terörün İstanbul’u Berlin’i, Londra’sı, Paris’i yok!
Her yer terörün hedefi.
Daha geçen hafta Londra’nın göbeğindeki saldırıda Fransız öğrenci grubu teröristin aracının altında kaldı.
Fransızlar şimdi “Londra’ya gitmeyin” mi diyecek?
Paris’te yaşanan katliamlar, Cannes’daki kamyon terörü bütün insanlığın hafızasında çok taze daha...
Bu yüzden İstanbul neyse, Paris, Londra da aynı artık...
Terörün hedefi bütün büyük şehirler.
Mesela ben havalar biraz daha ısınsın, çocukları alıp Paris’e Disneyland’e gitmeyi planlıyorum, açık söyleyeyim çekiniyorum.
Disneyland gibi bir yerin terörün açık hedefi olabileceğinden korkuyorum.
Eşim Berna, “Deli misin, çocuklarla birlikte Paris’e mi gidilir” diyor. “Hele Disneyland asla!” diye rest çekiyor.
Buyurun şimdi, Paris ne kadar güvenli?
Lyon yönetiminin yaptığı gibi biz de “Fransa’ya gitmeyin” çağrıları mı yapalım?
Trump, “Terör saldırıları sonrası Paris artık eski Paris değil” deyince nasıl ayağa kalkmış, tepki göstermiştiniz...
Ama adam haklı, Paris eski Paris değil... İstanbul da eski İstanbul değil... Londra, Berlin, New York da değil...
Çünkü dünya eski dünya değil!
Bu yüzden Batı, İstanbul’u diline dolayacağına terörün her türlüsüne karşı ortak bir akıl, tavır geliştirmek zorunda.

Kış saatini unutma

Avrupa yaz saatine geçti, akıllı telefonlar otomatik ileri aldı saatlerini.
Pazar günü söz konusu karmaşayı yaşayanlardan biri de bendim.
Avrupa’yla aramızdaki saat farkı yeniden 1’e inmiş oldu böylece.
Bu arada hava artık erken aydınlanmaya başladı, çocuklarımızı kör karanlıkta okullara göndermiyoruz.
En azından evden çıkarlarken gün ışımaya başlamış oluyor.
Giderek daha erken aydınlanacak hava, havalar da ısınacak, normalleşeceğiz.
Ve kış saatine geçmemenin yarattığı zorlukları kısa sürede unutacağız.
Ta ki eylüle kadar...
Ne zaman eylül gelecek, yaz saatinde kalma uygulaması devam edecek, yine sabahın köründe kalkıyoruz diye şikayetçi olacağız.
1 sene denedik bu işi, ekonomik olarak artısını görmedik, üstelik karda kışta, karanlıkta yollara düştü çocuklar.
Bu deneyimden sonra hâlâ ısrar edilecek mi?
Umarım geri adım atılır da, bu yıl kış saati uygulamasına geçeriz.

Ziynet görüntü...

Ben hiçbir ünlünün gittiği umreye, hacca laf söylemem, “Allah kabul etsin” derim...
“Rüzgara göre hareket ediyorsa da, reklam peşinde koşuyorsa da Allah’la onun arasındaki meseledir” derim.
Ama İpek Tanrıyar’ın umreden paylaştığı fotoğrafları görünce “O kadar da değil” dedim...
Allah kabul etsin, umreye gitmiş. Ama Kâbe’den paylaştığı fotoğraflarda üzerindeki elbise “Ben Burberry’yim” diye bağırıyor...
Usulüne uygun, her tarafı kapalı, saçı görünmeyecek şekilde giyinmiş ama elbisesi markanın alametifarikası olan desenden oluşuyor.
Fotoğrafta arkada Kâbe’nin etrafında onlarca kadın daha görünüyor, birinin elbisesi İpek’inki gibi değil.
Kusura bakma İpekçim de moda çekimine mi gidiyorsun, ibadete mi?

Veteriner hekimler neden kızdınız

“17 bin lira veteriner
parası olur mu?” diye bir yazı yazdım geçen hafta, veteriner hekimler ayaklandı.
İstanbul Veteriner Hekimler Odası da dahil olmak üzere bütün veterinerler “Bizden özür dile” diye sayısız mesaj attı, tepki gösterdi.
Ben kendilerine ‘veteriner’ denmesinden bu kadar rahatsız olduklarını bilmiyordum.
Neden ‘veteriner hekim’ demiyormuşum...
Ben bunu küçük görmek, aşağılamak için yapmadım ki. Ama madem öyle istiyorsunuz, düzeltiyorum; ‘veteriner hekim’ diyorum.
Bundan sonra da hep öyle kullanacağım.
İkinci itiraz noktaları da şu:
Biz o kadar eğitim alıyoruz, neden paraya endeksliyorsun konuyu, yaptığımız işi itibarsızlaştırıyorsun...
İşte burada durun.
Kimsenin mesleğini aşağılamam, hele veteriner hekimler gibi ağzı dili olmayan canlılara yardım eli uzatanları asla küçük görmem.
Ama bir köpeğe yapılan 17 bin liralık ameliyat, haberdir...
Ayrıca veteriner hekimler içinde 3 liralık ameliyatı 13 liraya yapan, 5 liralık ilaca 15 lira yazanlar yok mu?
Yolda bulunup getirilen sokak köpeğini ücretsiz tedavi etmek yerine 200-300 lira ücret isteyen yok mu?
Benim dikkat çektiğim mesele, bir köpeğin ameliyatının 17 bin lira gibi yüksek bir rakam olması.
Canan Karatay’ın 800 liralık muayene ücreti haber oluyor da, sizin 17 bin liralık ameliyatınız neden olmasın?

