"Erdal Sağlam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdal Sağlam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erdal Sağlam

Torun: Halka açılmak kurumsallaşmak demek

19 Ekim 2017

Başkent Doğalgaz Dağıtım Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Torun halka açılmanın aynı zamanda kurumsallaşma ve rasyonel yönetim anlamına geldiğini söylüyor.

Mehmet Torun ile geçen hafta, artık taşınmak üzere oldukları, eski Ankaralıların havagazı fabrikası, orta kuşağın EGO olarak bildiği tesislerinde bir araya geldik. Sorumuz üzerine boşaltılan bu tesislerin ne yapılacağını bilmediğini, kararın devlete ait olduğunu belirten Torun, “Bu tesisin en azından bir bölümünün korunması gerektiği” temennimize katıldığını söyledi.

1929 yılında Almanların kurduğu havagazı tesisinin ardından, 1998 yılında Türkiye’nin ilk doğalgazını kullanmaya başlayan Ankara, bu sektörde Başkent Doğalgaz ile yine ilklere sahne olacak. 2013 yılında özelleştirilen şirket Torunlar Enerji tarafından 1 milyar 162 milyon dolar bedelle satın alındı.

2016 yılı Şubat ayından itibaren Türkiye’nin ilk altyapı GYO’su olarak hizmet vermeye devam ediyor. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) kurallarına göre, 2 yıl uzatmalı, 4 yıl içinde halka açılma gereği olan Başkent Doğalgaz’da şimdi sıra halka açılan ilk altyapı GYO’su olmaya gelmiş. Mehmet Torun, SPK’ya başvurularını yaptıklarını halka açılmak için onay beklediklerini söyledi.

Halka açılmanın önemi üzerinde konuştuğumuz Mehmet Torun, aile şirketi olarak kalmanın sahiplere cazip görünse de, şirketin gelişmelere ayak uydurup gelişmesi için yeterli olamadığını söyledi.

Türkiye’nin aile şirketi olarak kurulup kendini geliştiremeyen ve yok olan örneklerle dolu olduğunu hatırlattı. Kurallara herkesin uyduğu bir şirkette sahiplerin de istedikleri gibi davranamayacağını, profesyonel yönetim anlayışının şart olduğunu zaten SPK’nın uluslararası normlardaki kurallarına uyum zorunluluğu bulunduğunu belirtti. Mehmet Torun  halka arzla birlikte Başkent Doğalgaz’ın, kurumsal yönetim ve raporlama standartları, yatırımcı ilişkileri ve kurumsal iletişimi daha üst seviyeye taşıyacağını belirtti.

1.7 MİLYON ABONE

Şirkette bu zamana kadar yaptıklarını heyecanla anlatan Torun, özellikle birlikte gezdiğimiz SCADA sisteminin kullanıldığı, anında arızayı tespit edip müdahaleyi mümkün kılan otomasyon merkezi ve modernizasyon çalışmaları ile gurur duyuyor ve bunların üzerinde önemle durdu. Tüketici hakları ve güvenlik konusunda EPDK’nın koyduğu sıkı kuralları olduğunu, bunların hepsine uyduklarını, en geç 15 dakika içinde arızaya ulaşıp müdahale ettiklerini söyledi. 7 gün 24 saat, elemanlarının mobil terminallerle donatılıp hizmet verildiğini kaydeden Torun, EPDK’nın koyduğu hizmet standartlarına uyumda en üst sıralarda olduklarını ifade etti.

Yazının devamı...

Bu işsizlik oranını bile mumla arar hale gelebiliriz

17 Ekim 2017

Büyümenin büyük ölçüde, artık doyma noktasına gelen, inşaat sektöründen kaynaklandığı ortada. Buna, çarkların dönmesinin büyük ölçüde sıcak paraya dayalı olmasını da eklerseniz; ileriye dönük işsizlik oranları konusunda umutlu olmak pek mümkün değil. Ekonomik risklerin yanında iç ve dış politika gelişmeleri de, ileriye dönük mevcut büyüme oranlarının sürdürülmesinin bile çok zor olacağını gösteriyor.

