"Erdal Sağlam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdal Sağlam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erdal Sağlam

Bankalara 2017 şoku

3 Ekim 2017

SON getirilen vergi artışları daha çok otomobil vergilerine gelen yüksek zamla konuşulurken, bankalara getirilen ek verginin detayları ortaya çıkmaya başladı. Taslağı inceleyen bankacılar, verginin geriye yürütüldüğünü bunun aslında yasal bir durum olmadığını belirtiyorlar.

Getirilen paketle sadece bankaların kurumlar vergisinin yüzde 20’den 22’ye çıkarılması öngörülüyor. Mevcut veriler üzerinden yapılan hesaplamada, buradan Maliye’nin 1 milyar TL ek gelir hedeflediği anlaşılıyor.

Bankalar kurumlar vergisini yıl sonu hesaplarına göre bir sonraki yıl ödemeden önce, 3 aylık kârlarına göre, belirlenen orandan stopaj ödüyorlar. Buna göre 3. çeyrek için belirlenen geçici kâr rakamları üzerinden artık yüzde 20 değil 22 oranında stopaj ödeyecekler. Eylül sonu bilançolarında yer alan kâr rakamı üzerinden de 17 Kasım’da bu stopajı ödemeleri gerekiyor.

Torba yasada yer alan ilgili maddeye göre bankaların bu yılın 3. çeyrek rakamı üzerinden başlayarak zamlı kurumlar vergisi ödeyecekleri anlaşılıyor. Bu da ek verginin bankalara maliyetinin bu yıldan itibaren başlayacağını gösteriyor.

Bunun yanı sıra vergideki temel ilkelerden biri olan “geriye yürütülemeyeceği” ilkesinin de  çiğnendiği gözüküyor. Yani bankalar yılbaşından bugüne kadar, bu yıl elde edecekleri kar üzerinden stopaj yatırıp, gelecek yıl ödenecek nihai kurumlar vergisinde de yine yüzde 20 hesabı yapıyorlardı. Her banka bu hesaba göre şimdiye kadar faaliyetlerini yürüttü.

Ancak şimdi Maliye Bakanlığı bu hesabı tümüyle değiştirip, “Ben sizden yüzde 20 değil yüzde 22 oranında vergi alacağım” diyor. Bu da vergi hukukuna göre açıkça verginin geriye yürütülmesi anlamına geliyor.

Bu vergilerin gelecek yılı etkileyeceği söylenmişken, bankalara getiren ek verginin bu yıldan itibaren tahsil edilmesine başlanacak. Belli ki Maliye Bakanlığı, bu yolla 2017 yılı bütçesinde de bir miktar iyileştirme yapmayı planlıyor.

BANKALAR MAHKEMEYE GİDER Mİ?

Yazının devamı...

Manisa’da sıra dışı Japon yatırımı

2 Ekim 2017

Sıra dışı olmasının birkaç nedeni var. Belki de en önemlisi Türkiye’nin artık doğrudan yatırım çekemediği bir dönemde yatırım kararının alınmış olması. Yurtdışında Türkiye algısının çok bozulduğu bir dönemde, zor yatırım kararı almakla ünlü, Japonya’nın burada yeni yatırıma girmesi, rastlanmadık bir gelişme. İnci Holding Yönetim Kurulu Başkanı Neşe Gök, sohbetimizde buna değinerek, “Biz açılış töreni yapıyor ama temel atma töreni yapmıyorduk. Bu dönemde iyi haber olsun, iş alemine biraz umut olsun diye bu kez temel atarken de tören yapmak, medyaya duyurmak istedik” dedi.

Her ne kadar zor bir süreç yaşasak da, Türkiye’nin konumunun hala dünya üretim ve ticareti için önemli olmasının etkisine de değinmek gerek. GS Yuasa Direktör Vekili Yuji Hashimoto, “Türkiye’yi bölgesinde yükselen bir yıldız olarak görüyoruz. Yeni fabrikamız aslında bu yükselişe olan güvenimizi temsil ediyor. Pergelimizin sabit ayağını Türkiye’ye koyarak uzanabildiğimiz her ülke için merkez olma hedefimiz bulunuyor” dedi.

