"Aynur Tartan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aynur Tartan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aynur Tartan

40 yaş sendromunu yenme rehberi

18 Şubat 2017

40 yaşı umursamayan da var, 40 yaşla el ele, kol kola mutlu mesut yaşayan da. Ama tabi bu örnekler bizde pek yok, bizde daha çok stres var, sıkıntı var, büyük patlama var. Nedeni de toplum olarak yaşam sistemimizde eksikler, hatalar olması, duygularımızı bastırmamız ve “El alem ne der?” klişelerimizmiş. Biz de ne yapıyoruz? Süreçle savaşmıyoruz, sürece sarılıyoruz, onu kabul ediyoruz.

Sendrom dediğiniz öyle çat kapı gelmiyor tabi. Ayak sesleri 1-2 yıl öncesinden başlıyormuş. Belli ki göz açıp kapayıncaya kadar gitmeyecek, geçmeyecek. En iyisi acele etmemek acısını da, sancısını da hazmetmek.

Plan üstüne plan bindireceğim, ertelediğim her şeyi hemen şimdi yapacağım, işi değiştireceğim, eşi değiştireceğim, evi taşıyacağım diye etrafa saldırmayın. Plan yapın, program yapın. Özellikle de boşanmayı tek çözüm olarak görmeyin, gerekirse destek alın.

Tamam, etrafa saldırmadınız ama bu defa da hıncınızı kendinizden almayın. Gidip hokka burnum olsun, köfte dudağım olsun, kaz ayaklarım dümdüz olsun diye hemen neşter altına yatmayın. Önce gerçekten ne istediğinizi anlayın.

Otopsi yapın, pişmanlıklarınızı analiz edin ama kendinizi suçlamaktan vazgeçin.

Tamam, yapımız duygusal ister istemez zorlanıyoruz ama bir yandan da deviniyoruz. Farkındalığımız zirve yapıyor, tecrübelerimiz zenginleşiyor, ruhumuz, bedenimiz, özümüz, sözümüz olgunlaşıyor, güzelleşiyor. Hatta bu yaşlarda “Bedenimi 40’ımda fark ettim… Sevişmeyi 40’larımda keşfettim…” diyen kadınlarla karşılaşabilirsiniz diyor Serhat.

Uzun lafın kısası kendinize değer verin, kendinize bakın, bireysel alanlar yaratın, üretin, yazın, çizin, gezin, seyahat edin, arkadaşlık edin.

Otopsi sürecin olmazsa olmazı ama sizin otopsiler daha çok kazanç, kariyer ve kaygı üzerineymiş. “Bu yaşa kadar ne yaptım? Ne kazandım? Nerelere geldim?” kafası yani. Otopsi sonucunuz olumsuz olursa; depresif mod aktif oluyormuş. Aman diyeyim geçmiş pişmanlıkları bırakın, yeni yollara bakın.

Yazının devamı...

Konuşmuyoruz, dokunmuyoruz duygu sağırı oluyoruz

11 Şubat 2017

Tanıştırayım: Aleksitimi... Türkçe karşılığı ‘duygu sağırlığı’ ya da ‘duygu körlüğü’.  En yalın haliyle duygulara sağır olmak, duyguları tanımamak, ifade edememek, söze dökememek.

Kimlerde, nasıl görürüz?  “Konuşsana! Bir şeyler söylesene! Dilini mi yuttun be adam!” diye şöyle bir silkelemek istediğimiz insanlarda... Yani sevinçlerini, üzüntülerini, sevgilerini, öfkelerini belli edemeyenler.

Peki, neden? Liste başı çocukluk döneminde aile içinde yetersiz sosyalleşme, ilgi ve şefkat görememe! Sonra beyninin iki yarımküresi arasında iletişim noksanlığı. Bir de eğitim düzeyi düştükçe aleksitimi artıyormuş, çünkü duygularımızı ifade edecek kelimeleri bulmakta zorlanıyormuşuz. Erkeklerde daha sık görülüyor.

Neye göre tanı koyuluyor? 20 sorudan oluşan ‘Toronto Aleksitimi Ölçeği’ ile. Tedaviye gelince... Psikoterapi, tedavinin olmazsa olmazı.

