"Erdal Sağlam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdal Sağlam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erdal Sağlam

Teşvikler iyi de açıklar ne olacak?

29 Mart 2018

Bunun yanında 128 milyar TL’lik yeni yatırım teşviki ile krediye erişimi kolaylaştırmak için alınacak tedbirlerin de yakında açıklanacağı belirtildi. Bu açıklamalar yapılırken dolar yeniden 4 TL’yi aştı, kur sepetinde yeni rekorlar kırıldı.

Ekonominin canlandırılması için alınan kararlar daha önceki yıllarda piyasaları coşturur, “Türkiye’nin büyüme hikayesi devam ediyor” diye algılanırdı. Bu algı nedeniyle de çok daha fazla yabancı sermaye girişlerine, faizler ve kurlarda düşüşlere neden olurdu. Halbuki şimdi ekonominin canlandırılması için alınan kararlar piyasalar tarafından olumlu karşılanmıyor. Bunun nedeni makro dengelerde başlayan bozulmanın “temel mesele” haline gelmesi. O nedenle de artık piyasayı canlandırmaya dönük kararlara piyasa eskisi gibi olumlu tepki vermiyor. Aksine mali ve parasal disiplin kararları açıklandığı takdirde olumlu tepki vermeye daha yatkın.

Piyasalar cari açık ve enflasyondaki yükselmenin sürdürülebilir olmadığı görüşünde. Mevcut tablo biline biline ekonominin yeniden canlandırılması için adım atıldıkça, bunun sonunda bütçe açığına da yansıyacağını, dengelerdeki bozulmanın hızlanacağını görüyor ve bu gelişmelerden korkuyor.

TL’nin cari açıktaki artıştan kaynaklanan endişelerle sert düştüğü belirtilen yabancı finans kurumlarının Türkiye değerlendirmelerinde, açıklanacak teşvik paketlerine ve çıkan yüksek teşvik haberlerine değinilerek, bunların açığı daha da genişleteceği yorumları yapılıyor. Bu nedenle de piyasada hem kurlar hem faiz üzerinde yukarı yönlü baskı olacağı değerlendirmelerinde bulunuluyor.

GÜVEN YENİDEN KAZANILABİLİR Mİ?

İşte bu algı nedeniyle de ekonominin canlandırılması için atılan adımlar piyasalar tarafından eskisi gibi coşkuyla karşılanmıyor.

Dün Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Koordinasyon Kurulu Toplantısı’na katılan Başbakan Binali Yıldırım, “Yatırımın daha da artırılması ve enflasyonla mücadelenin ana hatlarını içeren tedbirlerimizi birkaç gün içerisinde paylaşacağız. 2018 yılı için konuşulanları ortadan kaldıracağız, önünüzü açacağız” diyerek iş yapmaya, istihdam oluşturmaya devam edeceklerini söyledi. Yıldırım,  stratejik yatırım türünden 128 milyar liralık yeni yatırım teşvikini onayladıklarını, yakında açıklayacaklarını belirtirken “Bankaların piyasaları rahatlatmak ve krediye erişimi kolaylaştırmakla ilgili aldıkları tedbirler var, bunu da paylaşacağız” dedi ve 67 maddelik yeni bir paketin geleceğini söyledi.

Başbakan

Yazının devamı...

Seçimler için yüzde 7’lik büyüme tekrar zorlanırsa

27 Mart 2018

Cari açık ve enflasyon başta olmak üzere yüksek büyümenin makro dengeler üzerinde yarattığı tahribat somutlaşmaya başladı. Bozulan bu dengelere rağmen yüksek büyüme için ekonominin zorlanması ise çok daha büyük bozulmalara neden olabilir.

