"Erdal Sağlam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdal Sağlam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erdal Sağlam

Faiz kararının asıl etkisi yeni yılda görülür

15 Aralık 2017

Bu karara piyasaların tepki verdiği ama tepkinin düşük kaldığı gözlendi. Piyasa oyuncuları düşük kalan faiz artışına asıl tepkinin, Noel tatilinin bitmesinin ardından, yeni yılda görüleceğini belirtiyorlar.

Kurlarda enflasyon açıklaması sonrası yaşanan büyük artışın ardından, piyasalara el altından, Merkez Bankası’nı ciddi faiz artışı yapacağı duyurulmuş, bu yolla kurdaki artış frenlenmişti.

Piyasadaki beklentilerin ağırlığı geç likidite penceresinde 1 puanlık artış yapılacağı yönündeydi. Bu nedenle yarım puanlık artışa piyasa tepki verdi.

3.82 TL’lere kadar düşmüş olan dolar kurunun yeniden 3.88 TL’lere kadar arttığı sonradan bir miktar gevşediği görüldü.

Yazının devamı...

Türkiye’nin liderleri Londra Borsası’nda

14 Aralık 2017

TÜRK Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) ve Londra Borsası ELITE Program işbirliğiyle hazırlanan “Türkiye’nin Yükselen Liderleri” araştırması Londra Borsası’nda düzenlenen gong töreni ile uluslararası arenaya taşındı. Aynı zamanda TÜRKONFED ile Londra Borsası arasında 5 yıllık uzun dönemli işbirliği protokolü de imzalandı.

Londra Borsası’ndaki önceki günkü tanıtıma TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Tarkan Kadooğlu, Londra Borsası ELITE Program CEO’su Luca Peyrano, Birleşik Krallık Ticaret Elçisi Lord Janvrin, İngiltere İstanbul Başkonsolosu Judith Slater gibi Türk ve İngiliz kamu ve iş dünyasının önde gelen temsilcileri katıldı. Törende konuşan Kadooğlu, Londra Borsası’nın yenilikçi küçük ve orta ölçekli firmalara destek vermek amacıyla yürüttüğü ELITE programı ile işbirliklerinin 1. yılı olduğunu belirterek, “İşbirliğimiz kapsamında Türkiye’nin Yükselen Liderleri raporumuzu ve bu rapor içerisinde de kamuya açık verilere dayalı olarak son 3 yılda sürekli yüksek büyüme gösteren ilk 100 şirketten oluşan ‘Türkiye’nin İlham Veren Şirketleri’ ile 69 şirketten oluşan ‘Türkiye’nin İlham Veren Bilişim Şirketleri’ listelerini hazırladık. İşbirliğimizin ilk somut ürünü olan raporumuzun uluslararası tanıtımını Londra Borsası’nda yapmaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Raporumuz bize ülkemizin yurtdışı pazarlara açılacak, gelecek vaat eden çok sayıda işletmesi olduğunu gösterdi” dedi.

Programı’nın, Türkiye ekonomisinin bel kemiğini oluşturan bu işletmelerin büyümesine yardımcı olmak amacıyla işbirliğini geleceğe taşıyacağını belirterek, şöyle konuştu: “Önümüzdeki yıl ELITE Türkiye’yi kurup, kurumsallaşmasını sağlayarak doğrudan ülkemizdeki şirketlere hizmet vermeyi planlıyoruz. Bu program ile finansman ve bilgiye erişim karşısındaki engelleri kaldırmaya yardımcı olarak, Türkiye’deki işletmelerin inovasyon yapmasını, sürdürülebilir büyümeyi yönlendirmesini ve hepimiz için fırsatlar yaratmasını sağlayacağız.”

Londra Borsası ELITE Program CEO’su Luca Peyrano ise Türkiye’nin çok önemli ve büyük bir pazar olduğunu vurgulayarak, “Gelecekte de hızlı büyüme gösterecek stratejik bir pazar olan Türkiye’deki işletmelerin kendilerini geliştirmelerine yardımcı olmayı amaçlıyoruz. Türkiye’ye güvenimiz tamdır. Hedefimiz ELITE Türkiye Programı’nın en etkin ELITE Programı olmasını sağlamaktır. TÜRKONFED ve ELITE bu anlamda işbirliğini geleceğe taşıma noktasında  ortak bir kararlılık sergilemektedir. Türkiye’deki işletmelerin ELITE Türkiye Programı ile gelişmeleri ve uluslararası pazarlara açılmasına yardımcı olacağız” dedi.