5 adımda kurtulma reçetesi

Bedeninizi yumuşatın: “Fiziksel olarak kendinize ne kadar bakıyorsunuz?”, “Stres altındayken bedeninizle temas kuruyor musunuz?” Bu soruların cevabı önemli. Kaslarımız dışarıdaki tehlikelere karşı bedenimizi korur, adeta bir zırh görevi üstlenirmiş. Gençler size söylüyorum, büyükler siz anlayın! Mesela sınavdaki performansınız için kaygılanıyorsanız kaslarınız adeta düğüm olurmuş. Ve zamanla o gerginlik büyüyüp tüm sisteminizi gereksiz bir stresin içine sokuyormuş!

Düşüncelerinize izin verin: Hepimiz sabahtan akşama, akşamdan sabaha kurup duruyoruz. Kurmayacakmışız! Düşüncelerle boğuşmayacakmışız. Düşüncelerin gelip gitmesine izin verecek, beynimize, kendimize merhamet edecekmişiz.

Ruhunuzu besleyin: Doğa, sanat, estetik, güzellik... Ruha dokunan, ruhu iyileştiren ve besleyen her şey... Hepsinden her gün çokça lütfen!

Yazının devamı...

İzmir’in kadınlarına övgü

28 Ocak 2017

Eteklerinin boyuna, fikirlerinin boyutuna karışılmadan kök salarlar hayata. İzin almazlar sadece haber verirler. Sizin fikrinize, düşüncenize, varlığınıza saygı duymadıklarından değil, iyilikten, güzellikten… İzin almanın prangalarından değil, haber vermenin hoşluğundan. Hesabı ödemeleri, önden önden yürümeleri, ağız dolusu gülmeleri, kız kıza gezmeleri, solo tatilleri bozmasın sizi...

Güzelliği biliyoruz sıradaki lütfen! Bu güzellik meselesinden İzmir’in kadınlarına gına geldi. Bunun daha zekâsı var, yeteneği var, yaratıcılığı var, iletişimi, girişimciliği var. Var da var! Sonra çalışmadığınız yerden sorulunca üzülmeyin!

Kıskançlık mı, o da ne? İster Hollywood yıldızı olun, ister Bollywood… Ne yaparsanız yapın, sizi kıskanmayacak! Bir kere özgüven tavan, kıskanmak için fazla iyiler. 

Moda yoktur, moda zaten o’dur! İstanbullular gibi dünya markalarına, çantalara, ayakkabılara servet harcamazlar. Onların sokak arası butikleri, butikten butik pazarları, gül gibi Gül Sokakları vardır. Tarzları ve zevkleriyle ne giyseler yakışır, İzmirli kadın kendine her şeyi yakıştırır.

Sıcak, samimi, içten… İzmirli kadın güleçtir. İzmir gibi sıcak, samimidir. Beş karış suratla gezmek, selamsız sabahsız geçmek İstanbul adabı.

Lafı hiç dolandırmayacak pat diye söyleyecek. Bazen insanın sinirine dokunur ama alışın, onunki patavatsızlık değil, açık sözlülük.

Ete veda, ota merhaba! Cibesi, dağlaması, deniz börülcesi, ebegümeci, gelinciği, hardalı, körmeni, radikası, turp otu, yabani marulu, rezenesi, bir başkadır şevketi bostanı… İzmir kadınıyla aranızı güzel tutmak için otlarla da aranız iyi olacak.

Asfalyaları attırmayın! “Geliyom, Gidiyom, Napıyon?” bu işin altın kuralı. Çekirdek “çiğdem”, simit “gevrek”, domates “domat”, çamaşır suyu “klorak”…

Yazının devamı...

8 keşifte BİLİMSEV

21 Ocak 2017

NEDİR, NE DEĞİLDİR?

Urla Ovacık Köyü’nün kalbinde en sade haliyle farkındalık kazanma merkezi. BİLİMSEV demek; temel bilimler, astronomi, teknoloji ve paleontoloji demek. Tüm bu alanlarda bilimsel yöntemlerle uygulamalı atölye çalışmaları yapıyorlar.

 KAÇ YAŞINDA?

Henüz çiçeği burnunda, en tazesinden bilim, sanat ve etkinlik!

 AMACINI SÖYLE!

Hayatın akışında bilime ve teknolojiye yer açmak. Sonra üretkenlik, yaratıcılık, merak, sonuç alma, problem çözme ve mantıksal düşünme beceresi kazandırmak. Daha ne olsun!

 SEÇ, BEĞEN, KATIL! 

