"Erdal Sağlam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdal Sağlam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erdal Sağlam

Turizmciler 2018’den umutlu görünüyor ama...

4 Aralık 2017

Geçen hafta Antalya Concorde Otel’de yapılan 7. Uluslararası Resort Turizm Kongresi’nde hem sektörün değerlendirmelerini dinledik, hem de özel sohbetlerde turizmcilerin kaygılarına şahit olduk. Açılış konuşmasını yapan AKTOB Başkanı Dr. Erkan Yağcı sektörün mevcut sorunlarını özetledi, önümüzdeki döneme ilişkin vizyonun ne olması gerektiğini anlattı. Bu yılki toparlanmada devletin verdiği teşviklerin olumlu etkilerine değinen Yağcı, ulaştırmadan konaklama ünitelerine, istihdamdan misafir, ürün ve pazar bileşenlerine kadar turizmde önemli değişimler yaşandığını belirtirken, “Bu değişime yeni ürün, yeni pazar ve yeni bir vizyonla cevap verebilmek gelecekte nerede olacağımızın da anahtarıdır” dedi. Yağcı, yüksek büyüme potansiyeli bulunduğunu, pazarda en güçlü olunan ürün, hizmet ve kalifiye insan çeşitliliğini korumak gerektiğini ifade etti.

Bir kısmı yetersiz arz ve artan fiyatlardan, bir kısmı doğru olmayan politikalardan kaynaklı olarak işletme maliyetlerinin arttığını kaydeden Yağcı, artışın enflasyonun 3-4 katına vardığını belirtti.

Dünya turizmindeki değişiklere dikkat çeken AKTOB Başkanı, hâkim olacak birinci unsuru “dünya üretim biçiminde daha az insan daha çok teknoloji öngören 4.0’lı değişimlerin yaşanacak sonuçları”, diğerini ise “özellikle gıda üretim ve arzında yaşanan sıkıntıların hizmet içeriklerinde yaratacağı etki” olarak belirtti. Özet olarak “çevreden üretime, istihdam yatırımlara kadar sorunlar ve fırsatların geçmiş on yıllara göre daha fazla küresel” olduğunu kaydeden Yağcı, çözümler ve yeniliklerin de küresel bazda yaratılması gerektiğini belirtti. Yağcı “Çünkü gözümüzü kapatıp günü kurtaracağımız zamanlar geride kalmıştır. Küresel bir iş yapıyorsak ki öyle, gözümüzü kapatamayız. Zaten buna artık konuklarımız da izin vermemektedir” dedi.

ALMAN ÇİFTİN SÖYLEDİKLERİ

Kongreye katılan turizmcilerle yapılan anketlerde ortaya çıkan sonuçlar ise özel sohbetlerimizde dinlediğimiz kaygılarla çelişkili bir iyimserlik gösteriyordu. 2018 yılı ortalama Euro kuru tahmini sorulduğunda katılımcıların yüzde 47’si, 5-5.20 TL, yüzde 33’ü 4.80-5.00 TL aralığını tahmin etti. 2018 yılı için Avrupa pazarı hakkında yüzde 38 katılımcı yüzde 10’un üstünde, yüzde 36 katılımcı yüzde 10 artış beklediğini belirtti. 2018 yılı işletmenizdeki ekonomik beklenti sorusuna yüzde 86 oranında “2017 yılından daha iyi olacağı” söylendi. 2017 yılında “Türk turizmini etkileyen en önemli sorun” için yüzde 61 katılımcı “dış politika” tespitini yaptı. 2018 yılı için en önemli risk diye sorulduğunda ise yüzde 57 katılımcı “bölgemizdeki siyasi gelişmeler” seçeneğini onayladı.

Antalya’daki turizmcilerin, “Avrupa, özellikle Almanya’da büyüyen Türkiye tepkisi”nden yakınmalarına şahit olduk. Çok sayıda otel sahibi turizmcinin şu söyledikleri sorunu özetliyordu:

“Geçenlerde yaklaşık 20 yıldır bizde kalan alman çifti görünce çok sevindim, sarıldık. Bu arada müdürümüz fotoğraf çekti. Çift müdüre dönüp ‘Ama bunu sosyal medyaya koyma lütfen’ dedi. Nedenini sorduğumuzda ise ‘Çocuklarımız yakınlarımız Türkiye’ye geldiğimizi bilmesin. Biz Bulgaristan’a gidiyoruz diye geldik, buraya geldiğimiz duyarlarsa tepki görürüz’ yanıtı verdiler.”

