"Erdal Sağlam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdal Sağlam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erdal Sağlam

2018’in BİO startup’ları belirlendi

22 Mayıs 2018

Teknolojik değişime, yeni rekabet alanı olarak öne çıkan start-up’lara kafa yoran bir arkadaşım, geçen gün heyecanla arayıp, cumhurbaşkanı adaylarından birinin startup stratejisinden söz ettiğini anlattı. Umarız önümüzdeki dönemde kim seçimi alırsa alsın; sanayi 4.0, katma değeri yüksek ürün üretimi, üretimin küresel değer zincirine eklemlenmesi gibi ekonominin geleceğini kurtarmaya aday alanlara daha fazla girilir. Belirli bir strateji oluşturulmaz, sadece suyun akışına bağlı bir harekete yine bel bağlarsak, korkarım bu fırsat da kaçacak. Bu fırsatı önceden gören, Selin Arslanhan Memiş ve Deniz Big Öncel başta olmak üzere, küçük bir grubun çabalarıyla, 4 yıldır TEPAV ile MSD İlaç’ın düzenlediği bu program yapılıyor ve artık geleneksel hale gelmesi şahsen beni “iyi bir şeylerin de hâlâ yapıldığı” noktasında umutlandırıyor.Bu yıl seçilen 3 biyogirişimci BIO Convention’a katılıp, Boston’da Uluslararası Biyogirişimcilik Kampı’na katılacak, hem biyogirişimcilik eğitimi alacak hem de farklı ülkelerden biyoteknoloji startuplarıyla bir araya gelecekler. BIO Convention’da global şirketler ve yatırımcılarla birebir görüşmeler yapacak, küresel inkübasyon merkezlerini ziyaret edip projelerini anlatacaklar. Bu arada geçen yıl bu programın kazananlarından olan Initio, ABD’de yaptığı görüşme sonucunda ürünlerini test için göndermiş onay almış ve böylece yeni bir satış kanalı açmayı başarmış. RS Research ise geçen yıl BIO’ya bu program kapsamında gitmişken bu yıl BIO’ya kendisi üye olmuş ve artık BIO üyesi.

KAZANANLAR

Her yıl olduğu gibi bu yıl da programın kazananlarının belirlendiği geçen hafta gerçekleşen oturuma katılma fırsatım oldu. İlk elemeyi geçip jüriye sunum yapan 14 start-up’dan bazılarının sunumlarını izleme fırsatı da buldum. Özetle söylemeliyim ki; bu genç beyinlerle gurur duymamak mümkün değil.

Bu yıl ilk 3 biyogirişimci ve projeleri ise kısaca şöyle özetlenebilir:

1- Spirohome: Kronik solunum yolu hastalıklarına sahip kişilerin akciğer değerlerini doğru ölçmeleri için bir spirometre ve beraberinde hem cihazın doğru kullanılmasını sağlayan hem de ölçümlerin saklanıp raporlanmasına yarayan mobil uygulama çözümü sunuyor. Spirohome’un kurucu ortağı ve CEO’su Merthan Öztürk, ticarileşme süreçlerinin devam ettiğini ve 2019 itibariyle seri üretime geçmeyi planladıklarını belirtiyor.

2-Geen Biotechnology: Kanser hücrelerinin yok edilmesi için akıllı onkolitik virüsler geliştiriyor. Intellivir adını verdikleri platformla, kılavuz gen sistemini hali hazırda varolan, kendini klinik olarak kanıtlamış ve patent süresi bitmiş onkolitik virüslere yerleştiriyorlar. Sonra da hastadan alınan tümörü farelere yerleştirip, virüsleri bu farelerin üzerinde eğitiyorlar. Geen Biotechnology’nin kurucusu ve CEO’su Arda Deniz Dokuzoğlu, yaptıkları işi virüslere kanserle nasıl daha iyi savaşacaklarını öğretmek olarak özetliyor.

