"Aynur Tartan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Aynur Tartan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Aynur Tartan

İzmir’de üniversite kazananlara 8 tavsiye

29 Eylül 2017

1-  ‘Seni yenmeye geldim!’, ‘Sen mi büyüksün, ben mi?’ gibi rekabetler İzmir’de yok. Dolayısıyla kazanan da kaybeden de, yenen de yenilen de... İzmir’de İzmir’le, İzmirliyle birlikte büyümek var. Zevkle, keyifle hayatı yaşamak, paylaşmak var. Şehre racon kesmek İstanbul işidir. İzmir’e sadece klark çekilir.

 2- Bu iş iki günde tamam! ‘İzmir’ diye yazılır, ‘İzmir’e gelen iki günde İzmirli olur’ diye okunur. Adaptasyonu, oryantasyonu yoktur. “Çok âşığı var” diyorlar; doğrudur.

3- İzmir sokak lezzetlerinin en afiyetlileriyle tanışın, kaynaşın, ayaküstü atıştırın… Sağ baştan sayıyorum: Boyozun kat kat sohbeti, kumrunun yengeni, gevreğin çıtırı,  lokmanın en şerbetlisi, midyenin pirinçle bitmez meselesi… Darının yaz ahesteliği, şambalinin şanı şöhreti, sübyenin adı kavunun tadı, buzlu bademin içi seni dışı beni yakar halleri ve elbette söğüş...

 4- Komşuda pişer, size de düşer… İzmirli yediğini içtiğini, pişirdiğini öğrenciyle paylaşmayı çok sever. Cibes, dağlama, denizbörülcesi, ebegümeci, gelincik, hardal, körmen, radika, turpotu, rezene, şevketibostan, enginar… İzmir’in bir kızlarıyla, bir de otlarıyla iyi geçinmeyene yazık olur.

5- Haberiniz olsun, İzmir’de kızlar teklif etmiyor! İzmir’in kızları güzel, akıllı, başarılı, yaratıcı, yetenekli, girişken, sıcak, samimi, içten ama onları sevmek her yiğidin harcı değil! Çünkü İzmir’in kızlarını sevmek zahmetlidir, emek ister; efe gibi, adam gibi adam ister ama en çok da gönül ister.

6- İzmir kazan siz kepçe ancak nerelerden başlamalı? Alsancak’ta mis gibi Gül Sokak: Uzun uzun oturmalı, gelene geçene bakmalı sokak… Meksika Sokağı, İtalya Sokağı, Dominik Caddesi: Kafeleri, neşesi, yemesi-içmesi, güleryüzü, hoşsohbeti… Kıbrıs Şehitleri Caddesi: Sağlı sollu bir gençlik meselesi. Yeni sesleri ve yüzleri ile sezonda tam tekmil. Mekânları, barları, çiçeği burnunda kafeleri, üçüncü dalga kahvecileriyle keşfet keşfet bitmeyeni. İkinci rotamız Bornova Küçük Park… Barlar, kulüpler, kafeler... Gençlerin ve her daim 18’liklerin canı ciğeri. Sonra 35.5 Karşıyaka... Karşıyaka Çarşı’da, Bostanlı’da, Mavibahçe’de turlama… Tramvayın nostaljisi, püfür püfür vapurla diğer yaka Göztepe, Narlıdere, İnciraltı... İnciraltı’nda gençlerin, gençliğin buluşması… Unutmadan; bu mevsim Çeşme’nin, Foça’nın tam zamanı. Ve bir İzmir klasiği Kemeraltı

7-

Yazının devamı...

Bu festival barıştırır

23 Eylül 2017

◊ Sloganı, “Edebiyat Barıştırır”: Bundan önceki festival özgürleştirmişti, bu defaki barıştırıyor. Bu sene festival ‘barış’ temasıyla gönlümüze, ruhumuza umut oluyor.

◊ Bir yıl aradan sonra: İlk festival 2015’te düzenlenmişti. Ancak geçen yıl darbe girişimi nedeniyle çiçeği burnunda festivale hasret kalmıştık. Bir yıl aradan sonra tekrar kavuştuk.

