"Nuran Çakmakçı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nuran Çakmakçı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nuran Çakmakçı

Nuran Çakmakçı

Haydi çocuklar müze dersine

20 Ekim 2018

Bazen saatlerce müzede kalır, akranları ve öğretmenleriyle o eserlerin hikâyelerini dinler, tarihe yolculuk yaparlar. Öncesinde ziyaret ettikleri yerle ilgili araştırmalarını, ardından müze gezisinde gördüklerini birbiriyle paylaşırlar. Ülkemizde nedense bu manzaraya özel müzeler dışında çok rastlamıyoruz. Oysa eğitim kitap, bilgisayar ya da sınıftan ibaret değil. Aktif öğrenmenin, birebir yaşayarak, görerek öğrenmenin en iyi yolu kuşkusuz bu tür etkinlikler.

Müzede gezen çocuk hem farklı kültürleri tanıma fırsatı bulur hem de aktif şekilde öğrendiklerini kolay kolay unutmaz.

NESNE TEMELLİ ÖĞRENME

İngiltere’de Open Üniversitesi, 2016’da müzelerin ilk ve ortaokul düzeyinde öğrencilerin öğrenmelerine katkılarına ilişkin bir makale yayınladı. Makalede öğretmenlerin uygulayabileceği yöntemlere de yer verildi. Buna göre müzeler çocuklara sınıfların çok ötesinde bir deneyim fırsatı sunuyor. Çocukları müzeye götürmek veya müzeden bazı eserleri okula getirmek, sıradan öğrenme ortamına büyük dinamizm katıyor. Sadece öğrenciler için değil, öğretmenler için de durum böyle. Böylelikle öğretmenler, farklı yollarla her öğrencisinin ilgisini çekebiliyor.

“Nesne temelli öğrenme” yaklaşımının en verimli uygulanabileceği yerlerden biri olarak müzeler gösteriliyor. Orijinal nesnelerin, yani eşyaların gücüyle öğrenmenin faydaları anlatmakla bitmiyor.

MOTİVASYON EKSİK

Yazının devamı...

Dünyada okulların 4’te birinde tuvalet yok

16 Ekim 2018

Buna göre, 90 ülkede okulların 4’te birinde tuvalet yok. 570 milyon çocuk okullarında içme suyu içemiyor. 850 milyon öğrenci de su ve sabundan mahrum, ellerini bile yıkayamıyor. Bu durum, çocukların fiziksel ve bilişsel gelişimlerini etkilerken, hijyen eksikleri nedeniyle hastalıkların da kapısını da aralıyor. Özellikle Sahra-Altı Afrika’da tablo endişe verici boyutlarda. Eğitim Servisi’nden Önder Öndeş’in ‘Okullarda İçme Suyu, Hijyen ve Sağlık Hizmetleri’ raporundan derlediği bilgiler çok çarpıcı:

850 MİLYON ELLERİNİ YIKAYAMIYOR

Elleri yıkamak özellikle okullarda çocukların sağlığının korunmasında çok önemli. 2016 verilerine göre, okulların yüzde 53’ünde su ve sabun gibi temel temizlik malzemeleri bulunuyor. Yüzde 11’inde sabun bulunmazken, her ikisinin de olmadığı okulların oranıysa yüzde 36. Yani yaklaşık 850 milyon çocuk, eğitim kurumlarında ellerini bile yıkayamıyor. Özellikle Sahra-Altı Afrika’da her beş okuldan sadece birinde su ve sabun var.

600 MİLYONUN İÇME SUYU YOK

Okullarda su; eğitime katılım ve öğrenme düzeylerini de arttıran çok önemli bir unsur. Ayrıca içme suyu bilişsel gelişimi de etkiliyor. 2016 verilerine göre, dünyada her 10 okuldan 7’sinde içme suyu bulunuyor. Yüzde 12’sinde sınırlı bir erişim varken, susuz kalan eğitim kurumlarının oranıysa yüzde 19. Avrupa, Kuzey Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda’da içme suyu hizmetleri tüm okullarda sağlanıyor. Ancak Türkiye’nin de yer aldığı ‘Kuzey Afrika ve Batı Asya’ ülkeleri grubunda eğitim kurumlarının yüzde 16’sında hiçbir içme suyu hizmeti verilemiyor. Yani 570 milyon çocuk okullarında içme suyu içemiyor.