3-Aksense Medtech Corporation: Hastane enfeksiyonlarının hızlı tanısı için yüksek teknolojili bir tanı cihazı geliştiriyor. Hastane enfeksiyonuna neden olan 6 bakteri türünü, normale göre daha hızlı ve düşük maliyetle tespit eden yenilikçi bir çözüm sunuyor. Aksense kurucusu ve CEO’su Asiye Karakullukçu, giderek artan hastane enfeksiyonlarından kaynaklanan ölümlere çözüm sunmak için kurulan bir startup olduklarını belirtiyor.

 

Yazının devamı...

Hareketsiz kalmak kur zayiatını büyütüyor

21 Mayıs 2018

Piyasa uzmanları önümüzdeki haftaya ilişkin olarak “belirsizliğin sürdüğünü” belirtiyorlar. Geçen hafta beklenen faiz artışının gelmediğini hatırlatan bankacılar bu haftaya ilişkin olarak da “pek bir şey beklemediklerini” söylüyorlar. Siyasi iktidarın faiz artışına izin vermediğinin artık görüldüğünü kaydeden bankacılar, en azından 7 Haziran’daki toplantı tarihine kadar faizi artırmadan gitme niyetinin açıkça belli olduğunu söylüyorlar. Bunun önümüzdeki 2-3 haftanın daha dalgalı bir seyir anlamına geldiğini kaydeden bankacılar, küresel haberlere aşırı duyarlı bir piyasa beklenmesi gerektiğini kaydettiler. Dalgalansa bile kurda yönün yukarı olmaya devam edeceğini kaydeden başka bir bankacı ise önümüzdeki hafta aşırı kur hareketleri görüldüğü takdirde yeniden olağanüstü toplantı haberlerinin gündeme geleceğini, piyasaların hala faiz artış umudunu kaybetmediğini söyledi. Aynı bankacı Merkez Bankası’nın hareketsiz kalması nedeniyle, faiz artış oranı ihtiyacının arttığını kaydederken, şu anda 3 puandan aşağı bir faiz artışının piyasalarca yeterli görülmesinin çok zor olduğunu kaydetti.

Merkez Bankası’nın hareketsiz kalması nedeniyle aşırı artan kurların artık her açıdan ekonomik dengelere zarar verdiği belirgin biçimde görülmeye başladı. Aşırı kur artışları yaşanıp dolar kurunun 4.5 TL’ye ulaşmasına rağmen piyasada halkın döviz satışlarının düşük olması ise çarpıcı. Kurumsal yatırımcıların bile bu seviyelerden döviz almaya devam ettiği yani kurların daha da yukarı gitme ihtimalinin daha yüksek göründüğü açık.

MÜDAHALE SEVİYESİ

Mevcut kurlar nedeniyle hem Türkiye’nin yani ülke bilançosu, hem de yüksek borçluluk nedeniyle özel sektör bilançoları bozulmaya devam ediyor. Bu bozulmanın dolaylı olarak, aşamalı biçimde bankacılığı vurması da kaçınılmaz olacak. Özel sektördeki aşırı kur artışlarının yarattığı rahatsızlığa, son olarak geçen haftaki TOBB Genel Kurul toplantılarında sohbet ettiğimiz iş adamlarında bizzat şahit olduk.

Kurdaki aşırı artış sadece görünen fiyatlar yoluyla değil, yansımayan fiyatlarla yani biriken yüklerle de kendini göstermeye başladı. Son olarak akaryakıt vergilerinin zam yapmamak için düşürülmesinin, bütçenin zorlanmasına neden olacağı açık. Yani seçim nedeniyle gelen bütçe yüklerine ek olarak, kur etkisi nedeniyle sonradan ortaya çıkacak yeni zamlar kapıda olacak. Dolayısıyla seçimle birlikte gereken zamların yapılması ile de iş bitmeyecek, parasal disiplinin yanında mali disiplin de büyük ölçüde yara almış olacak. Bunun onarılması için ise alınacak tedbirlerin dozu da ister istemez artacak.

