"Aynur Tartan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aynur Tartan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aynur Tartan

Benimle boşanır mısın?

27 Mayıs 2017

şimiz kader mi, karar mı? Kader değilmiş dostlar! Yani kimse öylesine ya da rasgele hayatımıza girmiyormuş. Onlar; bizdeki bir parçayı taşıyanlar, çocukluğumuzdan gelen bir elçi, anne-babamızın sesi, iç sesimizi bize ifade edenler. “Bu insanlarla karşılaşmanız hiç de tesadüf değil!” diyor Serhat. Kulağa küpe; bencil anne-babayla büyüyenler gider hep bencilleri bulurlarmış. Hayatları hep memnun etme üzerine olurmuş.

FLÖRTTEN UZUN NİŞANLILIK

Eşimizin kader değil karar olduğunu biliyoruz. Nişanlılık süresi ne kadar olmalı? Flörtten daha uzun olmalı! “Biz tanışarak evlenmiyoruz, evlenerek tanışıyoruz” diyor Serhat. Çünkü bizim toplumda nişanlılık demek beyaz eşya demek, çeyiz demek, düğün mekânı demek, koştur koştur hazırlık demek. Alışmışız evlenerek tanışmaya.

PEKİ ÇOCUK?

Gelelim fasulyenin faydalarına, aşkın ömrüne... Son noktayı Serhat koyuyor, “Aşkın ömrü 18-24 ay arası” diyor. Ve devam ediyor: “Âşıkken evlenmeyin!” Son kale de yıkıldı dostlar! Aşk geçici bir görme bozukluğuymuş. Bir yıl nişanlı kaldık. Anlaştık, paylaştık, uyumluyuz, artık kör değiliz, maymun gözünü açtı. Aşkımız nur topu gibi sevgi oldu. Bastık nikâhı, aldık adamı. Ama adamı alana kayınvalide bedava. “Bal-börek kayınvalide ilişkisi için çocuğuna değil kocasına âşık kayınvalide bulmak lazım” diyor Serhat. Çünkü evliliğinden beslenmeyen kadınlar hayatı çocuklarıyla yönetirlermiş. Gelini de rakip görürlermiş.

Maskelerimiz yok, fedakârlık kararında, evlilik ve hayat yolunda. Çocuk da oldu. “Aman Serhat ağzımızın tadı kaçmasın!” diyorum. Serhat da “Anne-baba rolünüzün yanında eş rolünüzü pasifize etmeyin!” diyor. Çünkü toplumda boşanmalar çocuktan sonra tavan yapıyormuş. Adam işe, kadın da çocuğa bağımlı oluyormuş.

İLK NEDEN ALDATMA DEĞİL

Yazının devamı...

Bizi anlamanın 7 yolu

13 Mayıs 2017

1- ANNE OLUNCA ANLARSIN!

Açık ara favorim. Annelerimizden bize, bizden çocuklara, çocuklardan torunlara... Biz gideriz sözümüz kalır, dostlar bizi hatırlasın. Pardon bir de anlasın! Peki; ne anlasın? Karşılıksız sevgiyi, hep çok sevmeyi, uzak yakın fark etmez hep burnunda tütmeyi... Özveriyi, özlemeyi, yoktan var etmeyi, bir gülüşe dünyalar vermeyi, tüm duyguları aynı havanda dövmeyi, gün içinde bin parçaya bölünmeyi... Evlat olmayı, eş olmayı, dost olmayı, arkadaş olmayı, çalışan kadın olmayı... Ama en çok da anne olmayı!  Anne olunca anlarsınız... Bir kadına, bir anneye eş olunca, yoldaş olunca anlarsınız...

2- “BEN SANA DEMİŞTİM!”

Bu sözün devamı “Üff anne!” Ama “Üff anne!” demeden önce bir de bize kulak verin. Biz kadınlar hep bir şeyler deriz. Çocuklar “Üf anne!” der, eşler “Dırdır!” der ama son sözü hep kadın söyler. Çünkü kadın bilir, kadın hisseder, kadın deneyimler... Geldiği yolu, döndüğü yolu, baş koyduğu yolu unutmaz. Yani “Ben sana demiştim!” diyorsak her şeyin en iyisini bildiğimizden değil; doğamızdan, kalbimizden, içimizden bir yerlerden... Hep hissettiğimizden ve sizi çok sevdiğimizden.

3- “BEN SENİN YAŞINDAYKEN...”

