"Mehmet Özdoğan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Özdoğan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Özdoğan

Mehmet Özdoğan

Şampiyon cehalet… İkinci yok!

7 Mart 2018

Çok derdimiz değildi bunu sorgulamak; zira aynı dönemlerde hangi maharetini yücelttiğimizi bilemeden Biri Bizi Gözetliyor’da da insanları şampiyon yapıyorduk.

Kimleri, ne sebeple konuştuğumuzu, sevdiğimizi, savunduğumuzu pek bilmiyorduk.

Bizler bilemedikçe, konuşulan popüler kültür karakterlerinin ellerinde de pek güzel veriler birikti. Kimisi bu datayı kullanmayı iyi bildi, kimisi datasının altında ezildi gitti.

‘Şampiyon’umuzun yapılacaklar listesine de şunlar düştü:

- Sürekli suratında ekşi bir gülümsemeyle bir şeylerin en iyisi, birtakım grupların en güzeli, en zekisi falan olduğunu iddia et. Türk insanına tartışması için ölçülemez, sübjektif değerler sun. Bayılırlar üstüne konuşmaya. Bayılırlar bir sonuca bağlanmayacak mevzularda boğulmaya. Çünkü bilirler; bir yere çıkmayacak ve bu garip bir şekilde güvenli… Sonuçta kazanmak yok ama evet; kaybetmek de yok.

- Küstahlık ve açık sözlülük makasın iki tarafı. Açısını hep sen ayarla. Birilerinin ‘küstah’, birilerinin de ‘dobra’ diyeceği laflar koy ortaya. Yesinler birbirini.

- “Kusura bakmasınlar ama…”yla başlayan cümleler kilit cümleler... “Ooo birileri kusura mı bakıyor? Ben de baktırayım”cılar diziler hemen arkasına. “Valla kadın doğru söylüyor”lar, “E yalan mı?”lar...

- Birilerinin seni sürekli cahil, bilgisiz, saygısız, görgüsüz veya hadsiz olarak nitelemesi canını sıkmasın; bunlar geliyorsa doğru yoldasın. Çünkü onlar hep çoğunlukta ve birilerinin açıktan cahil, bilgisiz, saygısız, görgüsüz veya hadsiz ilan edilmesi konu başlıkları altında yeni yeni cehalet ve cüret yoldaşlıkları yaratacak. İyi gelecek bütün işe yaramazlar takımına senin üzerine gelinmesi… Seni savundukça yücelecekler; sen aşağılandıkça dişlenecekler.

Yazının devamı...

Merhaba ben Mehmet… Ben bir dromomanyayım!

2 Mart 2018

Mutlu da değilim bundan. Övünmüyorum kesinlikle. Övünenlere de çok üzülüyorum. Yaklaşık iki yıldır bu bağımlılığın pençesinde ciddi ciddi sürünüyorum. Sinsice hayatımı ele geçirdi ve teker teker bütün küçük mutluluklarımı elimden almaya başladı.


Bu kadar klişe bir hastalığı da kendime hiç yakıştıramıyorum.


Ama insan hastalığını seçemiyor işte.


Instagram’da bio bölümüne “Tam zamanlı hayalperest, yarı zamanlı gezgin” filan yazacak noktaya gelmeden kurtulmak istiyorum bu illetten.


Yazının devamı...

Aldığın o 800 lirayı yerine koy lütfen!

10 Şubat 2018

Kime ne kadar verdiğimi, kimden ne kadar aldığımı hayatım boyunca aşırı derecede iyi bildim. Hatta rahatsız edici derecede… Ama bununla ilgili konuşmamayı da iyi bildim. İçime atmaktan yorulmadım; bana borç takanları içimde kocaman bir balona hapsettim. Arada içime dönüp dönüp tokatlıyorum onları.

Bir kere çirkinleşmiştim ama… Yani kendi çapımda.

Bir arkadaşım benden eve çıkarken 800 lira borç aldı ve iki ay içinde yarım yarım ödeyeceğini söyledi.

19 yaşındaydık, öğrenciydik.

800 lira büyük paraydı.

Ve hala büyük para!

Neyse… Aylar geçti, biz aynı evlerde aynı mekânlarda takılmaya devam ettik.

Paramı ödemedi, bahsini de açmaya niyetli değildi.  

Yazının devamı...

Doğu Ekspresi çok popi olmuş… Eee?

30 Ocak 2018

Beni hayatta en çok kronik can sıkıntısı içindeki insanlar rahatsız ediyor.

Sizin öncelikleriniz farklı olabilir… Kronik aptallık, kronik cehalet, kronik tembellik vs.

Benimkisi bu.

Çünkü can sıkıntısı kronikleşmişse, başka canları sıkmaktan başka bir yol bulamıyor kendine.

Bütün virüsler eğlenmeye çalışan, eğlenmek için kendine alternatif yaratan insanların bulduğu çözümlerin etrafına üşüşüyor.

Var güçleriyle o hevesleri yok etmek için anlaması zor, like’ı bol garip bir çaba içine giriliyor.