Bankacılar, seçim sonrasında enflasyonda büyük artış beklerken, enflasyondan zarar görecek olan kesimlerin, yatırımlarıyla gelirlerini dengeleyebilecek insanlar olmayacağının da altını çiziyorlar.

Bu arada kur nedeniyle en çok zarar gören kurumların başında Merkez Bankası geliyor. Merkez Bankası bağımsızlığının artık tümüyle yok olduğu algısı yaygınlaşırken, “aksi takdirde şimdiye kadar faiz artmış olurdu” deniyor.

Piyasa oyuncuları daha önce 4.3 TL, şimdi de 4.5 TL’lik dolar sınırını hala müdahale noktası olarak görme eğilimindeler.

Yazının devamı...

Cari açık bu kadar artarken kurdaki artış normal

15 Mayıs 2018

İlk 3 aylık cari açık geçen yıla kıyasla yüzde 95 oranında artarken, dün açıklanan bu rakam piyasaları fazla etkilemedi. Çünkü 2 ay öncesinin neredeyse katlanan bu cari açık rakamı, zaten göstergeler üzerindeki olumsuz etkisini göstermişti.

Piyasalar bu cari açık rakamını yılın ilk üç ayında aşırı yükselen kurlarla zaten yaşadı, bir anlamda faturasını zaten ödediği bir veriydi. Piyasaların ilgilendiği asıl husus,  bundan sonra ekonomideki dengelerin ne olacağı; makro dengelerdeki bozulmanın düzelip düzelemeyeceği.

Türkiye ekonomisinin en önemli kırılganlık kalemi olan cari açık ve enflasyonda yaşanan olumsuzlukların bundan sonraki dönemde normalleşeceğine ilişkin umut ise şimdilik gözükmüyor. İşte bu nedenle piyasaların morali bozuk, ileriye dönük önlerini görememe sorunu yaşıyorlar. Bu nedenle de kurlar ve faiz oranları sürekli yükselmeye devam ediyor.

Hükümetin geçen yılki yüzde 7.4’lük büyümeyi sürdürme hırsı, tedirginliğin en önemli nedenlerinden biri. Seçim öncesi tüm parti ve adaylar tarafından açıklanan vaatler, son yıllarda görülmedik bir seçim ekonomisi uygulandığını, uygulanacağını gösteriyor. Bunun da ötesinde erkene alınan tarihle seçim ekonomisinin kısa süreceği algısı da değişmeye başladı. Belki 2. tura kalacak cumhurbaşkanlığı seçimleri, TBMM ile başkanlığın aynı parti çoğunluğunda bulunmama ihtimali, bunun da ötesinde 2019 Mart ayındaki yerel seçimlere kadar seçim ekonomisinin süreceği beklentisi, piyasaların önlerini görmelerini engelleyen somut beklentiler.

Aşırı büyüme hırsı nedeniyle yılın ilk yarısını kapsayacak biçimde iç talebin körüklenmeye devam edeceği, dolayısıyla cari açık ve enflasyonun, buna bağlı faiz oranlarının yüksek seyredeceği artık anlaşılmış durumda. Yılın geri kalanında ekonominin toparlanma umudunun da giderek azaldığı gözleniyor.

Bu beklenti sadece içeride değil, dış piyasalarda da giderek hakim oluyor. Türkiye için rapor yazan yabancı aracı kurumlar, cari açıktaki büyümenin devam ettiğini, mevcut küresel konjonktürde, en çok cari açığı fazla olan ülkelerin olumsuz etkileneceğini belirtirlerken, yılın ortalama enflasyonunun  yüzde 11’in üzerinde olacağı şeklinde tahminlerde bulunmaya başladılar.

GÜVEN VERECEK SÖYLEMLER

Bunların sonucu olarak hazine tahvillerinin faiz oranları rekorlara devam ederken, Merkez Bankası faizinin bunun çok gerisinde kaldığı, bunun da artırılması gerektiği çok daha bariz biçimde görülüyor.