SMF’ler Antalya’da

İş ortağı olduğu markaları sosyal medya fenomenleriyle buluşturan Inflow Summits’in bir projesiymiş bu...
Dünyanın en ünlü sosyal medya fenomenleri, blogger’lar, vlogger’lar, Youtuber’lar, Instagrammer’lar (tüm bunlara ortak isim olarak; etkileyen, etki altına alan anlamında ‘influencer’ deniyor) önce İstanbul’a, sonra Antalya’ya geliyor.
Ben ‘influencer’ yerine Türkçe SMF (Sosyal Medya Fenomenleri) diyorum bunlara...
Dünyanın çeşitli ülkelerinden 60 kişilik SMF ekibi 18-19 Nisan’da İstanbul’da, 20-23 Nisan tarihleri arasında da Antalya’da olacak.
Özellikle turizm, seyahat paylaşımlarıyla dikkat çekenlerin yanı sıra, farklı alanlarda popüler olan SMF’ler de olacak bu grubun içinde.
60 kişilik bu ekip, paylaşımlarıyla dünya çapında toplam 66 milyon kişiye erişim sağlıyor...
Tam turizm sezonu öncesinde, tam İstanbul ve Antalya ilkbaharla güzelleşirken bu SMF’lerin gelmesi, bu şehirlerden yapacakları sosyal medya paylaşımları önemli ve etkili olacak.
THY ve TAV ana sponsoruymuş bu işin, tebrik ediyorum.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı ve TÜRSAB da destekçileri.
Son yıllarda büyük darbe yiyen turizmimizin sosyal medyada daha çok paylaşılmaya ve bu tür tanıtımlara
ihtiyacı var...
Bu tanıtımları bıkmadan, usanmadan, yıllara yayarak yaparsak ancak toparlayabiliriz biz bu turizm işini...

Yazının devamı...

Ronaldo da bekliyordu zaten!

24 Mart 2017

Ne yapsaydı Ayşe Hatun?

İddianın sahibi Lübnan’da ve Mısır’da çok popüler olan şarkıcı ve oyuncu Nicole Saba.
Gazeteler de aldı bu iddiayı haber yaptı.
Haberi okuyunca açtım söz konusu şarkıyı bir Ayşe Hatun’dan, bir de Nicole Saba’dan dinledim.
Vallahi birebir aynı.
Vallahi de çalıntı!
“Bu kadarı olamaz” deyip Ayşe Hatun’un albümüne baktım besteci olarak kimi yazmış diye. Ahmed Salah Hosny ismi yazıyor.Yanı şarkıyı sahibinden almış, yeniden düzenlemiş, bestecinin adını koyarak da albümünde yer vermiş.
Nicole Saba hanımefendinin yaptığı tek şey, aynı besteciden şarkıyı alıp daha önce söylemiş olması.
İyi de bu işin neresi çalıntı?
Hadi Nicole hanımcım oralardan yetişip bu iddiayı ortaya atıyor, peki bizim gazeteler ve internet siteleri Ayşe Hatun’un albümüne bakmaktan aciz mi?
Bu iddiayı alıp hiç araştırmadan haber yapıyorlar.
Ayıptır, insanların emeğine yazıktır. Bu arada Ayşe Hatun’un şarkısı da Nicole Saba’nınkinden güzel olmuş, onu da söyleyeyim.

Yani “Ronaldo’yla birlikte top koşturdum” desem yalandan karnım ağrımaz...

Buyurun belgeli, fotoğrafı da var.
Üste para versem yapabilir miyim bunu?
Dünyada herhangi bir gazete istese, bir yazarını Ronaldo’yla antrenmana çıkarabilir mi?
Elbette hayır!
Sponsorlar üzerinden olabilir ancak böyle şeyler.
Ben de o dönem Ronaldo’nun sponsorlarından biriyle Madrid’e giderek hayatım boyunca unutamayacağım bu olayı yaşamıştım.
Şimdi Ronaldo’yla röportaja giden gazeteciler eleştiriliyor.
Yayınım olmasa ben de koşarak gidecektim o röportaja, davetliydim.
Hangi gazeteciyi çağırsalar gider çünkü, buna Hıncal Uluç da dahil!
Üç soru sormuşlar, beş soru sormuşlar, birlikte röportaj yapmışlar, geçiniz...
Türk Telekom’un davetlisi oldukları da belli. Tüm Türkiye biliyor Ronaldo’nun Türk Telekom reklamında oynadığını.
Bu tür dünya starlarıyla sponsorlar olmadan bırakın röportaj yapmayı, yan yana bile gelemezsiniz.
Hele Türk basını için imkansız gibi bir şeydir bu.
Ne yapacağız? Sponsorlu gezi diyerek gitmesinler mi meslektaşlarımız?
Sadece dünya starlarıyla röportaj da değil, Oscar’dı, Emmy’ydi, Şampiyonlar Ligi finaliydi gibi dünya event’lerine de akredite olmak çok güçtür.
Çünkü bu büyük organizasyonlarda biletlerin, davetiyelerin çoğunu sponsorlar kapatırlar.
İbo’nun Urfa-Oxford üzerine müthiş sözüne göndermeyle bitirelim bu meseleyi; röportaj yapacak Ronaldo vardı da biz mi gitmedik!

Dilimizde tüy bitmişti

Zamanında çok yazdık;
◊ TRT’ye Samanyolu TV’den kendi adamlarını alıyorlar...
◊ Samanyolu Haber’den kadrolarını TRT’ye kaydırıyorlar...
◊ Kendi yapım şirketlerine iş veriyorlar, devlet televizyonunda kadrolaşıyorlar diye.
İşitmediğimiz hakaret, yemediğimiz küfür kalmamıştı.
Polis Akademisi’nin “Terör amaçlı kullanılan kamusal mal ve hizmetler” başlığıyla hazırladığı 66 sayfalık FETÖ raporunda TRT ile ilgili;
◊ Kurumda FETÖ bağlantılı 400 muhabire verilen teliflerin örgüte aktarıldığı...
◊ Terör mensuplarının TRT’ye sızdıkları...
◊ Kendilerinden olmayan yapım şirketlerini saf dışı bıraktıkları...
◊ İşleri örgütün güdümündeki şirketlere verdikleri...
◊ Çekilmemiş bölümleri bile fatura ettikleri...
◊ Ve tüm bunlardan FETÖ’nün, TRT üzerinden 300 milyon liralık vurgun yaptığı yer alıyor.
Zamanında bu konuda uyardığımız için çok dayak yemiştik. İşin ilginci ben bu rakamın çok daha yüksek olduğunu düşünüyorum.

