"Erdal Sağlam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdal Sağlam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erdal Sağlam

Faiz indirim beklentisi kalmadı ama

13 Aralık 2018

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın birkaç gün içinde Fırat’ın doğusuna hareket başlayacağını söylemesi dün piyasalarda gerginliğe yol açtı. Şimdi ABD’den bu konuda gelecek haberler beklenirken, siyasi yorumcular ABD ile konunun görüşülüp görüşülmediğini tartışıyorlar.

Ankara kulislerinde bir süredir böyle bir harekatın başlayabileceği zaten konuşuluyordu. Özellikle yerel seçimler öncesinde böyle bir sıcak çatışmanın planlandığı kulislerde dolaşırken, kesin kararın verilmediği ve siyasi gidişata bağlı olarak böyle bir kararın alınabileceği de konuşulanlar arasındaydı.

Şimdi piyasalarda konuşulan konu bu açıklamanın ne kadar ciddiyet taşıdığı.  Ankara kulislerinde ise ABD ile görüşülüp görüşülmediği, yeni bir gerginliğin kapıda olup olmadığı tartışılıyor. Ankara’da konuşulan ağırlıklı senaryo, ABD’li askerlerin biraz içeri çekilmeleri konusunda mutabakata varılmış olabileceği yönünde.

Bu arada piyasaların bugünlerde bakacağı göstergelerden biri, Ankara’dan yapılan bu açıklamaya karşılık ABD’den gelecek tepkiler olacak. Piyasaların bu açıklamayı satın aldığı ama temkinli davrandığını kaydeden bankacılar, ABD’den gelecek yanıtlar ve konunun ciddiyetinin anlaşılmasının piyasalar üzerinde, önümüzdeki günlerde daha fazla etki yaracağını söylüyorlar.

Kısacası; piyasalar belli ki önümüzdeki günlerde, en azından yılbaşına kadar, Fırat’ın doğusuna yapılacağı kaydedilen harekatın gelişimini fiyatlayacak.

ABD ile anlaşılıp anlaşılmadığı, harekatın nasıl başlayıp nasıl gelişeceği, herhangi bir sıcak temas ihtimali, bu arada iki taraftan gelecek açıklamalar piyasaların yönünü belirleyeceğe benziyor. Piyasa oyuncuları şimdilik bu haberi çok ciddiye almama eğilimindeler ancak risk yaratma ihtimalini de gözden uzak tutmuyorlar.

TEMKİNLİ İYİMSERLİK VARDI

Halbuki geçen hafta konuştuğumuz bankacıları, temkinli de olsalar, bir iyimserlik içinde görmüştük. Kurlardaki gerileme, faizlerde düşüşün başlaması, özellikle yıl sonu bilançoları açısından bankacıları rahatlatmıştı. Buna karşılık seçimlere kadar mali disiplinin korunup korunamayacağı, önümüzdeki başka risk yaratacak siyasi gelişmeler olup olmayacağını, seçimden sonra neler yaşanabileceğini kestirmeye çalışıyorlardı. Bankacılar için Fırat’ın doğusuna hareket, biraz bekleseler bile, sürpriz oldu diyebiliriz.

Yazının devamı...

Büyüme hedeflerine ulaşılabilir mi?

11 Aralık 2018

Takvim etkisinden arındırılmış GSYH ise bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2.1 oranında artarken, bir önceki çeyreğe kıyasla yüzde 1.1 oranında geriledi.

GSYH’yi oluşturan faaliyetler incelendiğinde bu yılın üçüncü çeyreğinde, geçen yılın aynı dönemine kıyasla, zincirlenmiş hacim endeksi olarak, tarım sektörünün katma değeri yüzde 1, sanayi sektörünün yüzde 0.3 artarken, inşaat sektörünün ise yüzde 5.3 oranında daraldı. Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinin toplamından oluşan hizmetler sektörünün katma değeri de yüzde 4.5 yükseldi.

