"Erdal Sağlam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdal Sağlam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erdal Sağlam

Enflasyon satın alındı sıra ekonomi yönetiminde

3 Temmuz 2018

Geçen cuma günü döviz kuru sepeti bazında yüzde 0.8 değer kaybeden TL, dün de değer kaybına devam etti. Piyasa uzmanları kurlardaki bu yükselişin büyük ölçüde, bugün açıklanacak haziran ayı enflasyonunun yüksek çıkma beklentisinden kaynaklandığı görüşündeler. Buna bağlı olarak tahvil faizlerindeki artış da devam etti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından bugün açıklanacak enflasyon verilerinde tüketici fiyatlarındaki aylık artışın yüzde 1.3 civarında olması bekleniyor. Bununla birlikte yıllık bazda enflasyonun ise kabaca; yüzde 12’den 14’e çıkması bekleniyor. Gıda kaynaklı artışın devam ettiği gözlenirken,  sadece manşet oran değil Merkez Bankası’nın baz aldığı çekirdek enflasyonda da yükselişin devam edeceği, 1 puan artışla yüzde 13.5’e çıkacağı tahmin ediliyor.

Hafta sonunda açıklanan İstanbul Ticaret Odası (İTO) ücretliler geçinme endeksi verileri de gıda enflasyonunun yüksek gelebileceğine işaret ediyordu. İTO verilerine göre İstanbul’da geçtiğimiz 5 yılın haziran ayında ortalama gıda enflasyonu yüzde 0.7 düşerken, bu yıl yüzde 1.4’lük artış kaydetti. Bu endeks ile TÜİK endeksi çok örtüşmese de, bugünkü rakamların yüksek çıkacağı yolundaki beklentileri doğal olarak artırıyor.

Bu arada bazı piyasa analistleri doların dünkü değer kaybında yüksek enflasyon beklentisinin yanında, Hazine’nin cuma akşamı açıkladığı iç borç çevirme oranlarının beklentilerin üstünde çıkmasının da etkili olduğunu söylüyorlar. Bu oran kamu harcamaları, dolayısıyla mali disiplin açısından gösterge olabiliyor.

EKONOMİ YÖNETİMİ BEKLENİYOR

Piyasa uzmanları enflasyonun yüksek seyrinin devam edeceğinin ortaya çıktığını belirtirlerken, en çok merak edilen konunun ise ekonomi yönetiminin nasıl oluşacağı noktasında toplandığını söylediler.

8 Temmuz’da yemin töreni ardından yeni kabine ve kurul başkanlıklarının açıklanmasını beklediklerini kaydeden piyasacılar, atanacak isimler üzerinden bundan sonra uygulanacak ekonomi politikaları hakkında görüş sahibi olmaya çalışacaklarını belirtiyorlar.

Bu tarih yaklaştıkça atanacak bakan ve kurul başkanlıkları için söylentilerin arttığını, isimlerin ortaya atıldığını kaydeden piyasa uzmanları, atanacak kişilerin kamuoyundaki algılarının, atama sonrası ilk piyasa hareketlerinde belirleyici olmasını bekliyorlar. Örneğin Merkez Bankası Başkanı’nın görevden ayrılıp ayrılmayacağının,

Yazının devamı...

Enflasyon ve faizlerde ‘zirve’ dönemi

2 Temmuz 2018

Ekonomi basını olarak “zirve” kelimesini sık kullanırız, çünkü belli bir trendin geldiği noktayı göstermesi açısından kolay anlaşılır bir kelimedir. Aynı şekilde “dip” noktası da, “rekor” kelimesi de sık kullandığımız kelimelerdir. Tabii ki bu kelimeleri kullanırken belli bir süre belirterek kullanmak daha anlamlı olur.

İşte bu haftadan itibaren bu kelimeleri yine sıkça duymaya başlayacağız. Yüzde 14’lük yıllık enflasyon rakamı, 2003 yılından bu yana gelinen en yüksek, yani zirve rakamı olacak. Haziran ayı sonunda zirve rakamına ulaşacağız ama bu zirvenin daha yükseği de olacak mı? Piyasaların beklentisi bu rakamın temmuz sonunda daha da yükseğe çıkacağı yönünde. Hazirandaki yüksek orandan sonra temmuzda düzeltme olsa bile, bu kez bir-iki ay gecikmeli yeni zirve rakamlarına ulaşılması bekleniyor.