İktidarın büyümeyi sıçratmak için geçen yıl aldığı doping kararlarının zamanlaması, özellikle politik açıdan, hatalıydı. Seçimlerin 2019 yılında normal zamanında yapılacağını düşünecek olursak, seçim öncesi 2018 yılı büyüme açısından 2017 kadar iyi geçemez. İktidarın yüksek büyüme için 2017 yılı değil 2018 yılını seçmesi, sanki kendisi açısından daha doğru olacaktı. İşte bu nedenle piyasalar hala 2018 yılında erken seçim ihtimalini tartışmaya devam ediyor.

Dün Goldman Sachs’ın basına yansıyan Türkiye Notu’nda 2018 yılı büyüme hedefi yüzde 4’e düşürülürken, “Ülke hükümetinin büyüme yanlısı eğilimleri, tahminimize yukarı yönlü riskler getirirken, TL üzerindeki artan baskı, enflasyondaki yükseliş ve kötüleşen cari açık, büyümenin yavaşlamasına ilişkin riskler oluşturuyor” denildi.

Türkiye için 2018 yılı büyüme rakamının, çoğu uluslararası banka ve aracı kurum tarafından, aşağı doğru revize edildiğini görüyoruz. Bakanlar ise geçen yıl da uluslararası kuruluşların büyümeyi çok düşük tahmin ettiğini, görülen yüzde 7’lik büyüme rakamının bu yıl da tekrarlanabileceğini söylüyorlar.

Bu açıklamalar sadece politik açıklamalar değilse, yani gerçekten yeniden yüzde 7’lik büyümeyi tekrarlamak için mali ve parasal zorlamalar yapılacaksa, bunun daha büyük tahribatlara neden olacağından endişe edilmesi gerekiyor.

MEVCUT YAPI ÇEKMİYOR

Yüzde 7’lik büyümenin ardından geldiğimiz noktaya bakınca, zaten geçen yılki yüksek büyümenin çıkardığı fatura gözüküyor.

Dolar 4 TL, Euro 5 TL’ye dayandı ve bu eşiklerin aşılacağı konusunda neredeyse artık herkes hemfikir. Enflasyonun çift hanede kalıcı olacağı artık anlaşıldı. Kurlardaki bu seyir nedeniyle, yıl içinde birkaç aylığına da olsa, yeniden tek haneye inme umudu da giderek kayboluyor.

Yazının devamı...

Halk 3.95 TL’den dolar satmıyorsa bu iş zor

26 Mart 2018

FED toplantısından sonra 3.90 TL’ye dönen dolar kuru burada fazla duramadı ve geçen haftanın son günleri, bir gece aştığı 4 TL’nin tam altında dolaştı. Bu seyir piyasalarda, bu hafta dolar kurunun yeniden 4 TL’nin üzerine çıkabileceği beklentisini yarattı.

Kurlarda var olan yükseliş beklentisinin küresel gelişmelerden çok bize özgü riskler nedeniyle oluştuğunu söyleyebiliriz. Bir süredir devam eden dengenin bozulmaya başladığından, sıcak para çıkışının hızlanacağından korkuluyor. Başka gelişmekte olan ülkelere kıyasla sıcak paranın önce Türkiye’den çıktığı belli olduğu için, risk iştahının azalması halinde kaçışın diğerlerinden daha hızlı olacağından çekiniliyor.

Piyasalardaki beklentinin en önemli göstergesi kurlarda geçen haftanın son günlerinde gördüğümüz seyir. Şurası çok açık görüldü ki; bırakın kurumsal yatırımcıyı, halk yani içerideki küçük tasarrufçu bile, 3.90 TL hatta 3.95 TL’lerden dolarlarını bozdurmak istemedi. Yani kurların bu noktalardan daha yüksek noktalara çıkacağı yönünde genel bir beklenti var. Bankacılar aşama aşama satış fiyatının yukarı çıktığını, 4 TL’nin ne kadar üzerinde satış olacağını  bilmediklerini, halkın eskisinden daha fazla döviz tuttuğunu  söylüyorlar.