Hane halkı nihai tüketim harcamaları 2018’in üçüncü çeyreğinde, geçen yılın aynı çeyreğine göre, yüzde 1.1 artarken devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 7.5 yükseldi, gayrisafi sabit sermaye oluşumu ise yüzde 3.8 azaldı. Mal ve hizmet ihracatı, üçüncü çeyrekte 2017’nin aynı çeyreğine göre zincirleme hacim endeksi olarak yüzde 13.6 artarken, ithalatı ise yüzde 16.7 azaldı.

Hane halkı tüketim harcamaları alt grupları arasında en fazla düşen grup yüzde 23.9’la dayanıklı mallar olurken, dayanıksız mallar yüzde 5.7 arttı. Aynı dönemde inşaat yatırımları yüzde 1.8 ve makine-teçhizat yatırımları yüzde 8.5 daraldı.

Bu veriler üçüncü çeyrekte, düşük de olsa, büyümenin dış talep ve kamu harcamaları ağırlığında gerçekleştiğini gösteriyor. İç talep bu dönemde yüzde 5.2 daralırken, veriler ileriye dönük büyümenin daha olumsuz bir yol izleyeceğini açıkça gösteriyor.

Zaten yapılan analizler büyümede beklenenden daha sert bir düşüş olduğu, dördüncü çeyrekte eksi büyüme rakamlarının gerçekleşeceği yönünde. Büyüme tahminleri konusunda çeşitli yorumlar yapılırken, görünen o ki; Yeni Ekonomik Programda (YEP) yüzde 3.2 olarak hedeflenen 2018 yılındaki büyüme rakamı bu hedefin altında kalacak.

FON GELİR Mİ?

Bazı analistler yılın son çeyreğindeki büyüme oranının yüzde 3-4 arasında gerileyeceğini tahmin ediyor. Buna karşılık daha iyimser olan yüzde 2 daralacağını söyleyen analistler de var ama herkesin üzerinde mutabık kaldığı konu dördüncü çeyrek büyümesinin sıfırın altında çıkma ihtimalinin yüksekliği.

Yazının devamı...

Konkordato sayısı kasımda hızlandı, bini geçti

10 Aralık 2018

Ticaret sicili gazetesi kaynaklı değerlendirmede, ekim sonu itibariyle yaklaşık 750 olan konkordato sayısının kasım sonunda 1100 rakamına çok yaklaştığını belirledik. Dolayısıyla sadece kasım ayında yaklaşık 350 adet konkordato kararının ticaret sicili gazetesinde yayımlandığını söyleyebiliriz.

Daha önceki aylar itibariyle kesin rakamları bilmiyoruz ama kasım ayının en yüksek konkordato sayısına ulaşılan ay olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir başka şekilde söyleyecek olursak; “2018 Kasım ayı tarihte en yüksek konkordatonun yaşandığı ay oldu” da diyebiliriz.

Peki, kasım ayından sonra konkordato sayısı bu kadar yüksek olmaz mı?

Bunu söylemek için biraz erken ama bundan sonra sayının kasım ayı kadar olmayacağı söylenilebilir. Bunun birinci nedeni hükümetin konuya el atmış olması. “İflas erteleme” yönteminin suistimal edilmesi üzerine 2018 Mart ayında konkordato ilanı kolaylaştırılmıştı şimdi yeniden zorlaştırılıyor. Geçen hafta Meclis Genel Kurulu’nda İcra ve İflas Kanunu’nun 15 Mart 2018’de yürürlüğe giren konkordatoya ilişkin hükümleri değiştirildi. İlan için gereken belgeler arasında yer alan finansal analiz raporu, güvence veren denetim raporu olarak değiştirildi. Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşu tarafından konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda makul güvence veren denetim raporu ile dayanakları, konkordato başvurusu sırasında mahkemeye sunulmak zorunda olacak. Konkordato komiserinde aranan nitelikler de değiştirilirken raporlarda son 45 gün yerine 3 aylık bilançoların dikkate alınacağı da hükme bağlandı.