Yazının devamı...

TÜSİAD’ın uyarılarına kulak vermek zorundayız

11 Aralık 2017

TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik, ekonomik değerlendirme yaparken 2002-2007 ile 2010-2017 dönemini  karşılaştırıp, her iki dönemde de büyümenin başarıldığını, ancak bu iki büyüme dönemi arasında çok önemli nicelik ve nitelik farkları bulunduğunun altını çizdi. İlk dönemde büyürken çekirdek enflasyonu 2007’de yüzde 4.8’e kadar düşürmüşken 2017’de yüzde 12’ye çıkardığımızı, dış borcu 2007’de yüzde 36’ya düşürmüşken, 2017’de yüzde 51’e çıkardığımızı, cari açık finansmanı ilk dönemde neredeyse yarı yarıya doğrudan yatırımlarla yapılırken, ikinci dönemde bu oranın beşte bire düştüğünü anlattı.

Kriz öncesi dönemde ekonomik büyüme başarısını reformlar ile Batı ile iyi ilişkilere bağlayan Bilecik, “Kriz sonrası büyüme politikası ise ucuz ve bol sıcak paraya dayalı, tüketim ve kamu harcamaları ağırlıklı politikaydı. Bu yaklaşım, finansal göstergelerimizde bozulmaya ve kırılganlıklarımızın artmasına neden oldu. Bu kırılganlıklar, AB başta,pek çok ticari ortağımızla yaşanan gerilimlerin yarattığı olumsuz algıyla birleşince, ülkemize yönelik risk algısı kötüleşti” dedi.

Merkez Bankalarının, refah ve büyüme yaratma kurumları olmadığını,  Anayasa gereği temel görevinin fiyat istikrarını sağlamak olduğunu belirten Bilecik, “Ekonomi literatüründe maalesef “yüksek enflasyon ve yüksek büyüme” diye bir ikili yoktur. Bu tür büyüme sürdürülebilir değil, hemen her zaman geçicidir” şeklinde konuştu. .

DEMOKRATİK İŞLEYİŞ

Bilecik, uluslararası küresel gelişmeler, bölgedeki çatışmalar ve Türkiye’nin konumu, adalet, eğitim gibi temel sorunlar, kürt meselesi ile bunların ekonomiyi nasıl olumsuz etkilediğini anlattığı konuşmasında Türkiye’nin yeni bir kalkınma hamlesine ihtiyacı olduğunu söyledi. Özel sektörünün ülkeye bu ivmeyi kazandıracak kabiliyet, enerji, hırs ve beceriye sahip olduğunu kaydeden Bilecik, “İhtiyaç duyduğumuz şey; tutarlı ve verimli üretimi destekleyen, rekabet gücümüzü ve refahı arttıracak reformist ekonomi politikaları, çağdaş bir eğitim anlayışı, dünyayla bütünleşmemizin önemini kavrayan bir dış politika, evrensel kurallara bağlı işleyen bir yargı sistemi ve yolsuzlukla mücadele endeksinde yükselen bir ülke olmaktır” dedi.

Aynı toplantıda konuşan Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan da Türkiye’nin dünyadan kopmamak için dünya düzeninin yerleşik kurallarına uygun hareket etmesi gerektiğini belirterek, “Türkiye’nin yerinin Batı âlemi mi, Avrasya mı olduğu bir tartışma konusu değildir. Türkiye Batı’nın Avrasya açılım noktasıdır” dedi. Ekonomi ve dış politikada yaşanan gelişmelerin, siyasi ve hukuki çerçeveden bağımsız olmadığını, liberal piyasa düzeninin temelinin demokrasi ve hukuk sistemi olduğunu hatırlatan Özilhan, yargı erkinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı, düşünce ve ifade özgürlüğü, özgür ve bilimsel akademik ortam, özgür medya ve internet ortamı, iyi tanımlanmış yetki ve sorumluluklar, kamu yönetiminde liyakatın, ülkelerin rekabet gücünün önemli parametrelerinden olduğunu hatırlattı.

