Erdal Sağlam

Herkes ‘artık ekonomi konuşalım’ diyor

2 Nisan 2019
Yerel seçimlerin ardından artık tüm kesimler mevcut ekonomik sorunların tartışılıp, köklü çözümler yönünde reform adımları atılması gerektiğini belirtmeye başladılar. Bu talepler seçim sonrası yoğunlaşsa da, aslında seçimlerden bağımsız olarak, bunun bir gereklilik olduğu zaten seçim öncesinde de açıkça dile getirilmeye başlamıştı.

Hem Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, hem Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, hem de muhalefet sözcüleri, mevcut ekonomik sıkıntıların aşılabilmesi için seçimlerden hemen sonra yapısal tedbirlerin uygulamaya konulması gerektiğini bir süredir belirtiyorlar. Seçim bitti ve artık iş aleminin sözcüleri de piyasa oyuncuları da, alınacak ekonomik tedbirler, yapılacak reformlara gözlerini dikmiş durumdalar.

Seçimin yapıldığı gün, TOBB ve TÜSİAD başta olmak üzere, neredeyse iş aleminin tüm temsilcileri birden, “bundan sonra 4.5 yıllık seçimin olmayacağı bir dönem” olduğunun altını çizip, biran önce gündemin ekonomiye gelmesi gerektiğini belirterek, yapısal tedbirlerin hayata geçirilmesi taleplerini kamuoyunda dile getirdiler.

Herkes yapısal tedbir gerekliliğinden söz ediyor ama bunun içinin nasıl doldurulacağı konusunda ise görüş ayrılıkları bulunduğunu biliyoruz. Hükümetin nasıl bir reform paketi ve yol haritasi izleyeceğini belirlemek için önümüzdeki iki hafta boyunca yoğun çalışmalar yapması bekleniyor.

Seçimden sonra açıklama yapan muhalefet sözcüleri ise ekonomik yapısal tedbirlerin yanı sıra özellikle demokrasi ve hukuk devleti konularında siyasi yapısal tedbirlerin de hayata geçirilmesi gerektiğini belirtiyorlar.

Seçim öncesi konuştuğumuz AKP kurmaylarından bazılarının da yine siyasi yapısal tedbirlere ihtiyaç olduğundan söz ettiklerine şahit olduğumuzu söylemeliyiz. Ekonomik reformları ancak siyasi reformların izlemesi halinde yeniden yabancı sermaye akışını sağlayacak bir iklimin oluşabileceğini kaydeden bu kurmaylar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konuda inisiyatif koymasını beklediklerini kaydediyorlar. AKP’nin seçim sonuçlarıyla birlikte kendi içindeki değişik ekonomik görüşleri olan kesimlerle önümüzdeki dönemde yapılacak değerlendirmelerin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çizeceği yol haritasına yansıması bekleniyor.

PİYASANIN BEKLENTİSİ  MEVDUAT FAİZİNDE

Reel sektörü temsil eden iş alemi temsilcileri, mevcut darboğazı aşıp, istikrar içinde üretimin yeniden canlandırılacağı bir yapısal tedbir manzumesi bekliyor. Her birinin ayrı görüşleri olsa da köklü tedbirler gerektiğini tekrarlıyorlar.

Buna karşılık yapıları gereği işe daha kısa vadeyle bakan piyasa oyuncuları ise finans piyasalarındaki gelişmelerin nasıl etkileneceği ve nelerin yapılabileceğine odaklanmış durumda. Bazı piyasa oyuncuları seçim sonrasında dolarizasyon eğilimini kırmak için faizlerde yukarı doğru bir hareket olup olmayacağını yakından izlemeye başladılar. Özellikle baskı altına alınan mevduat faizlerinin yeniden artabileceği beklentisinin olduğunu söylemeliyiz. Mevduat faizlerinin 3,5 puanlık artışla, politika faizi olan yüzde 24’lere çekilmesinin makul olacağı görüşü giderek yaygınlaşıyor.

