"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Mehmet Y. Yılmaz

Başta ‘uymayan’ sonda nasıl ‘uyuyor?’

21 Ocak 2018

Ligin ilk yarısı bittiğinde Aykut Kocaman, ekibinin rakiplerini “bükeceğini” söylüyordu. Bükücülük meselesini bilemiyorum, bu fantastik bir şey ama dün şunu gördüm ki Fenerbahçe birisini bükecek ise bu kazma-kürek ile olamaz. Kazmalarla çukur filan kazılır da bir bina inşa etmek için daha usta birileri lazım!

Fenerbahçe, zengin bir kadroya sahip değil. Malum mali nedenler ile bu kadroyu ara transferde zenginleştirmeleri de zaten mümkün olamadı. Genç bir oyuncu “bizim sisteme uymuyorsun” diye deyim yerindeyse “sepetlendi”, yerine “bize uyan” da konulamadı. İyi yönetici, kullanılması zor olan yetenekleri kullanmayı başarabilendir. Yeteneksiz kuzuları herkes yönetir.

Deplasmanda da kendi sahasındaki gibi kazanmak için oynayan bir rakip karşısında “tedbiri” ön plana çıkarmak, baş altına güreşen bir Anadolu takımı için kabul edilebilir ama söz konusu Fenerbahçe ise bu olmaz.

Elindeki yetenekleri kullanacak bir düzen yaratacaksın ve kullanacaksın! Bunun için 60 dakikanın geçmesini beklemeyeceksin. Bu “sisteme uymayanlar” sisteme uymadıkları için maçın başından itibaren sahada değillerse, maçın elden gitmekte olduğu son 30 dakikada neden sahadalar?

***

Bu takımların formalarını kim seçiyor, gerçekten merak ediyorum.

Dün maç başladığında sahada hangi takımlar oynuyordu tam kavrayamadım. Getafe ile Leeds arasında bir dostluk maçı mıydı? Arkadaşlar, Fenerbahçe “çubuklu” olur, Göztepe “dört parçalı”!

Forma fantezilerinizi Başakşehir filan gibi köksüz takımlar ile tatmin edin. Biz eski futbolseverleri yormayın lütfen!

Yazının devamı...

‘Ne kadar hoşsun’ demeden önce düşün!

14 Ocak 2018

Catherine Deneuve, film endüstrisinde kadınlara cinsel taciz olaylarının kurbanlarca açığa çıkarılmasından sonra başlayan süreç için ‘cadı avı’ benzetmesi yaptı. ‘Erkeklerin kadınlara asılmakta serbest olmaları gerektiğini’ savundu. Bu görüşleri içeren ve 100 kadın tarafından imzalanan bir mektup, Le Monde gazetesinde yayımlandı.
Mektupta ‘Birisini ısrarla baştan çıkarmaya çalışmak suç değildir’ tespiti yapılıyor. “Özetle erkekler cezalandırılıyor, yaptığı sadece birinin dizine dokunmak ya da bir öpücük almak olsa da işlerinden oluyorlar” deniyor. ‘Cadı avının cinsel özgürlüğü tehlikeye düşürdüğü’ belirtiliyor.

****

Mektubun yayımlanmasından sonra ‘erkek’ cephesinde bir sevinç dalgası sezdim. Gazetelere de yansıyan görüşler ‘çok yaşa Catherine’ havasında. Buna karşılık kadın cephesinde bir öfke tonu var. Catherine Denevue neredeyse ‘cinsiyet haini’ ilan edilecek.
Elbette, ne bu mektubu sevinç çığlıklarıyla karşılayanlar tacizci ne de kadınların böylesine bir hayal kırıklığına uğramaları gerekiyor.

Kadın cinsinin kuyruğu yoktur

Kesin olan şu ki, güzel dünyamızın Kuzey Amerika kıtasında yaşayanların uçlarda gezinmek gibi bir alışkanlıkları var. Çocuk parkında sevimli bir yumurcağın başını okşamanız bile ‘çocuk tacizcisi’ damgasını yiyerek senelerce hapislerde sürünmenize neden olabilir.

Yazının devamı...

Mutluluğun formülü çok açık

7 Ocak 2018

Hayır, bu başlıktan sonra “Bir sen, bir ben, bir de bebek” diye devam etmeyeceğim!

