"Erdal Sağlam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdal Sağlam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erdal Sağlam

Fed’den sürpriz beklenmiyor

19 Mart 2019

Küresel gelişmelere bakıldığında çarşamba günü açıklanacak ABD Merkez Bankası Fed’in kararı en önemli gelişme olarak gözüküyor. Fed kararı öncesi dolar geçen hafta sonunda değer kaybetmeye başladı. Doların 10 küresel para birimi karşısında değerini ölçen Bloomberg dolar endeksi geçen cuma gününü yüzde 0.2 düşerek tamamladı. Euro/dolar paritesi günü 1.1330 civarında bitirirken, altın fiyatı zayıf dolarla yükseldi.

Çarşamba gecesi açıklanacak Fed kararı öncesinde, dün sabah saatlerinde Euro-dolar paritesi 1.1340 düzeyindeydi. Piyasalardaki beklentinin Fed’in faiz oranlarında değişiklik yapmayacağı yönünde olduğunu görüyoruz. Fed’in bilanço küçültme operasyonunu sonlandıracağı tarihi açıklaması ve bu yılki faiz artışları tahmin sayısını indirmesi de bekleniyor.

Aralık’ta açıkladığı tahminlerde Fed üyelerinin 2019 yılında 2 kez faiz artışı yapacağı beklentisi öne çıkmıştı, şimdi bu sayıyı 1’e indirmesi bekleniyor.

Bankaların dün yayınladıkları haftayı değerlendirmeye çalıştıkları analizlerinden Fed konusunda bu beklentilerin fiyatlandığını öğreniyoruz. Dolayısıyla çarşamba akşamı böyle bir kararın açıklanması piyasalar için sürpriz olmayacak. Bununla birlikte Euro/dolar paritesinde bir miktar artış olabileceği ama bunun kalıcı olmayacağı konuşuluyor. Avrupa ekonomisinde başlayan zayıflık, bu nedenle Avrupa Merkez Bankası’nın faiz artırımına gidemeyeceği beklentisi de yine analizler içerisinde yer alıyor.

Tüm bu gelişmeler Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler açısından olumlu bir iklimin devamı anlamına gelebilir. Fed’in faiz artışı sayısını düşürmesi, gelişmekte olan ülkelere fon akışının yeniden canlanabileceği umudunu diri tutacak gözüküyor.

BİZE ÖZGÜ KOŞULLAR

Küresel iklimin uygun görünmesine karşılık, içeride, özellikle seçim sonrasına ilişkin bir tedirginliğin olduğu söylenebilir. Tedirginlik yaratan siyasi konuların başında ise S-400 füzeleri ile ilgili ABD ile yaşanan çatışmayı söyleyebiliriz. Yanı sıra Suriye’de yine ABD ile ters düşme ihtimali konuşulmaya başladı.

ABD ile yaşananlar ve muhtemel gelişmeler piyasalar tarafından yakından takip edilmeye başladı. ABD’nin füzelerle ilgili kesin tavrını seçim sonrasına öteleyeceği anlaşılırken, uzlaşmazlık halinde uygulanacak yaptırımların ekonomiye etkilerinin piyasalarca tahmin edilmeye çalışıldığını gözlemliyoruz.

Yazının devamı...

Potansiyel büyüme hızında düşüş

18 Mart 2019

Geçtiğimiz hafta uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in gelişmekte olan ülkelerin potansiyel büyüme hızlarına ilişkin tahminlerini revize ettiği bir raporu açıklandı. Raporda Hindistan dışındaki başlıca gelişmekte olan ülkelerin potansiyel büyüme hızlarının düştüğü, bunun da asıl olarak yatırım görünümünün etkisiyle yaşandığı belirtildi. Fitch’in revizyonlarında potansiyel büyüme hızının en çok düştüğü ülkelerin başında Türkiye geliyor. Türkiye’nin potansiyel büyüme hızının yüzde 0.5 puan azalarak yüzde 4.3 düzeyine indiği belirtiliyor. Bu değişimde kurlardaki geçen yılki sert yükseliş ardından yaşanan dış değişiklikler ve yatırımların milli gelire oranındaki sert düşüşlerin etkili olduğu belirtiliyor.