Dondurma sezonu bitmez ki, açılsın

Bizim çocukluğumuzda vardı bu hurafe;
Kışın dondurma yenmez...
Hasta olursun, boğazların şişer... Zaten kışın dondurma satan bir yer de yoktu ki.
Tabii büyüdük, oraya buraya gidip gördük, dünyada kışın dondurma yenmez saçmalığının bir tek bize has bir durum olduğunu öğrendik.
Meğer bir Türk annesi genetiğiymiş bu!
Valla biz çocuklarımla karda kışta dondurma yiyoruz, Allah’a şükür hiçbir şey olduğu da yok.
Ne hasta oluyorlar, ne boğazları şişiyor.
Bazen kışın dışarıda dondurma yerken annelerin bize garip garip bakışını görüp gülüyorum.
Dün Bade İşçil’in oğluyla dondurma yerken çekilmiş fotoğrafının altında “Dondurma sezonunu açtılar” başlığını görünce bunları düşündüm.
Dondurma sezonu bitmez ki, açılsın arkadaşlar.
Not: Bu arada ben 40 yaşından sonra dondurmayı keşfetmiş biriyim.
Belki de küçüklüğümde “Boğazın şişer”le büyütüldüğümüzden dondurmayla aram yıllarca hiç olmadı.
Çocuklarımdan sonra mecburen dondurmacılara gide gele, dondurma yer oldum ben de...

 

Yazının devamı...

3. Havalimanı ve THY’ye bir büyük darbe girişimi

23 Mart 2017

 İstanbul’dan Amerika ve İngiltere’ye yapılacak uçuşlarda kabinde cep telefonu dışındaki elektronik tüm cihazların yasaklanması İstanbul ve THY’ye o kadar büyük bir darbe ki...
Tablet, dizüstü bilgisayar, kamera, DVD oynatıcı, oyun konsolu hepsi yasak.
10-12 saatlik uzun uçuşta ne yapacak yolcu?
Ne çocuğunun eline vakit geçirsin diye tablet verebilir...
Ne bilgisayarını açıp işini-gücünü bitirebilir...
Ne de Amerika uçuşlarında THY’nin sunduğu wi-fi
hizmetinden yararlanıp, yazı-çizi, mail işlerini falan yapabilir.
Bu durumda İstanbul’dan özellikle Amerika uzun uçuşuna gidecek bir yolcu THY mi tercih eder, yoksa yabancı bir havayolu şirketini mi?
Çok yazık, çok...
Yıllık 200 milyon yolcu kapasitesiyle, dünyanın en büyük ‘hub’larından biri olması planlanan üçüncü havalimanı öncesinde İstanbul’un önünü kesmek için atılmış büyük bir adımdır bu.
Oysa Atatürk Havalimanı hem ana girişte, hem serbest bölge öncesinde iki kez kontrolün yapıldığı, bilgisayarların çalıştırılarak güvenlik kontrolünden geçirildiği bir yer...
Dünyanın pek çok havalimanından daha sıkı güvenlik önlemi var.
Üstelik Amerika uçuşlarında uçağa binerken çok sıkı, üçüncü bir kontrol daha yapılıyor...
Patlayıcı yerleştirilmiş dizüstü bilgisayarla THY uçağına binebilen bir terörist, Lufthansa uçağına neden binemesin?
Bunun mantıklı bir izahı olamaz.
Pekala güvenlik daha da artırılarak, kabine girecek her elektronik cihaz daha sıkı taranarak bu işin üstesinden gelinebilirdi...
THY, Ulaştırma ve Dışişleri Bakanlığı bu yasağın bir an önce kalkması için yoğun bir çaba göstermeli...

17 bin lira veteriner parası olur mu?

Bir arkadaşım panik halinde aradı, “Köpeğim ölmek üzere” diyerek...
Televizyondan duymuş Seren Serengil’in köpeğinin de kalp hastası olduğunu, “Benim köpeğim de kalp hastası, hangi veterinere götürüyormuş köpeğini öğrenir misin?” diye ağlayarak konuşuyor kız...
“Dur sakin ol” dedim, Seren’den veterinerinin numarasını alıp verdim, apar topar köpeğini veterinere götürdü...
Sonrasını takip etmedim, ta ki geçen akşam kızı görünceye kadar...
“Nasıl oldu köpeğin?” dedim...
“Şimdi çok iyi” dedi...
Ölmek üzereymiş köpeği gerçekten. Tetkikler, ilaçlar demişler, bir dizi muayene demişler ve sonunda ameliyata karar vermişler.
Kız ne yapsın ölüm döşeğinde köpeği...
“Tamam” demiş...
Sonunda ameliyat olmuş, kurtulmuş köpeği...
Yüzünde gülücükler açıyordu arkadaşımın.
Ben de işe yaramanın verdiği mutlulukla saf saf 1-2 bin lira ödemişsindir herhalde deyiverdim...
Ne 1-2 bin lirası...
Tam 17 bin lira ödemiş tedavi ve ameliyat ücreti olarak.
Yazıyla on yedi bin lira...
Bir köpeğin ameliyatı 17 bin lira olur mu?
Yıllarca benim de köpeğim oldu, köpek sahiplerinin ölüm döşeğindeki köpeğini kurtarmak için 17 değil 27 bin lira olsa vereceklerinden eminim...
Belki veterinerler de bunu bildikleri için böyle uçuyorlar.
Tedavi detaylarını bilmiyorum ama ne olursa olsun bu kadarı da fazla değil mi?
17 bin lira, bir asgari ücretlinin 1 yıllık maaşı.