Türkiye’nin konumu önemli ama iş yapılan ortaklığa duyulan güvenin de yine belirleyici olduğunu, bu sıra dışı örnekten anlıyoruz. 2 yıl gibi çok kısa bir ortaklık geçmişine rağmen, toplam 250 milyon TL’lik yeni bir yatırıma Japonların karar vermiş olmasında ortakların uyumu belli ki ciddi öneme sahip. Bunun yanında Japonların ana şirket yerine, Avrupa’ya ve uzanılabilen ülkelere bu ortaklık kanalıyla gitmeyi planlaması da önemli. İnci GS Yuasa İcra Kurulu Direktörü Cihan Elbirlik, bu fabrikanın gelecek yıl sonunda devreye gireceğini, otomobillerde artan  Start-Stop aküler ile otomotiv ana sanayi için akü üretimi yapılacağını söyledi. Elbirlik ileride elektrikli otomobiller yaygınlaştığında, dünyanın 2. büyük akü üreticisi olan ortakları sayesinde, bu fabrikada gelişen teknolojiye hemen uyum sağlayıp üretime geçebileceklerini kaydetti.

Yani bu yatırım 80 ülkeye ihracat hedefleyen, gelişen teknolojiye uyuma hazır bir yatırım olarak öne çıkıyor. Bence bu da Türkiye’de alışık olmadığımız bir ileriye dönük planlama örneği.

 

İZMİR’İN CAZİBESİ 

Olayı sıra dışı kılan önemli özelliklerden biri de, bir aile şirketinin böyle bir yatırım için yabancılara verdiği güven.

Yazının devamı...

OVP hedefleri bu kur ve enflasyonla inandırıcı olamaz

28 Eylül 2017

Bu yılın ortalama dolar kuru varsayımı 3.56 TL olarak belirlenmişken, tüm programa baz olan 3 yıllık kur varsayımlarının aşırı düşük tutuldu. 2018’de enflasyon yüzde 7 iken yüzde 4 kur artışı, 2019’da enflasyon yüzde 6 iken kur artışı yüzde 4.8, 2020’de enflasyon yüzde 5 iken kur artışı yüzde 3.6 olarak belirlendi. Enflasyon hedeflerinin çok iyimser olduğu zaten belliydi. Bu da yetmedi, TL’nin önümüzdeki 3 yıl boyunca değerleneceği anlamına gelecek kur hedefleri baz alınmış odu.

Bu rakamları ve OVP’nin genel hedeflerini konuştuğum bir banka genel müdürü “Bunları görünce ya baştan böyle şey olmaz demek lazım, ya da hangi şartlarda gerçekleşebilir diye bakmak lazım” dedi. Hedeflerin nasıl gerçekleşebileceğini sorduğumda ise, “Hem TL’nin değerlenip, hem enflasyonun düşürülmesi, hem de yüksek büyüme için şartların çok çok uygun olması lazım. FED faiz artırırken bu nasıl olur derseniz; müthiş bir güven ortamı yaratılarak, çok sayıda ve radikal ekonomik reformlar ortaya koyarak, AB başta olmak üzere çok ciddi siyasi reformlar ortaya koyup çok yüklü ve tercihan kalıcı yabancı sermaye çekebilirseniz o zaman gerçekleşebilir diyebilirsiniz” dedi.

Peki, bunlar olabilir mi diye sorunca “çok zor” yanıtını verdi.

Türkiye’de OHAL varken ve kısa sürede kaldırılmayacağı gözükürken, AB ile ilişkiler durma noktasındayken, Almanya başta olmak üzere ekonomik kısıtlamalara gidecek kadar önemli ülkelerle sıkıntı yaşarken, yanı başımızda bunca stratejik risk gerçekleşme aşamasındayken, siyasi iklim düzeltilebilir mi? Bırakın siyasi iklimi, Fed bu yıl aralıkta 1, gelecek yıl 3 kez faiz artırımı ihtimalini yükseltmiş, küresel likidite daraltılırken, böylesine bir küresel ekonomik iklim yüklü yabancı sermaye girişi için uygun olabilir mi?