Kuşkusuz ki mutlu olmak için önce bir tane ‘sen’ ve bir tane de ‘ben’ gerekiyor ama arada bebek olmadan da mutlu olanların bulunduğunu biliyorum.

Hürriyet Pazar için bu haftaki yazıma başlamak üzere bilgisayarımı açtığımda, günaha girmeyi ve cehennem ateşlerinde kavrulmayı göze alarak satın aldığım piyango biletlerini hatırladım.

Yazıyı boş verdim, Milli Piyango’nun internet sitesini açtım, çekiliş sonuçlarını sorgulama bölümüne geçtim.

Bilet paraları boşa gitti

Heyhat, bilet paraları boşa gitti.

Elimdeki biletlere kaç para verdiğimi hesaplamaya çalışırken kızım Yasemin aradı, durumu ona da açıkladım.

“Şimdi sen buna üzülmüşsündür” dedi.

Yazının devamı...

‘İçimdeki çocuk’ bir ‘kes-yapıştır filozofu’na dönüşürken

31 Aralık 2017

Bir yıl daha bitiyor ve cep telefonuma yağan mesajlar, gazetedeki posta kutumu dolduran e-postalar, Instagram’da takip ettiğim kişilerin gönderileri bu gerçeği kafama bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha çakıyor. Herkeste bir bilgelik havası var. Anlamlı sözler, güzel fotoğrafların üzerine yazılmış. Gerçi bazılarının ne demek istediğini anlayabilmek de o kadar kolay değil ama bir hikmeti vardır mutlaka diye düşünmeden edemiyor insan.

***

Bu tür mesajları gönderenlerin en gencinin 40-45 yaşlarında olduğunu söyleyebilirim. Bu huy kadınlarda o yaşlara iniyor, erkeklerde 50’den sonra başlıyor sanki. Kadınlar daha erken yaşlarda ‘eriyorlar’. Belki de erkeklerin daha geç olgunlaşması; kadınların, erkeklerin ‘içindeki çocuğu’ seviyor olmalarındandır. Gerçi bu lafa sinir olurum, ‘içindeki çocuktan’ bahseden olursa “Dikkat et, altına kaçırmasın” demek gelir içimden ama galiba böyle bir gerçek var.
  Erkekler daha geç olgunlaşıyor, her yaşta! Sebebi, kadınların ezici çoğunluğunun ‘erkek çocukluklarını’ hoş görmesi hatta bunu izlemekten haz duyması da olabilir. Ama sonuç olarak görüyorum ki erkeklerin de olgunlaşması söz konusu olabiliyor. Samim bile artık günde iki tane böyle WhatsApp mesajı atar oldu, düşünün artık! En azından yılbaşı, bayram, kandil gibi belli dönemlerde...

Yazının devamı...

Atını satmadan bilge olan şövalye

24 Aralık 2017

Bir arkadaşımı beklerken vakit geçirmek için girdiğim alışveriş merkezindeki kitapçıda, bir kitabın üzerinde Ethan Hawke adını gördüğümde bir isim benzerliği olduğunu düşündüm önce.

Ama değilmiş; film oyuncusu ve senarist olarak tanıdığım Ethan Hawke’la ‘Şövalyeliğin Kuralları’ isimli kitabın yazarı aynı kişiymiş (Çeviren: Sevi Sönmez, Doğan Novus).

Hawke’ı tanıdığımız ilk film, daha lise yıllarındayken oynadığı ‘Ölü Ozanlar Derneği’ydi. Sonrasında da birçok filmde oynadı, Oscar’a aday oldu ama hiç kazanamadı. İyi oyunculuğunun yanı sıra ‘Before Sunset’ filmindeki başarılı senaristliğinin de altını çizmem gerek.

‘Kill Bill’deki rolüyle unutulmazlar arasına giren Uma Thurman’la evlenmiş ve iki çocuk sahibi de olmuşlardı ama sonra boşandı ve kitap illüstratörü Ryan Hawke’la evlendi.

* * *

Dedikoducular gibi lafı uzatmayayım; yazarının adı kadar kitabın adı da ilgimi çekmişti aslına bakarsanız. Çocukluk hayallerimi besleyen şeylerden en önemlisi büyük kâşiflerin hayatıysa, ikinci derecede önemli olan da ‘şövalye’ hikâyeleriydi.