Carreras’ın repertuvarı

Yaşayan en ünlü tenor Jose Carreras’ı bu cumartesi (25 Mart) Ülker Arena’da dünya gözüyle izlediniz izlediniz...
Bir daha bulmanız çok zor çünkü...
Çünkü büyük tenor 70 yaşında ve veda turnesinde, tek bir konser için İstanbul’a geliyor...
Hıncal Uluç geçenlerde Jose Carreras’ın birkaç yıl önce Turgut Reis Marina Festivali’ne katıldığında, seyirciyle alay eder gibi bilinen hiçbir arya ve şarkısını söylemediğini yazdı...
“Bilet almadan önce repertuvarı mutlaka öğrenin” diye de uyardı...
Ben konsere gidecekler ve senin için öğrendim Hıncal Abi...
Jose, cumartesi akşamı son derece popüler ve önemli şarkılarını seslendirecek Ülker Arena’da.
Era de Maggio... Lu Cardillo... Song to the Moon... Je Te Veux bunlardan sadece birkaçı.
Gönül rahatlığıyla bilet alabilirsiniz...

Yazının devamı...

İzdivaç programları için yarın kader günü

22 Mart 2017


RTÜK, bütün kanalların genel müdürlerini yarın Ankara’ya çağırdı.
Hepsi toplanıp RTÜK’ün Ankara’daki binasında bu konuyu masaya yatıracak.
Elbette RTÜK ve kanal genel müdürlerinin tek gündemi izdivaç programları değil ama gündemdeki en sıcak konu bu...
Evlilik programları için ağırlaştırılmış cezaya geçen RTÜK, kanallara bu aydan itibaren aylık reklam gelirinin yüzde 1’i yerine yüzde 2’si oranında ceza kesmeye başlamıştı...
Kanun hükmünde kararname mi, cezaların daha ağırlaştırılması mı, ekrana ‘bu programda yaşananlar kurgudur’ ibaresinin eklenmesi mi, bütün öneriler konuşulacak...
Muhtemelen de bir tavsiye kararı gelecektir RTÜK’ten...
Pazartesi gününden itibaren izdivaç programları yayından kalkar ya da büyük değişiklik yaşanırsa şaşırmayın.

Kerem, Hulk gibi...

Sporun fazlası zarar mı uzmanlar bize bir şey söylemeli...
İşin özeti şu:
Spor yapanlar bir süre sonra vücutlarına aşık oluyor...
Aşık oldukça daha çok spor yapıyor...
Daha çok spor yaptıkça kendi vücutlarına daha çok aşık oluyorlar.
Bir kısır döngü...
Sonuç?
İşte Kerem Bürsin...



Tam 6 ay önce konuşmuştum Kerem’le, “Protein tozu değil alın teri” demişti kasları için...
Kaldı ki 6 ay önce vücudu bu seviyede değildi.
Bu süre içinde müthiş emek harcadığını, bu tür takviyeleri tercih etmediğini biliyorum.
6 ay boyunca çalışıp çabalayarak, spor salonundan çıkmayarak, şampiyon boksörlerden ders alarak bu noktaya geldi Kerem.
Bu fotoğrafı görünce “Sonunda Hulk gibi olmuş” dedim.
Hafiften yeşile boyasan tamam!
Eminim vücuduna emek veren her sporcu gibi Kerem de kaslarına aşıktır...
Kaslarına aşık oldukça da spor salonunda daha çok zaman geçiyordur...
İyi de nereye kadar sevgili Kerem?
Bu kadar kas bir oyuncu için fazla değil mi?

Sadece alkış bekler...

Demet Akalın’ın Bostancı Gösteri Merkezi’nde konser öncesi kameralar karşısına geçtiği kıyafetini beğenmedim.
Sarı-pembe pelüşlü kıyafeti olmamıştı.
Pelerini atınca sarı tulumuyla sahnede daha iyiydi ama kıyafetin ilk hali göz tırmalıyordu...
Bunu söyledim ben...
Ama bunun yanında bu yıl Bostancı’da 4’üncü konserini verdiğini, salonun yine tıklım tıklım olmasının büyük başarı olduğunu...
Aleyna Tilki’yle Cem Belevi’yi konuk almasının ne kadar doğru olduğunu da söyledim...
Ama yok, o yine duymak istediğini duymuş...
Sosyal medyadan, “Bir sene içinde kaçıncı konser, kaç bin kişi gelmiş! Prada’nın en son defile kreasyonunu bilme! Gel benim kıyafetime takıl” diye çemkirmiş bana.
Zahmet edip söylediklerimi dinlese, bu söylediğinden utanır zaten...
Böyledir sanatçı takımı, sadece alkışlanmayı beklerler...

