"Aynur Tartan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aynur Tartan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aynur Tartan

5 maddede sapyo-seksüellik

1 Eylül 2018

 Sapyoseksüellik ne demek?
Çiçeği burnunda bir terim. Geçen haftalarda sevgili Ertuğrul Özkök’ün köşesinden yaptığı açıklamayı hatırlayalım: “Artık hedef kitlem sapyoseksüel kadın!”. Özkök’ten aldığım ilhamla ben de merak ettim ve konunun peşine düştüm. İki Latince kelimenin aşkından dünyaya gelmiş; ‘sapien’ ve ‘sexualite’. Sapien Latincede zekâ demek. Sexualite de hepimizin malumu... Dolayısıyla sapyoseksüelin anlamı, karşı tarafın zekâsını, aklını, fikrini sevmek, ondan cinsel olarak etkilenmek, zekâsını çekici ve tahrik edici bulmak, kısacası “Ben senin zekânı sevdim” demekmiş.

Varoluşçu Jean Paul Sartre ile feminist filozof Simone de Beauvoir’ın 51 yıllık ilişkisi, entelektüel birlikteliğin sembolü gibi.
 Sapyoseksüellerin ortak özellikleri nedir?
Aptallığa dayanamayanlar, aptallıktan buz gibi soğuyanlar... Zekice yapılmış espriyi yerlere, göklere sığdıramayanlar... Öz farkındalığı tavanda olanlar... Genel kültürü kastan, fizikten, altın orandan üstün tutanlar... Kolay kolay beğenmeyenler, seçiciler... Ayrıntıcılar, mükemmeliyetçiler... Öküz altında buzağı arayanlar... Soranlar, sorgulayanlar... Toplumsal olaylara farklı açıdan bakanlar... Kalıpların dışında takılanlar... İşte nur topu gibi sapyoseksüeller...
Bir sapyoseksüeli nasıl tavlarız?

Yazının devamı...

İşte bunların tam zamanı...

25 Ağustos 2018

1. ‘Plogging’e gönül verin
İsveççedeki ‘toplamak’ fiiliyle İngilizcedeki koşu yapmak (jogging) fiilini aynı havanda döven trende gönül verenler hem koşuyor hem de mıntıka temizliği yapıyor. Peki bizde d? Bozburun kıyılarında çöp toplayan Şebnem-Celal Çapa, kamp yaptıkları koyda plastik atıkları torbalara dolduran Neslihan Atagül-Kadir Doğulu, plajı çöpten arındıran Beren Saat, Instagram hikâyelerinde Ayvalık’ı pirüpak yapan Işın Görmüş... Dilerim liste böyle uzayıp gitsin.

2. Doğru açık hava sinemasına!
Bir yaz nostaljisi, açık ara hepimizin sevgilisi. Araştırmalar yapılsın, civarda açık hava sinemaları bulunsun, çekirdek-gazoz alınsın, eş dost toplansın ve gereği yapılsın. Kendi içinde takılmak isteyenlere de bahçede projektör, beyaz bir perde önerimiz var. Herkesin açık hava sinemasına kimse karışamaz, bu da böyle bilinsin.

3. Domatesler kavanozlara...

Yazının devamı...

En tazesinden 10 bayram önerisi

18 Ağustos 2018

1-Bayramın hakkı verilsin. Çiçek gibi giyinmek... Bayram sofralarını eşle, dostla, akrabayla paylaşmak... Yeryüzündeki ve gökyüzündeki çınarları, büyükleri ziyaret etmek... El öpmek, elden geldiğince, karınca kararınca harçlık vermek... Bir çocuğu sevindirmek, bir büyüğe hürmet etmek... Eski günleri, eski dostları, dostlukları, gelenekleri, görenekleri, değerleri, bayramları yâd etmek... “Öpsene teyzenin elini”, “Oğlum hoş geldin desene”, “Var mı birileri”, “Evlilik ne zaman” diye gençleri sıkıştırmak... “Seni de bayramdan bayrama görüyoruz” diye inceden dokundurmak... “Ölümü öp bir lokma al” diye ısrar etmek... “Bayramda küslük olmaz, öpüşüp barışın hadi” diye aracılık yapmak... Gün sonunda “Nerede o eski bayramlar”a bağlamak candır.

