"Erdal Sağlam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdal Sağlam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erdal Sağlam

Enflasyonda çift hane 1. yılında, yükseliş sürer mi?

3 Eylül 2018

Bugünkü verilerle yıllık enflasyonun yüzde 18’i aşması beklenirken, bu oran Merkez Bankası’nın resmi faiz oranının bile üstünde kalmış olacak.

Aslında bu tartışmaların yeni olmadığı, çeşitli şekillerde uzun süredir yapıldığını herkes biliyor. Ancak son dönemde iyice kırılganlaşan makro dengeler ve dolar kurunun 7 TL’ye kadar çıkması bu tartışmaların şiddetini artırdı. Bir başka deyişle gelinen kur seviyesi ve yükselmeye devam eden enflasyona rağmen faiz artışlarının yapılmaması, ekonomi için artık hayati bir tartışma haline geldi.

Bugün açıklanacak ağustos ayı enflasyon rakamının yüzde 2’nin üzerinde gelmesi beklenirken, yıllık enflasyon da yüzde 18’in üstünde olacak. Bu rakamın daha yüksek çıkma ihtimali de var. Eylül ayı başı itibariyle yapılan yüklü zamları da göz önünde tutarsanız, enflasyondaki artış trendinin hızlı biçimde devam ettiği söylenebilir. Buna karşılık bayram tatili sırasında ara veren kurlardaki artış trendi de yeniden hız kazandı.

Geçen hafta 7 TL’nin hemen altında dolaşan dolar kurunun, bugünkü enflasyon açıklamasından sonra yeniden 7 TL’yi zorlayacağı konuşuluyor. Bu beklentinin en önemli nedeni, kurlardaki artışı frenleyecek faiz artışlarının yapılacağı konusundaki güvensizlik ve uluslararası ilişkilerdeki sorunların büyüyerek devam etmesi.

Yazının devamı...

Merkez faiz arttırmasa da büyüme düşüyor

30 Ağustos 2018

Buna karşılık bayram tatili sonrası yeniden başlayan kurlardaki artışın, dün de devam ettiği görüldü. Bu satırlar yazılırken dolar kuru 6.4 TL’yi yeniden aşmıştı. Gerçi dün dolarda küresel çapta değer kazanımı görülüyordu ama içerideki hareketin bundan bağımsız olduğu, kurlardaki artış trendinin devam ettiği konusunda herkes hemfikir. Bu nedenle de piyasalarda Merkez Bankası’nın faiz oranlarını arttırması beklentisi giderek artıyor.

Kurlardaki artışın hem içeride alınamayan kararlar hem de uluslararası ilişkilerdeki olumsuz gelişmeler nedeniyle hızlandığı bilinirken, teknik olarak bakıldığında da piyasa faiz oranları ile Merkez Bankası faiz oranları arasındaki farkın açılmaya devam ettiği gözleniyor. Bu nedenle Merkez Bankası’nın mutlaka faiz arttırması gerektiği görüşüne piyasalardaki hemen herkes katılıyor. Daha önce yaşadığımız gibi; faiz artışları zamanında yapılmadığı için, yapılması gereken faiz artış oranı konusundaki beklentiler de giderek yükseliyor. Piyasada Merkez Bankası’nın en az 2.5-3  puanlık faiz artırımı yapması gerektiğini savunanlar olduğu gibi, “5 puanın altındaki artışların piyasaları sakinleştiremeyeceğini” söyleyenler de var.

Öte yandan dün çıkan dış ticaret verileri, iktidara hakim olan “faiz oranlarını artırırsak, büyüme oranları düşer” tezini de büyük ölçüde çürütmüş sayılıyor. Hazirandan sonra temmuz ayında da ithalatın gerilemesi, hem de bunun artan petrol fiyatlarına rağmen gerçekleşmesi, ekonomideki büyümenin ciddi ivme kaybettiğinin bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Bunun cari açık açısından olumlu bir yanı olduğu kesin ancak cari açığın milli gelire oranı için, milli gelir de düşeceği için, şimdiden sevinmek o kadar doğru olmayabilir. Yani asıl gösterge olan cari açığın milli gelire oranı o kadar düşmeyebilir.

DARALMA DAHA MI KESKİN OLUR?