Yapılan bu yasal değişiklik ile birlikte konkordato ilanı zorlaşacak ve süreç uzatılacağı için Kasım ayındaki konkordato rakamını bir daha görmeyebiliriz. Gerçi sıra bekleyen, ilan edilen sayının yaklaşık yarısı, 500 civarında başvuru olduğunu, bunların ilana çıkması halinde aralık ayında da yüksek rakam görüleceği anlaşılıyor. Ancak hem yasal düzenleme hem de bankacıların piyasalarda bu konuda görülen eğilimin yumuşadığına ilişkin gözlemleri, yakında sayının azalmaya başlayacağını gösteriyor.

Geçen hafta içinde konuştuğum bankacılar, kur ve faizlerde yaşanan gerilemenin eskisi kadar konkordato talebi olmasını engelleyeceği görüşündeler. Çünkü eninde sonunda şirketin iflasına kadar giden bu yolun geri dönülmez yol olduğunu şirket patronlarının anlamaya başladıklarını kaydettiler. Bu konuda tavır değişikliklerini görmeye başladıklarını kaydeden bankacılar, piyasada oluşan nispeten iyimser havanın şirket sahiplerine biraz umut verdiğini, konkordato yerine alıcılarla uzlaşma yolunu açmaya başladıklarını söylediler.

Kendilerine sayıları az da olsa “konkordato ilanından vazgeçip borçları yeniden yapılandıralım” diye gelenler olduğunu kaydeden bir banka genel müdürü, zaten işlerini düzeltebilecek olanlara yardım etmenin, yeniden yapılandırarak alacaklarını tahsil etme yoluna gitmenin kendi lehlerine de olduğunu hatırlattı.

Peki, hava yeniden olumsuzlaşırsa, konkordato sayıları örneğin yerel seçimlerden sonrası yeniden artar mı? Zorlaştırılan hükümlerle konkordato sayısı kasımdaki kadar fazla olmayabilir. Ancak unutulmasın ki su yolunu bulur; büyüme uzun süre düşük kalırsa, bu kez konkordato yerine doğrudan iflaslar artabilir.

Yazının devamı...

VDMK ile amaç bankalara likidite sağlamak

6 Aralık 2018

Konuyla ilgili görüştüğüm bankacılar, üç kamu bankasının 1’er milyar, Garanti Bankası’nın 150 milyon TL’lik ihraçlarıyla ilk parti toplamının 3 milyar 150 milyon TL olarak kesinleştiğini söylediler. Yapılan piyasa yoklamalarında çıkarılacak bu kağıtlara dışarıdan talep pek beklenmediğini kaydeden bankacılar, bu kağıtların içeriye satılacağını söylediler.

Bankacılar, organizasyonu yapanların verdikleri bilgilere göre, kağıtlara daha çok içerideki emeklilik fonları başta olmak üzere, menkul kıymet yatırım fonlarından talep gelmesini beklediklerini söylediler.

Kurulan sisteme göre bankaların VDMK için çıkardıkları kendi bonolarına baz olan konut kredisi portföylerine ilişkin risklerin, bilançoda aynen devam edeceği öğrenildi. Bu nedenle çıkarılacak VDMK’ların risk ağırlığının, dublikasyonu önlemek için, sıfır olarak belirlendiğini kaydediyorlar.

Özetle; bankalar uzun vadeli konut kredilerinin bir bölümünü, böylece likit hale getirme imkanına kavuşacaklar. Bilançoları da likidite açısından rahatlayacak.

Bu kağıda talepte bulunacak fonlar açısından bakıldığında, muadili olan devlet iç borçlanma senetleri faizinden yıllık bazda 0.80 puan daha fazla getiriye sahip olmaları nedeniyle cazip olduğu belirtiliyor.

Bu kağıtların konut müteahhitlerine dönük bir faydası olup olmadığını sorduğumuzda ise bankacılar, konutçuların bu sistem içinde bir yerlerinin bulunmadığını ifade ettiler. VDMK ihracıyla likidite açısından rahatlayacak bankaların ise yeni krediler vermek için ek bir imkan kazanmaları bekleniyor. Yani “Hükümet bu menkul kıymet ihracıyla özellikle kamu bankalarını daha fazla kredi verme imkanına kavuşturuyor” dersek, doğru bir yorum olacak.

