"Savaş Özbey" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Savaş Özbey" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Savaş Özbey

Alkışladığın ve alkışlandığın zaman çok güzel oluyorsun Türkiye

22 Ocak 2019

31 Mart’taki seçimlerde tam 22 yıl dolacak: 31 Mart 1997...
Bak sen tesadüfe: Ben de 22 yaşındayım.
Başımda kavak yelleri ama memlekette 28 Şubat kasveti...
Ankara Müzik Festivali’nin açılışı...
Birleşmiş Ankara Orkestra ve Koroları’na bağlı 450 müzisyen, Gürcü şef Jansug Kakhidze yönetiminde, Beethoven’in 9’uncu senfonisini çalıyor.
Salondaki Demirel ayağa kalkıyor ve “İşte çağdaş Türkiye” diyor.

Yazının devamı...

Yenilerden yeni beğen! Karaköy’ün Lucca’sı olabilir mi?

19 Ocak 2019



Şehrin nabzı en sıkı atan gece kulüplerinden Klein ve onun içinde yer alan Flamme’ı işletiyorlardı. Şimdi ekip olarak yeme-içme işine girmenin heyecanını yaşıyorlar: Karaköy’de açtıkları Vor Klein.

‘Klein’, Harbiye’deki dev gece kulübüne nazire yaparcasına Almanca’da ‘küçük’ demek. ‘Vor’ ise önce demekmiş. Yani bizim üstümüze düşen, alttan alta bize yükledikleri sorumluluk ne? Önce Vor Klein’da yemek yiyip, hafif sallanıp yumuşayacağız, sonra Klein’a gidip sabahlayacağız. Oldu olacak bir de kahvaltıcı açın, hiç ayrılmayalım.

En başta heyecanlılar dedim ya... Aslında haklılar; güzel olmuş mekân. İnsanı 1970’lere ışınlayan bir havaya sokuyor. Elde var bir: Retro damarını iyi tutmuşlar. Kokteyl mönüsü zengin: Zencefilin adı mücverin tadı, Neşeli hayat, Yeşilin en güzel hali, Hayat kadar gerçek, Karayipler’in incisi...

Her akşam canlı piyano performansı koymuşlar. Elde var iki: Bir-iki saatliğine olsun, insanı İstanbul’un davudi uğultusundan uzaklaştırıyorlar. 

Ortada koca bir bar... Herkes görebiliyor, görünebiliyor. Elde var üç: Demokratik bir mekân...

İnsanlar yemeklerini yiyor;

Yazının devamı...

Hazır, bitmiş 210 yerli film vizyon sırası bekliyor

18 Ocak 2019

◊ 2018’de 176 yerli film, 250 yabancı film vizyon buldu.
◊ Şu anda yapımı bitmiş 210 yerli film vizyon için sıra bekliyor.
◊ 2018 sonu itibariyle ülkemizde 471 sinema kompleksi var. Toplam perde sayısı 2.789. Türkiye’de aynı anda 331.444 kişi film izleyebiliyor.
◊ Gösterime çıkan 426 filme kesilen bilet sayısı 70 milyon 375 bin 314. Bu rakamın yüzde 63’ü yerli filmlere ait. 176 yerli filme kesilen bilet sayısı 44 milyon 684 bin 445.
◊ 176 film arasında 22 film bakanlık desteği almış. Bu 22 filmin gişedeki toplam payı yüzde 3.
◊ 5 ve 6 kopyayla gösterime giren film sayısı 12. Sadece 1 kopyayla gösterime giren film sayısı 8.
◊ Kültür Bakanlığı destekli ‘1 Milyon Bilet’ kampanyasında “Ayla” filmi 167.158, “Bizim Köyün Şarkısı” 545.210, “Doru” 49.208, “Ertuğrul-1890” 67.371 ve “Son Mektup” 66.861 bilet olmak üzere toplamda 895.808 çocuğa ulaşıldı.

Yazının devamı...

Bir o yana, bir bu yana yatma be şaşkın...

15 Ocak 2019

Yıl 2010. Dalaman Sığla Festivali... Erkin Baba, sanatçı hakları konusunda esip gürlüyor:
“Türkiye’de telif hakkı taleplerimiz 10 yıldır mahkemelerde. Bundan sonra albümlerimi Amerika’da yapacağım.”
Benzer lafı çok: “Şu an piyasada ne mal varsa haram” demiş beş yıl önce.
ABD’de yapılacak albümlerden ses yok ama Erkin Baba, şu sıra Türkiye’de görülen bir davayla gündemde.
“Fesupanallah” adlı hepimizin sevdiği şarkısı, bir reklamda izinsiz kullanıldığı için dava açmış, 20 bin lira tazminat kazanmış.
Helali hoş olsun tabii de...

Yazının devamı...

Yerli sinema yersiz mi yerli?

8 Ocak 2019

Sinema yapımcılarıyla salon işletmecileri arasındaki tartışmanın nereye bağlanacağı henüz netleşmedi.
Kelebek ve Cengiz Semercioğlu bu işin nabzını en başından beri çok iyi tutuyor, ne olacağını hep beraber izleyip göreceğiz.
Bu tartışmada benim kafama takılansa Türk filmlerinin neden yurtdışında Türk dizilerinin ticari başarısını yakalayamadığı...
Öyle ya, eğer Türk sineması da Türk dizileri gibi dış pazarlarda kapış kapış gitse, kendine yeni gelir, yeni soluklanma alanları bulabilse...
Sadece Türkiye’deki salonlara mahkum olmasa...
Acaba bir salon işletmecisi yetkilisi bu kadar pervasızlaşabilir miydi?
ABD’de benzer birinin “Gerekirse yeni Jim Carrey’ler çıkar” diye sektörün ikonlarıyla polemiğe girdiğini düşünsenize...

