"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Mehmet Y. Yılmaz

Yerli ve milli bir tartışmayı kutlamak için...

10 Aralık 2017

Yılbaşına üç hafta kala yerli ve milli tartışma konularımızdan birini daha idrak edecek olmanın heyecanı içindeyim. “Yılbaşı gâvur âdeti midir, 31 Aralık gecesi eğlenmek imanı zedeler mi, kutlamaya karşı çıkmak laiklik karşıtı bir davranış mıdır, alt kattaki komşu yılbaşını kutlamıyorsa üst kattakinin kutlaması medeni bir tutum olur mu” gibi felsefi konuların öne çıkacağı yerli ve milli bir ‘münazara’ sürecinden geçeceğiz.

Her kafadan bir ses çıkacak, en az duyulacak ses de sanırım yine şu olacak: İsteyen kutlasın, istemeyen kutlamasın, kimse kimseye karışmasın!

Nitekim tartışma için ilk işaret fişeği atıldı, insanların yılbaşında gönderdiği hediye sepetlerine alkollü içki konulması yasaklandı.

Yasaklayanlar ne düşündü, gerçekten merak ettim: “İnancı gereği içmeyen birine bir şişe içki giderse çöpe atmak yerine içmeye kalkar, imanı zedelenir, onu koruyalım” diye mi düşündüler? İçinde içki olmayan bir yılbaşı sepetinin bir tür ‘ramazan kolisi’ sayılması lazım gelmez mi?

Şu da var tabii: Hangi şuursuz, içki içmediğini bildiği birine hediye olarak bir şişe şampanya vs. göndermeye kalkar? Hangi şuursuz, içki içmediği halde, sırf yılbaşı sepetinden çıktı diye şişenin dibini görmek ister?

Benim anlayabileceğim bir durum değil ne yazık ki. Her şeye alıştım ama bu memleketin ‘yasaklama’ merakına bir türlü alışamadım.

* * * 

Kutlamaların ayrılmaz bir parçası da ortamı ‘köpürtmek’tir. Köpüklü şarap ya da şampanya ‘patlatılır’; hem içinden fışkıran köpük hem de mantarın şişeden uzaklaşırken çıkardığı ses insanımızın hoşuna gidiyor.

Yazının devamı...

Şener-Dirar kanatlandırdı

4 Aralık 2017

Maçtan önce Aykut Kocaman’a “Kasımpaşa nasıl oynasın” diye sorsak sanırım bu kadarını hayal etmezdi. Fenerbahçeli oyuncular ikili-üçlü oyunlarla topu getirip getirip Kasımpaşa altı pasına ortaladılar ama dokunacak olanların hiçbiri sahada değildi.

Bir takımın bütün forvetleri de cezalı, sakat ya da “hazır değil” olabilir mi?

Özellikle sağ kanadın iyi işlemesi forvetsiz bir ekibin gol atamasa bile gol pozisyonu üretmekte sıkıntı çekmediğini ortaya koydu.

‘UYUMA’ ALIŞKANLIĞI

Ama sezon başından beri bu takıma musallat olan “uyuma” alışkanlığı bir kez daha ortaya çıktı.

Normal olarak 3-0 bitmesi gereken birinci yarının 1-1’e gelmesi Aykut Kocaman’ın sezon başından beri yakındığı “şanssızlık” ile açıklanabilir mi?

Ben olsam böyle açıklamazdım. Dirar-Şener ikilisinin sağda çalıştığı gibi Aatıf, İsmail’e katılamayınca aynı iş sol kanatta yapılamadı ve oyun sağ kanada sıkışıp kaldı.

Hatta 18 ve 29. dakikalarda rakibi az oyuncuyla yakaladıkları hızlı hücumlarda

Yazının devamı...

Facebook’tan silsen de ruhunda izi kalır

3 Aralık 2017

Şarkı “Hava ayaz mı ayaz, ellerim ceplerimde” diye başlıyordu. Rahmetli Barış Manço’nun unutulmaz şarkılarından biri: ‘Anlıyorsun Değil mi?’

