"Nuran Çakmakçı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nuran Çakmakçı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nuran Çakmakçı

Nuran Çakmakçı

Bahar Akıngüç Günver: Online eğitimi iyi kullanmalı

26 Mart 2017

California State University’de ‘Eğitim Yönetimi’ konusunda yüksek lisans yaptı. Kaliforniya’daki çeşitli okullarda yönetim çalışmalarına katıldı. Kültür Fen Lisesi’nde öğretmenlik ve müdürlük görevinde bulundu. 2002’den beri Kültür Okulları Genel Müdürü olan Bahar Akıngüç Günver, İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Davranış Bilimleri Bölümü’nde doktorasını yaptı. 2009’dan itibaren de, İstanbul Kültür Üniversitesi (İKÜ) Mütevelli Heyet Başkanlığı görevini sürdürüyor. Akıngüç Günver ile yükseköğretimi konuştuk:

Ülkemizde vakıf üniversiteleri önemli bir boşluk doldurdu, ancak çok sayıda üniversite açılmasının sorunları da oldu. Yükseköğretimdeki en temel mesele insan kaynağının gelişmesidir. Ne kadar çok üniversite olursa o kadar çok doktoralı yüksek lisans programı olur. Bunların da nitelikli olması en önemli konulardan biri. Daha fazla üniversite açılmalı. Çünkü, yükseköğretimde gerçekten ihtiyaç var. Lise ve üniversite mezunu arasında ciddi fark bulunuyor. Üniversite mezununun hayata bakış açısı, meslek formasyonu, dört yıl içinde eğitim aldığı o ortamda yaşadıkları, üniversite içinde katıldığı kulüpler, hobi geliştirmesi önemli. Bu ortamda aslında yetişkinliğe ciddi bir adım atmış oluyor. Kendisini de karakter ve kişi olarak geliştiriyor. Bunların yanında staj ve araştırmalara katılma imkânı buluyor. Staj sürecinde belki de bir yıl sonra istihdamı sağlanacak. Buralarda iş hayatını, ihtiyaçları öğreniyor. Yükseköğretime çok ihtiyaç var. Yeni Y ve Z Kuşağı için teknoloji çok önemli. Online eğitimi iyi üniversitelerin iyi kullanması gerekiyor. Teknoloji işi kolaylaştırıyor, eğitim ortamlarını daha cazip hale getiriyor. Yükseköğretimde nitelik, akreditasyon önemli bir konu.

SINAV SİSTEMİ ADİL

Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavları (LYS) sistemini çok adil ve doğru buluyorum. YGS ve sonrasında aday hangi konuda çalışmak istiyorsa ona göre LYS’ye giriyor. Buradaki yığılma da çok doğal. Ancak, herkes yükseköğretime girecek diye bir şey yok. Toplumda paradigmalar zaman içinde değişecek. Bizde üniversite, sınıf atlama yeri diye düşünülüyor. Böyle bir şey yurtdışında söz konusu değil. Oysa önemli olan işinde iyi olmaktır. Üniversiteye girme ısrarından vazgeçilmeli. Yığılma zaman içinde azalacak.

ANNELİK ÖĞRETİCİ BİR DENEYİM

Annelik benim için müthiş öğretici bir deneyimdir. Sevmenin ve sevilmenin ne kadar değerli olduğunu, güven duygusunu annem ve babamla kazandım ancak kızlarım bu duyguyu pekiştirdiler. Bunun dışında sanat benim için bir öğrenme kaynağı. Şiir mesela. Aykırı olmanın, meselelere başka türlü bakabilmenin sanatı bana kalırsa. Benim için çok heyecan verici ve öğretici. Yine okulların kendisi birer öğrenme kaynağı. Eğitimciliğin güzel tarafı bu. Okullarımız sosyo-ekonomik açıdan her profili kucaklıyor. Tek bir sınıfın üniversitesi değiliz hem akademisyen, hem de öğrenci anlamında. Özellikle de üniversite tarafında geniş burs olanakları sayesinde çok farklı profillerden öğrencilerimiz var ve her öğrenci bir insan hikâyesi. Üniversitemize yolu öğrenci, öğretmen, akademisyen ya da davetli konuşmacı olarak düşen herkes, bir bilgi kaynağı, okumaya değer bir hikâye benim için.

KÜLTÜR KOLEJİ DÖRDÜNCÜ KUŞAĞI YETİŞTİRİYOR

Personamız yalnızca öğrenci değil. Bir eğitim kurumunun en büyük yanılgısı, sadece öğrenciyle bağ kurduğunu düşünmesidir. Bu tuzağa düşmüyoruz. Biz aileleri ve öğretmenleri de önemsiyoruz. Araştırmalar yapıyor, onlara yönelik yayınlar hazırlıyoruz. Örneğin, 2011 yılında Türkiye’nin Y Kuşağı’nı araştırdık. Altı sene önce Y Kuşağı’nı, Türkiye ölçeğinde tanımaya çalıştık. Çünkü şu bir gerçek. Kuşaklara; kullandıkları teknolojiler, tüketim alışkanlıkları çerçevesinde belli özellikler atfediliyor. Ancak kültürün ve coğrafyanın da kuşağın şekillenmesinde müthiş etkisi var. Araştırmaların yanında bol bol okuyoruz ve okuduklarımızı paylaşmaya çalışıyoruz. İKÜ Yayınevi bu konuda çok aktif. 2016-2017’de yenilikçiler yetiştirmek, farklı kuşakları temsil eden liderleri, rol modelleri tanımak ve Milenyum Kuşağı’nı, öğrencilere, ailelere ve eğitimcilere aktarmak için çok zengin yayınlar çıkardık. Ajaz Ahmed’in ‘Sınır Tanımayanlar’ kitabında, Y ve Z Kuşağı’nın mimarı diyebileceğimiz Steve Jobs ve Bill Gates başta olmak üzere, ki her ikisi de Baby Boomers kuşağına dahil bir lider profilidir, farklı nesillerdeki lider portrelerini aktardık. Tony Wagner’ın ‘Yenilikçiler Yaratmak’ eserini Türkçe’ye kazandırdık ki bu eser, Y Kuşağı’nın yenilikçilerini tanımak isteyen yeni kuşaklara ve onları yetiştirecek ailelere, eğitmenlere ilham verecek bir rehber. En son İKÜ Yayınevi’nden ‘Milenyum Kuşağının Kuralları’nı yayınladık. Yeni nesli anlamak için kapsamlı bir kaynak. Mayıs ayında da John Palfrey’in ‘Born Digital’ini okurlarla buluşturacağız. Özetle; sadece sosyal medyada var olarak, dijital medyada görünürlük sağlayarak gençlere dokunmuyoruz. Onları derinlemesine anlamayı, onlara doğru şekilde temas etmeyi sağlayacak bilgi ve araştırma kaynaklarını da kullanıyoruz.