Büyümenin düşmemesi için faiz oranlarının artırılmaması gerektiği tezi giderek zayıflıyor. Çünkü artan kurlar nedeniyle dengelerin hızlı bozulması, ekonomide büyük bir güvensizlik yaratıyor. Güven olmayınca da, faiz artmasa bile, tüketim ve yatırım talebi geriliyor. Piyasa faiz oranlarının Merkez arttırmasa bile çok yukarılara çıkması, Merkez Bankası’nın fonlama faizini arttırması nedeniyle sadeleştirmenin yeniden kağıt üstünde kalması, güven kaybında rol oynuyor, piyasaları olumsuz etkiliyor.

Ağustos ayı ekonomik güven endeksinin bir önceki aya göre yüzde 9 oranında gerileyerek yüzde 83.9’a inmesiyle, güven kaybı dün tescillenmiş oldu. Tüketici güven endeksi 6.5 puanlık düşüşle 68.3’e, reel kesim (imalat sanayi) güven endeksi 96.3’e, hizmet sektörü güven endeksi 88’e, perakende ticaret sektörü güven endeksi 93.4’e ve inşaat sektörü güven endeksi 68.8’e geriledi.

Özetle; Merkez Bankası’nın faiz artırımından bağımsız olarak da, büyüme oranlarındaki düşüşün devam etmesi doğal ve kaçınılmaz bir süreç olarak görülüyor. Bir bankacının dediği gibi; iktidarın her şartta büyümenin daralacağını kabul edip, “Merkez Bankası faiz artırsa mı büyümede daha keskin düşüş olur, yoksa arttırmasa mı?” sorusuna yanıt bulması gerekiyor.Bankacıların, Merkez Bankası faiz arttırmazsa, güven bunalımı artacağı için, büyümedeki daralmanın daha keskin yaşanacağı görüşünde olduklarını söyleyebiliriz.

Yazının devamı...

Mali yükü arttıracak sektör talepleri başladı

28 Ağustos 2018

Bayram öncesi ipuçlarını görmeye başladığımız sektör taleplerinin dün hemen başlamış olması pek hayra alamet değil. Çünkü sektörlerden gelen talepler genellikle kamunun vergi gelirlerini azaltıcı ve/veya kamunun desteğini yani harcamaları artırıcı yönde oluyor. Kurlardaki seyir değişmediği sürece bu taleplerin tüm kesimlere yayılması sürpriz olmayacak.

Bununla birlikte sektörlerden bankalara olan taleplerin de artacağı, hem düşük faizli kredi hem de mevcut kredilerin yeniden yapılandırmaları taleplerinin artacağı açık. Kaldı ki şimdiden bu yönde talepler gelmeye başladı.

Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, mobilya sektörünün KDV indirimi beklediğini açıklamış. Mobilya sektörünün ekonominin kilit sektörlerinden olduğunu, KDV indiriminin tekrarlanması gerektiğini kaydeden Palandöken, yüzde 8’e indirilecek KDV’nin yıl sonuna kadar sabitlenmesini de istemiş.

Mobilya için daha önce yapılan KDV indirimi beyaz eşya için de uygulanmıştı. Bu da yakında beyaz eşya, ardından otomotiv sektörü gibi sektörlerden, KDV indirimi taleplerinin  geleceğini gösteriyor.

Dün sektörü için yeni kamu desteği isteyenlere Ziraat Odaları Birliği de katıldı. Birlik  Başkanı Şemsi Bayraktar döviz kurlarının geldiği noktada, artık tarımda ithalat yapmanın cesaret isteyen iş haline geldiğini kaydedip, “ Türkiye’nin tarımsal ürünlerde dışa bağımlı durumdan kurtulması için mazot, gübre, ilaç, tohum ve yem gibi ithal girdiler konusunda çiftçiye sağlanan desteğin arttırılması gerektiğini” belirtmiş.

Mevcut döviz kuru seviyelerinden tarımda ithalata devam etmenin enflasyonu da arttıracağına dikkat çeken Bayraktar, ithal edilen ürünlerin devlet desteği ile ülkede üretebilir noktaya gelinebileceğini söylemiş.

ENERJİ VE GAYRİMENKUL

Son kur artışlarından önce durumlarının zora girmeye başladığı konuşulan bazı sektörlerde taleplerin yükselmesi, bu sektörlerin durumlarının acilleştiğinin göstergesi. Bunlardan biri konut sektörü. Sektör dernekleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı yanlarına alıp, 2 aylığına konut fiyatlarında ve faiz oranlarında indirim yaptı. Daha önce kamu bankalarına, zararları karşılanmadan, ucuz konut kredisi verdirilmiş, bu da önemli bir yüke ulaşmıştı. Bu kampanyanın ardından, sektörden kamu yükünü arttıracak yeni talepler gelmesine kimse şaşırmayacak.

