"Gülben Ergen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülben Ergen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gülben Ergen

Gülben Ergen

Hülya Koçyiğit: Sevgi en büyük silahtır

23 Mart 2017

 

Öyle güzel, zarif ve narin ki...
Üzerinde başarının getirdiği mütevazı duruş var...
54 sene ülkesinin insanı onu başının üzerinde taşımış. O da ülkesinin insanına nasıl faydalı olacağının peşinde. Şimdilerde bireysel silahlanmaya karşı çalışacak. Anlatırken yüzünde, sesinde görüyorum o heyecanı. 
Bakkaldan çekirdek almak gibi bizde silah, tüfek almak ve kullanmak... Öldürülüyor kızlarımız, seyirci kalıyoruz biz de. 
Hülya Koçyiğit ayaklarını uzatıp dinlenmek, hiçbir şey düşünmeden yaşamak yerine hep çalışıyor. Onu seviyorum ve sayıyorum milyonlarca insan gibi...


◊ Hülya Hanım, silahlanmaya karşı yeni bir sosyal sorumluluk projesine başlayacağınızı duydum… Nereden aklınıza geldi bu fikir?
- Ne yazık ki şiddet bütün dünyada olduğu gibi bizde de gitgide tırmanıyor. Çocuklar gerek internette gerek medyada terör, canlı bomba, şiddet, sapıklık, ölüm gibi olumsuz örneklerle karşılaşıyorlar. Silah demek ölüm demek. Barış içinde yaşamak, silahsız, çatışmasız, şiddetsiz, savaşsız yaşamak hepimizin umudu. Her Allah’ın günü bir ya da iki kadın ölüyor. Ölen her kadınla, kadınlar bir kez daha ölüyor. Çünkü her an bu durum kendileri için de söz konusu olabiliyor. Durmadan kadınlar öldürülüyor. Bu beni çok fazla acıtmaya başladı. Bana “ne oluyoruz?” dedirtti. Evde oturup kendi kendime dertleneceğime elimi taşın altına koymak, “Siz ne yapıyorsunuz, neden kadınları öldürüyorsunuz” demek istedim. Bu benim vazifem gibi görüyorum. 
◊ Kadın cinayetleri maalesef her geçen gün artıyor… 
- İşte bu durum beni isyan noktasına getirdi. Önlem için yapılan şeyler yetersiz gelmeye başladı. Daha güçlü bir ses çıkarmamız ve bu sesi nasıl çıkarmamız gerektiğini düşündüm. Herkesin elinde silah var. Herkes kendini kabadayı sanıyor. Sonrasında ne yapabiliriz diye menajerim Bircan Silan’a danıştım. “Bir ekip kuralım ve kurumsal olarak dillendirerek bu işin üzerine gidelim” dedim.
◊ Silahlanmaya karşı neler yapmak istiyorsunuz?
- Harekete bugün başlıyoruz. Bunu da ilk kez seninle duyurmak istedik. Kamu spotları çekeceğiz. Şehri billboardlarla donatacağız. Bir basın toplantısıyla ilerleyen günlerde projemizi kamuoyuna duyuracağız.
◊ Umut Vakfı da bu konuda çok fazla çalışma yapan bir vakıf. Onlarla işbirliği yapacak mısınız?
- Uzun yıllar önce Nazire Dedeman bu konu ile ilgili çalışmalar başlatmıştı. Umut Vakfı’nı yürekten destekliyorum. Bu çalışmalara başladığımızda onlardan da destek almayı isterim. Onların çalışmalarından destek feyzalmayı da çok isterim. Bu konuyla ilgili onlarla ve tüm sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapmayı umut ediyorum. Her türlü desteğe ve yardıma açığız. 
◊ Kampanya sloganınız ne olacak?
- “Sevgi en büyük silahtır”

İNSANLAR BU KADAR KOLAY 
SİLAH ALAMAMALI
◊ Silah almak zorlaşsın, hatta imkansız hale gelsin demişsiniz. Bunun için ne düşünceleriniz var?
- Kanun yapıcılardan bu talebimiz olacak. Siyasi kararlılığından ve cesaretinden emin olduğum Sayın Cumhurbaşkanı’na da gideceğim. Gerekirse tek tek bütün kapıları çalıp silahsızlanma için yardım isteyeceğim. Silah kullanana “kullanma” dediğinizde o elindeki silahı bırakmayacak. İnsanlar güvenlik nedeniyle silah aldıklarını söylüyor. Silah alıp kendini koruma mecburiyetinde hissediyor. Neden? İsteyen internetten bile silah alabiliyor. Bir bıçak bile silahtır. Bu sebeple kanun yapıcılardan bunu düzeltmeleri için talepte bulunmamız gerekiyor. İnsanlar bu kadar kolay silah alamamalı. Ağır şartlar getirilmeli ki alamasın insanlar.
◊ Üç erkek çocuk annesi olarak ben önce silah türü oyuncakların yasaklanması gerektiğini düşünüyorum…
- Katılıyorum. Ayrıca medya bunu çok fazla örnekliyor. Cinayet haberlerinde görüntüler olduğu gibi yayınlanıyor. Doğru bulmuyorum. 
◊ Çocuklarına silah alan ailelere ne söylemek istersiniz?
- Çocuklarımızı, toplumsal sorumluluklarının bilincinde, sorunlarını barışçıl yollarla çözebilen, öfkeye, şiddete, silaha gerek duymayan onurlu insanlar olarak yetiştirmeliyiz. Çocuklarınıza sevginizi verirken cömert olun. Onlar sevildiklerini bilmeli. Birey olduklarını ve onların da fikirleri olduğunu unutmayın. İlgi duydukları alanlarda başarı kazanmaları için destek verin. Bu spor, sanat ya da teknoloji olabilir. Kendilerine güvenmeleri ve kendi ayakları üzerinde durmaları için çocuklarınıza sorumluluk verin. 
◊ Atalarımızdan gelen “at, avrat, silah” diye söz var.
- Çünkü Türkler tarihte hep göç etmiş. Yeni yerler fethedebilmek için ata ve silaha ihtiyaçları olmuş. Kadınlar olmadan da yönetemedikleri için avrat yani kadın da oradan gelmiş. Madem bu kadar önemli kadınlar, cennet ayaklarının altında bu kadar kolay nasıl öldürüyorsun? Sokakta, düğünlerde her yerde kadınlar, çocuklar ölüyor. Erkekler de ölüyor. Seviniyorlar havaya ateş açıyorlar. Neden? Akıl alacak gibi değil.