Tepki Türkiye’ye değil mevcut uygulamalara ama herkesi etkiliyor.

Yazının devamı...

Enerjide Rusya’ya bağımlılık daha da artabilir

28 Kasım 2017

Bu tehlikenin bir yandan Türkiye’nin bölgedeki enerji oyununda devre dışı kalmasından, öte yandan ise Rusya’nın K. Irak başta olmak üzere yakın bölgemizdeki gücünü artırmasından kaynaklandığını söylemeliyiz.

Rusya’nın petrol şirketi Rosneft,  K. Irak yönetimiyle bu yılın ortasında St. Petersburg’da 20 yıllık bir anlaşma imzaladı.
Rusya aldığı petrolü Almanya’daki rafinerilerine taşıyacak,
bölgede 3 milyar dolarlık yatırım yapacaktı. İşbirliğinin bununla sınırlı kalmadığı tam da
referandum sürecinde Rusya’nın K. Irak’ta 5 blokta üretim için sahalar almasıyla kesinleşti. K. Irak bölgesinde 45 milyar varillik petrol rezervi, 5.6 trilyon metreküp doğalgaz rezervi bulunduğu belirtiliyor. Başka şirketler de petrol çıkarıyor ama Rusya’nın yaptığı anlaşma önemli; diğer şirketlere teklif vereceği söyleniyor.

Rusya Türkiye’nin petrol ithalatında, Irak’tan sonra 2. sırada bulunuyor. K. Irak’ın petrol sahalarının bir bölümünü ele geçirmesiyle birlikte, belki menşei ülke olarak değil ama etkinlik olarak petrol ithalatımızda en önemli aktör olması kaçınılmaz olabilir. Geçen yıl Irak’tan toplam 11.4, Rusya’dan 7 milyon tonluk ithalatımız bulunuyordu. (Bu hesaba diğer petrol ürünleri de dahil ama bu ülkelerden yaptığımızın çok ağırlıklı bölümü hampetrol)

Türkiye’nin enerji çeşitliği için yapmakta olduğu nükleer santralin Rusya tarafından yapıldığını, şu anda tek proje olduğunu da söylemek gerekiyor.

ASIL BAĞIMLILIK DOĞALGAZDA

Yazının devamı...

Türkiye enerji merkezi olabilecek mi?

27 Kasım 2017

Bu yolla hem enerji arz güvenliğini sağlayıp, hem de Avrupa’ya karşı pazarlık gücünü artırabilecekti. Yaşanan son gelişmelerle Türkiye’nin enerji merkezi olma hayalleri suya düşmüş görünüyor.

Bu hayal uzun zaman önce kurulmuş, Ceyhan Bölgesi enerji merkezi olması için planlanmıştı. Son yıllarda Kuzey Irak’tan ithalat arttırılmış, petrol sahaları alınmış, gaz rezerv potansiyeli çalışmaları başlamıştı. Türkiye’nin uluslararası enerji üretimi gücünü arttırmak için TEC şirketinin kuruluşu da bu amaca dönüktü. Yine son dönemde Kerkük ve Musul valileri ile enerjiye ilişkin yakın temaslar kurulmuştu. Yaşanan K. Irak referandumu sürecinin, bölgede Türkiye’nin enerji açısından da güç kaybını beraberinde getirdiği çok açık. K. Irak yönetimi Kerkük’te hâkimken, resmi olmasa da fiili olarak, bölgede enerji kaynaklarının ortak kullanımı açısından ciddi adımlar atıldığını, sektöre yakın herkes biliyor. Bunun için Irak merkezi yönetimi ile çatışma bile göze alınmıştı.

K. Irak referandum sürecini değerlendiren enerji kaynakları, “Türkiye’nin haklı olarak bu referanduma karşı çıktığını ancak verilen tepkinin abartıldığını ve enerji arz güvenliği açısından olumsuz gelişmelere neden olduğu” görüşündeler. Örneğin; Irak merkezi yönetimiyle ortak askeri gösterilere kadar varan yakınlığın, bundan sora işin düzeltilmesini engelleyebileceğini söylüyorlar. Türkiye’nin Irak ile Paris’te devam eden milyarlarca dolarlık tahkim davası bulunduğunu, bu nedenle Merkezi yönetime taviz vermiş olabileceğini kaydeden uzmanlar, ancak Irak’ın bu davadan vazgeçtiğine ilişkin bir işaretin, kurulan yakınlığa rağmen hâlâ alınamadığını söylüyorlar.