DİBS’LERİN RAKİBİ

Konut müteahhitlerinin rahatlatılması için başka çalışmalar yapılıp yapılmadığını ise bankacılar bilmiyor. Edindiğimiz bilgilere göre müteahhitleri rahatlatmak için başka menkul kıymetleştirme işlemleri denendi ancak mevcut konutların yüzde 30 indirimle devrini müteahhitler kabul etmediği için, konutları baz alacak menkul kıymetleştirme çalışmaları şimdilik durdu.

Yazının devamı...

Bir aylık enflasyon düşüşü faiz indirimi getirir mi?

4 Aralık 2018

Piyasa anketlerine göre kasım ayında tüketici fiyatlarında yüzde 0.60 oranında düşüş bekleniyordu. Dün yapılan Türkiye İstatistik Kurumu açıklamasında kasımda tüketici fiyatlarının yüzde 1.44 oranında düştüğü, yıllık enflasyonun yüzde 21.62’ye gerilediği açıklandı.

Piyasa oyuncuları aralıkta düşüşün devam edeceğini beklerken, sonrasında düşüşün süreceği konusunda ise ciddi endişeler taşıyorlar. Zaten kasımdaki tüketici fiyatlarındaki düşüşün daha çok iki aylığına indirilen vergi oranları ve akaryakıt fiyatlarında yapılan indirimlerden kaynaklandığı görülüyor. Buna karşılık örneğin gıda fiyatları gibi tüketicilerin genelini ilgilendiren kalemlerde, oran küçülse bile, artışların devam ettiği görülüyor.

Kasım ayında ulaştırma sektöründe fiyatların yüzde 6.46 gerilediği bunun genele etkisinin yüzde 1.12 olduğu, otomobil fiyatlarında ÖTV düşüşü nedeniyle yüzde 10 gerileme yaşandığı bunun genele etkisinin 0.66 puan, benzin ve mazot fiyatlarında yüzde 3.8 gerileme yaşandığı, genele etkisinin 0.34 puan olduğu hesaplanıyor. Dolayısıyla tüketici fiyatlarındaki gerilemenin ÖTV indirimleri ve kamunun belirleyiciliğindeki fiyatlardaki düşüşten kaynaklandığı görülüyor.

Aralık ayında fiyat gerilemeleri sürse bile, ocak ayına ait endekslerden başlayarak fiyatlarda yeniden artışın başlaması bekleniyor. Memur ve işçi maaşlarına baz olacak yılsonu enflasyon oranının ise yüzde 21 veya biraz altında gerçekleşeceği tahmin ediliyor.

FED TOPLANTISI ARDINDAN PPK

Piyasa oyuncuları kendi beklentilerinden fazla gerçekleşen fiyatlardaki düşüşün ancak bir ay daha sürebileceğini, Şubat ayından itibaren yeniden artış görüleceğini düşünseler bile, dünkü olumlu fiyatları hemen satın aldılar. Dolar kurunun 5.15’lere kadar gerilediği görüldü. Ancak bu fiyatlama kısa sürdü ve piyasalarda çıkan “Merkez Bankası bu gerilemeye göre davranıp aralık ayı PPK toplantısında faiz indirim kararı alabilir” endişesi dillendirilmeye başladı. Bu kaygı nedeniyle, kurlar yeniden artışa geçti ve öğlen saatlerinde dolar kuru 5.22 TL’lere kadar çıktı.

12 Aralık’ta yapılacak Fed toplantısının ardından 13 Aralık’ta PPK toplantısı yapılacak. Piyasa oyuncuları Fed toplantısında faiz artışı yapılsa bile, 2019 için beklenen 3 faiz artışı sayısının 2’ye ineceğine ilişkin işaretlerin bu toplantıdan çıkmasını bekliyor. İşte Fed’in böyle bir açıklama yapması halinde, bir gün sonra yapılacak PPK toplantısında, kasım ayı enflasyon verisini de göz önüne alarak, Merkez Bankası’nın faiz indirimi yapabileceği dillendirilmeye başladı.

