"Erdal Sağlam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdal Sağlam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erdal Sağlam

Ekonominin tepesinde çift başlılıktan vazgeçiliyor

20 Temmuz 2017

Değişikliğin en önemli unsurlarından birinin, “Ekonomi yönetimindeki çift başlılıktan geri dönüşün sağlanması” olduğunu söyleyebiliriz.

Genel olarak kabine değişikliklerine bakıldığında, uzun zamandır Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın değişiklik için ileri sürdüğü “metal yorgunluğu”ndan kastının, uzun süredir bakanlık yapan eski isimler olduğunu anlıyoruz. Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı, Tarım Bakanı Faruk Çelik, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun devre dışı kalmasına böyle bakabiliriz. Belki aynı kapsamda Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Milli Savunma Bakanı Fikri Işık ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın Başbakanlık Yardımcılıklarına alınmasını da sayabiliriz.

AKP’de yeni parlayan, nispeten genç isimlerin yeni bakanlıkları getirilmesi, bu yapılırken etnik ve seçim çevresi dengesinin gözetildiği de açık.

Bu arada değişikliklerde gözetilen başka bir unsurun da kabineden ayrılan bakanların bundan sonra AKP yönetimine tehdit oluşturmayacak, özellikle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yakın isimler olduğunu da söyleyebiliriz. Bunlardan bazılarının cumhurbaşkanlığı danışmanlığına gelmesi, şahsen benim için sürpriz olmayacak. Yine, “Ayrılanlar için FETÖ’cü olma şüphesi yaratılır mı?” kaygısının da bu değişikliklerle giderildiği söylenebilir.

Yazının devamı...

Bütçe ve işsizlik rakamlarında referandum etkisi

18 Temmuz 2017

Yine dün açıklanan işsizlik rakamları da yine referandum öncesinde özel sektöre yapılan işçi alımı kampanyasının yarattığı düzelmeyi ortaya koyuyor. İki rakamı birlikte ele aldığınızda ise bütçede yaşanan gevşemeye oranla istihdamda yeterli düzelmenin yaratılamadığı bir gerçek.

Maliye Bakanı Naci Ağbal, dün haziran ayıyla birlikte ilk 6 aylık bütçe sonuçlarını açıklarken, yıl sonunda hedeflenen bütçe açığı rakamının üzerine çıkılacağını kabul etti. Haziran ayında bütçe 13.7 milyar TL açık verirken, ilk 6 aydaki açığın 25.2 milyar TL’ye ulaştığı görüldü. Geçen yılın ilk 6 ayında bütçe açığının 1.1 milyar TL fazla verdiğini göz önünde tutarsak, bu yıl bütçede meydana gelen bozulmanın boyutları da kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bu açık aynı zamanda geçmiş yılların, ilk 6 aylık sonuçlarıyla kıyaslandığında rekor bir rakamı gösteriyor.

Maliye Bakanı Ağbal, ilk 6 ayda bütçe gelirleri yüzde 8.8 artarken vergi gelirlerinin yüzde 13.6 arttığını, bunun iyi performans olduğunu söylemiş. Bunun yanında ikinci yarıda canlanmanın bütçe gelirlerini artıracağını, vergi affından da önemli katkı beklediklerini kaydetmiş. Halbuki herkes biliyor ki; ilk 6 aydaki vergi gelirlerinin bu kadar artmasında zaten ilk kez “affın da affı” gibi bir düzenlemeye gidilmesinin katkısı büyük. Kaldı ki; ikinci yarıda vergi affından beklentinin bence yüksek olması pek yerinde değil, çünkü şimdiden 2018 yılında yeniden vergi affı geleceği konuşulmaya başladı bile.

Onun da ötesinde harcamalar o kadar yüksek ki; Bakan tersini söylese de harcama artışının yavaşlatılması zor gözüküyor. Açıklanacak 180 günlük eylem planını görünce bu konuda daha somut şeyler söylenebilir.

CANLANMA SÜRECEK HESABI

Bütçede disiplin bozulurken, dün açıklanan nisan ayı işsizlik oranı yüzde 10.5’e indi. İşsizlik oranları düşüşe geçerken, bu oran geçen yılın nisan ayına kıyasladığımızda yüzde 1.2’lik artışı temsil ediyor.

