"Erdal Sağlam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdal Sağlam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erdal Sağlam

Bayram sonrası neler yaşanabilir

21 Ağustos 2018

Piyasadaki oyuncular bir yandan tatil yaparken öte yandan uluslararası piyasalardaki gelişmeleri ve özellikle ABD ile yaşanan krizin alacağı şekli yakından takip edecekler.

Bayram sonrasında piyasa gelişmelerini şimdiden kestirmek güç olsa da, dikkatle izlenmesi gereken bir döneme girildiği konusunda hemen herkes hemfikir. Kurların mevcut seyrinin korunması güç görülürken, bu seviyelerde kalınsa bile, bayram sonrası ticarette ve reel sektörde bazı etkilerinin görülmeye başlayacağı  tahmin ediliyor.

Piyasalarda kur şokunu önlemek için alınan tedbirler de üzerinde konuşulan konular arasında. Bu geçici tedbirler kalıcı hale gelirse, yabancı kaynak açısından sıkıntılar yaşanabileceği ileri sürülüyor. Yabancı sermayenin bir ülkeden çıkmaya karar verince, kısıtlasanız, çıkış süresi uzasa bile çıkışını tamamlayacağı kaygıları var. Bankacılar, “Önlemlerin dozu ve süresi uzadığı takdirde, bundan sonra Türkiye’ye gelmek için yabancı sermaye bir yerine üç kere düşünecektir” diyorlar. Yani giriş normalken çıkışın suni tedbirlerle zorlaştırılması, yabancı sermayenin gelişi için çekincelerini artırmış olacak. O nedenle daha temel tedbirler alınıp, sermaye kısıtlarında normale dönülmesi, yabancı sermaye için cazip ortamın kurulmasının gerektiği belirtiliyor.

İş aleminde de hükümetin banka kredileri ile ilgili aldığı kararlar memnuniyetle karşılanırken, KGF’nin devreye sokulması gibi ek taleplerin geldiği görülüyor. Bu taleplerin tümünün karşılanması halinde “bankacılık sisteminde zaaf görüntüsü” verme tehlikesi bulunduğuna dikkat çeken bankacılar, zaten batık hale gelmiş bir krediyi ille de yüzdürmenin mümkün olamayacağını söylüyorlar. Bankalarda, bu yöntemin kullanılması, kalıcı hale gelmesi daha büyük sorunları beraberinde getirebilir.

Özetle; kur şoku ve faize ilişkin piyasa gelişmeleri, sonunda ticareti ve reel sektörü de etkileyecek. Bu kesimlerden gelen taleplerin bayram sonrası artması daha önce de gördüğümüz bir seyir olacak. İktidarın, mevcut imkanları düşünerek, önemli tercihlerde bulunması kaçınılmaz olacak.

Umarım bayram sonrası  ekonomide önlemlerin alınmaya devam ettiği ve sorunların aşıldığı bir döneme gireriz.

Herkese mutlu sağlıklı nice bayramlar dileğimle.

GÜNGÖR URAS’IN ARDINDAN

Yazının devamı...

Geçici tedbirler kalıcı hale gelirse...

20 Ağustos 2018

Daha önce ekonomi yönetiminin amacının bayrama nispeten sakin bir havada girilmesini sağlayacak geçici tedbirler almak olduğunu söylemiştim. Ancak geçen cuma günü hem bankaların kredilerine ilişkin yapılan açıklamalarda olduğu gibi özensiz bir iletişime şahit olduk, hem de geçici tedbirlerin dozunun iyice abartıldığını gördük.

Bugün piyasalar öğleye kadar açık olacak, yarım günde piyasada ne hareket görülebilir kestiremiyoruz. Ancak ekonomi yönetiminin amaçladığı gibi bayrama nispeten sakin bir havada girme çabasının sonuç vereceği anlaşılıyor.

Ancak asıl iş bayram sonrası uzun tatil bittikten sonra başlıyor. Bizdeki tatil süresince uluslararası piyasalarda yaşanacak olanlar tabi ki bayram sonrası için bir baz oluşturacak. Bunun yanında Rahip krizi gibi konularda ne tür gelişmeler olacağı, ABD’den yeni yaptırımların gelip gelmeyeceği ve buna içeriden verilecek tepkiler de bayram sonrası piyasa hareketlerine etki yapacak.