'Atölye’ deyip geçmeyin, bu atölyeler bildiğiniz atölyelerden değil. Çünkü hepsi merkezin 1994’ten beri İzmir’de hayat süren okul öncesi eğitim kurumlarına bağlı. Bilimi dokunarak, hissederek, deneyerek deneyimlemek için Bilim ve Teknoloji Atölyesi... Hayalinizdeki robota hayat vermek için Robotik Atölyesi... Elektrik-Elektronik sistemlerle tanışmak, kaynaşmak için Elektrik ve Elektronik Atölyesi...Fark etmek ve keşfetmek için Küçük Mucitler Atölyesi... Çocuklara, gençlere astronomların izinde fevkalade Astronomi Atölyesi... Paleontologlarla Dinozor-Fosil-Arkeoloji Atölyesi... Doğuştan aşçılara, Mutfak Atölyesi... Artık aklınıza ne gelirse!

Yazının devamı...

İzmir’in kar sevinci

14 Ocak 2017

İzmir’e kar yağdı, coşku tavan yaptı! İzmirli her kış bir umut: Ha yağdı ha yağacak... Ama yağmazsa da dert etmez. Kar gelmezse, İzmirli kara gider. Bu hafta fevkalade bir şey oldu. Önce konfeti gibi başladı sonra kartopu oldu. Gökten düşen her beyaza kar diye sarılan İzmirli soluğu sokakta aldı. Abartmıyorum, gökten düşen kar tanelerini eliyle tutup, o tanelere gülümseyen insanlar gördüm. İçim mutluluk doldu, umut doldu! Merak ettim, araştırdım, meğer insanlarda nadir olan bir şeyi görünce algıda değişim oluyormuş. Değişimle de adrenalin artıyormuş, mutluluk hormonu salgılanıyormuş. Nedeni de; psikolojide beyaz rengin iç açıcı ve ferahlatıcı etkisinin olmasıymış.

- Karla göz göze gelen İzmirli tripleri... Lastik ayakkabıyla sokağa fırlayan da vardı. Yaka-bağır açık koşturan da. Sonrası zaten ‘buzda dans’. Kayanlar, düşenler, düşenlere el verenler... Hastanelerin ortopedi servislerini dolduranlar. Kırıklar, çıkıklar... Çocuğunu okuldan kaptığı gibi semt semt kar arayanlar. “Sizin orada kar var mı?” diye kar avına çıkanlar... Sulusepken karı görüp kartopu diye coşanlar... Bir santim karı metreyle ölçmeler... Bir santim karla “Okullar tatil olsun” diye internetten kampanya başlatan çocuklar... “Bu kar tutar!” diye atıp tutmalar... “Tam tutacaktı” derken hayıflanmalar...

SOSYAL MEDYA YIKILDI

- İzmirlilerin kar yağışı yorumu: “İlginç!” Mutlu olanlar, şok olanlar, şaşkına dönenler, ne yapacağını şaşıranlar, inanamayanlar... Bir haber ajansına konuşan 55 yaşındaki İzmirlinin sözleri tüm İzmir’e bedeldi: “İzmir’de ikinci defa kar yağışını görüyorum, ilginç geliyor!” Kar işin bahanesi dostlar. İzmirli olmak demek gündeme rağmen, hayata rağmen, hâlâ şaşıracak şeyler bulabilmek demek, her mevsim hayatı yeniden keşfetmek demek.

- Sosyal medya da boş durmadı! İzmir’de kar yağışı hayatı olumlu yönde etkiledi ama sosyal medyayı ciddi anlamda felç etti. Öyle ki Instagram, Twitter, Facebook kar paylaşımlarıyla yıkıldı.

- ‘1. Uluslararası İzmir Kardanadam Festivali’... Bu sene ilk defa düzenlenen ve İzmirlilerden büyük ilgi gören festival kısa ama öz sürdü. Kentin dört bir yanından eline bir avuç kar alan 7’den 70’e her yaştan vatandaş, yılların hasretiyle kardan adam yaptı. Yaratıcılık tavan yaptı. El kadar buzları kardan adama benzetmeye çalışan İzmirliler; “İzmir’e acilen kartopu ve kardan adam yapma kursu açılmalı” dediler. İzmir’de hayat, telaş bilmez, panik sevmez, surat asmaz. Özgürlüğü, özgüveni tavandır, yeri geldi mi kendini bile ti’ye alır. Ey İstanbullular; size örnek olsun! İzmir’de hayat bir tık ti’ye almaktır!

- İzmirlilerin yoğun ilgisinden bunalan kar yurdu terk etti! İzmirliler; karayollarının tuzlama ekiplerine savaş açtı, isyan çıkardı. Son tutmuş karı da temizleyen belediye görevlilerine saldırdı.  Ama nafile... Giden kar, geri gelmedi.