Belli bir trendin yıl sonuna ve yılbaşına gelen seviyeleri önemlidir. 2018 yılı sonunda enflasyonun geleceği nokta konusunda ise piyasaların tahminlerinin yine yükselmeye devam ettiği bir süreçte olduğumuzu söylemeliyiz. Bu yıl sonunda piyasa analistleri tüketici fiyatlarında yıllık rakamın yüzde 12-13 seviyesinde olmasını bekliyorlar. Ancak şurasını belirtmek gerekir ki; piyasa analistleri genellikle yılın ortasında yıl sonu beklentilerini iyimser olarak yaparlar. Tabii ki yılın geri kalanında yaşanacaklar çok önemli olacak ama yıl sonunda yüzde 15 civarında bir enflasyon rakamı görmek, bence sürpriz olmaz.

Çünkü her ne kadar Maliye Bakanı Naci Ağbal, maliye politikalarını belirlerken para politikasını düşünerek adım atacaklarını söyleyip, son sigara vergi düzenlemesini bu kapsamda değerlendirdiyse de, dengelerin yeniden kurulabilmesi için gereken vergi düzenlemeleri ve zamların enflasyonu arttırmasından kaçınılamayacağını düşünüyorum.

FAİZ ORANLARINDA ZİRVE

Bunun yanında mevcut enflasyonda olduğu gibi gelecek dönemin enflasyonunda da kurların belirleyici olacağı açık. Seçim öncesi para politikası kararında yaşanan gecikmelerin kurlara etkisini yakından gördük. Yani bundan sonraki ekonomi yönetiminin nasıl şekilleneceği ve piyasalara güven verilip veremeyeceği kurlarda yine çok belirleyici olabilir. Dolayısıyla kurlardaki zirve hareketinin yıl sonu enflasyon beklentilerinde baskın rol oynayacağı açık.

Enflasyonda yaşanan zirvelerin başka zirvelere yol açtığı ve bundan sonra da açacağı, değiştirilemeyecek bir gerçek. Zaten bu gerçeği değiştirmeye zorladığımızda, başka rakamlardaki zirveleri daha yükseğe çektiğimizi de gördük. İşte Merkez Bankası faiz oranlarını, mevduat ve kredi faiz oranlarının geldiği seviyeyi, biraz da bu kapsamda düşünmek mümkün.

Seçim öncesi

Yazının devamı...

‘Ekonomide gereken yapılır’ algısı

28 Haziran 2018

Bu süre içinde piyasaların hem idari yapının detaylarını, hem de kimlerin göreve getirileceğini görmek için beklemede olduğu söylenebilir. Bence asıl beklenen ise piyasalarda eskiden geçerli olan “Ekonomide gerekenler yapılır” algısının yeniden oluşup oluşmayacağı.

Piyasalarda seçim sonrasında, beklentiye paralel olarak küresel gelişmelere ve iç haberlere bağlı dalgalı bir seyir izlendiğini, bir süre daha bunun devam edeceğini söyleyebiliriz. Faizler yüksek seyrini korurken, kurlarda küçük oranlı iniş çıkışlar yaşanıyor.

Küresel gelişmeler ve Türkiye’nin diplomatik ilişkilerinin önümüzdeki dönemde yaratacağı etki, ilk sinyallerini vermeye başladı. ABD’den seçim sonrası S-400 sıkıştırması başlarken, İran’la ilişkiler açısından da Türkiye’yi kritik günlerin beklediği söylenebilir. AB’nin Türkiye ile gümrük birliğinin genişletilmesine açıkca karşı çıkıp, demokrasiye ilişkin kaygıların giderilmesini istemesi, Avusturya’nın 6 aylık dönem başkanlığı ile birleşince bu alanda önemli bir gelişme yaşanamayacağı da açık.

Kısacası; seçim öncesi ertelenen dış sorunların teker teker masaya gelip, Türkiye’yi ciddi karar alma süreçlerine zorlayacağı ortada. Bu noktada zaten kırılgan olan ilişkilerin daha da kötüleşmesi yerine, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu yabancı sermayenin menşei olan bu ülkelerle iyi geçinme ihtiyacı büyüyor.