CEM YILMAZ FAVORiM

◊ Müjdat Gezen’le röportaj yaptığımda Şahan Gökbakar’ı beğendiğini söyledi. “Recep İvedik 5” rekor kırdı. Nasıl yorumluyorsunuz?
- Şahan’ın yakaladığı bir şey var. Bu bir zeka. Takdir etmek gerekli. Seyirciyi mi inkar edeceğiz? Yıllarca birçok kişi Kemal Sunal’ı eleştirmiştir. Ama bugün baş tacıdır. Kemal Sunal halkın nabzını tutmuş bir isim. Onlardan biri olarak yapmış o filmleri. 
◊ “İstanbul Kırmızısı” filmi geçtiğimiz haftalarda vizyona girdi. Filmin muazzam bir kadrosu vardı. Ama istenilen etkiyi yaratmadı. Sizce neden?
- Ben Ferzan Özpetek’in filmlerini beğenirim. Çok duygusal ve romantik bulurum. İstenilen etkiyi yaratamamasını bir tek senaryoya bağlayabilirim. Ben “İstanbul Kırmızısı”nın kitabını okudum ve çok beğendim. Filmi henüz seyretmedim.
◊ Son yıllarda çok fazla komedi filmleri yapılıyor. Beğendiğiniz filmler var mı?
- Cem Yılmaz favorim. Çok sevdiğim bir çocuk. Ata Demirer’i çok seviyorum. Ahmet Kural ve Murat Cemcir’in filmlerini de beğendim. 

DiZiLERDE BAŞARILI OLAMADIM

◊ Neden uzun süredir sizi izleyemiyoruz?
İstediğim gibi bir senaryoyla karşılaşamıyorum. Beğendiğim bir senaryo olduğunda mutlaka içinde yer alacağım. Bir de ben zamanlamayı beceremiyorum. Mesela televizyon dizilerinde başarılı olamadım. Sanıyorum yanlış seçimler yaptım. Biraz da istediğim an istediğim şeyi yapabilirim diye biraz iç şımarıklığım var. O yüzden çok fazla üzerinde durmuyorum. Sinema benim aşkım ve tutkum. Kendimi var hissettiğim yer orası. Her zaman her an olabilir.
◊ Keşke oynasaydım dediğiniz, içinizde ukde kalan bir rol oldu mu?
- Yapamadığım bir projem vardı. Onun için esef ederim. 60 ihtilali ve ona neden olan olaylarla ilgiliydi. Orada çok asil bir hanımefendi olan Berin Menderes’i canlandıracaktım. Hayatını ve kurban olduğu tarafını anlatmak istedim. Ama çok büyük bütçeli bir işti. 
O yüzden başaramadım. 

SEYİRİi İSTİYOR DİYE TÜRK SİNEMASI KENDİNİ TEKRAR ETTİ

◊ Sizce sinemanın, televizyonun bu konuda hiç mi hatası yok?
- İnsanlar gördüklerinden etkileniyor. Adeta onunla özdeşleşmek istiyorlar. Bu yüzden silah bir nevi kahramanlık belirtisi olarak algılanıyor. Herkesin içinde bir kahraman yatıyor ya işte buna özenen insanlar bunu silahla yapacaklarını düşünüyor. Dizilerimize aşırı özendirme var. Örneğin bir holding sahibi iş adamı, çok yakışıklı, lüks bir arabası ve muhteşem bir evi var. Öyle bir noktaya geliyor ki adam dizide bir anda tabancayı çıkarıp birkaç kişi öldürüyor ve katil oluyor. Nasıl oluyor bu böyle? Seyirci bundan hoşlanıyor diyorlar. Seyirci istiyor diye Türk sineması yıllarca kendini tekrar etti. Seyircinin her istediği doğru değil. Hepimiz insanız ve her şeyden önce insanlığı topluma öğretmek zorundayız. İnsanlığı işleyebiliyorsak eğer ancak bir fayda sağlayabiliriz. Ele silah vererek topluma bir fayda sağlayamayız. 
◊ Sizin filmlerinizde Ediz Hun, Tarık Akan gibi isimler karizmalarını silahla mı sağlıyordu? Bence aşkları en büyük karizmalarıydı…
- Çok doğru söylüyorsun. Onları karizmatik yapan şey silahları değildi. Onun için mi acaba bugünkü gençler o filmleri seyredip “Böyle bir dünya var mı?” sorusunu imrenerek soruyorlar. İnsanlar o dönemlerde birbirlerine daha nazikti. Erkekler daha centilmen ve düşünceliydi. Silah bir karizma objesi değildi. Bugün bu var. Özellikle dizilerde. Ben bu mesleği 54 sene yapmış biri olarak böyle konuştuğumda “O hâlâ eski Yeşilçam günlerinde yaşıyor, bugün dünya bambaşka” diyorlar. Ama bugünkü dünya çok imrenilecek bir dünya değil. 

