"Erdal Sağlam" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Erdal Sağlam" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Erdal Sağlam

Tepki gelmezse Suriye’nin piyasaya etkisi sınırlı kalır

16 Nisan 2018

Piyasa oyuncuları ABD, Fransa ve İngiltere’nin yaptığı operasyona karşı taraftan somut tepki gelmediği takdirde, piyasalardaki etkinin sınırlı kalmasını bekliyor.

Suriye’ye yapılan operasyonun ardından ABD’den gelen “operasyon başarıyla tamamlandı” açıklaması, Suriye, Rusya veya İran’dan bir karşılık gelmediği takdirde, olayın kapatılacağı beklentisi yarattı. Orta ve uzun dönemde bu operasyonun etkilerinin yaşanması kaçınılmaz ama piyasalar kısa dönemde verilecek karşılığa bakıyor. O nedenle de küresel piyasalarda bugün gelebilecek ani karşılıklara bakılacak.

Karşı tarafın operasyonu kınayıp henüz somut bir harekete girmemiş olması bugün piyasaların sakin başlayacağı beklentisi yarattı. Bu nedenle de sabah saatlerinde piyasalarda ani hareketler beklenmiyor. Böylesine dönemlerde güvenli liman fonksiyonu artan altın fiyatlarının biraz daha yükselebileceği, kurların ise fazla etkilenmeyeceği konuşuluyor.

İç piyasaların da küresel piyasalardaki bu beklentiye paralel güne başlaması bekleniyor. Ancak gün içinde gelecek haberlerin piyasalar tarafından dikkatle takip edilip, karşılık verilip verilmeyeceğine bakılacağı da ortada. Yani tedirgin ama sakin bir seyirle haftaya başlanması bekleniyor.

Rusya, Suriye ve İran tarafının yapacağı değerlendirmeler ve verebilecekleri karşılıklar ise Türkiye’yi çok daha fazla etkileyecek gibi gözüküyor. Çünkü Türkiye’nin hem coğrafi yakınlık hem de son dönemde İran ve Rusya ile girdiği işbirliği nedeniyle, Türkiye tepkilere çok daha hassas durumda. Operasyonun Türkiye yönetimi tarafından memnuniyetle karşılanması, piyasalarda Suriye’deki işbirliğinin sona erip ermeyeceği, sona ererse nelerin olabileceği sorularına neden oluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tüm taraflarla diyalog içinde gözükmesi şimdilik piyasaları rahatlatan önemli unsur. Ancak öte yandan da bu dengenin ilelebet sürdürülmesinin mümkün olamayacağı, çatışmanın alevlenmesi halinde Türkiye’nin tarafını daha netleştirmesi gerekeceği konuşuluyor. İşte o aşamada da Türkiye’nin hem siyasi hem de ekonomik olarak etkilenme ihtimali epeyce büyüyecek.

FAİZ TARTIŞMALARINA DÖNERİZ

Türkiye’nin ABD ve Batı ile ilişkilerindeki çatışma havası, ekonomiyi  olumsuz etkiliyordu. Son dönemde görülen Batı’yla yumuşama adımlarının operasyona verilen tepki ile daha da iyileşmesi beklenebilir. Bu genel olarak Türkiye’deki piyasalar tarafından olumlu karşılanacaktır. Bunun sonucunda ABD’deki davalardan gelecek cezaların azalması halinde olumlu etki daha da büyür.

Ancak buna karşılık Rusya’dan gelebilecek tepkiler de yine ekonomiyi yakından ilgilendiriyor. Özellikle turizmdeki olumlu seyrin, bu operasyonun ardından gelebilecek tepkilerle kırılgan hale gelebileceğinin altı çiziliyor.

Yazının devamı...

TL’deki atak ve Merkez’in saydığı kırılganlıklar

12 Nisan 2018

Başkan Çetinkaya’nın ekonomide giderek büyüyen sorunlara koyduğu teşhisin gerçekçi olduğu konusunda herkes hemfikir. Ancak sorun zaten teşhisten değil gerekli tedavinin yapılabileceği konusundaki güvensizlikten kaynaklanıyor

Çetinkaya’nın bu sunumu yaptığı saatlerde dolar ve Euro TL karşısında yeni sınırlarını deniyor, Hazine rekor faizlerle borçlanmak zorunda kalıyordu. Belki de bu nedenle Başkan Çetinkaya milletvekillerine “dövizde atak olduğunu” söylemiş ve takip ettiklerini belirtmiş. Bunun ardından dün kurlar yeniden rekorlar kırdı. Başkanın bu sözlerini sanki kasıtlı TL’ye karşı bir spekülasyon varmış imasıyla söylemediğini umarız. Çünkü atak var tabi ama sadece TL’ye değil, küresel bir atak. Böyle bir atak olunca, Başkanın teşhisleri doğru yani ekonomi kırılgan hale getirildiği için TL daha da olumsuz etkileniyor.  

