"Nuran Çakmakçı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nuran Çakmakçı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nuran Çakmakçı

Nuran Çakmakçı

Lüks otellerde sınav kampı

23 Ocak 2018

Dershaneler kapansa da etüd merkezi ya da kurs adıyla apartman katlarında hizmet veren sınava hazırlık kurumları, kış tatilinde öğrencileri bir otelde 7-10 günlük programlarla kampa alıyor. Çoğu beş yıldızlı olan bu otellerin birkaç katı adaylara ayrılıyor. 1.200 TL’den başlayan fiyatlardaki kamplarda, başlarında birer eğitimci ve rehberlik hocası olan öğrencilerin her anı titizlikle takip ediliyor.

Sabah 08.00 gibi güne başlayan öğrenciler, kendileri için özel olarak ayrılan salonda günde bazen iki kez deneme sınavına katılıyor. Her an ders çalışmak için değerlendiriliyor. Uzun ve zor konular tekrar edilerek yoğunlaştırılmış bir sınav hazırlığı yapılıyor. Üniversiteye giriş için Temel Yeterlilik Testi (TYT) ve Alan Yeterlilik Testi’ne (AYT) hazırlık yapılan bu kamplarda bazen rehber öğretmenler, öğrencileri sınava motive ederken, bazen akşamları da adayların rahatlaması için eğlenceler düzenleniyor.

HEDEF 5 BİNİN ÜZERİNDE SORU

Eğitimcilere göre verimli çalışmayı, adaylara göre ise sosyal hayattan uzaklaşarak belli aralıklarla soru çözmeyi hedefleyen bu kamplarda amaç, sınav havasına girilmesini sağlamak. Kuruma göre değişmekle birlikte düzenli test ve deneme sınavlarında bir günde öğrencilerin yüzlerce soru çözmesi hedefleniyor. Kamp bittiğinde 5 binin üzerinde soru çözmekse adeta üniversiteye girişin anahtarı gibi sunuluyor. Böylece kamptan ayrılan çocuk, “Her geçen zaman aleyhimize, bol bol test çözmeliyiz” mottosuyla hareket ediyor.

AİLEDEN UZAK, SINAVA YAKIN

Bir kenarda havuzun, diğer tarafta her türlü konforun bulunduğu bu otellerde adaylar, hem sınava hazırlanıp hem stres atıp hem de dinleniyor. Bazı kurumlar kaygılı olanlara çalışma davranışı ve nefes alma egzersizleri yaptırıyor. Sıkılan, yarıştan kopanlar otelde teftişe çıkan öğretmenler tarafından yakalanıyor. Aileden uzak, sınava yakın bu kamplarda o büyük günün provasını yaptıran kurumlar da oluyor. Okul sıraları otele taşınıp, adaylar sabah erkenden ‘sınav’ için uyandırılıp kimlik kontrolünden geçirilip, telefonları dışarıda bırakılıp salona alınarak, önlerine testler konuluyor.

Tatille birlikte bu otel programları da bittiğinde kurumlar gelecek sene daha çok adayı kampa yazdırma telaşına düşer. Sınavlar olduğu sürece ne bu yarış biter ne de kamplar, kurslar sona erer.

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Yazının devamı...

e-Okul’la karne heyecanı kalmadı

19 Ocak 2018

Neredeyse son hafta bütün notların tüm aile fertleri tarafından görülebildiği, yazılan rakamlara göre yüzlerin asıldığı ya da güldüğü yılın ilk karnesi bugün alınıyor. Öğrenciler tarafından pek sevilmese de tatile giriş bileti olan bu belgeye kimi zaman olması gerekenden fazla anlam yüklenir. Akranlarla kıyaslanınca daha da abartılan bu durumda uzmanlar ve Bakanlık yetkilileri devreye girer, her yıl “Aman çocuklara fazla kızmayın” denir.

Derslerin yanındaki rakamlar bir yana öğretmenlerin yorumları kimi zaman çocukların canını yakar. Notlar iyi olduğunda neredeyse göklere çıkarılan, kötü olduğunda pek de sevimli kelimelerin yer almadığı bu kâğıda bence öğretmenlerin yazacağı en iyi şey şudur:

“Öğrenme yolculuğunda zevk alman için hep yanında olacağım. Sana güveniyorum.” Bu sözler daha iyi olma yolunda her çocuğu baştan çıkarmaz mı?

VELİYE VE ÖĞRETMENE de VERİLSİN

Yıllardır söylenen şu ‘iyi karne’, ‘kötü karne’ lafından pek hazzetmesem de Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Orhan Erdem’in sözlerini sevdim:

“Kötü karne çocuğun değil, bizim, öğretmenin ve velinin.”