ENGİN ÇOK BAŞARILI 
BiR OYUNCU

◊ Televizyonda neler izlersiniz?
- Haber ve tartışma programı izlerim. Film varsa mutlaka ilk tercihim o olur. Dizileri çok fazla takip edemiyorum. Bazılarının ilk bölümünü izlediğimde “Allah muhafaza” diyorum. Ama “Diriliş Ertuğrul”u devamlı takip ediyorum. Orada Türkler kadınları öyle güzel gösteriyor ki çok hoşuma gidiyor. Gururum okşanıyor. Hülya Darcan’ı keyifle seyrediyorum. Hatta “Bu rolü nasıl kaçırdım” diye birkaç kez Hülya’ya da söyledim. Hülya çok başarılı oynuyor. Bir de Engin’den dolayı takip ediyorum tabii ki. Onu çok seviyoruz.
◊ Engin’in oyunculuğunu nasıl buluyorsunuz?
- Bayılıyorum. Çok başarılı bir oyuncu. Çok güzel bir yüzü, çok da güzel bir ses tonu var. 
◊ Yeni çıkan filmleri takip ediyor musunuz? Eşofmanlarınızı giyer, sinemaya gider misiniz?
- Çoğunlukla giderim. Beni gören herkes “Sizi ne zaman izleyeceğiz” diye sorar. Sağ olsunlar çok saygı duyuyorlar. Eşofmanla oraya da gidemiyorum. Gitmemeyi tercih ediyorum. İnsanların her zaman beni iyi bir halde görmesini istiyorum. Ama yurtdışında o kadar aldırış etmiyorum. 

TARIK SETTE YALNIZLIĞI TERCİH EDERDİ

◊ Tarık Akan’ın vefatı hepimizi derinden etkiledi. Siz neler söylersiniz?
- O bir bebekti. Çocuksu bir saflığı ve temizliği vardı. Hep de öyle kaldı. Çok sıcak ve sahici bir insandı. Gözlerinin içi her zaman çocuk gibi gülerdi. 
Gerçekten çok yakışıklıymış. Şimdi eski fotoğraflarına baktığımda görüyorum. Özel yaşamını hiçbir zaman gündeme taşımadı. Sadece uzun boylu ve yakışıklı bir adam olmaktan çıkıp, giderek işin içine giren, Türkiye’yi tanıdıkça politik düşünen, üreten, dertlenen bir adam oldu. Yaptığı filmlerle bütün bunları pekiştirdi.
◊ Çalışması kolay bir oyuncu muydu?
- Son derece kolaydı. Sette çok saygılıydı. Sadece işine konsantreydi. Sette çoğunlukla yalnızlığı tercih ederdi konsantrasyonunu bozmamak için. Biliyorsun sette her türlü muhabbet olur. İşi sonradan öğrendi. Öğrendikçe sevdi. Sevdikçe daha sorumlu işler yaptı. Onu her zaman çok takdir ettim. Nasıl öldü inanamıyorum. Ölmeden birkaç gün önce konuşmuştuk.
◊ Ediz Hun’la birlikte oynadığınız filmleri izledikçe burnumun direği sızlıyor. Çok yakışan bir ikiliydiniz…
- Bir dönem yapımcılar da bizi çok yakıştırdığı için birlikte çok film çektik. Ediz de çok iyi bir ailede yetişmiş biri. Ben onun annesini de babasını da tanırdım.
Annesi Atatürk Kız Lisesi’nde öğretmendi. Benim öğretmenim değildi ama okulumuzda çok saygın bir öğretmendi. Bembeyaz saçları vardı. Onları topuz yapardı. Çok hoş bir kadındı. Ediz’le sonradan tanıştığımızda annesinin bizim okulumuzdaki o öğretmen olduğunu öğrenmiştim. Çok konuşmuştuk Ediz’le. 

EN BÜYÜK TAVSİYEM

◊ Kızınıza ve torunlarınıza en çok ne gibi tavsiyeler verirsiniz?

- Önce insan olmayı becermelerini, saygılı, açık fikirli olmalarını, empati kurmayı bilmelerini tavsiye ederim. Karşındaki insanı anlamak için önce onu dinlemelisin. “Modadır diye çeşitli akımların takipçisi olma, sen takip edil” derim. 