Özilhan, olağan demokratik işleyişten uzaklaşılmasının, önce yabancı sonra yerli iş insanlarını yatırımlardan soğutacağını, yaratıcılıktan, girişimcilikten uzaklaştıracağını belirtti ve bu nedenle bir ön önce olağan düzene geçilmesini ümit ettiğini söyledi.

Yazının devamı...

Finans Forumu'nda enflasyon sorunu öne çıktı

8 Aralık 2017

Gerek finansmana erişim, gerekse de bankacılık ve banka dışı finans sektörünün gelişebilmesi için enflasyonun kalıcı tek hanelere indirilmesinin önemi konusunda herkes mutabıktı.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, “Türkiye ekonomisinin şoklara karşı dayanaklılığı”nı anlatan detaylı bir sunum yaptı. Şimşek’in şimdiye kadar sağlanan gelişimlerin yanı sıra sürekli yapısal reform süreci gerektiğini belirtmesi önemliydi. İş ortamının iyileştirilmesi için önemli reformların açıklanacağını söylemesi, sıkıntılara rağmen finansman konusundaki tedbirlerin bundan sonra da devam edeceğine dikkat çekmesi de ilginçti. Şimşek, daha inandırıcı olabilmek için; sadece iyi gelişmeleri sıraladığının sanılmaması gerektiğini, reform alanları olarak anlattığı unsurların aynı zamanda eksik ve başarısız unsurları özetlediğini söyledi. Şimşek, üzerinde en çok çalıştıkları konulardan birini enflasyonla mücadele olarak öne çıkardı.

Öğlen oturumlarından önce konuşan Maliye Bakanı Naci Ağbal ise mali disiplinin hükümetleri döneminde en başarılı alanlardan biri olduğunu söyledi.

KGF desteği dahil, elde edilen mali imkanlar nedeniyle, sıkıntılı dönemlerde finans sektörü ve reel sektöre mali destek verebildiklerini kaydeden Ağbal, mali disiplini korumaya devam edeceklerini söyledi. Ağbal, mali disiplin sayesinde elde edilen başarıların Hükümet tarafından iyi anlaşıldığını ve kıymetini bildiklerini ifade etti. Ağbal, bir süredir devam eden vergi reformu çalışmaları konusunda da bilgi verdi.

Yazının devamı...

Tek sorun enflasyon değil ama piyasa sakin

5 Aralık 2017

Piyasa oyuncuları 14 Aralık’ta toplanacak Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısından, en üst oran olan geç likidite penceresinde en az 1 puanlık faiz artışı bekliyorlar. Artış oranının 1.5 puana kadar çıkması gerektiğini belirtenler olduğu gibi, sadece üst faiz oranında değil, gösterge faiz dahil, Merkez Bankası’nın tüm faiz oranlarında birden artırıma gitme ihtiyacı bulunduğunu söyleyenler de bulunuyor.

Ancak 14 Aralık’ta, PPK toplantısı öncesinde kurların seviyesinin Merkez Bankası kararında belirleyici olacağını söyleyenler de var. Kurların mevcut  seviyede gitmesi halinde Merkez Bankası’nın 1 puanlık faiz arttırımı için gerekçe oluşturamayacağını, faizin ileriye dönük fiyatlama olduğu tezini öne sürebileceğini ifade edenler var. Yani faiz artışı beklentisi var ama bunun düzeyinin belirlenmesinde, kurların önümüzdeki dönem izleyeceği seyrin belirleyici olacağı da açık.

Daha önceki PPK toplantısının tarihi olan 26 Ekim’de dolar kurunun 3.73, sepet değerinin 4.15 TL olduğunu hatırlatan bir bankacı, 14 Aralık’ta aynı değerler görülürse, o zaman Merkez Bankası’nın hiç artış gerekçesi bulamayacağını söyledi.

Önceki gün “yurtdışına para götüren sermaye kesimi” için Cumhurbaşkanı’nın ettiği sözler sonrasında, dün piyasanın kötü açılması bekleniyordu. Ancak gece ve dün sabah erken saatlerde bu sözlerin piyasaya fazla etki yapmadığını gördük. Bunun ardından enflasyon oranları açıklandı, piyasa beklentilerinin çok ötesinde bir rakam gerçekleşti ama piyasalar yine panik olmadı.