Öğretmen de aile de aslında çocuğa ne verdiyse, nasıl bir ortam sağladıysa onun karşılığının karnedeki rakamlar olduğunu bilmeli. Öğrenmeyi zevkli hale getirdiyse karşılığı iyi karnedir; okuldan, öğrenmeden uzaklaştırdıysa kötü karnedir.

TATİL YAPIN

Yazının devamı...

Annelerin ‘üstünlük’ yarışı

16 Ocak 2018

Birçok ilde Bilim ve Sanat Merkezi olarak bilinen ve üstün yetenekli çocukların gittiği BİLSEM’lere giriş yani üstün yetenek sınavı yapılıyor. Bu sınavlara ilkokul 1, 2 ve 3’üncü sınıflardaki minikler girebiliyor. Ama bazı annelerin telaşı büyük. Ne yapıp edip bunu da yarışa çevirdi bizim ‘kaplan annelerimiz’. Her ne kadar kapandı denilse de apartman katlarında hâlâ devam eden kurslarda, özel hocalarda BİLSEM’e giriş için hazırlık yapılıyor, onlarca kitap minik bedenlerin önüne yığılıyor.

35 BİNİ AŞKIN ÖĞRENCİ EĞİTİM GÖRÜYOR

Bazı annelerin kendi çocuğunun üstün olduğunu ispatlama, öğretmenlerin de “Bu çocukları ben yetiştiriyorum” diye velinin gözünde yer bulma telaşı sırasında olan yine minik öğrencilere oluyor.

Aslında dünyada binde 2 olan üstünleri, ülkemizde de tespit etmek için 90’lı yıllarda BİLSEM’ler kuruldu. Amaç özel yetenekli diye tabir edilen çocuklara eğitim vermek üzere hemen her ilde bir merkez açıp, bu çocukları geliştirmek. Şu anda 119 merkezde 35 bini aşkın öğrenci eğitim görüyor.

İyi niyetle kurulan bu merkezlere ilkokul 1, 2 ve 3’üncü sınıf öğrencileri belli testlerden sonra alınıyor.

ÖNCE TABLET ÜZERİNDE ELEME

Daha önce öğretmenler üstün yetenekli olan öğrencileri Rehberlik Araştırma Merkezleri’ne (RAM) yönlendirir, burada uluslararası düzeyde zeka ölçeğine göre çocuk tanımlanır ve özel yetenekli kategorisinde gösterilirdi. Ancak bizim ‘kaplan annelerimiz’ bunu da keşfedip, RAM’ların önünde kuyruklar oluşturmaya başladı. O zaman da bu kadar çocuğa hizmet vermek güçleşti.

Bunun üzerine eleme sınavı yapılma kararı alındı. Milli Eğitim Bakanlığı da zeka ölçeklerine benzeyen ve tablet üzerinde girilen bir sınav yapmaya başladı. Bu sınavı geçenler RAM’a gönderiliyor, buradaki testler sonucunda 130-140’ın üstünde zekaya sahip olanlar yeteneklerine göre kayıt olmaya hak kazanıyor.

Yazının devamı...

Sınavda ‘engel’ kaldırıldı

12 Ocak 2018

Sınavlarda okuyucu istemeyen ve görme bozukluğu yüzde 25 ve üzerinde olan, az gören adaylara bu yıldan itibaren sınavlarda ek süre vermesinin ardından engeli, sağlık sorunu ve özel durumu bulunanlara yönelik 14 ilde sunulan sınav hizmeti 81 ile çıkarıldı.

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Mahmut Özer, gerçekleştirdikleri sınavlarda engeli, sağlık sorunu ve özel durumu bulunan; bir alet, araç gereç ve cihazla (işitme cihazı, biyonik kulak, elektronik büyüteç, Braille daktilo gibi) sınava girmesi gereken adaylara her türlü kablolu ve kablosuz iletişimi kesilmiş salonlarda, sadece 14 ilde verdikleri sınav hizmetini 2018’de tüm illerde vereceklerini açıkladı.