Irak merkezi yönetiminin Kerkük’e hâkim olduktan sonra yaptığı ilk açıklamanın Ceyhan’a aktarılan petrolü, İran’a yeni bir boru hattıyla aktarmak olduğunu hatırlatan uzmanlar, Türkiye’nin bölgeden gelen petrolü kaybetme tehlikesi yaşadığını söylüyorlar. Hâlâ bölgeden Türkiye’ye, miktarı çok azalmasına rağmen, bir akış bulunduğu belirtilirken, Irak merkezi yönetimi ile K. Irak arasında bir anlaşma sağlanamadığı takdirde bu akışın yakında durabileceği belirtiliyor. Çünkü K. Irak yönetimi petrol çıkaran şirketlere bir miktar para vermeye devam ediyor ama yakında bu paranın da ödenemez hale gelmesinden korkuluyor. Bu takdirde özel şirketler üretimi durdurmak zorunda kalacaklar.

DOĞU AKDENİZ GAZI DA TEHLİKEDE

Sadece K. Irak değil yeni bulunan Doğu Akdeniz gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya aktarımı projesi de, enerji merkezi olma hayalleri içinde büyük yer tutuyordu. Geçtiğimiz hafta Kıbrıs Rum kesiminde Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi liderleri bir araya gelerek, gazın denizin altından Yunanistan’a boru hattıyla getirilip buradan Avrupa’ya sevki konusunda ön anlaşmaya vardılar. Bu proje hayata geçerse Türkiye devre dışı kalmış olacak. Halbuki Türkiye’nin kavgalı olduğu İsrail ile yeniden barışmasında bu projenin büyük rolü olduğunu herkes biliyor. Deniz altından geçecek boru hattı karadan yani Türkiye’den geçecek hatta kıyasla, neredeyse iki kat maliyetli. Ancak Doğu Akdeniz gazının hepsi yani İsrail gazı da ortak projede birleştirilirse, yapılmayacak bir proje değil. Bu noktada da AB ilişkileri ve Mısır’la aramızın kötü olması en büyük etkenler.

Özetle; Türkiye’nin dış politikasının ülkenin ekonomik ve güvenlik çıkarlarını tehlikeye atmayacak biçimde yürütülmesi gerekiyor.

 

Yazının devamı...

Yaşadığımız dalga öncekilerden farklı

23 Kasım 2017

Bununla birlikte bankacılar sürekli demeçler verip “Türkiye’nin bu dalgadan da yakında çıkacağını” belirtiyorlar. Aslında teknik olarak göstergelerin böyle bir dalgaya dayanak oluşturmadığını söylüyorlar.

Piyasa uzmanlarını dinlediğinizde,  “Para kazanmak için olumlu görünme ihtiyaçları”nın öne çıktığını, iyimser tahmin ve yorumlara öncelik verdiklerini görüyorsunuz. “Ama bak şurası şöyle” dediğinizde ise yine “Orası öyle ama düzelebilir, bu koşullarda da para kazanmak mümkün” diyerek, öneri getiriyorlar.

Herkes işini yapıyor; piyasa uzmanları para kazanmak için, hükümet üyeleri oy almak için umut satmaya çalışıyorlar. Bu her zaman böyle oldu ama bu kez inandırıcı olmakta zorlanıyorlar.

Zaten hem politikacılara hem bankacılara, sohbetlerde samimi düşüncelerini sorduğunuzda,  işlerin iyi gitmediğini, bu kez yaşanan şokun farklı olduğunu, temel problemlerin ortaya çıktığını ve bunları çözecek iradenin gözükmediğini söylüyorlar. Resmi söylemleri dışında, hem kişisel hem kurumsal olarak ileriye dönük pek umutları bulunmadığını açıkca görüyorsunuz.

Bence yaşanan ekonomik dalgayı öncekilerden farklı kılan en önemli özelliklerden biri bu. Tabi ki ekonomi eski dalgaların yaşandığı dönemlere kıyasla daha kırılgan, enflasyon başta olmak üzere kötüleşme devam ediyor, mali disiplin çıpasının yakında sürümeye başlayacağı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Yani teknik olarak bakıldığında da eski dalgaların yaşandığı dönemlere göre ekonomi daha kırılgan konumda.