***

Sadece Doğu Ekspresi’nin özellikle üniversite gençliği arasında bu kadar popülerleşmesi üzerinde dönen o alaycılık bile bunu anlamaya yetiyor aslında.

Yazının devamı...

Bir gazeteci başka ne ister?

26 Ocak 2018

Tam olarak neyin bekleme sırasında olduğumu hatırlamıyorum. Yanımdaki amca iç cebinden Posta’yı çıkarıp okumaya başladı.

Kocaman bir manşet vardı: 50 bin meşe çöp oldu! İstanbul Büyükşehir Belediyesi, çöp alanı yaratmak için Göktürk’te 50 binin üstünde meşe kesmiş ve kocaman bir arazi çöle dönmüştü.

Uzun uzun yanımdaki amcanın gözlerini takip etmeye çalıştım. Manşet civarında ne kadar gezinecekti; cümleleri okudukça ne tepki verecekti; izlemek istedim.

Dikkatli dikkatli kele dönmüş arazinin fotoğrafını inceledikten sonra kafasını yavaşça sağa sola çevirerek “cık cık cık” seslerini çıkardı.

Yazının devamı...

Otobüste herhangi bir kadın

22 Ocak 2018

Tek elimle tutunmaya çalışıyorum nereye tutunacaksam ki iki kolum birden ortada olmasın; alan açılsın. Sırt çantamı bacaklarımın arasına koyuyorum, iyice sıkıştırıyorum.

Geçen gün yine o günlerden biriydi. Otobüsteydim ve trafik lambası sarısı montumla yine delice varlık gösteriyordum dar alanlarda.

Tutunduğum yerin hemen yanında oturan genç bir kadın, ikide bir elime bakıyordu.

Çözemedim bir türlü.

Sonra fark ettim ki elim “DUR” butonunun üstünde. Oradan elimi çekmemi bekliyor olmalıydı. Tam bunu fark etmişken ve rahatsızlığını sonlandırmak adına elimi çekmeye niyetlenmişken; gitti kendine oldukça uzak başka bir “DUR” butonuna basmayı tercih etti.

Oysa benimle iletişime geçebilirdi; elimi oradan çekmemi isteyebilirdi.

Veya rica edebilirdi; “Basabilir misiniz?” diyebilirdi.

Bunların hiçbirini tercih etmedi, uzun uzun oradan elimi çekmemi bekledi.

Yazının devamı...

Müjde! Yeniden bir filme hep birlikte gülebiliriz!

3 Aralık 2017

En yükseklere çıkıp, “Hadi siz de çok sevin!” diye bağırmak istiyorum. Genelde pişman oluyorum sonra bu yükselişlerden ama bu onlardan biri değil galiba. “Aile Arasında” seneler seneler sonra bir sinema salonunda hissettiğim en elle tutulur umuttu. Yok, sinemamız adına filan değil; baya baya toplumsal birliktelik adına…

Çünkü bir toplum çok büyük ihtimalle aynı şeylere gülmeyi bıraktığında kutuplaşma başlıyor, çürüme hızlanıyor.

Aynı şeylere endişelenmek? Aynı şeylere ağlamak?

Yok… Bunların bambaşka iç hesapları, gruplara özgü hassasiyetleri var.

Ama mizah öyle mi? İyi bir mizahın nasıl gizli bir ajandası olabilir ki? Mizahtan daha naif, daha hesapsız bir birleştirici güç geliyor mu aklınıza?

BİRKAÇ YIL ÖNCESİNE KADAR…

Oysa biz aynı erkeklere, aynı kadınlara, aynı şakalara hep birlikte gülmekte hiç de fena değilmişiz on yıllardır… Hababam Sınıfı, Zeki-Metin ikilisi, Bizimkiler, Olacak O Kadar yılları, Ferhunde Hanımlar, Vizontele, G.O.R.A, Avrupa Yakası…

Kabul edersiniz; ne hikmetse birkaç senedir aynı şeylere pek gülemiyoruz artık… Ülkenin dört bir tarafını saran ayrışma, mizahı da boş geçmeyecekti tabii.

Yazının devamı...

Türkiye’de erkekler öpüşenleri neden sevsin ki?

16 Kasım 2017

Joel Becker, Keith Thomas’ın “Tarihte Öpüşme” kitabı üzerine yazdığı makalede tam olarak bundan bahsediyor. Hiyerarşi, edilgenlik ve erillik… Kadın ve erkek dudaktan öpüşünce, bunların hepsi bir anlığına parçalanıyor. Kadın ve erkek değil de iki insana dönüşüyorlar ve iki insanın eşitliğinin yolunu buluyorlar.


Buradan hareketle ‘alından öpme’nin bu kadar yaygın olmasının esas sebebi, aslında erkeğin eşitlenen seviyeyi bozmak istemesi ve fiziksel olarak burun farkıyla da olsa üste çıkma hesapları olabilir mi?

KADİR İNANIR ÖPÜCÜĞÜ HARİÇ!Toplumca en meşru bulduğumuz ‘dudaktan öpme’ vakası hangisi peki?


Kadir İnanır’ın vakumlu stili…


Yazının devamı...
Mehmet Özdoğan Kimdir?

Mehmet Özdoğan