Sunumunda Çetinkaya yüksek enflasyonun fiyatlama davranışları üzerinde risk oluşturduğunu, enflasyonda yüksek seyrin devam ettiğini anlatmış. Enflasyondaki artışta döviz kuru ve ithalat fiyatlarının belirleyici olduğunun da altını çizmiş.

Özetle; Merkez Bankası enflasyonun yüksek seyrettiğini, beklentileri değiştiremediğini kabul ediyor. Bu kötü gidişte kurlardaki artışın ve hem kurun etkilediği hem küresel canlılık nedeniyle artan ithalatın belirleyici olduğu görüşünde.

Enflasyonun kademeli olarak hedeflere yakınsayacağını kaydeden Başkan Çetinkaya Merkez Bankası’nın enflasyonda sürekli düşüş hedefleyeceğini de belirtmiş. İşte sorun da burada; Çetinkaya hemen ardından “Para politikası fiyat istikrarı çerçevesinde şekillenmektedir” diyor ama uygulama öyle değil. Eğer uygulama öyle olsaydı zaten enflasyon bu noktaya gelmezdi. Yani teşhis doğru ama Merkez Bankası’nın söylediği “enflasyonda sürekli düşüş hedefleyeceği”
konusu şüpheli.

TEŞHİS DOĞRU TEDAVİ BELLİ

Çünkü enflasyonda gerçekten düşüş hedeflense çift haneye ulaşmaz, tek haneye ineceği umutları her geçen gün kaybolmazdı. Yani geçmiş uygulama Merkez’i doğrulamıyor.

Yazının devamı...

Philips tıbbi cihazda yerli üretime talip

9 Nisan 2018

Philips Global CEO’su Frans Van Houten geçen cuma günü bu konuda açılacak ihale ve genelde sağlık stratejisini görüşmek için, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından kabul edildi.

Van Houten ile bu görüşme öncesi Ankara’da sohbet imkanı bulduk. Hem şirketin sağlık teknolojileri ağırlıklı dönüşüm sürecini hem de Türkiye’ye bakışlarını anlattı. Son olarak TV üretiminden de çıkan, aydınlatma birimini bünyeden ayıran dünya devi Philips, artık sağlık teknolojilerine ağırlık veren bir şirket haline gelmiş. Van Houten değişen ihtiyaçlara göre yeniden planlama yapıp cesur bir adımı attıklarını, her açıdan olduğu gibi karlılık açısından da bunun faydalarını görmeye başladıklarını belirterek, “127 yıllık bir şirketin yeniden gençleşme süreci yaşadığını” söyledi. 

Sağlık sektörünü bütüncül bir yaklaşım içinde ele aldıklarını, stratejilerini “sağlık döngüsü” dedikleri 3 ayak üzerine kurduklarını belirten Van Houten bunları, “önce insanların sağlıklı tutulması, hastalıkların tanısının koyulması ve tedavisi” olarak özetliyor. Teknoloji yardımıyla insan yaşamını iyileştirmeye çalıştıklarını, bunun evde başladığını bu kapsamda sağlıklı beslenme, hijyen gibi alanlara girdiklerini, tanı ve tedavi alanından sonra hastaların evde bakımı, doktorlarıyla sürekli iletişim içinde olmaları gibi ihtiyaçları için teknoloji geliştirdiklerini söyledi. Özetle dijital teknoloji ile sağlık alanında iyileştirme yapmaya odaklandıklarının altını çizdi.

Sorumuz üzerine bunu yaparken hem kendi Ar-Ge çalışmalarına, hem startup yatırımlarına, hem üniversite ve sağlık merkezleri ile ilişkilere girdiklerini, hem de çok sayıda ortaklık sayesinde bu sektördeki ihtiyaçların saptanıp teknoloji gelişimine ağırlık verdiklerini söyledi. 18 milyar Euro’luk cirolarının yüzde 9.5’ine denk gelen 1.75 milyar Euro’yu Ar-Ge çalışmalarına ayırıyorlarmış. Türkiye’de girişimleri sonuç verirse startup ve ortaklıklar gibi konularda da  yatırım yapabilecekler. Örneğin; yatırımlarını güçlendirmek için son 18 ayda 14 şirketi satın alma yoluyla bünyelerine katmışlar.