2-Bu kurban başka olsun... Vicdan, merhamet, paylaşmak, yardımlaşmak olsun. Sokaklar, televizyonlar, gazeteler güzel haberlerle dolsun. Sahi yorulmadık mı, yıpranmadık mı bayram günü her yanını al götüren sokaklardan, hayvanların ıstırabından? Öyleyse kurban bağışı için tek adres; Kızılay olsun. Konserve haline getirilen kurban payları ihtiyaç sahiplerine şifa olsun.

3-Kendi kavurmamı kendim yaparım diyenlere... Doğan Kitap’tan çıkan ilk kitabım, ilk göz ağrım ‘Bak Mutfakta Kim Var’dan sac kavurma tarifi geliyor.
Malzemeler: 1 kilogram kuzu eti, üç çorba kaşığı tereyağı, dört-beş adet yeşilbiber, iki-üç adet domates, beş-altı diş sarmısak, karabiber, tuz, kekik
Hazırlanışı: Yıkanmış kuzu etleri ve ayıklanmış sarmısaklar sacın içine konur, kısık ateşte suyunu çekinceye kadar pişirilir. İçine iki santimetre boyunda doğranmış yeşilbiber ilave edilerek tereyağında kavrulur. Karabiber, tuz ve kekik ilave edilir. Bulgur ya da pirinç pilavı ve halkalar halinde doğranmış domateslerle süslenerek servis edilir.

4-‘Bayram seyran’ demeyin, ‘plogging’ çılgınlığına kapılın... Malum, devir; trend devri. Her trendin askerleri değiliz ama ‘plogging’in başka. İsveç’te doğan, sosyal medyayla büyüyen bu akım; vatana, millete, dünyaya, çevreye, bedenimize hayırlı olsun. İsveççedeki ‘toplamak’ fiiliyle, İngilizcedeki koşu yapmak fiilini aynı havanda döven bu trendin takipçileri hem koşuyor hem de mıntıka temizliği yapıyor. Bozburun kıyılarında çöp toplayan Şebnem-Celal Çapa, kamp yaptıkları koyda plastikleri toplayan Neslihan Atagül-Kadir Doğulu, plajdaki çöpleri temizleyen Beren Saat, Instagram hikâyelerinden takip ettiğimiz üzere Ayvalık’ı pirüpak yapan Işın Görmüş... Dilerim liste böyle uzayıp gitsin. Yaz bitmeden harekete devam, çevreye selam.

5-Çekirdek, gazoz tamamsa yallah açık hava sinemasına! Yazın nostaljisi, bayramın neşesi, açık ara hepimizin sevgilisi... Araştırmalar yapılsın; civarda açık hava sinemaları bulunsun, çekirdek-gazoz alınsın, eş-dost peşe takılsın... Kendi kendine takılmak isteyenlere de bahçede projektör, beyaz bir perde önerisi yapılsın. ‘Herkesin açıkhava sinemasına kimse karışamaz’, bu da böyle bilinsin.

Yazının devamı...

ATIŞMALI 10 MADDEDE BODRUM-ÇEŞME 2018 KIYASLAMASI! Yeter artık, Çeşme’yi Bodrumlaştırmayın

4 Ağustos 2018

1 - “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” demiş Herakleitos. Benden de tam destek. Değişim tazeliktir; candır, canandır... Çeşme’nin çocukluk günlerine, Alaçatı’nın köy içi zamanlarına tanıklık ettiğimizden, değişimin ilk yıllarında heyecanımız tavandı. Ama oteller gibi hayatlar da butikleştikçe, evler gibi kalpler, ruhlar da taşlaştıkça... Bahçelerde sohbetler tükenip kalabalık mangal sofralarından el ayak çekilince... Evimizin önündeki deniz ‘beach’ olunca... Ezcümle Çeşme Bodrumlaştıkça... İyot kokusuna kebap kokuları karıştıkça... E haliyle bizim de, Çeşme’nin de, Alaçatı’nın da tadı kaçtı. Tamam, değişmeyen tek şey değişimin kendisidir ama bu kadarı da gına getirtti, “Pes!” dedirtti.