Y VE Z KUŞAĞI KOLAY BİR DÜNYAYA GELMEDİ

Kolay bir dünyaya gelmedikleri kesin. Her şey müthiş hızlı, bu noktada sabırsız olmaları normal. Koşullar keskin, şartlar olağanüstü talepkâr. Koruyucu birer aile modeliyle büyüyorlar. Bu noktada birey olmakla, bireysel olmak arasındaki farkı zaman zaman karıştırmaları sürpriz değil. Yine sadakate bakışları farklı. Örneğin, bir kuruma yıllarca hizmet vermek onlar için zor. Ancak bir yandan da özgüvenleri, mizah anlayışları, özgürlük duygularıyla da müthiş büyüleyici olduklarını düşünüyorum. İyi yönleri doğru mentorlarla ve liderlerle karşılaşırlarsa, iyi ortamlarda bulunurlarsa, belli değerlerle beslenirse zenginleşebilir. Aksi takdirde mesela hız; sabırsızlığı ve tatminsizliği, bilgiye kolay erişim öğrenme hevesini, araştırma tutkusunu zedeleyebilir. Doğru eğitim her kuşakta olduğu gibi Y ve Z Kuşağı için de her şey demek. Bunu geçtiğimiz ay düzenlediğimiz, 10’uncu Erdal İnönü Günü’nün konuğu Dr. Canan Dağdeviren ile bir kez daha anladım. Genç bir bilim insanı. Buluşları, projeleriyle umut ve güven veriyor. 85 doğumlu ve profil olarak Y Kuşağı’nın temsilcisi. İyi bir eğitim, doğru beslenmiş heyecan ve tutku, ailesinden aldığı destek ve rol modelleriyle geldiği nokta müthiş. Çok güzel bir cümlesini okumuştum, “Ben insan kalmayı hayal eden bir bilim emekçisiyim.” İnsanlık, değerler, bilim ve hayaller... Kuşaklar ne ölçüde değişirse değişsin hem eğitimci hem de insan olarak bunların değerini bilmeli, gelecek nesillere bunu aktarmalıyız. Kalıp tanımlardan, ezberden, insanları kategorilere ayırıp değerlendirmekten uzaklaşmalıyız. Gülten Akın’ın çok güzel bir şiiri vardır: ‘Kendisi’ diye. Bizim de en büyük meselemiz bu aslında Kültür olarak. Gençlerin bir kimse değil sadece ‘kendileri’ olmaları için çalışmalıyız. Kültür’ün en önemli derdi ve meselesi bu.

SÜREKLİ BİLGİLERİMİ GÜNCELLİYORUM

Kendi açımdan, Y Kuşa’ğını yetiştiren iki kız çocuk annesi olarak öğrenmeye devam ediyorum. Eğitim yönetiminde de formülüm değişmiyor. Bilgilerimi güncelleyebileceğim, geliştirebileceğim hiçbir platformu kaçırmamaya çalışıyorum. En son kasım ayında Harvard’da düzenlenen bir liderlik eğitimine katıldım. Kendime, yöneticilik anlayışıma, düne, bugüne ve geleceğe dışarıdan bakma fırsatı sunan çok güzel bir deneyimdi. Dünyanın 37 ülkesinden lider vardı. Bagajımda birçok not ve bir sürü soruyla geri döndüm. Yöneticilerin ve liderlerin bilmesi gereken şey, ne kadar çok şey bilmediğidir. Burada sözü edilen mütevazılık değil. Bunu çok karıştırıyoruz. Sonra birlikte çalıştığımız insanları tanımak çok ciddi bir kazanım. Belirsizlik ve karmaşa karşısında eylemsizliğe sürüklenmekten kaçınmak. Belirsizlik ve karmaşa insan yaşamında olabilir, ancak eylemsizlik varlığın doğasına aykırı. Etrafınıza, doğaya, insana baktığınızda her şey gözle görülür veya değil ama müthiş bir hareket ve eylem içinde olduğunu görüyorsunuz. Dolayısıyla ben devinime, insana güvene, öğrenme tutkusuna

inanıyorum. Umuda ve güvene çok ihtiyacımız var. İkisi de insanın yaşam enerjisinde çok önemli bir yere sahip. Çok önemli ancak çok kolay kırılan, incinebilir yapıdalar. Umudu ve güveni inşa etmeyi, kazanmayı, korumayı ve beslemeyi öğrenmeli, öğretmeliyiz. 

Yazının devamı...

‘Kaliteli üniversite için 100 milyon dolar yatırım yapmalı’

19 Mart 2017

İlk ve orta öğretimdeki sorunlar çok büyük. Ancak bunun yansıması olarak üniversite yükseköğretimde öğrenci standart ve beklentilerinin de değiştiğini de üzülerek görüyorum. Yabancı dil öğretiminde güçlük çekiyoruz, çünkü 17-18 yaşına gelmiş ve o güne kadar hiç veya sınırlı dil eğitimi almış birine yabancı dil öğretmek oldukça güç. Üniversite sayısının hızla artması da bir sorun.  Üniversitelerin nitelik kazanması, olgunlaşması için zamana ihtiyaç var. Gerek ülkemiz ve gerekse uluslararası genç nesil için temel hedefler belirlenmeli. Günümüzde bilgiyi üretmek dışında yapılan araştırmaların ticarileştirilmesi, hayata hızla aktarılarak kullanılması önemli. Sadece öğrenci değişimi değil, akademisyenlerin değişimleriyle uluslararasılaşmaya önem verilmeli.