‘HEDEFİMİZ HERKES İÇİN HER YERDE OLMAK’

“2018’den itibaren hedefimiz, herkes için her yerde olmak” diyen Özer, bu kapsamda ilk hedef kitlelerinin engeli, sağlık sorunu ve özel durumu bulunan adaylar olduğunu belirterek, şunları söyledi:

“Adaylarımız için her türlü kablolu ve kablosuz iletişimi kesilmiş sınav salonları oluşturuluyor. Bu hizmeti önceki yıllarda sadece Adana, Afyonkarahisar, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Erzurum, İstanbul, İzmir, Kayseri, Malatya, Samsun, Trabzon ve Şanlıurfa’da verebiliyorduk. Ancak çalışmalar tamamlandı, tüm illerde bu adaylara yönelik sınav binaları belirlendi, salonlar oluşturuldu ve teknik altyapı hazırlıkları da tamamlandı. Çalışmalarımızı çok hızlı bitirdik. 2018 sonunu beklemeden bu hizmeti 81 ilde verebilecek duruma geldik. Artık bu yıldan itibaren bu hizmeti tüm illerimizde verebileceğiz. Böylece kullandıkları aparatlar nedeniyle özel salon oluşturmamız gereken engeli, sağlık sorunu ve özel durumu olan adaylarımız, başka bir ildeki sınav merkezine gitmek zorunda kalmadan, yaşadıkları illerde oluşturduğumuz sınav salonları vasıtasıyla hizmetlerimizden kolaylıkla yararlanabilecek.”

 

Yazının devamı...

Boğaziçi Rektörü Hürriyet’e konuştu: Eleştiriye açığız

9 Ocak 2018

Üniversite, 28 Şubat döneminde de başörtü yasağı nedeniyle bazı kesimler tarafından eleştirilmiş, başörtülü öğrenciler birkaç hocanın itirazı dışında sorunsuz derse girebilmişti. Aynı şekilde İslam Araştırmalar Kulübü de ilk kez 2013’te orada kurulmuştu. 150 yıldan itibaren üniversitenin temelinde bazı değerler bulunuyor. Türkiye’nin dört bir yanından sınava girip, ilk sıralarda yer alan başarılı öğrenciler burada eğitim görebiliyor. Farklı kültür ve inançta binlerce öğrencinin okuduğu üniversite Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önceki günkü “milli değerlere yaslanmadığı için küresel marka haline gelemediği” yolundaki sözleriyle tekrar gündem oldu. Bunun üzerine üniversite mensupları Twitter’da “BoğaziçiÜniversitesiGururumuzdur” hashtag’i ile sosyal medya kampanyası başlattı.

DAHA İYİYE GİTMELİYİZ

Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmed Özkan’la, önceki akşam üniversite sıralamalarıyla ilgili attığı tweet sonrası konuştuk. Prof. Dr. Özkan, “Ben attığım tweeti orada açıkladım, yani yaptığım konuşmada da üniversitenin ne kadar iyi bir yerde olduğunu söyledim. Benim tweetim bazıları tarafından Sayın Cumhurbaşkanına yanıt gibi algılanmış. Böyle bir amacım yoktu. Ama eleştirilere açığız, bu tür eleştiriler motive edici, teşvik edici, değerli buluyoruz. Bu eleştirilerden rahatsız olmadan, her zaman açık olmak lazım. Boğaziçi kültüründe de bu var. Her eleştiriye açık olacağız ki, iyi olmakla yetinmeyip, daha iyilerini yapabilir hale gelelim” dedi.

HEDEFİMİZ DÜNYANIN İLK 10’U

Prof. Dr. Özkan, şunları söyledi:

“2017’de U.S. News’in Dünya Üniversiteleri Sıralaması’nda 166’ncıydık. 2018’de 190’ıncı olduk. Türkiye’den ilk 200’e giren başka üniversite yok. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımızın önünde arkamdaki ekranda yansıttım, bugün attığım tweette aynı slayt arkamda görünüyor. Konuşmam, üniversitenin başarıları üzerine kurgulanmıştı, onu anlatmaya çalıştım.

Aslında dünyada Boğaziçi olarak 190’ıncı, Türkiye’de ise birinci olmak iyi de, dünyada o kadar övüneceğim konu değil. Dünya çapında ilk 10’a girmeli. Bunun için de önemli karşılanması gereken ihtiyaçlar var. Araştırma altyapısından tutun da maddi kaynaklara, desteklere kadar üniversitelerimizin birçok boyutta güçlendirilmesi gerekir. YÖK’ün başlattığı birtakım çalışma ve araştırmalar var. Bunlar önemli adımlar. Hedefimiz aslında dünya sıralamasında çok daha yukarıda olmak. Attığım tweet bunların bir parçası. Üniversitemizin, Türkiye çapında da çok sayıda araştırma projesi bakanlıklar tarafından destekleniyor. Her zaman iyileştirme potansiyeli var, yaptıklarımızı daha kapsamlı duyurmamız gerekiyor. Oradan da çıkarmamız gereken sonuçlar var, kamuoyunu bilgilendirme konusunda eksiğimiz olduğunu hissediyorum. Mezunlarımızdan daha çok destek olmalarını isteyebiliriz. Dünya üniversitelerine, özellikle rekabet etmek istediğimiz üniversitelere, bakınca onlarda çok büyük oranda mezun desteği görüyoruz. Mezunların üniversiteden ayrıldıktan sonra artık bu kurumları nasıl daha çok yüceltebilecekleri konusunda yardım etmeleri lazım.”