Dün açıklanan temmuz ayı işsizlik oranı üzerine bir arkadaşımız mevcut durumu şu mesajla özetlemiş: 3 milyon 443 bin kişi işsiz; oranı yüzde 10.7. Her 3 genç kadından biri hem işsiz hem eğitimsiz. Çalışanların yüzde 35’i kayıt dışı...

CHP milletvekili eski Hazine Müsteşarı Faik Öztrak’ın mesajı şöyleydi: Temmuz ayında işsiz sayısı 3 milyon 43 bine ulaştı, işsiz ordusuna öncelik yılın aynı ayına göre 119 bin kişi katıldı. Daha da vahimi; erkek işsizlerin sayısı 35 bin kişi azalırken, kadın işsizlerin sayısı 154 bin kişi arttı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Çetin Osman Budak ise hükümetin teşvik, prim erteleme ve kredi pompalamalarına rağmen işsizliğin çift hanelerden inmediğini, aksine artışa geçtiğini söylüyordu.

Bu mesajların hepsinde, bence ayrı noktalardan haklı saptamalar bulunuyor.

Türkiye ekonomisi mevcut yapısıyla, dışa bağımlı bir görünüm verdiği için, büyümeyle işsizlik oranları arasındaki korelasyon o kadar güçlü olamıyor. Bu yapı hem finansmanda hem üretimde dışa bağımlılığı büyütüyor. Bu nedenle  istihdama katılan sayısını ciddi miktarlarda artırsanız bile, işsiz sayısındaki, işsizlik oranlarındaki yüksek eğilim devam ediyor. Yani her şeyden önce ekonomideki mevcut yapının değişmesi gerekiyor. Bunun için “siyaseten yabancı şirket düşmanlığı, ekonomik olarak ithal ikamesi benzeri” yapıların önerilmesinin faydalı olamayacağı ise açık. Maalesef son dönemde hem sıcak para hem işsizlik oranlarındaki çaresizlik üzerine hükümetin bu yanlış anlayışa yöneldiğini görüyoruz.

YAPILACAKLAR BELLİ AMA...Halbuki yapılacaklar belli; teknoloji yüksek ama büyüme dostu sanayilerin geliştirilmesi gerekiyor. Bununla birlikte kaynakların inşaat gibi ileriye dönük üretim gücü çok düşük alanlar yerine, araştırma geliştirmeye, öncelikleri saptanan üretken sektörlere aktarılıp, verimlilik ve işgücü birlikte değerlendirilerek, yeni bir organizasyona gidilmesi gerekiyor.

Böylece hem cari açığı azaltıp finansman sorununuzu halletmek, hem de daha fazla istihdamı yaratmaktan başka çare yok. İşte bunu başarabilirseniz, siyasi ve ekonomik olarak “dışa bağımlı” olmaktan kurtulabilirsiniz.

Yazının devamı...

Kılıçdaroğlu, kriz mağduru işadamlarını dinledi

16 Ekim 2017

Denizli’de işadamları ve kanaat önderleri ile bir araya gelen Kılıçdaroğlu, yaptığı temaslar hakkında bilgi verdi. İşadamları ile yaptığı toplantıya, daha rahat konuşabilmeleri için, gazetecileri almadılar. O nedenle Denizli işadamlarının şikâyetlerini Kılıçdaroğlu’ndan, bizlere aktarmasını istedik. Kılıçdaroğlu’nun anlattıklarından dış politika alanında üst üste yaşanan krizlerin artık iş alemini yorgun düşürdüğü, umutsuzluğu arttırdığı anlaşılıyor. ABD ile yaşanan vize krizi de bunun son noktası olmuş. Krizlerin iş aleminde, özellikle Denizli gibi ihracata dayalı üretim yapan bölgelerde yarattığı moral bozukluğunun daha fazla olması da doğal. Denizli’li işadamları ABD ile yaşanan krizin, genel olarak Batı ile yaşanan gerilimlerin işlerini artık çok etkilediğini, dış politikadaki bu hataların biran önce çözülmesi gerektiğini belirtmişler. Denizli’deki ağırlıklı sektör olan tekstil üretiminde önemli yer tutan bornoz üreticilerinin özellikle mağdur olduğunu, ABD’nin en büyük pazarları olması nedeniyle, bornoz üreticilerinin şikâyetlerinin çok fazla olduğunu söyledi.