Özetle; OVP hedefleri baştan inandırıcılık sorunu taşıyor, yaşadığımız küresel iklim, iç siyasi ve ekonomik gelişmeler inandırıcılığı daha da azaltıyor. Yani bu hedeflere bakarak özel sektörün, piyasaların kendilerine yol çizmesi, inandırıcı bulup devletin koyduğu hedeflere uyum için çabalamaları bence mümkün değil.

VERGİYE YÜKLENİLMEYECEKTİ AMAOVP ile birlikte Maliye Bakanlığı’nın gelirleri artırmak için açıkladığı yeni vergi artışları da belli oluyor. Daha kısa süre önce genel olarak vergi artışı olmayacağı, otomobilde verginin artmayacağını söyleyen hükümet yetkilileri, acaba bu açıklamalardan sonra nasıl olup da iş aleminde, piyasalarda güven sağlayabileceklerini düşünüyorlar?

Bankaların kurumlar vergisi oranları yüzde 20’den 22’ye çıkartılırken, motorlu taşıtlar vergisinin yüzde 40 oranında artırılacağı belirtiliyor. Şimdi yatırımcılar bu sektörlerde plan yaparken, daha yeni tersine açıklamalar yapılmasına rağmen, nasıl olup plan yapabilecekler. Ayrıca bankacılıkta, son dönemdeki moda deyimle, maç ortasında kural değiştirilerek, geriye işleyen vergi nasıl tahsil edilebilecek?

Kısacası; bu hedefler için, neredeyse şimdiye kadar yapılan her şeyin tersi yapılıp, kurallı çağdaş bir iklim yaratılarak güven sağlamak gerekiyor. Hükümet üyeleri, bu programı yapan teknisyenler acaba kendileri, mevcut gidişata bakıp böyle bir iklimin yaratılabileceğine inanabilirler mi?

Yazının devamı...

4 yıl üst üste yüzde 5.5 büyüme hedefi çok iddialı

26 Eylül 2017

Dün TV kanallarının ortak programına çıkıp güncel ekonomik ve siyasi gündemle ilgili soruları yanıtlayan Başbakan Yıldırım’ın en çok üzerinde durduğu konu Kuzey Irak referandumu idi. Ekonomiyle ilgili olarak da yaptırımların ortaya konacağını, bunun için Irak merkezi yönetimiyle irtibat içinde olduklarını söyledi. Başbakan petrol sevkiyatının da Irak merkezi yönetimiyle konuşularak yapılabileceğini, artık K. Irak yönetiminin muhatap alınacağını belirtti.

Türkiye’nin her tarafta asker bulundurması, birden fazla cephe açılması ile ilgili soruları da yanıtlayan Başbakan Yıldırım’ın, topyekün bir savaştan değil nokta operasyonların söz konusu olacağını, bunlara imkanımız bulunduğunu, insanların “savaş halindeyiz gibi bir hava”ya girmesinin doğru olmayacağını söylemesi dikkat çekiciydi.

Sorular üzerine 2018-2020 yıllarını kapsayacak OVP hedeflerinden bazılarını da açıklayan Başbakan Yıldırım, bu yıl yüzde 5.5 büyüdükten sonra, OVP kapsamındaki daha sonraki 3 yılda da yüzde 5.5 oranında büyüme gerçekleşeceğini söyledi. Bununla birlikte bu yıl yüzde 10.8 olacak işsizlik oranının 2018’de yüzde 10.5, 2019’da yüzde 9.9, 2020 de ise yüzde 9.6’ya ineceğini belirtti.

Başbakan Yıldırım enflasyon hedefleri konusunda ise bu yıl sonunda yüzde 9.5’a inecek enflasyonun, 2018’de yüzde 7, 2019’da yüzde 6, 2020’de yüzde 5 olacağını ifade etti.