Dolar kurunun ancak 3.93 TL’lere kadar çıktığı gözlenirken, daha sonra yeniden düşüş başladı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir gün önceki sözlerini düzeltmesi ardından, dün öğleden sonra dolar kuru 3.90 TL’nin de altına indi.

YABANCI YATIRIMCI RAHAT

Bankacılara bu rahatlığın nedenini sorduğumuzda, onların bile nasıl bu kadar sakin bir piyasa olduğunu anlamadıklarına şahit olduk. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Pazar günkü ağır sözleri ardından piyasanın bozulmamış olmasına çok şaşırmışlardı. Neden böyle olabileceğini tartışırken tahminini açıklayan bir bankacı, “Cumhurbaşkanı’nın sözlerinin dikkate alınmaması mümkün değil. Ama bu sözlerin ardından belli noktalara, bu sözün düzeltileceği söylenmiş olsa gerek. Zaten pazartesi öğlen saatlerinde de düzeltme geldi” değerlendirmesini yaptı.

Bunun yanı sıra yabancı yatırımcılarla çok sık temasta bulunan bankacıların da “yabancı yatırımcıların rahat gözüktüğünü” söylediklerine şahit olduk. Bir bankacı, yabancı yatırımcıların ABD’deki davalar sonucunda özellikle tek bankaya 2 milyar dolar civarında bir ceza çıkmasını beklediklerini kaydederek,

Yazının devamı...

Turizmciler 2018’den umutlu görünüyor ama...

4 Aralık 2017

Geçen hafta Antalya Concorde Otel’de yapılan 7. Uluslararası Resort Turizm Kongresi’nde hem sektörün değerlendirmelerini dinledik, hem de özel sohbetlerde turizmcilerin kaygılarına şahit olduk. Açılış konuşmasını yapan AKTOB Başkanı Dr. Erkan Yağcı sektörün mevcut sorunlarını özetledi, önümüzdeki döneme ilişkin vizyonun ne olması gerektiğini anlattı. Bu yılki toparlanmada devletin verdiği teşviklerin olumlu etkilerine değinen Yağcı, ulaştırmadan konaklama ünitelerine, istihdamdan misafir, ürün ve pazar bileşenlerine kadar turizmde önemli değişimler yaşandığını belirtirken, “Bu değişime yeni ürün, yeni pazar ve yeni bir vizyonla cevap verebilmek gelecekte nerede olacağımızın da anahtarıdır” dedi. Yağcı, yüksek büyüme potansiyeli bulunduğunu, pazarda en güçlü olunan ürün, hizmet ve kalifiye insan çeşitliliğini korumak gerektiğini ifade etti.

Bir kısmı yetersiz arz ve artan fiyatlardan, bir kısmı doğru olmayan politikalardan kaynaklı olarak işletme maliyetlerinin arttığını kaydeden Yağcı, artışın enflasyonun 3-4 katına vardığını belirtti.

Dünya turizmindeki değişiklere dikkat çeken AKTOB Başkanı, hâkim olacak birinci unsuru “dünya üretim biçiminde daha az insan daha çok teknoloji öngören 4.0’lı değişimlerin yaşanacak sonuçları”, diğerini ise “özellikle gıda üretim ve arzında yaşanan sıkıntıların hizmet içeriklerinde yaratacağı etki” olarak belirtti. Özet olarak “çevreden üretime, istihdam yatırımlara kadar sorunlar ve fırsatların geçmiş on yıllara göre daha fazla küresel” olduğunu kaydeden Yağcı, çözümler ve yeniliklerin de küresel bazda yaratılması gerektiğini belirtti. Yağcı “Çünkü gözümüzü kapatıp günü kurtaracağımız zamanlar geride kalmıştır. Küresel bir iş yapıyorsak ki öyle, gözümüzü kapatamayız. Zaten buna artık konuklarımız da izin vermemektedir” dedi.