Mevsim etkilerinden arındırılmış iş gücü verilerine göre tarım dışı işsizlik nisanda, bir önceki döneme kıyasla 0.2 puan azalarak, yüzde 13.4 olarak hesaplanıyor. Marta kıyasla nisanda tarım dışı istihdam artışlarının devam ettiği gözlenirken, tarım dışı iş gücü artışlarının yavaşladığı görüldü. Buna bağlı olarak da işsizlik oranları düşüşe geçti. Mevsim etkilerinden arındırıldığında nisanda bir önceki aya kıyasla 79 bin iş gücü artışına rağmen istihdam 120 bin kişi arttı. Tarım dışı işsiz sayısı 41 bin kişi azalarak 3 milyon 492 bin kişiye indi.

Mart ve nisan aylarının Cumhurbaşkanının özel sektöre çağrı yapıp, firma bazında bizzat takip ettiği, istihdam kampanyasının sonuçlarının en etkili olduğu aylar olduğu bir gerçek. Hükümetin yaz aylarında işsizlik oranının yüzde 10’un altına indireceğiz sözü ortada duruyor ama referandum sonrası bu kadar işçi alımının artık yapılamayacağı tahmin ediliyor..

Yazının devamı...

Kendimizi kandırmayalım yatırımcı algısı düzelmiyor

17 Temmuz 2017

Bu kapsamda körüklenen siyasi söylemin yanı sıra ekonomiye ilişkin yorumlarda da abartı ve aşırı iyimserlik ön planda idi. Hükümet üyelerinin ekonomideki havayı, neredeyse herşeyin güllük gülistanlık olduğunu söyleyerek anlatmalarının, eğer Kabine değişikliğinde yer alma kaygısı değilse, büyük bir yanılgı olduğunu söylemek gerek. Son olarak Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Türkiye’ye küresel yatırımcının dönmeye başladığını, fon akışının artmaya devam ettiğini belirterek, “Türkiye’nin yatırımcı algısı şimdi iyileşiyor” demiş.

Eğer Şimşek’in kastettiği sıcak para değilse, Türkiye’ye ilişkin yatırımcı algısının düzeldiğini söylemek pek mümkün değil. Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yabancı yatırımcılarla yaptığı toplantının ardından katılanların gerçek ve samimi yorumlarını dinleseniz, zaten bunu çok iyi görürsünüz. Yabancıların yönetimin tavrına ilişkin şaşkınlığı devam ediyor; ucu açık biçimde OHAL’in kaldırılacağı sözü inandırıcı gelmediği gibi, toplantıya yönetim ekibinin giriş çıkışında yaratılan ortamdan dinledikleri demokrasiye ve basın özgürlüğüne ilişkin yorumlara kadar, genel olarak “rasyoneliteden uzak bir  anlayış” gördüklerini anlıyoruz. Bu ortamda yatırımcı güveni iyileşemez.

Eğer yatırımcı algısının iyileştiğini söylemekten kasıt son dönemde hızlanan, özellikle borsayı coşturan, sıcak para ise bunun ne kadar geçici olduğunu en iyi bilecek isimlerden biri Bakan Şimşek’tir. Herkes biliyor ki; kendi memleketine dönmeden önce küresel finans kesiminde dolaşan bu para son kez kâr maksimizasyonu yapıyor. Herkes biliyor ki; şimdi olmasa da, birkaç ay içinde ABD ve Avrupa’da faiz artışları başlayacak, bu akım başladığında Türkiye gibi ülkelerden hızlı bir çekiliş olacak. Fed’e bağlı olarak bu geri dönüşün zamanlaması değişebilir ama belli ki ancak birkaç oynayacak. Üstüne üstlük bu rehavet içinde, sanki sıcak parayı kalıcı sermaye gibi görüp önlem almamak, çıkışta çok daha sert olumsuzluklara neden olabilecek. Dolayısıyla kendimizi kandırmanın bir alemi yok. Hem küresel hem bize özgü siyasi ve ekonomik riskler büyüyor. Abartılı iyimserlik ancak rehaveti pekiştirir.

Her şeyden önce ekonomide makro dengelerin ciddi alarm işaretleri verdiğini, küresel sermaye ülkesine çekilirken, bozulan dengelerin olumsuz ayrışmanın en büyük nedeni olacağını görmek gerekir.