Bir işadamını son dönemde iş bağlantılarında çektikleri sıkıntıları anlatırken, “İş bağlantısı yapacağız, anlaşma imzalayacağız, iş yapacağımız yabancılar Türkiye’ye gelmekten çekiniyorlar. Bizim onların yanına gitmemizi anlaşmayı oralarda yapmamızı istiyorlar” demiş. Bu konuda da yabancı iş adamlarından gelen, “yabancılar çeşitli bahanelerle tutuklanıyormuş, biz de korkuyoruz” şikâyetlerini, Batı’da krizler nedeniyle oluşan kötü algının etkisine örnek göstermiş. Özetle; iş adamları ”bu politika böyle gitmez” diyorlarmış.

Denizli’de aynı zamanda tarım ve turizmin güçlü olduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, her iki alanda da şikâyetlerin fazla olduğunu söyledi. Hem tarım politikalarından, ürün fiyatlarından şikâyetlerin geldiğini, hem de turizmde bu yıl biraz düzelmiş görünse de, sorunların devam ettiğini gördüklerini kaydetti.

İşadamlarının Denizli’nin “Katma değeri yüksek ürün merkezi” haline getirilmesini istediklerini, altyapının bu konuda yeterli olduğunu söylediklerini  ifade etti. Bu arada Denizli’deki iş adamlarının da, “enerji fiyatlarındaki yükseklikten” yakındıklarını dile getirdi.

ÖNÜMÜZÜ GÖREMİYORUZKılıçdaroğlu, “Böyle bir havada işadamlarının yeni yatırım yapmaları beklenmemeli. Kendileri de söylüyor ‘Önümüzü göremediğimiz için yatırım düşünmüyoruz’ diyorlar” şeklinde konuştu.

Kılıçdaroğlu, sadece Denizli’de değil her bölgede iş âleminden gelen şikâyetlerin arttığını, kötü politikalardan öncelikle etkilenenlerin işadamları olduğunu, bu yakınma havasının yavaş yavaş her kesime yayılmaya başladığını gözlediklerini kaydetti. Bunun neticesi olarak Denizli’de önemli bir farkla referandumdan “hayır” çıktığını kaydeden Kılıçdaroğlu, AKP’nin giderek eridiğini iddia etti.

Bu nedenle CHP’nin iç içe geçmiş 5 halka halinde genel vizyonunu açıkladığını kaydeden Kılıçdaroğlu, daha güçlü ve bağımsız bir yargı, katma değeri yüksek ürün üretimi ve bunun üniversitelerin bilgi üretimine geçecek özgür yapıya kavuşturulması, barışçı ve dengeli bir dış politika oluşturulması, toplumsal barış ve demokrasinin sağlanması ile bunların sürdürülebilirliğini birlikte hayata geçirmek gerektiğini, hepsinin iç içe olduğunu belirtti.

Yazının devamı...

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan TOBB ve TÜSİAD’a eleştiri: Cesur olun!

13 Ekim 2017

DENİZLİ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün iş çevreleri ve kanaat önderleriyle bir araya gelmek üzere Denizli’ye gitti. Uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Kılıçdaroğlu, yanlış dış politikanın faturasını önce iş dünyasının ödediğini belirterek, bunun Rusya olayında, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri konusunda ve son olarak da ABD ile yaşanan krizde görüldüğünü belirtti. Karamsarlığın en yoğun olduğu kesimin iş dünyası olduğunu da belirten Kılıçdaroğlu, “Çünkü geleceğini göremiyor. İktidar partisinin ana yanlışı devlette liyakat sistemini çökertmesi. ‘Her şeyi ben bilirim’ demesi sonucu bu noktaya gelindi. Devlet Planlama Teşkilatı’nı kapatıp bakanlığa dönüştürdü. Başka kurumları kapatırken bu noktaya gelirsin” diye konuştu.