BÖLGENİN ÜRETİM MERKEZİ

88 yıldır bu ülkede varolan Philips’in yeni stratejisi ile Türkiye’de uygulanan sağlık politikası tam olarak uyuşmuş. İhaleleri yapılan Mersin ve Adana şehir hastahanelerinde kazandıkları görüntülüme, operasyon ve yoğun bakım üniteleri ihaleleri ile önemli bir ilişki zaten kurulmuş. CEO Van Houten, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümetin sağlık stratejisi ile kendi stratejilerinin örtüştüğünü, ilişkiyi yakında açılacak tıbbi cihazların Türkiye’de üretimi ve geliştirilmesi ihalesiyle ileriye götürmek istediklerini söylüyor. Deneyimlerini aktarmak ve sağlık stratejisini konuşmak için, ilk defa birlikte olacağı Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesine büyük önem veriyordu.

Türkiye’de kişisel ürünlerde zaten üretimleri bulunduğunu, global olarak Türkiye’den ihraç yaptıklarını anlatan Van Houten, tıbbi cihaz üretiminde de “Türkiye’nin bir bölgesel üretim merkezi olabileceğini” söyledi. Mersin ve Adana’da başarılı sınav verdiklerini, Ortadoğu ve Türkiye Bölge sorumlusu Özlem Düzen Fincancı’nın bu başarıda büyük katkısı bulunduğunu belirten Van Houten, Türkiye’ye yıllardır bağlılıklarının yüksek olduğunu, 80 milyonluk genç nüfusa sahip, büyüyen bir ülke ve ekonomi olarak büyük önem verdiklerini söyledi.

Türkiye’de iki basamaklı büyümeye geçtiklerini, bunu daha da artırmak için çalışacaklarını belirten Van Houten, hem profesyonel sağlık sektörü hem kişisel bakım ürünlerinde daha ağırlıklı varolmak istediklerini belirtti.

Yazının devamı...

Faiz ve kur tartışmasında yeni boyuta geldiysek

5 Nisan 2018

Piyasa oyuncuları da bu nedenle zaman zaman çıkan bu tartışmalara fazla kulak asmazlar. Son günlerde gördüğümüz faiz tartışmasından ise işin biraz değiştiğini, yeni bir boyuta çıktığımızın işaretlerini alıyoruz.

Piyasalar, boyutu biraz değişse de, bu tartışmalardan eski örneklere bakarak fazla telaşlanmayacaktır. Resmi yetkililerle yaptıkları baş başa görüşmelerde “piyasa dostu” tavır gören yabancı oyuncuların, güvenme eğilimi devam ediyor. Öyle ya; resmi yetkililerle konuşunca sakinleştiklerine göre, demek ki güveniyorlar.

Geçmiş deneyimlere bakarak, “gerekenin yapılacağı”na hâlâ inandıklarını söyleyebiliriz. Zaman zaman politikacılardan gelen demeçlerden tedirgin olsalar da, gerçekleşmenin farklı olacağını düşünmeye devam ediyorlar. “Halka başka yabancıya başka” noktası halk için iyi olmasa da, yabancıları ilgilendirmiyor.

Yabancıların yerli partnerleri de kendilerine geçmişten örnekler vererek, “Siz bakmayın bunların söylediklerine, gerekirse faiz artırımını yaparlar” deyince, tedirginlikleri azalıyor. Yıllardır, “Hâlâ Türkiye pazarı kârlı, bu faizi veren kimse yok” diye bakıp kısa vadeli yatırım yapan fonlar, tedirginlikleri büyümediği takdirde devam ediyorlar. Çünkü onlar da ortaklarına verecekleri kârı maksimize etmeye çalışıyor, ona göre aldıkları primi yükseltiyorlar.

Bu akışın durması için ilk neden sermayenin faiz artışlarıyla kendi ülkelerine dönmeleri, yani bizim gibi ülkelerden çıkmalarıdır. Bunun ipuçlarını görüyoruz ama beklendiği kadar hızlı olmuyor. Yavaş da olsa çekilme başlayınca paranın ilk çekildiği ülkeler ise olumsuz ayrışıyor. Türkiye’nin bu gruba girdiği zaten belli.