Çünkü yıllardır dayandığımız AB çıpası ve mali disiplin artık tehlikede. Bütçe açıkları ve borçlanma gereği hızla artıyor. Bu ortamda kredileri patlatıp reel sektörün sorunlarını 1 yıl ötelemek, sorunları çözmez aksine orta dönemde daha büyütür. Siz bunları yaparken faizlerin doğal olarak artmasına baskı ile karşı koymaya çalışırsanız; işte o zaman çok kısa dönem yarım puanlık indirim sağlasanız bile orta dönemde faizlerin patlamasına neden olursunuz. Bunu daha önce çok gördük ve onun için bunu yokmuş gibi davranmak yerine, uyarmak gerekir. Enflasyon birkaç aylığına tek haneye inse bile, herkes gibi yatırımcı da görüyor ki; orta dönemde yüksek seyretmeye devam edecek. İhracat artıyor derken, daha büyük cari açıklarla karşılaşacağımızın işaretlerini de zaten almaya başladık.  Küresel likiditenin yönü değişirken, Batı başta olmak üzere herkese kafa tutan, normalleşemediği gibi demokrasiye dönüşünü uzatacağı anlaşılan bir ülkede, makro ekonomik dengelerin bozulması, sizce ne anlama gelir?

Yazının devamı...

Yabancı yatırımcı ‘demokrasi ve piyasa ekonomisi’ diyor

13 Temmuz 2017

Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümet çok iyi biliyor ki; doğrudan yatırım için gelecek olan yabancı yatırımcı, Türkiye’nin artık normalleşmesini, ekonomik olarak önünü görecek iklimin oluşturulmasını istiyor.

Toplantının 15 Temmuz anma haftasına denk getirilmesi de dikkat çeken başka bir husus. Son olarak 15 Temmuz’un hemen ardından, 2016 Ağustos ayı başında Cumhurbaşkanı Erdoğan yine yabancı yatırımcıları toplamıştı. Bu kez ortamın daha yumuşak olduğunu kaydeden katılımcılar, çoğu Doğu ülkelerinden olmak üzere, toplantıya katılan yabancı sermaye temsilcisi sayısının arttığını söylediler.

Hükümetin amacı çok açık; Türkiye’nin yatırım yapılabilir ülke olduğunu, geleceğinin parlak olduğunu hatırlatıp, yatırım gelmesini teşvik etmek. Aslında Türkiye ekonomisinin uzun vadeli geleceğine ilişkin çok fazla sorun olmadığı açık. Ancak kısa dönem içinde sorunların büyük olduğu da ortada.

Toplantı, büyük ihtimalle Cumhurbaşkanlığı’nın talebi üzerine, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ile Yabancı Sermaye Derneği (YASED) tarafından düzenlendi. İki kurum adına kapanış açıklaması yapan TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu,15 Temmuz darbe girişimini kınayıp, yabancı yatırımcının taleplerini özet olarak anlatmış. Bence açıklamadaki en önemli bölüm şöyle:

“Ülkemizin kalkınması, küresel rekabet ortamında hak ettiği konuma gelmesi ve katma değerli sürdürülebilir yatırımların devamı hedefi doğrultusunda; demokrasi, hukukun üstünlüğü, öngörülebilir yasal ve yönetsel düzenlemeler ile şeffaf ve rekabetçi bir serbest piyasa ekonomisinin mevcudiyeti zaruridir.”

Bu yönde atılacak adımların uluslararası doğrudan yatırımcıların Türkiye’ye olan güvenini artıracağı belirtilen açıklamada, “Yatırım ortamının iyileştirilmesi süreklilik arz eden bir hedeftir” denilerek, yapısal reformların devamı istendi.

YABANCININ TALEPLERİ

Küresel rekabette öne geçebilmek için yapısal reformların devamı ile yatırım ve iş yapma şartlarında sürdürülebilir bir iyileştirme istenirken, bu konuda yapılması gerekenler özetlenmiş.

Yazının devamı...

Sanayi üretimi düşük çıksa da büyüme beklentileri yüksek

11 Temmuz 2017

Piyasa sıfıra yakın bir negatif rakam beklerken, mayıs ayında sanayi üretiminin yüzde 1.5 azalması, sürpriz oldu. Buna karşılık mayıs itibariyle yıllık sanayi üretimi büyümesi ise yüzde 3.5 olarak açıklandı.

Mayıs ayında piyasa beklentilerinden daha düşük bir rakam çıkarken haziran ayında da, bayram tatilinin etkisiyle, yine sanayi üretiminin yara alabileceği tahmin ediliyor. Buna rağmen piyasaların beklentisi ikinci çeyrekte hızlanan bir sanayi üretimi gerçekleşeceği yönünde. Yılın sonlarına gelindiğinde üretimdeki hızlı artışın yeniden yumuşayabileceğini kabul eden piyasa uzmanları, yılın tümündeki büyüme rakamlarının beklentilerin üzerinde çıkacağı görüşündeler.