-

Yazının devamı...

Her şeye rağmen mutlu olmanın 6 yolu

7 Ocak 2017

1-Hayatımızdaki değişimi azaltmalıyız! Malum ülke olarak hızlı bir değişim sürecinden geçiyoruz. OHAL’in biri bitmeden diğeri başlıyor. OHAL süreci, sürece bağlı TSK, yargı, milli eğitim, emniyet ve diğer devlet kurumlarındaki hızlı değişimler iyi ya da kötü hepimizi etkiliyor. Psikoloğumuz; “Değişim stres nedenidir ve adaptasyon gerektirir” diyor. Yani bir şekilde adapte olmamız gerekiyor. Nasıl mı? Çekirdek hayatımızdaki değişimleri minimuma indirerek ve elimizden geldiğince diğer stres faktörlerinden korunarak.

2- Hayatımızdaki belirsizlikleri azaltmalıyız! “Kaygılarımız tavan” diyorum ya; kaygının doğum yeri belirsizlikmiş. Darbe girişimi ve terör saldırıları ile ilgili durum netleştikçe, yeni bir darbe ihtimalinin kalmadığına ya da terörle iyi mücadele edildiğine ikna oldukça daha iyi hissedecekmişiz. Bir de “O patlar mı? Bu çatlar mı? Onun tipi bozuk, bunun montu şişik…” diye kendimizi galeyana getirmez, “O FETÖ’cü mü, bu PKK’lı mı, yoksa DAEŞ’li mi?” diye paranoya yapmazsak bir umut belirsizliklerimiz azalıp, kaygılarımız ortadan kalkarmış.

3-Hayatımızda özgürlükleri arttırmalıyız! Gündem özgürlüğümüzü rafa kaldırdı. Haklı olarak korkuyoruz. Evden çıkmak istemiyoruz. Kalabalık yerlere, AVM’lere gitmek istemiyoruz. Sosyal hayatın bir adım gerisinde duruyoruz. Toplu taşımaya binerken iki kere düşünüyoruz. Psikoloğumuza çaresini soruyoruz. “Bireysel özgürlüğün devlet tarafından güvence altında olduğu sıkça vurgulanmalı’” diyor. Bir de rafa kaldırdığımız özgürlüklerimizi artık raftan indirme vaktiymiş. Eskiden keyif aldığımız şeylere öyle ya da böyle yeniden devam.

4- Olumsuz duygulardan kaçmamalıyız! Duygularımızla tanışıp, kontrolü ele almak önemliymiş. Öfkemizi tanırsak onu kontrol edebilirmişiz ama onu görmezden gelip nefret ve hiddete dönüştürürsek o bizi kontrol edermiş. İsteklerimizi bilirsek onları kontrol edebilirmişiz ama bilmezsek kıskançlığa dönüşüp bizi ele geçirirlermiş. Sonra korkularımızın farkına varıp anlamaya çalışırsak onları kontrol edebilirmişiz ama görmezden gelip kaçarsak fobiye dönüşüp bizi kontrol etmeye başlarlarmış. Öfke ve korku hayatta kalmamızı sağlayan ilkel duygularımızmış. Kulağımıza küpe; mutsuzluk bizi aynı hataları yapmaktan, öfke engellenmekten, korkularımız da bizi göz göre göre mağlup olmaktan korurmuş. Yani olumsuz duygu diye bir şey yok dostlar, sadece bazılarımız duygularını olumsuz kullanıyor hepsi bu.

5- Sorumluluklar omuza! Psikoloğumuz; “Yaşadığımız tüm toplumsal sorunların nedeni bireysel sorumluluklarımızın farkına varmayıp zamanında kafamıza takmamamız” diyor, doğru da diyor. Sorunları çözmek yerine ne yapıyoruz? Olan biten ne varsa hepsine gözlerimizi kapatıyoruz, sorumluluk almaktan şiddetle kaçınıyoruz. Oysaki kendimize sormamız gereken bir yığın soru var. “Toplumsal barışa ne kadar fayda sağlıyorum? Aynı coğrafyada beraber yaşadığım insanları yer, din, mezhepleri ile kategorize ediyor muyum? Onlara bu yüzden düşmanca davranıyor muyum? Toplumsal kurallara ne kadar uyuyorum? Komşularımla, iş arkadaşlarımla aram ne kadar iyi? İhtiyacımdan fazla tüketip, paylaşmak yerine biriktiriyor muyum?” Sorun, sorun, sorun! Rahatsız olana dek, mutsuz olana dek, değersiz hissedene dek sorun! Hakkını vermek lazım hükümet bu süreçte sorumluluk kavramını çok iyi kullandı ve hepimize kurtuluş sorumluluğu yükledi. Halkı meydanlara indirerek; “Darbeyi siz engellediniz! Yastık altındaki dolarları bozdurtarak ülkenin ekonomisini siz kurtaracaksınız!” mesajını verdi. Sonuç; aidiyet güçlendi, özgüven kazandı.