◊ İki büyük onur konuğu: Onur konuklarından Özdemir İnce, ‘Barışa Adanmış Bir Yaşam’ paneliyle festivali açtı. Usta şair panelde edebiyata, şiire, özgürlüğe, barışa, kültürsüz zenginliğin aslında bir hiç oluşuna değindi. Bir diğer onur konuğu, dünyanın yaşayan en büyük şairlerinden Adonis’ti. Ancak sağlık problemi nedeniyle festivale katılamadı.


Özdemir İnce

◊ Sekiz durak: Konak, Buca, Bornova, Torbalı, Selçuk, Aliağa, Bayındır, Bergama... Festivalde bu sene sekiz ilçe, sekiz durak var.

◊ 10 ülke: Fransa, İtalya, Polonya, Suriye, İspanya, Bosna Hersek, Azerbaycan, Yunanistan, KKTC ve Kıbrıs Rum Kesimi’nden konuklar, barışı konuşmak için geldiler; hoş geldiler!

◊ Program:

Yazının devamı...

Anne-babanın en çok başvurduğu 5 okul yalanı!

16 Eylül 2017

1- Bak, eğer okumazsan...

Bütün diyalogların anası. Çarşambanın gelişi perşembeden bellisi. Başı, sonu gönle göre tamamlanası. Serbest çağrışım bu işin favorisi. “Okumazsan onun gibi olursun!”, “Okumazsan seni çırak veririz!” Artık ebeveynlerin aklından, gönlünden ne koparsa.

2- Bütün dersleri pekiyi olmayanı futbolcu yapmıyorlarmış

Futbolcu yazdığıma bakmayın, kafayı mesleğe takmayın. Çocuğun hayallerine göre meslek değişir, gelişir, dönüşür. Doktor olur, polis olur... İlkokul velilerinin favorisi olur.

3- Siz okula, ben işe!

Ağızlara bir parmak bal. ‘Siz okula gidiyorsunuz ama ben de oturup yaymıyorum’ hali, tavrı. Bir nevi çocukları motive durumu. İşi ciddiyete bindirip çoluk çocuk, maaile kapıdan çıkanlar da oldu. Çocuklar en çok bu söze tutuldu.

4- Hobi olarak gene yap!

Resim yap, müzik yap, film yap, tasarım yap, yap Allah yap... Listenin en dost görünümlü. Dostça, arkadaşça, halden anlarca yaklaşan ebeveynin ‘altın bilezik’ öncesi ısınma turları. “Yapma demiyorum, hobi olarak gene yap” ile orta yapan ebeveynin tıp, hukuk, akademisyenlik, mimarlık,

Yazının devamı...

Beş yaprakta sonbahar hüznü

9 Eylül 2017

Sonbahar hüznü nedir?

Baharın, yazın tüm kıpırtısına, kapı gıcırtısına oynamasına karşın tüm mevsimlerin sadesi, sakini, olgunu. Islak, haylaz, başına buyruk bir mevsimden sonra durgunu. Daha serin, daha kısa günler... Doğanın yaprak dökümü gibi duygusal dökümler... Ve tabii ki ruhsal, bedensel değişimler... İşte bir kalemde sonbahar hüznü, namı diğer mevsimsel depresyon.

Şehre ve mevsime adapte olmak için tek çare festival. Sonbahar arası sanat 16–22 Eylül tarihlerinde İzmir Efes Opera ve Bale Günleri… Bu yıl pastadaki 5’inci mumunu üfleyen Süslü Kadınlar Bisiklet Turu. 24 Eylül Pazar günü 50 şehirde eş zamanlı yapılacak.

Belirtileri...

Depresif takılanlar, sabah yataktan kazınanlar, isteksizler, karamsarlar, enerjisi azalanlar... Diğer bir deyişle giden mevsimin, yazın yasını tutanlar... Sonbahar hüznünden nasibini alanlar... Tokatlıoğlu’ndan öğrendim ki bu yas tutma hali sadece yaza özel değilmiş. Yazın bir kenara; bilinçli ya da bilinçsiz hayatımızdan eksilen her günün yasını tutarmışız.

Bingosu da var!