Tüm bunlardan bağımsız olarak bakılacak en önemli gelişme ise ekonomi yönetiminin TL’nin değer kaybının devamını önleyecek yeni tedbirler alıp almayacağı. Mevcut tedbirlerin kalıcı hale gelmesi bizce mümkün değil. Bu geçici tedbirlerin bir süre daha devam etmesi halinde piyasaların kilitleneceğine, sermaye hareketlerinde sorun algısının büyüyeceğine ilişkin işaretler zaten hemen gelmeye başladı. Bir başka deyişle bu geçici tedbirlerin piyasa üzerinde kalıcı hasarlar oluşturma tehlikesi açıkça gözüküyor.

BANKA KREDİLERİ

Yabancıların çıkışını zorlaştıran kararların yanı sıra, reel sektörün kullandığı banka kredilerine ilişkin alınan önlemlerin tedrici olduğunu, sistemde zaaf yaratacak gevşeme adımlarının kalıcı hale gelmesinin yeni sakıncaları beraberinde getireceğini söylemek gerekiyor. Her şeyden önce bankacılık sisteminin sağlamlığına olan güvenin, sadece “çok kuvvetli bankalarımız var” demekle, ya da banka genel müdürlerinin “bankalar bu dalgayı atlatabilecek güçte” diye açıklamalar yapmalarıyla korunamayacağını görmek gerekir. Bu açıklamalar paniği önlemek adına olumlu adımlardı ama bunun yanında sistemi bozmayacak daha köklü çözümler üretilmesi gerekiyor.

Bankaların inisiyatifinde olan, daha doğrusu piyasa ekonomisi gereği kredi alan ile veren arasındaki ilişkiye kamu müdahalesinin dozunu abartmamak gerekiyor. Bankaların kötü kredileri yüzdürmek için zorlanmasının, sonunda çok daha birikimli sorunlar yarattığını daha önceleri bir çok kez yaşadık.

Bunu önlemek için yasal ve genel bir çerçeve çizilebilir bu bankaları rahatlatma açısından olumlu bir adım olur. Ancak ne kadar yasal ve genel bir kredi yüzdürme çerçevesi çizerseniz çizin, bunun hemen kağıt üstünde yazıldığı gibi çözümlenemeyeceğini de görmek gerekir.

Yazının devamı...

Geçici tedbirler sonuç veriyor sıra kalıcılarda

16 Ağustos 2018

Merkez Bankası, BDDK ve bankaların eşgüdümlü bir hareket içinde oldukları gözlenirken, bunun işe yaradığı dünkü piyasa hareketleriyle bariz biçimde görüldü. Dolar kuru bu tedbirler nedeniyle bir ara 6 TL’nin altına gerilerken, Rahip için mahkemeye yapılan itirazın kabul edilmemesi üzerine yeniden 6 TL’nin üzerine çıktı. Ancak bir gün önceye kıyasla, dün bütün fiyatlar daha makul seviyelerde seyretti.Son tedbirlerin işe yaradığını görmek olumlu ancak rehavete kapılmamak gerektiği de açık. Bankacılar ekonomi yönetiminin bayrama kadar bu tedbirlerle gidip, uzun bayram tatilinde paniğin iyice yumuşamasını amaçladığının anlaşıldığını söylüyorlar.

Paniğin temel nedenlerinde olan Rahip davasında dün çıkan red kararı dün piyasaları yeniden endişelendirdi ama şimdi de bir üst mahkemeye itiraz yolunun açılması beklentilerin sürmesine neden oldu.  Yani bayram tatiline girilmeden hemen önce ya da hemen ardından Rahip’in ev hapsi kaldırılıp yurt dışına çıkışına izin verilmesi söz konusu olursa, bunun ardından ABD ile yumuşamanın başlaması, en azından yeniden müzakerelerin açılması konusunda piyasaların hala bir umudu bulunuyor.

Ancak piyasa oyuncuları Rahip sorunu çözülse bile ekonomiye dönük içeride, faiz artışı gibi, ciddi kararların alınmasının iyileşmenin kalıcı olması için gerektiği görüşlerindeler.

Bu arada bugün Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın uluslararası yatırımcılarla yapacağı telekonferansa büyük ilgi olduğu, burada verilecek mesajların piyasaların seyrinde önemli olacağı da konuşuluyor.