Bununla birlikte önümüzdeki dönemin ekonomi açısından olumluya dönebilmesi için içeride ciddi siyasi ve ekonomik sınavlar da bizi bekliyor. Yeni idari sistemin detaylarının Cumhurbaşkanı yeminine kadar belirlenmesi gerekiyor. Önümüzdeki hafta konuyla ilgili KHK’ların çıkarılması beklenirken, piyasa hem bunu izleyecek hem de gözü yeminden sonra oluşacak Bakanlar Kurulu ve Kurum başkanlıklarında olacak.

Bu kararların,  piyasaların yeni dönemin nasıl yaşanacağını görmeleri açısından önemi büyük. Ancak yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yapacağı ekonomiyle ilgili yorumların piyasa algısının oluşmasında asıl belirleyici olacak.

KİM GELECEK, KİM GİDECEK?Hükümet üyeleri ve bürokratlarla konuştuğumuzda seçim sonuçlarına ilişkin tedirgin bir sevinç yaşadıklarını gözlemledik. Ekonomiyle ilgili işin çok zor olacağının hemen herkes farkında gözüküyor. Buna karşılık hem idari yapı hem yeni atanacak isimler, hem de ekonomide kritik konumda bulunan bazı isimlerin görevden alınıp alınmayacağı konusunda kimse net bir tahminde bulunamıyor.

Konuştuğumuz bürokratların ekonomide yeniden güven sağlanmasının gereğine inandıklarını, güven için yapılması gerekenlerin belli olduğunu bildiklerini söyleyebiliriz. Yani piyasalarda,

Yazının devamı...

Ekonomik reform ve sıkılaşma talepleri

26 Haziran 2018

Dün birer açıklama yapan iş aleminin iki büyük çatı örgütü TOBB ve TÜSİAD, seçimlerin biran önce netleşmesinin siyasi belirsizliği giderdiğini belirtirlerken, artık yeni dönemde ekonomik reformlara ağırlık verilmesi gerektiğini belirttiler.

Piyasalara baktığımızda ise kurların önce düştüğü sonra dolarda 4.73 TL’lere kadar çıktığı, ardından tekrar düştüğü gözlendi. Piyasa uzmanları bu dalgalı seyrin politikalar netlik kazanana kadar sürmesini bekliyorlar. Temmuz ayının başında, önce TBMM başkanlığının oluşumu ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yemin ederek göreve başlaması beklenirken, bunun ardından yeni Bakanlar Kurulu listesi de belli olacak. Bakanlar Kurulu’nda ekonomiden sorumlu bakanların kimler olacağı piyasa tarafından izlenecek ama en çok da yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ekonomik politikalara ilişkin açıklamaları artık eskisinden çok daha titizlikle takip edilecek.

Bu arada Cumhurbaşkanı yemin etmeden önce, yeni idari sisteme çıkarılacak kararnamelerle biraz daha netlik kazandırılması, bu arada ekonomiyle ilgili birimlerdeki birleştirmelere de açıklık getirilmesi gerekiyor. Bununla birlikte kimin hangi bakanlığa geleceği de kulislerde daha çok konuşulmaya başlayacak.

İşte tüm bu gelişmeler piyasalar tarafından yakından izlenecek ve bu arada çıkacak haberler ister istemez piyasalarda dalgalanmalara neden olabilecek. Bu arada küresel gelişmelerin her zaman olduğu gibi, aynen içerideki fiyatlara yansıması kaçınılmaz.

ONARIMA İHTİYAÇ VARO nedenle en azından temmuzun ilk haftası sonuna kadar yani önümüzdeki iki hafta süresince piyasalarda yaşanacak dalgalı seyrin kaçınılmaz olduğu belirtiliyor.

Piyasa ve iş aleminin taleplerini özetleyecek olursak; para ve maliye politikalarında sıkılaştırma, hukuk sistemi de dahil, bir dizi yapısal reformun hayata geçirilmesi diyebiliriz. Olağanüstü halin kaldırılacağına ilişkin sözlerin yerine getirilip getirilmeyeceği iş alemi ve piyasalar tarafından yakından takip edilecek. Bununla birlikte içerideki kutuplaşmanın giderilmesi, bunun için adımlar atılmasına yine  öncelikli olarak bakılacak.