Hüzün hep mutsuzluğa, olumsuzluğa, kötüye karşılık değil ya! Bir kere sosyal ve mesleki işlevselliği bozmadığı sürece bu olağan duygusal, ruhsal değişimler bizi biz yapıyor. Hisseden, hislenen, hüzünlenen... Bingosu geleceğe ve yeniliklere hazırlaması. Yeni aylar, yeni mevsimler, ilki sonu fark etmez baharlar hep güzeldir. Hele ki Eylül, hele ki sonbahar hep en güzeli, en karakterlisi, en kişiliklisi, yeni tur, yeni şansı...

Yazının devamı...

Bayram şekeri bunlar

2 Eylül 2017

Ne giysek? Mis gibi, çiçek gibi bayramlıkları giysek. Birinci gün karambole geldiyse, ikinci gün “Yeni tur, yeni şans” desek. İlla dumanı, etiketi üstünde kostümler, pabuçlar giyeceğiz diye bir şey yok. Ver elini gardırop. “Bugün, yarın giyerim” diye mahşere ertelediğimiz ne var, ne yok ortaya döksek. İçlerinden on numara kombin yapsak, bayramlık yapsak. Senede bir-iki gün olsun bayram neşesini tenimizde, bedenimizde de yaşasak.

Nereye gitsek? Şehirde kalanlar, evde kalanlar, konu komşuda, hısım akrabada kalanlar... Tatile gidemeyip Instagram’daki deniz-ayak ikilisine hırs yapanlar. Bir kere avantaj sizde. “Neden?” derseniz, fıstık gibi şehir size kaldı. Ayaklara kuvvet, geziyoruz dostlar. Kendi şehrinizde turist olun. Daha önce görmediğiniz bir yeri keşfe çıkın. Bu bayram şehrinizle de bayramlaşın.

Ne yesek? Ne yemesek ki! Kalemi, kâğıdı hazırlayın sağ baştan sayıyorum. Kavurmanın ziyafeti, baklavanın zarafeti, sarmanın kıvrımı, pilavın bereketi, böreğin hem çıtırı hem de çeşit çeşidi... Çatalın ucundancılar kafadan elendiniz. Canı boğazdan gelenler bu bayram da en çok siz sevindiniz, sevildiniz. Bırakın kinoaları, chi’aları, avokadoları dağınık kalsın. Dört gün dört gece dört beyazla bayram olsun, afiyet olsun!

Ne dinlesek? Bu bayram en çok çınarları, büyükleri dinlesek. Dünü, bugünü, anıları, bayramları... Eski günleri, eski dostları, dostlukları... Sonra bayram havalarıyla da maaile havamızı bulsak. Zeki Müren’le, Müzeyyen Senar’la nostalji yapsak; Ceylan Ertem’den ‘Esmer’le geleceğe dokunsak.

Yazının devamı...

Sayfiyeden taksici hikâyeleri

26 Ağustos 2017

1- Hitabet sanatı: Bir kere öyle “Şoför bey” yok, “Beyefendi” yok, “İyi günler”, “İyi akşamlar” hiç yok. Teşekkürden bahsetmiyorum bile. “Çek!” var, “Bas” var, “Yürü” var, ağız burun yapma var, surat var. “Taksiciye insan gözüyle bakmıyorlar” diyorlar. “Ahh nerede o eski Alsancak insanları!”, “Ahh nerede o eski İstanbullular!” diyorlar.

2- Varyemezler: Taksimetreyle romantik takılanlar... Mekânda ödediği hesabı, açtırdığı şampanyayı ağzına dolayanlar, taksimetreyi görünce delirenler... İtiraz edip polisi arayanlar... “Hız yaptın, çok yazdın” diyenler, “Param yok” deyip kimlik bırakanlar... Nam-ı diğer varyemezler. Onlar hep zenginler, hali vakti yerindeler. Üçün beşin hesabını yapmayanlar emekçiler, orta halliler.

3- Çare deride: Bindim, indim derken baktım bütün koltuklar deri. “Nedir bu derinin alamet-i farikası?” dedim. Kusmuktan illallah ettiklerini öğrendim. Arabaya bildiğiniz tuvaletini yapan varmış. Sonra temizle temizleyebilirsen. En masumunu en sona sakladım. Arabaya ıslak mayoyla binenler, havlusundan ödün vermeyenler...