EN TEMEL İNSANİ HİZMETTEN YOKSUN

Tüm okullarda tuvalet ve öğrencilerin sağlığını koruyacak bir altyapının olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak gerçek oldukça farklı. Dünya okullarının yüzde 66’sında temel tuvalet ve bunu destekleyecek bir altyapı var. Yüzde 12’sinde sınırlı bir tuvalet sistemi varken, hiç olmayan eğitim kurumlarının oranıysa yüzde 23. Yani her dört okuldan birinde öğrenciler temel insani ihtiyaçlarını bile güvenli ve sağlıklı bir ortamda gideremiyor. Bu da, 620 milyon öğrenci bu hizmetten yoksun demek. Türkiye’nin yer aldığı ülkeler grubunda ise tuvaletsiz okulların oranı yüzde 10. Sahra-Altı Afrika ile Okyanusya’da okulların yarısında tuvalet bulunmuyor.

 

Yazının devamı...

Okullardaki tehlike: ‘Doping ilaçları’

13 Ekim 2018

Sınavla girilen, “zor okul” diye tabir edilen liselerin ve özellikle tıp ve diş hekimliği gibi ders yükü fazla olan fakültelerin öğrencileri, eğitimcilere göre leblebi gibi “sakinleştirici” ya da “konsantrasyon sağlayıcı” diye nitelendirilen ilaçları kullanıyorlar. Kiminin sınavda başarılı olmak, kiminin stresle baş etmek, kiminin de derse konsantre olabilmek için başvurduğu bu ilaçlar ne yazık ki bazı hekimler tarafından kolayca reçeteye yazılıyor, hatta bazı eczanelerden de reçetesiz el altından veriliyor.

REKABETÇİ ANNELER PEK SEVİYOR

“Sınava hazırlanıyorum”, “Tez yazıyorum”, “Notumu yükseltmek istiyorum, dersi dinleyemiyorum” şikâyetleriyle hekimlere koşan 14-21 yaş arası gençler kendileri ilaç almakla kalmıyor, başarılarının formülünü bunlara bağlayıp arkadaşlarına da hararetle öneriyorlar. Kulaktan kulağa yayılan bu “doping” ilaçları yüzünden eğitimciler çok kaygılı.

ABD ve Avrupa’da özellikle üniversite öğrencileri arasında yaygın olan bu ilaçlar tartışma yaratırken bazı yerlerde de amacı dışında kullanımları yasaklanmış durumda. Ancak ülkemizde de rekabetçi anneler ve başarı odaklı öğrenciler nedeniyle maalesef hızla yaygınlaşıyor. Çünkü genellikle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı olanlara verilen bu ilaçların uyarıcı etkileri var. Bu yüzden özellikle proje ve sınav dönemlerinde tercih ediliyorlar. Ama yan etkileri bir hayli fazla. Hiç araştırılmadan, etrafa da şeker gibi tavsiye edilen bu ilaçları uzmanlar “beyin dopingi” olarak nitelendirip yan etkileri nedeniyle karşı çıkıyorlar.

Öte yandan eczacılar bu tür ilaçların el altından satılamayacağını söyleyerek şu açıklamayı yaptılar:
"Eczacılara gelen ilaçlar karekod dediğimiz bir takip sistemine sahiptir. Yani ilacın ne zaman nerede üretildiği, hangi depo basamaklarından geçerek eczaneye ulaştığı bellidir. Eczaneden çıkışı da aynı şekilde takip edilir. Kırmızı reçete dediğimiz özel bir reçeteye sahip olan bu ilaçları da psikiyatri uzmanı ya da çocuk psikiyatri uzmanı yazdığı zaman sadece verebiliyoruz. El altından reçetesiz vermemiz mümkün olmadığı gibi reçetenin onayı da anında sağlık bakanlığının renkli reçete sistemi üzerinden verilmektedir. Bu da sahte reçetenin önünü kesen bir uygulamadır. Aksi takdirde karekod eczanenin üstünde görülecek ve rutin denetimde eczanenin ilaç kasasında olmadığı zaman ceza almasına sebep olacaktır. Bu cezalar basit para cezaları değil eczacının uyuşturucu satışı ile yargılanması gibi ağır cezalardır. Etik olarak hiçbir meslektaşımın bunu yapacağına inanmadığımız gibi yapma olasılığımız da bulunmamaktadır."

‘HEKİM DENETİMİ OLMADAN KULLANMAYIN’

-

Yazının devamı...