6- Güvenlik ve adalet şemamızı yeniden güçlendirmeliyiz! Ruhsal travmalarda güvenlik ve adalet şemasının yeniden yapılanması mühimmiş. Bu süreçte duygu ve düşüncelerimizi bastırmak yerine paylaşmalı ve gerekirse destek almalıymışız. Hep bir ağızdan söylediğimiz gibi birlik beraberlik duygusu ve her kesime saygı duymak bu zor ve ağır günlerin şifası. Psikoloğumuz; “Adalet duygusunu bir nevi temel iyileştirici olarak düşünebilirsiniz” diyor.  Suçluların tespit edilmesi ve yargı süreci hepimize iyi gelecek, olayların üzerimizde yarattığı travmatik etkiler hafifleyecekmiş. 

Yazının devamı...

Yeni yıl kutlama rehberi

31 Aralık 2016

Kutlamak, kültürel aidiyetimizi destekler: Yılbaşı, doğum günü, evlilik yıldönümü, bayramlar, başka bir deyişle ‘özel günler’. Adı üzerinde aslında; onlar hayatımızı özel kılanlar, hayatımıza özellik katanlar.Tabii ki arkalarında başka niyetler aramadığımız sürece güzeller. Peki; sizce de son günlerde, son yıllarda özel günlerin önemi, anlamı daha bir tavan değil mi?

Aşkım, zor günler arttıkça özel günlerin daha çok anlam taşıdığını söylüyor. Evet, Noel bizde yok, dinimizde, kültürümüzde yok ama yeni yıl ve coşkusu hepimizin. Ama hâlâ pek çoğumuz “Kültürüme zarar!” deyip bu coşkuya ortak olmuyor. Hal böyle olunca kimimiz için aidiyet var, kimimiz için yok. Oysa ki öğreniyorum ki sadece ‘Yeni yıl’ dersek, yılbaşını, kültürünü, batısını, doğusunu bir kenara bırakırsak sevdiklerimizle aidiyetimiz kuvvetlenirmiş. Ve tüm bu özel günler sosyal, kültürel aidiyet gelişimimizi desteklermiş.

Paylaşımlara dikkat: Özel günlerin aidiyet duygumuzu desteklemesi on numara beş yıldız ama ah şu günlerin abartısı yok mu? İşte o hem başa hem de ruha bela. Peki; bu işin abartısı nedir, kararı nedir?Aşkım “Yeni yıl kök geçmişimizde yok! En tanıdık hatıramız; ailece televizyon izlemek, sohbetli, lezzetli, özenli bir sofrada aileyle, akrabalarla buluşmak, piyango bileti almak, belki tombala oynamak...” Buraya kadar sıkıntı yokmuş dostlar. Ama bundan sonrası tehlike çanları, reklam ve pazarlama sektörünün çığlıkları. Tüm bu atmosferden etkilenip abartanlarınız olacak; Kapışmak “Tabii ki eğlenmek ve yaşama devam etmek hakkımız ama hassasiyetlerimiz de olmalı!” diyor. “Nedir bu hassasiyetlerimiz?” derseniz; telefon, tablet, sosyal medya artık altıncı parmağımız, kabul, ama yediğimizi, içtiğimizi, eğlendiğimizi dozunda paylaşmak önemli. Çünkü aşırısı bu dönem için empatik değil!

Kutlayanlara hoşgörüsüz davranmayın: Gelelim çocuklara... Kapışmak’a göre “Özel günleri kutlamamak bir yana bu günlere nasıl bir yorum getirerek büyümüş olmak önemli!” Aile özel günlere ‘yabancı icadı’ gözüyle bakar, çocuğa düşmanlık, korku aşılarsa çocukta ya nefret oluşurmuş ya da tam tersi çocuk tahrik olurmuş. “Peki; ne yapmalı?” diyorum. Ailece sohbet etmeli, samimi tutumlar sergilemeli, bu tür günleri kutlayanlarla empati kurulmalı, çocuğun soruları cevapsız bırakılmamalı ve çocuğa bilinçli açıklamalar yapılmalıymış. Bu sayede çocuk yetişkin olduğunda zorlanmaz, hayat anahtarı empati ve hoşgörü olurmuş.