2 - Değişim dediğiniz sadece otelle, plajla, mekânla, club’la olmadı elbet.
Eğlence anlayışı da değişti, değiştirildi. Eskiden eğlence neydi? Eğlence sanattı, eğlence müzikti, sohbetti, lezzetti. Her şeyin ve herkesin bir sınırı, bir kalitesi vardı. Şimdi? Bir davul-zurna var, sanırsın asker uğurlaması! Eğlence dansöz oldu, gazino oldu, mekânlarda eller havaya oldu, bangır bangır müzik oldu. Sonra herkese bir kendini kaybetme hali, “Burada olan burada kalır” kafası geldi. Eğlence demek, avazınız çıktığı kadar bağırmak, dağıtmak, dağılmak değil. Alaçatı’da unutulan, unutturulan bir hayat var. Tüm eğlencenin, gürültünün ve çemberin dışında kalan. Saygı, sadece birazcık saygı... Hem kendimize hem de Alaçatı’ya...

3 - Müziğin fendi mekânları yendi... Alaçatı Turizm Derneği’nin hayat verdiği #alacati75desibel projesi son kalemiz, umudumuzdu. Eğlence olacaktı ama huzur da olacaktı. Kulaklarımız yangın yeri değil, bayram yeri olacaktı. Peki, sonuç? Mekânlar müzikle, müzik mekânlarla yarışa girdi. Filler tepişir, çimenler ezilir hesabı, olanlar yine bize, yerlisine, Alaçatı’ya, Çeşme’ye oldu. Hepimize geçmiş olsun. Geçerse tabii.

4 - Arnavutkaldırımlı seyyar sokakta... Ah biri dili olsa da bir konuşsa... Anlatırdı masumca seyyarları bana... Mısırcısı, turşucusu, baloncusu, pamuk helvacısı... Ne ararsanız, kimi ararsanız almış tezgâhını koşmuş Alaçatı’ya. Antikacılardan, Alaçatı’nın ruhuna ayna dükkânlardan, dost yüzlerden, dost sohbetlerden eser yok şimdi.

5 - Adım atabilene aşk olsun... Biz eskiden de Alaçatı sokaklarında itiş tepiştik...

Yazının devamı...

Köyler sizi çağırıyor

28 Temmuz 2018

Tası tarağı toplamak için 8 neden

Biri organik mi dedi... Meyvenin, sebzenin, doğanın, doğalın, gezen tavuğun, serbest tavuğun ta kendisi... Dalından, toprağından şifayla, afiyetle...
İşleyen demir ışıldar... Parlamaya hazır olun! O hayalini kurduğunuz köylerde, küçük sahil kasabalarında herkes zanaatkâr, herkes marangoz, tamirci, boyacı, inşaatçı, emekçi... Yani her iş ellerinizden öper.
Hep öğrenci tam öğrenci... Emeklilik hayalleri şehir işi. Doğal hayata gelince doğal hayatın emeklisi, mezunu, mezuniyeti yok. Burada hep öğrencisiniz. Her gün yeni bir şey öğrenmeye hazır mısınız?
Üçü bir arada... “Şehrin kaosu, kıyameti, gürültüsü, trafiği sizin olsun” diyenleri sadeliğe, sakinliğe, samimiyete alalım. Doğanın sadeliğine, sakinliğine, insanının samimiyetine doyalım.
Para dediğiniz ne ki... Paraya tamam, takasa devam... Tamam, para da olacak ama hayatın kalbinde değil kıyısında, köşesinde olacak. Biri size süt verecek, siz ona yumurta. O sizden un alacak, siz ondan yağ.
Doğanın egosu yok... Doğa yarışmaz, doğa savaşmaz, doğa depresyona girmez, surat yapmaz, arkanızdan iş çevirmez... Hayvanlar da öyle. Haliyle üzülmezsiniz, gücenmezsiniz, sendroma, depresyona girmezsiniz...

Yazının devamı...

Olmazsa olmaz 10 plaj karakteri

21 Temmuz 2018

◊ Yazlıkçılar...  Onlar “Denize inerler”... Siz uyurken şezlonga havlu atarlar, en hızlı şemsiyeyi onlar çeker, koltuk altı portatif sandalye bulundururlar. Her sezonun sevgilisiler ama tersleri de fena... Fevkalade ekonomikler: Ekmek arası evden öğünler, poşette taze meyveler, meşrubat... Plajda har vurup harman savuranları hor görmeler... Onlar plajların tuzu biberidirler...

