"Nuran Çakmakçı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nuran Çakmakçı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nuran Çakmakçı

Nuran Çakmakçı

Kolejlere ‘yıldız’dan vazgeçildi

23 Mart 2019

Bakanlık yeni çıkacak yönetmelikle ilgili, aralarında sürücü kursları temsilcileri de bulunan 20-30 kişilik bir heyeti davet etti. Türkiye Özel Okullar Derneği Başkanı Nurullah Dal, TÖDER Başkanı İbrahim Taşel, ÖZDER Başkanı Ahmet Akça ve ÖZKURBİR Başkanı Hami Koç’un katıldığı bu ziyarette, özel öğretim kurumları yönetmeliği taslağında yapılması planlanan değişiklikler konuşuldu.

Buna göre 25-30 maddede değişikliğe gidilebilir. Hatta bazı maddeler tamamen kaldırılabilir. Bunlar arasında en önemli olanlardan biri de özel öğretim kurumlarına verilen “yıldız”lar. Daha önceki dönemde okulları kategorize ederek A,B,C gibi gruplara ayıran, yani yıldız verilen bölüm yeni yönetmelikte kaldırılacak. Özel öğretim kurumları yönetmeliğine birkaç yıl önce alınan, ancak standartları tam olarak oluşturulamadığı için özel okulların tepki gösterdiği madde yeni yönetmelikte artık olmayacak.

AYNI BİNADA ÜÇ LİSE OLABİLECEK

Okulların başını ağrıtan önemli bir madde daha yönetmelikte yer almayacak. Aynı binada birkaç lise olması durumunda her lise için ayrı ayrı kapı, yani bina girişi olması gerekiyordu. Yeni yönetmelikte bu madde de kaldırıldı. Aynı binada üç ya da daha fazla lise yer alabilecek, bir kapıdan girmek yeterli olacak. Lise ayrımları için katların ayrılması yeterli görülecek.

YÜZDE 3’LÜK ÜCRETSİZ ÖĞRENCİ İNDİRİMİ DEVAM

Yeni yönetmelikte yüzde 3’lük ücretsiz öğrenci okutma zorunluluğu ise devam ediyor. Zaten değişmesi mümkün değil, çünkü kanunda yer alıyor. Bazı okullar tarafından uygulanan yüzde 25, yüzde 50, yüzde 75 gibi parçalı burs verilmesi kabul edilmedi. Yani özel okullar öğrenci sayılarının yüzde 3’ü kadar öğrenciyi ücretsiz okutacak.

DÜZENLEMELER HAFTAYA TAMAM

Yazının devamı...

Okulların parmak izinde 150 başarılı müdür

16 Mart 2019

Çalışma uzun soluklu bir çabanın ürünü. Sendikalar, bir grup akademisyen, hukukçu, eğitim bilimci ve en önemlisi sahadaki müdürlerin olduğu bir grup TÜİK rakamlarını ve deneyimlerini ele alarak ülkedeki okulların parmak izini çıkarmaya çalıştı. 18 kişiden oluşan akademik kurulun da yer alacağı bu ekip bundan sonra da haftada bir toplanıp değerlendirme yapacak. Bu çalışma her okulu tek tek bulunduğu yere, öğretmenine, öğrencisine ve başarısına göre puanlayıp sıralayacak. Okulların ilçesine, iline ve ülke geneline göre gelişimlerinin tablosu oluşacak. Sonuç olarak bir anlamda her okulun parmak izi çıkartılacak.

‘NASIL BAŞARDINIZ’ SORUSU

Bu konuda en önemli adımlardan biri de dört ay önce atıldı. İmkânları kısıtlı olmasına rağmen gittikleri yerde başarı hikâyesi yazan, okullarını ileriye taşıyan Türkiye’nin farklı illerindeki 150 okul müdürü bakanlığa davet edildi. Üç gün boyunca “Bu okula niye talip oldunuz? İmkânlarınız kısıtlı olmasına rağmen nasıl başardınız? Ek bütçe mi aldınız? Öğretmenleri mi değiştirdiniz? Farklı bir sistem mi uyguladınız?” sorularının yanıtları arandı, ‘Bir okul nasıl dönüşür’ün hikâyesi dinlendi. Bu müdürlerin kişisel başarıları ve heyecanlarının diğer yöneticilere de nasıl yansıtılacağı uzun uzun konuşuldu.

Daha sonra da okullar için 50 kriter belirlendi. Eğitim fakülteleri ile bir anlaşma imzalandı. Akredite olan vakıf ve derneklerle işbirliği yapılarak öğretmenlerin eğitimi buna göre planlandı.