HEDEFİMİZ DÜNYA BİRİNCİSİ OLMAK

Hedefimiz önce Türkiye, sonra dünya da birinci olmak. Dünyada şu anda eğitim, araştırma, bilimsel  çalışmalar vb. esaslar dikkate alınarak tüm dünya üniversitelerinin sıralamasında iyi yerlerdeyiz. Türkiye’de ki URAP’ta tüm vakıf üniversiteleri arasında ilk 10 içindeyiz. Londra merkezli yükseköğretim derecelendirme kuruluşu QS “Yükselen Avrupa ve Merkez Asya’nın En İyi  Üniversiteleri 2016” sıralamasında ilk defa yer aldık. Toplam 200 üniversitenin yer aldığı bu sıralamada üniversitemiz dünyada 62, Türkiye’de ilk 20, vakıf üniversiteleri içinde ilk 5’e girmeyi başardı. Times Higher Education (THE) sıralamasında dünya üniversiteleri arasında 978 üniversite arasında 401-500 aralığında ve Türk üniversiteleri arasında 4’üncü sırada yer aldı. Kaliteli öğretim yapmak ve iyi bir üniversite olmak istiyorsanız en az 100 milyon dolar yatırım yapmalı. Her öğrenci için en az 5 bin dolar harcamalı. Bunun için de en az 30- 40 yıla ihtiyaç var. Üniversitemizdeki 40 programın 28’inde İngilizce eğitim yapılıyor. Yabancı dil bilen, araştırma ve yayın yapan, alanıyla ilgili sektörlerde proje üreten nitelikli hoca bulmak her zaman kolay olmuyor. Ama ülkemizde yetişmiş, yurt dışında tecrübe kazanmış akademisyenler yanında, halen yurt dışında olan birçok bilim insanımız var. Tersine beyin göçü açısından ülkemizden yurt dışına gitmiş öğretim elemanlarının geri dönüşünü sağlamak önemli.

Yazının devamı...

Nişantaşı Üniversitesi’nin kurucusu Levent Uysal: Eğitimle büyüyeceğiz

12 Mart 2017

Akademisyen bir babanın iki oğlundan biri. Çocukluğunda dedesinin yanında çalışarak ilk ticaret deneyimini kazanan Levent Uysal, İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadi İlimler Enstitüsü Turizm İşletme Bölümü’nü okurken birçok öğrenci gibi çeşitli iş kollarında çalıştı. Öğrenci iken başarıları nedeniyle İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü tarafından ödüllendirilen Uysal, iş dünyasından aldığı bursla eğitim hayatını tamamladı. Mezuniyet sonrası Türkiye’nin köklü şirketlerinden birinde uzman yardımcısı pozisyonunda yarı zamanlı çalışmaya başlayarak profesyonel iş hayatına atıldı. Daha sonra Türkiye’nin en büyük telekomünikasyon şirketinde üst düzey yöneticilik yaptı. Kaybettiği babası Çukurova Üniversitesi’nin yapılanmasında katkısı olan Doç. Dr. Cevdet Uysal’ın vasiyetiyle 42 yaşında eğitim yatırımlarına başladı.

2010’da Nişantaşı Meslek Yüksek Okulu’nu, 2012-2013 eğitim döneminde de Nişantaşı Üniversitesi’ni kurdu. Burası da yaklaşık 30 bin öğrencisiyle Türkiye’nin en hızlı büyüyen vakıf üniversitelerinden biri oldu. Şu anda Sadabad, Paşa, Osmanbey, Premier, Tarabya Kampusları ile yeni açılacak olan Maslak 1453 Yeni Teknoloji Kampusu’nda yeni eğitim yatırımlarıyla sesini duyurmaya hazırlanıyor.

DRONE EN BÜYÜK HOBİSİ

Geçmişte klasik otomobillere büyük ilgi duyan Uysal, günümüzde teknolojiyi ve beraberinde getirdiği yenilikleri yakından takip ediyor. Çocuklarıyla birlikte iyi bir drone kullanıcısı da olan Uysal’ın bir diğer ilgi alanı da gastronomi. Yemek yapmayı seven, dünyanın farklı tatlarını bir araya getirmekten keyif alan Levent Uysal ile yükseköğretim sektörünü konuştuk:

Hedefimiz dünya çapında işler yapmak. Bununla ilgili çalışmalarımız başladı. İlk olarak İngilizceyle ilgili merkezi Londra’da açtık. Şu anda İstanbul’da 5 ayrı yerleşkemiz var. 2017 içinde Türkiye’ye çok büyük bir yatırım yapıyoruz. Yaklaşık 100 bin metrekarelik alan teknolojisi tamamen son sistemle kurulu, neoteknoloji dediğimiz sistemle donanan kampusumuz olacak. Ayazağa’daki 1453 kampusunda son teknoloji altyapılar kuruluyor.

Amaç, genç nesle şu anda kullandığı teknoloji üzerinden kampus yaşamı sunmak. Gençler, teknolojiyi çok iyi kullanmalı. Çünkü dünya burada gelişiyor ve bizim öğrencilerimiz artık burada yer almalı. Örneğin çok iyi bir mimar olunsa da bu tek başına yeterli değil. Artık çok iyi İngilizce konuşan, teknolojiyi iyi kullanan, etik kurallarla bezenmiş mezunlar yetiştirmemiz lazım. Bizim için her şeyden önemlisi sürdürülebilir ilişkisi olan insanlar yetiştirmek. Bu doğrultuda eğitim vermeye çalışıyoruz. Bunun için dünyanın birçok noktasına giderek, gelişen eğitim sektöründen neleri Türkiye’ye getirebiliriz diye düşünüyoruz.