Yazının devamı...

Gülten Kaya eşini anlattı: Her 16 Kasım’da öperek yüzüne yasladığım bir kırmızı gülüm var

6 Ocak 2019

Gülten’le Yusuf kardeşti. Yusuf’la Ahmet kardeşten de öte. Yedikleri içtikleri ayrı gitmedi. Birbirlerini besleyip, birbirlerinden beslendiler. Adı Bahtiyar, Kum Gibi, Beni Vur, Metris’in Önünde Durdum, Başım Belada, Koru Kendini, Penceresiz Kaldım Anne, Doğum Günün Kutlu Olsun gibi, hemen her kesimden her insanın ezbere bildiği, yeri geldiğinde gizli gizli dinlediği şarkıları üçü birlikte yaptılar.  Ve an geldi... Yoruldu demokratlar. 2000’de Ahmet Kaya gitti. 2009’da şair ve söz yazarı Yusuf Hayaloğlu aramızdan ayrıldı.
O çok sevdiğimiz şarkıları yaratan üçlü sacayağından bir tek Gülten Hanım hayatta. Ahmet Kaya’nın yaşamından kesitlerin  anlatıldığı ‘Hep Sonradan’ oyunu için, ufak tefek demeçler dışında, 10 yıl süren sessizliğini bozdu. Ahmet Kaya hakkında öğrenmek istediğim
çok şey vardı.

Nasıl bir babaydı? Mutfağa girer miydi? Çok sevdiği bir giysisi var mıydı? Eşine nasıl hitap ederdi?Ama Gülten Hanım’ın çok anlaşılır bir mahremiyet ölçüsü var. O kadar derinine ne beni ne de sizi sokmak istedi.* Abiniz, rahmetli şair Yusuf Hayaloğlu: Üçlü üretim sürecinizin üçüncü ayağı. Kasabaya yaz tatillerinde dönen, İspanyol paçalı, gitarlı, Haydarpaşa Lisesi’nin aykırı öğrencisi... Evdeki kütüphanesi dışında size ve sonra Ahmet Kaya müziğine ne kattı?

- Evet; aslında bu bir “Biz Üç Kişiydik” tamlaması. Birbirini tamlayan, ortak üretim sürecini tamamlayan üç kişi. Hem birbirimize öğrettik, hem birbirimizden öğrendik. Herkes kendi yeteneğini bir diğerini var etme, daha da geliştirmek için kullandığında, bağlarınızın niteliği ne olursa olsun, daha da güçleniyor. İster aile olun, ister dost...

Yani dostluğun da ötesinde diyorsunuz.

- Bir arada olunduğunda ortaya çıkan güçlü sinerji çok etkileyiciydi. Onlar aynı mahallenin çocukları gibiydi, yani aynı kültürün çocuklarıydı. Ütopyaları bile aynıydı. Bu bahis çok uzar, bize değen eserlerin yaratıcıları onlar. Ayrı geçirdikleri zamanlarda ikisi de yalnızlaşırdı adeta. Çok değerliydiler birbirleri için ve ikisi de benim için.

Yazının devamı...

Okyanus lokumu

5 Ocak 2019


Aqua Florya’daki Meos haftanın her günü açık, pazarları kahvaltı servisi var. (0212) 663 87 60

Balıkçı deyince aklınıza ahşap dekorasyon, çıtı pıtı masalar, loş aydınlatma geliyor olabilir. Hafif salaşa çalan bu ‘İstanbul balıkçısı’ halleri bana da sempatik geliyor. Ama o zaman Meos’a başka bir şey demek lazım: Kat kat yükseyen teraslar, döşemede içinden ışık geçen oniksler, sütunlar, köşede altı kişilik bir bar, masa aralarında geniş koridorlar, meydanvari boşluklar... Florya’da açılan Meos, bu devasa ve şatafatlı haliyle balıkçıdan ziyade ‘balık sarayı’ gibi bir şey. 210 kişillik. En beğenilen yemekleri ahtapot ve kalamar. Meze olarak da Girit ezme ve okyanus lokumu beğeniliyor. Okyanus lokumu dedikleri, şöyle yapılıyor: Balığın eti kılçığından ayrılarak alınıyor; içine karides vs. katılıp toplar haline getiriliyor. Ortaya çıkan bu balık köftesi kızartılıp yeşillikle servis ediliyor. 


Okyanus lokumu dedikleri, aslında bir çeşit balık köftesi.

Meos’un hazin ve lezzetli öyküsü

Yazının devamı...

Barbie: Suçlu mu, masum mu?

4 Ocak 2019

Tren, uçak, uzay gemisi... Erkek çocuklarının kendilerini içinde hayal edebilecekleri bir sürü oyuncağı vardı.
İsterlerse itfaiyeci, isterlerse pilot olabilirlerdi.
Oysa kız çocuklarının sadece bebekleri vardı. Onlar da yetişkin insan değil...
Yatırılması, kaldırılması, biberonla beslenmesi gereken oyuncak bebeklerdi.
Sanki kız çocuklarının oyun oynarken anne olmaktan başka bir şeyi hayal etme hakkı yokmuş gibi...
1959’da piyasaya çıkan Barbie o dönem için bir devrim gibiydi.

Yazının devamı...