"Aynur Tartan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aynur Tartan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aynur Tartan

2016’da İzmir’in ‘en’leri

24 Aralık 2016

EN TAZESİ: 2016’dan önce son çıkışta bir geldi, pir geldi. İstanbullu 360, İzmir’e hoş geldi. Sevgili İstanbullular en iyisi, en tazesi, en havalısı hep sizde mi? İzmir, doğuştan havalı olunca tenezzül etmedi ama tabii gelince de “Hayır!” diyemedi. Dünyaca ünlü 360, Bayraklı Hilton Garden Inn’in tepesine kondu. Şu aralar İzmir’in en tazesi. Bir başka taze Susurluklu Yasa. Yasa artık tostuyla, çiğböreğiyle, köpük köpük ayranıyla Alsancak’ta. B’ready; Alsancak’ta butik bir lezzet şöleni. Damak şenlendiren kahvaltısı var. Diğer tazelere gelince... Ney ve gitar geceleriyle Taş Ev Cafe, Karşıyaka Mavibahçe’nin sosyal kelebeği Kepler Social House, Bostanlı’nın en lezzetli burger durağı No 7, Ilıca’dan sonra Alsancak’ta açılan krepçi Rimo’s, içi yananlara Yomumu Frozen Yogurt, Bornova’da “Sana İyi Köfte” mottosuyla LKM ve yine Bornova’da Avrupalı Ton’s Burger.


EN POPÜLERİ: Eskiden İzmir’in kalbi Alsancak’ta atardı ama 2016’da işler değişti. Bayrağı Karşıyaka nam-ı diğer ‘35,5’ aldı. Hem de öyle bir aldı ki; önümüzdeki günlerde İzmirli eş-dostunuzla program yapmayı düşünüyorsanız, unutun. Çünkü çiçeği burnunda AVM Mavibahçe’nin altını üstüne getirmekle meşguller. Tamam, AVM ama kutu gibi değil. Ortası kent meydanı. Yani tam da İzmirlilerin havaları. Meydanda konserler var, şenlikler var, pazarlar, kermesler var. Ajandalara not; 31 Aralık’a kadar her hafta sonu 19.00 ile 22.00 arasında Mavibahçe’de yapay kar yağıyor.

 

EN MEVSİMLİĞİ: İzmir’in “Gençlik başımda duman, ilk aşkım, ilk heyecanı” Çeşme ve 9 durağı. Ege kasabası Urla... Yenisiyle, eskisiyle, uzun soluklu balık sofraları ve kedileriyle Foça... Doğası, denizi, mis gibi kekik kokulu Karaburun.... Saklı güzellik Mordoğan.... Hem lezzetli hem yeşil Tire, Kaplan Köyü... Sade ve sakin bir İzmirli; Seferihisar, Sığacık.... En şirininden Şirince...


EN ‘YEME DE YANINDA YAT’I: Babadan oğula gurme Ahmet Güzelyağdöken’in Balmumu. Ekmek dolması, paşa böreği, Alaşehir kaplaması ve buğday pilavı mekânın dört atlısı.


Yazının devamı...

Yas tutmayan toplumlar hırçınlaşır

16 Aralık 2016

Evet, biz ölüyoruz, umut ölüyor. Peki, acısını yaşayamayan, yasını tutamayan bir toplum gelecekte neye dönüşüyor?

 

Farkında değiliz ama yitirdiğimiz her değerle köklerimizi kaybediyoruz, geçmişimizi kaybediyoruz, yalnızlaşıyoruz, mutsuzlaşıyoruz. Evet, belki acıya, mateme karşılık ama yas da bu değerlerden biri ve biz son yıllarda yas tutmayı unuttuk. Yas ve taziye evleri mesela büyük ve kalabalık şehirlere yenik düştü. Kalabalıklaştıkça acımızda da, mutluluğumuzda da yalnızlaştık. Eskiden sırta değen her el şifaydı, “Seni anlıyorum, acını paylaşıyorum” demekti. Taziye yemeği demek belediyeden kutu kutu pide demek değildi; acının sofrası emekti, özendi. Acısı olan ev de, insan da daha karşıdan belli ederdi kendini. Yavaşlardı hayat. Radyo, televizyon açılmaz, küçük harflerle, küçük cümlelerle konuşulur, sevinçler bir müddet kapının dışında tutulur, evin babası tıraş olmaz, annesi saç boyatmazdı. Ve zamanla hafiflerdi acılar. Öyle psikologlar, psikiyatrlar, şeker gibi antidepresanlar yoktu. Şimdi diyorlar ki; “Evlerinize kapanırsanız, içinize dönerseniz terörü alkışlamış olursunuz!” Psikolog Cevher Sönmez’e göre, yas tutmayan toplumlar zamanla kaybetmeye karşı hırçınlaşıp, duygularını yönetmekte zorlanıyor.