Ancak yakın bir süre içinde 3.90 TL’lere kadar iner de, burada bir süre kalırsa o zaman elinde döviz bulunduranların yeniden satmayı düşünme ihtimali de, tabi ki yüksek. Ancak konuştuğumuz bankacıların büyük çoğunluğu yönün yukarı olduğu görüşünde.

4 TL’nin üzerin çıkan dolar kurunun iş alemini olduğu gibi, politikacıları tedirgin ettiği de kesin. 4 TL’nin üzerine çıkan dolar kuru için neredeyse her bakan konuşup, “bunun geçici olduğunu, kurun eski seviyelerine geri döneceğini” söylemeye başladı. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi bununla yetinmemiş, “gerek kamu gerekse özel sektörde kısa vadeli döviz mükellefiyetlerini yerine getirmekle ilgili sorun bulunmadığını“ söylemiş. Bakan ne oldu da, Türkiye’nin borçlarını ödeme sorununu gündeme getirdi anlamış değilim ama şu kadarını söyleyeyim; böyle konulara girmekle ancak döviz paniğini artırırsınız...

Gümrük ve Ticaret bakanı Bülent Tüfekçi ise “yatırımcıları uyarıyorum” diyerek, sakin olmalarını istemiş, çok kısa sürede eski seviyelere döner demiş.

ŞİMŞEK’İN SÖZLERİ

Bakanlar belki görevlerini yaptıklarını düşünüyorlar ama piyasanın demeçlere göre yön bulmadığını biliyoruz. Piyasanın en çok sözünü dinlediği Başbakan Yardımcısı

Yazının devamı...

Hükümet ‘Erken seçim yok’ diyor, iş âlemi tatmin olmuyor

22 Mart 2018

Piyasalardaki erken seçim beklentisinin bir türlü giderilememesinin nedeni için “ekonomik gidişat” diyebiliriz. Ekonominin 2019 yılında bugünkünden daha kötü olacağı beklentisi çok yüksek. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politik sezgisine güvenen iş âlemi, bu nedenle 2019 yılına varmadan seçimlerin yapılacağını düşünüyor. Yerel seçimlerin yasal kısıtlar nedeniyle erkene çekilmesi tartışmalı bir konu olduğu için, en azından Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimlerinin bu yıl yapılacağı konusundaki genel bir beklenti hakim. Ekonomiyle ilgili bu beklenti o kadar yüksek ki; verilen demeçlere rağmen hala seçimlerin zamanında yapılacağı konusunda piyasalar ve iş âlemi ikna olmuş değil.

Son dönemde hızlanan döviz fiyatlarının gidişatın kötüleşeceğine ilişkin önemli bir ipucu olarak görülüyor. Fed’in tavrına bağlı, şimdi olmasa bile, yıl içinde faiz artışlarının hızlanacağı, yani kurdaki artışın kaçınılmaz olduğu düşünülüyor.

Yüksek enflasyon ve cari açığın ekonomide kırılganlığı artırdığı, kurlar faiz ve büyüme dahil makro dengelerinin daha hızlı bozulmasına neden olacağı belirtiliyor. Tablonun iktidar tarafından görülmediğine ihtimal vermeyen iş insanları, o nedenle “şimdi açıklamasalar bile her an erken seçim kararı gelebileceği” görüşünü sürdürüyor. 

İş âlemi sadece ekonomik dengelerdeki bozulma değil, siyasi gelişmelerin de yine Türkiye’yi ve ekonomiyi sıkıştıracağı konusunda da endişe duyuyorlar.  ABD’den gelecek para cezalarının ve yaptırım kararlarının hala gündemde olduğunu, bu riskin gerçekleşmesi halinde ekonomiye olumsuz etki yapacağını kaydediyorlar. Bölgedeki çatışma iklimi de hala risk olarak görülüyor. Kaldı ki, bunlar gerçekleşmese bile mevcut ekonomik gidişatın tek başına giderek kötüleşmeye işaret ettiğini, bu nedenle 2019 yılına varmadan bu yıl seçim kararı alınmasının büyük ihtimal olduğunu düşünmeye devam ediyor.