İkinci çekilme nedeni ise para yatırılan ülkenin ekonomisinin bozulabileceği endişesi. Genelde bir geri çekilme olmasa dahi, ekonomisi bozulacak beklentisi artan ülkeden çekiş başlayabilir. Bu olayı da zaman zaman yaşıyoruz. Çünkü özellikle enflasyon ve cari açık ciddi bozulma parametreleri olarak görülüyor.

BOZULAN DENGE İÇİN YAPILACAKLAR BELLİ

İşte yabancı yatırımcılar, makro dengenin bozulmaya başladığını görünce, o ülke yönetiminin bozulan dengeleri onaracak tedbirleri alıp almadığına bakıyorlar. Bunlar mali tedbirler olabildiği gibi parasal tedbirler de olabiliyor.

Yazının devamı...

Mart bilançoları tamam şimdi enflasyona bakılacak

2 Nisan 2018

Kurlarda son iki günde yaşanan düşüşte bankaların ilk çeyrek bilançolarını kapatma kaygılarının da rol aldığı söyleniyor. Dolayısıyla önümüzdeki hafta yeniden 4 TL’nin üzerine çıkması sürpriz olmayacak.

Bu hafta açıklanacak Mart ayı enflasyon verisi kurlar açısından da önemli olacak. Dün açıklanan İstanbul Ticaret Odası (İTO) Mart ayı fiyat endekslerinde perakende fiyatlarındaki artış yüzde 1.26, toptan eşya fiyatlarındaki artış yüzde 0.41 oranında açıklandı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından bu hafta açıklanacak fiyat endeksleri kur açısından da belirleyici olacak. TÜİK ile İTO endeksleri ile farklılık gösterse bile yine bir sinyal oluyor. TÜİK Şubat ayı tüketici fiyat artışı piyasa beklentilerinin üzerinde yüzde 0.73 olarak açıklanmış, yıllık enflasyon şubat sonunda yüzde 10.26 olmuştu.

Geçen ay ki rakam beklentilerin üzerinde gelince Hükümet üyeleri nisan sonunda enflasyonun tek haneye ineceğini söylemeye başlamışlardı. Tüketici fiyat artışları 2017 Mart’ta yüzde 1.02, Nisan’da yüzde 1.31 oranında açıklanmıştı. Dolayısıyla Mart ve Nisan ayları fiyat artışı toplamı yüzde 2 veya altında kaldığı takdirde Nisan ayı sonunda yeniden tek hane göre umudu hala var. Aksi halde tüm yıl için tek hane hayal olacak.

İşte bu hafta içinde açıklanacak Mart ayı tüketici fiyat artışı, nisan için de, dolayısıyla enflasyonun bu yıl yeniden tek haneye inme umudu olup olmayacağı konusunda da önemli bir fikir vermiş olacak. Geçen yılki yüzde 1’lik rakamın üzerinde, örneğin İTO’daki gibi yüzde 1.2’nin üzerinde bir Mart ayı enflasyonu görecek olursak, yeniden tek hane umudu da azalacak.

Bugün piyasaların Mart ayı enflasyon tahminleri çıkmaya başlar. Geçen hafta yeniden 3.95’lere kadar inen dolar kuru, hem beklentiler hem de beklentilerin gerçekleşme durumuna göre yeniden 4 TL’nin üzerine çıkabilir.

İHRACATLA BİRLİKTE CARİ AÇIK DA YÜKSEK 

Bu arada kurlarda son dönemde görülen artışın fiyatlama davranışlarını etkileyeceği çok açık. Yani artan döviz fiyatlarının Mart ayı olmasa bile Nisan ayındaki fiyatları üzerinde artış yönünde etkili olması beklenebilir. Özetle; kurlar ile enflasyon birbirini besleyen bir sarmal içine girmiş bulunuyor.

Yazının devamı...

Teşvikler iyi de açıklar ne olacak?

29 Mart 2018

Bunun yanında 128 milyar TL’lik yeni yatırım teşviki ile krediye erişimi kolaylaştırmak için alınacak tedbirlerin de yakında açıklanacağı belirtildi. Bu açıklamalar yapılırken dolar yeniden 4 TL’yi aştı, kur sepetinde yeni rekorlar kırıldı.