ÜRKÜTMEYEN DİL ARAYIŞI

İş dünyasının bu kadar etkilenmesine rağmen çıkıp ‘Bunlar, Türkiye’yi felakete götürüyor’ demediğini de ileri süren Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: “İş dünyasının sesi çıkıyor mu? Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) seçimini yasakladılar, yine konuşamadı. TÜSİAD hukukun üstünlüğünden, demokrasiden söz etti diye ‘nasıl hükümeti eleştirirsiniz” diye tepki gördü. Şimdi de ucundan kıyısından, kimseyi ürkütmeden nasıl bir dil kullanacağı arayışında.”

HER ŞEYİNİ KAYBEDİYOR

İş dünyasının daha cesur olması gerektiğini kaydeden Kılıçdaroğlu, “Kaybedeceği bir şey yok. Zaten aşama aşama her şeyini kaybediyor. İnsanlar fabrikalarını Romanya’ya, Bulgaristan’a söküp götürüyor. Bunu hükümet görmüyor mu? Yapmaları gereken daha cesur, daha atak davranıp demokrasiyi savunmalarıdır. İş dünyası daha fazla demokrasi ve güven isteyecek. Ama onlar da iyi biliyor ki kimsenin can ve mal güvenliği yok. İşçi sendikalarından bir ikisi hariç onlar da suskun. Onlar da korkudan konuşamıyor” dedi.

Yazının devamı...

Piyasa vize krizi öncesine döndü sayılır

12 Ekim 2017

Dün sabah ABD Büyükelçisi’nin basın toplantısından sonra Başbakan Binali Yıldırım’ın müttefikler arasında bu sorunların aşılması gerektiği yolundaki mesajıyla birlikte piyasalarda iyileşme başladı. Bu arada dün Ankara’da “ABD ve Türkiye Dışişleri bakanlıklarının yaptıkları görüşmelerde uzlaşmaya yakın bir noktaya geldikleri” söylentileri yayılmaya başladı. Öğleden sonra hızlanan hareketle borsada vize krizi öncesi rakamlara gelindiği görülürken, kurdaki iyileşme de hızlandı. Kurlarda da, bu köşenin yazıldığı saatlerde, neredeyse kriz öncesindeki rakamlara geri gelinmek üzereydi.

Bilgi veren bankacılar vize sorunu aşılıyor beklentisi ve bu yöndeki kulislerin etkili olduğu görüşündeler. Dün gece Türkiye saatiyle 22.00’de Fed tutanakları açıklandı. Bankacılar, Fed tutanaklarından önemli bir politika değişikliği beklentisi olmadığını, o nedenle öğleden sonra yaşanan iyileşmenin daha çok vize sorunu beklentilerine bağlı olduğunu düşündüklerini söylediler.

Aslında önceki gün ve dün sabah da kurlarda zaten bir iyileşme görülmüştü. Dün sabah saatlerinde konuştuğumuz bankacılar, kurlardaki yukarı yönlü hareketin törpülenmesinde, vatandaşın yüklü miktarda döviz satışının etkili olduğunu söylemişlerdi. Özellikle dolar kurunun 3.70’i aşması üzerine, daha önce döviz alan vatandaşların satış fırsatı görüp yüklü miktarda döviz satışı yaptıklarını söylediler. Ancak dün öğlen saatlerine doğru bu fiyatlardan döviz satışının artık doyma noktasına geldiği de belirtiliyordu. Yani öğleden sonraki kur hareketlerinde artık vatandaşın döviz satışı etkisini kaybetmiş gözüküyordu.

BAŞKA DALGA OLMAZSA BU ONARILIR

Konuştuğum bankacılara, vatandaş satarken kurumsal yatırımcılarda nasıl bir eğilim sezildiğini sordum. Özellikle döviz borcu olup da şimdiden döviz biriktiren şirketlerin nasıl davrandığını merak ediyordum. Aldığım bilgi kurumsal yatırımcılardan 3.70 hatta 3.75 TL’den dolar bozduran pek olmadığı yönünde.