ALINAN KARARLARIN ANLAMI

Dün alınan kararları özetleyecek olursak; sisteme bir yandan likidite enjekte edilmeye devam edilirken, öte yandan bu likiditenin yabancı yatırımcıların geri dönüşü için kullanılmasının önüne geçilmesi olarak söyleyebiliriz. Böylece volatilite azaltılarak normalleşmenin sağlanması bekleniyor. Swap işlemlerinde yüzde 50 sınırı dün yüzde 25’e indirildi ve yabancıların TL borç alıp döviz alımları daraltıldı. Bununla birlikte BDDK sorunlu krediler konusunda bankaları rahatlatan, sermaye yeterlilik oranlarında olası kötüleşmeleri engelleyen mevzuat düzenlemeleri yaparak bankaları rahatlattı. Bununla birlikte kredilerin yeniden yapılandırılmasında yeni esneklikler getirilirken, kredi tutarının üçte 2’sine sahip bankaların kabulü halinde tüm bankaların yeniden yapılandırmaya katılma şartı, piyasaları rahatlatan başka bir unsur oldu.

Ancak bu tedbirlerin hepsinin geçici olduğu akıldan çıkarılmamalı. Piyasalar bu kısıt ve kredi esnekliklerinin kalıcı hale getirilmesinin mümkün olamayacağının farkında. Çünkü bu kararların bir süre sonra, uluslararası standartlara uyum başta olmak üzere sıkıntı yaratmaması için harekete geçilmeli. O nedenle ekonomi yönetiminin bir yandan bu geçici önlemleri eşgüdümlü götürmeye devam ederken, öte yandan geçici olduğu bilinciyle daha temel sorunlara odaklanması gerektiği açık.

 

Yazının devamı...

İlk tedbirler tamam şimdi şok lazım

14 Ağustos 2018

Merkez Bankası bir günde TL’nin yüzde 15’in üzerinde değer kaybetmesi üzerine oluşan panik ortamını önlemek için, dün piyasalar açılmadan bir dizi tedbir aldı. Tedbirlere bakıldığında birisi swap işlemleri ile özellikle yabancıların rahatlıkla döviz alıp geri dönmelerini zorlaştırmaya dönüktü. Zorunlu karşılık ve diğer tedbirlerle piyasadaki likiditeyi artıran, piyasaları rahatlatan tedbirleri uygulamaya koydu. Bankaların birbirleriyle güvensizlik nedeniyle bozulan alışverişini temin etmek için Merkez Bankası’ndaki aracılık işlemlerini devreye aldı. Yani Merkez Bankası aracılığı ile bankalar birbirleriyle döviz alışverişi yeniden yapar hale geldiler.

Tüm bu tedbirlere rağmen kurlarda önemli bir geri geliş yaşanmadı. Bankacılar, yabancıların geri çekilişinin yavaşladığını çünkü artık rahat biçimde döviz alıp geri dönme imkanlarının sınırlandığını söylediler.

Bu tedbirlerin 2001 krizi gibi dönemlerde Merkez Bankası’nın daha önce de uyguladığı tedbirlerden olduğu gözleniyor. Ancak piyasaların tümüyle sakinleşip normalleşmesi için bunun ötesine geçilip, yeni ve piyasaya şok niteliğinde tedbir ve kararların açıklanması gerektiği belirtiliyor.

Her ne kadar ABD ile yaşanan rahip kriziyle patladığı görülse de, aslında şu anda yaşanan panik ortamının bir süredir yaşanan gecikmelerden kaynaklandığı konusunda bankacıların hemfikir olduğu gözleniyor. Bu nedenle bankacılar bir yandan kur atağı yaşandığını belirtirlerken öte yandan gecikmeli tedbir alındığını söylemek zorunda hissediyorlar. Buna karşılık bankacıların kamuoyuna çıkarak paniği önleme amacıyla, kendi üstlerine düşen görevi yerine getirdikleri söylenebilir.

FAİZ VE İLETİŞİM SIKINTISI

Ancak konuştuğumuz piyasa oyuncuları bir dizi tedbire daha ihtiyaç olduğunu belirtiyorlar. İlk başta gecikilen faiz artışının yapılması gerektiği, çünkü enflasyon ve piyasa faizlerine bakıldığında Merkez Bankası faizinin düşük kaldığı görüşündeler. Bir üst düzey bankacı piyasanın beklentisinin 4 ile 6 puan arasında faiz artışı olduğunu belirtti. Bir başka bankacı ise “piyasaları rahatlatıcı şok niteliği taşıması için Merkez Bankası’nın piyasanın beklediğinden fazla faiz artışı yapması gerektiğinin” altını çizdi.