 

Ertelediğimiz acılarsa zamanla, kalbimizin en sıcağına birer birer düşmeye başlıyor. Sözde bastırdığımız her acı bilinçaltımızda birikip bizi depresyona, anksiyeteye itiyor. Yani yaşadığımız kayıpların ardından acıyla hayat bulan duygu ve düşüncelerle mutlaka yüzleşmeliymişiz. Tamam, yüzleşiyoruz hatta bir günlük ulusal yas ilan ediliyor, bayraklar yarıya indiriliyor, sosyal medya hep bir ağızdan terörü lanetliyor, aynı acıda buluşuyor ama sonra ne oluyor? Ertesi gün kaldığı yerden devam!

 

Sönmez, yas sürecini derinden ve sonuna kadar yaşayanların süreç sonunda eğlenceye isteseler de yönelemeyeceklerini söylüyor: “Ama şu da bir gerçek ki insanlar her gün aynı duygu durumunu yaşamak istemiyor ve günün sonunda zihnimiz, savunma mekanizmamızdan gelen komutlar üzerine iyiye doğru değişim yaratıyor!” 

 

Yazının devamı...

Kendinizle yüzleşin

9 Aralık 2016

Nedir? Özel bir frekans aracı, ruhunuzun, bedeninizin risk rehberi. Halihazırda olan ya da kapıda hazırolda bekleyen hastalıklarınızı, risklerinizi, buna kanser de dahil, alerjilerinizi, eksik minerallerinizi, doğru beslenip beslenmediğinizi, duygularınızı, geçmişten gelen travmalarınızı nokta atışla tespit ediyor.

 

Nasıl? Vücudunuza 12 bin farklı frekans salarak ve biofeedback, biorezonans, kuantum, homeopati yöntemlerini kullanarak.

 

Kim bulmuş? NOBEL Ödüllü sistem, NASA’lı bilim adamı Prof. Dr. William Bill Nelson tarafından bulunmuş.

 

Nasıl çalışıyor? Elayak bileklerime, başıma elektrotlar yerleştiriliyor, başımda da bir taç. Scio kostümlerimi giydiysem sıra soru-cevapta. Kullandığım ilaçlar, alerjilerim, ne yer ne içerim, şekerin içine mi düşerim, yanından mı geçerim, günde kaç bardak su içerim. Alkol, çay, kahve tüketimim, kaç kilo fazlamın olduğunu düşünürüm, varsa travmalarım ve tabii ki stresim. Hepsini tek tek yanıtlıyorum. Ardından Scio cihazıyla uyumlu hale geliyoruz. Dört dakikalık testten sonra ne var, ne yok her şey ortaya dökülüyor.

 

Yazının devamı...

Siyam ikizleri beyin ve bağırsak

25 Kasım 2016

Doktorumuz bağırsaklar için “İkincil beyin” diyor. Peki; ikincil beynimizde neler oluyor? Bedenin diğer kısımlarının aksine bağırsak; geniş, karmaşık, yarı-otonom bir beyinmiş. Ve biraz da başına buyruk çünkü en bağımsız karar alan bölümmüş. Tüm bedeni uyaran endokrin iç salgısı da çok karmaşık ve detaylıymış.

 

Beyin ve bağırsak siyam ikizleri gibi... Üstelik hep de sohbet halindelermiş. Ama oldu da biri bozuldu, hop diğeri de bozulurmuş. Yani bağırsakların beyin sağlığıyla yakın ilişkisi varmış. Deneyimlediğimiz, hissettiğimiz, yaptığımız her şey beyin işlevlerinden biriymiş. Keyif almak, algılamak, anlamak, hayatı deneyimlemek ise her iki beynin sağlığıyla ilgiliymiş.

 

Dikkat dikkat: Duygular karında oluşur ve etkili olurmuş! Modern tıp bağırsak ve mide işlerinin kişinin ruhsal durumuyla bağlantılı olduğunu gözlemlemiş. İşte bu yüzden duygu durum, kaygı bozukluklarından, beynimizde bozuk plak gibi dönüp duran düşüncelerden şıp diye etkilenen organ mide ve bağırsaklarımızmış.