Raporda ele alınan ülkelerden sadece Hindistan’ın potansiyel büyüme hızını artırdığı ve en yüksek orana ulaştığı görüldü. Fitch, Hindistan’ın potansiyel büyüme hızının 0.3 puan yükselerek yüzde 7’ye çıktığını hesaplıyor. Bunun dışında Brezilya’nın potansiyel büyüme hızını yüzde 1.8’den 1.7’ye revize eden Fitch, Meksika’nın potansiyel büyüme hızının 0.3 puan azalarak yüzde 2.5’e, Güney Afrika’nın 0.2 puan düşüşle yüzde 1.7’ye, Endonezya’nın ise 0.2 puan düşüşle yüzde 0.3’e indiğini hesaplıyor.

Potansiyel büyüme hızı ekonominin kapasitesini, kapasitedeki değişimi göstermesi açısından önemli bir veri. Bizde daha önce sık tartışılan bu konunun son dönemde fazla gündeme gelmediği görülüyordu. Potansiyel büyüme hızını daha çok, ekonominin sorun yaratmadan kendi dinamikleriyle ulaşabileceği büyüme oranı olarak anlayabiliriz. Bu oran o ülke için ideal bir oran olmayabilir ama mevcut kapasitesini ve imkanlarını gösteren bir orandır. Yani her ülke için amaç potansiyel büyüme hızının artırılması olmalıdır.

KAPSAMLI REFORMLAR

Türkiye’ye baktığımızda daha önce 5’ler civarında değerlendirilen potansiyel büyüme hızının yüzde 4.3’e inmesi elbette olumsuz bir gelişme. Fitch’in rakamı ve hesaplama yöntemleri, baz aldığı göstergeler tabi ki tartışma konusu yapılabilir ama Türkiye’de herkesin son yıllarda potansiyel büyüme hızının düştüğü konusunda hemfikir olduğu da açık.

Potansiyel büyüme hızındaki değişimi etkileyen çok sayıda faktör olduğu biliniyor ama kısaca ekonominin üretim yapısının elverdiği bir oran olduğu, bu küresel değişim sürecinde yapısal değişimin sürekli hale getirilip, yapının gelişmekte olan koşullara göre değiştirilmesi kaçınılmaz hale geliyor. İşte seçimlerden sonra ciddi biçimde ele alınması gereken konuların başında bu nedenle potansiyel büyüme hızının artırılması gelmek zorunda. Sadece geçen yılın son çeyrek büyüme rakamlarına, ya da Aralık sonunda çıkan 4 milyonu aşan işsiz sayısına bakarak bunun yapılması gerekmiyor.

Türkiye’nin büyüme hızının bir süredir düşük seyrettiği, yapısal değişim gereği, özellikle yüksek teknoloji ve yüksek katma değerli ürünlere ağırlık verecek yapının kurulması, küresel değer zinciri içinde yer alınması gerekliliği, zaten uzun süredir tartışılıyordu. Türkiye’deki zaten düşen yatırımlarda uzun yıllardır inşaat gibi sektörlere öncelik verilmesinin getirdiği sakıncalar da herkes tarafından paylaşılıyordu.

Kısacası; kapsamlı reformlarla Türkiye’nin büyüme kapasitesinin artırılması acil hale gelmiş durumda.

Yazının devamı...