KENDİMİ SİYASETİN ÜZERİNDE GÖRÜYORUM

◊ Bir dönem siyasete girmişsiniz. 
- Aslında ben siyasete girmedim. Seçimlere girdim. Turgut Özal’dan gelmişti teklif. Benimle öyle konuşmuştu ki kabul etmezsem vatana ihanet edecekmişim gibi düşündüm. Beni aradı ve “Hanımefendi ben sizi tanıyorum, filmlerinizi izliyorum. Filmlerinizde kadın haklarını öne çıkarıyorsunuz ama bunlar filmle olmuyor, bunlar mecliste oluyor. Gelin benim çalışma arkadaşım olun, kadınların da önünü açalım, sinemanın da” dedi. Çok vizyoner bir insandı. Vazifeden kaçıyormuş gibi olmamak için kabul ettim. İzmir’den milletvekili adayı olmuştum. Ama seçimi kazanamadık.
◊ Ondan sonra teklif gelmedi mi?
- Milletvekilliği için de belediye başkanlığı için de davet aldım. Ama benim derdim siyaset değil. Siyasetin çok daha üzerinde görüyorum kendimi yani yaptığım işi. 

ANNEM SELİM’İ DUYUNCA “FUTBOLCU MU? AMAN YARABBİ” DEDİ

◊ Evlilikte fire vermiş biri olarak size uzun evliliklerin sırrını sorsam… Kadın fedakarlık yaparsa mı yürüyor evlilikler? Sizin evliliğinizin bu kadar uzun sürmesinin en önemli özelliği nedir?
- Hayır. En acıklısı o olur. Böyle bir evlilik mutlu olamaz. Sadece yürür. Selim her zaman “Hülya benim şansım” der. Ben de her zaman “Çok şanslıyım ki Selim gibi bir adamla karşılaştım” derim. Selim hiçbir zaman saygısından bir şey yitirmemiş, bana her zaman yer açmıştır. Benim başarılarımla her zaman övünmüştür ve beni her zaman desteklemiştir. Sinemanın en kötü krizler geçirdiği yıllarda film şirketi kurdu sırf ben istediğim filmleri yapabileyim diye. Müthiş bir adamdır. Onu yetiştiren ailesi de çok değerli.
◊ Aile çok önemli değil mi?
- Selim’in benimle evlenmek istediğini anneme söylediğimde “Selim kim, ne iş yapar” dedi. “Fenerbahçeli futbolcu anne, duymadın mı?” dedim. Annem de bana “Futbolcu mu? Aman yarabbi” dedi. Sonra anneme Selim’in ne kadar iyi bir insan olduğunu anlattım. Annem döndü “Tamam Hülya, önce bir ailesini tanıyayım sonra sana fikrimi söylerim” dedi. Selim annesi ve babası gerçek İstanbul hanımefendisi ve beyefendisi. Annem tanıştıktan sonra “Bu insanlar yetiştirdiyse Selim’i, benim söyleyecek sözüm yok” dedi. Annem haklıydı. Aile çok önemli. Evlilik tek başına kurulan bir müessese değil. Sadece iyi niyet yeterli değil. Emek istiyor. Eğer emek karşılıklıysa o zaman tadından yenmiyor.

 

 

Yazının devamı...

Bizi gülmek iyileştirdi

15 Mart 2017

Bir anne kız tanıdım bu hafta. Konuştukça daha çok tanımak istediğim bir anne kız... Tablo gibiler. Hatta masal gibi ilişkileri... 
Bu hastalığın umut veren yüzü olmuşlar. 
Zorlukların üstüne umutla gitmişler ve başarmışlar. Lösemi... Öyle soğuk bir hastalık ki ve öyle korkutucu ki...

Bahar şimdi 7 yaşında. İki sene hastanede geçirdikleri günleri, geceleri en iyi onlar biliyor elbette, ne anlatmakla mümkün, ne haykırmakla... Mücadeleyi bırakmayan Aslı Hanım’ın yazdığı “Gülmek İyileştirir” adlı kitap, hastane odalarına ışık, umutsuzlara umut olacak.