Yazının devamı...

Öğretmenlerin yarısı siber zorbalık mağduru

5 Ocak 2018

662’si kadın, 1.500’ü erkek olmak üzere toplam 2 bin 162 öğretmenle yapılan bilimsel çalışmanın sonuçları çarpıcı. Buna göre öğretmenlerin neredeyse yarısı “siber zorbalık mağduru”. Erkek öğretmenler kadınlara göre daha fazla siber zorbalıkla karşılaşıyor. Fiziksel güç eşitsizliği nedeniyle kadınlar yüz yüze zorbalık yaşıyor. Fiziksel eşitsizliğin olmadığı ortamlarda kadın-erkek, güçlü-güçsüz ayrımı gözetmeksizin herkes mağdur olabiliyor.

DEPRESYONA GİRİYORLAR

Araştırmanın sonuçları ise şöyle:

Siber zorbalık, iletişim teknolojilerini kullanarak kişi ya da gruplara karşı yapılan zarar verme davranışlarının tümü olarak tanımlanıyor. Bu zorbalıkta cep telefonu, bilgisayar ve tabletler gibi dijital cihazlar kullanılıyor. Facebook, Instagram, Snapchat ve Twitter gibi sosyal medya aracılığıyla gönderilen SMS ve anında mesaj, e-posta yoluyla gerçekleşiyor. Bu zorbalık da tıpkı yüz yüze yapılan davranış gibi öğretmenleri psiko-sosyal açıdan olumsuz etkiliyor. Bununla karşılaşanlarda sosyal ilişkilerde bozulma, öfke ve endişe, yalnızlık, depresyon, alkol ve madde kullanımı gibi ciddi sorunlar görülüyor. Siber zorbalar diğer zorbalardan farklı olarak, gerçekleştiremeyeceklerini teknolojiyi kullanarak dolaylı olarak yaptıkları için empati ve pişmanlık duyguları daha düşük. Bu da onların davranışlarını artırarak sürdürmelerine neden oluyor. Siber zorbalığın, tehlikesinin anlaşılması için okullarda görev alan psikolojik danışmanların kurumdakileri bilgilendirmesi ve aydınlatması gerekiyor.

LİSELERDE YAYGINLAŞIYOR

Siber zorbalık davranışlarına örnek olarak; öfke dolu kırıcı mesajlarla alay etme, başka kimliğe bürünme, başkasının bilgilerini internet ortamında izinsiz kullanma, dışlama, siber tehdit ve siber taciz verilebilir. Okullarda özellikle liselerde siber zorbalık gittikçe yaygınlaşıyor ve ergenlik dönemindeki öğrencilerin büyük bir çoğunluğu bu tatsız oyunda ya siber zorba ya da mağduru olarak rol alıyor. 

ÜÇTE BİRİ  3 SAATTEN FAZLA İNTERNETTE

Araştırmaya katılan öğretmenlerin 339’u 20-30 yaş aralığında, 766’sı 31-40, 733’ü 41-50, 324’ü 50 yaş üstünde. Öğretmenlerin günde yüzde 19.5’i (420 kişi) 1 saatten az, yüzde 57’si (1.233) 1 ile 3 saat arasında ve yüzde 23.5’i (509) ise 3 saatten fazla süreyi internette geçiriyor. 

Yazının devamı...

Değişiklikler sürecek

2 Ocak 2018

Sayfamızda da ayrıntıları okuyacağınız haberde olduğu gibi, kuşkusuz en büyük yenilik iki sınav sisteminin arka arkaya değişmesiydi. Hem liselere, hem de üniversiteye girişte bir anda gerçekleşen bu değişimin gündeme gelmesi, aylar sonra bu yeniliklerin yapılması yıla damgasını vurdu. Her ne kadar yeni sistemin kökten değişeceği beklentisi oluştuysa da çok büyük farklılık olmadığı ortaya çıktı.

Müfredattaki yenilikler, okul öncesi eğitimin 22 ilde zorunlu olması, 5’inci sınıflara yabancı dil ağırlıklı ders programının gelmesi, üniversite sınavlarında “15 dakika kuralı”, ardından ÖSYM Başkanı Prof.Dr. Ömer Demir’in istifası, öğretmenlere performans değerlendirmesi ve yükseköğretimde doçentlik süreci geçen yıl en çok konuşulan konular arasında yer aldı.