Yazının devamı...

Geciktikçe faiz oranı beklentisi de yükseliyor

14 Mayıs 2018

Geçen hafta yapılan ekonomi zirvelerinde artış kararının alınmasını bekleyen piyasalarda, bunun olmayacağı anlaşılınca, kurlar yeniden yukarı gitti. Hafta sonu 4.31 TL’yi aşan dolar kurunun bu hafta nasıl seyredeceği merak konusu.

Bazı piyasa oyuncuları yaşananlara bakarak, “Merkez Bankası’nın faiz artışı konusunda iktidarı ikna edemediğinin anlaşıldığı” yorumunu yapıyorlar. İngiltere’de finans kesimiyle yapılacak toplantıları, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın finans çevreleriyle bir araya gelmesini de buna dayanak olarak gösteren bir bankacı, “Sanıyorum finans çevreleriyle konuşup faiz ve kuru frenleyebiliriz kanaatine vardılar” dedi. Böyle bir şeyin olamayacağını kaydeden aynı bankacı, o nedenle bu haftanın piyasalarda epey hareketli geçebileceği yorumunu yaptı.

Londra’da yapılacak temaslarda verilecek mesajların, yöneltilecek sorulara gelecek yanıtların önemli olduğunu, içerideki mesajların orada tekrarlanması halinde kurların yukarı gidebileceğini kaydeden aynı bankacı, haziran ayındaki normal PPK toplantısına kadar faiz artırmadan gidilmesinde ısrarlı olunursa, karşılığında çok daha yüksek kurlara katlanılması gerekeceğini de söyledi.

Piyasa oyuncularının hemen hepsi faiz artışı yapılmadan kurların başka yöntemlerle frenlenmesinin artık mümkün olmadığını, bu gerçeği yönetimin biran önce görmesini umuyorlar.

NİYE ŞİMDİ KORKMAYA BAŞLADILAR?

24 Haziran sonrası için mevcut yönetimin faiz ve kurlarla ilgili söylediklerinin piyasaları iyice korkuttuğu görülüyor. Bir bankacıya, “daha önce de bu söylemler olurdu ama nasıl olsa gereken yapılır derdiniz, şimdi ne değişti?” diye sorduğumda aldığım yanıt ilginçti. Daha önce bu söyleme rağmen uygulamayı düzeltip gerekeni yaptırmayı başaran isimlerin olduğunu, şimdi Mehmet Şimşek’in gücünün zayıflamasıyla birlikte bu konuda umutların azaldığını, bu nedenle artık söylemlerden daha fazla korktuklarını söyledi. Merkez Bankası yönetiminin sorunu gördüğünü sandıklarını kaydeden aynı bankacı, ancak artık uygulamaya geçememesinin tedirginliği artıran önemli unsur olduğunu kaydetti. Bu arada mevcut iktidarın devamı halinde artık ekonomik anlayışı farklı isimlerin devrede olacağı beklentisi oluştuğunu, bunun da ileriye dönük risk algısını artırdığını da söylemeliyiz.

Piyasa oyuncuları, “faiz artışı olmazsa, dolar almayı düşünmeyenlerin de artık dolar alacağını” yani kurların daha da yukarılara gelebileceğini söylüyorlar.

Peki, piyasayı tatmin edecek bir faiz artışı yapılırsa ne olur?

Yazının devamı...

Sadece döviz likiditesi TL’deki baskıyı hafifletmiyor

10 Mayıs 2018

Bu adımların piyasaya etkisi oldu mu derseniz; tabi ki oldu ama yeterli olmadığı da görüldü. Özetle; döviz likiditesini artırırken aynı zamanda, asıl araç olan TL’de bir şey yapılmadan, yani faiz oranları ciddi oranda artırılmadan kurlardaki hareketin frenlenemeyeceği anlaşılıyor.