Yazının devamı...

Ekonomik istikrar açısından kritik eylül süreci başlıyor

27 Ağustos 2018

6 TL’lik dolar kuru ve yüksek faizlerin önümüzdeki orta dönemde alacağı seyir açısından eylül ayındaki gelişmelerin belirleyici olması bekleniyor.

Uzun bayram tatiline girmeden önce yaşanan kur atağını frenlemek için Merkez Bankası ve BDDK’nın aldığı kararların ne kadar devam edeceği, piyasaların yanıt beklediği soruların başında geliyor. Daha doğrusu bu geçici önlemlerin ardından piyasaları sakinleştirecek daha temel adımların atılıp atılmayacağı konusunda piyasaların gözü ekonomi yönetiminde olacak.

Başta Merkez Bankası’nın faiz artışı gibi kararların devreye sokulup sokulmayacağı merakla beklenecek. Bu nedenle önümüzdeki haftanın yeniden faiz tartışmalarının başlayacağı hafta olma ihtimali bir hayli yüksek görünüyor.

Bununla birlikte piyasaların normalleşmesi için bayram öncesi alınan geçici tedbirlerin gevşetilip gevşetilmeyeceğine bakılacak. Faiz artışı yapılabildiği takdirde geçici önlemlerde bir gevşeme bekleniyor. Faiz artışı yapılmayıp geçici tedbirler gevşetilmediği takdirde, piyasalardaki paniğin büyümesi, piyasalarda kalıcı hasar yaratma tehlikesi, piyasa oyuncuları tarafından daha yoğun konuşulmaya başlanacak. Çünkü geçici tedbirlerin kalıcı hale gelmesi özellikle yabancı sermayenin bundan sonraki bakışını etkileyecek noktaya gelmiş olacak.

Yazının devamı...

Ekonomi için önemli olan bizim ne yapacağımız

23 Ağustos 2018

Önümüzdeki hafta başlayacak yeni dönem için, çeşitli kesimlerde çok farklı beklentiler olduğunu söylemek gerekiyor.

Piyasalar kapalıyken gözler daha çok dışarıdaki gelişmelere döndü. Özellikle ABD ve AB’de yaşananların Türkiye ve ekonomiye nasıl etki edeceği tartışılırken, abartılı yorumlara şahit oluyoruz.

ABD Başkanı Trump’ın azledilmesine kadar gidebilecek bir yargı süreci ilerlerken, Trump bu kez AB’den gelen otomobillere ek vergi konulacağını açıkladı. AB, Rusya ve Çin’den ABD’nin agresif tutumuna karşı yeni hamleler geldi. Tüm bu gelişmelerden yola çıkarak, Trump’ın gitme ihtimalini kutlayanlara bile şahit oluyoruz.

Şunu söylemek gerekiyor; gerek bayram sonrasında gerekse de orta -uzun dönemde dışarıda yaşananların Türkiye ekonomisine elbette etkisi olabilir ama ne yapacaksak biz kendimiz yapacağız. Bu noktaya nasıl kendi yaptıklarımız ya da yapamadıklarımızla geldiysek, bundan sonra da aynısı olacak.

Yazının devamı...

Bayram sonrası neler yaşanabilir

21 Ağustos 2018

Piyasadaki oyuncular bir yandan tatil yaparken öte yandan uluslararası piyasalardaki gelişmeleri ve özellikle ABD ile yaşanan krizin alacağı şekli yakından takip edecekler.

Bayram sonrasında piyasa gelişmelerini şimdiden kestirmek güç olsa da, dikkatle izlenmesi gereken bir döneme girildiği konusunda hemen herkes hemfikir. Kurların mevcut seyrinin korunması güç görülürken, bu seviyelerde kalınsa bile, bayram sonrası ticarette ve reel sektörde bazı etkilerinin görülmeye başlayacağı  tahmin ediliyor.

Piyasalarda kur şokunu önlemek için alınan tedbirler de üzerinde konuşulan konular arasında. Bu geçici tedbirler kalıcı hale gelirse, yabancı kaynak açısından sıkıntılar yaşanabileceği ileri sürülüyor. Yabancı sermayenin bir ülkeden çıkmaya karar verince, kısıtlasanız, çıkış süresi uzasa bile çıkışını tamamlayacağı kaygıları var. Bankacılar, “Önlemlerin dozu ve süresi uzadığı takdirde, bundan sonra Türkiye’ye gelmek için yabancı sermaye bir yerine üç kere düşünecektir” diyorlar. Yani giriş normalken çıkışın suni tedbirlerle zorlaştırılması, yabancı sermayenin gelişi için çekincelerini artırmış olacak. O nedenle daha temel tedbirler alınıp, sermaye kısıtlarında normale dönülmesi, yabancı sermaye için cazip ortamın kurulmasının gerektiği belirtiliyor.