HER OKULA FARKLI BÜTÇE

‘Okul Profili Değerlendirme Çalışması’nda, sınıflarda akıllı tahtalarda hangi bilginin ne kadar arandığı, hangi öğretmenin sınıfında ne kadar bilgiyi paylaştığı da ortaya çıkacak.

Okulların avantaj ve dezavantajlarına göre öğrenci başına alacakları bütçe de farklı olacak. Tüm bu sonuçlar öğretmenlerin hizmet içi eğitimde hangi alanlara öncelik verileceği, kütüphaneye ne kadar yatırım yapılacağı, kaynak aktarımları ve öğretmen atamalarında da kriter olacak.

Yazının devamı...

Modern zorbalık

9 Mart 2019

Türkiye’de her ne kadar bu oran düşük gibi görünse de uzmanlara göre daha fazla. Psikolog Nilüfer Devecigil uzun süredir okullarda özellikle sınıf ve rehber öğretmenleriyle zorbalık üzerine çalışıyor. Okula gitmek istemeyen, ruh hali değişen, kaygılanan çocukların zorbalık mağduru olabileceği konusunda da aileleri uyarıyor. Devecigil ile akran zorbalığını konuştuk:

Bir davranışın zorbalık olabilmesi için içinde can acıtma arzusu, güç dengesizliği, yani fail ile kurbanın olması, sürekli yapılması gerekiyor. Zorbada gözlü görülür haz yaşama, kurbanda da zulüm gördüğü duygusu oluşur. Günümüzde en fazla görülen de modern, yani siber zorbalık. Çünkü telefonu elinden düşmeyen gençler 7 gün 24 saat ya mağdur ediliyor ya da zorbalık gösteriyor. O yüzden siber zorbalığın psikolojik etkisi daha fazla. Zorbalar yüz yüze yapamayacağını yapıyor, gerçek olmayan profil de yaratabiliyor. 4 ergenden 3’ünün cep telefonuna sahip olduğu düşünülürse iletişimle zorbalığın boyutlarını çok daha fazla olabiliyor. Amerika’da yapılan araştırmada 3 ergenden biri ve 6 çocuktan biri sanal dünyada kötü, korkutucu ve utandırıcı şeylerle karşılaşıyor.

YEMEK YEMİYOR, RUH HALİ DEĞİŞİYORSA AMAN DİKKAT!

Aileler çocuğun zorbalığa uğradığına yönelik ilk sinyalleri şöyle anlayabilirler: Çocukta büyük kaygı, yemek yememe, uyumama, eğlendiği şeylerden zevk almama, ruh hali değişkenliği, kaçınma, okula gitme isteğinin olmaması. En önemli etkenlerden biri de okul performansındaki değişim, devamsızlık, kronik hastalıklar, sosyalleşmeden korkma, depresyon hatta intihar eğilimi olabilir.

KURBANLARIN AİLELERİ AŞIRI KORUYUCU

Zorbalar genelde cesur diye arkadaşları tarafından sevilen, sosyal görünen, gerçek olmayacak kadar kendine güvenen, başkalarını ezen, dürtü kontrolü ve hayal kırıklığına toleransı az, başkalarını kontrol etme ihtiyacı olan, sigara ve içki kullanan karakterler oluyor. Zorbanın ailesi de az duygusal destek veren, çocuğunun ne yaptığını izlemeyen ve onların hayatında pek de yer bulamayan, disiplin anlayışı ya çok sert ya da hiç olmayanlardan oluşuyor.

Zorbanın karşısında kurbanların aileleri fazla koruyucu olurken onların özellikleri ise şöyle: Kendine güvenmeyen, özgüven eksikliği olan, kaybetmeye ya da çatışmaya karşı olumsuz reaksiyon gösteren, kendini koruyamayan, gerçeklerle yüzleşemeyen, sosyal becerisi az.

Yazının devamı...

YÖK Başkanı Saraç: 322 dekanımız 17 rektörümüz kadın

5 Mart 2019

- YÜKSEK öğretimdeki kadın akademisyenlerin sayısal durumu Avrupa ve ABD’ye göre nedir?

Türk yükseköğretiminde kadın akademisyen oranı AB ülkeleri ortalamasının daha üstünde. Oran yüzde 45’e ulaştı. Bu akademi dünyamız için sevindirici. Hatta uluslararası platformlarda ve Batılı ülkelerin ilgili bakanlarına ülkelerinde kadın öğretim üyelerinin oranının niye az olduğunu soruyoruz. Aslında son yıllardaki sayısal artışa paralel giden oransal artış bu şekilde devam ederse öğretim üyeleri arasındaki kadın sayısının daha da artacağı ortada. Bu durum, araştırma görevlileri arasındaki kadın sayısına dikkat edildiğinde görülüyor.