Bu hedeflere birlikte baktığımız zaman, OVP’de yer alacak hedeflerin tutturulmasının ne kadar zor olduğu da kendiliğinden ortaya çıkıyor. Fed’in likiditeyi kısıp faiz artırımına yeniden başlayacağı, yani dış kaynağın azalacağı, yanı başımızdaki çatışmaya varan sorunların bir süre daha devam edeceği ortada. Üstüne üstlük en geç 2019 yılında iki seçim birden gündemde bulunurken, bu hedeflerin saptanmasının çok iddialı bulunduğu, bunun da OVP’nin baştan inandırıcılığına sekte vuracağı açıkça gözüküyor. Yüzde 5.5 oranında 4 yıl üst üste büyümeyi Türkiye, dengeleri bozmadan gerçekleştirse, bu çok büyük başarı olur: Ancak hem 4 yıl boyunca yüzde 5.5 büyümeye devam edip, hem de enflasyonu bu kadar hızlı indirmek, 2020 için yüzde 5 enflasyon  hedeflemenin piyasalarca inandırıcı bulunmayacağını görmek gerek.

TEŞVİKTE TASARRUF YOKBaşbakan Yıldırım sorular üzerine 2018 yılı bütçesinin tasarruf bütçesi olacağını, tasarrufa kendi harcamalarından başlayacaklarını söylerken, buna karşılık yatırımlarda, teşviklerde tasarruf olmayacağını da söyledi. Kamu yatırımlarında maliyet-fayda analizi yapılıp öncelikli projelere ağırlık verileceğini sözlerine ekledi.

Faiz harcamaları artmışken sadece idarenin tasarruf etmesinin bütçede önemli bir tasarruf rakamı yaratmayacağı ortada. Yani yeniden mali disiplin için asıl büyük harcama kalemlerinde tasarrufa ihtiyaç olacak. Kaldı ki; 2019’de yapılacak iki seçim ve öncesinde, personel harcamalarındaki artış başta olmak üzere, bütçe harcamalarında kayda değer bir tasarruf yerine ek artışlar yaşanması kaçınılmaz olabilir.

Başbakanın Varlık Fonu ile ilgili söyledikleri ise ilginçti. Başka ülkelerden örnek verip; büyük fonların 40-50 yılda bu büyüklüklere geldiğini belirterek acele edilmemesi imasında bulundu. Başbakan bu fondan bütçeye yük olmadan büyük yatırımların ya da yurtdışında müteahhitlik hizmetlerinin finanse edilmesinin daha doğru olacağının altını çizdi.

Yazının devamı...

Ekonomik istikrar daha da zorlaşıyor

25 Eylül 2017

Küresel ekonomide, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin, Fed kaynaklı tedirginliği yeniden arttı. Nedeni Fed’in, likiditeyi ekimde azaltmaya başlarken aralıkta bir faiz artışı daha yapıp, önümüzdeki yıl 3 faiz artışı yapacağının sinyalini vermesi. Yani bizim gibi ancak sıcak parayla büyüyebilen ülkeler, kaynağın azalmasıyla zor günler yaşayacak, bu kesin.

Küresel olarak böyle ciddi sorunla karşı karşıya gelmişken, ülkede garip şeyler olmaya başladı. Daha doğrusu zaten garip şeyler oluyordu, son günlerde iyice arttı.

Normal bir seyrin olmadığını, zaten adı üstünde, yaşadığımız OHAL sürecinden biliyorduk. Son günlerde yaşadığımız iç ve dış siyasi gelişmeler, anormallik dozunu iyice artırdı. Son olarak dün oda ve borsa seçimlerinin 6 ay boyunca ertelenmiş olması, iş dünyası içinde de, anormal şeyler yaşandığının kanıtıydı.

Bu hafta piyasaların K. Irak gerginliği ile açılması kimse için sürpriz olmayacak. Barzani’nin referandumdan son gün vazgeçip vazgeçmeyeceği, referandum yapıldığı takdirde yaşanacaklar bugün yakından izlenecek. Bütün bir hafta boyunca da referandum sonuçları, çevresindeki tüm ülkelerin ve Irak merkezi yönetiminin takınacağı tutum, bunun yanında Türkiye’nin uygulayacağı müeyyideler, yine yakından izlenmek zorunda.