Yabancıyı tutan Merkez Bankası’nın sıkı duruş mesajı

14 Mart 2019

Merkez Bankası şubat ayı enflasyonundaki küçük oranlı da olsa düşüşe rağmen, bu ay ki toplantıda faiz oranlarını sabit tutmuştu. Bu konudaki değerlendirmesini yayımlayan Merkez Bankası, “TL’de yakın dönemde gözlenen ılımlı seyir ve zayıf iç talep koşullarının enflasyondaki gerilemeyi desteklediğini, birikmiş maliyet yönlü baskıların ise daha olumlu bir görünümü sınırlandırdığı”nı belirtti.

İthal girdi maliyetleri ve iç talep gelişmelerine bağlı olarak enflasyon göstergelerinde bir miktar iyileşme gözlenmekle birlikte fiyat istikrarına yönelik risklerin devam ettiği kaydedilen açıklamada, “Enflasyonun ve enflasyon beklentilerinin bulunduğu yüksek seviyeler ile maliyet unsurlarının seyri ve fiyatlama davranışlarına ilişkin belirsizlikler, önümüzdeki dönem enflasyon görünümü üzerinde risk oluşturmaya devam etmektedir” denildi.

Şubat ayına ilişkin enflasyon verilerinin değerlendirildiği açıklamada birikmiş maliyet yönlü baskıların olumlu görünümü sınırlandırdığı, hizmet enflasyonunun iç talep koşullarındaki yavaş seyre karşılık, gerek maliyet unsurları gerekse geriye doğru endeksleme neticesinde yüksek seviyesini koruduğu belirtildi.

Açıklamada, finansal koşullardaki sıkılığın etkisiyle iktisadi faaliyetin yavaş bir seyir izlediği kaydedilirken, kamu harcamalarındaki artış, dayanıklı mallardaki vergi indirimlerinin süresinin uzatılması ve kredi hacmindeki kısmi yükselişin ilk çeyrekte yurt içi talepte ılımlı bir toparlanmayı desteklediği ifade edildi.

Önümüzdeki dönemde cari dengedeki iyileşme eğiliminin sürmesinin beklendiği kaydedilen açıklamada, küresel büyüme önündeki risklerin canlılığından, küresel enflasyonun ılımlı seyredeceği beklentisinden söz edildi.

MALİYE POLİTİKASININ ÖNEMİ

Para politikası duruşu oluşturulurken, maliye politikasına dair esas alınan görünümün “fiyat istikrarı ve makro ekonomik dengelenmeye odaklı, para politikasıyla eş güdüm arz eden bir politika duruşu” olduğu özellikle vurgulandı. Bunun ardından da maliye politikasının söz konusu çerçeveden belirgin olarak sapması ve bu durumun orta vadeli enflasyon görünümünü olumsuz etkilemesi halinde para politikası duruşunun da güncellenmesinin söz konusu olabileceği belirtildi. “Enflasyondaki katılık ve oynaklıkları azaltacak yapısal adımlara devam edilmesinin, fiyat istikrarına ve dolayısıyla toplumsal refaha olumlu katkıda bulunacağı” üzerinde duruldu.

Özetle; geçmiş uygulamalardan ders alınarak Merkez Bankası’nın gerçekten  “bağımsız” kalabileceği konusunda piyasalardaki güven tam anlamıyla oluşmuş değil. Buna karşılık son aylarda Merkez Bankası’nın sıkı paranın korunacağına ilişkin kuvvetli mesajları, piyasalarda paniğin önüne geçiyor diyebiliriz.

Yazının devamı...

Büyüme rakamları bize ne söylüyor

12 Mart 2019

Yüzde 2.6 oranındaki 2018 yılı büyüme oranının, son dönemde büyüyen sıkıntılar göz önüne alınarak yapılan piyasa tahminlerinden daha iyi olduğunu söylemek gerekiyor. Buna karşılık ekonomideki daralmanın bu yıl içinde sürmesi, sıkıntının biraz da derinleşerek
süreceği beklentisinin yoğun olduğunu da söylemek gerekiyor.