Aşırı koruma ‘bağımlılık’ yapabilir

9 Ekim 2018

Söz birliği etmişcesine hepsinin ortak şikâyeti, aşırı korumacı ailelerin tutumu. Özellikle son yıllarda artık okulu da öğretmeni de yönetmeye çalışan WhatsApp gruplarında bu tutumun daha net görüldüğünden şikâyetçiler. Çocuğu adına düşünen ve hareket eden, hatta neredeyse ayakları üzerinde durmasına, büyümesine izin vermeyen ve kendilerine bağımlı hale getiren anneler, okulların adeta başbelası.

BIRAKIN ÖĞRETMEN İŞİNİ YAPSIN

Termosta yemek taşıyan, okula getirip götürürken bahçeye değil de sınıfına kadar eşlik etmek isteyen, terlediğinde üstünü değiştirmesi için öğretmene talimatlar yağdıran, okul bahçesinde koşmasına, oynamasına izin vermeyen, arkadaş ilişkilerine müdahele eden, tabağındaki her şeyi yemesini isteyen, ev ödevini onun yerine yapan, saat saat çocuğun ne yaptığını izlemeye çalışan aileler hem öğretmenleri, hem de diğer velileri rahatsız ediyor. Uzmanlar, böyle davranan annelerin çocuklarının da bağımlı, ürkek ve çoğu zaman mutsuz olduğunu vurguluyor.

SORUMLULUK ALMASINA İZİN VERİN

Eğitimcilere göre, bu tür davranışlar çocuğun özgürce düşünmesi, gelişmesi, sorumluluk alması önünde en büyük engel. Çoğu zaman bu tür ailelerin çocuklarının anksiyete, depresyon veya okul reddi gibi sorunlarla karşılaştığının altını çizen öğretmenler, böyle yetişen çocukların gelecekte kendine güveni olmayan ve başkalarına bağımlı bireyler olabileceği uyarısını yapıyor.

Evet, özellikle büyük şehirlerde yaşamak ve çocuk büyütmek zor. Birçok güvenlik ve sağlık sorunu yaşanabiliyor. Çocuğun gelişimi ve eğitimini de yakından takip etmek gerekiyor. Ancak okulla ve öğretmenle işbirliği yaparak, uzlaşarak, okula da güvenerek bunu yapmak en iyisi galiba. Hem kendi iç huzurunuz hem de çocuğunuzun gelişimi için denemeye değer. İşe önce onlara sorumluluk vermekten başlayın.

Ne dersiniz?

Yazının devamı...

Batmanlı meslek liselilerin rekoru

2 Ekim 2018

11 ve 12’nci sınıftaki mobilya ve iç mekan tasarımı, metal ve makine bölümü öğrencileri özellikle okulların tatil olduğu haziran, temmuz ve ağustosta çalışarak asgari ücret kadar para kazanıyorlar. Yıl içinde de okulda üretim yapmaya devam ediyorlar. Öğrendiklerini pratiğe döküyorlar. Kendilerine, öğretmenlerine ve okullarına para kazandırıyorlar. İşte bu üretimle 2017’de 5 milyon 455 bin TL kazanarak rekoru elinde tuttular. Tüm Türkiye’de geçen yıl 217 milyon liralık üretimin birinci sırasında yer aldılar. Okulun sekiz yıllık müdürü Necati Tunç da bundan çok memnun, “Öğrencilerimiz yaz ayları boyunca çalışarak hem kendilerine, hem de aile ve okulun ekonomisine katkıda bulunuyor. Her ay olmasa da okullar açıkken de asgari ücretin altında para kazanıyorlar. Pratikleri, el becerileri gelişiyor. Kazandıkları ile üstüne başına bir şeyler de alabiliyorlar. Mutluyuz, bu Türk eğitim sisteminin, mesleki teknik eğitimin bir başarısı” diyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı listeye göre Batman Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni 4.8 milyon liralık üretimle Ankara Altındağ Siteler Mesleki Eğitim Merkezi ve 4.5 milyon liralık üretimle Samsun Atakum Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi izledi.

TOPLAM GELİR 217 MİLYON TL

En iyi gelir yapan okullar listesi dışında 81 ilin bu kapsamda ürettikleri gelirler de açıklandı. En fazla üretim yapan iller arasında Bursa, Kocaeli, Sakarya, Denizli ve Afyon’dan hiçbir okulun yer almaması ve İstanbul’un çok düşük üretim seviyesinde temsil edilmesi dikkat çekiyor. Özellikle bu illerde mesleki ve teknik eğitimle ilgili sektörlerin çok daha yoğun kümelendikleri göz önüne alındığında buralardaki okullardaki performansın gözden geçirilmesi gerekiyor.