Daha önce yüzde 3 civarında büyüme rakamı bekleyen piyasa uzmanlarının, henüz kesin tahminden kaçınmakla birlikte, yıllık milli gelir büyüme rakamlarını yüzde 5’e doğru yükseltme hazırlıkları yaptıklarını duyurduklarını gözlüyoruz. Görüldüğü kadarıyla hâlâ önümüzdeki birkaç aylık gerçekleşmeleri de görüp, yeni tahminlerini öyle yapmak istiyorlar. Neredeyse tüm piyasa aktörlerinin görüşünün yüzde 4’ün üzerinde bir büyüme rakamı beklediklerine şahit oluyoruz.

Takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretim verisinin yüzde 3.5 olarak açıklanması, üretimdeki büyüme trendinin ikinci çeyrekte de gücünü koruduğu biçiminde yorumlandı. Haziran itibariyle yıllık büyüme rakamının yüzde 5 çıkması bekleniyor ancak bayram tatili nedeniyle belki bunun biraz azalabileceği de kayda geçiriliyor.

Nisan-mayıs döneminde yıllık yüzde 5’e ulaşan sanayi üretimi büyümesinin, ikinci çeyrekte ilk çeyrek seviyesinin üzerine çıkabileceği belirtiliyor. Bunun yanında haziran ayı ithalat verilerinde görülen toplam üretim içinde aramalı üretiminin payının artması, güçlü seyreden ihracatın ve yeni sipariş beklentilerindeki yükseliş, hızlı kredi büyümesinin gecikmeli etkileri ve devam eden mali genişleme eklendiğinde, üçüncü çeyrek büyümesinin yüksek çıkacağı konusunda ipuçları verdiğini söylüyorlar.  Geçen yılın düşük baz etkisinin de büyümenin yüksek çıkmasında önemli rol oynaması bekleniyor.

BÜYÜME İLİŞKİSİ ZAYIFLADI

Sanayi üretimi büyümesinin bir çok alt sektöre doğru yayıldığının altı çiziliyor. İlk çeyrekte, sanayi üretiminin ağırlıkla otomotiv ve elektrik üretimi kaynaklı olduğu, çekirdek sanayi üretiminin bu iki sektör dışarıda bırakıldığında, yüzde 0.4 oranında daraldığı hatırlatılarak, mayısta tablonun değiştiği üzerinde duruluyor. Nisan-mayıs döneminde çekirdek sanayi üretiminin yüzde 3.8 büyümesinin, toparlanmanın diğer sektörlere de yayıldığını ortaya koyduğu kaydediliyor.

Ara malı üretiminin artan katkısı ve diğer alt ana kalemlerdeki daha dengeli görünümün olumlu olduğu, güçlü ihracat ve iç talebe yönelik üretim verileri, toparlanan güven endekslerinin de aynı trendi gösterdiğini belirten bazı analistler, ikinci çeyrekte milli gelirin hem tüketim hem yatırım katkısıyla büyüyeceğini belli olduğu yönünde analiz yapıyorlar.

Yazının devamı...

Bakanlar kamuoyuna ayrı, bankacılara ayrı konuşuyor

10 Temmuz 2017

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faiz konusunda hep tavırlı olduğunu, yüksek faizden tümüyle bankaları sorumlu tuttuğunu biliyoruz. Daha önceki hükümetler döneminde Ali Babacan ve Mehmet Şimşek’in bu konuda genellikle Erdoğan’ı dengeleme yoluna gittiklerini gözlemlemiştik. Merkez Bankası’nın işine karışılmaması gerektiğini, faizleri piyasaların belirlediğini söyleyerek, piyasa koşulları içinde kalınacağı güvencesi verirlerdi. Ancak mevcut hükümetle bu değişti; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra, Başbakan Binali Yıldırım ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli başta olmak üzere neredeyse tüm bakanlar ve AKP yöneticileri faiz konusunda Cumhurbaşkanı’nın tavrını benimsediler. Mehmet Şimşek ise artık konuşmamayı tercih eder oldu.

Merkez Bankası’nın faiz kararları konusunda bu tavır geçerli olurken, son olarak mevduat faizlerinin artışında da aynı tavır içinde olunduğunu gördük. Hazine garantili KGF kredileriyle birlikte artan kaynak ihtiyacı, bankaların mevduat faizlerinde 2 puanın üzerinde artış yaratırken, bakanlar ve tüm AKP yetkilileri, “Bankalar mevduatta yarışmasın, aksi takdirde bu artış kredi faizlerine de yansıyor” dediler. Bununla yetinilmeyip, “Hükümetin elinde mevduat faizlerini frenlemek için çeşitli argümanlar var, bizi kullandırmak zorunda bırakmayın” tonunda açıklamalara geçildi. Başbakan Binali Yıldırım ve Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, bu ay başından beri bu konuyu işliyorlar.