Siz 60’lar, 70’ler, 80’ler, 90’lar dinlerken, giyerken, mutfağı emaye ile doldururken, vintage diye dükkânları indirirken;  biz “Ben senin yaşındayken...” diye nostalji yapmışız çok mu? Nostalji derken hemen yaşa davranmayın, üç kusurlu hareketten birini yapmayın. Bir kere bu söz fevkalade yaşsız bir söz. Her yaş gurubundan anne, her yaş grubundan çocuğuna söyleyebilir. Ve evet, biz sizin yaşınızdayken buralar hep dutluktu!

4- BİR KERE DE “PEKİ ANNECİM” DE!

Yazının devamı...

Tak sepeti koluna haydi kır yoluna

29 Nisan 2017

Adı üzerinde pötikare örtüsü, içi dolu sepeti... Benim listemin favorisi. Devir pötikare devri. Ama “Başımıza icat çıkarma” derseniz şöyle en floralinden masa örtüsü de olur. Maksat iki seksen yayılmak, yayıldıkça yayılmak, yayılırken de havalı takılmak.

Mekân önemli. Biz de önemini bildiğimiz için toplandık, toplaştık bu hafta sizin için ‘En İyi 10 Piknik Mekânı’nı seçtik. Çıkan var çıkmayan var. Benim favorilerim sağ baştan; çayırıyla çiçeğiyle, çimeniyle İzmirli Çiçekliköy... Pikniğin âlâsı Urla’dan Demircili Köy... Başkentten Karagöl... Temiz hava, bol lezzet Bolu’dan Yedigöller... Kuşbakışı piknik Ordulu Boztepe... En sevdiğim en sona. Çünkü bu piknikte kadınlar misafir, erkekler ev sahibi Antepli Dülükbaba Ormanları.

Yüksek lisansınız ‘mangal yakmak’ üzerine olsun! Dağilse, size yüksek lisansı ‘mangal yakmak’ üzerine olan biri lazım. Eş olur, dost olur, komşu olur, uzak, yakın akraba olur. Piknik yapmak milli sporumuzsa, mangalcımız da milli sporcumuz olur. Milli sporcuyu aceleye getirmeyin! Gerekirse bir-iki bahar, bir-iki piknik izleyin. Baktınız mangalı, kömürü, çırası, teli, fırçası, yelpazesi, maşası tam tekmil geziyor... Kömür çıra dengesini iyi kuruyor... Tutun kolundan, çekin götürün. Hatta maaşa bağlayın, her piknikte kadro verin.

Yakartopçu abiler, eli lezzetli ablalar! Onlar olmazsa olmaz. O abiler ki onlar siz deyin yakartopun, ben diyeyim yakantopun kitabını yazdılar. Bu sevda uğruna her bahar, her piknik şort üstü pideci atlet gezdiler. “Yakartop yaktı geçti” derseniz voleybol olur, futbol olur, tek kale maç olur... “Topsuz olsun” derseniz o da olur. İp, hamak, iki ağaç arası salıncak, dağ tepe bayır uçurtma fevkalade olur. Ve tabii ki eli lezzetli ablalar... Önlerine ne verirseniz verin hemen doğrarlar. Jülyen doğrarlar, piyazlık doğrarlar, küp doğrarlar, domates kabuğundan çiçek, peynirden kalp yaparlar. Her pikniğin kahramanı olurlar.

Ortamın en popüleri: Piknik tüpü! Tabii ki mangaldan sonra. Önlü arkalı kızartmaların, patatesin, patlıcanın, kuru köftenin, mangal üstü tavşan kanı çayın kankası. Etrafına toplanıp gıybet yapmak favorisi.

Gıybet team! Bir nevi piknik sporu da diyebiliriz. Çene kaslarını çalıştırır, hazmı kolaylaştırır. Yaşı, cinsiyeti yoktur. 2 ile 5 kişi arası ideali olur. Piknik tüpü etrafında, pötikareli örtü üzerinde saflar sıklaştırılır, kış boyu eteğe doldurulan taşlar bahar sevinciyle çayıra çimene dökülür.

Hem yiyin hem de yanında yatın lezzetler!

Yazının devamı...

Ege’nin festivalleri sürüyor

22 Nisan 2017

ENGİNARA DOYACAĞIZ

İzmir Büyükşehir ve Urla belediyeleri, İzmir Ekonomi Üniversitesi Mutfak Sanatları ve Yönetimi Bölümü ile Urla’ya gönül verenlerin düzenlediği Uluslararası Urla Enginar Festivali, bu yıl pastadaki 3’üncü mumun heyecanını yaşıyor. Üstelik kısa sürede ‘Türkiye’nin en iyi festivali’ ödülüne layık görüldüler. Amaç sadece eğlenmek, yemek, içmek değil. Urla Belediyesi’nin Amazon ruhlu çalışkan, üretken başkanı Sibel Uyar; “Türk mutfağını, mutfak kültürünü, geleneklerini tanıtmak, ön plana çıkarmak ve gastronomide dünyaya açılmak istiyoruz. Çok renkli, çok sesli, çok lezzetli festivalimize tüm misafirperverliğimizle herkesi bekliyoruz!” diyor. 