Bir hayalimiz var. Gençlerimizin kesinlikle dünya projelerinde yer alması için çalışmalar yapıyoruz. Dünya markalarında işe girip, buralarda başarılı olmaları için onlara yol haritası vermemiz gerekiyor. Mezunlar ya akademide çalışabilir ya profesyonel olarak şirketlerde görev yapabilir ya da girişimci olarak kendi şirketlerini kurdukları gibi aile şirketlerini yönetebilirler. Üniversitemiz mezunları, isterlerse hiçbir ücret ödemeden bütün yerleşkelerini kullanabilirler. Şimdiki hedefimiz Nişantaşı olarak beş ülkede yerleşke açmak. İspanya’da açmayı planlıyoruz, çalışmalara başladık. Almanya, Kanada ve İrlanda da planlarımız arasında. Anlaşmalar yapıldı, yerleşkeler belirleniyor. Bizde okuyan çocuklar bu ülkelerde yazın gidip bir kültürü tanısın, dili öğrensin istiyoruz. Mezunlarımız çok dilli ve çok kültürlü olsun.

ÜNİVERSİTELERLE İŞ ORTAKLIĞIMIZ VAR

Öncelikle hepimizin çağa ayak uydurması gerekiyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinde değişik yükseköğretim kurumlarıyla her konuda farklı farklı iş ortaklıklarımız var. Türkiye bence önümüzdeki 10 yılda çok hızlı büyüyecek ve çok daha büyük yerlere gelebilecek altyapıya sahip. Rektörümüzle Türkiye’deki akademisyenleri geliştirecek birçok program yapıyoruz. Genç akademisyenlerin kendilerini geliştirmesi için çaba harcıyoruz. Eğitimle büyüyeceğiz. Bir ailenin üç yaşında çocuğunu alıp, 23 yaşında onlara teslim etmek istiyoruz. İlk ve ortaöğretim düzeyinde iki farklı markamız bulunuyor. Birisi, Biltes Koleji. 7 kampusumuz oldu. 2020’de 12 kampusa çıkacağız. Özellikle bir İngiliz okuluna yatırım yapmayı planlıyoruz, şu anda bir markayla görüşmelerimiz sürüyor. Ayrıca gıda ve sağlık işimiz var. Ailemizin sahip olduğu bir yerde 8 bin dönümlük alanda yaş meyve üretim merkezimiz bulunuyor. Bir firmanın Türkiye üreticisiyiz. Sağlıkla ilgili de iki farklı markamız mevcut, bunlara finansal ortağız. Estetik sektöründe de varız, büyütmeye çalışıyoruz.

Yazının devamı...

İlkleri başaran duayen Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı

5 Mart 2017

HER DAİM SAHADAYDI

Onu farklı kılan bildiklerini sadece teoriyle anlatması değildi. Her daim sahada olur, araştırmanın sonuçlarını da halkın anlayacağı basit bir dilde anlatırdı. Üstten bakan bir anlayış yerine insanları kucaklayan, seven, samimi ve içtendi. Çocuklar, anneler, kadınlar ve hatta babalar ona çok şey borçlu. Gazetemizden Elif Ergu’ya verdiği bir röportajda “Öncelikle eğitime ağırlık verilmeli. Kadınlar çalışma yaşamına çekilmeli. Kalkınmanın sağlanması için bu şart” diyerek kadınların eğitimi ve istihdamına verdiği değeri açıkladı. AÇEV’in “Baba Destek Projeleri” ile ailenin bilinçlenmesine çok katkısı oldu.

HOCALARIN HOCASI

Hocaların hocası, psikoloji öğrencilerinin olmazsa olmazıydı. İlerleyen yaşına rağmen hala ders vermeye, üretmeye, toplumu aydınlatmaya devam ediyordu. Hep araştırdı, yazdı ve bunları bitmeyen bir enerjiyle, mutlulukla ve çalışkanlıkla yaptı. “Susam Sokağı”nı ülkemize getirerek televizyonun eğitimde kullanılmasına öncülük etti. 20 Haziran 2016’da konuştuğumuzda Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’a seslenerek okul öncesi eğitimde gerilemeler olduğunu belirterek, buna eğilmesi çağrısında bulunarak şöyle söylemişti:
“Okul öncesi eğitime eğilin. İnsana yatırım için bu bir numaralı yatırımdır. Okul öncesi öğretmeni yetişiyor, bu konuda bilinçlenme var ama siyasi irade ve yatırım lazım. Bunun için çok geç kalındı. Gelişmiş ülkelerde yüzde 100’lere ulaşılırken bizde bir yıllık okul öncesi eğitim yüzde 67’den şimdi yüzde 50’lere düşmüş durumda. Üstelik yoksul çevrelerden gelip okul öncesi eğitime en çok ihtiyacı olan kesim, okul öncesi eğitimden en az yararlanabiliyor.”
Dostu Ayşen Özyeğin’in duyarlı olduğu çocuk ve aileyle ilgili önemli bir sivil toplum kuruluşu olan Anne Çocuk Eğitim Vakfı’nı meslektaşlarıyla kurarken bu konuyu Türkiye gündemine taşıdı. Bilimsel temelli erken çocukluk eğitiminin devlet politikası haline gelmesi için çok çaba harcadı. Çocukların erken yaştan itibaren sağlıklı ve olumlu gelişmesinin sağlanması gerektiğini, bunun da en değerli ekonomik ve sosyal yatırım olduğunu, diğer ekonomik yatırımlardan daha fazla getirisi bulunduğunu her konuşmasında sık sık vurguladı. Anne babalara çocuklarını 3 yaştan itibaren mutlaka anaokuluna vermeleri gerektiğini söyledi.

ADINA KÜRSÜ KURULDU

Çalıştığı Koç Üniversitesi; geçtiğimiz mayıs ayında kendisinin de çok çaba harcadığı “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Sürdürülebilir Kalkınma” konusunda adına UNESCO kürsüsü kurdu. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında çeşitli çalışmalar yapacak kürsüde bir de bilim ödülü oluşturuldu. Yüzünde sıcak bir gülümseme, özenerek giyimi, alçak sesle tane tane anlatımı, sıcacık bakışı hiç gözümün önünde gitmeyecek... Aileye, çocuklara, kadınlara ve en önemlisi eğitime çok şey kattın hocam... Çok erken gittin... Sizden daha öğrenecek çok şeyimiz vardı...

Yazının devamı...