İKTİDARIN AB BEKLENTİSİ

Ankara’da gördüğümüz, AKP’ye yakın çevrelerden edindiğimiz izlenime göre hükümet da ekonominin giderek kötüleşeceği konusunda endişe duyuyor. Ancak anladığımız kadarıyla iktidar buna rağmen insanların hayatını fazla zorlaştırmadan 2019 yılına, zamanında yapılacak seçimlere kadar gidebileceğini düşünüyor.

En azından şimdilik, bürokrasi ve yakın çevrelerine verdikleri izlenim böyle.

Hükümetin bu konuda en büyük önem verdiği konu ise AB ile ilişkiler. AB ile bu ay sonundaki zirvede bir yumuşama bekliyorlar. Görünen o ki; AB ülkelerinden yeni yatırımlar konusunda olumlu haberler alıyorlar. Bu gelişmenin yaratacağı hava ile seçimlere kadar ekonomideki dengeleri fazla bozmadan götürebileceklerini düşünüyor olabilirler. Bu arada Hazine ve Merkez’in yaptığı nakit ve altın stoklamasının da kendilerine yeterli olacağını tahmin ediyorlar.

Yazının devamı...

Maliye’den tıbbi cihazcılara 4 milyar TL ödeme

20 Mart 2018

Maliye’nin hastanelerin artık tıbbi malzeme bile alamaz duruma gelmeleri nedeniyle bu borçları temizlemesine karar verilirken, bütçede yer almayan 4 milyar TL civarında bir ödemenin yapılması bekleniyor.

Hazırlanan yasa taslağının KDV ile ilgili torba yasaya dahil edilmesi bekleniyor. Maliye birkaç ay içinde ödeyeceği parayı, “faizsiz kredi” gibi verecek; 2020’den itibaren, 5 yıl içinde aylık kesintilerle tahsil edecek. Böylece iflasların eşiğindeki tıbbı cihaz şirketleri birkaç yıl rahatlatılmış olacak, sorunlar ötelenip, 2019 yılındaki seçimlere kadar sorun çıkmaması sağlanacak.

Karar tıbbi cihaz sektöründe memnuniyetle karşılandı. Şimdi de taslakta yer alan “Şirketlerin alacakları, Bakanlar Kurulu’nun belirleyeceği bir iskonto oranında indirilerek ödenir” maddesinin nasıl işleyeceği merakla bekleniyor. Bir şirket yöneticisi, söylentilere göre şirketlerin 2017’den alacaklarına yüzde 15, 2015 ve 2016 yıllarından alacaklarına yüzde 5 kesinti yapılacağı, 2015 yılı öncesinden kalan alacaklarına ise iskonto uygulanmayacağının iddia edildiğini söyledi. Bu oranların sektör tarafından kabul edileceği ancak iskonto oranlarının yükselmesi halinde alacaklarından feragat etmeyi tartışacakları söyleniyor.

Konuştuğum sektör yetkililerinden edindiğim izlenim; bu iskonto oranlarını herkes kabul edecek. İskonto oranları çok yükselirse, küçük ölçekli işletmeler yine de kabul edebilir ama büyük ve yabancı şirketler razı olmayabilir.

MALİYE TEK TEK GEZİYOR

Bir şirket yöneticisi, Maliye’nin toplamda 3.5 milyar TL’lik bir ödeme yapacağı söylentisinin dolaştığını söyledi. Üniversite hastanelerinin tıbbı cihazcılara 8 milyar TL’lik borcu olduğunun konuşulduğunu kaydeden yönetici, sözü geçen iskonto oranları ile 3.5 milyar TL’nin kesinlikle yeterli olamayacağını kaydetti.