K. Irak’ta çıkacak bir kargaşanın tüm bölgeye vereceği zarar yanında, Türkiye’nin neredeyse en iyi ticari ilişkisi bulunan komşusundan söz ettiğimiz unutulmasın. Sadece sınır ticaretinin kesilmesi halinde bile, özellikle bölgedeki üreticiler ve tüccarların zor durumda kalacağı, ulaştırma sektörünün büyük yara alacağı çok açık. Bu arada K. Irak’ın yatırım ve tüketim ihtiyacının neredeyse tümüyle Türkiye’den karşılandığını göz önünde tutarsak, K. Irak’ta yaşayanların da Türkiye’nin de bu yaşananlardan büyük zararlar görmesi kaçınılmaz olur.

Umarız K. Irak meselesi bölge için daha büyük çatışmaların kaynağı haline gelmez. Zaten IŞİD’in tasfiyesi aşamasının Türkiye için zor geçeceği belli olmuşken bir de bunun eklenmesi zorluğu artıracak.

Sadece siyasi gelişmeler açısından değil, makro dengelerin korunması, yeniden mali disipline dönüş umutlarının korunması açısından da, K. Irak olayının büyümemesi, Türkiye’deki ekonomik istikrarın kesinlikle yararına olacaktır.

ZATEN YÜKLER AĞIRLAŞTI

Yazının devamı...

Gelir dağılımı tablosu ve TEOG kararı

21 Eylül 2017

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yapılan çalışma, 2016 yılı itibariyle, gelir dağılımının bozulmaya devam ettiğini, yani yoksulluğun giderek arttığını, çok zenginlerin ülke kaynaklarından aldıkları payın yükseldiğini gösteriyor. Rakamlara hiç girmeden birkaç bulgu paylaşayım: En zengin yüzde 20’nin aldığı pay yükselirken, altındaki gelir gruplarının aldığı pay azaldı. Kişi başına gelir açısından bakıldığında ilk yüzde 20’ye girenlerin geliri artarken, bunun altındaki iki yüzde 20’lik grupta yer alanların gelirleri ise düştü. Yani siyasi olarak kilit konumda görülen, orta direk denilen kesimin gelirleri azalmaya devam etti. Bu arada yoksulluk sınırının altında kalan nüfus ise toplam nüfusun yüzde 14’ünü aşkın düzeyde.

Bu tablo klasik tabirle: zengini daha zengin fakiri daha fakir eden bir tercihi ortaya çıkarıyor. Bunun toplumsal sonuçları olmaması mümkün değil. Ne kadar sosyal yardım verirseniz verin, ne kadar başka ortak duyguları ekonomik tabloyu kapatmak için kullanırsanız kullanın, bunun sonucu oluşacaktır.

Gündemin en önemli maddelerinden biri de TEOG sınavlarının iptal edilmesi, bundan daha da önemlisi, iptal edilme şekliydi. Bürokrasinin en azından bir yıllık bir geçiş süresi istemesine, yerine getirilecek sistemin belli olmamasına rağmen, TEOG iptal edildi. TEOG’un doğru bir sistem olup olmadığı, hangi sistemin doğru olduğu tartışılmadan iptal edilmesi sıkıntılı değil mi, sizce?

Bunlara yeni Diyanet İşleri Başkanı’nın “İnsanlığın sekülerizmin kıskacında kıvranmakta olduğu” tespitini ve Süper Lig’de yabancı sınırlamasıyla ilgili Kulüpler Birliği’nin aldığı toplantı kararını filan da ekleyebilirsiniz.

EĞİTİM ARTTIKÇA GELİR ARTIYOR AMAGelir dağılımını anladık da, diğerlerinin ekonomiyle ne ilgisi var diye soranlar olabilir. Bence tüm bunlar aynı zamanda ekonominin geleceğini doğrudan etkileyecek haberler.

Üretenin de tüketenin de bu tablodan umutsuzluk çıkarıp etkilenmemesi mümkün değil. Türkiye’nin yabancı ekonomi gazetelerine bile yansıyan eğitim sisteminde değişiklik haberlerini gördüyseniz, ihtiyacı olan doğrudan yabancı sermayeden ne kadar uzaklaştığını da görürsünüz. Bunun ötesinde teknolojik gelişmeye ayak uydurması, dünyaya uyum sağlayıp ülkeyi öne çıkaracak insan gücünü oluşturması, rekabet için gereken demokratik ve özgür iklimi yaratmasının bu tabloyla asla mümkün olamayacağını da...