Türkiye'nin en önemli problemi öğretmen eğitimi

26 Şubat 2017

Girişimcilik denince ilk akla gelen, yurtiçi ve dışında yaptığı eğitim yatırımlarıyla farklı bir çizgi izleyen Yücel ile sektörü konuştuk: Türkiye’nin eğitimdeki en önemli problemi öğretmen yetiştirilmesi ve eğitimi. Müfredat, sınav sistemi, çok şey değişiyor. Ama bunların değişimiyle eğitim iyi olacak diye bir şey yok. Müfredat iyi değil ancak öğretmeniniz çok iyiyse hiç sorun değil. Müfredatınız iyi, öğretmeniniz iyi değilse çok zor. Demek ki eğitimde birinci konu, öğretmen. Biz iyi öğretmenler yetiştirmeliyiz. Var olan öğretmenleri iyi eğitmeliyiz. Müfredat değişimi olsa da, eğer öğretmenler bu müfredatla eğitilemezse, yetiştirilemezse işimiz çok zor. Anlayışımızın değişmesi şart, ona göre öğretmen yetiştirmeliyiz.

EĞİTİMDE İLK ÖDÜL BİZE VERİLDİ

TİM ihracat yapanları ödüllendirdi. Bugüne kadar giyim, kuşam, tekstil, sanayi, endüstri alanlarında ödüller verildi, sıralamalar yapıldı. Bu yıl ilk kez eğitim alanında bir ödül verildi bize. Bu şu demek: Üniversiteler yurtdışından buraya yabancı öğrenci nasıl getirdi ve ülkeye ne kazandırdı? Dünyada öğrenci hareketliliği her geçen yıl artıyor. Eğitim bir sektör olduğuna göre ülkeler bu hareketlilikten döviz elde etmek, bu yolla para kazanmak istiyor. Bunu en iyi yapan ülkelerden biri, İngiltere. Milyarlarca dolarlık gelir elde ediliyor. Türkiye’de şu anda yüzbinlerce öğrenci yurtdışından geliyor. Bundan 20 sene önce bu binler civarıydı. Çünküo zamanlar vakıf üniversiteleri de bu kadar yoktu. Biz de 10-12 yıldır binlerce yabancı öğrenciyi ülkemize getiriyoruz. Şu anda Erasmus haricinde 104 ülkeden 3 bin yabancı öğrenci, üniversitemizde eğitim hizmeti alıyor. Ekonomistlere göre bir yabancı öğrencinin bir ülkeye bıraktığı döviz 35-40 bin dolar civarında. Yılda yüz binlerce ülkeye döviz kazandırıyoruz. Biz de bu ödülü bunun için aldık. Ayrıca bu yabancı öğrenciler sadece bize döviz kazandırmıyor, ülkenin kültürünü de tanıtmış, Türkçe’yi öğretmiş oluyoruz. Geçen yıl terör nedeniyle azalır diye korktuk, sorun yaşamadık. Ama artış da olmadı. Daha çok Ortadoğu, Balkanlar, Rusya, Ukrayna’dan öğrenci alıyoruz. Avrupa’dan da gelen var ama bunların sayısı az. Amerika’dan bizde çok öğrenci var. 60’a yakın öğrencimiz eğitim görüyor. Güney Afrika’dan 70’e yakın öğrenci var.

İstanbul, Washington, Berlin, Gürcistan Batum’da üniversitemiz bulunuyor. Bu sene Kıbrıs’ta bir üniversite açıyoruz. Ayrıca merkezlerimiz de var. İtalya, Toronto, Hong-Kong’da eğitim kurumlarımız, ofislerimiz bulunuyor. Üniversiteyi global hale getirmek istiyoruz. Dünyadaki üniversiteleşmede bizim de var olduğumuzu, markamızın olduğunu anlatmak istiyoruz. Bugünkü üniversite anlayışı artık değişti, değişmesi de lazım. Amerika bunu 50 yıl önce görmüş. Öğrencilerini uluslararasılaştırmak, dünyayı tanımak, global dünyanın birer insanı yapmak hedefiyle üniversitelerini açmışlar. Artık bu çağda aynı kampusta kalmak çok doğru değil. Eğer öğrenci mimarlık eğitimi alacaksa, bir bölümünü gitsin Berlin’de okusun. Roma’da üç ayını geçirsin. Dünya vatandaşı, global olabilme ve kültürleri tanımak için, yol bu. Bunu da en iyi zaten Avrupa Birliği Erasmus’la yapmış, yapmaya çalışıyor. Biz de bu anlayışla çıktık. Ama bu merkezlerle yetinmedik. O ülke yasalarına göre birer üniversite kurduk. Amerika’daki üniversitemizde 37 ülkeden öğrencimiz var. Berlin’de daha yeniyiz. Amacımız global bir anlayış ve kültürle hareket eden bir yapı olmak.

7 BİN ÇALIŞANIMIZ VAR

Kolejlerimiz dahil 7 bin çalışanımız var. Bahçeşehir Koleji’nin bu sene 81 noktada kampusu bulunacak. 49 yıllık Uğur’u okullaştırdık, 35 kampusumuz olacak. Uğur ile Bahçeşehir’in hepsinin anlayışı, kültürü farklı. Nasıl bugün diğer alanlarda da bir rekabet varsa, Bahçeşehir’le Uğur arasında da bir rekabet söz konusu. Bu rekabetin de zaten olmasını istiyorum. İkisinin ayrı anlayışı, yatırımı, ayrı bir müfredata bakış açısı var. 11 sene önce kurduğumuz bir fen ve teknoloji lisesinin sayısını da 6’ya çıkaracağız. Bunun anlayışı da, öğrencisi de, müfredatı da farklı.