Aslında ekonomide sürekli biriktirilen teknik sorunların birikip tüm dengeleri bozacak büyüklüğe ulaşmaya başladığını görüyorsunuz. Örneğin faizde yıllardır Merkez Bankası’na yapılan baskılar sonucu gidilen oyalama taktiklerinin sonuna gelinmiş görünüyor. Hükümet istemiyor diye gösterge faizi değiştirdiniz, yetmedi yavaş yavaş fonlama faizini yukarı çıkardınız, son olarak artık en üst faiz oranından tümüyle fonlayarak faiz artışının da sonuna geldiniz.

RADİKAL ADIMLAR ŞART AMA…

Merkez Bankası’nın en üst faizi de artırmak zorunda kalacağı, piyasaların buna zorladığı açık. Şimdi yıllık enflasyon 11.9’a çıkmış, Kasım rakamlarıyla birlikte belki üst faiz oranı 12.25’i geçecek, siz hala

Yazının devamı...

Resmi politik açıklamalar ekonomide kaygıları arttırıyor

21 Kasım 2017

Bir hukukçu olan Bozdağ, faizlerin aşağı çekilmesinin kendi içinde kuralları bulunduğunu kaydedip, “Faizle ilgili hususta rutinin dışında Merkez Bankası ve diğer çalışma yapanların bildikleri çerçevesinde gitmeleri olumlu sonuçlar doğurmuyor” demiş. Bakanlar Kurulu’nda konuşulmamasına rağmen Bozdağ neden teknik sayılabilecek bu konulara girdi, piyasalar bunu anlamış değil.

Piyasalar Bozdağ’ın bu açıklamasını dayanak oluşturan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hafta sonu bir il kongresinde Merkez Bankası’nı sert eleştiren son açıklamalarını da kaygı duyarak izlemişti. Ancak o konuşmanın ardından konuştuğum bankacıların, bu açıklamaları pek de dikkate almadıklarına şahit oldum. Dozu zaman zaman değişse de, bu tür faiz odaklı açıklamaların hep yapıldığını ama pratikte söylenen radikal adımların atılmadığını hep gördüklerini kaydeden bankacılar, o nedenle piyasanın faizle ilgili konuşmalarda kastedilen ihtimalleri satın almadıklarını söylediler.

Cumhurbaşkanı’nın haber verdiği, bu hafta başbakanın faizlerle ilgili yapacağı toplantıyı ise, radikal bir karar beklememekle birlikte, herkes merakla bekliyor.

Aslında, şimdi satın almasalar bile, piyasalardaki kaygıları biriktiren resmi açıklamalar sadece faizle sınırlı değil. Özellikle ABD’deki davalarla ilgili yapılan resmi açıklamalar, piyasada bu davanın Türkiye’nin çok aleyhine sonuçlanacağı algısının oluşmasına neden oluyor. Resmi ağızlardan, Türkiye’ye ve ekonomiye karşı büyük bir komplo hazırlandığı belirtilip, buna karşılık “hazırlıklıyız, bize bir şey olmaz” türü açıklamalar yapılması, tedirginliğin büyümesine neden oluyor.

Bunların iç politikaya ilişkin açıklamalar olduğunu piyasalar da biliyor ama oluşturulan havanın ekonomiyi çok olumsuz etkileyeceği algısı yarattığı da bir gerçek.

İÇ POLİTİKA MALZEMESİ AMA

Resmi açıklamalarla, bir yandan, örneğin “bankalara büyük cezalar geliyor” yolundaki söylentiler yalanlanıyor ama öte yandan resmi gazetede banka devirlerine ilişkin esasları değiştiren karar yayımlanınca piyasalar ister istemez tedirgin oluyor. Piyasalarda açıkça isim verilmese de, “Herkesin bildiği bir kamu bankası ile son günlerde yeniden canlandırılan eski bir kamu bankasının ceza kesilmesi sonrası yer değiştireceği” söylentileri almış başını gidiyor.

Aynı şekilde, bir yandan altında başka komplolar aranmaya başlanan, Norveç’teki NATO Toplantısı’nda Türkiye’ye karşı yapılan büyük hakaret ve buna içeriden gelen tepkiler de piyasalardaki kaygıları artıran başka bir unsur oluyor.

Yazının devamı...

Kur faturası bütçeye kesilmeye başladı

20 Kasım 2017

Bu yılın başlarında KHK ile çıkarılan “kamu idarelerine olan borçların ödenmesinde 2 Ocak 2017 tarihli kurun kullanılabilmesi” hükmü uygulanıyor. Buna göre kamuya döviz borcu olanlar, bir süredir, borç ödeme dönemi geldiğinde, 2 Ocak 2017 tarihindeki 3.5338 TL’lik dolar kurundan ödeme yapıyorlar.