Hoşça kal Tayfun demek de zormuş

En son 2011 Van Depremi’nde Tayfun Talipoğlu ve Okan Bayülgen’le uçağa atlayıp gitmiştik Van’a...
Depremden 15 gün sonra olan bayramı Van’da depremzedelerle birlikte yaşamak için...
Tayfun Talipoğlu’nu 1990’lı yılların başından beri yakın tanırım, TV eleştirmenliği yaptığım dönemde hakkında kim bilir kaç yazı yazdım...
Ses tonuyla, şiirleriyle, şarkılarıyla, Anadolu’yu karış karış gezdiği programıyla hepimizin Bam Teli’ne dokunmuştu...
Van depreminde bir kez daha görmüştüm ki, halka dokunan insanları halk asla unutmuyor...
Okan Bayülgen gruptaki herkesten popüler olmasına rağmen Van’da içimizde en büyük ilgiyi gören Tayfun Talipoğlu’ydu...
Kim bilir kaç kez düşmüştü yolu Van’a...
Kim bilir hangi sokaklarında, köylerinde kimlere mikrofon uzatmıştı derdini dinlemek için.
Deprem acısıyla yıkılmış Vanlılar, gördükleri yerde “Tayfun Abi” diyerek başlıyorlardı anlatmaya dertlerini, eksiklerini...
Yıkılmış evlerin, yok olmuş sokakların arasından geçerek, çocuklara bayram hediyesi götürerek iki gün yaşamıştık Van’da... İnsanımızın hikayesini yüreğinde hisseden, yıllarca da programlarında anlatan bir isimdi...
O seyahatte ne kadar iyi kalpli olduğunu, halkın nabzını ne kadar iyi tuttuğunu bir kez daha anlamıştım...
Eğlenceliydi, yaşam doluydu...
Daha 55 yaşındaydı, çok erken yaşta aramızdan ayrıldı sevgili arkadaşımız, meslektaşımız...
Allah rahmet eylesin...
“Hoşça kal Tayfun” demek de zormuş be...

Yazının devamı...

Sayın bakan lütfen bu davaya müdahil olunuz

21 Mart 2017

 Gelişmiş ülkeler 10-12 yaşından küçük çocukların evde yalnız bırakılmasını kesin kurallarla yasaklıyor.
Çocuğun hayatı tehlikeye atıldığı için çok ciddi bir suç bu...
Bizde ise anne-babalar ufacık çocuklarının üzerine kapıyı kilitleyerek dışarı çıkıyor.
Sorumsuz anne-babaya bakar mısınız;
2, 3 ve 5 yaşındaki üç kardeşi evde yalnız bırakmışlar, dışarı çıkmasınlar diye üzerlerine kapıyı kilitlemişler. Çok iyi ana-babalar ya, üşümesinler diye bir de sobayı yakmışlar evde!
Yangın çıktı, ufacık çocuklar cayır cayır yanarak hayatlarını kaybettiler.
Evin bir köşesinde birbirlerine sarılmış halde kömürleşmiş cesetleri bulundu.
Cinayet değil de nedir bu?
Sayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, lütfen bakanlık olarak bu davaya müdahil olunuz...
Çocukların göz göre göre ölüme gönderilmesi karşısında sesinizi yükseltiniz...
Çocuğunu evde yalnız bırakan ebeveynler yüzünden Türkiye’de her yıl onlarca çocuk hayatını kaybediyor.
Bu konuda ciddi ve ağırlaştırılmış bir düzenlemeye ihtiyaç var.
Çocuklar öldükten sonra ceza vermek çözüm değil, onlar ölmeden önce ebeveynleri bilinçlendirmek ve bu konuda caydırıcı olmak gerek.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bu konuda kampanyalar düzenlemeli, cezaları ağırlaştıracak yaptırımları gündemine almalı ve çocuk ölümlerinin önüne geçmelidir.
Yoksa o birbirlerine sarılmış kardeşlerin günahı hepimizin boynunadır...

Taşın artık Trilye!

Geçen hafta Ahmet Hakan’ın köşesinde, Ankara’nın meşhur balıkçısı Trilye’nin İstanbul’a taşınacağı haberini okudum. Ben o işten vazgeçtiler sanıyordum artık.
Çünkü aynı yazıyı üç yıl kadar önce ben yazmıştım.
Sonra internete girdim, Trilye’nin İstanbul’a taşınacağı haberlerinden geçilmiyor.
Trilye’nin lezzetlerinden çok İstanbul’a taşınacağı konuşulur oldu son 2-3 yıldır...
Taşınsa da şu yılan hikayesinden kurtulsak artık, Trilye’nin lezzetlerini konuşmaya başlasak yeniden...

Nedir bu savaş merakı

Posta’nın dünkü manşeti çok önemli bir konuyu gündeme taşımıştı;
ilköğretim okullarında ‘temsil’ adı altında yapılan gösterileri...
Bu oyunları ne denetleyen var, ne çocukların üzerinde nasıl bir etki yapacağını irdeleyen...
Bağcılar’daki Vali Cahit Bayar İlkokulu da, 18 Mart Çanakkale Zaferi’yle ilgili çocukların oynadığı bir temsil hazırlamış.
7-8 yaşındaki öğrenciler asker kıyafeti giymiş, savaşıyor.
Çocukların bazıları temsili olarak şehit düşüyor.
Sahnede tabutlar... Üzerinde çocukların fotoğrafı...
Bu nasıl oyun arkadaşlar? Ufacık çocukların psikolojisinin bozulacağını söyleyen bir tane eğitimci yok mu koca okulda?
Çiçek, böcek, hayvan, doğa, insan sevgisi aşılayan oyunlar oynatsanıza çocuklara...
Nedir bu şiddet, savaş merakınız?
Posta’nın dediği gibi eğitim ölmüş, ağlayanımız yok...

Geç kaldı ama yine de iyi

Beşiktaş-Üsküdar arası motorla 3.5 dakikaya inecekmiş.
Bu hattın yıllardır işletmesini yapan Dentur, 14 yeni gemi inşa edileceğini, yeni nesil gemilerin hem daha hızlı hem de daha çevreci olduğunu açıkladı. İlk gemi önümüzdeki günlerde sefere başlayacakmış, 4 yıl içinde de sayı 14’e tamamlanacakmış.
Bu yatırımı çok daha önceden yapmalıydı Dentur.
Avrasya Tüneli, Marmaray açılıp iki yaka arasında geçişler bu kadar çeşitlenmeden önce olmalıydı bunlar...
Hele hele Kabataş-Üsküdar arasında denizaltından yürüyüş yolu yapıldığında Dentur’un işi daha da zorlaşacak.
Geç kalsa da çok doğru bir yatırım bu, eski model gemilerle yeni tünel yatırımlarıyla baş edemezlerdi zaten...
Bu hattı özellikle yazın kullanan biri olarak 3.5 dakikada motorla karşıya geçmek yeniden cazip kılabilir gözümde motor taşımacılığını...

