"Mehmet Özdoğan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Özdoğan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Özdoğan

Aldığın o 800 lirayı yerine koy lütfen!

Kendisine takılan 53 liranın yarın yokmuşçasına peşine düşen Mustafa’nın viral olan hikayesi bana da ilham oldu. Ey benden 10 yıl önce 800 lira borç alan ve asla geri vermeyen sevgili arkadaşım… Lütfen borcunu öde!

Kime ne kadar verdiğimi, kimden ne kadar aldığımı hayatım boyunca aşırı derecede iyi bildim. Hatta rahatsız edici derecede… Ama bununla ilgili konuşmamayı da iyi bildim. İçime atmaktan yorulmadım; bana borç takanları içimde kocaman bir balona hapsettim. Arada içime dönüp dönüp tokatlıyorum onları.

Bir kere çirkinleşmiştim ama… Yani kendi çapımda.

Bir arkadaşım benden eve çıkarken 800 lira borç aldı ve iki ay içinde yarım yarım ödeyeceğini söyledi.

19 yaşındaydık, öğrenciydik.

800 lira büyük paraydı.

Ve hala büyük para!

Neyse… Aylar geçti, biz aynı evlerde aynı mekânlarda takılmaya devam ettik.

Paramı ödemedi, bahsini de açmaya niyetli değildi.  

Çeşitli ucuzluklar yaptım.

“Harçlığımı çok erken bitirdim bu ay; ne yapacağım bilmiyorum!”lar…

“Keşke bir yerden 300-400 lira para gelse şimdi!”lere bile düştüm. Hiç değilse tek bir taksidi koparabileyim diye…

Karşıdan tık yok. “Evet yaa ben de kötü durumdayım!” diyor ama yazın Fransa planları havada uçuyor; bilet bakıyor filan benim bilgisayarımdan o sırada. BİR DE BENİM BİLGİSAYARIMDAN!

Yanılmıyorsam 6-7 ay sonra artık kendimi tutamadım ve “Canım arkadaşım… Valla ihtiyacım olmasa istemem ama ben sana borç vermiştim ya… Onun birazını şimdiden alabilir miyim?”

Karşıdan bir anda aşırı abartılı “Ay ben nasıl unuttum!”lar, “Ama yani niye hatırlatmıyorsun aylardır!!!” diye beni suçlu çıkarmalar…

Sonuç çıkmadı tabii. “Yaz tatilinden sonra söz hepsini birden ödeyeceğim” dedi ve derin suskunluk kaldığı yerden sonbahar huşusunda devam etti.

Ben yılmadım. Bir noktada tekrar kendimi gaza getirdim.

Yine aynı nezaketle sordum.

Bu defa abartılı tepkiler yoktu; “Aklımda hayatım aklımda ama…” olgunluğuyla ertelendim ve yeni bir tarih verildi.

İkinci kez hatırlattığınızda daha soğuk bir karşılama alıyorsunuz çünkü genelde; “Yuh hala unutmadın mı?”yı çağrıştıran ama çok da yüz göz olmayan…

Yeni verilen tarih de geçti gitti. Bu arada arkadaşlığımız doludizgin devam ediyor.

Bir gece dışarı çıktığımızda sarhoşken şakayla karışık bir anda; “Yaa neden borcunu ödemiyorsun? Bari bu gece beni sen çek be!” deyiverdim; “Cidden bu ara çok ihtiyacım var kuzum” diye ekledim, ciddileştim, eziklendim.

Bu da güldü bana ve şu inanılmaz cümleyi kurdu: “Canım 1,5 senedir bu paraya ihtiyacın devam ediyorsa belki de sorgulaman gereken başka şeyler vardır”

Bu cüretkar cevap ve ardından gelen şuh kahkaha karşısında beynimden vurulmuşa döndüm. Bir yandan da garip bir saygı duydum kendisine.

“Peki” dedim.

Bu konuyu oracıkta, 9 sene önce aktif olarak sürdürmeyi bıraktım.

Ancak pasif olarak arka planda çalışmaya devam etti hep.

Zamanla arkadaşlığımızın formu değişti ama onu her gördüğümde o 800 lirayı düşündüm.

Arada buluştuğumuzda menünün en pahalı yemeklerinden birini seçtiğinde “ÖNCE BENİM PARAMI ÖDE!” diye bağırmak isteyecek kadar manyaklaştım ama durumu kontrol etmeyi hep başardım; sustum.

Instagram’da tatil fotoğraflarının altına #paramıöde diye koymak istediğim hashtag’leri içime içime attım.

Maçka Parkı’nda, mahalle kahvecisinde, orada burada karşılaştığımızda ve o iştahlı iştahlı hayatındaki gelişmeleri anlatırken bir anda lafını bölmek, “Peki, 800 liramı neden hiç ödemedin?” diye psikopatça bir soru iliştirmek istedim sohbetimize… Yapmadım ama.

Hiç ona tekrar paramı sormadım.

Evet sevgili arkadaşım…

Şimdi işi çok ciddi bir noktaya taşıdım. Bugün bu konuyu tekrar açıyorum. Tam 9 sene sonra!

Yazılarımı okuduğunu çok iyi biliyorum. Çok beğendiğini, çok güldüğünü ve daha sık yazmam gerektiğini söylüyorsun arada.

Sana sesleniyorum!

Özelden yazacak cesaretim yok.

Borcu vereli 10 sene olmuş.

En son 9 sene önce bunun bahsini açmışım.

Şimdi yazacağım; sorduğum anda “Ay inanmıyorum 10 sene bunu karnında tuttuğuna!” diyeceksin.

Aşırı utanacağım ve kesinlikle bununla baş edemeyeceğim.

Onun yerine bu kamusal alandan sana seslenmek psikolojim açısından çok daha güvenli.

Üstelik dedikodunu hiç kimseyle yapmadım. İncinme ihtimalin sıfır!

Senden sana 10 sene önce verdiğim o 800 lirayı, o dönem dolar 1,29 olmasına rağmen faizsiz bir şekilde geri istiyorum.

Bizim gelir ortalamasındaki insanların 50 liranın üzerinde verilen borçları unuttuklarına inanmıyorum. Bunu böyle düşünmenin korkunç bir iyi niyet batağından başka bir şey olmadığına inanıyorum.

Lütfen bana paramı geri ver.

Çünkü insanlara parasını geri vermemek çok ayıp... Değilse de olmalı yani.

Eğer bu yazıyı üstüne alınırsan ve paramı gönderirsen, hatta açıklama kısmına da bir gülücük iliştirirsen insanlığa olan inancım tazelenecek.

800 liramı gönderdiğin günü yeni hayatımın ilk günü olarak kabul edeceğim.

Belki seni gönderdiğin 800 lirayla süper bir yemeğe bile çıkarabilir; üstüne bir de felekten bir gece çalabiliriz birlikte. 

Senden haber bekliyorum.

Sevgili okura not: Eğer sen de aynı durumdaysan ve artık borcunun akıbetini sormaya korkuyorsan bu yazıyı #BenDeBekliyorum etiketiyle paylaş; belki öder o da… Ödemese de unutmadığını, unutmamanın utanılacak bir şey olmadığını anlar. Yani… Umarım!

X