Bir başka deyişle 2019 yılında ekonomideki küçülmenin derinleşerek devam etmesi bekleniyor. Bu nedenle uluslararası yabancı kuruluşların 2019 yılı Türkiye büyümesi için tahminleri de yüzde -1 ile -2 arasında değişiyor. Bu da en azından 2 veya 3 çeyrek daha büyüme oranlarının eksi çıkması anlamına geliyor.
Geçen yılın baz etkisine bakıldığında da bu tahminlerin gerçekleşme ihtimali yüksek görünüyor.

Genel beklenti ekonomideki daralmanın bir süre daha devam edeceği yönünde. Gerileyen ekonomiyle birlikte enflasyondaki yüksek seyir de sorunun çözümünü zorlaştıran bir iklim yaratıyor. Yani büyümedeki sıkıntıyı çözüp yeniden ekonomik aktiviteyi artıracağım derken enflasyonu yeniden sıçratma tehlikesi büyük. Ya da tersi biçimde enflasyonu düşürmek için alınacak önlemlerin ekonomideki daralmayı daha da derinleştirme ihtimali yüksek.  İşte bu gerçeklerden yola çıkarak, piyasalardaki genel beklenti ciddi bir kaynak yaratmadan, ne tür önlemler alınırsa alınsın, ekonomideki büyüme sıkıntısının kolay kolay çözülemeyeceği doğrultusunda.

Bu arada büyümedeki daralmanın derinleşmesini önleyen ihracattaki artış trendinin devam edip etmeyeceği, küresel şartların ve içerideki gelişmelerin buna izin verip vermeyeceği de merak edilen konuların başında geliyor.

KİŞİ BAŞINA MİLLİ GELİR

2018’in son çeyreğinde mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH çeyreklik bazda yüzde 2.4 daralırken, ekonomideki daralma yüzde 3’ü buldu.

Yazının devamı...

Konkordatoda son 2 aylık tablo

11 Mart 2019

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın geçen hafta açıkladığı gibi, bu yılın ilk ayındaki rakamlar geçen yılın son aylarındaki rakamların hemen hemen yarısına denk geliyor. Kasımda 507, aralıkta 453 konkordato ilan edilirken bu sayı ocakta 278, şubatta 126’ya indi.

Konkordatolar incelendiğinde hem şirket türlerine göre hem de bulundukları illere göre dağılımın fazla değişmediği görülüyor. 2018’deki toplam 1549 konkordatodan 695 tanesi limited şirketti, son 2 aydaki konkordatolarda da 165 civarında bir rakamla başı çekiyor. Geçen yılın tümünde 333 olan anonim şirketlerin bu yılki rakamı 75 civarında. Geçen yılın tümünde 468 şahıs şirketi konkordato ilan ederken son 2 aydaki rakam 40 civarında. Geçen yıl sadece 1 kooperatif ilan edilirken bu yıl henüz görülmedi. Kollektif şirket sayısı da geçen yıl olduğu gibi yine 1 tane.

Geçen yılki konkordatolarda İstanbul 477 rakamı ile başı çekerken, bu yıl yine 125 civarında konkordato ile İstanbul ilk sırada. Geçen yıl ikinci sıradaki Ankara ve 3. sıradaki İzmir sıralamada yerlerini koruyorlar.

ÇIKAN NEREYE GİDİYOR?

Konkordatonun zorlaştırılmasıyla birlikte sayının azalması zaten bekleniyordu. Buna karşılık konkordato talepleri kabul edilmeyen ya da konkordato kararı alıp uzatamamış şirketlerin iflasa doğru sürükleneceği beklentisi vardı.