683 sayılı Kararname’nin 6. maddesiyle, tüm kamu idareleri ve bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar, KİT’ler ve ortaklıkları, özelleştirme programındaki kuruluşlar, kamu kontrolündeki işletmeci kuruluşlar, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) ve sermayesinde doğrudan veya dolaylı kamu payı olan anonim ortaklıklara borcu olanlara bu kuru kullanabilme imkânı getirildi. Kapsama Başbakanlık, Hazine, Milli Savunma Bakanlığı gibi tüm genel idarelerin yanı sıra Özelleştirme İdaresi, Karayolları Genel Müdürlüğü gibi özel bütçeli kuruluşlar da giriyor. Kararname uyarınca bu genel imkan tanınırken İdare’ye bu çerçevede inisiyatif kullanma hakkı veriliyor.

Bu imkânın bir süredir kullanıldığı, aralık ayında Özelleştirme idaresine borç geri ödeme taksiti gelenlerin bunu kullanmaya hazırlandıkları belirtiliyor. Bunun için İdare’nin gereken inisiyatifi kullanması şimdiden talep edilmeye başlamış.

Yetkililer, Özelleştirme İdaresi’ne özellikle elektrik üretim özelleştirmeleri nedeniyle kalan borçlarda aralık ayının taksit dönemi olduğunu, yani gelecek ay borçluların cari dolar kuru yerine 3.53 TL’den taksit ödemesi yapacaklarını söylediler.

Aralık ayında dolar kuru ne olacak bilinmiyor ama bu imkân sayesinde borçlular kamuya borçlarını öderken dolar başına 35-40 kuruş tasarruf etmiş olacaklar. Bir milyar dolar civarında tahmin edilen bir ödeme taksiti bulunduğu belirtiliyor.

KAÇ FARKLI KUR GÖRECEĞİZ?

Kurlardaki artış devam ettikçe, çeşitli kesimlerden gelen “bize farklı kur uygulayın” taleplerinin devam etmesi kaçınılmaz olacak. Hükümet, şimdiye kadar birkaç farklı kur uygulamasına gittiği, yani bunu yol haline getirdiği için, artık bu taleplerin önü açılmış görünüyor. Bundan sonra kaç farklı kur uygulaması göreceğiz, daha kimlere bu imkân verilecek, açıkçası şimdiden kestirilemiyor.

“Katlı kur”

Yazının devamı...

Bandırma işâleminde canlılık ve çevre duyarlılığı

16 Kasım 2017

2 günlük ziyaretimizde gözlem için en verimli toplantı, bir açık oturuma dönen, toplantıdan önceki akşam yemeği idi. Herkes söz alarak tek tek konuştu; samimi olarak Bandırma’daki iş ortamına ilişkin kaygılarını dile getirdiler. Gördükleri aksaklık noktalarını bir ortamda açıkça dile getirdiler. Özellikle Belediye Başkanı Dursun Mirza, bıkmadan eleştirilere tek tek yanıt verdi. İşadamlarının çoğu da, plan başta olmak üzere, yaşanan sorunların büyük kısmının Bandırma Belediyesi’nin bağlandığı Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndaki aksamalardan kaynaklandığının bilincindeydi.

ŞEHİR ÇOK HAREKETLİ

Bazen birbirlerinden, örneğin Liman hizmetlerinin pahalılığından yakınmalar oldu ama herkes kişisel değil işe ilişkin tartışma yaşandığının bilincindeydi. Yani heyecanlı ama medeni bir tartışma ortamı sağlanabilmişti.

Özet olarak Bandırma işaleminin en önemli özelliklerinden birini canlılık ve heyecanın devam etmesi olarak gözlemledik. Yemekten çıkışta yürüdüğümüz sokaklarda, hafta içi olmasına rağmen, örneğin benim Ankara’da göremediğim kadar bir canlılık ve trafik vardı. Bandırma işalemindeki bu heyecan ve canlılığın, kentin genel dokusundan, bu bölgenin insanlarından kaynaklandığı açık. Bunun yanında bu canlı ve heyecanlı ortamı sağlayan idarecilerin payını da saymak gerek.