4- Ayılana gazoz, bayılana limon: Alkolden bayılanlar, bayılıp arabada sızanlar... Gideceği yeri unutanlar, belki de hiç bilmeyenler... Şoför “Nereye?” deyince “Eve!” diyenler. Şoför evi bilemeyince atar yapanlar. “Sağında ağaç, solunda duvar” diye fevkalade tarif yapanlar. “Devam et! Devam et!” diye tur üstüne tur attıranlar. “Ben gelince söylerim” diye bütün gece direksiyon sallatanlar. Evinin yolunu bulamayıp şoförün evinde konaklayanlar. Şoförün eşini, çocuğunu paniğe sokanlar. Hepsi gerçek. 

5- Arife tarif gerekmez: Bir de ayık kafa şoföre kafa tutanlar var. Çeşme-Alaçatı bu, her sezon mekânlar değişir, dönüşür, gelişir. Ama şoför adı değişen mekânı, butik oteli bilemeyince vay haline. Azar Allah azar. Bir de potansiyel yolcular yayalar var tabii. Cama tık-tık yapıp ayaküstü adres soranlar, tarife inanmayıp bir de yoldan geçene soranlar. Sözde garanticiler, kontrolcüler. Koca sezonun yükünü çeken şoförler “Bir bilen var o da biziz! Söz konusu arife tarif olunca hep bize soracaksınız!” diyorlar.

PEKİ NE YAPMALI?

- “Merhaba!”, “İyi günler!”, “İyi akşamlar!”, “Teşekkürler!” Sadece müşteri, yolcu olmanın değil, insan olmanın da sanatı. Tatlı dil, güler yüz hepimizin ihtiyacı.

Yazının devamı...

8 profilde yazlıkçılar

5 Ağustos 2017

1) Kostüm elzem: Erkekler; pideci atlet altı şort altı terlik. Atletten çıkan asi ve özgür kıllar. Ense ve kollar yarım kollu gömlek yanığı. Belde soyulmuş deri telefonluk arası cüzdan. Arzu edilirse hangi kapıyı açtığı bilinmeyen bir avuç anahtar. Kadınlar; kafadan buldan bezi. Kırık beyaz, batik, işlemeliler favorisi. Buldan bezi altı iri güllü, çiçekli topuklu terlik, kolda valiz ebatlarında plaj çantası, kafada hasır siperlik. Tırnaklar sedefli, dudaklar rujlu, saçlar bir ömür röfleli, tenler 12 ay zift rengi.

2) Okeye dördüncü aranıyor: Kadın, erkek, genç, yaşlı, küçük, büyük, ihtiyar, kızlar, delikanlılar ve sevimli çocuklar... Yaş, statü fark etmez açık ara yazlıkçıların liste başı oyunu. Gölgelerde, bahçelerde, balkonlarda buluşulur. Taş çalana fena bozulunur. Tavla, King, Amerikano tavlanın kapı komşusudur.

3) Sebze ayıklamak âdettendir: Ayşekadın olur, çalı olur, bamya olur, börülce olur, mevsiminde barbunya şahane olur... Yazlıkçılara sebze ayıklamak on numara sabah sporu olur. Ele zahmet, akşama afiyet olur. Bingosu da konu komşuyla sosyalleşmek olur.

4) Herkesin plajına kimse karışamaz... Kargalar kahvaltısını yapmadan şezlonglara havlular atılır, şemsiyeler çekilir, keyiflere bakılır. Beyaz peynir-domates ekmek arası yapılır, mısır evde haşlanır, suyu, meyvesi, meşrubatı hep evden taşınır. Plajdaki satıcılara da ağız burun yapılır. Hasır sermek aç-otur sandalyelerin yanında demode kalır.

5) Yazlıkçı dili-edebiyatı: ‘Denize inmek’, ‘çarşıya inmek’, ‘balkon terliği’, ‘mangalı yellemek’ ve daha nicelerini dillere pelesenk etmek...

6) Klima vs. vantilatör: Vantilatörün fendi tabii ki klimayı yendi. Tavanda kanatlıları tadından yenmedi. Yazlar boyu yazlıkçılar klimadan hiç hazzetmedi. Haldır haldır dönen vantilatörler kaç neslin kulağının pasını sildi.