 

Mutluluk da bağırsaktan geliyor; doktorumuz “Seratoninin yüzde 85’i bağırsaklarda üretiliyor” diyor. Gerginlik ve stres de seratonin üretimini olumsuz etkiliyor. Huzursuzluk ve depresyon tavan yapıyor.

 

Yazının devamı...

İzmir’de festival üstüne festival

18 Kasım 2016

Sürdürülebilir Yaşam Festivali dün başladı, bugün ve yarın da devam ediyor. Bu yıl 9’uncu yaşını kutlayan SYFF; İzmirlilerle Fransız Kültür Merkezi’nde kucaklaşıyor. Bu festivalin bir amacı var! Amaç; çevre sorunları hakkında halkı bilinçlendirmek. Ama öyle felaket senaryoları, korkutma, ürkütme yok! Son derece akılcı çözümler ve çözüm arayışları var. Gezegenin geleceğini masaya yatırmak isteyenler film gösterimlerini, sohbetleri, mini müzik dinletilerini kaçırmayın derim. Kafayı açmak iyidir!

İzmir’in ilk video festivali ‘Impact Videofest’te son haftalara girdik! Son gün 30 Kasım. Ev sahibi tabii ki Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi. Merkezin 5 galerisi siyah kadife perdelere büründü. Performans videolarının hepsi birbirinden ilgi çekici. Festivalde amaç çok! Türkiye’de henüz gelişim aşamasındaki ‘video sanatı’ için yeni mecralar, yeni tartışma alanları yaratmak. Çiçeği burnunda video sanatçıları için yeni sahalar açmak. Ve tabii ki küresel video festivalleri arasına girmek.

MANDEKAN CUBANO VE RİCHARD BONA İLE YAPILACAK

Büyükşehir Belediyesi Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nin ev sahipliğinde başlayacak ‘1 Festival İzmir’ için şöyle diyebiliriz: İzmir bu kadar ünlü yerli ve yabancı sanatçıyı bir arada görmemişti! 28 Kasım’da başlayacak festival, 3 Aralık’ta sona erecek. Açılış, büyük salonda saat 20.00’de.  Festivalin sürprizlerinden biri Kenan Doğulu. Yapımcılığını Blue in Green grubunun sırtladığı, müzik direktörlüğünü Furio di Castri ve Giampaolo Casati’nin ele aldığı konserde bambaşka bir Kenan Doğulu göreceğiz. Artık festival heyecanı mı Kenan Doğulu sevgisi mi bilinmez, bilet satışları tavan. Biletler satışta ve tükenmek üzere... Biraz acele etmekte fayda var.

UNESCO Müzik Ödüllü Âlim Qasimov da festivalde! Bitmedi! Büyük ustaya Camera İzmir Orkestrası da eşlik edecek. Kapanış sahnesi Kerem Görsev ve quartet’inin. Görsev’e kontrbasta Kağan Yıldız, davulda Ferit Odman eşlik edecek. Bu trio başka trio dostlar.

Yazının devamı...

10 adımda hayat temizliği

4 Kasım 2016

İlgi delileri: Sahi poh poh perisi olmaktan sıkılmadınız mı? “Çok güzelsin! Çok yakışıklısın! Çok harikasın! On numarasın!” Böyle insanlar kısa vadede tamam ama uzun vadede çekilmez olurlar. Sevilmediler mi, beğenilmediler mi, ortamda ilgi bulamadılar mı gelir size sardırırlar. İstekleri hiç bitmez! Sevgi isterler, üstünüzde ne var ne yok isterler, yeni bir kot mu aldınız gözleri kalır, onu da isterler, en nihayetinde hayatınızı isterler. İlk bez vuracağınız tipler bunlar olsun.

 

Zeytinyağı tipler: Ne olursa olsun her daim üste çıkıp kendini haklı çıkaranlar! İstediğiniz kadar haklı olun, elinizde whatsapp konuşması olsun, ses kaydı olsun, yazı olsun, imza olsun ne olursa olsun bunlar ne yapar eder, yine kendilerini haklı çıkarırlar. Olan size olur, enerjinize, nefesine olur. Değer mi? Temizlikte hop kapı dışarı.