Resmi otoritelerin yanında, örneğin Ticaret Odası Başkanı Mehmet Kılkışlı’nın herkesle içiçe, protokolden uzak, samimi kişiliğinin katkısı açıkça gözleniyor. Kılkışlı’nın yanısıra Ticaret Borsası Başkanı Halit Sezgin, Bandırma 17 Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Özdemi yaptıkları konuşmalar ile Bandırma için çalıştıklarını açıkça gösterdiler.

GELECEK İÇİN ÖNEMLİ

Bandırma işalemindeki çevre bilinci de, Türkiye’nin genelinde göremediğimiz bir duyarlılığı ortaya koyuyordu. Kaymakam Günhan Yazar’ın üzerinde durduğu en önemli konulardan biri de yine çevre kaygısı, büyürken gözetmemiz gereken bu değerlerdi. İşadamlarının konuşmalarında hava ve su kirliliğine ilişkin kaygıları duymak, planlı, çevreye duyarlı büyümeden sözetmelerini duymak, benim için sevindiriciydi.

Özetle; Bandırma insanlarıyla, işalemiyle herşeyden önce medeni bir kent. Yaşam tarzı nedeniyle İzmir nasıl cazibe merkezi olduysa, bence Bandırma da aynı potansiyele sahip.

Yazının devamı...

Yine ‘katlı kur’ tartışmaya başlıyoruz

16 Kasım 2017

Baştan söyleyeyim; bütün bu dolaylı tedbirler, temeli düzeltecek ciddi tedbirler almadıkça “nafile çabalar” olarak kalmaya aday gözüküyor.

Nasıl bu kadar kesin konuşuyorum derseniz; deneyimlerim söyletiyor. Uzun sayılabilecek gazeteciliğim süresince o kadar çok kur artış süreci ve bunun için alınan önlem gördüm ki; hangisi kalıcı hangisi geçici az çok çıkarabiliyorum. Zaten bu süreçlerde, resmi otoritelerin verdiği tepkilerden nasıl bir trend yaşandığını da çıkarabilirsiniz. Çoğu kez telaş içinde alınan önlemlerin, piyasaları sakinleştirmek yerine paniği arttırdığını yaşadık. Bir kere telaş başladı mı; asıl etkisi hesaplanmadan açıklamalar yapılır, demeçler ters teper. Başbakanın önceki günkü rating kuruluşlarına ilişkin demecini, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in dünkü açıklamalarını bu kapsamda görüyorum.

Merkez Bankası’nın kur artışının etkisini azaltmak için bankalar ve dolayısıyla reel sektöre sağladığı kolaylık, bazılarına, zararlarını azaltacağı için hoş gelebilir. Ancak sonuçta faturanın Hazine ve dolayısıyla halka çıkacağı unutulmasın. 

Bundan sonra olabilecekleri tahmin etmeye çalışayım. Bence önümüzdeki dönem, daha önce yaptığımız “katlı kur” tartışmalarını yapacak gibiyiz. Yani bazı kesimler için farklı kur uygulamalarından söz ediyorum. Merkez Bankası reeskont kredilerinde 3.70 TL gibi bir dolar kuru belirleyip, bu uygulamayı başlattı denilebilir. Yeni tedbirlerle bunu genişletmiş olacak.

Bundan sonra ise değişik kesimlerden “Bize de farklı kur uygulaması yapın” talepleri yükselecek. Örneğin; Özelleştirme İdaresi’nden işletme satın almış özel sektör, yakında şikayete başlayacaktır. İlk aklıma gelen doğalgaz ve elektrik şirketleri. “Zaten kâr marjımız daraldı, döviz bazında geri ödemelere katlanamıyoruz, bize farklı kur uygulayın” derlerse, sürpriz olmamalı. İşte katlı kur dediğimiz de bu; herkes için farklı kur uygulaması. TL konvertibl ve katlı kur uyguluyorsanız; bazıları için kayırma yapıyorsunuz demektir. Hem adaleti iyice bozup, hem ayrıcalığın faturasını halka çıkartıyorsunuz anlamına gelir.

Bununla birlikte zaten azalmış güveni tümüyle kaybedersiniz, döviz kaynağı açısından, sıcak para dahil, asıl büyük sıkıntılar başlar, sarmal giderek büyüyebilir.

YAPILACAKLAR BELLİ

Bir tahminde daha bulunayım; 2019’da yapılacak 3 seçim nedeniyle, değişik kesimlerden gelen katlı kur taleplerinin yönetimde yanıt bulma ihtimali yüksek.

Yazının devamı...