Halbuki kasım ayındaki fiyat düşüşünde belirleyici olan ÖTV indirimlerinin yılbaşında sona ereceği, dünya petrol fiyatlarının yeniden artışa geçtiği düşünüldüğünde, enflasyondaki düşüşün kalıcı olabilmesi mümkün görülmüyor.

Yazının devamı...

Kasım ayı enflasyonunu nasıl yorumlamalıyız?

3 Aralık 2018

Piyasaların bugünkü rakamlara bakarak kısa vade için tepki vermesi kaçınılmaz. Daha orta ve uzun dönem için ise belirsizlik hala hakim diyebiliriz.

Geçen hafta katıldığım sektör toplantılarından edindiğim genel izlenimim o ki; kurlardaki gerileme ya da enflasyonda birkaç aylık düşüş beklentisi memnuniyetle karşılanıyor ama bu olumlu sürecin devam edeceği konusunda güven verilebilmiş değil. Özellikle yaşanan kur şokunun etkisinin her sektörde ağır tahribatlara yol açtığı, bu tahribatların onarılmasının zaman alacağı açıkça gözüküyor. Kısacası; enflasyonda tartışmalı yöntemlerle iki aylığına enflasyon artışı durdurulsa, seçimlere kadar başka yöntemler devreye alınıp olumlu hava uzatılsa bile, sorunlar ortada duruyor. Sorunlara kalıcı tedbir yerine geciktirici kararlara yaklaşılması ise ileriye dönük tablonun daha ağırlaşacağı karamsarlığını artırıyor.

Aslında sadece yaşadığımız kur şoku ya da enflasyon patlaması değil, çok daha eskiden gelen yapısal sorunların bu dönemde ağırlaştığı, yaşanan şokların temel sorunları ağırlaştırıp görünür kıldığı da söylenilebilir.

Geçen hafta Antalya’da turizmcilerin Konya’da tarımcıların katıldığı toplantılarda bulundum. Özellikle tarım kesimini sorunlarının çok büyüdüğü açık biçimde görülüyor ve çiftçiler şikayetlerini dile getirmeye başlamışlar. Tarımda sorun o kadar çok ki; et ithalatının içeriye etkisi, buğday fiyatları, şeker pancarıyla ilgili özelleştirmenin de artırdığı şikayetler, mazot fiyatlarıyla ilgili yakınmalar, sulamayla ilgili sorunlar, kredi faizleriyle ilgili klasik şikayetlerin iyice artması art arda sıralanıyor.

Tarım kesiminde son dönemde, etkisi iyi hesaplanmadan, yanlış kararlar alınmasının tabloyu ağırlaştırdığı kesin. Kur ve enflasyondaki son atak şikayetlerin artmasında tetikleyici rol oynamış. Aslında kur şoku belirgin hale getirse de tarımdaki yapısal sorunların varlığı ve büyüklüğü inkar edilemez. Bence biran önce siyasi uzlaşma havası yaratılması, bu konuda da uzun vadeli ulusal bir politika saptanması, hükümetlere bağlı olmadan kalıcı bir strateji izlenmesinin şart olduğu açıkca görülüyor.

Bugünkü siyasi ortamın böyle bir uzlaşmaya izin vermediği aşikar olsa bile...