Dün sabah saatlerinde 4.35 TL’ye çıkan dolar kuru üzerine atılan bu adımlara piyasalar ilk aşamada yeterli tepki vermezken, bu adımlara Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Ekonomik Zirve toplantısı haberi eklenince dolar kuru 4.27 TL seviyesine geriledi. Yani Merkez’in adımları tek başına yetmedi...

Merkez Bankası günlük olarak düzenlenen TL Depoları Karşılığı Döviz Depoları ihale tutarını 1.25 milyar dolardan 1.5 milyar dolara yükseltti. İki gün önce de rezerv opsiyon mekanizmasında 2.2 milyar dolarlık döviz likiditesinin piyasada kalmasını öngören karar çıkmıştı. Yani son üç günde piyasada yaklaşık 3.5 milyar dolarlık daha fazla döviz likiditesi bulunması kararı çıktı ama bunlar kurlardaki yüksek seyrin frenlenmesine yetmedi.

Bu adımların neden yetmediği, uluslararası rating kuruluşu JCR’ın Başkanı Orhan Ökmen’in dün yaptığı yazılı açıklamada çok iyi özetlenmişti. “Carry trade olanaklarının devam etmesi ve Türk varlıkları üzerinde sistematik bir satış baskısının bulunmaması cari açığın fonlanmasına sürdürülebilirlik kolaylığı sağlamaktadır” diyen Ökmen, dış istikrarsızlık seviyesi giderek gerginleşmekle birlikte, Türkiye’den sermaye çıkışının önünde yasal bir engel bulunmadığı için TL açısından carry trade akışının devam ettiğini hatırlatıyor. Ekonominin borçlanma yoluyla da olsa hala döviz likiditesine erişme gücünün devam ettiğinin altını çizen Öktem şunları söylüyor: “Faiz oranlarında hareketsiz kalıp, sadece döviz likiditesini ayarlamakla fiyat istikrarı sağlanamayacak, TL’nin üzerindeki baskı hafifletilemeyecektir. Zira maliyet ve talep tarafından çift yönlü baskılanan fiyat istikrarının düzeltilmesi zorlaşmaktadır.”

BANKACILIK VE MALİ İSTİKRARErken seçim kararının ekonomik belirsizlik üzerinde ortaya çıkardığı düzeltici-yumuşatıcı etkinin, uygulamaya konulan büyük boyutlu seçim ekonomisi ile yok edildiğinin altını çizen Öktem, bu yolla kamu maliyesinin tetiklediği talebin büyümeye beklenen katkıyı yapamayacağını, buna karşılık fonlama maliyetini artırıp fiyat istikrarı ve TL’nin dış değerini daha da bozacağını söylüyor.

Seçim ekonomisi uygulamalarının, bankacılık sektörü ve mali disiplinin istikrar çıpası olma kabiliyetlerine zarar vereceğini kaydeden JCR Başkanı, çünkü seçim ekonomisi uygulamalarının parasal büyüklüğünün, ekonominin nadasa bırakılmasına fırsat bırakmayacak kadar yüksek olduğunu belirtiyor. Zaten azalan döviz rezervlerinin hareket kabiliyetini azalttığını, Merkez Bankası’nın konjonktüre uygun para politikası yürütememesi nedeniyle piyasaların uyguladığı faiz oranlarının altında kaldığının altını çiziyor.

“Türkiye, TL‘nin değerini savunmayan bir politikasızlık içerisindedir” diyen Öktem, kredilerin yeniden yapılandırma taleplerinde ortaya çıkan artışın bankacılık sektörünün varlık kalitesini ve likidite dengelerini olumsuz etkilemesinin de kaçınılmazlığına değiniyor. Öktem, yazısının sonunda mevcut koşullarda ülkenin kredi notu üzerinde aşağı yönlü baskı kuran temel risklerin devam ettiğini, yani yeni not indirimleri gelebileceğini de söylüyor.

Yazının devamı...