Hükümetin çeşitli teşvikler verip, bankaları da biraz zorlamasıyla birlikte yeni konkordato ilan edecek ve ek süre alamayan şirketlerin bankalara olan kredilerinin yeniden yapılandırılması yolu deneniyor. Batık kredileri zaten arttığı için bu yöntem bankaların da işine geliyor, böylece iflaslardaki patlamanın önüne geçilmesi sağlanmış gözüküyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, 318 firmanın konkordatodan çıktığını, bu firmaların konkordatodan çıkmasıyla birlikte 5.4 milyar liralık bir kredinin konkordatodan çıkmış olduğunu belirtti. Bankaların heyet oluşturarak bu konuda ortak çalıştıklarını kaydeden Albayrak, ekonomideki pozitif performansın bu sürece de yansıdığı görüşünde. 48 firmanın feragatla konkordatodan çıkmasının sağlandığını, bunun da etkisiyle 318 firmaya ulaşıldığını belirtti.

2018’in son çeyreğinde 7 büyük bankanın konkordatolu firmaların kredi borçlarının yapılandırılması konusunda çalışma başlattığını kaydeden Bakan

Yazının devamı...

Merkez Bankası ‘Faize haziranda bakarız’ dedi

7 Mart 2019

Merkez Bankası’nın dünkü kararı ve açıklamanın metnine bakıldığında para politikasında sıkı duruşun devam ettiği rahatlıkla söylenilebilir. Piyasalarda bu kararı “şahin tutumun devam ettiği” biçiminde yorumlayanlar da oldu.

Merkez Bankası’nın dünkü Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısından sonra yaptığı açıklamayı yorumlayan bazı bankacılar, nisan ayında bazı piyasa oyuncularının beklediği faiz indirimi ihtimalinin de artık kalmadığı yorumunu yaptılar.  Böylece faiz indiriminin en erken haziran ayında başlayabileceği beklentisinin çok daha kuvvetlendiği söylenebilir. Şahsen, haziran ayındaki toplantıda da indirim ihtimalinin yüksek olmadığını ve Merkez’in dünkü açıklamasıyla, “Haziran ayındaki PPK toplantısında, seçim sonrası alınacak kararlar ve oluşacak iklime bakıp karar veririz” demeye çalıştığını düşünüyorum.

Piyasalarda toplantı öncesindeki genel beklenti zaten faiz indirim kararı çıkmayacağı yönündeydi. Toplantı öncesinde bazı yabancı aracı kurum analistleri ise faiz indirim kararı çıkmayınca TL’nin değerleneceği tahmininde bulundular. Buna karşılık faiz indirimi kararı çıkmamasına rağmen TL’nin değerlenmediği, aksine kurlarda bir miktar artış yaşandığı görüldü. Kurlardaki bu hareketi yorumlayan bazı analistler, faiz kararında değişiklik olmayacağı beklentisi zaten fiyatlandığı için sürpriz olmadığını, kurlardaki artışın ise piyasadaki günlük hareketlerden kaynaklandığı yorumunu yaptılar.

AÇIKLAMA RUTİN AMA...

Merkez Bankası’nın yaptığı açıklama, büyük ölçüde ocaktaki toplantı sonrası yapılan açıklamayla aynıydı. Ancak son dönemde enflasyonda düşüş görülmesine rağmen aynı açıklamanın olması, yani zamanlaması nedeniyle daha sıkı bir metin olarak yorumlanabilir. Açıklamada enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme olana kadar sıkı duruşun korunacağı vurgulandı.

Son dönemde açıklanan verilerin ekonomideki dengelenme eğiliminin belirginleştiğini gösterdiği kaydedilen açıklamada, dış talebin nispeten gücünü koruduğu, finansal koşullardaki sıkılığın da etkisiyle iktisadi faaliyetlerin yavaş bir seyir izlediği belirtilirken, cari dengedeki iyileşme eğiliminin sürmesinin beklendiği ifade edildi.

İthal girdi maliyetleri ve iç talep gelişmelerine bağlı olarak enflasyon göstergelerinde bir miktar iyileşme gözlendiği belirtilen açıklamada, “Bununla birlikte, fiyat istikrarına yönelik riskler devam etmektedir” denildi. Kurulun bu nedenle, enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar sıkı parasal duruşun korunmasına karar verdiği kaydedildi.

Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki bütün araçları kullanmaya devam edeceği belirtilirken, beklentiler, maliye politikasının vereceği katkı ve enflasyonu etkileyen tüm faktörlerin yakından izleneceği, ihtiyaç duyulduğu takdirde ek sıkılaştırma yapılabileceği vurgusu da tekrarlandı.

Yazının devamı...

Enflasyondaki düşüş faiz indirimine yetecek mi?

5 Mart 2019

Enflasyondaki olumlu gelişmeye rağmen, piyasalardaki genel beklentinin “Bu ayki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında Merkez Bankası yönetiminin faizleri sabit tutacağı” yönünde olduğunu söyleyebiliriz. Piyasa uzmanları enflasyonun düşüş trendine girdiğinin görüldüğünü ancak trendin belirginleşmediğini belirterek, Merkez Bankası’nın bu konuda daha somut eğilim görmek isteyeceği görüşünü savunuyorlar. Bununla birlikte daha önceki beklentilerin ağırlığı Merkez Bankası’nın ancak haziran ayındaki toplantısında faiz indirimine başlayacağı yönündeyken, artık nisan ayında indirime başlayacağını tahmin eden piyasa uzmanlarını da görmekteyiz.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak dün sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, alınan tedbirlerin sonucunu görmeye başladıklarını, enflasyonun daha da düşeceğini belirtti. Buna karşılık baz etkisi nedeniyle piyasalar, düşüş trendinin başladığının gözükmesine rağmen, önümüzdeki aylarda dalgalı bir enflasyon seyri bekliyorlar.

Ekonomi yönetiminin seçim öncesi kurlarda yukarı doğru bir hareketi göze alamayacağını belirten bir bankacı, bu nedenle faiz konusunda hassas olmalarına rağmen, politikacıların da faiz indirimine hemen başlanması konusunda ısrar etmeyeceklerini söyledi. Aynı bankacı hem Bakan Albayrak’ın hem Merkez Bankası yönetiminin bu riski göze almak istemeyeceğini, enflasyonda düşüş trendi belirginleştikten sonra faiz indirimlerine başlamayı tercih edeceklerini tahmin ettiğini söyledi.

ÇEKİRDEK ENFLASYON VE ÜFE’DE OLUMLU GELİŞME

Bakan Albayrak’ın da üzerinde durduğu gibi; özellikle çekirdek enflasyon ve üretici fiyatlarındaki gerilemeye bakarak piyasalar, enflasyonda düşüş trendinin başladığı, artık aşağıya geleceğine ilişkin işaretlerin belirginleştiğini söylüyor. Buna karşılık alınan önlemlere rağmen gıda fiyatlarında hala aylık yüzde 0.9 artış yaşanması, ulaştırma fiyatlarında beklenilenin üzerinde bir düşüş görülmesi  örnek gösterilerek, aşağı doğru trendin henüz belirginleşmediğine dikkat çekiliyor.

Enflasyonun önümüzdeki dönemki seyrine ilişkin tahminler yapılırken üzerinde en çok durulan konuların başında seçimlerden sonra alınacak tedbirler ve oluşacak ekonomik iklim geliyor. Şubat ayı enflasyonu konusunda, “Kurlardaki yüksek oranlı artışın etkisinin artık zayıflaması” ve “iç talepteki yetersizlik” başlıca düşüş nedenleri olarak sıralanıyor. İşte buradan yola çıkılarak, seçim sonrası gelecek zamların ne olacağı, alınacak tedbirlere bağlı kurlarda yaşanacak gelişmeler gibi unsurların enflasyon trendinde kilit rol oynayacağı belirtiliyor.

Bu nedenle de Merkez Bankası’nın seçim sonrası alınacak tedbirler ve piyasaların vereceği tepkiyi görmek isteyeceği, bu netleşene kadar faiz indirimine başlamamasının rasyonel bir tavır olacağı görüşü piyasalarda hakim.