Türkiye’nin yeniden sağlıklı büyüme sürecine dönmesi için AB ile ilişkiler başta olmak üzere dış alemle ilişkilerin geliştirilip, sorunların azaltılması, yabancı sermayenin yeniden doğrudan yatırım için ülkeye gelebilmesi için gereken kurumsal düzenlemeler ve yapısal tedbirlerin yerine getirilmesi de yeni yönetimden iş aleminin talepleri arasında.

Bu kapsamda Merkez Bankası bağımsızlığı başta olmak üzere bağımsız kurumların geleceğine ilişkin yapılacak idare düzenlemeler, piyasalar ve özellikle yabancı sermaye tarafından dikkatle izlenecek konular olacak.

Yazının devamı...

Piyasa şimdi ekonomi yönetimi ve politikasına bakacak

25 Haziran 2018

Şimdi piyasanın gözü uygulanacak temel politikaların belirlenmesi ve yeni ekonomi yönetiminde olacak. Piyasaların bu sonuca bugünden itibaren fazla bir tepki vermesi beklenmiyor. Kurların belki bir miktar geri geleceği beklenirken, piyasanın kısa vadede asıl yönünün ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın açıklayacağı Başkan Yardımcıları ve Kabinede yer alacak ekonomiyle ilgili bakanlarla belirlenmeye başlayacağı söylenebilir. Mehmet Şimşek’in yeniden bakan olup olmayacağı, olmayacaksa ekonomiyle ilgili yetkinin hangi isimde olacağı bu nedenle piyasaların merakla beklediği konular olacak.

Bunun yanı sıra parasal politikalara ilişkin olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yapacağı konuşmalar ve özellikle Merkez Bankası konusundaki tasarrufları piyasalar tarafından yakından izlenecek. Piyasaların kısa vadede yönünün netleşmesinde tabi ki küresel şartlar önemli rol oynayacak ama yeni yönetimin belirlenmesi ve alacağı ilk kararlar da piyasaların yönünde çok önemli rol oynayacak.

Seçimleri kim kazanırsa kazansın ekonomide işlerin çok zor olacağını bir süredir yazıyoruz. Küresel iklimin artık tersine döndüğü bir noktada, büyüme hırsının devam etmesi halinde bozulan kur ve faiz dengesinin daha da bozulması kaçınılmaz olabilir. Bununla birlikte 9 ay sonra yapılacak yerel seçimlerin ekonomik büyümeden fedakarlık etmeyi zorlaştıracağı da ortada. O nedenle yeni ekonomi yönetiminin, asıl olarak da yürütmeden sorumlu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yapacağı tercihin, orta dönemde hayati rol oynayacağı söylenebilir.

YABANCININ TAVRIYeni dönemde yabancı sermayenin Türkiye ekonomisine bakışı kritik öneme sahip. Son dönemde artan enflasyon ve cari açığa karşılık, parasal politika tercihlerinde geç kalınması, seçim nedeniyle mali disiplinin bozulacağı kaygısı öne çıkmış, yabancıların Türkiye’ye olan güveni azalmıştı.

Yabancı sermayenin ABD ile ilişkilerin gerginleşmesi, AB ile ilişkilerin soğuması gibi temel sorunları da yakından izlediğini ve Türkiye ekonomisine  olan güvenin kaybolmasında bu sorunların hayati rol oynadığını biliyoruz. İşte güçlendirilmiş Cumhurbaşkanlığı yani yürütmenin Cumhurbaşkanlığı tarafından üstlenilmesi olarak özetlenebilecek yeni sistemde ekonomik tercihlerin ne olacağı yabancı sermayenin bakacağı önemli bir husus olacak.

Merkez Bankası başta olmak üzere bağımsız kurumların gerçekten bağımsız kılınıp kılınmayacağı yani küresel anlamda regülasyon gereken konularda kimin karar alacağı yabancı sermayenin yakından izlediği başka bir nokta olacak.

Asıl olanın yabancı sermayenin sadece sıcak para olarak değil kalıcı sermaye olarak gelmesi olduğunu, burada yeni yatırımlara girmesinin ekonomiye asıl katkı yapacak unsur olduğunu herkes kabul ediyor. İşte son dönemde azalan doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına karşılık Türkiye’nin yeniden cazip hale gelmesi için tüm bu konularda alınacak kararlara bakılacak. Özetle; küresel entegrasyonu pekiştirecek yapısal tedbirlerin hayata geçirebilmesi gerekiyor ki; zaten yaşanacak olan sıkıntılar daha rahat atlatılabilsin.