Merkez faiz arttırmadan dayanmaya çalışıyor

8 Mayıs 2018

Dün rezerv opsiyon mekanizmasını kullanarak piyasadan TL çekip döviz likiditesi veren Merkez Bankası’nın bu yolla kuru durdurabildiği ise pek söylenemez.

Rezerv opsiyonu mekanizması kapsamında döviz imkan oranı üst sınırını yüzde 55’ten yüzde 45’e düşüren Merkez Bankası, bu yolla yaklaşık 6.4 milyar TL likiditeyi piyasadan çekerken, yaklaşık 2.2 milyar dolar tutarında dövizi bankaların kullanımına açmış oldu. Bu yolla döviz talebini frenlemeye çalışan Merkez Bankası, bu hareketle piyasaların açıldığı kuru bir miktar düşürse de, kurlar öğleden sonra yeniden sabahki seviyelerin üzerine çıktı.

Piyasa analistleri haziran ayındaki Para Politikası Kurulu Toplantısı’na kadar, Merkez Bankası’nın bu tür araçlarla kurları tutmaya çalışacağını tahmin ediyorlar. Bundan sonra Merkez Bankası’nın döviz satımlarında miktarı artırabileceği ya da ihracat reeskont kredilerinde düzenleme yaparak, dövize olan talebi frenlemeye devam edebileceğini söylüyorlar.

Ancak küresel piyasadaki mevcut seyir ile bize özgü risklerin devamı halinde bu tür önlemlerin ancak geçici etki yapabileceğini kaydeden analistler, Merkez Bankası’nın sonunda faizleri arttırmak zorunda kalabileceğini belirtiyorlar. Bazı analistler haziran ayında toplanacak PPK’dan en az 2.5-3 puanlık faiz artırımı kararı çıkması gerekebileceğinin altını çiziyorlar.

Dünkü Merkez Bankası’nın rezerv opsiyon mekanizmasında yaptığı değişikliğin ne kadar etki yapmamış görünse de, yakın zamanda birikimli etkisinin görülebileceğini kaydeden bazı analistler ise en azından kurdaki çok hızlı hareketin bir miktar frenlenebileceği görüşündeler. Buna rağmen haziran ayı başındaki faiz toplantısına kadar Merkez Bankası’nın olağanüstü toplantı yapıp faiz artırmadan dayanıp dayanamayacağı konusunda, piyasa oyuncuları kesin bir şey söyleyemiyorlar.

DOLAR SINIRI VAR MI?

Bazı analistler Merkez Bankası’nın dünkü hareketinden yola çıkarak, 4.30’luk dolar kurunu Merkez’in bir bariyer olarak saptamış olabileceğini söylüyorlar. Bu sınıra gelinmesi üzerine Merkez Bankası’nın harekete geçip ilk aşamada dolar kurunu 4.25’in altına çektiğini hatırlatan bu analistler, bundan sonra da 4.30 TL sınırına gelindiğinde benzer hareketlerin devam edebileceği tahmininde bulunuyorlar.

Şahsen mevcut seyirde böyle bir kur bariyeri konulmasının ve Merkez Bankası tarafından savunulmasının çok anlamlı olabileceğini düşünmüyorum. Kısa dönem içinde yeni olumsuzluklar eklenmese bile, mevcut seyir böyle bir sınırın çok zorlanmadan aşılabileceğini gösteriyor. Yeni olumsuz haberler de eklenirse, zaten böyle bir bariyerin konulması bile anlamsız hale gelecektir.

Yazının devamı...

Piyasanın önünü görebilmesi sağlanmalı

7 Mayıs 2018

Piyasa oyuncularının kafası bütçe açığını artıracak son kararların makro dengelere yapacağı etki, enflasyonun çok daha yukarılara gidip gitmeyeceği, faiz ve kurun yönü, seçimlerden sonra hangi kararların alınacağı konusunda çok karışık.

