"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Mehmet Y. Yılmaz

Önemli olan bağlılık değil yeterlilik

30 Ağustos 2017

“İstihbaratın başı devletin başına bağlı olmazsa hareket kabiliyetini bu devlet kaybeder. İstediğim anda, istediğim şekilde bu istihbari bilgiler bize gelsin ki biz de gereken adımları atalım.”

Cumhurbaşkanı doğru söylüyor.

Mesela 15 Temmuz 2016 günü Binbaşı O.K.’dan gelen istihbaratı, Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı kafa kafaya vererek değerlendirdiler ve bu istihbaratın “daha büyük ve önemli bir planın parçası olabileceğine” karar verdiler.

Bunun üzerine MİT Müsteşarı ne yaptı?

Cumhurbaşkanı’nı aradı, istirahatte olduğunu öğrenince Koruma Müdürü’ne Cumhurbaşkanı’nın güvenliğini sağlayıp sağlayamayacağını sordu. “Sağlayabiliriz” yanıtını alınca da yüreği ferahladı ve Diyanet İşleri Başkanı ve bir Suriyeli muhalifle akşam yemeğine gitti.

Koruma Müdürü “Ne tür bir tehlikeye karşı koruyacağız” diye sormadı.

Sormuş olsaydı “büyük bir planın parçası olabilecek askeri hareketlilik” ihbarına karşı elindeki hafif silahların yeterli olmayabileceğini düşünür, Cumhurbaşkanı’nı hemen uyandırırdı.

Cumhurbaşkanı bu ihbarın bir darbe girişimi ile ilgili olduğunu anlar, girişim daha kışlalardan çıkmadan boğulurdu.

Yazının devamı...

Anayasasızlaştırılarak kurulan yeni devlet

29 Ağustos 2017

Adam aslında doğruyu söylüyor, yeni bir devlet kuruluyor.

Ve bu yeni oluşumda Anayasa yok sayılıyor.

Anayasa’yı silah zoruyla ortadan kaldırmaya ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni görevini yapmaktan alıkoymaya kalkışanlar ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanıyor.

TBMM’nin yapması gereken işleri hükümet yapıyor.

“Bir zamanlar yürürlükte olan” Anayasa’nın 121. maddesi olağanüstü hal ilanından sonra kanun hükmünde kararnameler çıkarılabileceğini söylüyordu.

Nitekim hükümet, Anayasa’nın bu hükmüne dayanarak kararnamelerle ülkeyi yönetiyor.

12. maddenin 3. fıkrasında bu kararnamelerin “olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda” çıkarılabileceğini söylüyor.

Şimdi gelin son çıkarılan iki kanun hükmündeki olağanüstü hal kararnamesi ile yapılan düzenlemeleri hatırlayalım:

Yazının devamı...

Sudan bir yazı

26 Ağustos 2017

Ama “küçük” bir unutkanlık sonucunda, şehrin eskimiş su şebekesindeki metallerin suya karışmasını engelleyecek paslanma önleyici bir sistem kurmayı ihmal ettiler.

Şehir suyuna ağır metaller ve özellikle kurşun karışınca hastalıklar baş gösterdi.

Halsizlik, çocuklarda gelişim bozuklukları, ateş nöbetleri ile ilerleyen hastalıkların şehir şebekesindeki sudan kaynaklandığı anlaşılınca, kent halkı şişe suyu kullanmaya başladı.

Ortalama bir Amerikan vatandaşının içme suyu ve günlük temizlik (duş, diş fırçalamak, el yıkamak, evi silip süpürmek gibi günlük ihtiyaçlar) için ihtiyaç duyduğu şişe suyu miktarı 757 adet (50 santilitrelik).

Flint ahalisi, sadece 2016 yılındaki Şükran Günü’nde hindi pişirmek, diğer yiyecekleri hazırlamak için her bir aile başına 100 şişe su tüketti.

Sadece bir ilkokulda günlük 750 şişe su tüketiliyordu.

Sonunda Amerikan Sivil Haklar Birliği kent yönetimine bu “zararın” karşılanması için dava açtı ve kazandı.

Kazandı, çünkü orada işler bizim buradakinden farklı yürüyor.

Yazının devamı...

Bu yemin bozuldu mu?

25 Ağustos 2017

AKP hükümeti döneminde yeniden vatandaşlık hakkını kazandı ve sonra da Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’a TC Büyükelçisi olarak atandı.

Ancak ABD vatandaşı olduğu sırada ettiği bir de yemin var, dün Ahmet Hakan, “Işıkçı” Mücahit Ören vesilesiyle bu yemini tekrar hatırlattı.