◊ Bahar, bir hastalık geçirmişsin ve şimdi turp gibisin. Ne kadar süre tedavi oldun?
- Bahar: Azıcık. Bir ay sürdü.
◊ O bir ay içinde yapmak istediğin ama yapamadığın neler vardı?
- Bahar: Aslında her şeyi yapabiliyordum ama mememin yukarısında iğne gibi bir şey oluyordu bazen. 
O olduğu zaman oyun oynarken hareket etmekte zorlanıyordum. Ama yine de oyun oynadım ve eğlendim.
- Aslı: Portundan bahsediyor. Kemoterapi alan hastalarda, küçük bir operasyonla köprücük kemiğinin altındaki damara silikon bir madde yerleştiriyorlar. İsmi port kateter. 
İlaç verilmesi, kan alınması gibi tüm işlemler bu porttan, hiç acımadan yapılabiliyor. Böylece kollarda damar arama derdi olmuyor. Ama tedavi aldığı zamanlarda portun üzerinde iğne oluyor o da hareketlerini kısıtlıyor.
◊ Hastanede hiç unutamadığın ne oldu?
- Bahar: Mavi gömlek ve süt verilmesini unutamadım.
- Aslı: Bahar ameliyathaneye gitmeye “mavi gömlek” diyor. Ameliyat önlüğü mavi olduğu için bu ismi taktı. Ameliyathaneye aslında ameliyat olmak için gitmiyordu, zaman zaman omuriliğinden verilmesi gereken bir ilaç vardı. 
Bazen de kontrol için kemik iliği alınması gerekiyordu bel bölgesinden. 
İğne çok acıtacağı için bu işlemler anestezi altında yapılıyordu. O sebeple mavi gömleğini giyip ameliyathaneye gidiyordu. 
- Bahar: Bana süt veriyorlardı, sonra uyuyordum. 
Kakaolu süt vermelerini istemiştim.
- Aslı: İlk kez anestezi alırken doktor “Sana portundan süt vereceğiz sonra uyuyacaksın” demiş. O gün bugündür “Ameliyathanede bana süt verdiler” diyor. Hatta birkaç sefer “Kakaolu süt verin bari” demiş doktorlara. 
◊ Annen hastanede sana en çok ne dedi? 
- Bahar: “Eğer hep gülümsersen daha kolay iyileşirsin” dedi. Bir de “İstemesek de yapmamız gereken şeyler var. 
Bunları korkmadan hızlıca yaparsak hemen biter, oyun oynamak için daha çok zamanımız kalır.” Ben annemin söylediği şeyleri yaptığım için hemen iyileştim.
◊ Baban ne yaptı peki bu sırada?
- Bahar: Babam da hep yanımda oldu.

EN BÜYÜK ZORLUK 
KEMOTERAPİNİN YAN ETKİLERİYDİ

◊ Kızınızın tam olarak hastalığı neydi?
- ALL. Yani akut lenfoblastik lösemi. Çocuklarda en sık görülen lösemi türü.
◊ Kızınızın bir ay dediği hastalık süreci aslında ne kadardı?
- İki yıl iki ay boyunca tedavi gördü. Bahar’ın zaman algısı mı farklı yoksa ay ve yıl kelimelerini mi karıştırıyor bilemiyorum. Ben de şaşırdım 1 ay demesine.
◊ Ne tip zorluklar yaşadınız bu uzun süreçte?
- En büyük zorluk sürecin uzunluğu ve tedavinin yan etkileriydi. Sevindirici olan taraf, çocuklardaki lösemi artık yüzde 90’a varan oranlarda tamamen tedavi edilebiliyor. Ama tedavi çok uzun ve çok yıpratıcı. Biz en çok kemoterapinin yan etkileri sebebiyle zorluk yaşadık. Bağışıklığı baskılandığı için uzun süre eve kapanmamız gerekti. Basit bir soğuk algınlığını bile zatürreye çevirebiliyordu. Tüm bunlar fiziksel olarak yorucu olmanın yanında ailece psikolojimizi de negatif etkiledi ve en çok bu konuda zorlandık.
◊ Kızınıza hastalığını nasıl anlattınız?
- Biz hiçbir zaman “Bahar sen lösemi oldun” demedik. Zaten 3,5 yaşındaydı. Koluna serum takıldığında bile “kelebek kondu” diyorduk. Zaman içinde tedavisi hayatının bir parçası oldu. Bir ara bütün çocukların tedavi olduğunu düşünüyordu. Herkese “Senin portun nerde?” diye soruyordu. Biraz daha büyüyünce diğer çocukların tedavi olmadıklarını anladı. Aklı ermeye başladığında, insanların bazen hasta olabileceğini, onun da hastalandığını ve iyileşeceğini söyledik.

‘HASTA OLMASI BENİM 
SUÇUM’ DİYORDUM

◊ 3 ile 5 yaş arasında neleri yapamadı? Mesela parka gidip oyun oynayabildi mi?
- 3 yaşında anaokuluna başlamıştı 3,5 yaşında hastalanınca 1 yıl okula gidemedi. En büyük eksiklik bu oldu. Bağışıklığı baskı altında olduğu için okul gibi mikrop kapabileceği kapalı alanlara giremedi. Bu da yaşıtlarıyla sosyalleşememesine sebep oldu. Açık havada oynamasında bir sorun yoktu, bol bol dışarı çıkardık. 
◊ Maddi açıdan zor oldu mu?
- Allah’tan özel sağlık sigortamız vardı. Ama sigortamız olmasa özel hastanede çok zorlanırdık çünkü gerçekten çok pahalı bir tedavisi var löseminin.
◊ Hastalıktan dolayı kendinizi sorguladınız mı?
- Hem de nasıl. Hatta başlarda bunun benim suçum olduğunu düşünüyordum. Bahar’a hamileyken ilk kitabımı yazıyordum. Acaba bilgisayar başında çok oturduğum için radyasyon aldı da o yüzden mi böyle oldu diye düşündüm. Bahar’a hamile kalmadan 2 ay önce bir dış gebelik yaşamıştım ve ilaç tedavisi olmuştum. Bir ara o tedavi yüzünden olduğunu düşündüm. Sonra, 32 sene önce lenfomadan vefat eden abimden gelen genler sebebi ile olduğuna inanıp bunalıma girdim. Daha sonra genetik testler yapıldı ve hastalığın genetik kökenli olmadığı söylendi. Löseminin sebebi bilinmiyor. İnsanın bir noktadan sonra geçmişe takılıp kalmak yerine, her şerde bir hayır olduğuna inanıp, bu sınav aracılığıyla alması gereken mesajın ne olduğuna odaklanması gerekiyor bence.
◊ Sizin için neydi o mesaj?
- Bence, fazlasıyla kontrol delisi olmak. Bu olayla hayatta en çok değer verdiğim varlık üzerinde bile etkimin çok sınırlı olduğunu görüp teslim olmayı öğrendim.