Sadece faiz artışı ile de artık sorunun çözülemeyeceğini, bu noktanın aşıldığını kaydeden bir başka bankacı, mali açıdan da şok tedbirler gerektiğini söyledi. Bütçede hemen ilk ve yüklü kesintiler yapılıp bunun açıklanması gerektiğini, Merkez Bankası’nın para yaratmasının kurala bağlanması gibi “güven artırıcı önlemler”in uygulamaya girmesi gerektiğinin altını çizdi.

Bir başka bankacıyla konuştuğumuzda ise siyasi kanattan gelen demeç ve açıklamaların piyasalardaki paniği artırdığına vurgu yaptı. İletişim politikasının kötü olduğunu kaydeden aynı bankacı, teknik parasal tedbirler konuşulurken artık sözcülerin ya da bakanların konuşmasına gerek olmadığını bu konuşmaların piyasaya iyi sinyal vermediğini kaydetti. Merkez Bankası Başkanı’nın ortalıkta görünmediğini hatırlatan bankacı, Başkanın çıkıp  piyasaya güven verecek açıklamalar yapması ve bunları uygulaması, yani

Yazının devamı...

Önce yangın söndürülmeli

13 Ağustos 2018

Hafta sonu bir gündeki değer kaybı yüzde 15’i geçen kurların seyri belirsizliğini koruyor. Hafta sonundaki gelişmelere bakıldığında, özellikle ABD ile yaşanan rahip krizi nedeniyle, piyasaları rahatlatacak bir gelişmenin henüz yaşanmadığı görülüyor. O nedenle bu haftanın da piyasalar açısından çok hareketli geçmesi bekleniyor. İşin kötüsü mevcut dalganın devam etmesi halinde tüm ekonominin etkileneceğine dair ciddi işaretler gelmeye başladı. Konuştuğumuz çeşitli sektörlere ilişkin yöneticiler, kurlardaki aşırı hareketin etkisini görmeye başladıklarını, ihracatta fiyat verilemediğini, kurla ilgili ödeme ve tahsilatlarda sorun yaşandığını, normal ticaret için gereken teminat mektuplarında sorun başladığını söylediler. Özetle; yaşanan sıkıntının biran önce giderilmesi gerekiyor ki; ticaret normale dönebilsin.

Geçen hafta İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan’ın yaptığı açıklama, iş aleminin durumunu özetliyordu. Bahçıvan yaptığı yazılı açıklamada “Sayın Berat Albayrak tarafından “Ekonomide Yeni Yaklaşım” toplantısında yapılan açıklamalar ekonomimizin genel beklentileri açısından uzun vadeli, sabır gerektiren bir içerik sunuyor” dedi. Özellikle Merkez Bankası’nın bağımsızlığına yönelik söylem ile bütçe disiplini noktasındaki kararlılık vurgularını önemli bulduklarını kaydeden Bahçıvan, cari açık ile mücadeleye öncelik verilecek olması ve kamunun örnek olacağı mesajının da önemli olduğunun altını çizerek, şunları söyledi:

“Fakat gelinen noktada döviz kurlarındaki aşırı dalgalanmaların ve ölçüsü kaçan finansal istikrarsızlığın ekonominin en önemli gündem maddesi olduğunu görüyoruz. Bugün yaşananlar hep savunduğumuz ve ekonomimizin en vazgeçilmez gücü olması gereken “Finansal İstikrar” faktörünün aşılma noktasına gelindiğini bize gösteriyor. Çünkü bugün kur dalgalanmaları, finansal istikrarı dahi aşan, ödemeler dengesi kalitesini zorlayan bir noktaya gelmiş durumda. Reel sektörün ihtiyacı olan önlemler acilen devreye sokulmalı.”

Böyle durumlarda paniği artıracak adımlardan kaçınılmalı ama karar vericilerin çoğunluğun sesi olan bu açıklamalara kulak verip, artık önlem alması gerekiyor.