Bütün bunları mesleki ve teknik eğitimden sorumlu Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Mahmut Özer’e sordum. Özer, şunları söyledi:

“Mesleki eğitimde okulların döner sermaye üretimini artırmayı hedefliyoruz. Mevcut durum iyileştirmeye çok açık bir görüntü arz ediyor. Tüm ülkede elde edilen gelir 217 milyon TL. Bu önemli bir katkı, ancak yeterli görmüyoruz. Üretim çeşitliliği de sınırlı. Mevcut üretim alanları mesleki eğitim verilen alanların çok az kısmına karşılık geliyor. Hedefimiz, üretimin hem kapasitesini hem de çeşitliliğini artırmak. Bu konuda hem süreçleri gözden geçirdik ve iyileştirme alanlarını belirledik, hem de mevzuat düzenlemelerinde son aşamaya geldik. Bunu sağladığımızda mesleki eğitimde çok önemli bir dönüşüm sağlayacağız. Böylece ekonomiye mesleki ve teknik eğitim üzerinden yerli katkı verilecek. Ayrıca öğrenciler uygulamalı eğitim alacaklar ve mesleğin gerektirdiği becerileri kazanacak ve mezun olduklarında istihdamları daha kolay olacak. Tüm bunların sonucunda da öğrenciler eğitimleri sırasında üretimden pay aldıkları için bu yükseldikçe öğrencilerin mesleki eğitime ilgisi de artacaktır. Gelirin belirli oranı birim payı olarak söz konusu işletmeye kaldığı için üretim ve dolayısıyla eğitim altyapısını sürekli iyileştirme imkânı olacak. Bunu ülke çapında yaygınlaştırdığımızda mesleki eğitimde eğitim-üretim ilişkisi sürekli güçlenecek ve sonunda istihdam da kolaylaşacağı için eğitim-üretim-istihdam döngüsü sürekli birbirini besleyecektir.”

Bu durumda işlevsel olan meslek liselerini desteklemek, artık günümüz koşullarına uygun olmayanların da tekrar gözden geçirilmesi gerekmiyor mu? 

 

Yazının devamı...

Tecrübeli öğretmen kazanamıyor

25 Eylül 2018

Raporun bu kısmında öğretmenlerin gelir düzeyleri ülkeler arasında kıyaslandı. Hazır yeni öğretim yılı açılmışken ülkemizdeki öğretmenlerin ekonomik durumlarını bir gözden geçirmekte fayda var. Şunu hatırlatmak da gerekiyor: OECD maaşlarla ilgili verileri paylaşırken satın alma gücü paritesini de dikkate alıyor. Bu da ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılıklarını ortadan kaldırarak farklı para birimlerinin satın alma güçlerini eşitleyen bir değişim oranı olarak tanımlanıyor. İşte bu rapordaki ayrıntılar:

2017 verilerine göre Türkiye, mesleğe yeni başlayan devlet okullarındaki öğretmenlerin yıllık gelirleriyle ilgili yapılan sıralamada, 35 OECD ülkesi arasında ilk ve ortaokulda 25; lisedeyse 26’ncı sırada yer aldı. Türkiye’de mesleki tecrübeye göre gelir artışı da sınırlı. Satın alma gücü paritesine göre ‘mesleğe yeni başlayan bir öğretmen’ yıllık yaklaşık 26 bin 500 dolar kazanıyor.

 

İLK SIRA YİNE DEĞİŞMEDİ

Tüm düzeylerde ilk sırada yer alan ülkelerin adı değişmiyor. Lüksemburg, İsviçre ve Almanya’da yeni başlayan bir eğitimcinin yıllık kazancı 60 bin doları geçiyor. Ayrıca Norveç, Danimarka, Avustralya, Avusturya ve Kanada’da da gelir 40 bin doların üzerinde.

 

EN KÖTÜLER DE AYNI

Yazının devamı...

Birileri kırtasiye parasına dur desin!

21 Eylül 2018

Veli çocuğunun gelişimine uygun diye parayı verip bu ürünü almak zorunda kalıyor. Ama gelin görün ki o kitapların bir kısmı dolapta kapağı açılmadan kalıyor. Geçtiğimiz yıl da defalarca yazdım. Anasınıfı ve birinci sınıfta bu kadar malzeme niye alınıyor? Velinin bütçesi niye bu kadar zorlanıyor?