İşte yerli ve yabancı sermaye yeni ekonomi yönetiminin önce kurulacak idari yapısına, sonra kimlerin atanacağına, bunlarla birlikte faiz gibi temel ekonomik tercihlerde izlenecek yolun netleşmesine bakacağı kesin.

Yazının devamı...

Yabancı sermayeye güven verecek reformlar öncelikli

21 Haziran 2018

Kim iktidar olursa olsun ekonomide yapılması gerekenlerin başında ise yabancı sermayeye güven vermek geliyor.

2000’li yıllarında başında yapılan radikal ekonomik reformlara yeniden sarılmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Sarılmaktan öncelikli kastım o dönem yapılıp da son yıllarda bozulan kurumsal düzenlemelere geri dönülüp, daha da güçlendirmek.

Merkez Bankası başta olmak üzere, tüm bağımsız kurumların gerçekten bağımsız kılınması için gereken adımların öncelikli olarak atılması gerekiyor. Öyle düzenlemeler yapılmalı ki; bağımsız kurumların gerçekten bağımsız çalışabilmesi garantiye alınmalı; atama kriterlerinden görev sürelerine kadar, geçmiş deneyim göz önüne alınarak yeni düzenlemeler yapılmalı.

Unutulmasın ki; Merkez Bankası gerçekten bağımsız çalışabilseydi şimdi ödenen faizin çok daha altında faiz oranlarıyla mevcut durum aynı olabilirdi.

Yazının devamı...

Kısa vadeli dış borç, kuru da faizi de açıklıyor

19 Haziran 2018

Dış borç rakamı ile birlikte milli gelirin yüzde 6.5’ine yükselmiş cari açık rakamını bir arada düşündüğünüzde, aslında son dönemde artan kurların ve faizlerin nedeni de kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor.

Merkez Bankası dünkü dış borç açıklamasında, 2018 Nisan sonu itibarıyla, orijinal vadesine bakılmaksızın, vadesine 1 yıl veya daha az kalmış dış borç verisi kullanılarak hesaplanan kalan vadeye göre kısa vadeli dış borç stoku rakamını 183.3 milyar ABD doları düzeyinde açıkladı. Bu stokun 21.2 milyar ABD dolarlık kısmı, Türkiye’de yerleşik bankaların ve özel sektörün yurtdışı şubeleri ile iştiraklere olan borçlarından oluşuyor.

İşte seçim öncesinde yabancı yatırımcıyı tedirgin eden rakamlardan biri bu. Türkiye ekonomisinin giderek bozulan dengeler ile bu döviz miktarını nasıl üreteceği merak konusu. Merkez Bankası bağımsızlığının tartışmalı hale geldiği bir ortamda, seçim sonrasına yıkılan yükler de göz önüne alındığında, nasıl olup da Türkiye ekonomisinin bu dövizi üretecek noktaya geleceği büyük bir endişe kaynağı oluyor.

Nereden baksanız, aylık dış ticaret açıklarını da katarak, önümüzdeki bir yıl içerisinde Türkiye’nin dışarıya kaba bir hesapla 200 milyar dolarlık geri ödeme yapması gerekiyor. Buna karşılık Türkiye ekonomisinin artık yüksek büyüme dönemini geride bıraktığı, giderek yavaşlaması gerektiği de ortadayken, ekonomi bu dövizi nasıl üretecek?

Zorluklar sadece bununla da sınırlı değil. Üretim için gereken finansman konusunda artık ciddi sıkıntılar var. Bankaların sürekli artan faizler nedeniyle, 100 bin TL üzerindeki mevduata yüzde 17-18 faiz teklif ettiğini biliyoruz. Bunun kredi faizlerini en az yüzde 23-24’lere çıkarması söz konusu. Bu faiz oranlarıyla kredi alıp üretime çevirmenin ne kadar zor olacağı da açık. Bu faiz oranlarıyla zaten yeni yatırıma kalkışmanın ne kadar akılcı olacağı da ortada.