DEİK’E BAŞKANLIK YAPACAK

Bu arada yeni Bakanlar da artık kendi gündemlerine sahip olduklarının işaretlerini vermeye başladılar. Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, bakanlığın yeni stratejilerinden birinin sivil toplumla yakın çalışmak olduğunu, STK’lar ve özel sektörle istişareler yapılacağını AA’ya söylemiş. Bu kapsamda TOBB, DEİK, TESK, TİM, TÜSİAD, MÜSİAD, TMB gibi sivil toplum kuruluşları başkanları ile İstişare Kurulu oluşturduklarını, gerek görüldüğünde ilgili STK’ların da bu toplantılara dahil edileceğini kaydetmiş.

Pekcan İstişare Kurulunun yanı sıra startuplar, akademisyenler, ekonomistler, üst düzey yöneticilerin de bulunacağı Danışma Kurullarının da yakında çalışmaya başlayacağını belirtmiş.

Öğrendiğimiz kadarıyla ilk istişare toplantısı adı sayılan STK’larla birlikte bu hafta Ticaret Bakanlığında toplanacakmış. Yönetim anlayışında özel sektörle işbirliğinin önemli yer tutacağı anlaşılan Bakan

Yazının devamı...

Merkez üzerindeki faiz baskısı yeniden artıyor

9 Ağustos 2018

Özellikle yabancı analistlerin, Merkez Bankası’nın mutlaka faiz artırması, hem de bu artışların yüksek olması gerektiği konusunda verdikleri demeçlerin sayısı her geçen gün artıyor.

Geçen ayki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında beklentilerin aksine faizleri değiştirmeyen Merkez Bankası’nın bu baskı karşısında nasıl bir tavır belirleyeceği henüz bilinmiyor. 2 ay planlı PPK toplantısı yapılmayacağı için, Merkez Bankası’nın önümüzdeki günlerde olağanüstü toplantı yapıp, faiz artışına gitmesi isteniyor. Merkez Bankası’nın böyle bir karar alması ise, özellikle siyasi iradenin tavrı nedeniyle, oldukça zor görünüyor.

Aslında böyle bir dönemde faiz artışlarının ne kadar etki edeceği konusu da tartışmalı. Faiz artışının tek başına yetmeyeceği, mutlaka ciddi radikal tedbirlerle desteklenmesi gerektiği konusunda neredeyse herkes hemfikir. Ancak buna rağmen, özellikle kurlardaki hızlı hareketin faiz artışıyla bir miktar frenlenebileceği görüşünü ileri sürenler de bulunuyor.

Geçen ayki PPK toplantısından sonra piyasaların tepkisi görülmüştü ama Merkez üzerindeki faiz baskısı bu kadar fazla olmamıştı. Faiz baskısının bu kadar yükselmesinin asıl nedeni 5.30’larda dolaşan dolar kuru olarak gözüküyor. Ancak kurdaki artışın nedenleri arasında ABD ile yaşanan Rahip kriziyle, İran’a uygulanacak ABD ambargosuyla ilgili gelişmelerin daha büyük rol oynadığı açık. O nedenle, en azından şimdilik kaydıyla, daha çok yabancı analistlerden gelen faizlerde artış beklentisinin, içerideki banka ve aracı kurumlar tarafından dile getirilmediğini görüyoruz.

ABD ile yaşanan Rahip krizinin çözüleceği konusunda, aslında iç piyasalarda bir iyimserlik olduğu söylenilebilir. Bu sorunun çözülmemesi halinde faturanın çok ağır olacağı, iktidara yakın isimler tarafından bile dile getiriliyor. O nedenle dün ABD’ye konuyla ilgili müzakereler için giden heyetin yapacağı görüşmeler dikkatle izleniyor.

İRAN UZUN SÜRE ETKİLERHer ne kadar içeride konunun uzlaşarak çözüleceği konusunda iyimserlik olsa da, yaşanan güven bunalımının çok derin olması bu konuda yapılacak açıklamalara daha temkinli yaklaşımı beraberinde getiriyor. O nedenle bu sorunun çözümü konusunda piyasaların kesin olarak inandırılabilmesi için ABD tarafından resmi açıklamaların bekleneceğini de söylememiz gerekiyor.