Beklentilerinizi abartmayın: Eşi, sevgilisi özel günlere önem vermeyen kadınlar... Ne yaparsa yapsın hayatındaki erkeği değiştiremeyen ama yine de bir umut kadınlar... “Ne yapmalı, ne etmeli, derdimizi nasıl dile dökmeli?” derseniz; Aşkım’dan tüyoları veriyorum. Eşinizi, sevgilinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Kıyaslarsanız kaybedersiniz! Beklenti denizinde boğulmayın. Bir kere her şeyin başı sağlam ilişki. Sağlam ilişki demek; beklentilerinizi kendi sınırlarınızı aşmadan yaşamak, beklentileri de hayat gibi birbirinize yük değil ortak etmek demek. Hepimizin yeni yıl liste başı sağlık; ben de sizlere sağlıklı bir ömür, sağlıklı iletişim, sağlıklı ilişkiler diliyorum. Kalbinizden, evinizden, sofranızdan sevgi, sohbet,
lezzet, bereket eksik olmasın! Yeni yıl umut olsun, hayat olsun!

 

Yazının devamı...

2016’da İzmir’in ‘en’leri

24 Aralık 2016

EN TAZESİ: 2016’dan önce son çıkışta bir geldi, pir geldi. İstanbullu 360, İzmir’e hoş geldi. Sevgili İstanbullular en iyisi, en tazesi, en havalısı hep sizde mi? İzmir, doğuştan havalı olunca tenezzül etmedi ama tabii gelince de “Hayır!” diyemedi. Dünyaca ünlü 360, Bayraklı Hilton Garden Inn’in tepesine kondu. Şu aralar İzmir’in en tazesi. Bir başka taze Susurluklu Yasa. Yasa artık tostuyla, çiğböreğiyle, köpük köpük ayranıyla Alsancak’ta. B’ready; Alsancak’ta butik bir lezzet şöleni. Damak şenlendiren kahvaltısı var. Diğer tazelere gelince... Ney ve gitar geceleriyle Taş Ev Cafe, Karşıyaka Mavibahçe’nin sosyal kelebeği Kepler Social House, Bostanlı’nın en lezzetli burger durağı No 7, Ilıca’dan sonra Alsancak’ta açılan krepçi Rimo’s, içi yananlara Yomumu Frozen Yogurt, Bornova’da “Sana İyi Köfte” mottosuyla LKM ve yine Bornova’da Avrupalı Ton’s Burger.


EN POPÜLERİ: Eskiden İzmir’in kalbi Alsancak’ta atardı ama 2016’da işler değişti. Bayrağı Karşıyaka nam-ı diğer ‘35,5’ aldı. Hem de öyle bir aldı ki; önümüzdeki günlerde İzmirli eş-dostunuzla program yapmayı düşünüyorsanız, unutun. Çünkü çiçeği burnunda AVM Mavibahçe’nin altını üstüne getirmekle meşguller. Tamam, AVM ama kutu gibi değil. Ortası kent meydanı. Yani tam da İzmirlilerin havaları. Meydanda konserler var, şenlikler var, pazarlar, kermesler var. Ajandalara not; 31 Aralık’a kadar her hafta sonu 19.00 ile 22.00 arasında Mavibahçe’de yapay kar yağıyor.

 

EN MEVSİMLİĞİ: İzmir’in “Gençlik başımda duman, ilk aşkım, ilk heyecanı” Çeşme ve 9 durağı. Ege kasabası Urla... Yenisiyle, eskisiyle, uzun soluklu balık sofraları ve kedileriyle Foça... Doğası, denizi, mis gibi kekik kokulu Karaburun.... Saklı güzellik Mordoğan.... Hem lezzetli hem yeşil Tire, Kaplan Köyü... Sade ve sakin bir İzmirli; Seferihisar, Sığacık.... En şirininden Şirince...


EN ‘YEME DE YANINDA YAT’I: Babadan oğula gurme Ahmet Güzelyağdöken’in Balmumu. Ekmek dolması, paşa böreği, Alaşehir kaplaması ve buğday pilavı mekânın dört atlısı.


Yazının devamı...