Bankacılar da kısa dönem için kurların bu noktalara çıkmasının sürpriz, geri dönüşün olumlu olduğunu belirtirlerken, orta dönemde kurlardaki artışın sürmesini beklediklerini söylüyorlar. Bankalar gibi belli ki kurumsal yatırımcılar, dışarıyla yakın teması olan şirketler de, yine genel trendin kurlarda yukarı olduğu görüşündeler.

Özetle söylemek gerekirse; vize krizinin çözülmesi ile piyasalar normal seyrine kavuşacaktır. Elbette bu krizin ekonomiye etkileri olacaktır ama ne kadar kısa sürede çözülürse, etkisi de o kadar az olur.

Bunun yanında beklentiler açısından ekonomik istikrarın, piyasalardaki istikrarın yara aldığı da açık. Yani hasar onarılır ama bir etkisi kalır.

Yazının devamı...

ABD ile kriz ekonominin kırılgan dönemine denk geldi

10 Ekim 2017

ABD ile elçilik görevlisinin tutuklanması dahil, son dönemde sıkıntılar yaşandığı biliniyordu ama kimse ABD’nin vize taleplerini durduracağını tahmin etmiyordu. Bu nedenle pazar akşam saatlerinde gelen bu haber çok büyük piyasa hareketlerine neden oldu.

ABD’deki resmi tatile rağmen bu açıklamanın yapılmış olması, bence tedirginliği büyüttü. Piyasa uzmanları, kamuoyuna açıklanan sorunların dışında daha büyük sorunlar yaşanmış olabileceği şüphesini taşıyorlar. Kararın çok sert olduğunu, bunun başka nedenleri olabileceğini belirtiyorlar ve o nedenle durum açıklığa kavuşana kadar piyasalardaki panik havasının sürebileceğini söyleyebiliriz.

Bundan sonraki gelişmeler için piyasa uzmanlarının değişik yorumları mevcut. Kimisi; her iki tarafın da krizin tırmanmasına göz yumamayacağını, ikili ilişkilerin bir an önce çözüme kavuşmasının iki tarafın yararına olacağı için, çözüm ihtimalinin güçlü olduğunu belirtiyorlar. Bu görüşü savunanlar, bir-iki hafta gibi kısa bir süre içerisinde krizin bitmesini bekliyorlar. Yine aynı bakış açısından, krizin kurlarda bu kadar hareket yaratmasının şaşırtıcı olduğunu, kurlardaki hareketin ilk işlem gören Asya piyasalarındaki hacim düşüklüğü nedeniyle sert yaşandığını yorumunu yapanlar var.

Bazı yabancı piyasa uzmanlarının ise TL’nin değer kaybının süreceği beklentisinde olduklarını, siyasi krizin ve etkilerinin daha uzun süre hissedilebileceği görüşünde oldukları söylenebilir.

Bu arada küresel anlamda TL’de yaşanan krizin fazla bulaşıcı olmadığı görülüyor. Bunun Türkiye’ye özgü bir siyasi risk olduğunu belirten piyasa uzmanları, bu nedenle diğer gelişmekte olan ülke para birimlerinin olumsuz etkilenmediğini belirtiyorlar.

MERKEZ BANKASI SIKI DURMALI

Krizin geleceğine iyimser bakan uzmanların kullandığı bir başka argüman ise “Türkiye’nin bir NATO üyesi ülke olması, dolayısıyla krizin biran önce çözüme kavuşturulacağı” beklentisi.

Bu noktada krizin piyasalara etkisinin yönetilip yönetilemeyeceği sorusu da akla geliyor. Merkez Bankası bu krizin geçici olduğunu, gelişmelerin yakından izlendiğini, gerekli kararlar için imkanı olduğunu açıklarken, piyasa uzmanlarının hemen hepsi “Kalıcı hasar oluşmaması için Merkez Bankası’nın mevcut sıkı duruşunu devam ettirmesi görüşü”nü belirtiyorlar. Sıkı duruşun göstergesi olarak Merkez’in faiz artırmak zorunda kalacağını tahmin edenler de var.

Yazının devamı...