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bu hafta öğrencilerden “tuz ruhu”, “tuvalet kâğıdı” gibi istekler gündeme gelip, veliler isyan edince ben de tekrar hatırlatma gereğini duydum.

Bizde de veliler zaten 20 bin liradan başlayıp 70 bin liraya varan özel okul ücretini ödemeyi göze alıyor. El insaf bir de yok çeşit çeşit kırtasiye malzemeleri yok online site üyeliğini satanlara, velinin bütçesini zorlayanlara birileri dur dese... Kayıt sırasında velinin eline 500 liradan 5 bin liraya varana kadar bir liste tutuşturup, anaokuluna başlamış bir çocuğun tişörtünü 100 TL’ye satmak, eğitimi ticarete dönüştürmek değil de ne? Herkes üstüne alınmasın, sözüm işini layıkıyla yerine getirip, eğitim yatırımı yapanlar değil; kitap, kırtasiye, yemek ve servis paralarıyla geçinmeye çalışanlara...

Yazının devamı...

Tıpta da 12 boş kontenjan var

18 Eylül 2018

20 Eylül’e kadar devam edecek. Binlerce öğrenciye üniversite için bir şans daha var. Tıpta, mühendisliklerde, psikolojide bile boşlukların olduğu bu dönemde Eğitim Servisi’nden Önder Öndeş, eğitim uzmanı Salim Ünsal’ın analizleriyle adaylar için ek yerleştirme rehberi hazırladı. Buna göre devlet üniversitelerinde tıp, diş hekimliği ve hukuk gibi gözde programlar büyük oranda dolarken, vakıflarda şans hala var. Özellikle inşaat, makine ile elektrik-elekronik mühendisliğinde devlet üniversitelerinde dikkat çeken boşluklar bulunuyor. Yaklaşık 7 bin ile en fazla açık işletmede. Elektrik ve elekronik, makine ve inşaat mühendisliklerinde 2 binin üzerinde koltuk adayları bekliyor. Devlet üniversitelerinde tıpta 12; diş hekimliğinde 8; mimarlıkta 30 kontenjan boş. İşte ek yerleştirme ile ilgili çarpıcı ayrıntılar:

İŞLETME İLGİ GÖRMEDİ

Bu yıl işletme ve iktisatta kontenjanlar yaklaşık yüzde 25 azalmasına rağmen hala büyük boşluklar göze çarpıyor. Devlet ve vakıf üniversitelerinde işletmede 6 bin 929; iktisatta ise 6 bin 415 kontenjan açığı oluştu. İşletmede 623, iktisattaysa 395 aday kazanmasına rağmen kayıt olmadı. 

Birçok mühendislik programında da şans devam ediyor. Elektrik-elektronik mühendisliğinde 2 bin 230 kontenjan adayları bekliyor. İlk yerleştirme döneminin ardından 173 kişi bu bölümü kazandı, ama bunu kayda dönüştürmedi. Makine mühendisliğinde 2 bin 521 koltuk boş kalırken, 182 aday yerleştiği halde eğitim almaktan vazgeçti.

SİYASET BİLİMİNDE DE ŞANS VAR

Eşit ağırlık puan türünde siyaset bilimi ve kamu yönetiminde 3 bin 549; uluslararası ilişkiler de ise 2 bin 682 kontenjana yerleşen olmadı. Sözel puan türünde en fazla boş kontenjan 2 bin 912 ile felsefe; 2 bin 535 ile sosyoloji ve 2 bin 534 ile arkeolojide. Bu programlarda her iki koltuktan biri hala boş. İlk yerleştirmede programa yerleşmesine rağmen kayıt işlemlerini tamamlamayan adaylar da oldu. Bu adayların sayısı 1.099 ile en fazla tarih bölümünde. Türk dili ve edebiyatında 661; işletmede 623 ve ilahiyatta 552 aday kayıt yapmadı.

TIPTA 9 DEVLET ÜNİVERSİTESİ

Sayısal puan türünde gözde programlardan tıpta dokuz devlet üniversitesinde 12 boş kontenjan var. Bursa Uludağ’da üç; Trakya’da iki; İnönü, Dokuz Eylül, Aydın Menderes, Karadeniz Teknik, Recep Tayyip Erdoğan, Sakarya, Çukurova üniversitelerinde ise birer koltuk boş. Vakıf üniversitelerinde de sekiz aday için daha yer var.

Yazının devamı...