Buna karşılık piyasalarda düşüş trendine ilişkin beklentilerin olumluya dönmeye başladığı gözleniyor. Bakan Albayrak’ın söylediği çekirdek enflasyondaki düşüş ve üretici fiyatlarındaki gerileme bunun için dayanak oluşturuyor.

Yazının devamı...

Enflasyonda trend aşağı yönlü olur mu?

4 Mart 2019

Bugün Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanacak şubat ayı enflasyonunun yüzde 0.50 civarında açıklanması bekleniyor. Yüzde 0.50’lik ağırlıklı beklenti gerçek olduğu takdirde, şubat sonunda yıllık enflasyon rakamı yüzde 20.10 olacak. Geçen yıl şubat ayındaki yüzde 0.7’lik tüketici fiyat artışı göz önüne alındığında, yıllık enflasyonda geçen aya kıyasla fazla bir değişiklik olmayacağı da kendiliğinden otaya çıkıyor. Dolayısıyla mart sonundaki yerel seçimlere girilirken yıllık enflasyon rakamının, küçük oranlarda aşağısında ya da yukarısında olmak üzere, yüzde 20 olacağını söyleyebiliriz.

Hükümetin aldığı önlemler, tanzim satış gibi uygulamalara rağmen, şubat ayında piyasadaki fiyatların fazla değişmediğini söylemek yanlış olmaz. 

İstanbul Ticaret Odası (İTO) nın açıkladığı perakende satış endeksi sonuçları da fazla değişiklik olmadığını açıkça gösteriyordu. İTO Şubat ayında perakende fiyatlarda yüzde 0.98, toptan fiyatlarda ise 0.95 oranında artış tespit etti. Bu oranlarla birlikte perakende fiyatlar 2019 Şubat ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre, yüzde 18.37, toptan fiyatlarda ise yüzde 23 artış gösterdi.

İTO’nun belirlemelerine göre şubat ayında perakende fiyatlar bir önceki aya göre, sağlık ve kişisel bakım harcamalarında yüzde 3,06, kültür, eğitim ve eğlence harcamalarında yüzde 1.79, gıda harcamalarında yüzde 1.45, konut harcamalarında yüzde 0.68, ev eşyası harcamalarında yüzde 0.34 artış gösterirken, giyim harcamalarında yüzde 1.27, ulaştırma ve haberleşme harcamalarında yüzde 0.03 azalış görüldü.

Bu belirlemeler daha önceki fiyat eğilimlerinde şubat ayında önemli bir değişiklik olmadığının, yıllık enflasyonun trendinin aynı kaldığının bir teyidi olarak da görülebilir.

NE ZAMAN DÜŞECEK?

Bu beklentiye karşılık hükümet, yıl sonu için belirlenen yüzde 15 civarındaki yıllık enflasyon hedefine ulaşılacağını savunuyor. Bu beklentinin aslında piyasalar tarafından da benimsendiğini, yıl sonunda yüzde 15 olmasa bile 16-17’lik rakamlara inileceği beklentisinin hakim olduğunu görüyoruz.

Bunun en önemli nedeni tabi ki geçen yılki baz etkisi. Geçen yıl martta yüzde 1, nisanda 1.9, mayısta 1.6, haziranda yüzde 2.6’lık artış rakamları görülmüştü. Özellikle mayıstan sonra enflasyon birkaç aylığına düşüş gösterebilir. Buna karşılık 2018’deki dalgalı baz etkisi nedeniyle, yine bu yıl içinde iniş çıkışlar yaşanabilir. Ama yıl sonunda geçen yılın eylül ve ekim aylarındaki yüksek rakamların dışarıda kalmasıyla, yıl sonunda yüzde 15’lik hedefe yakınlaşma olabilir.

Yazının devamı...