İran’a ambargo sorununun ise, şahsen Türkiye’yi çok daha uzun süre meşgul edebileceğini düşünüyorum. ABD’nin İran’a ambargo için düğmeye bastığı, üçüncü ülkelere baskısını artırmaya başladığı gözlenirken, Türkiye’yi de asıl ilgilendirecek petrol alımının yasaklanması Kasım ayı başını bulacak. Türkiye’nin işte o tarihte daha zorlanmaya başlaması, bu konunun ABD ile yeniden sert tartışmalara neden olması beklenebilir.

Özetle; Merkez Bankası’nın faiz artışı belki bir miktar soluklandırır ama en acil sorun olan kurların hızlı yükselişini tek başına engelleyemez. ABD ile Rahip krizinin yakın zamanda çözülmesi olumlu etki yapar ancak ondan sonra da açıklanacak Orta Vadeli program ve içeriği kurlarda belirleyici unsur olabilir. Çünkü unutmayalım ki; piyasalarda yaşadığımız büyük bozulmada temel unsur, enflasyon başta olmak üzere, makro ekonomik dengelerin bozulmuş olması.  ABD’nin bu konuda ısrarlı olması halinde, İran sorunu da Türkiye’yi ve piyasaları, dolayısıyla kurları etkilemeye devam edecektir.

Yazının devamı...

Herkes sürekli kur değişimini gözlerken...

7 Ağustos 2018

Belki iletişim kanalları şimdiki kadar fazla ve hızlı değildi ama, şahsen kurların bu kadar yakından izlendiği bir dönemi hatırlamıyorum. Ekonomiyle ilgili olsun olmasın, çevremdeki herkesin her fırsatta kura bakıp, etrafına kurların ne olacağını sorduğu bir dönemi de yaşamamıştım. Hafta sonu değişmeyeceğini bildikleri halde kurları soranlar olduğuna da şahit oluyorum...

Bunun sağlıklı bir ruh hali olmadığı, zaten var olan telaşı ve paniği artırdığı bir gerçek. Kurların sürekli olarak yukarı doğru gitmesi, kimsenin çıkıp da buna dur dememesi, kurların artık durdurulamayacağına ilişkin bir inancın oluşmasına neden oluyor.

Kurlardaki artışın bir ülkenin bir kaderi olmadığını herkes biliyor. Buna karşılık kurlardaki artışın tümüyle küresel gelişmelere bağlı olduğunu söyleyenler de çıkıyor, bazı ülkelerin bizi zor durumda bırakmak için bunu yaptığını söyleyen de. Aslında bazı ülkelerle Türkiye’nin bir siyasi çatışma içine girmesi elbette kurların bu seviyeye gelmesinde etkili oluyor ama belirleyici olanın ülke yönetimi olduğunu herkesin hatırlaması gerekiyor. Aksi takdirde yani kaderci bir yaklaşımla, kurlara dur demek de, ekonominin sorunlarını çözmek de mümkün olamayacak.

Elbette küresel ekonomik gelişmeler nedeniyle kurlarda da, faizde de bir artış görüyoruz. Ama herkesin bakması gereken yer bize benzeyen ülkelerin hepsinin bizim yaşadıklarımızı yaşayıp yaşamadığı olmalı. Türkiye milli parası en fazla değer kaybeden ülkeler konumunda. Bu konuda Venezuela ve İran’la yarışıyoruz. 

Halktaki kur konusundaki bu psikolojinin biran önce bozulmasına ihtiyaç var. Artık birilerinin kurdaki sürekli artışa dur demesi gerekiyor. Bunun için de hep saydığımız radikal tedbirlere, “artık ekonominin gerçeklerinin görüldüğü algısı yaratacak somut karar ve tavır değişikliklerine” ihtiyaç var.

HİÇ BU KADAR DÜŞMEDİ  

Ortada çok konuşuluyor ama ben samimi olarak kimsenin “Doların, Euro’nun yükselmesinden etkilenmiyorum” dediğine inanmıyorum. Ya da, bunların sayısının fazla olduğuna inanmıyorum desem, belki daha doğru olacak…

TL’nin değer kaybının, az ya da çok varlık sahibi herkesi etkilediği gibi, sonunda ekmek fiyatının bile artmasına neden olduğunu herkes artık görüyor.

Yazının devamı...

Akaryakıt vergilerinde eskiye dönülürse

6 Ağustos 2018

Kurlardaki yüksek oranlı artış her açıdan tehdit oluştururken, kurlarda bir dengelenme yaşanmadan enflasyondaki artışın durulmayacağı artık anlaşılıyor. Bu arada OVP açıklanmadan önce akaryakıt vergilerinde eskiye dönüleceği beklentisi de, bundan sonraki enflasyon beklentilerini yükseltiyor.