Yazının Devamını Oku

Swap piyasası faizleri ve düşündürdükleri

28 Mart 2019
CUMA günkü kur atağının ardından alınan önlemler, bunun sonucu olarak Londra swap piyasasında yüzde 400’lere çıkan faiz oranları, seçim öncesi haftanın ekonomik gündemini oluşturdu. Belli ki hafta sonuna kadar swap faiz oranları ve buna bağlı kur gelişmelerini konuşmaya devam edeceğiz.

Peki, bu hafta konuşup da sonradan adını anmayacağımız bir gelişmeden mi söz ediyoruz, yoksa önümüzdeki dönemde de konuşmaya devam mı edeceğiz?

Bu konu, ilişkili birçok gelişme ve veri ile birlikte önümüzdeki dönem konuşulmaya devam edecek. Bu hafta yaşanan gelişmelerin sonuçları ise daha derin olarak önümüze gelecek.

Swap piyasası için teknik açıklamalara gerek olmadan, dışa açık piyasaların kendi paralarını değiş-tokuş ettikleri bir piyasa olduğunu söylemek yeterli olabilir. Yani Türkiye’ye dolar veya Euro getiren bir yatırımcı bu piyasada parasını TL’ye çevirir, yatırımını sonlandırıp geri dönme kararı aldığında da bu piyasada TL verip kendi para birimine geri döner. Yani uluslararası para hareketinin Türkiye ile ilgili kısmının döndüğü piyasadır.

Şimdi bu piyasadaki TL arzı bu kadar kısılınca, alışverişi de durma noktasına gelir. Buna bağlı olarak da swap piyasasındaki faizlerin yönü daha yukarı olabilir.

Bir başka deyişle yabancıların Türkiye’ye yatırım yapmaları için gereken teknik aygıtı durdurmuş olursunuz. Şimdilik bu işe yarıyor, burada TL verilmeyerek yabancının döviz talebi kısıtlanıyor, dolayısıyla kur aşağı çekiliyor ama bu piyasaya her zaman ihtiyaç olacak.

Böyle bir tedbir kesinlikle geçici süreyle uygulanabilir o kısmı biliniyor ama bu yolu kullanırken aynı piyasayı her zaman kullanmak zorunda olduğunu da unutmamamız gerekiyor.

Eğer bundan sonra kısa vadeli sermaye hareketlerini, yani yabancının bu piyasadaki tahvile, hisse senedine veya başka yerli araçlara yatırımının devam etmesini istiyorsanız, bu mekanizmayı korumak zorundasınız.

 

Yazının Devamını Oku

Merkez Bankası önlemlerinin etkisi

26 Mart 2019
Cuma günkü kur atağının ardından, yeni haftada piyasaların ilk günü nispeten sakin seyretti denilebilir. Merkez Bankası’nın dün aldığı önlemlerin piyasaya etkisi görülürken, bu önlemlerin kurdaki gerginliği tümüyle alamadığı da gözlendi.

Merkez Bankası dün haftaya başlarken daha önce açıkladığı repo ihalelerine ara verilmesi uygulamasının yanı sıra, swap piyasasında vadesi gelmemiş toplam sınırı yüzde 10’dan 20’ye yükseltti. Piyasa uzmanları Merkez Bankası’nın aldığı önlemlerle piyasaları rahatlatmak için daha sıkı TL uygulamasına geçip, döviz likiditesini artırmaya çalıştığını ifade ettiler. Merkez Bankası’nın hızlı hareket edip tepki vermesini olumlu bulan piyasa uzmanları, buna karşılık beklentilerdeki bozulmanın devam ettiğinin görüldüğünü söylediler.

Bu yorumlara neden olan piyasa hareketlerine baktığımızda çuma günü yüzde 5’in üzerinde değer kaybeden TL’nin, dün akşamüstü saatlerine kadar yüzde 1-2 arasında değer kazanımı görüldü. Yani, Merkez aldığı önlemlerle kurdaki hareketi törpüledi ama piyasaları tümüyle sakinleştiremedi.