EĞİTİMLE BÜYÜDÜM

Benim aşağı yukarı 40 yılım geçti bu sektörde. Çok çalışıyorum. Bugün iyi ki biz bu alanda bir iş başlatmışız, gelişiyoruz diyorum. Çünkü bugün dünyanın en önemli sektörü eğitim oldu. Dünya barışı için de, Türk ekonomisinin kalkınması için de öncelikli lokomotif sektör eğitim. Bir ülke, eğitimi eğer lokomotif sektör görmüyorsa onun gelişmesi mümkün değil. Türkiye bugün büyümek, zenginleşmek isteyen, gelişmekte olan bir ülke. Bunun tek yolu teknoloji üretmek, satmak. O zaman da eğitimsel içeriğine dönmeliyiz. Eğitim seferberliği işte buradan başlar. Eğitimi nasıl yapmalıyız ki; birlikte yaşam kültürüne sahip olsun ve zenginleşsin bu ülke. Başka türlü biz zenginleşemeyiz. Türkiye’nin tarımsal olarak sattığı ürünler ortada. İhracat ettiği ürünlerin durumu da görülüyor. Daha fazla üretmemiz lazım. Onun da yolu eğitim. Zorunlu eğitimi 12 değil 23 yıla da çıkarsanız, eğer içeriği doğru ve düzgün değilse çok fazla bir yararı yok, sadece para kaybıdır. Bizim içeriğine dönmemiz, bu yüzyıla hitap eden eğitim içerikleriyle yapmamız lazım. Bugünkü Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredat değişimindeki içerik bir noktada beni sevindirdi. Orada STEM anlayışı ve kültürü geliyor. Eğer biz çocuklarımıza bu söylenenleri yapabilirsek, ona göre tabi öğretmen ve araç-gereç yetiştirebilirsek, STEM kültürüyle bir öğrenciye eğitim-öğretim olanakları sunabilirsek. O zaman çıktılarımız da ona göre olacaktır.

Yazının devamı...

Okan Üniversitesi yöneticisi Işıl Okan Gülen:En kıymetli yatırımımız eğitim

19 Şubat 2017

45 yıldır yurtiçinde ve dışında inşaat, turizm, gıda, enerji gibi farklı sektörlerde yatırım yaptıktan sonra eğitim alanına yönelen Okan Grubu’nun ikinci kuşağı, “Ben öğretmen bir anne-babanın çocuğu olarak küçüklüğümden beri hep eğitime çok yakın ve eğitimin ne kadar önemli olduğunun vurgulandığı  bir ailede büyüdüm. Çok çeşitli sektörlerde yatırım yaptıktan sonra en kıymetli yatırımımızı eğitim alanına yönelttik. Ne mutlu bana ki, ben de eğitime katkı sağlıyorum ve onun için çalışıyorum” diyor.

Okan Koleji kurucu temsilciliği yapan ve üniversite, hastane ile kolej arasında koordinasyon sağlayan Işıl Okan Gülen ile sektörü ve eğitim yatırımlarını konuştuk:

Biz eğitimci bir aileyiz. Kaliteli ve doğru eğitime önem veriyoruz. 2003 yılında 85 öğrenciyle eğitime başlayan Okan Üniversitesi’nde şu an ön lisans, lisans ve yüksek lisans programlarında toplam 25 bin öğrenci eğitim alıyor. Tıp fakültesi, diş hekimliği ve sağlık bilimleri fakültesi olan üniversitemizde Türkiye’de sadece birkaç kurumda bulunan simülasyon merkezi var. İş hayatına atılmadan öğrencilerimize gerekli deneyimi kazandırmak adına bir hastane açmanın gerekli olduğunu düşündük ve açtık. Sağlık ve tıp eğitimindeki deneyimimizi sahaya taşıdık. Kasım’da açılan 250 yataklı, son teknolojinin kullanıldığı, tam donanımlı hastanemiz, öğrencilerin her alanda deneyim kazanmasını sağlıyor. Eğitim ve sağlık sektöründe yatırımlarımız devam edecek. Haziran’da ikinci diş hastanesini Tuzla’da açacağız.

HORMONLU BÜYÜMÜYORUZ

2011 yılında açtığımız Okan Koleji’nde ise 550 öğrencimiz var. Üniversite kampusunun yanındaki koleje en büyük desteği eğitim fakültemiz veriyor. Kolejimizde Çince ve Rusça’yı ikinci yabancı dil olarak öğretiyoruz. Açıkçası eğitimin uzun soluklu bir iş olduğunu düşünüyoruz. Hormonlu bir büyüme yerine, organik büyümeyi tercih ettik. Kolejde 6’ncı yılımız ve artık sistemimiz, kadromuz iyice oturdu. Yeni kampuslar açmaya hazırız. Önümüzdeki yıl Ataşehir’de yeni kampumuzu açıyoruz. Bu kontrollü büyümemiz sürecek.

EN BÜYÜK SIKINTI EZBERE DAYALI TEST SİSTEMİ

Eğitim sektörümüzün en önemli sorunlarından biri, bence sınav sistemi nedeniyle öğrenciyi araştırmaya, projeye yöneltmekten ziyade ezbere dayalı test sisteminin uygulanıyor olması. Daha ilkokuldan itibaren çocuklar bir yarışın içine giriyor. Maalesef genel olarak çocuklara sorgulayan, merak eden, araştıran bir eğitim sistemi değil; ezberci, test ve sınav odaklı bir eğitim sistemi sunuyoruz. İşin kötüsü velilerin birçoğu da bu suça ortak oluyorlar. Daha iyi okullara girebilsin diye oyun çağındaki çocuklara yarış atı muamelesi yapmak durumunda kalabiliyorlar. Okul, çocuğu araştırmaya, spora, müziğe, bilime yöneltmeli.

BABAMIN TECRÜBELERİNDEN YARARLANIRIM

En iyi okullarda okudum ama babam benim için en büyük okul. Onunla birlikte çalışarak, 45 yıllık tecrübesinden yararlanarak kendimi geliştiriyorum ve her gün yeni bir şey öğreniyorum. Genel olarak birinci kuşak ile çalışmanın pek eksisini görmedim. Evet devir değişti ama babam, Bekir Okan, benim fikirlerime çok önem verir. Bazı fikirlerimi ilk başta reddetse de sonrasında düşünür ve muhakkak tartışır, genelde de uygular. Ben onun iş hayatındaki ve yönetimindeki tecrübelerinden yararlanırım, o da benim genç ve yenilikçi fikirlerimden faydalanır.

Yazının devamı...