Festivalin misafirleri, Michelin yıldızlı şefler. Paris, İtalya, Beyrut, Belçika, Tunus, Girit, İtalya, İsveç’ten geliyorlar. Ve tabii ki bizden, Türk şefler de var. Enginarın lezzetine lezzet katacaklar. 

Urla sokakları bizi bekler. Cumhuriyet Meydanı, ünlü Malgaca Pazarı, Urla’nın renk renk sokakları şimdiden kıpır kıpır. Üç gün boyunca 65 atölye-sanat çalışması, sohbetler, söyleşiler gerçekleştirilecek, sakız enginarın her türlüsü, yemeği, tatlısı, hamur işi yapılacak. Ve elbette müzik! Urla Belediyesi Konservatuarı öğrencilerinin sesleri, notaları, konserleri sokakları şenlendirecek. Malgaca’da enginar köyü kurulacak, çocuklara yönelik etkinlikler, atölye çalışmaları yapılacak. Anne-babalar da şöyle rahat bir nefes alacak! 

ŞENLİKLERİN EN ORGANİĞİ

Organik Yaşam Festivali, İzmir Arena’da ilk kez hayat bulacak. Amaç, en doğalından yemek, içmek, lezzetten, keyiften kendinden geçmek... Cemal Süreya’ya hak verenler, “Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı!” diyenler, üç gün boyunca kuşsütü eksik tam tekmil doğal kahvaltı fırsatı bulacak. Ayrıca yazın habercisi, baharın sevgilisi, en cız-bız’ından barbekü partileri olacak. Gıdadan tasarıma, tekstilden kozmetiğe, bakımdan temizliğe, bebek ve çocuk ürünlerine kadar doğa dostu stantlar bizi bekler. Sonra doktorlar, diyetisyenler, sağlıklı beslenme uzmanları, çocuk gelişimcileri, tasarımcılar ve blogger’larla söyleşiler var. Dileyen tohum ekme, sebze yetiştirme, çiğ ve alkali beslenme, ekşi maya, fotoğraf, mandala, yoga, nefes, meditasyon, zumba, ritm, yemek atölyelerinden birini seçip katılabilir. Konserler, DJ performansları ile üç gün boyunca müzik ve dans da eksik olmayacak. Ve körfeze karşı püfür püfür açık hava sineması keyfi... www.izmirorganikyasamfestivali.com

Yazının devamı...

İzmir gece hayatından bildiriyorum

8 Nisan 2017

Leyla Fasl-ı Cümbüş
Vur patlasın çal oynasın


Bir dönemin gazino kültürü ile büyüyen Berna Noyaner’e baba mirası, eski İzmir Maksim Gazinosu’nun yadigârı. İzmir’de fasıl deyince, vur patlasın çal oynasın deyince, doyasıya yeme-içme deyince ilk akla gelen. Ama baştan uyarıyorum, haftanın sadece üç günü açık. Çarşamba, cuma, cumartesi şansınızı deneyin. Özel ve konsept gecelere de ne yapın edin, mutlaka kendinizi davet ettirin. Mekânın demirbaşı kadınlar. Eğlence fasılla başlıyor, Harem Oryent’le devam ediyor, zenne ve solistle tavan yapıyor. Kişi başı 120 liraya da gecenin finali yapılıyor.

Babayani Meyhane
40 çeşit meze var


Yazının devamı...

Bize yine festival, bize yine şenlik var

1 Nisan 2017

◊ Stant başvuruları tavan yaptı! Geçen yıl festivalde hepi topu 500 stant vardı. Bu yıl tam tamına 1500 başvuru yapıldı. Tabana kuvvet dostlar! Stantlar bizi bekler.

◊ Beklenti de tavan! Geçen yıl festivali 150 bin kişi ziyaret etmişti. Bu yıl 200 binden fazla ziyaretçi bekleniyor. Bana da 200 bini aşar gibi geliyor.

◊ Turizmciler afiyette! İstanbul’dan, Ankara’dan, Adana’dan, Bursa’dan festival turları aylar öncesinden yapıldı, doldu, taştı, tükendi.