İş aleminde de hükümetin banka kredileri ile ilgili aldığı kararlar memnuniyetle karşılanırken, KGF’nin devreye sokulması gibi ek taleplerin geldiği görülüyor. Bu taleplerin tümünün karşılanması halinde “bankacılık sisteminde zaaf görüntüsü” verme tehlikesi bulunduğuna dikkat çeken bankacılar, zaten batık hale gelmiş bir krediyi ille de yüzdürmenin mümkün olamayacağını söylüyorlar. Bankalarda, bu yöntemin kullanılması, kalıcı hale gelmesi daha büyük sorunları beraberinde getirebilir.

Özetle; kur şoku ve faize ilişkin piyasa gelişmeleri, sonunda ticareti ve reel sektörü de etkileyecek. Bu kesimlerden gelen taleplerin bayram sonrası artması daha önce de gördüğümüz bir seyir olacak. İktidarın, mevcut imkanları düşünerek, önemli tercihlerde bulunması kaçınılmaz olacak.

Umarım bayram sonrası  ekonomide önlemlerin alınmaya devam ettiği ve sorunların aşıldığı bir döneme gireriz.

Herkese mutlu sağlıklı nice bayramlar dileğimle.

GÜNGÖR URAS’IN ARDINDAN

Yazının devamı...

Geçici tedbirler kalıcı hale gelirse...

20 Ağustos 2018

Daha önce ekonomi yönetiminin amacının bayrama nispeten sakin bir havada girilmesini sağlayacak geçici tedbirler almak olduğunu söylemiştim. Ancak geçen cuma günü hem bankaların kredilerine ilişkin yapılan açıklamalarda olduğu gibi özensiz bir iletişime şahit olduk, hem de geçici tedbirlerin dozunun iyice abartıldığını gördük.

Bugün piyasalar öğleye kadar açık olacak, yarım günde piyasada ne hareket görülebilir kestiremiyoruz. Ancak ekonomi yönetiminin amaçladığı gibi bayrama nispeten sakin bir havada girme çabasının sonuç vereceği anlaşılıyor.

Ancak asıl iş bayram sonrası uzun tatil bittikten sonra başlıyor. Bizdeki tatil süresince uluslararası piyasalarda yaşanacak olanlar tabi ki bayram sonrası için bir baz oluşturacak. Bunun yanında Rahip krizi gibi konularda ne tür gelişmeler olacağı, ABD’den yeni yaptırımların gelip gelmeyeceği ve buna içeriden verilecek tepkiler de bayram sonrası piyasa hareketlerine etki yapacak.

Tüm bunlardan bağımsız olarak bakılacak en önemli gelişme ise ekonomi yönetiminin TL’nin değer kaybının devamını önleyecek yeni tedbirler alıp almayacağı. Mevcut tedbirlerin kalıcı hale gelmesi bizce mümkün değil. Bu geçici tedbirlerin bir süre daha devam etmesi halinde piyasaların kilitleneceğine, sermaye hareketlerinde sorun algısının büyüyeceğine ilişkin işaretler zaten hemen gelmeye başladı. Bir başka deyişle bu geçici tedbirlerin piyasa üzerinde kalıcı hasarlar oluşturma tehlikesi açıkça gözüküyor.

BANKA KREDİLERİ

Yabancıların çıkışını zorlaştıran kararların yanı sıra, reel sektörün kullandığı banka kredilerine ilişkin alınan önlemlerin tedrici olduğunu, sistemde zaaf yaratacak gevşeme adımlarının kalıcı hale gelmesinin yeni sakıncaları beraberinde getireceğini söylemek gerekiyor. Her şeyden önce bankacılık sisteminin sağlamlığına olan güvenin, sadece “çok kuvvetli bankalarımız var” demekle, ya da banka genel müdürlerinin “bankalar bu dalgayı atlatabilecek güçte” diye açıklamalar yapmalarıyla korunamayacağını görmek gerekir. Bu açıklamalar paniği önlemek adına olumlu adımlardı ama bunun yanında sistemi bozmayacak daha köklü çözümler üretilmesi gerekiyor.