Ekonominin canlandırılması için alınan kararlar daha önceki yıllarda piyasaları coşturur, “Türkiye’nin büyüme hikayesi devam ediyor” diye algılanırdı. Bu algı nedeniyle de çok daha fazla yabancı sermaye girişlerine, faizler ve kurlarda düşüşlere neden olurdu. Halbuki şimdi ekonominin canlandırılması için alınan kararlar piyasalar tarafından olumlu karşılanmıyor. Bunun nedeni makro dengelerde başlayan bozulmanın “temel mesele” haline gelmesi. O nedenle de artık piyasayı canlandırmaya dönük kararlara piyasa eskisi gibi olumlu tepki vermiyor. Aksine mali ve parasal disiplin kararları açıklandığı takdirde olumlu tepki vermeye daha yatkın.

Piyasalar cari açık ve enflasyondaki yükselmenin sürdürülebilir olmadığı görüşünde. Mevcut tablo biline biline ekonominin yeniden canlandırılması için adım atıldıkça, bunun sonunda bütçe açığına da yansıyacağını, dengelerdeki bozulmanın hızlanacağını görüyor ve bu gelişmelerden korkuyor.

TL’nin cari açıktaki artıştan kaynaklanan endişelerle sert düştüğü belirtilen yabancı finans kurumlarının Türkiye değerlendirmelerinde, açıklanacak teşvik paketlerine ve çıkan yüksek teşvik haberlerine değinilerek, bunların açığı daha da genişleteceği yorumları yapılıyor. Bu nedenle de piyasada hem kurlar hem faiz üzerinde yukarı yönlü baskı olacağı değerlendirmelerinde bulunuluyor.

GÜVEN YENİDEN KAZANILABİLİR Mİ?

İşte bu algı nedeniyle de ekonominin canlandırılması için atılan adımlar piyasalar tarafından eskisi gibi coşkuyla karşılanmıyor.

Dün Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Koordinasyon Kurulu Toplantısı’na katılan Başbakan Binali Yıldırım, “Yatırımın daha da artırılması ve enflasyonla mücadelenin ana hatlarını içeren tedbirlerimizi birkaç gün içerisinde paylaşacağız. 2018 yılı için konuşulanları ortadan kaldıracağız, önünüzü açacağız” diyerek iş yapmaya, istihdam oluşturmaya devam edeceklerini söyledi. Yıldırım,  stratejik yatırım türünden 128 milyar liralık yeni yatırım teşvikini onayladıklarını, yakında açıklayacaklarını belirtirken “Bankaların piyasaları rahatlatmak ve krediye erişimi kolaylaştırmakla ilgili aldıkları tedbirler var, bunu da paylaşacağız” dedi ve 67 maddelik yeni bir paketin geleceğini söyledi.

Başbakan

Yazının devamı...

Seçimler için yüzde 7’lik büyüme tekrar zorlanırsa

27 Mart 2018

Cari açık ve enflasyon başta olmak üzere yüksek büyümenin makro dengeler üzerinde yarattığı tahribat somutlaşmaya başladı. Bozulan bu dengelere rağmen yüksek büyüme için ekonominin zorlanması ise çok daha büyük bozulmalara neden olabilir.

İktidarın büyümeyi sıçratmak için geçen yıl aldığı doping kararlarının zamanlaması, özellikle politik açıdan, hatalıydı. Seçimlerin 2019 yılında normal zamanında yapılacağını düşünecek olursak, seçim öncesi 2018 yılı büyüme açısından 2017 kadar iyi geçemez. İktidarın yüksek büyüme için 2017 yılı değil 2018 yılını seçmesi, sanki kendisi açısından daha doğru olacaktı. İşte bu nedenle piyasalar hala 2018 yılında erken seçim ihtimalini tartışmaya devam ediyor.

Dün Goldman Sachs’ın basına yansıyan Türkiye Notu’nda 2018 yılı büyüme hedefi yüzde 4’e düşürülürken, “Ülke hükümetinin büyüme yanlısı eğilimleri, tahminimize yukarı yönlü riskler getirirken, TL üzerindeki artan baskı, enflasyondaki yükseliş ve kötüleşen cari açık, büyümenin yavaşlamasına ilişkin riskler oluşturuyor” denildi.