TED Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu: Eğitim, bir toplumun sosyal adaletini sağlar

12 Şubat 2017

Şu anda bir üniversitesi (TED Üniversitesi), 38 okulu, spor kulübü, mezun dernekleri, bağlı kuruluşları, senfoni orkestrası ile birlikte faaliyet gösteren bir STK olan TED, düşünce kuruluşu TEDMEM aracılığıyla da eğitim sisteminin sorunlarına bilimsel çözüm önerileri sunuyor. Eğitim sektörünün son durumunu ve Türk Eğitim Derneği’ni, TED Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu ile konuştuk:

TED, MİLLİ BİR KURULUŞTUR

2017’de okul açmayı düşünmüyoruz, bunun gerekçelerinden biri de okul bir yatırım ve birkaç yılı önemli. Hem eğitim vereceğiniz kişiler açısından hem de ildeki kalkınmaya yapacağınız katkı açısından. Çünkü bir okul yatırımı arsa hariç 20 milyon liralık bir yatırımdan başlıyor. Anadolu için bu küçük bir rakam değil. Bir sonraki yıla 10 okulluk hazırlığımız var. Çanakkale, Balıkesir, Aksaray, Van, Erzurum, Edirne, Manisa, Tekirdağ gibi illerde de çalışmalarımız belli bir noktaya geldi.

Sorumluluğumuz büyük. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla Kurtuluş Savaşı’ndan çıkar çıkmaz ülkeyi kalkındırmak için her sektörde bir kurum kurulmuş. Türk Hava Kurumu, İş Bankası, Kızılay ve TED. TED; bir şahsa ait değil, ülkenin en zor koşullarında kurulmuş önemli bir sivil toplum örgütüdür. Her şeyden önemlisi milli bir kuruluş. Millete, bu milletin her evladına hizmet görevi yüklenmiş ve 89 yıldır bu görevi yerine getirmek için çaba harcayan bir kurumdur, TED. 89 yıl önceki tüzüğümüzde Türkiye’nin her tarafında okullar kurup, yabancı dilde rekabet edebilecek öğrenciler yetiştirmek, yoksul çocuklara sahip çıkmak ve eğitimde öncü olmak yazıyor.

BURSLAR KALKINMA PROJESİDİR

Bugün çok sayıda okul açabiliriz, talep de var. Ancak, okul açtığımız yerde devlet öğretmenlerine de katkı verme gayretindeyiz. O ildeki rekabet koşullarını değiştirmeliyiz ve bütün bunların yanında da biz yoksul çocuklara da kendi okulumuzun kapılarını açmak mecburiyetindeyiz. Okullarımızdaki öğrencilerin yüzde 14-15’i burslu okuyor. Okullarımızda eğitim almayanlara da burs veriyoruz ve bunun sayısı da 45 bine ulaşmış durumda.

Burslar, aslında bir kalkınma projesidir. Burslu çocukların hepsine diksiyon, vücut dili dersi verdiriyoruz. Yani biz bir birey yetiştiriyoruz, ama çocuk eğer sanata yatkınsa keman veya saz çalmayı öğretiyoruz. Edebiyata yatkınsa ona yönlendiriyoruz. Çünkü bizimki gibi kalabalık ülkelerde herkese çok iyi eğitim veremezsiniz. O zaman başkalarını etkileyecek örnekleri çıkarmanız lazım. Onun için zaten eğitimin çıktısı birkaç kuşak sürer. Bu nedenle de biz bursu bir kalkınma projesi olarak görüyoruz. Yani sadece cep harçlığı vermek değil, Cumhuriyetimizin değerlerine sahip çıkan, milli ve manevi değerlerimize saygılı, sorumluluklarını bilen, dünya vatandaşı niteliklerine sahip, aynı zamanda Türkiye’yi temsil edecek nitelikte gençler yetiştiriyoruz.

BAŞARISIZ ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİ OLMAZ

Biz başarısız öğretmen ve başarısız öğrenci olduğuna inanmıyoruz. Maddi olanaklar ne kadar zorlarsa zorlasın eğitimde başarı hikayeleri yaratabileceğimizi, hayata geçirdiğimiz projelerle göstermeye çalışıyoruz. Dezavantajlı bölgelerde imkansızlıklar içinde okumaya çalışan öğrenciler için yapılan küçük ama anlamlı dokunuşlar büyük başarıların başlangıcı olabiliyor. Biz önce İstanbul’da 2 okul, sonra Adana ve Ankara’da bazı sınav başarıları düşük okulları aldık. 6 ay boyunca bu okullardaki çocuklara destek verdik, öğretmenleri eğittik. Okulların fiziksel durumlarında küçük iyileştirmeler yaptık, spor malzemeleri, müzik aletleri, ders araç gereçleri gibi eksiklikleri proje ortaklarımızla giderdik. Okuma alanları, müzik odaları açıldı. Şimdi mehter takımı bulunan, orkestra oluşturan birer okul oldular. Bu okullarda okuyan çocuklarımız kısa sürede hem akademik hem de sosyo-kültürel anlamda önemli gelişmeler kaydettiler.

EĞİTİM YÖNETİCİSİ BULMAKTA ZORLANIYORUZ

Biz okullarımızda öğretmen eğitimini çok önemsiyoruz. Yatırım ortaklarımızı TED’in misyonuna uygun kişilerden seçiyoruz. Tek sıkıntımız eğitim yöneticisi bulmak. Bu konuda zorlandığımızı söylemek zorundayım. Her bölgenin kendi hassasiyeti var. Bazen öğretmen bulmakta da sıkıntı yaşıyoruz. Aslında eğitim bir toplumun sosyal adalet sağlayacağı en büyük aktördür.

Şüphesiz ki son zamanlarda özel okul sayıları arttı, ama bunun dershanelerin kapatılmış olmasından dolayı olduğunu da göz ardı etmememiz lazım. Yani bunun reel bir artışa oturması, daha önce yüzde 15’ler seviyesine çıkarılması lazım. Bu da kurallarla belirlenmeli. Özel eğitim sektörü kalkınmanın bir ayağı olmalı. Özel okulları yaygınlaştırırken kaliteyi ve sorumluluklarını yerine getirecek bir şekilde gelişim sağlamaları gerekiyor.

Yazının devamı...