Geçen hafta önce Merkez Bankası yönetimi bankaların fon yöneticilerini tek tek konuşmaya çağırıp, ardından Başbakan Yardımcısı Canikli banka genel müdürleriyle toplantı yapınca, bu sert tavrın nasıl somutlaşacağını beklemeye başladık. Öyle ya, sert çıkışın ardından sonuç alınacak adımlar bekleniyor...

Ancak toplantılardan çıkan sonuç, “karşılıklı görüş alışverişi ve duyarlıkların anlatılması” tonunda oldu. Yani Merkez Bankası da, bakanlar da hiç de sanıldığı gibi bankacılara fırça çekmediler, talimatlar yağdırmadılar, kendi görüşlerini açıklayıp katılanlardan görüş alıyorlarmış havası verdiler.

Merkez Bankası yöneticileri görüştükleri bankacılara, “Korktukları gibi döviz borçlanması karşısında sert kararlar alınacağı beklentisinde olmamaları gerektiğini, hala konu üzerinde çalıştıklarını, piyasayı bozmayacaklarını” söylediler. Mevduat faizlerine müdahale konusunda ise “Biz piyasa koşullarında faizin oluşacağını biliyoruz, öyle bir derdimiz yok” mesajı verdiler. Cuma günkü Canikli’nin banka genel müdürleriyle yaptığı toplantıda da yine tonun çok yumuşak olduğu, Canikli’nin sadece “biz zor dönemi birlikte geçirdik, şimdi mevduat faizlerinin artmasının hem makro ekonomiye hem de bankalara zarar vereceğini” söylediğini öğrendik. Yani; bankacılara mutlaka faizi indirin, yoksa elimizdeki argümanları kullanırız, “zaten çok kâr ediyorsunuz” gibi kamuoyundaki baskın söylem kullanılmamış. Bütün genel müdürlerin tek tek görüşlerini alıp, not tutmaya özen göstermiş.

Sonuç olarak; bankacılar KGF kredileri nedeniyle acil kaynak ihtiyacı olduğunu, tasarrufların yetersizliğini, dışardan döviz swapı karşılığı TL borçlandıklarını ama mevduatla dengelemek zorunda kalındığını hatırlatıp, “Artık kredilerde eskisi kadar canlı seyir yok, süreç normalleştikçe, kaynak ihtiyacı yani mevduat faizleri de normalleşecek”  dediklerini öğrendik. Aklın yolu bir de... Halkı kandırmasak iyi olacak..

Yazının devamı...

Sıcak parayla balayı bitince...

6 Temmuz 2017

Bunun nedenleri konusunda çeşitli yorumlar yapılıyor. Şurası gerçek ki; Fed tutanakları öncesi beklentiler tüm dünyada doları güçlendirdi. Bunun yaşanması zaten kaçınılmazdı ama zamanlaması önemli. İki gündür olumsuz ayrışan TL’nin ise artı handikapları söz konusu.

Bize özgü sorunlardan birinin “sıcak parayla bir süredir devam eden balayının sonlarına gelmiş olmamız” gibi gözüküyor. JP Morgan başta olmak üzere, yabancı banka ve kurumların yabancıların TL yatırımlarının tarihte olmadık seviyelere ulaştığı konusunda ikazlarda bulunması, önemli etkenlerden biri olarak gözüküyor. Geçmişte de büyük sorunlar en fazla  sıcak paranın olduğu dönemlere rastlaması, piyasaları ister istemez korkutmaya başladı.

RİSK İŞTAHI SÜRÜYOR

Sıcak paranın bu kadar bol geldiği bir dönemde, siz siyasi ve ekonomik olarak istikrarı bozacak hareketlere girerseniz, işte o zaman sorun başlıyor Sıcak paranın bir vesile ile doyma noktasından geri çekilişi sert olunca, TL’nin değer kaybı da o kadar sert ve büyük olabiliyor. Bunu geçmişte çok gördük.