SADECE TURİZM

Geçen hafta Başkanlığını Erkan Yağcı’nın yaptığı Akdeniz Turistik Otelciler ve İşletmeler Birliği AKTOB’un Antalya’da düzenlediği 8. Uluslararası Resort Turizm Kongresine de katıldım ve gördüm ki; mevcut ortamda yüzü gülen yegane sektör turizm. Bakanın katılmadığı Kongre’nin genel moderatörlüğünü yapan duayen turizmcilerden Yusuf Hacısüleyman’la toplantı arasında genel bir değerlendirme fırsatı buldum. Hacısüleyman sektörlerinde de konkordato ilan eden büyük firmalar olsa bile, sektörün önümüzdeki dönemden çok umutlu olduğunu söyledi. Geçen yıl patlama gösteren Rusya’dan turist sayısının fiyat artışları ve açılacak Mısır pazarı nedeniyle 2019’da biraz azalsa bile, Pound üzerinden fiyat verdikleri İngiltere’den çok umutlu olduklarını, yeni rekorlar kırılacağına inandıklarını söyledi. Hacısüleyman sektörün tek sıkıntısının uluslararası ilişkilerdeki siyasi gerginlik olduğunu, ilişkiler olumlu olduğu sürece turizm sektörünün ekonomiye katkısının artarak devam edeceğini söyledi.

Yazının devamı...

Fed beklentileri ve ham petrolün sunduğu fırsat

27 Kasım 2018

Daha önce küresel gelişmelerin yarattığı fırsatların yerinde kullanıldığını söylemek zor. Sık sık yapılan seçimlerin etkisiyle, karşımıza çıkan bu imkanların daha çok harcamaları ve altyapıyı büyütmek için kullanıldığını gördük. Şimdi de Mart sonunda yapılacak yerel seçimler, bu fırsatların istikrar için kullanılacağı konusunda ciddi endişe yaratıyor.

Suudi Arabistan’ın üretiminin rekor seviyeye çıktığına ilişkin haberler petrol fiyatlarının düşüşünde etkili oldu. Vadeli petrol kontratları New York’ta geçen hafta yüzde 4.7 oranında düştü. ABD’nin ham petrol stoklarının yükselmesi de 9. haftasını tamamladı.

ABD’nin İran yaptırımları nedeniyle dünya ham petrol fiyatlarının yükselmesi beklenirken, ambargoda petrol muaf tutulunca bu beklenti kayboldu. S. Arabistan’ın arz artışı fiyatları iyice düşürdü. Uluslararası ajanslar geçen haftaki petrol volatilitesinin 2016 yılından beri en yüksek seviyeye ulaştığını belirtiyor. Ocak vadeli brent petrol fiyatı varil başına 59.71 dolara inerken, batı Teksas tipi ham petrol fiyatı 51.73 dolara kadar indi.

Trump’ın uyarıları üzerine OPEC ve S. Arabistan’ın tavır değişikliği ham petrol fiyatlarındaki düşüşte önemli rol oynadı. Ancak OPEC’in fiyatlardaki aşırı düşüş üzerine önümüzdeki günlerde yeni bir anlaşma isteyebileceği belirtiliyor.

OPEC’in başarılı olması halinde dünya fiyatları biraz yükselebilir ancak mevcut koşullar büyük ham petrol ithalatçısı Türkiye adına büyük bir şans anlamına geliyor. Buna bağlı olarak akaryakıt fiyatlarında aşırı artışı engellemek için gidilen vergi indirimleri, otomatik olarak eski düzeyine çıktı. Ek olarak akaryakıt fiyatlarında indirimler başladı.

Seçimler yaklaşırken enflasyonun düşürülmesi amacına dönük olarak indirimlerin sürebileceği ama ham petrol fiyatları artsa bile seçim yaklaşırken akaryakıt zamlarının zorlaşacağı konuşuluyor. O takdirde bütçenin vergi tahsilatı yara alabilir. Seçimlere giderken akaryakıtta hükümetin nasıl bir yol izleyeceği, önümüzdeki dönemde netleşecek.

DOĞALGAZ İNDİRİMİ

Bu arada seçimler yaklaşırken doğalgaz fiyatlarında indirim yapılacağı da konuşulmaya başladı. Doğalgazdaki sübvansiyon bilinirken, doğalgaz alımında fiyatlar düşse bile tüketici fiyatlarının düşmesi pek beklenmiyordu. Ancak bu konuda da endişeler olduğunu söylememiz gerekiyor.

Yazının devamı...