◊ Büyük ve butik otellerin de yüzü gülüyor! Oteller tam tekmil. Doluluk oranı yüzde yüz!

◊ Bu yıl festivalin karşı kıyıdan, komşudan da misafirleri var. Yunan dostlar heyecanlı. Festival uluslararası olma yolunda benden söylemesi.

◊ Festivalin teması Isırgan. Gak diyeceğiz ısırgan, guk diyeceğiz ısırgan. Isırganın binbir çeşidine doymadan festivalden ayrılmak yok!

◊ Yemek atölyeleri hem lezzetli hem sohbetli! 6 Nisan Perşembe saat 12.00’de Asma Yaprağı Bahçe’de sevgili Ayşenur Mıhçı ile ısırgan çorbası ve ısırgan salatası yemek atölyesi... Saat 16.30’da Toplum Sağlığı Uzmanı-Yazar Sibel Göngör ile ‘Çocuklar için Neşeli Tabaklar’... 7 Nisan Cuma saat 14.30’da Şef Dilek Yetkiner Insula’da bizlerle. Tadı-tuzu yerinde, dumanı üstünde tadımlar var, mis gibi ısırganlı boyoz var, enginar çanağında ısırganotlu ada ezmesi, ısırgan otlu bahar salatası var. Bir de ısırganotunun hikâyesi, lezzeti, şifası üzerine şahane bir sohbet var. 8 Nisan Cumartesi saat 12.00’de ‘Yasemin’in Mutfağı’nda Eğitmen Şef ve Yemek Yazarı Asuman Kerkez ile Isırganlı tepsi oruğu yapıyoruz. Yasemin’in Mutfağı’ndan ayrılmıyoruz saat 16.00’da Yemek Blogger’ı Pınar Özdirim ile bir de ‘Çalkama’ patlatıyoruz.

Yazının devamı...

Biyolojik saatiniz kaç?

25 Mart 2017

1 Biyolojik saat nedir? 

Biyolojik saat, beynimizin ortalarında ‘suprakiazmatik çekirdek’ denen bir bölgede yer alıyor. En organik haliyle biyolojik ritmimizden, yani nam-ı diğer ‘sirkadiyen ritm’den sorumluymuş. Tuhaf ama gerçek, biyolojik saat, ışık, gürültü, sıcaklık gibi dış faktörler olmasa bile kendi ritmini belirleyebilirmiş. Yani bizi zamandan, dış faktörlerden bağımsız bir yere koysalar bile ‘sirkadiyen ritmimiz’ kendini pamuklara sarar, korurmuş.

2 Her organın biyolojik saati farklı mı? 

Her organın kendi içinde sahip olduğu bir ritim var. Buna en güzel örnek, kadınlarda 28 günde bir görülen âdet döngüsü. Bu ritmlerin orkestra şefi de hormonlar ve sinir sistemi. Beynimizdeki biyolojik saatin bu düzenlemedeki rolü de fevkalade önemli.

3 Nasıl çalışır? 

Dr. Serkan Karaismailoğlu’na göre dış faktörler biyolojik saatin olmazsa olmazı. Ama en önemlisi ışık. Çünkü beyin kendi ritmini belirlerken en fazla ışığa danışıyor. Gözümüzdeki birtakım yapılar dış ortamın parlaklığını algılayarak bunları sinirler aracılığıyla suprakiazmatik çekirdeğe iletiyor. Buradan çıkan uyarılar epifiz’e  (Beyinde yer alan mercimek büyüklüğünde bir bez) giderek uyku paternini düzenleyen melatonin hormonunun salgılanmasını düzenliyor. Melatonin hormonunun salgılanması 21.00–22.00 arası başlıyor, 02.00–04.00 gibi tavan yapıyor, 07.00–09.00 arası da bitiyor. Faydalarına gelince; tıkalı damarları açar, kolesterolü düşürür, kanserle savaşır, depresyona savaş açarmış.

4 Ayarı nasıl bozulur? 

Biyolojik saatinizin ayarının bozulmasına en güzel örnek ‘Jet-lag.’ Yani diyelim ki akşam uçağa bindiniz ve 12 saat uçtunuz. İndiğiniz ülkede hava daha yeni kararıyor, sizin biyolojik saatin de ayarları kararıyor. Ayarlar bozulduğunda başımıza neler gelir merak ediyorum. Karaismailoğlu, “Melatonin salgılanması düzensizleşir. Uyku ve yeme düzeniniz bozulur, başınız ağrır, yorgun hissedersiniz, zihinsel performansınız düşer” diyor. 

Yazının devamı...

Siz de şair gibi sevenlerden misiniz?