BAHAR TAMAMEN İYİLEŞTİ AMA İÇİMDE HEP KORKU OLA

◊ Bahar tamamen iyileşti mi? İçinizde hâlâ bir korku var mı?
- Bahar çok şükür tamamen iyileşti. Bu ay sonunda 1’inci yılı dolacak ve umarım bir daha hiç yaşamayacağız. Ama o korku bir yerlerde hep duracak. Teslim olmayı öğrendikten sonra korkularımla daha kolay başa çıkabilir hale geldim. Hastane tuvaletinde yaşadığım trajikomik bir teslim olma sürecim var. Bir gün doktorumuz kontrole gelmişti, tedavinin ilk aşamalarını iyi geçirmiştik ve ben hep ileriye dönük bir garanti bekler haldeydim. Ama doktorumuz bunu asla vermiyordu. Her zaman her şey olabilirdi. O an kendimi köşeye sıkışmış hissetmiştim. Hastane odamızın tuvaletine girip “Tamam” dedim. “Ben kendimi ne kadar paralarsam paralayayım hiçbir şeyin benim kontrolümde olmadığını anladım. Kendimi tamamen akışa bırakıyorum. Artık ne olursa olsun kabul ediyorum.” Sonrasında her şey gerçekten çok daha kolay geçti. 
◊ “Gülmek İyileştirir” adlı tedavi sürecini anlatan bir kitap yazdınız. Gerçekten hep gülebildiniz mi?
- Başlarda sürekli üzüntülü ve endişeli bir haldeydik. İşimden ayrıldım ve hayatımız tamamen değişti. Çok sıkıntılı dönemlerin ardından, tedavinin ortalarına doğru bir şey keşfettim. İçinde bulunduğumuz durumu ne kadar dramatikleştirmeyip normalleştirirsek, hatta onunla dalga geçip gülersek o zorluk, ciddiyetini o kadar kaybediyordu. En küçük mutlulukları bile abartıp kutlamalara dönüştürdüğümüzde baktık ki kendimizi daha iyi hissediyoruz. Bu psikolojimizden Bahar’ın kan değerlerinin iyi çıkmasına kadar yansıdı.

YAPAY DA GÜLSENİZ BEYİN MUTLULUK HORMONU SALGILIYOR

◊ Ne gibi şeyler yaptınız daha iyi hissetmek için?
- Sorunsuz geçen hastane günlerinin akşamında evde pasta kesip kutlama yapıyorduk. Yaşadığımız aksiliklerle dalga geçiyorduk. Hastanede serum alırken Bahar’ın portu yerinden çıkmıştı. Deri altında sıvı birikmiş ve iki memesinin ortasında üçüncü bir meme gibi bir şişlik oluşmuştu. Hemşireler bunun ciddi bir sorun olmadığını söylediler. Biz bu olayı gece boyunca, Bahar’ın üçüncü memesi çıktı diye şakaya vurup dalga geçtik. Bahar hâlâ “Üçüncü memem ne komikti değil mi” diye güler. Bir de beyin kandırılabilir bir organmış. Bunu öğrendim. Yani komik olmayan bir duruma güldüğünüzde veya kutlama yaptığınızda, gülündüğüne göre mutlu olunacak bir şey var deyip mutluluk hormonları salgılamaya başlıyor ve bu döngü böyle devam ediyor. Bunu yaşayarak görmüştük ama bilimsel olarak da doğru olduğunu görünce yapay bile olsa gülmenin iyileştirdiğine inandık. 
◊ Kitabınızda hastane odasını eve çevirdiğinizi yazmışsınız. Başka ne gibi şeyler yaptınız?
- Evet, hastane odamızı ev gibi yaptık. Evden sevdiğimiz eşyalarımızı getirdik. Bunun dışında Bahar’ı doktorumuzun izin verdiği her fırsatta normal hayata katmaya çalıştık. Örneğin çoğu aile tüm tedavi süresince çocuklarını okula göndermezken biz ilk bir yıldan sonra göndermeye başladık. Sürekli evde oturan bir çocuğa göre daha çok hasta oldu. 
Ama yine de hayatının normalleştiğini hissederek psikolojisinin düzelmesi bizim için daha önemliydi. Danıştığımız psikiyatristler de bunu önerdiler. 