Adana kamu-özel sektör işbirliğini sağlamış

24 Kasım 2018

Geçtiğimiz hafta düzenlenen Ekonomi Zirvesi nedeniyle iki gün boyunca Adana’yı gezme imkanı bulduk. Bize ev sahipliği yapan, Adana’yı bizzat gezdirip, heyecanla yatırımlarını ve şehrin gelişimini anlatan Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü’nün katıldığı oturumda ekonomiyi ve şehri de tartışma imkanımız oldu.

Bu ziyaret sırasında en gözüme çarpan gelişmelerden biri Valilik, Belediye ve işaleminin ortak bir sinerjiyi yakalamış olmalarıydı. Uzun yıllardır, Adana’nın devlet yönetimleri tarafından yeterli ilgiyi görmediği, şehrin ekonomisinin diğer bölge illerine kıyasla geriye gittiğinden yakınılır. Adanalıların bu yakınmalarında haklılık payı olduğu kesin. Ancak diğer yıldızı parlayan illere baktığımızda başarının sırlarından birinin şehirde yaratılan sinerjinin uzun zamandır Adana’da görülmediğini de görmek lazım. İşte şimdi bu işbirliğinin yakalanmış olması, hem ülke hem ilin geleceği açısından umut verici.

Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü ile şehri gezerken, vakti olduğunda Vali Mahmut Demirtaş da bizlere katıldı. Adana Sanayi Odası Başkanı Zeki Kıvanç’ın liderliğinde ilin tüm oda başkanları da yine bizle beraberdiler ve hepsi birlikte ortak bir dil kullanarak yapılanları, yapılması gerekenleri anlattılar.

Adana Sanayi Odası Başkanı Zeki Kıvanç aynı zamanda hem TOBB yönetim kurulu üyeliği, hem de TİM Başkanvekilliği görevini yürütüyor. Bu görevlerinin ilin ekonomik sorunlarının çözümüne büyük katkı yaptığı açık. Ancak “Zeki Başkan”ın asıl etkinliği tam bir Adanalı dobralığıyla, girdiği tüm camialarda çok sevilen biri kişi olmasından kaynaklanıyor. Başkan hem tüm oda başkanlarıyla, hem ilin yönetimiyle yakın işbirliği içerisinde olduklarını, Vali Demirtaş’ın işalemiyle yakından ilgilendiğini, Belediye Başkanı Sözlü’nün iş aleminin taleplerine büyük bir iyiniyetle yaklaştığını, çözüm için elinden gelen tüm çabayı sarfettiğini söylüyor.

Belediye Bakanı Sözlü’nün ise herşeyden önce heyecanını koruyan, halkla yakın ve hoşgörülü bir yönetim tarzını benimsediğini, bir kamu yöneticisinden çok büyük şirket yöneticisi profilini çizdiğini söylememiz gerekiyor. Gezdirdiği Türkiye’nin ilk beşine giren yeni köprü inşaatını en ufak detayına kadar heyecanla anlatırken, Uluslararası Heykel Sempozyumunda yeralan eserleri ve heykeltraşları da aynı coşkuyla anlatıyor.

Sadece belediye imkanlarıyla yaptırdığı köprü ve şehrin gelişiminin ihtiyacı olan diğer yatırımları anlatırken,  devletten alamadığı desteği, hatta engellemeleri özetliyor ama üstünde fazla durmadan geçiyor. Yani siyasi gerçeklik içinde varolan sıkıntıları artık kabullenip, zorlukları şehrin ihtiyaçları için aşmak zorunda olduğu defakto bir durum olarak görüyor.

Adana’da, AKP ile MHP’nin seçim ittifakını yeniden görüştükleri günlerin hemen öncesinde bulunduk. Yeniden adaylığını MHP yönetiminin ilk açıkladığı kişi olan Hüseyin Sözlü’ye ittifakı sorduğumuzda, üzerinde fazla durmadığını, ne olursa olsun yeniden başkan seçileceğine inandığını gözlemledik.

Adana’daki yöneticilerde şahit olduğum başka bir ortak nokta da şehrin evvelden beri varolan dini ve kültürel çok çeşitliliğini benimsemiş, bunu bir zenginlik olarak görmeleriydi. 

Yazının devamı...