Şarkının nakarattan sonra gelen ikinci bölümü de şöyleydi: “Bir resmin kalmış bende, tam ortadan yırtılmış / Hani siyah kazaklı, biliyorsun değil mi?”

Benim yaşımdakiler böyle tam ortadan yırtılmış çok fotoğraf görmüştür. “Görmedim” diyen varsa onlara söyleyebileceğim tek şey “Allah saadetinizi artırsın”, hepsi bu.

Eskiden böyleydi. Sevgililer ayrılınca fotoğraflar ortadan yırtılır, herkes payına düşeni alır, uzardı. Grup fotoğraflarından kafası oyularak kesilip çıkarılmış arkadaşlarım da oldu.

Bu bir tür gelenekti sanırım. Herkes kendi yoluna giderken geride ‘hatıra’ bırakmamak için fotoğraflar da ayrılırdı; kimi zaman kesilerek, kimi zaman yırtılarak.

***

Bunu hiç anlamamışımdır. Kısa veya uzun bir süre için de olsa, hayatının en önemli insanı olan birisini, fotoğraflarını yırtarak, yakarak unutabilir misin? Yaşadığın duyguları unutmak, bu kadar kolay mı? Kolayca unutabiliyorsan fotoğrafları yırtsan ne olur, yırtmasan ne olur? Kolay unutulan birisiyle hiç olmayan birisi aynı sayılır. Belli ki ‘seviyeli’ bir ilişki yaşanmış, o zaman unutmak kolaydır.

Yazının devamı...

Neeee! Kız, oğlandan büyük müymüş?

26 Kasım 2017

Haber perşembe günü Kelebek’te yayımlandı, buyurun birlikte yeniden okuyalım:

“Ece Dizdar ile kendisinden 10 yaş küçük sevgilisi Emir Çubukçu, önceki gün Nişantaşı’nda bir kafedeydi. Masada romantik anlar yaşayan ikili, sonunda kalkmaya karar verip hesabı istedi. Hesap geldiğinde Dizdar hızlı davranıp Çubukçu’dan önce ödemeyi yaptı. O cüzdanından parayı çıkarırken Çubukçu’nun eğilip elini öptüğü görüldü.”

Ece Hanım bir oyuncu, dizilerde oynuyor. Emir Bey de hem oyuncu, hem yönetmen. Genç yaşında bir tiyatro kurmayı da başarmış.

Haberi okuyunca internete girdim ve kahramanlarımızın kaç yaşında olduğuna baktım.


Oyuncu Ece Dizdar’ın sevgilisi Emir Çubukçu’yla bir kafede çekilen fotoğrafları üzerine yapılan yaş farkı vurgulu ‘haber’ düşündürdü: Burada haber nerede?

Önce düzeltelim; aralarındaki yaş farkı 10 değil, yedi.

Ve şunu sorayım: Ece Hanım’ın, sevgilisinden 10 (aslında yedi) yaş büyük olduğu bilgisi bu haber için gerekiyor mu?

Yazının devamı...

Fizik, Sivas’ın kimyasını bozdu

20 Kasım 2017

Sanıyorum Aykut Kocaman da benim gibi düşünüyor olmalıydı ki haftalar sonra Josef’in yanında Mehmet Topal’ı izledik.

Bu ikiliyle Fenerbahçe bir yandan el freni çekilmiş gibi oynuyor, diğer yandan da orta sahada defansif aksiyonlar açısından daha başarılı oluyor.

Ozan’ın haftalar sonra ilk 11’de sahaya çıkamamış olmasının nedeni ikincisiydi.

Kocaman, Sivasspor’dan korkmuştu.

***

Maçın ilk yarısında topla oynamanın yüzde 60’a 40 Fenerbahçe’nin lehinde olması, ilk yarının skorunu da açıklıyor.

Maçın başından itibaren rakibe kendi sahasında bastılar, kendi sahalarında topu kaptıklarında hızla hücuma çıktılar, şut denediler, ara pası denediler, top çaldılar ve sonunda bu ısrarlarının ödülünü Dirar’ın antrenman golüyle aldılar. Bunun muazzam bir taktik çalışma sonunda gerçekleşmiş bir gol olduğunu söyleyemeyiz. Yorulmadan ısrar etmenin sonucuydu.