BAHAR’IN LÖSEMİ OLDUĞUNU TELEFONDA SÖYLEDİLER

◊ Bahar’ın lösemi olduğu size nasıl söylendi?
- Bahar domuz gribi teşhisiyle hastaneye yatmıştı. Hastanedeki pediatrist gecenin bir vakti, hastane bankosunda telefonda söyledi. Uzun süre elimde ahizeyle kalakalmıştım, hiç unutamam o anı. Oysa Amerika’da bu konuda yapılıp yayınlanmış birçok çalışma var. “Kötü haberi vermenin 6 adımı” diye bir metot geliştirmişler. Hastayla mutlaka mahremiyeti olan bir yerde yüz yüze konuşulmalı, onun almak istediği kadar bilgi verilmeli, asla umutsuzluğa sürüklenmemeli. Hatta görüşmeye giderken doktorun yanında mendil götürmesi, hasta isterse ona sarılıp teselli etmesi gerektiğine kadar yazmışlar.
◊ Şu anda dernekte bunun için ne çalışmalar yapıyorsunuz?
- Bu konudaki genel farkındalığın artması ve kanser hastalarıyla yüz yüze gelen uzmanların psiko-onkoloji eğitimi alabilmeleri için çalışmalar yapıyoruz. Bu alanda Prof. Dr. Sedat Özkan ile çalışıyoruz. Bir de kanser tedavisi gören çocuklar için ücretsiz hijyenik bir oyun merkezi açmak için çabalıyoruz. Türkiye’de her yıl 3 bin çocuğa kanser teşhisi konuyor ve tedavileri çok uzun sürüyor. Bu kadar uzun süre boyunca okula gidemeyip hayata karışamamak çocukları çok negatif etkiliyor. Bu çocuklar için hijyenik, yaşıtlarıyla sosyalleşebilecekleri alanlar yaratmak gerekiyor. Kitabımın gelirini bu oyun merkezi projesine bağışlayacağım. 

TÜRKİYE’DE PSİKO-ONKOLOJİ maalesef ÇOK YETERSİZ

◊ Tedavi bittikten sonra “Gülmek İyileştirir Derneği”ni kurmuşsunuz. Ne amaçla kurdunuz bu derneği?
- Toplumda gülmeye ihtiyacı olan ama destek alamayan gruplara yardımcı olabilmek için kurduk. En başta da kendi deneyimimizden yola çıkarak kanser hastaları ve yakınlarına yardımcı olmak için... 
Bahar’ın tedavi sürecinde gördük ki, ülkemizde kanserin medikal tedavisi çözülmüş durumda. Doktorlar, hemşireler herkes işinde çok usta ama işin psikolojik destek kısmı çok yetersiz. Biz de tedavide en çok bu alanda zorluk çektik zaten. Ben psiko-onkoloji diye bir kavram olduğunu tedavimizin ortalarında öğrendim. İlaç sektöründe çalışmış ve babası doktor olan biri olarak bu kelimeyi bile duymamıştım daha önce.
◊ Psiko-onkoloji nedir?
- Özellikle Amerika’da bu konuda yapılan çok çalışma var. Hastaya teşhisin söyleneceği andan itibaren psiko-onkolog tedavi, ekibinin bir parçası olmalı. Ama ülkemizde böyle bir anlayış yok. 
Zaten yeterli sayıda psiko-onkolog da yok. Yapılan çalışmalar depresyonda olan bir kanser hastasının bağışıklığının baskılandığını ve tedaviye verdiği yanıtın olumsuz etkilendiğini söylüyor. 
Yani bu konu hayati önem taşıyor.

 

Aslı Bastıyalı, kızı Bahar’ın tedavi sürecini yeni kitabında anlattı.

 

Yazının devamı...

Erzurum'un küçük bir köyüne Amerika'dan yardım geliyor

8 Mart 2017

Öğrencilerine faydalı olabilmeye ömrünü adamış, okula traktörle gidip gelen, halen atanmayı bekleyen 27 yaşında bir kahraman o… Sosyal medyada 5 binlere ulaşan takipçi sayısını 50 binlere çıkarmış.

Erzurum’un Sütpınar Köyü’ne onun sesi sayesinde Amerika’dan yardım gelirken, diğer gelen yardımları köy köy dolaşıp dağıtabilmek için kaymakamlıktan araç alamayan bir öğretmen o…

Bence hepimizin öğretmeni.

Bir yaşam ustası Ömer Öğretmen. Röportajımızda iki hane daha ziyaret etmem için çırpınıyor. “Vakit yok, uçağa yetişmemiz lazım” diyorum. “Ne olur diyor… O çocukların evi yandı. Her şeyleri yandı ama okula gitmeye devam ediyorlar. Çok zor durumdalar.

Sizi görsünler. Hemen gideriz, ben sizi yetiştiririm, söz” diyor.

Allah’ım nasıl hevesli. İnsan sevindirmek için sadece aracı. Bununla besleniyor.

Yaşadıklarım, gördüklerim bizim insanımızın, bizim topraklarımızın ta kendisi.

Şiddetin, hoyratlığın, kabalığın, zorbalığın yerine merhametin, insan sevindirmenin ete kemiğe bürünmüş hali Ömer Öğretmen.

O ve hakim olmayı isteyen kardeşi Muhammed ile koca bir günü geçiriyoruz. Karlı dağların arasında bırakıyorum Ömer Öğretmeni.

Ona yakışır dağların ve beyazlıkların içerisinden el sallayarak uğurluyor bizi...

 Ömer Öğretmen, sosyal medya üzerinden bir yardım kampanyası başlattınız ve fenomen oldunuz… Narmanlı mısınız?