Hükümet sıcak paranın aynen süreceğine inanıyor

9 Ekim 2017

Geçen hafta program hedeflerini tartışma imkanı bulduğum hükümete yakın kaynakların söylediklerinden, ABD ekonomisinin önümüzdeki yıl kötü seyredeceğine inandıklarını, bu nedenle Fed’in yumuşak tavrının devam edip bol para ve risk iştahının devam edeceği, bize sermaye akışının kesilmeyeceği görüşünü baz aldıklarını gördüm. Bunun yanı sıra mevcut mali açığın yüksek olduğu, bu nedenle torba yasayla getirilen önlemlerin haklılığını savunduklarına ama hükümet içinde hangi kesime ek vergi yükü bineceği konusunda görüş ayrılıkları yaşandığına da şahit oldum.

Mali disiplin kaybolduğu takdirde şimdiye kadar yaşanan ekonomik istikrarın kaybolacağı endişesinin var olduğunu, bu nedenle 2019’a seçimlere girerken böyle bir riskin göze alınmaması gerektiğine karar verildiğini sanıyorum.

Konuştuğum kaynaklar, savunma sanayine 17-18 milyar TL’lik ek kaynak aktarımının işleri zorlaştırdığını, ek vergi ihtiyacında bunun önemli rol oynadığını belirtirlerken, savuma sanayine bu kadar kaynak aktarımının gerekli olup olmadığı konusundaki tartışmalara ise fazla girmek istemediler.

Büyüme konusunda 4 yıl boyunca yüzde 5.5 hedefinin saptanmış olmasının, biraz da beklentileri etkilemek amacı taşıdığı izlenimini edindim. Bunun yanında yeni milli gelir rakamlarının Türkiye’nin gerçek büyüme kapasitesinin aslında kamuoyunda sanılanın üstünde olduğunu gösterdiğini, bu nedenle büyüme hedeflerinin ulaşılabilir olduğunu savunuyorlar.

DOLARDA ŞİMDİDEN ULAŞTIK

Fed önemli bir faiz artışına gitmese bile, Batı ile büyüyen siyasi çekişmenin sıcak parayı önleyip önlemeyeceğini sorduğumda ise, hükümetin özellikle Almanya ile ilişkilerin yakında yeniden düzeleceğine inandığını gördüm. Yani Batı ile ilişkilerin sıcak paranın gelişini olumsuz etkilemeyeceği, Türkiye’nin önümüzdeki dönem olumsuz ayrışmasının söz konusu olmayacağı varsayımına göre hesap yapmışlar.

Kaynaklarla tartıştığımız bir konu da harcamalarda kesintinin yapılıp yapılamayacağı idi. Kesintilerin detayına çok girmeyen kaynaklar, buna karşılık kamuda yeni inşaat yatırımlarının ve taşıt alımlarının durdurulması konusunda kararlı gözüküyorlar. Cari giderlerde de kısıntı yapılacağını belirttiler.

Enflasyon konusunda ise belirlenen hedeflerin gerçekleşebilir olduğunu söylüyorlar ama o kadar kararlı da gözükmüyorlar. Sanki bu politikalarla enflasyonda ciddi bir düşüş sağlanamayacağını kendileri de biliyor gibiler.

Yazının devamı...

Mali disiplin yükü sadece Ağbal'ın omuzlarında

5 Ekim 2017

Gerek torba yasa öncesi yapılan, gerekse vergi oranı tartışmalarından anlıyoruz ki; mali disiplinin yükü sadece Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın omuzlarına kaldı.

Yapılan vergi zamlarının doğru olup olmadığı tartışmalarını bir yana bırakarak olaya bakmaya çalışalım.

Hükümet içindeki eğilim, öğrendiğimiz kadarıyla, “2018 yılında mali dengeleri biraz toparlayalım, yoksa 2019 yılındaki seçimler için kullanacak imkanımız olmaz” şeklinde.

Mevcut gidişattan ekonomi yönetiminin de tedirgin olduğu, Başbakan Binali Yıldırım’ı da ikna ederek, böyle bir paket hazırlandığını öğreniyoruz.

Yazının devamı...