Eğitimle ilgili değişikliklerin ya da revizyonların 2018’de devam edeceğini düşünüyorum. Çünkü, özellikle sınav sistemleriyle ilgili henüz netleşmeyen bazı konular var. Sınavla girilecek okulların listesi önümüzdeki aylarda belli olacak. Adrese dayalı sistemde de bazı sıkıntılar yaşanacağını şimdiden söylemek gerekiyor.

Bu yılın sonuna kadar servislerle ilgili standartların artık oturması şart. Okullar açıldığı zaman bu standartlara göre okul servis anlaşmalarını yapabilecekler.

Okul kitapları ile ilgili sorunlar devam ediyor. Bu konuda da değişiklikler olursa şaşırmayın.

Umarım 2018’de eğitimde niceliği değil, niteliği tartışır hale geliriz. Kaliteye önem verip, gençleri geleceğe nasıl hazırlayacağımızı, öğretmenleri nasıl daha iyi yetiştireceğimizi konuşuruz. Her işin başı eğitim unutmayın. Yaşam boyu eğitimin hayatımıza gireceği, okumanın, kültürün yaşamımızdan eksik olmayacağı nice yıllara...

Yazının devamı...

Öğretmen yetiştirmede değişiklikler

29 Aralık 2017

Okul ve öğretmen sayıları artıyor, sistem eleştiriliyor. Öğrenci başarısı üzerine çeşitli değerlendirmeler yapılıyor. Oysa öğrencinin başarısında öğretmenin etkisi tartışılmaz. Öğretmeni nitelikli olan ülkelerin eğitim başarısı da yükseliyor. İşte bu nedenle bu hafta YÖK, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) temsilcileri, eğitim fakültesi dekanları ve öğretim üyeleriyle toplandı. Ajandada ‘öğretmen yetiştirme ve istihdamı’ yazıyordu. MEB adına toplantıya katılan Müsteşar Yusuf Tekin, çok eleştirilen ‘öğretmen mülakatları’ ve öğretmen adaylarının değerlendirilmesinde akademisyenlerden destek istedi.

UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Eğitim Başkanı ve Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Adnan Boyacı en ilginç konuşmayı yaptı. Boyacı’nın “İnovasyon yapacak öğrencileri yetiştirecek öğretmenlerimiz olmalı. Yaratıcılığı artıracak, bilgi ve beceriye yeni şeyler katacak öğretmenlere ihtiyacımız var. Nitelikli öğrenci, nitelikli öğretmenle olur. Bütün eğitim strateji programlarını bunun üzerine kurmalıyız” sözleri toplantının hedefleri konusunda ipucu veriyor.

Öğretmen yetiştirmenin yeniden masaya yatırıldığı toplantıda öne çıkan öneriler özetle şöyle:

STAJLAR VERİMLİ DEĞİL: Stajlar çok verimli değil. Öğrenciler, yeterince deneyim kazanmıyor. Eğitim fakültelerinden okullara giden öğrencilerin deneyim ve stajlarına yönelik tecrübeli bir öğretmen ve yöneticinin yanı sıra akademisyen görüşü de olmalı. Akademisyenler de öğretmen adaylarının staj sürecini takip etmeli. 180-200 öğrenci bir öğretim üyesinin gözetiminde olmamalı.

MÜLAKATTA DÜZENLEME: Öğretmen adaylarının, staj süresi içerisindeki etkinlikleri de mülakatta bir veri olarak alınmalı. MEBBİS üzerinden hem öğretim üyeleri, hem ilgili öğretmenlerin değerlendirmeleri mülakat komisyonunun önünde olmalı. Meslek liselerindeki staj uygulamasında da öğretmenler, staj için görevlendirildiği öğrenciyi rutin aralıklarla ziyaret edip durumu gözlemlemeli. Öğretim üyeleri bu süreci daha yakından takip etmeli.

PEDAGOJİK FORMASYONA ELEŞTİRİ: Üniversitelerin formasyon kursları, illerdeki öğretmen sayı ve branşları dikkate alınmadan açılıyor. Genellikle fen edebiyat fakültesi mezunlarının ücretli olarak aldığı ‘pedagojik formasyon’ kaldırılmalı.

YURTDIŞI İHTİYACI İÇİN DİL BİL- ME: Yurtdışında yaşayan 300 bin öğrenci için iki dil bilen, akredite okulların mezunlarına ihtiyaç var. Özellikle Berlin’deki Türk öğrenciler için öğretmen aranıyor.

ATAMA YAPILMAYAN ALANLARA

Yazının devamı...