O yıllarda daha mı çok şövalye filmi çekiliyordu bilemiyorum ama aynı filmi üç-dört kez izlediğimi gayet iyi biliyorum. Zırhları, atları, kılıçları, diğer şövalye arkadaşlarıyla ölümüne sadakate dayanan ilişkileri ve güzel genç kadınların gönüllerini kolayca fethedebilmeleri miydi ilgimi çeken?

Yoksa o yaşlardaki her erkek çocuğa hâkim olan ‘kahraman olma’ isteği miydi? Bunu da bilemiyorum.

Yazının devamı...

Bu kadroya normal sonuç

24 Aralık 2017

Fenerbahçe ise maç başlarken ligin en çok gol atabilen ikinci takımıydı. Maç başına 2 golden fazla!

Bir taraftar ya da futbol izleyicisi ne beklerdi?

Fenerbahçe açısından bol pozisyon.

Ne bulduk? Gol yememek için bütün tedbirleri almış bir Fenerbahçe.

İlk yarı boyunca izleyebildiğimiz son derece sıkıcı ve pozisyonsuz bir maç oldu.

Soldado ve Fernandao kenarda beklerken, planları gol yememek üzerine kurulmuş bir şampiyonluk adayı!

Okullarda örnek olarak verilebilecek bir oksimoron durumuydu bu: Şampiyon olmak için maçı kazanması gereken bir takım, ligin en az gol atan takımlarından birine karşı bütün tedbirlerini almıştı.

İlk yarı gerçekten bir fıkra gibiydi.

Yazının devamı...

Valbuena oyunu değiştirdi

19 Aralık 2017

İlk 45 dakika boyunca gol pozisyonu üretemeyen bir Fenerbahçe, defansta ne yaptığını bilen ama bundan biraz ötesine geçemeyen bir Karabük!

Rakip kaleye şutu olmayan ve iddiasına göre şampiyon olmak isteyen ama lig sonuncusuna tek şut atamayan bir takım!

İlk yarı için üç cümlelik özet bundan ibaret.

Ve iki adım ötesine doğru pas atamayan oyuncular, “kazanan takım bozulmaz” öğretisinin izleyenlere sıkıntı veren sonucu!

Önceki maçlarda işi bitiren Dirar-Şener ve İsmail-Aatıf ikili oyunları, bu ikiliye katılan Giuliano ile yaratılan üçlü partisyonlar bu kez işlemedi.

Karabük bu ikililer arasındaki bağlantıyı erken pres ve gerektiğinde erken faullerle kesti, Giuliano’nun başına da adeta “cehennem zebanileri” dikilmişti, kımıldatmadılar.

Kanatları tıkanmış, orta sahası baskı altında oynanan böyle bir oyunu çözmek için ne yapmak gerek?

Tek yanıtı var: Topla harekete geçtiğinde rakibi eksiltip, sürprizler yaratacak oyuncuların sahada olması.

Yazının devamı...

Bir tek hayatınız var, tadını çıkarın!

17 Aralık 2017

İş makineleri üreticisi Komatsu’nun eski yönetim kurulu başkanı da olan Japon işadamı Satoru Anzaki, 80 yaşında yakınlarına teşekkür etmek ve veda için dev bir parti verdi.
Anzaki’nin dostları, akrabaları, okul ve iş arkadaşları, ortakları ve şirketinde çalışanlardan oluşan 1000 davetli eksiksiz olarak partideki yerlerini aldılar.
Parti alanı olarak Tokyo’daki bir otelin balo salonu kiralanmıştı ve salon, Anzaki’nin 80 yaşına gelene kadar biriktirdiği anı objeleri ve fotoğraflarla süslenmişti. Memleketi Tokuşima’dan gelen bir dans grubu da konukları eğlendiren bir gösteri yaptı.




Anzaki’nin bu dev partiyi verme nedeni doğum günü ya da emekliye ayrılması filan gibi sıradan bir olay değil. Kendisine geçen ekim ayında kurtulma olasılığı çok zayıf olan bir hastalık teşhisi konmuştu.

Yazının devamı...