Piyasaların geçen hafta en fazla etkilendiği konu ABD ile yaşanan gerilimdi. Böyle bir ortamda enflasyonun beklenenden düşük gelmesi piyasalarda bir düzelme yaratmadı. ABD ile gerilimin sürmesinin tabi ki çok büyük etkisi var ama düşük gelmesine rağmen enflasyondaki artış trendinin süreceği beklentisi de düzelmeyi engelleyen unsur oldu.

Piyasalarda Temmuz ayı tüketici fiyat artışı beklentisi yüzde 0.9 idi ama gerçekleşme yüzde 0.55 olarak gerçekleşti. Buna karşılık çekirdek enflasyondaki artışın yüzde 15.1’e, yıllık üretici fiyat artışlarının ise yüzde 25’e çıktığı görüldü. Tüm bu göstergeler enflasyonun önümüzdeki dönem artmaya devam edeceğinin bir göstergesi olarak algılandı. Buna yüksek oranlı kur artışları da eklendiği için analistler yıl sonu için enflasyon tahminlerini değiştirmediler. Aksine; yıl sonu enflasyon tahminlerini yükseltme eğilimi daha baskın görüldü.

Temmuz ayı enflasyonunun tahminlerin altında gerçekleşmesinde asıl unsur olarak gıda fiyatları öne çıktı. Tahminler yüzde 2’lik artış yönündeyken, gıda fiyatlarında yüzde 0.4’lük düşüş görüldü. Aslında bu mevsimsel ortalamalara çok yakın bir orandı. Bu gerilemeye rağmen, yıllık gıda fiyatları artış oranı, baz etkisi nedeniyle, yüzde 19.4 iken Temmuz sonunda yüzde 19.9’a kadar çıktı. Ekmek fiyatlarına yapılacak zam gıda enflasyonunun çok etkileyecek.Çekirdek enflasyon da Temmuz ayında kurdaki geçişkenlik, maliyet faktörleri ile ikincil fiyat etkileri nedeniyle artmaya devam etti. Haziran sonunda yüzde 14.6 olan 12 aylık çekirdek enflasyon Temmuz sonunda yüzde 15.1’e çıktı.  Kötüleşme genele yayılmış görünürken, buna en yüksek katkılar mobilya, lokanta -otel, konut ve giyim kalemlerinden geldi.

BEKLENTİ İYİLEŞMİYORPiyasa analistleri enflasyon üzerindeki birikimli kur etkisinin Eylül ayında 5 puanı geçebileceğini hesaplıyorlar. Buna ek olarak elektrik ve gaz fiyatlarına yapılan son zamların, tüketici enflasyonuna doğrudan 0.4 puan ilave yük getireceği hesaplanırken, üretici fiyatları üzerinden yıl sonuna kadar gelecek yük ise 0.5 puan olarak tahmin ediliyor.

Bazı analistler tarafından, üretici fiyatlarından tüketici fiyatlarına geçişin yüzde 30-35 seviyelerinde gerçekleşeceği ve bu etkinin 5 ayda maksimuma ulaşacağı hesaplanıyor. Bu nedenle, mevcut yüksek üretici fiyatlarının enflasyonu daha da artırıp maliyet yönünden etki yapması bekleniyor.

Bu arada akaryakıt fiyatlarındaki ÖTV düzenlemesinin piyasaların yakın izlemesinde olduğu görülüyor. Artan kur ve petrol fiyatlarına rağmen, seçim öncesi geçilen sistemle, maliyet artışlarının fiyata yansıtılmaması uygulamasına Hükümetin daha ne kadar dayanacağı merak ediliyor. OVP öncesinde eski sisteme geçilip, bunun akaryakıtta yüklü artışlara neden olabileceği beklentisi yüksek görülüyor. Akaryakıt vergilerinde eski sisteme dönülmesi halinde bunun enflasyonda ciddi artışlara neden olması kaçınılmaz hale gelecek. Bu arada açıklanan 100 günlük planın piyasalar ve enflasyonla mücadele açısından olumlu algılanmadığı aksine mali disiplin kaygısı nedeniyle tedirginliği büyüttüğü de açık.

Yazının devamı...