◊ Tam tekmiller... Sezon ve plaj modasının bilirkişileri bunlar. Yeni nesil denizyataklarının, flamingoların, ananasların, tek boynuzlu atların ikamet adresi. Ama yalvarsanız o denizyatağını bir tur vermezler. Açık ara Instagram’ın ekmeğini en çok yiyenler. Issız bir adaya düşseniz teçhizatıyla yanınıza alacağınız üç kişiden biridirler.

◊ Sosyal medya canavarları... Yaz olmuş, plaj olmuş, karaya gemi yanaşmış, denizden babaları çıkmış falan bunlar hep hikâye. Onların kalbine giden yol serin sulardan değil Instagram’dan, Face’ten, Twitter’dan geçiyor. Tabii bu arada mevsimler, ömür de geçiyor. Büyümeyen ergenlerin kulaklarına küpe...

◊ Adrenalini tavanlar... Ringolar, bananalar, sonarlar, flyfish’ler, popparazzi’ler, bandwagon’lar, flyboard’lar... Hayatın adrenalini az gelmiş olacak ki çareyi su sporlarında arıyorlar. Bi’ batıp çıkmakla yetinmezler. Olmadı soluğu arkadaşının tepesinde alırlar, mutluluğu deve güreşinde ararlar, dalıp arkadaşını sırtına alanlar, onun bunun sırtından füze gibi atlayanlar... Bi’ rahat durmayanlar, yorulmak bilmeyenler, enerjisiyle yoranlar...

◊ Bi’ batıp çıkanlar... Mutluluğu uzaklarda arayan, “Yok yok, ileride boy kurtarıyor, gelin!” diyenlere ağız burun yapanlar. Bi’ batıp çıkan hatta ayaklarını suya sokup, ufak ufak uzayanlar. Denizle, kumla, güneşle yıldızı bir türlü barışamayanlar yine de ‘ne seninle ne sensiz’ modunda takılanlar. Fazla ısrar edilmez, tatları çabuk kaçar. 

◊ Muradına erenler... Plajlarda son yazların en popüler simaları plajda gelin ve damat kişileri... Paçası sıvanmış damatlar, dalgalara karşı telli duvaklı gelinler... Hayaller gün boyu romantik çekimler, gerçeklerse “Bitse de gitsek”ler...

◊ Aşırı korumacılar...

Yazının devamı...

Dikkat! Plajdan nomofobik çıkabilir

7 Temmuz 2018

NEDİR, NE DEĞİLDİR?

Pamukkale Kaymakamlığı, mart ayında ‘Nomofobi Günü’ düzenledi. Ankara Devlet Opera ve Balesi, nisan ayında ‘Nomofobi 2018’i sahneledi. Yani artık uçak, karanlık, yükseklik, açık alan, kapalı alan fobisi ‘out’; nomofobi ‘in’. ‘No mobile phobia’dan türetilen nomofobi, en basit haliyle cep telefonsuz kalma korkusu. Adı, 2008’de İngiltere’de konmuş. Telefonlar giderek akıllanınca da işler çığırından çıkmış.

KİMLER RİSK ALTINDA?

Dr. Timur Yılmaz anlatıyor: Nomofobiklerle bağımlı kişilerin kişilik, aile ve sosyal yapıları benzermiş. Narsisizm, obsesyon gibi kişilik bozukluğu olanlarla depresyon, yaygın endişe bozukluğu gibi nöropsikiyatrik tanı alanlar ve ailesinde bağımlı akrabası olanlar nomofobi için riskli gruptaymış.

BELİRTİLERİ NELER?

Yanında telefonu olmadığında bir uzvu eksik gibi hissedenler, başı dönenler, nefesi kesilenler, anksiyete belirtisi gösterenler... Elinde, cebinde olsa bile ‘telefonum çalınır mı’ diye akla karayı seçenler... Şarjı bitince çaresiz kalanlar... Telefonu yanındayken bile kafayı ona takanlar... Mail’lere, mesajlara, sosyal medyaya kayıtsız kalamayanlar... Başucunda kitabı değil, telefonu olanlar... Bilek ve boyun ağrısı çekenler... Dikkati dağınık, konsantrasyonu bozuklar... Arkasından atlı kovalarcasına dörtnala koşanlar... Yavaş insanlara, yavaş sohbetlere, sadeliğe, sakinliğe tahammül edemeyenler... Yoksa siz de nomofobik misiniz?