Peki, yine böyle sert bir hareketin sinyali mi derseniz; bence bunu söylemek için henüz erken. Her şeyden önce küresel risk iştahının hala sürdüğünü biliyoruz ve bu bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için hala uygun bir iklim sunuyor. Ancak yapacağınız hataların büyüklüğü, küresel likidite iştahını boşa çıkarabilir, bu da bir gerçek.

GERİ ÇIKIŞ ÖNLENMELİ

Artı bir risk olarak iç siyasi gelişmeler ve jeostratejik riskleri saymak mümkün. Bölgede Türkiye’nin yeni bir maceraya girmesi, bütün ittifak ülkelerine rağmen bunu yapması, herhalde ekonomi için de yapılacak en kötü şeylerden biri olacaktır. Yanı sıra toplumsal olaylarda  sertlikler ve aşırılıklara kaçılması, yine ekonomide aynı olumsuz etkiyi yapabilir.

Kısacası; zaten Türkiye’de ekonomik dengelerin hassas yürüdüğü bir ortamda, yüksek kâr amacıyla TL’ye geçici yatırım yapan sıcak para, belli ki artık geri dönmeye başlayacak. Önemli olan sert geri çıkışı önlemek, onu sağlamak da yönetimin elinde.

Yazının devamı...

Enflasyon temmuz sonu tek haneye inebilir ama...

4 Temmuz 2017

Haziran ayı tüketici fiyat artışları piyasa oyuncularının beklentilerinden çok daha iyi çıktı. Piyasadaki ortalama fiyat beklentisi yüzde 0.2’lik artış iken dün açıklanan resmi fiyatlar yüzde 0.1 oranında geriledi. Böylece 11’in üzerindeki yıllık artış oranı yüzde 10.9’a geriledi.

Gerileyen gıda fiyatları haziran ayındaki enflasyon sürprizinde önemli etkendi. Gıda fiyatlarındaki artışın temmuz ayında da sürmesi, ancak ağustos ayından sonra yeniden artışa geçmesi bekleniyor.

Hazirandaki enflasyon sürprizinde otomobil fiyatlarındaki gerileme de önemli yer tuttu. Otomobildeki fiyat düşüşü özellikle çekirdek enflasyonun gerilemesinde etken oldu ve tabloyu olumlu hale getirdi. Bu arada enerji fiyatlarındaki düşüş bunun ulaştırma gibi diğer sektörlere de yansıması, haziran ayı fiyatlarındaki gerilemede dikkat çeken başka bir gelişme idi.

Piyasa analistleri özellikle gıda enflasyonundaki gerilemenin devam etmesinin, temmuz sonunda yıllık tüketici fiyat artışını yüzde 10’un altına indirebileceğini tahmin ediyorlar. Ancak ağustos ayından itibaren yine baz etkisi nedeniyle gıda fiyatlarında yeniden artışların başlaması bekleniyor. Bunun yanında çekirdek enflasyon hesaplamasındaki yöntem değişikliği nedeniyle giyim ve ayakkabı grubunda fiyat artışlarının eylül-ekimden sonra hızlanacağı tahmin ediliyor. Yine bu tarihten itibaren maliyet baskıları ve ikincil fiyat etkileri nedeniyle hizmet enflasyonunda artışların sürmesi bekleniyor.

Analistler tütün ürünlerine bu yıl temmuzda zam yapılmama kararı verilmesinin enflasyon üzerinde olumlu etkisi olmasını bekliyorlar. Bu nedenle beklentilerin değişebileceği kaydedilirken, bir ara yeniden yükselse bile, yılsonunu tek haneli tüketici fiyat artışıyla kapatmaktan söz edilmeye başlandı.

MERKEZ SIKI DURMAK ZORUNDA

Buna karşılık toptan eşya fiyatlarındaki yıllık artışın yüzde 14’ün üzerinde kalması, tüketici fiyatlarına yansıma riski nedeniyle enflasyonun tek haneye inemeyeceğini belirtenler de var. Bu analistler kurların geçişkenlik etkisinin azalmış göründüğünü ama kurların yeniden yukarı gitme ihtimaline de dikkat çekiyorlar.

Yine enerji fiyatları haziranda, 4. aydır gerilemeye devam etti ve yıllık artışı yüzde 7.6’ya geriledi. Tabi ki bunda kurlardaki hızlı artışın durmuş olması da etkiliydi. Yılın ikinci yarısında enerji fiyatlarının nasıl seyredeceği bilinmezken, bunun yanında Fed’e bağlı olarak kurlardaki yeniden artış ihtimali de, enflasyon konusunda iyimser olmayı engelleyen unsurlar olarak göze çarpıyor.

Yazının devamı...