Borçlar konusunda Maliye Bakanlığı yönetiminin hastanelere pek güvenmediği görülüyor. Maliye uzmanlarının geçen haftadan itibaren tek tek üniversite hastanelerine gidip, hangi yıldan ne kadar tıbbi cihaz borçları bulunduğunu, kendileri araştırıp saptamaya çalıştıklarını öğrendik. Yani 8 milyar TL’lik borç rakamı düşebilir.

Sektör yetkilileri, kesin rakamların Maliye’nin bu hastanelerdeki çalışmalarından sonra belli olmasını, borçlar kesin olarak belli olduktan sonra da, belirlenecek toplam ödeme rakamına göre, kesin iskonto oranlarının saptanmasını bekliyorlar.

Yazının devamı...

Dolar 4 TL’yi geçerse faizler ne olacak

19 Mart 2018

Farkında mısınız; bundan daha birkaç ay önce dolar kuru 4 TL’ye çıkabilir diyenler aşırı karamsar ya da “evhamcı” bulunurken, şimdi herkes 4 TL, hatta daha da üzerini rahatlıkla konuşur oldu. Bankacılara sorduğunuzda hemen hepsi yönün kesinlikle yukarı olduğunu “Trump’ın siyasi saçmalamaları olmasaydı şimdiye kadar 4 TL’yi zaten aşmış olacağımızı” söylüyorlar.

TL’nin olumsuz ayrıştığını, bunun hep konuşulan iç ve dış risklerden kaynaklandığını kaydeden bir bankacı, “ABD ekonomisinden gelen veriler oldukça iyi. Trump’ın kararları olmasa dolar endeksi yükselir, içeride dolar da 4 TL’yi geçmiş olurdu. Önümüzdeki günlerde yine bu olabilir ve o zaman 4 TL geride, hatta epey geride kalabilir” dedi. İçeride tasarrufçuların daha geçenlerde 3.80’lere gelince dolar sattığını ama şimdi 3.89’dan bile dolar alan görüldüğünü, bunun da dolardaki beklentinin yukarı doğru olduğunun kanıtı olduğunu belirtti.

Önümüzdeki hafta 20-21 Mart’ta yapılacak Fed toplantısının önemine değinen aynı bankacı, şu anda hâlâ 2018 için 3 faiz artışının fiyatlandığını, martta faiz artışı olursa TL’nin buralarda tutulmasının çok zor olduğunu kaydetti. Gelişmekte olan ülkelerin hepsinin bundan olumsuz etkileneceğini ama en çok etkilenecek olanın TL olmasını bekleyen bankacılar, çünkü çıkışta önceliğin risklerin büyüdüğü TL’ye verileceğinin anlaşıldığını söylediler.

Bunun en önemli nedeninin yüksek cari açık olduğu, enflasyondaki yükselişin durdurulamadığını kaydeden başka bir bankacı, kaba bir hesapla sadece cari açık finansmanı için günde 150 milyon dolar döviz yaratmak gerektiğini, azalan finansmanla bu rakamı bulmanın zorlaştığını, dolayısıyla kurlardaki artışın doğal olduğunu kaydetti.

Yanı sıra ABD’den gelebilecek çok yüksek ceza rakamlarının konuşulduğunu sorduğumda ise bankacılar bu ihtimal gerçek olursa, kurların çok daha yukarılara gitmesinin kaçınılmaz olacağını ifade ettiler.

FAİZ DÜŞECEK Mİ, ARTACAK MI?

Bankacılar kurlardaki aşırı artışı frenlemek için Merkez Bankası’nın elindeki tek silahın faiz olduğunu belirtiyorlar. 2014 Ocak’ta kurlar sıçrayınca 1 haftalık repo faizinin yüzde 4.5’den 10’a çıktığını, geçen yıl ocakta dolar kuru 3.95 TL’ye dayandığında üst sınırın 1 puan arttırıldığını hatırlatan bankacılar, dolar 4 TL’yi aştığında yine benzer bir faiz hamlesi bekliyorlar.