Kaçıranlar için, ABD vatandaşlığına alınanların ettiği bu yemini ben de tekrarlıyorum:

“Burada, önünüzde, şimdiye kadar tabiiyetinde bulunduğum her türlü devlet tabiiyetini ve egemenliğini reddettiğime, bundan böyle ABD Anayasası’nı ve yasalarını iç ve dış düşmana karşı savunacağıma, ABD’ye bağlılık ve sadakat göstereceğime, kanunun gerektirdiği hallerde ABD ordusuna hizmet vereceğime yemin ederim, Tanrı yardımcım olsun.”

Kavakçı, Müslüman olduğuna göre bu yeminini bozmasının bir kefareti var, on fakiri doyurmak yahut giydirmek ya da bir köle azat etmek gibi. Bunları yapamıyorsa üç gün oruç tutması gerekiyor.

Bu onun kişisel meselesi, herhalde kefaretini ödemiştir.

Ancak kendisi artık Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi.

Dolayısıyla topluma ve TC Anayasası’na karşı da görevleri var, onların yerine getirildiğini duymadık. Çıkıp

Yazının devamı...

Ordudaki Fetullahçıları herkes biliyormuş

24 Ağustos 2017

“Ben Kolordu’ya geçtim. Geçer geçmez Kurmay Başkanı Albay Murat Temiz, harekât yıldırım mesajını getirdi. Bana ‘görevden alınmışsınız komutanım, sıkıyönetim ilan edildi’ dedi. Ben mesajın imza hanesine baktım ve tayin listesine baktım. Bunun F tipi bir kalkışma olduğunu hemen anladım.”

Binbaşı O.K.’nın MİT’e darbe girişimi ile ilgili ihbarda bulunmasından sonra Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı’nı Kara Havacılık’a göndermişti.

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak, Kara Havacılık Okulu Komutanı Tümgeneral Hakan Atınç’a şunu sormuştu:

“Deniz Aldemir diye biri birliğinizde var mı? O.K. isimli birisi var mı?” Tümgeneral Atınç, Aldemir’in Yük Helikopter Tabur Komutanı olduğunu, O.K.’nın da ABD’de yük helikopteri eğitimi aldıktan sonra komutanlığında görevli olduğunu söyler.

Orgeneral Çolak, komutana kritik bir soru sorar: “Fetullah cemaatiyle bağlantıları var mı?” Tümgeneral Atınç şöyle yanıtlar: “Elimizde belge bulgu yok ancak tavır ve davranıştan ve arkadaşları arasındaki davranışlarından bu cemaate bağlı olabilirler. Ancak O.K.’nın son zamanlarda onlarla ilişkisini kestiği birliğimizde konuşuluyor.”

Orgeneral Çolak sorularına devam eder: “Birliğinde bu tip başka benzer kişiler var mı?”
Tümgeneral Atınç’ın yanıtı: “Elimde bilgi belge yok ancak Kara Havacılık Komutanlığı’nda bulunan tüm kritik kadroların bunların elinde olduğu, hatta Tuğgeneral Ünsal Coşkun’un da onlardan olduğu söyleniyor.” Orgeneral Çolak, “Bunları bana niye iletmediniz” diye çıkışır.

Tümgeneral

Yazının devamı...

Hukuk devleti insan boğazlamaz

23 Ağustos 2017

Fetullahçıların, yurtdışında bir diyaspora oluşturma çabalarına değindi, bununla mücadele edilmesinin gerekliliğinin altını çizdi.

Bu söyledikleri bir gerçeğin ifadesi.

Fetullahçıların amaçları belli:

Yurtdışındaki bağlantılarını ve ilişkilerini kullanarak, darbeye kalkışmış olduklarını perdelemeye, Türkiye aleyhine bir kamuoyu oluşturarak Türkiye’ye iade edilmeleri tehlikesini bertaraf etmeye çalışıyorlar.

Yazının devamı...

Siyasi tablo gelecek seçimde değişebilir mi?

22 Ağustos 2017

Konda’nın 16 Nisan referandumundan sonra hazırladığı bir rapor geçenlerde yayınlandı. Şirketin internet sitesinden raporun tamamını okuyabilmek mümkün.

“Türkiye’de Donan Siyasetin Şifreleri: Karar Ağacı Yöntemi ile Seçmen Tercihlerini Anlamak” başlığını taşıyan rapor, Konda’nın 2010’dan günümüze kadar yaptığı 77 araştırmaya katılan 213 bin 717 deneğin yanıtları “karar ağacı yöntemi ile” analiz edilerek hazırlanmış.

Karar ağaçları (decision trees) yönteminin amacı, büyük veri setlerini incelerken halihazırda bir hipotez olmayan durumlarda bir değişkenin diğer değişkenlerle nasıl bir ilişkiye girdiğine dair fikir edinmek, belli tercihlerin ya da kategorilerin başka değişkenler ekseninde nasıl farklılık gösterdiğini incelemek.