- Üniversitelerde kadın öğretim üyelerinin karşılaştıkları şiddet, taciz ve özellikle mobbing olayları konusunda ne diyorsunuz?

Toplumun pek çok kesiminde maalesef taciz olayları yaşanabiliyor. Kamuda olduğu gibi özel sektörde de mobbing var. Bu olumsuz durumu sadece akademiye hasretmek yanlış. Toplumun bütünü bu hastalıktan mustarip ve topyekün bir mücadele lazım. Bizler de konuya gereken önemi vermeye çalışıyoruz. Üniversitelerimizde kadın akademisyenlerimizin sayısı az da olsa maruz kaldığı şiddet, taciz ve mobbing olaylarıyla mücadele etmeye çalışıyoruz. Konuyla ilgili üniversitelerimizde farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz. 2015’den beri üniversitelerde kurulan cinsel taciz ve mobbingle ilgili birimlerin çalışmaları sevindirici. Yükseköğretim Kurulu’nda bize ulaşabilecekleri ayrı bir birim de var. Başvuruları olduğunda ciddiyetle konunun üzerine gidiyoruz. Ayrıca üniversitelerimizde sayıları 100’e yaklaşan kadın araştırma merkezimiz üniversitelerde öğrencilerimize, bulundukları bölgelerde kamuoyuna ve yerel güvenlik birimlerine bu konuda seminer ve konferanslarla sosyal destekler veriyor. Fakat konuya ilişkin akademiye düşen önemli bir görev de kadına sıfır şiddetin olduğu bir toplumu inşa etmektir. Kadına saygı, onun önemini takdir etme ve hakkettiği konumda olmasını sağlama konusunda Türk milletinin kültüründe güçlü referanslar vardır ve dolayısıyla bunun için harici, tercüme ve iğreti kavramlar ve dış kaynaklı yanlış yönlendirmelerle süreci yönetmeye muhtaç değiliz. 

KADIN İSTİHDAMINDA  İYİ DURUMDAYIZ

Yazının devamı...

Eğitimde yeni trendlerin modası geçer mi?

2 Mart 2019

Schleicher’in bu sözlerinin ardından Türkiye’deki okullara baktım. Hangi okula gitsem, hangi okulun web sitesini tarasam eğitimde yeni trendleri uygulamayan neredeyse yok gibi. Okuma, yazma, problem çözmeyi okullar aşmış; hemen hepsi 21’inci yüzyılın becerilerini kazandırdığı konusunda iddialı. Dijital kültürle yola çıkıp, STEM ve kodlama ile devam edip, öğrenme stilleri ve oyunlaştırılmış eğitim ile geleceğin dünyasına çocukları hazırladıkları konusunda eğitimciler emin.

Eğitim kurumları geleceğin trendlerini uygulama konusunda ne kadar başarılılar tam olarak anlamak mümkün değil. Bütün bunlar gelecekte ne kadar işe yarayacak, Schleicher’in dediği gibi modası geçecek mi bilemiyorum.

Hazır veliler çocukları ellerinden tutup onları verecekleri yeri seçmek için okul okul gezerken aman dikkat! Öncelikle bu trendleri gerçekten uygulayanlar var, ama bir de ‘mış’ gibi yapanları, yani bu yöntem ve metotları dört dörtlük uyguluyormuş gibi olanları iyi ayırt edin. Bu trendlerin peşine takılıp tercihinizi buna göre belirlemeyin derim. İşin cilasına değil, temeline bakın.

İşte eğitimde öne çıkan en önemli iki trend:

Kodlama: Dijital kültürün ortak dili olan kodlama, bilişim okur-yazarlığının temellerinden biri. Çocuklara algoritma mantığını vermeyi hedefliyor. 21. yüzyıl becerileri ile donatılmış, teknolojiyi daha etkin kullanabilen, problem çözme ve ürün geliştirme yetenekleri verilmeye çalışılıyor. Bazı okullarda anasınıfında bile bu eğitimlerin verildiği iddia ediliyor. Türkiye’de bilişim teknolojileri ve yazılım dersi her ne kadar müfredata girse de öğrencilerine okuma-yazma yerine kod yazmayı, programlamayı öğrettiğini iddia eden çok sayıda okul var. Bütün bunları öğreten kaç öğretmen olduğunu araştırmak ve bu öğretmenlerin niteliğini de sorgulamak velinin işi.