Dün piyasada yabancıların sakin bir tavır içinde oldukları, bireylerin döviz alımlarının ise, azalmakla birlikte sürdüğü belirtildi. Bu arada son 15-20 günde sadece kamu bankaları ve bir özel banka satıcı konumundayken, dün farklı özel bankaların da piyasaya döviz satıcısı olarak girdikleri ifade edildi.

Buna karşılık hafta sonunda piyasadaki hareket için sert açıklamalar yapan politikacıların dün açıklama yapmaktan kaçındıklarını da not etmek gerekiyor.

Bazı piyasa oyuncuları cuma günkü harekette birçok nedenin rol oynadığını belirtirken, Merkez Bankası’nın bu nedenlerin hepsini, örneğin ABD ile yaşanan gerginliği elimine etmesinin mümkün olmadığını, o nedenle dünkü tedbirlerin işe yaradığını söylemenin mümkün olduğunu belirttiler.

Merkez Bankası’nın piyasadaki faiz oranını yukarı itmek yerine doğrudan faiz artışı yapıp yapamayacağını sorgulayan bazı analistler ise Merkez’in bu hareketi geçici gördüğü için böyle bir yola gitmiş olabileceğini söylediler.

Yaşanan gerginliğin bu hafta zaman zaman tekrarlanabileceği beklentisinin piyasada hakim olduğunu söylemeliyiz. Bununla birlikte nisan ayındaki Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısında faiz indirimi beklentisinin zaten düşük olduğu, bu hareketle indirim ihtimalinin tümüyle yok sayılması gerektiği de belirtiliyor.

MERKEZ’İN AÇIKLAMALARI

Yazının Devamını Oku

Sağduyulu analiz zamanı

25 Mart 2019
KURLARDA geçtiğimiz hafta sonu yaşanan atağın nedenleri tüm hafta sonunda tartışıldı.

Bu hareketin ve ardından gelen soruşturma haberlerinin piyasalarda tedirginliğe yol açtığı açık. Merkez Bankası’nın borç verme faiz oranını yükseltip repo ihalelerini iptal etmesi doğru kararlar sayılabilir. Ancak piyasadaki psikolojinin değişmesi, beklentilerin olumluya dönmesi için bu adımların yetmeyeceği ortada.

Yaşanan atak için bir sürü neden sayılabilir ama ortak başlık altında “beklentilerin bozulması” diyebiliriz. Bu aniden olan bir şey de değil, kurlarda küçük hareketlenmeler biliniyordu. Fed kararından sonra piyasalar dolarda biraz gerileme beklese de sonrasında küresel anlamda yeniden yukarı doğru hareketler olabileceği söyleniyordu. Ancak küresel anlamda yaşanan hareket içerideki kur atağını açıklamıyor. Daha önce de sık sık başımıza geldiği gibi; TL’nin olumsuz ayrışmasının nedeni yine bize özgü sorunlar ve riskler.

Bu köşede sürekli tekrarladığımız başka bir unsuru da saymamız gerekiyor; piyasalar iyiyi satın alma eğilimindeyken kötü haberleri fazla dikkate almazlar ama işler kötüye gitmeye başladığında kötü haberleri abartılı olarak satın alır, fiyatlandırırlar. Çünkü piyasa mantığı her iki yönde de geri kalmamak üzerine kurulu, oyuncuların geride kaldığı takdirde para kaybetme korkusu ağır basıyor. İşte Cuma günü gördüğümüz harekette de piyasalardaki toplu eğilimin varlığını gözardı etmemek gerekiyor. Nasıl işler lehimize giderken toplu hareketi alkışlıyorsak, işler kötüye giderken de bu eğilimi kötüleyemeyiz. Ekonomiyi yönetenlerin görevi hem iyiye hem kötüye giderken verileri ve piyasaların işaretlerini rasyonel biçimde anlamaya çalışmak, sakin ve sağduyulu analizler yapıp, karar verebilmektir.