 

Lojistikler: Sürekli ondan ona laf taşıyanlar. Siz daha cümlenin sonunu getirmeden sağır sultana bile yetiştirirler. Yüzüne vursanız da utanmazlar çünkü onlar bu lojistik halden beslenirler. Laf taşımazlarsa hastalanıp yataklara düşerler. Kısacası fevkalade zararlılardır. On numara ortalık karıştırırlar, daldan dala laf taşırlar. Ha, “Kulağına gitsin!” dediğiniz şeyler varsa o ayrı. Ama onun da garantisi yok. Onun kulağı, bunun kulağı derken yine sizi rezil ederler.

 

Ama’cılar: Yalanları ve bahaneleri hep raftadır. Önce anlaşalım, yalanın beyazı, pembesi yok! Kısa vadede günü kurtarsa da uzun vadede hastalık. Tanıştırayım mitomani; bir çeşit dürtü kontrol bozukluğu. Bırakın onların ayarları bozulsun, sizin ayarlara bir şey olmasın. “Aman onun ki beyaz yalan, pembe yalan!” deyip geçmeyin, onların hayatları yalan.

 

Yazının devamı...

Bir ilişkinin 12 arketipli anatomisi

28 Ekim 2016

NEDİR?

 

Arketip; en temel haliyle kalıp, şablon demek. Bir ömür depoladığımız bilgiler, inançlar; biz farkında olmadan hayat görüşlerimizi meydana getiriyor. Tüm bu inançların istiflendiği yere psikoloji, bilinçaltı diyor. Bilinçaltımızda insanlar hakkında görüşlerimiz yatıyor. Bu görüşler,  psikolojinin kurucusu Carl G. Jung’un bahsettiği 12 temel insan arketipine göre gruplanıyor.

 

12 TİP VAR

 

Şakacı Vale, cesur Şövalye, otoriter Kral, vizyoner Büyücü, tutkulu Âşık, özgür ruhlu Asi, şefkatli İyileştirici, mükemmeliyetçi Yaratıcı, hep bir arayış içinde olan Kâşif, erdemli Bilge, alçakgönüllü Sıradan İnsan ve romantik Saf... Bağlanma korkusu olanlar hep ‘kâşif’ arketipler. Aman diyeyim!

 

Yazının devamı...

Ekimde aşk başkadır... Hele de Çeşme’de!

21 Ekim 2016

Siz Tinika ile Nezir Kaya’yı hiç duymuş muydunuz? Ne Romeo-Juliet’ten ilham alınmış, ne başka bir ülkeden devşirilmiş, ne de çok satan bir kitaptan uyarlanmış. Tinika ile Nezir Kaya; onlar bizden, içimizden, Ege’den...

 

Hikâyelerine gelince... Esas oğlanımız Nezir Kaya sağır ve dilsiz bir genç.  Esas kızımız Ege’nin karşı yakasından. Yunanistan’ın Sakız Adası’ndan. Adı Tinika... Güzelliği dillere destan... Nerede karşılaştıkları bilinmiyor ama bizim Nezir ilk görüşte âşık oluyor komşu kızına. Fakat Tinika Sakız’da yaşıyor... Başka bir ülkenin, başka bir hayatın çocuğu... Nezir deseniz bir garip oğlan. Mesafe çok, para yok, pasaport yok! Ama aşk var! Nezir denize meydan okumuş. Kayıklar yapmış, kayıklara uçurtmalardan yelkenler yapmış... En nihayetinde Sakız’a varmış, ama Tinika’ya değil polise ulaşmış. Casus sanmışlar... Dayak, işkence, hakaret... Başına gelmeyen kalmamış. Sonra bir tanıyan çıkmış da öyle bırakmışlar. Her şeye rağmen yılmamış bizim oğlan. Defalarca gitmiş Sakız’a, her seferinde de geri yollamışlar. Ta ki bir gün bir kazada hayata ve Tinika’ya veda edene kadar. Nezir öldükten sonra Tinika Çeşme’ye gelmiş, bir demet çiçek, bir anahtar, bir de kilit bırakmış. Çünkü Rum âdetlerine göre sevenler, sevdiklerine sevgilerini anlatmak için anahtar ve kilit verirlermiş.

 

Çeşme Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç da bu aşktan ilham alarak ‘9 Durak 9 Deneyim’ projesinin kanatları altında, Türkiye’nin ilk Aşk Festivali’ne geçen yıl hayat verdi. Muhittin Bey; “Ağabey” dediği Nezir Kaya’yı, ailesini, akrabalarını tanıyor.

 

 

BİZ DE VARIZ!

Yazının devamı...