7) Azı karar, çoğu zarar genç ve çocuk sevgisi:

Yazının devamı...

Happy hour'lar IN, mekânlar OUT

29 Temmuz 2017

Şimdiki mekânlar yalan olmuş, biz yine beach’lerde...

Siz deyin ‘mutlu saatler’, ben diyeyim ‘akşamüstü partileri’. çıkıp çıkıp gidiyoruz. Deniziyle, güneşiyle, plajıyla, baklavalı erkekleri, çıtır kraker kızları, antin kuntin menüleri ve ‘kopar bizi’ eğlencesiyle beach konsepti bir tuttu pir tuttu. Nasıl tutmasın ki, beach dediğin paket program. Ücretin içinde şezlongu, havlusu, kimisinde yemesi-içmesi, bir kokteyl içkisi... Akşamüstüne doğru mutlu saatleri, partileri, happy hour’ları... Sabahtan başlıyorsunuz akşam sekizlere sarkıyorsunuz. Plajdan eve koş, evden mekâna koş derdi yok. Hal böyle olunca beach’lerde happy hour’lar ‘in’ benim diyen gece kulüpleri ‘out.’ Sadece mekânlar mı, bir dönemin fenomeni açık hava konserleri de ‘out’. Balıkçılarda ‘Vedat Milorculuk’ da ‘out.’ Baby Face Kenan sahnede üç saat kalıyor, kardeşi Ozan müziğiyle kumsalı birbirine katıyor. Yeme-içme deseniz bir yanınız trüf mantarı, bir yanınız ıstakoz. Diyelim enerjiniz kaldı, iştahınız kaldı gece de devam etmek istiyorsunuz. Beach’ler gece de club oluyor, mekân oluyor. İnsan elini, ayağını, pareo’sunu beach’lerden çekemiyor.

Mekânlar ne diyor?

Mesela Çeşmeli CECE, yıllardır hayatımızda. Bir dönem Karabiberim Serdar Ortaç’ı dinlemek için tek adresti. Şimdi mekân yine doluyor. Tan’lar, Serkan’lar sahneyi yine boş bırakmıyor ama gözler eski halini arıyor. Mekânın işletmecisi Volkan Özdemir de bizim bildiğimizi bizden saklamıyor “Beach’lerden, happy hour’lardan etkilenmez oluyor muyuz? Etkilendik tabii!” diyor. “Ama gece çıkanlar yine çıkıyor!” demeyi de ihmal etmiyor. Tabii o grubun yaş ortalaması beach’lere kıyasla bir tık yüksek. Beach’lerdeki ergen-bergen haller CECE ve onun gibi gece kulüplerinde yok. Sonra kimler geldi kimler geçti, yılların Halikarnas’ı. Zeki Müren’ler, Süleyman Demireller, Turgut Özallar... Yeşilçam’ın, sanatın, sporun yıldızları... Tamam, belki Halikarnas’ı bile, isteye kapattılar ama eğlencenin gönül kapısını da kapattılar. Başka başka rollerde, bedenlerde yine hizmet vereceklermiş ama Halikarnas’ın adı da, tadı da başkaydı. Çeşme, Kuşadası, Bodrum fark etmez. Cece’ler, Baküsler, Hann’lar, Halikarnaslar, Hadigariler, Sess’ler, Sahneler, Mavi Bar’lar... Öyle ya da böyle beach’lerden, happy hour’lardan etkilendiler, etkileniyorlar. Tatilciler beach’lerde partilemekten kendilerini alamıyorlar. 

5 ADIMDA PARTİLERİN ADAB-I MUAŞERETİ

Saç-Makyaj-Kostüm... Kafada bantlar, tüyler, saç yüzükleri, küpeleri, sözde doğal özde aşırı teferruatlı örgüler... Yine sözde doğal özde düğün arası porselen makyajlar... Mayolar, bikiniler, fırfırlılar, bağcıklılar, cafcaflılar, kaftanlar, elbiseler, pareolar, takılar, aman ne takılar... Hazırsanız başlıyoruz. Su geçirmez rimelleri ihmal etmiyoruz.

Telefonlar elimizde, pareolar belimizde...

Yazının devamı...