ALMAN ÇİFTİN SÖYLEDİKLERİ

Kongreye katılan turizmcilerle yapılan anketlerde ortaya çıkan sonuçlar ise özel sohbetlerimizde dinlediğimiz kaygılarla çelişkili bir iyimserlik gösteriyordu. 2018 yılı ortalama Euro kuru tahmini sorulduğunda katılımcıların yüzde 47’si, 5-5.20 TL, yüzde 33’ü 4.80-5.00 TL aralığını tahmin etti. 2018 yılı için Avrupa pazarı hakkında yüzde 38 katılımcı yüzde 10’un üstünde, yüzde 36 katılımcı yüzde 10 artış beklediğini belirtti. 2018 yılı işletmenizdeki ekonomik beklenti sorusuna yüzde 86 oranında “2017 yılından daha iyi olacağı” söylendi. 2017 yılında “Türk turizmini etkileyen en önemli sorun” için yüzde 61 katılımcı “dış politika” tespitini yaptı. 2018 yılı için en önemli risk diye sorulduğunda ise yüzde 57 katılımcı “bölgemizdeki siyasi gelişmeler” seçeneğini onayladı.

Antalya’daki turizmcilerin, “Avrupa, özellikle Almanya’da büyüyen Türkiye tepkisi”nden yakınmalarına şahit olduk. Çok sayıda otel sahibi turizmcinin şu söyledikleri sorunu özetliyordu:

“Geçenlerde yaklaşık 20 yıldır bizde kalan alman çifti görünce çok sevindim, sarıldık. Bu arada müdürümüz fotoğraf çekti. Çift müdüre dönüp ‘Ama bunu sosyal medyaya koyma lütfen’ dedi. Nedenini sorduğumuzda ise ‘Çocuklarımız yakınlarımız Türkiye’ye geldiğimizi bilmesin. Biz Bulgaristan’a gidiyoruz diye geldik, buraya geldiğimiz duyarlarsa tepki görürüz’ yanıtı verdiler.”

Tepki Türkiye’ye değil mevcut uygulamalara ama herkesi etkiliyor.

Yazının devamı...

Enerjide Rusya’ya bağımlılık daha da artabilir

28 Kasım 2017

Bu tehlikenin bir yandan Türkiye’nin bölgedeki enerji oyununda devre dışı kalmasından, öte yandan ise Rusya’nın K. Irak başta olmak üzere yakın bölgemizdeki gücünü artırmasından kaynaklandığını söylemeliyiz.

Rusya’nın petrol şirketi Rosneft,  K. Irak yönetimiyle bu yılın ortasında St. Petersburg’da 20 yıllık bir anlaşma imzaladı.
Rusya aldığı petrolü Almanya’daki rafinerilerine taşıyacak,
bölgede 3 milyar dolarlık yatırım yapacaktı. İşbirliğinin bununla sınırlı kalmadığı tam da
referandum sürecinde Rusya’nın K. Irak’ta 5 blokta üretim için sahalar almasıyla kesinleşti. K. Irak bölgesinde 45 milyar varillik petrol rezervi, 5.6 trilyon metreküp doğalgaz rezervi bulunduğu belirtiliyor. Başka şirketler de petrol çıkarıyor ama Rusya’nın yaptığı anlaşma önemli; diğer şirketlere teklif vereceği söyleniyor.

Rusya Türkiye’nin petrol ithalatında, Irak’tan sonra 2. sırada bulunuyor. K. Irak’ın petrol sahalarının bir bölümünü ele geçirmesiyle birlikte, belki menşei ülke olarak değil ama etkinlik olarak petrol ithalatımızda en önemli aktör olması kaçınılmaz olabilir. Geçen yıl Irak’tan toplam 11.4, Rusya’dan 7 milyon tonluk ithalatımız bulunuyordu. (Bu hesaba diğer petrol ürünleri de dahil ama bu ülkelerden yaptığımızın çok ağırlıklı bölümü hampetrol)

Türkiye’nin enerji çeşitliği için yapmakta olduğu nükleer santralin Rusya tarafından yapıldığını, şu anda tek proje olduğunu da söylemek gerekiyor.

ASIL BAĞIMLILIK DOĞALGAZDA

Yazının devamı...

Türkiye enerji merkezi olabilecek mi?

27 Kasım 2017

Bu yolla hem enerji arz güvenliğini sağlayıp, hem de Avrupa’ya karşı pazarlık gücünü artırabilecekti. Yaşanan son gelişmelerle Türkiye’nin enerji merkezi olma hayalleri suya düşmüş görünüyor.