TÖZOK Başkanı Cem Gülan: Çalışanlar 2030’larda işsiz kalabilir

5 Şubat 2017

1 milyona yakın adayın devlet kapısında beklediği ve ancak 2020’ye kadar bunun 100 bininin atanacağı düşünülürse tablo pek de iç açıcı değil. Bu öğretmenlerin bir iş kapısı da özel okullar. İşte Türkiye Özel Okullar Derneği (TÖZOK) Başkanı Cem Gülan’la da sektörü ve istihdamı konuştuk.

Türkiye’de nüfus artışı bu hızla devam ederse 2030’larda düşmeye başlayacak. Yani okul olarak yaptığımız binalara ihtiyaç kalmayabilir. Bu okulları başka bir yere çevirirsek bugün öğretmen diye görevlendirdiğimiz 1 milyon kişinin bir kısmı örneğin 100 bini ne olacak? 10 yıl sonra ihtiyaç düşerse 30 yıl daha devlet bu öğretmenlere maaş vermek zorunda kalabilir. Ama bu boşluğu özel okullarla doldurursanız, onlar da işleri bittiği zaman başka bir alana döneceklerdir. Böylece devlete ek yük gelmeden, ekstra maliyetler çıkmadan sorun çözülebilir. Bir de işin kalite boyutuna inersek insanlar bir şeye para verdikleri zaman karşılığında sorgulama hakkına sahipler. Resmi okullarda verilen eğitim-öğretimle ilgili çok fazla sorgulama yapmıyorlar, yapamıyorlar. Ama özel okula 5-10 bin lira da verse haklı olarak hesabını soruyor. Burada devletin yavaş yavaş çekilerek taşeronluğu özel okullara vermesi yararlıdır. Böylece eğitim, daha fazla kalitesi sorgulanabilir hale gelir. 

BİZ DE HATALAR YAPTIK

Bu kadar özel okul açılıyor ama öğretmenler yine devlet kapısına koşuyor. Neden sizce?

- Devlet güvencesine girmek istiyor olabilirler. Özel okulcular da öğretmenlerine daha fazla değer vermeli, az da olsa gece 23.00’lere kadar öğretmen çalıştıran okullar var maalesef ve onları kaçırmak için elinden geleni yapıyor. Kurucular, öğretmenin eğitimin en önemli ve hatta eğitimin kopmaz bir parçası ama yerine göre de çalışan olduğunu, onun da bir ailesi olduğunu düşünmüyorsa öğretmen de özel öğretimde çalışmak istemez. Geçmişte bizim sektör de çok hatalar yaptı. AVM’lerde tanıtım için öğretmenler kullanıldı. Öğretmene bir makinanın parçasıymış gibi davranan kurucular oldu. Gerekli uyarıları yaptık yapmaya da devam ediyoruz.

Türkiye’de özel okulculuğu yeterli bulmayanlar ya da beğenmeyenler olabilir, ama bence özel okulculuk hiçbir şey yapmamış olsa bile en azından rekabet ortamı yaratarak resmi okullardan da beklentinin artmasını sağladı. Bugün velilerin talebiyle devlet okullarında daha az mevcutlu, teknoloji üstünlükleri olan sınıflar kurulmaya çalışılıyor. Öğretmen kalitesi hakkında bir şey diyemiyorum, iyi öğretmen yetiştiremiyoruz maalesef. Resmi okullar sıkıntı çekiyor. Özel okullar gelen öğretmenin eksiğini hizmet içi eğitimle kapatmaya çalışıyor. Özel okullar bu rekabeti yaratarak eğitim hizmetinin farklı bir yüzü de olabileceğini gösterdi. Bugünden sonra da kaliteli eğitim yapmak konusunda üzerlerine düşen görevi yaparak ülkelerine katkıda bulunmak durumundalar.

Veliler seçimlerini neye göre yapmalı?

- Veliye düşen, güvendiği kişilere gidip danışmak olmalı. Önce bir okulları incelesinler, öğretmen ve yöneticileriyle tanışsınlar, okulun içini gezip atmosferini solusunlar. Veliden, öğrenciden, mezundan bilgi alsınlar. Yani araba, ev alırken binlerce araştırma yapıyoruz. Okul seçerken sihirli bir değnek bekliyoruz.

Hangi okulun çocuğuna uygun olduğunun ayrımını nasıl yapacak veli?

- Önce çocuğunu iyi tanıyacak. Çocuğu ne yönde gidiyor diye bakacak. Tabii ki seçmenin kuralları var. Okul öncesi bir yer seçmek istiyorsa o okulun, ortaokulda veya üniversitede verdiği başarıya bakıyor veli. Oysa, çocuğun yeteneklerini doğru tespit edebilecek temel bilgileri verecek sağlıklı bir insan yetiştiren bir okul olup olmadığına bakmalı. Genelde üniversite ya da TEOG’daki başarıya bakılıyor. Bu başarıyı elde etmekten daha ucuz bir yol yok, asıl zor olan saydıklarımı başarmaktır.

ÇOK DÜŞÜK ÜCRETLİ OKULLARA DİKKAT!

Özel okul sayısı giderek artıyor, ancak bu da incelenmeli. Ama düşük ücret grubundaki okullar sayısal olarak çoğaldı. Eğer düşük ücret nedeniyle kaliteden eksiltme varsa bu çok büyük bir tehlike. İşin asgari maliyeti var, bunun altına düşünce eğitimden çalıyorsunuz, öğretmen maaşını eksik veriyorsunuz demektir. Bunlar hemen sonuçlarını vermez ama 10-15 yıl sonra kalitesiz eğitim olarak çocuklarda ortaya çıkabilir. Bu da ortaya çıkarsa özel okullara olan talep ve güven de azalır. Hiçbir zaman çok yüksek ücretler olsun ve veli kazıklansın gibi bir şeyi arzu etmem. 6 bin liraya eğitim veren okullar var bu kadar düşük ücretli eğitimde bazı eksiklikler olur. Okullarımızı uyarıyoruz. Ne yaparsak yapalım dayanma gücü az olan okullar bu büyüme sürecinde dökülebilir. 

Yazının devamı...