ÇOK SAYIDA NEDEN VAR

Son kur atağı için birçok neden sayılıyor ve hepsinin haklılık payı olabilir. Yani İsrail’in Golan tepelerini ilhakı konusunda Trump’ın açıklamasına verilen sert tepkinin de, S-400 füzelerinin alımı konusunda ABD ile giderek büyüyen çekişmenin de, Venezuela konusundaki görüş ayrılıklarının da, yerel seçimlere ilişkin anketlerin de payı olduğu söylenilebilir.

Döviz rezervlerinde son haftalarda yaşanan düşüşün nedenleri ve ileriye dönük olarak yarattığı risk algısının etki yaptığı da ortada. Yine son dönemde bankalara mevduat akışını hızlandırmak için yatırım fonları için getirilen düzenleme, döviz tevdiat hesaplarına uygulanan stopajların artırılması da kurlardaki baskının artmasında biriken nedenler olarak sıralanabilir. 

Ancak piyasaları tedirgin eden asıl nokta sürekli olarak işleyişe müdahale edilmesi, suni tedbirlerin giderek arttığı algısı. Yani bankaların mevduat toplaması istenirken, mevduata ödedikleri faizlere sınır konulması, böylece enflasyonunu altında faiz oranlarına inilmesi, buna karşılık kredi konusunda bankaların yine istemedikleri oranda artışa yönlendirilmeleri, kamu bankalarının kullanılması birer sorun. Enflasyonun düşmesini yani mevcut faizin artıda kalacağını iddia etseniz de, belli ki buna piyasa inanmıyor.

Yönetimin görevi, kararlarıyla piyasayı inandırmak, yön vermektir.

Yazının Devamını Oku

Fed’den sürpriz beklenmiyor

19 Mart 2019
İçeride piyasaların gözü artık seçime ve seçim sonrasında alınacak önlemlere dönmeye başladı. Küresel gelişmelerin uygun bir ortam sunduğu söylenebilir ama belli ki seçim sonrasında piyasanın yönünü, yine bize özgü siyasi ve ekonomik koşullar belirleyecek.

Küresel gelişmelere bakıldığında çarşamba günü açıklanacak ABD Merkez Bankası Fed’in kararı en önemli gelişme olarak gözüküyor. Fed kararı öncesi dolar geçen hafta sonunda değer kaybetmeye başladı. Doların 10 küresel para birimi karşısında değerini ölçen Bloomberg dolar endeksi geçen cuma gününü yüzde 0.2 düşerek tamamladı. Euro/dolar paritesi günü 1.1330 civarında bitirirken, altın fiyatı zayıf dolarla yükseldi.

Çarşamba gecesi açıklanacak Fed kararı öncesinde, dün sabah saatlerinde Euro-dolar paritesi 1.1340 düzeyindeydi. Piyasalardaki beklentinin Fed’in faiz oranlarında değişiklik yapmayacağı yönünde olduğunu görüyoruz. Fed’in bilanço küçültme operasyonunu sonlandıracağı tarihi açıklaması ve bu yılki faiz artışları tahmin sayısını indirmesi de bekleniyor.

Aralık’ta açıkladığı tahminlerde Fed üyelerinin 2019 yılında 2 kez faiz artışı yapacağı beklentisi öne çıkmıştı, şimdi bu sayıyı 1’e indirmesi bekleniyor.

Bankaların dün yayınladıkları haftayı değerlendirmeye çalıştıkları analizlerinden Fed konusunda bu beklentilerin fiyatlandığını öğreniyoruz. Dolayısıyla çarşamba akşamı böyle bir kararın açıklanması piyasalar için sürpriz olmayacak. Bununla birlikte Euro/dolar paritesinde bir miktar artış olabileceği ama bunun kalıcı olmayacağı konuşuluyor. Avrupa ekonomisinde başlayan zayıflık, bu nedenle Avrupa Merkez Bankası’nın faiz artırımına gidemeyeceği beklentisi de yine analizler içerisinde yer alıyor.

Tüm bu gelişmeler Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler açısından olumlu bir iklimin devamı anlamına gelebilir. Fed’in faiz artışı sayısını düşürmesi, gelişmekte olan ülkelere fon akışının yeniden canlanabileceği umudunu diri tutacak gözüküyor.