O beni hâlâ...

Esra Erol’a samimi bir eleştiride bulundum, o işi hemen kişiselleştirdi.
Benim hakkımda bin yıldır söylenen “Hem Hürriyet’te yazıp hem başka kanallara nasıl program yapıyor?” sorusunu bir kez de o sordu.
Ben anlatmaktan bıktım ama madem merak etti, Esra eski dostumdur, ona yanıt vereyim;
◊ Benim bir yapım şirketim yok. Olamaz da ama kardeşimin var. Ben yapımcılık yapmıyorum, kardeşim Cem yapıyor. Yeni değil, yıllardır üstelik...
◊ Yıllarca TV’lerin haber merkezlerinde, program departmanlarında çalıştım, mütevazılık yapmayacağım program yapımını iyi bilirim. İzin verin de kardeşime yaptığı işlerle ilgili bir-iki fikir vereyim ha?
◊ Habertürk’ten başlayarak 15 yıla yakın bir zamandır neredeyse kesintisiz ekranlarda program sundum, hepsi de gazetemin bilgisi dahilinde. Köşe yazarlığı yapıp TV’de program sunmak suç da benim mi haberim yok?
Not: Bu arada Esra Erol’a popüler kültür üzerine kalem oynattığımı sakın söylemeyin, o beni hâlâ TV eleştirmeni sanıyor...

Yazının devamı...

KHK ile program yasaklanmamalı

19 Mart 2017

Başta Ali Eyüboğlu olmak üzere kalabalık bir koro “Okuduğunu anlamıyorsun” diyor bana.    
Oysa Ali’nin yazdığı da çok açık; “Atılacak tek adım bu” diyor KHK ile program yasaklanması için.
Destekliyor yani bunu...
Aksini düşünüyorsa oturur yazar, KHK ile evlilik programlarının yasaklanmasına açıkça itiraz eder.
Benim dediğim açık; Bugün evlilik programlarının yasaklanmasına alkış tutarsanız, yarın öbür gün KHK ile dizi yasaklanmasının da önünü açmış olursunuz.
Ne diyor Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş; “Bu programlar örfümüze, geleneğimize, inançlarımıza, Türk aile yapısına, Anadolu topraklarının kültürüne uygun olmayan şeylerdir.”
Yarın öbür gün bu cümle çok rahat ‘beğenmediğiniz’ bir dizi için de kurulamaz mı?
“Ecdadımızı kötülüyor” diyerek zamanında protesto edilen “Muhteşem Yüzyıl” bugün yayınlanıyor olsa belki de KHK ile yasaklanacaktı, düşünsenize...
“Aşk-ı Memnu”, “Türk aile yapısına uymuyor” denilerek KHK ile bitirilecekti...
Televizyon yayıncılığında kuralları belirleyen kurumun adresi bellidir; RTÜK.
RTÜK’ün de yayına çıkmadan programları denetleme yetkisi yoktur.
Yayınlanmış programları denetleyerek, ihlal varsa ceza yazar.
Geçen ay yazdım; RTÜK kanalıyla evlilik programlarını bitirecek tek şey para cezalarıdır.
Ağır para cezaları kesilirse, kanallar “Astarı yüzünden pahalıya geliyor” diyerek vazgeçerler ancak bu programlardan...

Evlilik programlarına ‘ağırlaştırılmış’ ceza

Benim geçen ay yazdığım şeyi önceki gün RTÜK hayata geçirdi, evlilik programları için kanallara ‘ağırlaştırılmış’ ceza kesti.
Daha önceki ceza, kanalların aylık reklam gelirinin yüzde 1’i şeklinde uygulanıyordu.
Önceki gün evlilik programları yüzünden 6 kanala kestiği cezada RTÜK bu oranı yüzde 1’den yüzde 2’ye çıkardı.
Bu yüzde 100 zam demek ve çok ağır bir ceza.
Şubat ayında reklam geliri 30 milyon lira olan bir kanalın 600 bin lira ceza ödemesi demek bu...
Kanal bu cezayla evlilik programından elde ettiği gelirin 600 bin lirasından oldu.
Yıl içinde böyle 6-7 ceza daha yerse zaten kanalın o programı sürdürebilmesine
imkan yok.
Çünkü RTÜK’e ödeyeceği ‘ağırlaştırılmış’ ceza da izdivacın gider kalemine yazılacak ve program eksiye düşecek.
Ben mayıs-haziran gibi böyle ağırlaştırılmış bir-iki ceza daha bekliyorum kanallara...
Böylece bu sezon izdivaçlardan zarar etmiş olacaklar.
Yeni yayın döneminde bu formatları akıllarından bile geçiremeyecek duruma gelecekler.
Kanallar eksiye düştükleri hiçbir programı devam ettirmezler.

Yapma Esra...

Esra Erol, benim sevdiğim ve programlarına verdiği emeği her zaman alkışladığım bir arkadaşım.
Ama her seferinde yaptığı “Ben bu programı bırakacağım. Ben bu çamurun içinde yer almam” türünden açıklamaları inandırıcılığını kaybetti artık.
Fox TV’de olduğu yıllardan beri evlilik programı sunmayacağını söylüyor, hatta o dönemde ufak çaplı bir değişikliğe bile gitmişti.
Ama baktı olmuyor, yeniden ‘hard core’ izdivaca döndü, hatta üzerine bir de atv’ye transfer oldu.
İstemiyorsan yapma sevgili Esra...
Kimse silah zoruyla sana bu programı yaptırmıyor.
Bu tartışmalar yeni değil ki. Bu kadar nefret ettiysen işten, keşke sezon başında sözleşmeni uzatmasaydın, “Ben bu işi yapmak istemiyorum” deseydin.
Günlük
80-100 bin lira para kazanıyorsunuz, sonra kalkıp yok “Bu işi yapmayacağım”, yok “Çamurla yaşayamam” falan diyorsunuz...
Lütfen yapma Esra... Ya işi bırak ya sessiz kal...