19 Mart 2017

Mehtap on parmağında on marifet kadınlardan. Şiiri, müziği, aşkı, hayatı aynı havanda dövenlerden. Aşkla, hayatla üretenlerden. Hayatın tam kalbinden, en içinden. Ve bence Türkiye’nin önemli kadın şairlerinden. Biliyorsunuz sadece Türkiye’de değil, dünyada kadın olmak zor. Hele bir duygunuz tavan, kaleminiz yetenekse daha da zor. O da zoru başaranlardan. Henüz dumanı üstündeydi ki kaptım kitabı. Yalan yok, önce adına vuruldum. “Şair gibi sevmek” kalbimi, ruhumu okşadı. Sahi kaldı mı bu devirde şair gibi sevmek? Kalmadı dostlar. Kalpte ne varsa hepsi dile vurdu. Dile vurdukça sıradanlaştı, herkes ve her şey gibi oldu. Oysa sevgi neydi? Sevgi iyilikti… Sevgi dostluktu… Sevgi emekti… Özlemekti, merak etmekti, korumak kollamaktı, bazen de hoşgörmekti. Ama bugün bırakın şair gibi sevmeyi çoğumuz için sevgi demek sadece “Seni seviyorum!” demek. Sevginin dile gelmesi tabi ki kıymetli. Ama söz; tavırdan, davranıştan eksik kalınca sevgi de eksik kalıyor, popüler kültürün eline kalıyor. Sevgide 5S kuralı çoktandır kalbimde, zihnimde; “Sevgi, saygı, sorumluluk, sadakat, sabır”. Sevgi de, sevmek de, sevilmek de zor iş dostlar. Belki de bu yüzden “Şair Gibi Sevmek” tam da bugünlerde ilaç gibi geldi, hoş geldi. Mehtap; aşkı bilirkişisine şairlere sormuş, onlarla aşka dair söyleşmiş, şiirlerle de bu yolculuğu süslemiş. “Aşk nedir?” diye sormuş, ilk aşklarını, nasıl bir âşık olduklarını, âşık olana neler söylemek istediklerini de. Bir şair tarafından sevilmek, bir şairin aşık olduğu kadın olmak büyük şans. Benim seçkilerime gelince; Ataol Behramoğlu’ndan aklımda kalanlar… "Şair için seni çok seviyorum, aşkından ölüyorum gibi laflar sıradandır. O da bir şeyler söylemek ister ancak söyleyeceklerini şiirlere döker" diyor. Behramoğlu böyle zamanlarda bazen kendi şiirlerine, bazen de başka şairlerin şiirlerine ihtiyaç duyarmış. Mesela uzaktaki bir sevgilisine Attila Jozsef'ten bir şiir göndermiş. Hepimiz gibi onun da aşk anlayışında zamanla değişiklikler olmuş. Şimdilerde duygusal bir iklimdeymiş. Behramoğlu'nun aşıklara da nasihatı var kitapta. "Aşkın hakkını verebilmek gerekir" ve "Aşk özveri gerektirir" diyor. Hakkını verebilenlere gelsin o zaman... Siz de şair gibi sevenlerden misiniz? 

İZMİR YİNE CAZLANDI!

—Mart geldi, hoş geldi! İzmir’e sanat geldi, caz geldi, nur topu gibi festival geldi. 24’üncü İzmir Avrupa Caz Festivali 1 Mart’ta başladı, 18 Mart son kaçırmayın derim.

—Sayılarla festival… 11 konser, 1 sergi, 1 seminer, 1 film gösterisi, atölyeler ve diğerleri… Festival bu yıl yine tam tekmil.

—Altını çizdiklerim… “Polonya Cazının Büyükelçisi” Artur Dutkiewicz, 11 Mart’ta yani bugün ruhun gıdası olacak. Kapanış Athena’nın eski basçısı Ozan Musluoğlu’na emanet. Musluoğlu; en iyi arkadaşlarıyla Ayşe Gencer, İlham Gencer, Sibel Köse, Önder Focan, Engin Recepoğulları ve Ferit Odaman’la sahnede olacak.

KUKLA KÖPRÜLER KURAR

—Boşuna “Mart geldi, hoş geldi!” demedim; İzmir’e bir değil iki festival geldi! Dünyanın en büyük iki kukla festivalinden biri; İzmir Uluslararası Kukla Günleri 2 Mart’ta start verdi, 19 Mart’a kadar devam edecek.

—Bu yılki slogan: “Kukla Köprüler Kurar”. Sanatın iyileştirici ve birleştirici gücü hepimize şifa olacak.

Yazının devamı...