Bu hayal uzun zaman önce kurulmuş, Ceyhan Bölgesi enerji merkezi olması için planlanmıştı. Son yıllarda Kuzey Irak’tan ithalat arttırılmış, petrol sahaları alınmış, gaz rezerv potansiyeli çalışmaları başlamıştı. Türkiye’nin uluslararası enerji üretimi gücünü arttırmak için TEC şirketinin kuruluşu da bu amaca dönüktü. Yine son dönemde Kerkük ve Musul valileri ile enerjiye ilişkin yakın temaslar kurulmuştu. Yaşanan K. Irak referandumu sürecinin, bölgede Türkiye’nin enerji açısından da güç kaybını beraberinde getirdiği çok açık. K. Irak yönetimi Kerkük’te hâkimken, resmi olmasa da fiili olarak, bölgede enerji kaynaklarının ortak kullanımı açısından ciddi adımlar atıldığını, sektöre yakın herkes biliyor. Bunun için Irak merkezi yönetimi ile çatışma bile göze alınmıştı.

K. Irak referandum sürecini değerlendiren enerji kaynakları, “Türkiye’nin haklı olarak bu referanduma karşı çıktığını ancak verilen tepkinin abartıldığını ve enerji arz güvenliği açısından olumsuz gelişmelere neden olduğu” görüşündeler. Örneğin; Irak merkezi yönetimiyle ortak askeri gösterilere kadar varan yakınlığın, bundan sora işin düzeltilmesini engelleyebileceğini söylüyorlar. Türkiye’nin Irak ile Paris’te devam eden milyarlarca dolarlık tahkim davası bulunduğunu, bu nedenle Merkezi yönetime taviz vermiş olabileceğini kaydeden uzmanlar, ancak Irak’ın bu davadan vazgeçtiğine ilişkin bir işaretin, kurulan yakınlığa rağmen hâlâ alınamadığını söylüyorlar.

Irak merkezi yönetiminin Kerkük’e hâkim olduktan sonra yaptığı ilk açıklamanın Ceyhan’a aktarılan petrolü, İran’a yeni bir boru hattıyla aktarmak olduğunu hatırlatan uzmanlar, Türkiye’nin bölgeden gelen petrolü kaybetme tehlikesi yaşadığını söylüyorlar. Hâlâ bölgeden Türkiye’ye, miktarı çok azalmasına rağmen, bir akış bulunduğu belirtilirken, Irak merkezi yönetimi ile K. Irak arasında bir anlaşma sağlanamadığı takdirde bu akışın yakında durabileceği belirtiliyor. Çünkü K. Irak yönetimi petrol çıkaran şirketlere bir miktar para vermeye devam ediyor ama yakında bu paranın da ödenemez hale gelmesinden korkuluyor. Bu takdirde özel şirketler üretimi durdurmak zorunda kalacaklar.

DOĞU AKDENİZ GAZI DA TEHLİKEDE

Sadece K. Irak değil yeni bulunan Doğu Akdeniz gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya aktarımı projesi de, enerji merkezi olma hayalleri içinde büyük yer tutuyordu. Geçtiğimiz hafta Kıbrıs Rum kesiminde Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi liderleri bir araya gelerek, gazın denizin altından Yunanistan’a boru hattıyla getirilip buradan Avrupa’ya sevki konusunda ön anlaşmaya vardılar. Bu proje hayata geçerse Türkiye devre dışı kalmış olacak. Halbuki Türkiye’nin kavgalı olduğu İsrail ile yeniden barışmasında bu projenin büyük rolü olduğunu herkes biliyor. Deniz altından geçecek boru hattı karadan yani Türkiye’den geçecek hatta kıyasla, neredeyse iki kat maliyetli. Ancak Doğu Akdeniz gazının hepsi yani İsrail gazı da ortak projede birleştirilirse, yapılmayacak bir proje değil. Bu noktada da AB ilişkileri ve Mısır’la aramızın kötü olması en büyük etkenler.

Özetle; Türkiye’nin dış politikasının ülkenin ekonomik ve güvenlik çıkarlarını tehlikeye atmayacak biçimde yürütülmesi gerekiyor.

 

Yazının devamı...