BİZE ÖZGÜ KOŞULLAR

Küresel iklimin uygun görünmesine karşılık, içeride, özellikle seçim sonrasına ilişkin bir tedirginliğin olduğu söylenebilir. Tedirginlik yaratan siyasi konuların başında ise S-400 füzeleri ile ilgili ABD ile yaşanan çatışmayı söyleyebiliriz. Yanı sıra Suriye’de yine ABD ile ters düşme ihtimali konuşulmaya başladı.

ABD ile yaşananlar ve muhtemel gelişmeler piyasalar tarafından yakından takip edilmeye başladı. ABD’nin füzelerle ilgili kesin tavrını seçim sonrasına öteleyeceği anlaşılırken, uzlaşmazlık halinde uygulanacak yaptırımların ekonomiye etkilerinin piyasalarca tahmin edilmeye çalışıldığını gözlemliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Potansiyel büyüme hızında düşüş

18 Mart 2019
Türkiye’nin önümüzdeki dönem en fazla tartışacağı konuların başında üretimin ve büyümenin artırılması ile işsizlik oranlarının düşürülmesinin geleceği açık. Geçtiğimiz hafta açıklanan büyüme ve işsizlik rakamları bizde bu kaçınılmaz gündemi önümüze koyarken, bu konuların gelişmekte olan ülkelerin çoğunda da gündem olacağı anlaşılıyor.

Geçtiğimiz hafta uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in gelişmekte olan ülkelerin potansiyel büyüme hızlarına ilişkin tahminlerini revize ettiği bir raporu açıklandı. Raporda Hindistan dışındaki başlıca gelişmekte olan ülkelerin potansiyel büyüme hızlarının düştüğü, bunun da asıl olarak yatırım görünümünün etkisiyle yaşandığı belirtildi. Fitch’in revizyonlarında potansiyel büyüme hızının en çok düştüğü ülkelerin başında Türkiye geliyor. Türkiye’nin potansiyel büyüme hızının yüzde 0.5 puan azalarak yüzde 4.3 düzeyine indiği belirtiliyor. Bu değişimde kurlardaki geçen yılki sert yükseliş ardından yaşanan dış değişiklikler ve yatırımların milli gelire oranındaki sert düşüşlerin etkili olduğu belirtiliyor.

Raporda ele alınan ülkelerden sadece Hindistan’ın potansiyel büyüme hızını artırdığı ve en yüksek orana ulaştığı görüldü. Fitch, Hindistan’ın potansiyel büyüme hızının 0.3 puan yükselerek yüzde 7’ye çıktığını hesaplıyor. Bunun dışında Brezilya’nın potansiyel büyüme hızını yüzde 1.8’den 1.7’ye revize eden Fitch, Meksika’nın potansiyel büyüme hızının 0.3 puan azalarak yüzde 2.5’e, Güney Afrika’nın 0.2 puan düşüşle yüzde 1.7’ye, Endonezya’nın ise 0.2 puan düşüşle yüzde 0.3’e indiğini hesaplıyor.

Potansiyel büyüme hızı ekonominin kapasitesini, kapasitedeki değişimi göstermesi açısından önemli bir veri. Bizde daha önce sık tartışılan bu konunun son dönemde fazla gündeme gelmediği görülüyordu. Potansiyel büyüme hızını daha çok, ekonominin sorun yaratmadan kendi dinamikleriyle ulaşabileceği büyüme oranı olarak anlayabiliriz. Bu oran o ülke için ideal bir oran olmayabilir ama mevcut kapasitesini ve imkanlarını gösteren bir orandır. Yani her ülke için amaç potansiyel büyüme hızının artırılması olmalıdır.

KAPSAMLI REFORMLAR

Türkiye’ye baktığımızda daha önce 5’ler civarında değerlendirilen potansiyel büyüme hızının yüzde 4.3’e inmesi elbette olumsuz bir gelişme. Fitch’in rakamı ve hesaplama yöntemleri, baz aldığı göstergeler tabi ki tartışma konusu yapılabilir ama Türkiye’de herkesin son yıllarda potansiyel büyüme hızının düştüğü konusunda hemfikir olduğu da açık.