Eğitim konusunda önemli uzmanlar var ve hükümetin kendilerine hiçbir şey sormadığı bu uzmanların söylediği açık; bu anlayışla zaten düşük olan eğitim düzeyi geriliyor dünyayla rekabet etmekten uzaklaşıyoruz yani cahillik büyüyor.

Yetersiz eğitim düzeyimize rağmen, TÜİK çalışmasının gösterdiği gerçek ise; eğitim seviyesinin artmasıyla kişilerin gelirlerinin de yükseldiği yönünde. Kişi ve ülkeler eğitim sorunlarını iyileştirdikçe gelirlerini artırıyor, bu açık.

Yazının devamı...

Yüklü döviz alan yerli yatırımcı haklı çıkar mı?

19 Eylül 2017

Dün kurlar yeniden yükselmeye başladığında, geçen hafta bir bankacı ile yaptığım sohbet aklıma geldi. Fon hareketlerini analiz eden deneyimli bankacı, uzun zamandır döviz konusunda yerli ve yabancılardan, birbirinden tümüyle farklı böyle bir tavır görmediklerini  söyledi. Yerlilerin son dönemde, düşük kurların etkisiyle, sürekli döviz aldığını kaydeden bankacı, talebin bir kısmının döviz borçlusu reel kesimden, bir kısmının yurtdışına çıkışlar nedeniyle, bir kısmının ise yatırım amacıyla geldiğini söyledi.

Yabancıların ise sürekli olarak TL’ye yatırım yaptıklarını kaydeden bankacı, “Yerlilerin tavrını görünce tedirgin olmuyorlar mı?” sorusuna, “yerliler siyasi kaygılar nedeniyle de alıyor olabilirler, bizim ona baktığımız yok, uygun ortamda kâr maksimizasyonu için yatırım uygun” dediklerini söyledi.

Yabancı açısından bakıldığında faizlerin yüksek olduğunu, kurların istikrar kazandığını, 2019 yılına kadar ufukta seçim görülmediğini kaydeden bankacı, yabancıların kısa vade için sorun görmedikleri için, yüksek kar yatırımı yaptıklarını söyledi.

Buna karşılık yerli yatırımcıların mevcut kur seviyelerini alım için fırsat gördüğünü kaydeden bankacı, çünkü yerlilerin ileriye dönük sıcak çatışma, iç siyasi tartışmaların sertleşmesi, ABD ve Almanya başta olmak üzere Batı’dan gelen tepkilerin büyümesi, sonunda tüm bunların ekonomiye etki edeceği kaygısını taşıdıklarını kaydetti.

Bankacıya, “Siz geçmişte hep yerlilerin yatırım tavrının uzun dönemde haklı çıktığını gördük dersiniz, yine böyle olur mu?” dediğimde ise bunun belli olmayacağını söyledi. Yerlilerin kaygı duyduğu konular hakkında bankacılık kesiminin de ciddi kaygıları bulunduğunu kabul eden bankacı, ancak kısa dönem için bankaların da kendi kârlarını düşünerek hareket etmelerinin işin doğası gereği olduğunu hatırlattı.

Bu çerçevede dünkü kur hareketlerine bakıp, “Yerli yatırımcı döviz alarak haklı çıkacak” demek mümkün değil, bunun kararını vermek için çok erken.

FED YİNE EN ÖNEMLİ UNSUR

Kurlardaki hareketin seyrinde etkili olacak unsurlardan bazılarını ABD’deki temaslardan çıkacak haberler, Kuzey Irak referandum kararı nedeniyle alınacak tavır, Suriye’de İŞİD’in tasfiyesinde yaşanacaklar ve Türkiye’nin karşılanmayan bölge talepleri olduğunu sıralamıştık.

Yazının devamı...