Gazete okuyucularının sosyolog olmadıklarını biliyorum. Daha basitçe ifade edecek olursam, belli davranış kalıplarına sahip seçmenlerin oylarını ne yönde kullandıklarını analiz eden bir yöntem bu.

Raporun vardığı sonuç şu:

“Partiler belirli kimlikler ve aidiyetler üzerinden farklı seçmen gruplarına hitap etmekte, birinin güçlü olduğu bir grupta diğerleri neredeyse varlık gösterememekte. Buradan hareketle bu tablonun nasıl değişebileceği sorusunu ele alırsak, araştırma bulguları iki ana öğeye işaret etmekte. Bunlardan birincisi, muhalefet partileri siyasi parametreleri kökünden değiştirmedikçe bu tablonun değişmesinin mümkün olmadığı. Siyaset bu kimlikler ve kutuplaşmalar üzerinden devam ettikçe, önümüzdeki seçimlerde oy dağılımlarında ciddi bir değişim beklemek yersizdir. İkincisi ise AKP seçmeninin tercihleri ve saikleri incelendiğinde, muhalefetin buradan oy devşirmek için Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsı üzerinden siyaset kurmaya çalışması anlamsızdır. AKP seçmeninin, bir partiyi lideri için seçme eğilimi gösterdiği görülmektedir.”

Rapora göre CHP’nin oyları maksimum sınırına gelmiş bulunuyor.

MHP’nin sorununun da lider değil, tabansızlık olduğu görülüyor.

Yazının devamı...

F.Bahçe için yol çok uzun

21 Ağustos 2017

Çünkü bu artık bir tür gelenek oldu. İki sezondur, maçların başında oyuna bir türlü kendilerini veremiyorlar ve beklenmedik goller yiyorlar. Burak’ın attığı golde de aynısı oldu, top uzaklaştırılmıştı ki herkes seyrederken bir tek top pozisyon yarattı ve Burak da cezayı kesti.

Trabzonspor öyle görünüyor ki bu sezon son beş yılını unutturacak bir kapasiteye sahip. Yine fal açmadan söyleyeyim ki bu kapasite yukarıyı zorlamayı sağlayabilir ama şampiyonluk için çok daha fazlası lazım. Teknik direktör Ersun Yanal da Fenerbahçe’nin zaaflarını teşhis etmiş, ona göre bir düzen kurmuş. Nitekim Trabzonlu oyuncular ilk yarıda golle sonuçlanabilecek beş atak yaptılar, Skrtel’in rolünü de kabul etmek lazım ama yeni bir takım oldukları için bu pozisyonları gole çeviremediler.

F.Bahçe’nin kadrosunun hala eksik olduğunu kabul etmek gerek. Giuliano, Soldado ve Ekici, sağlam ve hazır olduklarında bu ilk onbirde olacaklar ki bu da takımın dörtte birine tekabül edecek. Tabii şu anda takım oyunu içinde nasıl bir performans gösterecekleri meçhul ama geçmiş istatistiklerine bakarsak bazı şeyleri değiştirebilecek oyuncular.

BİREYSEL PARLAMALAR

Şu andaki oyun düzeni ile şunu söyleyebilirim ki Fenerbahçe’nin gol atabilmesi bireysel parlamalarla mümkün: Alper’in devrenin sonunda attığı gol gibi. Penaltının kazanılması da aynı şey. Trabzonlu oyuncu koluyla müdahale etmese arkasındaki oyuncu çıkartabilecek durumdaydı. Evet basıyorlar, ortalar geliyor filan ama son hareketi yapabilecek oyuncu yok. Ceza sahasına yapılan ortaların yarısından fazlasının rakip kalecinin kucağına gitmesi de bir başka sorun. Valbuena bu takımın bir şeyleri değiştirmek için çabalayan tek oyuncusu. Ama bizimki gibi hakemlerin desteğiyle oynanan çok faullü bir ligde onun da yapabileceklerinin bir sınırı var. Sezonun başında oyuncuların ve yeni bir hocanın zamana ihtiyaçları olduğunu söyleyebiliriz.

Ancak Fenerbahçe’nin sorunu zamandan daha çok oyuncu yapısı. Aykut Kocaman zamana ihtiyaç duyduğunu söylüyor.

Ben sadece şunu sormak isterim: Zamanı ne yapabilecekleri zaten bilinen, kapasiteleri sınırlı oyuncular için mi kullanmalı, yoksa geleceği kurtarmak için daha genç bir takım için mi kullanmak gerekli?

Fenerbahçe taraftarının yüreğini soğutacak tek şey şu: Bu takım, son iki sezondakinden farklı olarak yenilmeyi kabul etmek istemiyor, çabalıyor, arıyor. Ama Mabut vermeyince, Mahmut ne yapsın?

Yazının devamı...