EŞLİKÇİLERİ NELER?

Yazının devamı...

Bir sen, bir ben, bir de bebek!

23 Haziran 2018



Hangi yaş grubuyla kaç gün tatil yapılsın? Bilenler bilmeyenlere, duyanlar duymayanlara söylesin! 0-2 yaş dönemi çocuklar için 10 günden uzun tatiller endişe vericiymiş. İdeali 5-7 günmüş. 3-6 yaş dönemi nam-ı diğer ‘oyun çocukları’ysa daha rahatmış. Daha uzun süre evlerinden ayrı kalabilirlermiş.

 Gelelim fasulyenin faydalarına. Bir kere çocukla ve çocuklu tatilde amaç, son derece basit; birkaç gün değişik bir yerde konaklamak. ‘Yerlerde’ demiyorum çünkü ‘daldan dala’ gibi bir durum yok, olmamalıymış da... Yalan yok, çocukla yurtdışı tatili sosyal medyada çok ‘janjanlı’ gözüküyor. Ama doktorumuzun da dediği gibi çocukla yurtdışı tatili özünde size de çocuğa da eziyet. E, peki nerelere gidilmeli? Çocuklara uygun aktiviteli, çocuk kulüplü, rahat, ortamı güvenli olan halis muhlis tatil köylerine... Tabii tatil köylerinin acil durumlar için şehre yakınlığı da önemli. Acentelerden bilgi almayı, çocuklu ailelerle müzakere etmeyi, internette fır dönmeyi de unutmayın.

 Her yiğidin bir yoğurt yiyişi, bir de yolculuk şekli vardır... Ne kadar süre ve nerede tatil yapacağınız tamam. Sıra geldi neyle, nasıl seyahat edeceğinize. Uçakla... İki yaş altı çocuklar kalkışta ve inişte kabin basıncına karşı emzirilerek ve uçuş saatleri mümkün olduğunca uyku saatlerine denk getirilerek... İki yaştan büyükse birkaç oyuncağı, atıştırmalıkları ve suyuyla... Dört yaşından büyükse sizin gözetiminizde kabin basıncına karşı sakız çiğneyerek... Arabayla... Mutlaka arkada, kendi otokoltuğunda, sık mola vererek... Tren ve gemi yolcuklarına gelince... Onlar uçağa ve arabaya kıyasla daha çok hareket olanağı sağladığı için rahatlıkta liste başıymış. Ama “Bizim kızı/oğlanı deniz tutar” derseniz yolculuk öncesi hafif yemekler tercih etmeliymişsiniz.

 Valizlerin olmazsa olmazları... Uzun ve kısa kollu pamuklu giysiler, sandaletler, şapkalar, güneş gözlüğü, kolluk/simit, mayolar, oyuncaklar, kitaplar, cibinlik, şampuan, sabun, nemlendirici yağ, güneş koruyucu, bebek arabası, kanguru, plastik tabak-kaşık, yedek çarşaf, havlu... Ve tabii ki ilkyardım/ecza çantası... Ateş düşürücüler, ağrı kesiciler, alerji ilaçları, kortizonlu kremler, pişik kremleri, antibiyotikli merhemler, elastik sargı, flaster, burkulmalar için jel, sıcak/soğuk kompres olabilen paketler, termometre... Var mı artıran?

 Tatilde bir gün nasıl geçmeli? Yemek saati, oyun saati, uyku saati şaşmamalıymış. Yani rutine dikkat. Hazır ve çabuk bozulma ihtimali olan gıdalar verilmemeli, bol bol su içirmeliymiş. Sonra 20 dakikadan fazla güneş altında kalmamalılarmış. 10.00-16.00 arasındaki güneş ışınları çocuklar için tehlike alarmıymış. Yüksek koruma faktörlü güneş kremleri olmazsa olmazmış. Havuzda ve denizde çocuklar asla yalnız bırakılmamalıymış. Kalabalık havuz ve denizden de uzak durulmalıymış. Sadece yüzerken değil, havuz/deniz kenarında oynarken de kollarda kolluk, kaymamak için de ayaklarda sandalet olmalıymış.

 

Yazının devamı...