STEM: Son zamanlarda adını sıkça duyuyorum, her okulun neredeyse adıyla birlikte yan yana dört alanın birleşmesinden oluşuyor STEM (fen, teknoloji, mühendislik, matematik). Bu yaklaşımla öğrencilerin fen bilimleri, matematik gibi dersleri ezberleyerek öğrenmesini değil, gerçek yaşamda uygulamasını sağlayan, merak, araştırma ve yaratıcılığı öne çıkarması bekleniyor. Yani teorik bilginin uygulamaya, ürün ve yenilikçi buluşlara dönüştürülmesi amaçlanıyor. Öğrencilerin fen bilimleri, teknoloji, mühendislik ve matematik derslerinde öğrendiklerini gerçek hayatla özdeşleştirmesi isteniyor. Birçok ülkenin öğretim programlarında olan STEM; buluş yapma bilgi ve becerilerini kazandırmayı hedefliyor. Bu eğitimi alanların gelecekte bu becerileri ile iş hayatına rahatlıkla uyum sağlaması bekleniyor. STEM, dünyada okul öncesi eğitimden yükseköğretime kadar tüm eğitim sürecini kapsayan disiplinlerarası bir yaklaşım olarak kabul ediliyor. Bütün bunlar teoride çok güzel. Ama okul içinde birkaç lego ya da 3D printer koydukları bir odada bu sistemi uyguladıklarını iddia eden kurumlara da dikkat!

BURSLULUK SINAVLARI BİLE ÜCRETLİ

Yazının devamı...

Avrupa’da değerler öğretiliyor

23 Şubat 2019

Bir ay önceki İsviçre’deki okulları inceleme gezisi sırasında, okulların hemen hemen tamamı ağız birliği etmişçesine liselerdeki uyuşturucu ve sigara ile mücadele konusunda kararlılıklarını sergilerken, “saygı, takım ruhu, kendini sınama ve zorlama, hizmet etme, hırslarını doğru yönlendirme” gibi kavramları öğrencilerine benimsetmeye uğraşıyor. Üstelik bazı okullarda bu kavramlar akademik öğretimin önüne geçmiş durumda. Bilgiyi öğrencilerin her yerde alabileceği düşüncesinde olan okul yöneticileri, eğitimin geleceğinin de değerler eğitimde olduğu konusunda buluşuyorlar. İşte Avrupa’da okullarda yaygınlaştırılmaya çalışılan 5 değer:

1) Saygı: Önce kendine saygı duy, ailene ve çevrene hatta çevrendeki her nesneye saygı duy. Kendine saygı duyarsan sigara, uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklar kazanmazsın.

2) Sorumluluk: Davranışlarınızın sorumluluğunu alın. Sorumluluk alarak öğrenme gerçekleşir, böylece liderlik yetenekleri gelişir.

3) Takım ruhu: Çeşitliliğe saygı duy, yardımlaşma ve paylaşım değerlidir.

4) Hizmet: Genç insanlar, kendi çıkarları için olmayan şeyleri yapmalıdır. Kişisel çıkar beklemeden iyilik yapmalı.

5) Hırslarını doğru yönlendir: Çocukların üzerinde çok baskı var, çok çalışıp, hata yapıp tekrar deneyecek, deneyimler yaşayarak doğruyu bulacak. Olabileceklerinin en iyisi olacak.

Türkiye’de ise hâlâ eğitimde müfredat ve sınavlar gündem maddesi olmaya devam ediyor. Oysa nesil gibi öğrenme yöntemleri de değişiyor ve kolaylaşıyor. Okulların aslında biraz daha değerler eğitimine yoğunlaşması gerekmiyor mu? 

Yazının devamı...

130 yıllık okulun 101 yaşındaki efsane hocası

16 Şubat 2019

Efsane hocayı görmeye sadece Türkiye’nin değil, dünyanın dört bir yanından öğrencileri geldi. Asırlık çınar için düzenlenen doğum gününde dostluklar, arkadaşlıklar tazelenirken muhabbetler, şakalar, espriler, taşlamalar ve doyasıya ‘mavra’ yaşandı. 80’li yaşlardaki öğrencileri bile o gün efsane hocayı yalnız bırakmadı.

Türkiye ve dünyada birçok iş insanı, politikacı, üst düzey yönetici, akademisyen, sanatçı, gazeteci ve yazar yetiştiren efsane edebiyat öğretmeni Haydar Göfer, 13 Şubat’ta da okulun öğrencileriyle buluştu. Öğrencilerle edebiyat hakkında sohbet eden ve eski okul anılarını anlatan unutulmaz hoca hayat dersi de verdi: “Başarılı olmamın arkasında en başta öğrencilerime evlat sevgisi geliyor.”