Potansiyel büyüme hızındaki değişimi etkileyen çok sayıda faktör olduğu biliniyor ama kısaca ekonominin üretim yapısının elverdiği bir oran olduğu, bu küresel değişim sürecinde yapısal değişimin sürekli hale getirilip, yapının gelişmekte olan koşullara göre değiştirilmesi kaçınılmaz hale geliyor. İşte seçimlerden sonra ciddi biçimde ele alınması gereken konuların başında bu nedenle potansiyel büyüme hızının artırılması gelmek zorunda. Sadece geçen yılın son çeyrek büyüme rakamlarına, ya da Aralık sonunda çıkan 4 milyonu aşan işsiz sayısına bakarak bunun yapılması gerekmiyor.

Türkiye’nin büyüme hızının bir süredir düşük seyrettiği, yapısal değişim gereği, özellikle yüksek teknoloji ve yüksek katma değerli ürünlere ağırlık verecek yapının kurulması, küresel değer zinciri içinde yer alınması gerekliliği, zaten uzun süredir tartışılıyordu. Türkiye’deki zaten düşen yatırımlarda uzun yıllardır inşaat gibi sektörlere öncelik verilmesinin getirdiği sakıncalar da herkes tarafından paylaşılıyordu.

Kısacası; kapsamlı reformlarla Türkiye’nin büyüme kapasitesinin artırılması acil hale gelmiş durumda.

Yazının Devamını Oku

Yabancıyı tutan Merkez Bankası’nın sıkı duruş mesajı

14 Mart 2019
MERKEZ Bankası TL’deki ılımlı seyir ve zayıf iç talebin enflasyonda gerilemeyi desteklediğini ancak fiyat istikrarına dönük risklerin devam ettiğini açıkladı.

Merkez Bankası şubat ayı enflasyonundaki küçük oranlı da olsa düşüşe rağmen, bu ay ki toplantıda faiz oranlarını sabit tutmuştu. Bu konudaki değerlendirmesini yayımlayan Merkez Bankası, “TL’de yakın dönemde gözlenen ılımlı seyir ve zayıf iç talep koşullarının enflasyondaki gerilemeyi desteklediğini, birikmiş maliyet yönlü baskıların ise daha olumlu bir görünümü sınırlandırdığı”nı belirtti.

İthal girdi maliyetleri ve iç talep gelişmelerine bağlı olarak enflasyon göstergelerinde bir miktar iyileşme gözlenmekle birlikte fiyat istikrarına yönelik risklerin devam ettiği kaydedilen açıklamada, “Enflasyonun ve enflasyon beklentilerinin bulunduğu yüksek seviyeler ile maliyet unsurlarının seyri ve fiyatlama davranışlarına ilişkin belirsizlikler, önümüzdeki dönem enflasyon görünümü üzerinde risk oluşturmaya devam etmektedir” denildi.

Şubat ayına ilişkin enflasyon verilerinin değerlendirildiği açıklamada birikmiş maliyet yönlü baskıların olumlu görünümü sınırlandırdığı, hizmet enflasyonunun iç talep koşullarındaki yavaş seyre karşılık, gerek maliyet unsurları gerekse geriye doğru endeksleme neticesinde yüksek seviyesini koruduğu belirtildi.

Açıklamada, finansal koşullardaki sıkılığın etkisiyle iktisadi faaliyetin yavaş bir seyir izlediği kaydedilirken, kamu harcamalarındaki artış, dayanıklı mallardaki vergi indirimlerinin süresinin uzatılması ve kredi hacmindeki kısmi yükselişin ilk çeyrekte yurt içi talepte ılımlı bir toparlanmayı desteklediği ifade edildi.

Önümüzdeki dönemde cari dengedeki iyileşme eğiliminin sürmesinin beklendiği kaydedilen açıklamada, küresel büyüme önündeki risklerin canlılığından, küresel enflasyonun ılımlı seyredeceği beklentisinden söz edildi.