Türkiye için 2018 yılı büyüme rakamının, çoğu uluslararası banka ve aracı kurum tarafından, aşağı doğru revize edildiğini görüyoruz. Bakanlar ise geçen yıl da uluslararası kuruluşların büyümeyi çok düşük tahmin ettiğini, görülen yüzde 7’lik büyüme rakamının bu yıl da tekrarlanabileceğini söylüyorlar.

Bu açıklamalar sadece politik açıklamalar değilse, yani gerçekten yeniden yüzde 7’lik büyümeyi tekrarlamak için mali ve parasal zorlamalar yapılacaksa, bunun daha büyük tahribatlara neden olacağından endişe edilmesi gerekiyor.

MEVCUT YAPI ÇEKMİYOR

Yüzde 7’lik büyümenin ardından geldiğimiz noktaya bakınca, zaten geçen yılki yüksek büyümenin çıkardığı fatura gözüküyor.

Dolar 4 TL, Euro 5 TL’ye dayandı ve bu eşiklerin aşılacağı konusunda neredeyse artık herkes hemfikir. Enflasyonun çift hanede kalıcı olacağı artık anlaşıldı. Kurlardaki bu seyir nedeniyle, yıl içinde birkaç aylığına da olsa, yeniden tek haneye inme umudu da giderek kayboluyor.

Yazının devamı...

Halk 3.95 TL’den dolar satmıyorsa bu iş zor

26 Mart 2018

FED toplantısından sonra 3.90 TL’ye dönen dolar kuru burada fazla duramadı ve geçen haftanın son günleri, bir gece aştığı 4 TL’nin tam altında dolaştı. Bu seyir piyasalarda, bu hafta dolar kurunun yeniden 4 TL’nin üzerine çıkabileceği beklentisini yarattı.

Kurlarda var olan yükseliş beklentisinin küresel gelişmelerden çok bize özgü riskler nedeniyle oluştuğunu söyleyebiliriz. Bir süredir devam eden dengenin bozulmaya başladığından, sıcak para çıkışının hızlanacağından korkuluyor. Başka gelişmekte olan ülkelere kıyasla sıcak paranın önce Türkiye’den çıktığı belli olduğu için, risk iştahının azalması halinde kaçışın diğerlerinden daha hızlı olacağından çekiniliyor.

Piyasalardaki beklentinin en önemli göstergesi kurlarda geçen haftanın son günlerinde gördüğümüz seyir. Şurası çok açık görüldü ki; bırakın kurumsal yatırımcıyı, halk yani içerideki küçük tasarrufçu bile, 3.90 TL hatta 3.95 TL’lerden dolarlarını bozdurmak istemedi. Yani kurların bu noktalardan daha yüksek noktalara çıkacağı yönünde genel bir beklenti var. Bankacılar aşama aşama satış fiyatının yukarı çıktığını, 4 TL’nin ne kadar üzerinde satış olacağını  bilmediklerini, halkın eskisinden daha fazla döviz tuttuğunu  söylüyorlar.

Ancak yakın bir süre içinde 3.90 TL’lere kadar iner de, burada bir süre kalırsa o zaman elinde döviz bulunduranların yeniden satmayı düşünme ihtimali de, tabi ki yüksek. Ancak konuştuğumuz bankacıların büyük çoğunluğu yönün yukarı olduğu görüşünde.

4 TL’nin üzerin çıkan dolar kurunun iş alemini olduğu gibi, politikacıları tedirgin ettiği de kesin. 4 TL’nin üzerine çıkan dolar kuru için neredeyse her bakan konuşup, “bunun geçici olduğunu, kurun eski seviyelerine geri döneceğini” söylemeye başladı. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi bununla yetinmemiş, “gerek kamu gerekse özel sektörde kısa vadeli döviz mükellefiyetlerini yerine getirmekle ilgili sorun bulunmadığını“ söylemiş. Bakan ne oldu da, Türkiye’nin borçlarını ödeme sorununu gündeme getirdi anlamış değilim ama şu kadarını söyleyeyim; böyle konulara girmekle ancak döviz paniğini artırırsınız...

Gümrük ve Ticaret bakanı Bülent Tüfekçi ise “yatırımcıları uyarıyorum” diyerek, sakin olmalarını istemiş, çok kısa sürede eski seviyelere döner demiş.

ŞİMŞEK’İN SÖZLERİ

Bakanlar belki görevlerini yaptıklarını düşünüyorlar ama piyasanın demeçlere göre yön bulmadığını biliyoruz. Piyasanın en çok sözünü dinlediği Başbakan Yardımcısı

Yazının devamı...