Bankaların inisiyatifinde olan, daha doğrusu piyasa ekonomisi gereği kredi alan ile veren arasındaki ilişkiye kamu müdahalesinin dozunu abartmamak gerekiyor. Bankaların kötü kredileri yüzdürmek için zorlanmasının, sonunda çok daha birikimli sorunlar yarattığını daha önceleri bir çok kez yaşadık.

Bunu önlemek için yasal ve genel bir çerçeve çizilebilir bu bankaları rahatlatma açısından olumlu bir adım olur. Ancak ne kadar yasal ve genel bir kredi yüzdürme çerçevesi çizerseniz çizin, bunun hemen kağıt üstünde yazıldığı gibi çözümlenemeyeceğini de görmek gerekir.

Yazının devamı...

Geçici tedbirler sonuç veriyor sıra kalıcılarda

16 Ağustos 2018

Merkez Bankası, BDDK ve bankaların eşgüdümlü bir hareket içinde oldukları gözlenirken, bunun işe yaradığı dünkü piyasa hareketleriyle bariz biçimde görüldü. Dolar kuru bu tedbirler nedeniyle bir ara 6 TL’nin altına gerilerken, Rahip için mahkemeye yapılan itirazın kabul edilmemesi üzerine yeniden 6 TL’nin üzerine çıktı. Ancak bir gün önceye kıyasla, dün bütün fiyatlar daha makul seviyelerde seyretti.Son tedbirlerin işe yaradığını görmek olumlu ancak rehavete kapılmamak gerektiği de açık. Bankacılar ekonomi yönetiminin bayrama kadar bu tedbirlerle gidip, uzun bayram tatilinde paniğin iyice yumuşamasını amaçladığının anlaşıldığını söylüyorlar.

Paniğin temel nedenlerinde olan Rahip davasında dün çıkan red kararı dün piyasaları yeniden endişelendirdi ama şimdi de bir üst mahkemeye itiraz yolunun açılması beklentilerin sürmesine neden oldu.  Yani bayram tatiline girilmeden hemen önce ya da hemen ardından Rahip’in ev hapsi kaldırılıp yurt dışına çıkışına izin verilmesi söz konusu olursa, bunun ardından ABD ile yumuşamanın başlaması, en azından yeniden müzakerelerin açılması konusunda piyasaların hala bir umudu bulunuyor.

Ancak piyasa oyuncuları Rahip sorunu çözülse bile ekonomiye dönük içeride, faiz artışı gibi, ciddi kararların alınmasının iyileşmenin kalıcı olması için gerektiği görüşlerindeler.

Bu arada bugün Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın uluslararası yatırımcılarla yapacağı telekonferansa büyük ilgi olduğu, burada verilecek mesajların piyasaların seyrinde önemli olacağı da konuşuluyor.

ALINAN KARARLARIN ANLAMI

Dün alınan kararları özetleyecek olursak; sisteme bir yandan likidite enjekte edilmeye devam edilirken, öte yandan bu likiditenin yabancı yatırımcıların geri dönüşü için kullanılmasının önüne geçilmesi olarak söyleyebiliriz. Böylece volatilite azaltılarak normalleşmenin sağlanması bekleniyor. Swap işlemlerinde yüzde 50 sınırı dün yüzde 25’e indirildi ve yabancıların TL borç alıp döviz alımları daraltıldı. Bununla birlikte BDDK sorunlu krediler konusunda bankaları rahatlatan, sermaye yeterlilik oranlarında olası kötüleşmeleri engelleyen mevzuat düzenlemeleri yaparak bankaları rahatlattı. Bununla birlikte kredilerin yeniden yapılandırılmasında yeni esneklikler getirilirken, kredi tutarının üçte 2’sine sahip bankaların kabulü halinde tüm bankaların yeniden yapılandırmaya katılma şartı, piyasaları rahatlatan başka bir unsur oldu.

Ancak bu tedbirlerin hepsinin geçici olduğu akıldan çıkarılmamalı. Piyasalar bu kısıt ve kredi esnekliklerinin kalıcı hale getirilmesinin mümkün olamayacağının farkında. Çünkü bu kararların bir süre sonra, uluslararası standartlara uyum başta olmak üzere sıkıntı yaratmaması için harekete geçilmeli. O nedenle ekonomi yönetiminin bir yandan bu geçici önlemleri eşgüdümlü götürmeye devam ederken, öte yandan geçici olduğu bilinciyle daha temel sorunlara odaklanması gerektiği açık.

 

Yazının devamı...