MALİYE POLİTİKASININ ÖNEMİ

Para politikası duruşu oluşturulurken, maliye politikasına dair esas alınan görünümün “fiyat istikrarı ve makro ekonomik dengelenmeye odaklı, para politikasıyla eş güdüm arz eden bir politika duruşu” olduğu özellikle vurgulandı. Bunun ardından da maliye politikasının söz konusu çerçeveden belirgin olarak sapması ve bu durumun orta vadeli enflasyon görünümünü olumsuz etkilemesi halinde para politikası duruşunun da güncellenmesinin söz konusu olabileceği belirtildi. “Enflasyondaki katılık ve oynaklıkları azaltacak yapısal adımlara devam edilmesinin, fiyat istikrarına ve dolayısıyla toplumsal refaha olumlu katkıda bulunacağı” üzerinde duruldu.

Özetle; geçmiş uygulamalardan ders alınarak Merkez Bankası’nın gerçekten  “bağımsız” kalabileceği konusunda piyasalardaki güven tam anlamıyla oluşmuş değil. Buna karşılık son aylarda Merkez Bankası’nın sıkı paranın korunacağına ilişkin kuvvetli mesajları, piyasalarda paniğin önüne geçiyor diyebiliriz.

Yazının Devamını Oku

Büyüme rakamları bize ne söylüyor

12 Mart 2019
TÜRKİYE ekonomisi 2018 yılında yüzde 2.6 oranında büyüdü. Büyümedeki gerilemeyi frenleyen en önemli unsur dış talepteki canlanma yani ihracat artışı oldu. Dün açıklanan büyüme rakamlarına göre 2018 yılının son çeyreğinde ekonominin yüzde 3 oranında gerilediği de ortaya çıktı.

Yüzde 2.6 oranındaki 2018 yılı büyüme oranının, son dönemde büyüyen sıkıntılar göz önüne alınarak yapılan piyasa tahminlerinden daha iyi olduğunu söylemek gerekiyor. Buna karşılık ekonomideki daralmanın bu yıl içinde sürmesi, sıkıntının biraz da derinleşerek
süreceği beklentisinin yoğun olduğunu da söylemek gerekiyor.

Bir başka deyişle 2019 yılında ekonomideki küçülmenin derinleşerek devam etmesi bekleniyor. Bu nedenle uluslararası yabancı kuruluşların 2019 yılı Türkiye büyümesi için tahminleri de yüzde -1 ile -2 arasında değişiyor. Bu da en azından 2 veya 3 çeyrek daha büyüme oranlarının eksi çıkması anlamına geliyor.
Geçen yılın baz etkisine bakıldığında da bu tahminlerin gerçekleşme ihtimali yüksek görünüyor.

Genel beklenti ekonomideki daralmanın bir süre daha devam edeceği yönünde. Gerileyen ekonomiyle birlikte enflasyondaki yüksek seyir de sorunun çözümünü zorlaştıran bir iklim yaratıyor. Yani büyümedeki sıkıntıyı çözüp yeniden ekonomik aktiviteyi artıracağım derken enflasyonu yeniden sıçratma tehlikesi büyük. Ya da tersi biçimde enflasyonu düşürmek için alınacak önlemlerin ekonomideki daralmayı daha da derinleştirme ihtimali yüksek.  İşte bu gerçeklerden yola çıkarak, piyasalardaki genel beklenti ciddi bir kaynak yaratmadan, ne tür önlemler alınırsa alınsın, ekonomideki büyüme sıkıntısının kolay kolay çözülemeyeceği doğrultusunda.

Bu arada büyümedeki daralmanın derinleşmesini önleyen ihracattaki artış trendinin devam edip etmeyeceği, küresel şartların ve içerideki gelişmelerin buna izin verip vermeyeceği de merak edilen konuların başında geliyor.

KİŞİ BAŞINA MİLLİ GELİR

2018’in son çeyreğinde mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH çeyreklik bazda yüzde 2.4 daralırken, ekonomideki daralma yüzde 3’ü buldu.

Yazının Devamını Oku