Geçen hafta aralarında büyük banka üst düzey yetkililerinin de bulunduğu, çok sayıda bankacı ile yaptığımız sohbetlerde morallerin çok bozuk olduğuna şahit olduk. Öne alınan erken seçimle birlikte önlerini görebilmek için gereken ortamının oluşmasını beklerken, tam aksine belirsiz bir ikliminin içine girildiğini söylüyorlar.

Hükümetten şimdiye kadar hiç görmedikleri, seçim öncesi bütçe açığını ciddi biçimde artıracak kararların çıkmasının moral bozukluğunda etkili olduğunu gördük. Bu kararların ardından seçim sürecinin hızlanmasıyla birlikte hem iktidar hem muhalefetten bu tür açıklamaların sayısının artmasını beklediklerini kaydeden bankacılar, seçim sonrası ekonomiyi çok etkileyecek kararların etkilerinin ise önceden piyasalarda görülmeye başlayacağını tahmin ediyorlar.

Bankacıları tedirgin eden konuların arasında, ABD’deki davadan çıkacak karar ve bununla birlikte kesilecek ceza, yanı sıra S-400 füzeleri nedeniyle uygulanabilecek ambargolar konusundaki negatif beklentileri saymak mümkün. ABD’den gelen haberlerin giderek kötüleştiğini, seçim öncesi ya da hemen sonrasında, bu risklerin realize olma ihtimalinin arttığını gözlediklerini söylüyorlar. Bunun hem bankacılık sistemine aşırı bir döviz yükü bindirmesinden hem de bankacılık sisteminin küresel sisteme entegrasyonunun zarar görmesine neden olmasından korkmaya başlamışlar.

Tüm bu korkuların zaten bozulan ekonomik dengelere ek olarak kurlar üzerinde ek baskı yaptığını düşünen bankacılar, “dış kaynak akışının hem Türkiye ekonomisi hem kendileri açısından hayati öneme sahip olduğunun” altını çizip, bu konuların biran önce netlik kazanmasının önemine vurgu yapıyorlar.

“YENİDEN YAPILANDIRIRIZ AMA…”Bankacılar, kredi yeniden yapılandırması için talepte bulunan büyük şirket sayısının giderek artmasından da endişe ediyorlar. Bir büyük banka üst düzey yetkilisi, bunların çözülemeyecek sorunlar olmadığını, mevcut bankacılık sistemi imkanlarıyla yeniden yapılandırmalarının yapılabileceğini belirtirken, “Burada önemli olan unsur gereken kaynağı yurtdışından sağlamaya devam edip edemeyeceğimiz ve yeniden yapılandırılacak kredilerin önümüzdeki dönemde geri ödenebileceği bir iklimin oluşturulup oluşturulamayacağı” şeklinde konuştu.

Piyasa oyuncuları son alınan karardan sonra hem enflasyonda hem cari açıkta beklentilerin epey üzerine çıkılabileceğini tartışmaya başlamışlar. Bunun gereği olan faiz artışlarının zamanında ve yeterli dozda yapılıp yapılmayacağının önemine dikkat çeken bankacılar, seçim sonrası oluşacak yeni yönetimin gereken radikal kararları alıp almayacağı konusunda da ciddi endişe taşıyorlar.

Bu arada ekonomide doğacak muhtemel sorunları çözmek için gereken idari yapı ve insan kalitesi açısından da endişeler olduğunu gördük. Çıkacak büyük sorunları çözecek yetkin kamu yöneticileri konusunda var olan endişenin yanında, bankalarda da kriz deneyimi olan yönetici sayısının azaldığı, bu nedenle kötü bir senaryonun yönetilmesi konusunda da tedirginlik olduğunu gözlemledik.

Yazının devamı...

Merkez’in korktuğu tehlikeler gerçek oluyor

3 Mayıs 2018

Merkez Bankası’nın yeni enflasyon hedefini açıklarken saydığı varsayımların da, bu kararlarla ortadan kalktığı görülüyor.

Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya geçen hafta enflasyonun, 2018 sonunda orta noktası yüzde 8.4 olmak üzere, yüzde 7.2 ile yüzde 9.6 aralığında gerçekleşeceğini tahmin ettiklerini açıkladı. Yurt içi talebin gücünü korumasının enflasyon hedefinin yükselmesinde etkili olduğunu kaydeden Çetinkaya, bu yıl talebin yumuşayacağını öngörüyordu. Ancak emeklilerin tümüne her bayram öncesi 1000’er TL’lik ikramiye gibi kararlar, yumuşamaya başlayan iç talebin körüklenmesine devam edileceğini gösterdi. Bu arada seçimden önce 1 Temmuz’a ilişkin memur, işçi ve emekli maaş zamlarının bu kez yüksek tutulacağı tahminleri başladı. Çay’da olduğu gibi tarımsal ürün alım fiyatlarında  yine yüksek zamlar verilip, tümüyle iç talebi canlı tutma hareketinin devam edeceği anlaşılıyor. Bu da Merkez Bankası’nın varsayımlarını önemli ölçüde tehlikeye atan bir unsur oluyor.

Kurlardaki seyrin yanında yüksek petrol fiyatları ve artan ithalat fiyatlarını yüksek enflasyonun gerekçesi olarak sayan Merkez Bankası Başkanı, yeni enflasyon hedefi için de belirli varsayımlara göre hesap yapıldığın belirtmişti. “Ülke risk priminde küresel ve yurt içi gelişmeler kaynaklı ilave bir artış olmadığı varsayımıyla” vurgusu yapan Çetinkaya, sıkı para politikasının devamı ve kredi büyümesinin ılımlı bir patikaya girmesi halinde enflasyonda düşüş olacağını belirtmişti. Önceki gece açıklanan uluslararası rating kuruluşu Standart and Poor’s’un not indirimi, tam da Başkanın sözünü ettiği risk primindeki artışa tekabül ediyor. Bunun yurt dışı faktör olduğunu, FED’in faiz artırımlarıyla bu riskin daha da büyüyeceği ihtimalini gözönünde tuttuğunuzda Merkez’in enflasyonu hedefi için saydığı varsayımların teker teker elinden gittiğini söylemek mümkün.

EKONOMİ UYARILARI Maliye Bakanı’nın dün akaryakıtta ÖTV indirimi olmayacağını söylediğini gözönünde tuttuğumuzda Merkez Bankası’nın “maliye politikalarının enflasyona katkısı” vurgusunun da büyük ölçüde sıkıntıya girdiği anlaşılıyor.

Dolayısıyla, zaten güven vermemişti ama, artık enflasyonda yeni tahminin baştan kadük olduğu söylenebilir. Enflasyonun çift hanede kalacağı artık kesin ama bundan sonra devamı gelebilecek seçim kararlarının, “çift haneli ama daha yüksek enflasyon oranları” tehlikesini beraberinde getireceğini söyleyebiliriz.

S&P’nin not indirimi kararı beklendiği gibi Hükümet üyelerinden özellikle seçim öncesi olduğu için büyük tepki gördü. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in not indirimi gerekçelerini attığı tweet mesajlarıyla çürütmeye çalıştığı görüldü. Şimşek, S&P’nin “ekonominin aşırı ısındığı” uyarısına karşılık bunun 2017’nin hikayesi olduğunu, canlılığın yumuşadığını belirtip, kredi hacmindeki gelişmeleri buna örnek göstermiş.

Ekonominin aşırı ısındığı uyarısı geçen hafta IMF’den gelmiş ve bunun ekonomik dengelerdeki yaratacağı sert olumsuz sonuçlara dikkat çekilmişti.

Şahsen Merkez Bankası yönetimini, not indiren S&P’nin açıklamalarından çok daha fazla IMF’in sert uyarılarının korkuttuğunu, çünkü bunun olumsuz etkisinin küresel çapta çok daha fazla olacağını bildiğini sanıyorum.

Yazının devamı...