Piyasaların gözü de ABD temaslarında olacak

18 Eylül 2017

Erdoğan dün New York’a uçuşundan önce yaptığı açıklamada, Başkan Trump ve başka ülke liderleri ile ikili temasları olacağını belirtirken, ele alınacak konular için de ipuçları verdi. Erdoğan, “görüşeceğiz” dediği K. Irak referandumuna ilişkin Türkiye’nin olumsuz tavrını tekrarladı. Erdoğan’ın planlanan referandum öncesine çektikleri Milli Güvenlik Kurulu toplantısı ve ardından yapılacak Bakanlar Kurulu toplantısında önemli kararlar alınabileceği sinyalleri vermesi de dikkat çekti.

K. Irak’ta yapılacak bağımsızlık referandumu, buna İsrail dışındaki tüm ülkelerin karşı çıkmasına rağmen Barzani’nin direnmesi, Irak yönetiminin askeri müdahaleye hazırlandığı açıklamaları piyasaları zaten tedirgin ediyor. MHP Lideri Bahçeli’nin sert demeçleri ve son günlerde Cumhurbaşkanı ve Başbakandan gelen “Milli çıkarlarımıza aykırı, izin veremeyiz” demeçleri dikkatlerin iyice bu noktaya çekilmesine neden oldu. Bu arada Türkiye’nin özellikle de Kerkük’ün kapsama dahil edilmesi nedeniyle, sıcak savaş içine girebileceği yönündeki spekülasyonlar da son dönemde iyice arttı.

Bununla birlikte Suriye’de IŞİD’in tasfiyesinde izlenecek yol, YPG sorunu, İdlip meselesi gibi sınırımızda yeniden alevlenen gelişmeler de, ülkeyi ve ekonomiyi yakından ilgilendiriyor. Buralarda da taleplerinin yerine gelmemesi nedeniyle Türkiye’nin müdahil olacağına ilişkin senaryolar konuşulup duruyor.

ABD’DEKİ MAHKEME SÜRECİ

İşte böylesine bir ortamda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın New York’ta yapacağı temasların, orada yapılacak açıklamaların, dönüşte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın temaslar hakkında vereceği mesajların piyasalar açısından önemi büyük olacak.

Piyasaların, ABD temaslarında, aslında bu konulardan daha çok merak ettiği konu ise ABD’de Türkiye aleyhine yürüyen davalar ve bunlarda meydana gelecek gelişmeler. Zarrab davasının giderek genişlemesi ve buradan yola çıkılarak Türkiye’de bazı bankalara ceza kesileceği beklentisi, özellikle bankacıların son dönemde en çok merak ettiği gelişmelerin başında geliyor. Bu davalar sonucunda bir ceza kesileceğine neredeyse kesin gözüyle bakan bankacılarla geçen hafta konuştuğumuzda asıl olarak cezanın boyutlarının merak edildiğini, başka bankalar özellikle de büyük bankalar  olup olmayacağının tahmin edilmeye çalışıldığını gözlemledik. Özetle; cezaların dolaylı etkileriyle birleştiğinde, sistemik risk haline gelip gelmeyeceğinin merak edildiğini, bankacılar arasında bu konunun yoğun olarak tartışıldığını söyleyebiliriz.

İşte bu nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump’la görüşmesinde bu konuyu gündeme getirmesine kesin gözüyle bakılıyor. Görüşmeden sonra yapılacak açıklamalardan çok, ardından gelecek adımların bankacılar tarafından tahmin edilmeye çalışıldığını söyleyebiliriz. Çünkü hemen herkes Trump’un söylediklerinin artık karşılığı bulunmadığı, mahkemelerin tavrının etkili olduğu görüşünde. Bu nedenle de ipuçları alabilmek için, koruma meselesi nedeniyle gerginlik yaşanıp yaşanmayacağına, ilgili bakanlık sözcülerinden gelecek açıklamalara dikkat edilecek.

Piyasalar yoğun sıcak para ve yüksek karlılık nedeniyle hayatlarından memnun ama genel kanı böyle sürmeyeceği yönünde. İşin nerede döneceğini kestirip ona göre pozisyon alabilmek için, artık Fed’in yanı sıra siyasi gelişmeleri de yakından izlemek zorunda olduklarını görmeye başladılar.

Yazının devamı...