Özetle; kurlardaki artış devam ettiği takdirde önümüzdeki haftadan itibaren piyasalarda faizlerde artış beklentisinin artmaya başlayacağı kesin. Doların 4 TL’nin üzerine çıkması halinde bu beklentiler iyice ayyuka çıkacak. Merkez Bankası’nın yeni bir olağanüstü toplantı yapıp faizleri artırması bile istenecektir.

Yazının devamı...

Cari açık milli gelirin yüzde 6’sına ulaşınca...

13 Mart 2018

Ocak ayında Türkiye’nin cari dengesi, beklentilerin üzerinde, 7.1 milyar dolar açık verdi. Turizm gelirlerindeki yüzde 25’lik artışa rağmen cari açığın bu kadar büyümesinde enerji ve altın ithalatı ile iç talebe dayalı ithalattaki büyümenin etkisi görülüyor.

Son 12 aylık birikimli rakamla cari açığın 51.6 milyar dolara çıktığı görülüyor. 2017 yılı sonunda yüzde 5.5 olarak kesinleşmesi beklenen cari açığın milli gelire oranının ise ocak sonu itibariyle yüzde 5.9’a çıktığı tahmin ediliyor. Yüzde 5.5’luk oran bile uluslararası alanda tehlike sınırı olarak nitelenirken, bu oranın yüzde 6’ya dayanmış olması, elbette tehlikenin arttığını gösteriyor.

Şunu söylemek gerekiyor ki bu oranlar, bu ithalat rakamları sürdürülebilir değil. Bizler cari açık rakamını zaten finanse edildiği zaman öğreniyoruz yani bunun etkisini diğer verilerde görmüş oluyoruz. O nedenle sürdürülemeyecek demek, bunun finansmanı sıkıntıya gireceği için ithalatın yavaşlayacağı, kurların yukarı seyrinin devam edeceği anlamına geliyor. Sonuç olarak yeni bir dengede buluşuluyor ve büyüme oranları bu dengeye göre oluşuyor, ekonomik aktivite doğrudan etkileniyor. Kısacası, bu rakamlar sürdürülemez, büyüme oranları aşağı inmek zorunda kalacak...

Bunun yanında, şahit olmuşsunuzdur; ilgili bakanlar ithalat rakamlarını hiç ağızlarına almazlar, hep ihracattaki artıştan söz ederler. Türkiye’nin ihracatının ithalata bağımlığı açık olduğu için, ihracat kaleminde de sıkıntı başlaması normal sayılmalı. Bakanlar, çok değil yıl ortalarına varıldığında, ihracatta rekorlar için başarı nutuklarından vazgeçmek zorunda kalabilirler.

FİNANSMAN  KORKUTUYOR

Bu kadar yüksek açığın nasıl finanse edildiğine bakacak olursak; Ocak’ta 12.7 milyar dolarlık yüksek bir giriş göze çarpıyor. Buna net hata noksan kaleminde ocak’ta görülen 1.2 milyar dolarlık çıkışı da eklemek gerekiyor. Buna rağmen rezervlerde de artış olmuş.

Bankaların yurtdışında tuttukları varlıkları 2.9 milyar dolar azaltarak yurt içine getirmeleri, ticari kredilerin 0.5 milyar düşmesi önemli etken. Bankalar, Hazine ve şirketler kesimi ocak ayında toplam 3.7 milyar dolarlık tahvil ihracıyla dış finansman sağlamışlar. Hisse senedi ve tahvillerde yabancı payı stokun yarısından fazlasına ulaşmışken, aynı alanlara ocak ayında 1.5 milyar dolarlık daha yeni giriş kaydedilmiş. Kullanılan ticari krediler 1.5 milyar dolar artarken, şirketler de 0.8’i kısa vadeli toplam 1.5 milyar dolarlık daha dış borçlanma yapmışlar. Sıcak para başlığı altındaki giriş 4.9 milyar dolar olarak hesaplanmış.