Finale 360 dakika

İtiraf edin, maç 2-1’ken ve Beşiktaş 10 kişiyken, “Eyvah yine mi bir Beşiktaş kabusu yaşayacağız” diye herkesin yüreği ağzındaydı...
Neyse ki maçı 3-1’e getirdi de taraftarını rahatlattı Beşiktaş.
4-1’le de Olympiakos’u eleyip turu geçmeyi başardı.
Olmaz olmaz demeyin...
Final için 360 dakika var sadece.
Bu turu da geçerse yarı final oynayacak Beşiktaş. Sonrası Stockholm zaten...
Tebrikler Beşiktaş, tebrikler Şenol Güneş...

YARIN: İki kız bir anne

Bugün köşeyi evlilik programlarına ayırdık ama söz yarın daha güzel konulardan bahsedeceğim:
Derya Baykal ile kızları Ferhan Şensoy ve Derya Şensoy’dan...
Geçtiğimiz gün anne ve kızlarıyla bir kafede oturup uzun uzun sohbet ettik...
◊ Kızlarının magazin haberlerine nasıl bakıyor?
◊ Ferhan Şensoy’la yeniden aynı oyunda yer alır mı?
◊ Yeniden evlenmeye kalksa kızları ne der?
◊ Derya ve Ferhan iyi anlaşıyor mu, yoksa sık mı kavga ediyorlar?
Her şeyi konuştuk...
Ben bu aileyi daha yakından tanımaktan keyif aldım, yarın okuyun siz de alacaksınız...

Yazının devamı...

Kadın-erkek üzerine yazılmış en komik iş

16 Mart 2017

Demet Akbağ ve Yılmaz Erdoğan’ın 10 yıl önce kapalı gişe oynayan bu oyununu hâlâ zaman zaman DVD’ye takıp izlerim.
Tavsiye de ederim, zamana yenik düşmeyen müthiş komik, müthiş eğlenceli bir oyundur...
Şimdi o oyun sinema filmi olarak karşımızda: “Tatlım Tatlım”...
Sahnede Demet ve Yılmaz’ın canlandırdığı çifti beyazperdede 4 ayrı çift olarak 8 oyuncu canlandırıyor.
“Haybeden Gerçeküstü Aşk”ın büyük bir hayranı olarak nasıl bir sonuç çıktığını çok merak ediyorum.
Bu filmi çekeceğini ilk duyduğumda Yılmaz’a da söylemiştim “Ne olur metniyle fazla oynama” diye...
Tabii günümüzde kadın-erkek ilişkisi üzerinde sosyal medyanın etkisi gibi faktörleri katmıştır mutlaka.
Oyunun gücünün yarısını sinemaya taşısa bile yılın en komik filmlerinden biri olur bu...
Fazlasını taşırsa oyun gibi film de fenomen olur zaten...
Keşke çiftlerden birinde Yılmaz’la Demet’i de izleseydik yine, ne gülerdik ama...

Düğün daveti mi tur şirketi mi?

Yıllar önce Atina’da bir düğüne gitmiştim, otelle konsolosluk arasındaki otobüs transferi için davetlilerden 5-10 euro ücret istenmesine çok şaşırmıştım...
Meğer o bir şey değilmiş...
Gamze Karaman-Nedim Keçeli çifti, Venedik’te yapacakları düğüne geleceklere davetiyeyle birlikte oda fiyatı da göndermişler...
Bahçe manzaralı odada kalırsanız 1826 euro, göl manzaralı odada kalırsanız 2000 euro...
Uçak masrafları da cabası...
Diplomatik bir dille, “Düğüne gelen herkes masraflarını kendi karşılayacak” dense onu da anlarım...
Ama tur şirketi gibi fiyat listesi geçmek, bu otel olmazsa yakındaki otelleri listelemek çok şık olmamış doğrusu...
Booking.com gibi çalışmışsın sevgili Gamze...

4 kadın, 1 erkek, 2 çocuk

Oryantal Asena, 3 yıldır Düsseldorf’ta Hasan Dere adlı bir işletmeciyle beraber...
İşletmecinin 5 yıllık sevgilisi, o mekanda şarkıcılık yapan Deniz Gençay, “Biz evlenecektik, Asena sevgilimi elimden aldı” diyor...
İşin ilginç yanı, bu arada adam bir Alman’la evli, 12 yaşında da bir çocuğu var...
Durun daha bitmedi...
Asena’yla Deniz Hanım, evli bir adam için kavga ederken, işletmeci beyefendinin 4 yıldır birlikte olduğu başka bir kadından da çocuk sahibi olduğu ortaya çıkıyor...
Ortada 4 kadın, 1 adam, 2 çocuk var...
Ağzım açık dinledim bu hikayeyi...
Hani oturup şunu dizi olarak çeksen, “Amma da abartmış” der millet.
Ama gerçek... Ve kadınlar kavga etmeye devam ediyor.
Pes vallahi...