Dolayısıyla çıkan ekonomik veriler, önümüzdeki dönem işin ne kadar zor olacağını, giderek daha fazla ortaya koyuyor. Bu tablo da başta yabancı yatırımcının üzerinde ciddi bir caydırıcı etki yaratıyor. Yabancı yatırımcı Türkiye’ye gelmeye çekindikçe de, kur ve faizler daha da yukarı gidiyor.

EKONOMİ SOĞUMAK ZORUNDADün yayımlanan, Merkez Bankası’nın “Kısa vadeli Dış Borç İstatistikleri Gelişmeleri - Nisan 2018” raporuna göre Nisan sonu itibarıyla, kısa vadeli dış borç stoku, 2017 yıl sonuna göre yüzde  6.5 oranında artışla 125.5 milyar ABD doları olarak gerçekleşti. Bu dönemde, bankalar kaynaklı kısa vadeli dış borç stoku yüzde 5.7 oranında artarak 70.7 milyar ABD doları olurken, diğer sektörlerin kısa vadeli dış borç stoku yüzde 7.6 oranında artarak 54.8 milyar ABD dolar düzeyine ulaştı.

Borçlu bazında incelendiğinde, büyük çoğunluğu kamu bankalarından oluşan kamu sektörünün kısa vadeli borcu 2017 yıl sonuna göre yüzde 12.1 oranında artarak 27.8 milyar ABD doları olurken, özel sektörün kısa vadeli dış borcu yüzde 5.2 oranında artarak 100.7 milyar ABD dolar oldu.

Yazının devamı...

En zoru seçim sonrası yeniden güven sağlamak

18 Haziran 2018

Seçim kararıyla birlikte küresel anlamda da zor bir sürece girilmesi, ardından piyasayı tedirgin eden demeçlerin gelmesi ve Merkez Bankası’nın gerekli faiz kararını almakta gecikmesi, seçim sürecinin ekonomide epeyce dalgalı geçmesine neden oldu. Son 10 yıllarda olmadığı kadar popülist vaatlerin de bu kez devreye girmiş olması, ekonomide işleri daha da zorlaştırdı.

ALINAN ÖNLEMLER

Sonuç olarak Türkiye ekonomisi bu süreci, henüz sonuçları tam alınmadı ama, ağır bir faturayla geçirmek zorunda kalıyor. Merkez Bankası’nın gecikmeli faiz artırımlarının birbirini ardına gelmesi, önümüzdeki dönem ciddi sorun olacak kadar, mevduat ve kredi faizlerinin yükselmesine neden oldu.

Bunun yanında yüksek faiz artışlarına ve alınan diğer önlemlere rağmen kurlardaki artış da durdurulamadı. Sürpriz ya da şok denilebilecek Merkez Bankası faiz artırımlarına rağmen dolar kuru geçen haftayı 4.70 TL’nin üzerinde kapadı.

Yabancıların kısa vadeli yatırımlarında, aşırı olmasa da, belli bir geri çekiliş izlenmeye devam ediyor. Bunun dozu bu haftaki kur gelişmelerinde belirleyici olacak gözüküyor. Yani önümüzdeki hafta seçime girilirken kurların geleceği seviye konusunda sağlıklı bir tahminin yapılamadığı gözleniyor.

Geçen hafta da özetlemeye çalışmıştım; yabancıların çıkışında rol oynayan en önemli kaygı “Seçim sonrasında Türkiye ekonomisinin ne olacağı” sorusuna verilecek yanıt konusunda belirsizliklerin yaşanması. Öylesine önemli belirsizlik görüyorlar ki; seçim sonrası riske girmemek için bazıları, bazen küçük zararlara da katlanıp, şimdiden paralarını çevirip ülkelerine dönmeye çalışıyorlar. İşte bu hafta içinde yaşanacaklar, küresel ve yerel haberler piyasaları nasıl etkileyecek, yabancı yatırımcının tavrı ne olacak bütün bunlar seçime girilirken kur seviyelerini belirleyecek.

BÜYÜK ÇABA GEREKECEK

Dediğimiz gibi asıl sorun; seçim sonrasında ekonomide alınacak önlemler, bu süreçte yaratılan tahribatın onarılıp onarılmayacağı ve rasyonel ekonomi politikalarına geri dönüş olup olmayacağı.

Yazının devamı...