Buna bağlı olarak 12 aylık borç çevirme oranı küçük bir artışla yüzde 116’ya ulaşırken, bankacılık sektörünün oranı yüzde 101 ile aynı kalmış. Bu noktada Halk Bankası’nın artık dışarıda borçlanma yapamadığını, doğan boşluğu başka bankaların doldurmasına izin verilmediğini de hatırlatmak gerekiyor.

Yazının devamı...

Ekonomik gidişat için nisan senaryoları

12 Mart 2018

Esnaf kesimine baktığınızda, yayılan iyimser senaryoların etkili olduğunu görüyorsunuz. Bir süredir esnaf kesiminde var olan, “iş var ama nakit yok” yakınmalarından hareketle, nisandan sonra piyasaların açılacağı, piyasadaki paranın bollaşacağı gibi bir beklenti oluşturuluyor. Bu beklentiyi dile getirenlere gerekçesini sorduğunuzda, “demokratik haklarda hükümet yumuşamaya gidip Batı’yla arasını düzeltecekmiş, o nedenle piyasaların açılmasını bekliyoruz” yanıtı alıyorsunuz. Bu gerekçeyi kimlerin dile getirdiğini sorduğunuzda ise çevrelerindeki hükümete yakın iş insanlarını işaret ediyorlar. Aynı beklentinin konut kesiminde var olduğuna şahit oluyoruz. Örneğin her zaman şubatta piyasaların açıldığını söyleyen bir emlakçı, bu yıl olmadığını ama nisandan sonra açılmasını beklediklerini söylüyor.

Hükümetin “Hapisteki gazetecilerin neden şimdi serbest bırakıldığı” konusunda kendi tabanını tatmin için, el altından “piyasaların açılması için mecburen yapıyoruz” gerekçesini yaymasının etkili olduğu düşünülebilir.

Özetle; günlük piyasa hareketlerine ilişkin özellikle esnaf kesiminin yakınmaları yoğun ve işlerin açılacağı yönündeki senaryolara dört elle sarılıyorlar.

Daha büyüklerde ise beklentilerin çok daha karmaşık olduğunu, daha doğrusu çelişkilerin hakim olduğunu söyleyebiliriz. Bir yandan hala “erken seçim olabilir mi?” sorusunun yanıtını aramaya devam ederken, öte yandan ise  “başımıza gelecek bir iş var ama...” tedirginliği içerisindeler. Özellikle Afrin ve Münbiç olaylarının nereye evrileceği, ABD’den gelebilecek cezalar ve yaptırımlar konusunda gelen çelişkili duyumların belirsizliği içindeler.

Ancak ABD ile sıkı teması olan, yakın zamanda ABD’de gidip resmi çevrelerle temasta bulunmuş iş insanlarının çok daha karamsar olduğunu söylemeden edemeyeceğiz. “Son dönemde ABD’yi ziyaret eden hemen herkes enseyi karartıp dönüyor” dersek, hiç de abartılı olmaz.

YAPTIRIMLARIN BOYUTU

Finans kesiminde ise yine nisana ilişkin ciddi bir beklenti var. Uluslararası yatırımcıların Türkiye’ye gelmeye devam ettiği ama onların da artık “dönüşümüz ne zaman olmalı?” sorusunun yanıtını aradıkları, görüştükleri kişilere yönelttikleri sorulardan belli oluyor. Bir bankacı “Yabancılara sanki birileri nisana kadar bir şey olmaz, sonrası belli değil demiş” dedi.

ABD’de yakın zamanda görüşmeler yapmış kaynaklar, ABD ile Türkiye arasındaki görüş ayrılıklarını çözmek için kurulan komisyonlara rağmen, sert bir havanın hakim olduğunun altını çiziyorlar. Özellikle Kongre çevrelerindeki büyük tepkinin açıkça belli olduğunu, yaptırımların ciddi bir şekilde, hem de çeşitlendirilerek, açıkça dile getirilmeye başladığını söylüyorlar.

Yazının devamı...