TARSUS’A UZUN BİR TREN YOLCULUĞU

1919’da İstanbul’da doğan Göfer, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra bir süre öğretmenlik yaptı. 1948’de bir gazete ilanında görüp telefonla başvurduğu Tarsus Amerikan Koleji’ne edebiyat öğretmeni olarak atandı. Uzun bir tren yolculuğu sonunda geldiği garda kolejin öğretmen ve öğrencileri tarafından karşılandı. O günden sonra Tarsus’tan hiç kopmadı. 1975’te kolejden emekli oldu ancak 101 yaşına kadar tiyatro topluluğunun ve fotoğraf kulüplerinin sorumluluğunu aralıksız sürdürdü, okula hep gitti.

ABİ, BABA, ARKADAŞ GİBİ BİR HOCA

Başından eksik etmediği şapkasıyla hep gülümseyen Haydar Göfer, aslında bir öğretmenden çok daha ötesi. Binlerce genci yönlendiren Göfer, bazen bir abi, bazen bir baba, bazen de her türlü sorunun paylaşılabildiği bir arkadaş olarak yüzlerce hayata dokunan bir bilge çınar. Haydar Hoca’nın mezun ettiği öğrenciler arasında kendi alanına damga vuran birçok isim var. Öğrencilerinin “Hamurumuzu yoğuran, bizi şekillendiren kişisiniz” dediği Haydar Göfer’i ‘efsane hoca’ yapan en önemli özelliklerinden biri de ders anlatım tarzı. En derin edebiyat konularında araya hayat tecrübelerini sıkıştıran, estetikten Yunan tarihine doğru yolculuğa çıkaran hocanın okuduğu rubai ve beyitler, öğrencilerini edebiyat tiryakisi yapmış.

Yazının devamı...

Meslek liselerine İSO, İTO ve TOBB desteği

9 Şubat 2019

Bir taraftan ASELSAN ile savunma sanayisine yönelik ortaklaşa mesleki eğitim atılımı yaparken, diğer taraftan mühendislik alanında Türkiye’nin en güçlü üniversitelerinden İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ile ortak yürütülecek bir mesleki ve teknik Anadolu lisesi kurdu. Yeni bir açılımla üniversitelerin teknoparkları ile mesleki eğitimde Ar-Ge işbirliklerini başlattı.

İTO VE İSO’DAN LİSELERE HAMİLİK

Son olarak da İstanbul’da önemli bir adım daha atıldı. MEB, İstanbul Sanayi Odası (İSO), İstanbul Ticaret Odası (İTO), İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile ‘Mesleki Eğitim İşbirliği’ protokolü imzaladı. Bu son projeyi de MEB mesleki eğitimden sorumlu Bakan Yardımcısı Mahmut Özer’e sorduk. Özer, şunları söyledi:

“İstanbul’daki 89 adet Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi MEB ile birlikte İSO, İTO, İTÜ ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının ortak destek kapsamına girmiş oldu. İSO 35, İTO da 54 liseye hamilik edecek. 89 lisenin yönetici ve öğretmenlerini MEB, İTO ve İSO ile birlikte belirleyecek. Bu mesleki eğitimde yeni yönetim modelidir. Seçilen liselerin eğitim müfredatı birlikte güncellenecek ve İTO ve İSO öğretmenlerin mesleki gelişim eğitimlerinin düzenli aralıklarla yapılmasına destek verecek. Alanında başarılı öğrenci ve projeler de desteklenecek. Öğrencilerin işletmelerde beceri eğitimi ve stajlarının gerçek iş ortamlarında yapılması sağlanacak. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı da 89 lisenin laboratuvar ve atölyelerinin yeni teknolojilerle donatılmasına destek verecek.

MESLEKİ İNGİLİZCE ÖĞRETİLECEK

Yeni proje mesleki eğitimde yabancı dil öğretimi ile ilgili yenilik de içeriyor. Arttırılmış sanal gerçeklik (AVR) yaklaşımı ile mesleki İngilizce öğretimi ilk defa uygulanacak. İTÜ’nün geliştirdiği AVR yaklaşımı ile mesleki İngilizce deneyimi bu okullara aktarılacak, mesleki İngilizce ders içeriklerinin oluşturulması ve uygulanmasına destek verecek. Ayrıca İngilizce öğretmenlerine yönelik eğitimler düzenleyecek. Mesleki İngilizce öğretiminde bu yaklaşım ilk kez uygulanmış olacak.

Yazının devamı...