Nasıl ve ne yaşıyorsak ekran bize onu anlatıyor

Yıllardır söylediğim şey, bir ülke nasılsa televizyonu da öyledir.
Çünkü televizyonlar toplumun aynasıdır, o toplumda ne yaşanıyorsa TV’sinde de benzer şeyleri görürsünüz...
Mesela “Dağ 2”nin 3.5 milyon seyirciyi aşan büyük bir gişe başarısına ulaşması tesadüf mü?
Tamam iyi çekilmesi falan bir kenara da, IŞİD’e karşı savaşmaya giden özel kuvvetleri anlatan hikayenin gişeye etkisini kim yadsıyabilir?
“Dağ 2”nin bu başarısından sonra benzer hikayeler televizyona taşınıyor...
Üç askeri dizi, üç farklı kanalda önümüzdeki günlerde seyirciyle buluşacak...
Kanal D’de paralel yapıya karşı mücadele eden “İsimsizler”...
Star’da 12 Özel Kuvvetler Timi’nin mücadelesini anlatan “Söz”...
Fox TV’de Bordo Bereliler’e ait bir timin hikayesini anlatan “Savaşçı”...
Şimdi hangi ülkede bu kadar askeri dizi peş peşe ekrana gelir?
Suriye’de ve Güneydoğu’da operasyonlar sürerken, terörle mücadele devam ederken, her gün yeni bir olaya uyanırken, bizim televizyonların akışının nasıl olması beklenebilir ki?
Silahlar, makineliler, askerler, bombalar, operasyonlar...
Neyi yaşıyorsak onu anlatıyor televizyonlarımız bize...

Yazının devamı...

Köpek mi yiyelim Çinli mi?

15 Mart 2017


Çin’de köpek eti yenmesi, bunun için hayvanların sokaklardan toplanması, acılar çekerek öldürülmesi kabul edilir bir şey değil.
Hayvan hakları savunucuları yıllardır buna karşı mücadele veriyor, Çin’i protesto ediyorlar...
Peki buna karşı Almanya’da üretilen “Bir köpeği kurtarın, bir Çinli yiyin” tişörtlerine ne diyeceğiz?
Çin, Almanya’dan hakaret içeren bu tişörtlerin satışının durdurulması ve üretici firmanın kendilerinden özür dilemesini istedi...
Eminim pek çok hayvansever bu konuda tişörtü üreten firmanın yanında yer alacaktır ve Çin’in bunu fazlasıyla hak ettiğine inanıyordur.
Problemimiz de bu zaten.
Bir hakkı savunurken, başkasının hakkını gasp etmek.
Çinlileri eleştir, sonuna kadar köpek katliamlarının karşısında dur ama hayvan haklarını savunurken insan haklarını da çiğneme.
Ne zaman ki insanlık yeryüzünde yaşayan her canlının yaşam hakkı olduğuna inanacak, o zaman dünyayı kurtarabileceğiz...
Yoksa bu ırkçılığın, ayrımcılığın, nobranlığın sonu yaş...

Kızma Erkan...

Erkan Petekkaya’nın alet edildiği Hollywood balonuna ben iğneyi batırınca, işin gerçeği konuşulmaya başlandı.
Duyduğuma göre Erkan alınmış, gönül koymuş benim bunları yazmama, söylememe...
Lütfen alınma Erkan, ben seni yıllardır ekranda reytingi garanti olan 3-5 erkek oyuncudan biri olarak görürüm.
Ama Türkiye’de...
Umarım günün birinde Amerika’da da öyle olur, emin ol en çok alkışlayan yine ben olurum seni...

TRT’nin suçu mu?

TRT’de çiftlere ilişki danışmanlığı yapan Bir Yastıkta Kocayalım adlı programda uzman sunucu Zafer Akıncı’nın psikoloji değil fizik eğitimi aldığı ortaya çıktı.
Çiftlere danışmanlık yapılan bir programda, psikolog olduğunu düşündüğümüz kişi meğer psikolog falan değilmiş...
Bunun için TRT’yi suçlayabilir miyiz?
Elbette TRT’nin de sorumluluğu var ama en son sırada...
Çünkü TRT bu işi bir yapımcıya veriyor ve hazırlanan bandı denetleyip yayına sokuyor.
Uzmanın diplomasına bakmak açıkçası benim de aklıma gelmezdi.
Burada asıl problem uzmanın kendisinde; hangi cesaretle milyonların karşısına psikoloğum diye çıkıyorsun!
İkinci problem de yapımcıda; çalıştığı sunucuyu, neyin nesidir neyin fesidir araştırmaz mı insan?
Bu işte TRT’nin en büyük kusuru yapımcıya güvenmek olmuş...

İyi ki Eurovision’da yokuz!

Günün birinde bunu benim söyleyeceğime inanabilir miydiniz?
Yıllardır TRT’yi aldığı karardan vazgeçirmeye çalışan, Eurovision yarışmasına yeniden katılmamızı isteyen ben, “İyi ki Eurovision’da yokuz” diyorum!
Hollanda, Almanya, Avusturya derken bütün AB ile iplerin gerildiği bir dönemde, bizden bir şarkıcının Eurovision’da puan toplamaya çalıştığı bir geceyi düşünmek bile istemiyorum.
Ne diyelim, 2013’te yarışmaya katılmama kararı alan TRT yönetimi bugünleri görmüş demek ki...
Not: Bu yıl 13 Mayıs’ta Ukrayna’da yapılacak yarışma...

Amsterdam’a kim gider?

Murat Kekilli, Hollanda ve Almanya konserlerini iptal etmiş.Demet Akalın iptal etmedi ve sahneye çıktı Hollanda’da; gerçi o krizin ilk günüydü, bugün olsa çıkar mı bilmiyorum.Ömür Gedik, “İnadına konserleri iptal etmemek gerekiyor” demiş. Haklı olmasına haklı da, kriz her gün tırmanırken Hollanda’ya gidip konser veren sanatçıya neler yaparlar burada?Ne vatan hainliği kalır, ne “İçimizdeki Hollandalı” diye yerden yere vurulmadığı...Bırak konser vermeyi bu dönemde Amsterdam’a tatile gidip sosyal medyadan fotoğraf paylaşan bir ünlü bile bulamazsın Ömür...Yoksa ben de seninle aynı fikirdeyim, bütün Avrupa konserlerini iptal etmeli o zaman bizim sanatçıların...Bunun yerine inadına gidip konser verilmeli oralarda...

Yazının devamı...