Sivasspor’un fizik gücünün çok üstüne çıktıklarını gördük, bunu da

Yazının devamı...

Ünlülere hakaret etmenin dayanılmaz hafifliği

19 Kasım 2017

Geçen hafta sosyal medyada Şeyma Subaşı’na hakaret ettikleri gerekçesiyle üç kadın gözaltına alındı. Üç kadın yalnız değil; gazetelerin ‘hakaret şebekesi’ adını verdiği küfürbaz grubu, 15 kişiden oluşuyor. Bu kişiler 9 Aralık 2016’dan bu yana düzenli ve sistemli olarak Şeyma Subaşı’na hakaret ediyorlarmış.



Savcılığın ‘gözaltı’ kararını pek anlayamadım. İfade için çağrılmışlar da gelmemişler mi? Yargı düzenimiz o kadar politik hale geldi ki bunun altında da benzeri bir ‘saik’ var gibi geldi bana. Ama konumuz bu değil.
Sosyal medyada, hiç tanımadığı insanlara hakaret etmek için yanıp tutuşan öyle çok kişi var ki... Ve bu sadece bize özgü bir sorun değil, medeni saydığımız ülkeler için de geçerli bir durum.
Geçen yıl İngiltere’de Demos tarafından Twitter kullanıcıları arasında bir araştırma yapıldı ve üç haftalık dönemde ‘slut’ (şıllık/sürtük) ve ‘whore’ (fahişe) kelimelerinin 200 bin kişiye gönderildiği tespit edildi. Aynı dönemde 6 bin 500 kullanıcının da 10 bin adet ‘taciz-hakaret’ mesajına muhatap olduğu ortaya çıktı. Kadınlara yönelik hakaret mesajlarını atanların yarısının kadın olduğunu söyleyeyim.
Tek çare engellemek

Yazının devamı...

‘Dişiliğini kullanmak’ neden ayıp olsun?

12 Kasım 2017

Bir internet sitesinde gördüğüm haberin üzerini tıklamama neden olan şey hangisiydi bilemiyorum: Fotoğraftaki kızın güzelliği mi, yoksa başlıktaki sözü ile fotoğraftaki görüntüsü arasındaki çelişki mi?

Başlık şöyleydi: “Erkek enerjisi yüksek biriyim.”

Fotoğrafta da sözün sahibi vardı: Hülyalı gözlerle kameraya bakan, kumral üzerine güzel bir genç kadın!

Doktorun anneme “Bir oğlun oldu” dediği günden beri 61 yıl geçti ama bugüne kadar ‘erkek enerjimin’ yüksek olup olmadığını bilemediğimi fark ettim. Hatta doğrusunu isterseniz böyle bir enerji türünün varlığından da haberdar değilim.

Demek ki böyle bir şey var ama ben bunca yıl uyumuşum.

Bir ‘erkek enerjisi’nden söz edildiğine göre ‘kadın enerjisi’ de söz konusu olmalı.

Böyle heyecanlı bir haberi okumadan geçmek olmaz, devam ettim okumaya.

Yazının devamı...

Telomerin tellerine kuşlar mı konar?

5 Kasım 2017

Geçen hafta Hürriyet’i okurken ben de heyecanlandım tabii. Bir ‘hap’ çıkmış, içiyorsun, vücudundaki hücrelerin telomer denilen ‘kuyruğu’ uzuyor, cildin gençleşiyor, hücrelerin yaşlanması duruyor, sabrın varsa
100 yaşına bile gelebiliyorsun.
Bu arada tabii bazı şeylere de uyacaksın. Kebap yemeyeceksin, alkolden uzak duracaksın. Sigara? Sakın ha!



‘Hızlı yaşa, genç öl’ demiyorum ama...
Flavonoid’lere yükleneceksin, kateşini ihmal etmeyeceksin, iyi DHA’ları vücuduna kazandıracaksın. Likopeni de unutmayın lütfen.

Yazının devamı...