- Ömer Karahan: Evet. Doğma büyüme Narman’ın Kilimli Köyü’ndenim. Burada büyüdüm. Ben de taşımalı sistemle okudum. Sonrasında da üniversiteyi kazandım ve Eskişehir’e gittim. Anadolu Üniversitesi’nde Sosyal Bilgiler Öğretmenliği okudum. 2014 yılında mezun oldum ve köyüme geri döndüm.

 Kaç yaşındasınız?

- 27 yaşındayım.

 Bölgede taşımalı eğitimle okuyan çok öğrenci var mı?

- Çok var. Örneğin bizim köyde çocuk sayısı az olduğu için okul kapandı. Şimdi o çocuklar diğer köylerdeki ilkokullara gidiyor. Bu civardaki bütün lise öğrencileri de taşıma sistemle okuyor. Lise olmadığı için ilçeye gidiyorlar. Köyü uzak olan öğrenciler yatılı olarak okuyor.

TRAKTÖRLE OKULA GİDİYORDUM

◊ Kaç kardeşsiniz? Herkes okuyor mu?

- Biz yedi kardeşiz. Dördümüz üniversiteye gitti. Bir abim polis, kız kardeşim ebe, bir kardeşim de şu anda bilgisayar mühendisliği okuyor.

 Aileniz okumaya önem veriyor anladığım kadarıyla…

- Babam okumaya aşık bir insandır. Ömrünü okumaya adamış. Kendi okuyamamış ve bu yüzden bizi okutmak için elinden geleni yaptı.

 Okulu bitirdikten hemen sonra çalışmaya mı başladınız…

- Okulu bitirip geldikten sonra KPSS’ye hazırlandım. Ama puanım yetmediği için atanamadım. Sonrasında 2015-2016 eğitim-öğretim yılı için ücretli öğretmenliğe başvurdum. Bizim Kilimli Köyü’nün yukarısında Kışla Köyü var. Beni oraya verdiler. O köyün yolu daha yeni yapılıyordu. Çakıl taşıydı bütün yol. Arabam yoktu o zaman. Yol inşaatını yapan kamyonlarla gidip geliyordum köye. Bir süre sonra asfalt yapıldı. Babam da araba aldı rahat gidip gelebilmem için. Kışın çok kar yağıyordu. Arabanın gitmesi imkansız oluyordu. Köyde traktörümüz var. Traktörü alıp onunla gidip gelmeye başladım.

 Kaç öğrenciniz vardı?

- 15 öğrencim vardı. Tek öğretmen bendim. 1’inci sınıftan 4’üncü sınıfa kadar öğrencim vardı. Tek bir sınıfta yapıyorduk dersleri. Traktörle okula gittiğim gün öğrenciler kapıda beni bekliyordu. Çok şaşırdılar beni öyle görünce. Sonra o gün çocuklarla birlikte traktörün yanında bir fotoğraf çektik. Ben o fotoğrafı sosyal medyada paylaştım. İnsanlar bu fotoğrafı çok beğendi. Herkes paylaşmaya başladı ve haber oldu. Ardından çok sayıda insan yardım göndermek için benimle iletişime geçti.

 Şu anda ücretli öğretmenliğe devam ediyor musunuz?

- Bu sene tekrar ücretli öğretmen olmak için başvurdum. Ama çalıştığım okula sözleşmeli bir öğretmen atandı. O yüzden bırakmak zorunda kaldım. Çocuklarla aramız çok iyiydi. Ben de çok üzüldüm onlardan ayrıldığım için onlar da üzüldü. Şimdi atanmayı bekliyorum.

BİR FOTOĞRAF PAYLAŞTIM YÜZLERCE YARDIM GELDİ

 O fotoğraftan sonra yardım göndermek isteyenler olduğunu söylediniz. Bu olay nasıl kampanyaya dönüştü?

- Fotoğraftan sonra takipçi sayım 5 binlere çıktı. Yardımlar gelmeye başladı. Ben de gelen yardımları dağıtıp fotoğrafları internette paylaştım. Her dağıtımdan sonra daha çok yardım gelmeye başladı. Okuldan ayrılırken ağlayan bir öğrencimle bir fotoğraf paylaşmıştım. O fotoğraftan sonra da takipçi sayım 50 binleri buldu. 
Böylece kendi kendine kampanyaya dönüşmüş oldu. Herkes yardım göndermeye çalıştı. Hâlâ da yardım gelmeye devam ediyor.

 İnsanlar daha çok hangi şehirlerden yardım yolluyor?

- Türkiye’nin hemen hemen her şehrinden. Hollanda, Fransa, İngiltere, Almanya ve Amerika’dan da yardım geldi.

 Yardım edeceğiniz aileleri nasıl tespit ediyorsunuz?

- Hem köy okullarına hem de ihtiyacı olan ailelere gelen yardımları ulaştırıyorum. Önceliğim yetimler ve yoksul aileler.

Köydeki imama, muhtara ya da o köyde tanıdığım biri varsa ona sorarak tespit ediyorum. İhtiyaçlarının ne olduğunu öğreniyorum. Gelen yardımların içinden seçip onları ailelere götürüyorum. Sonra da fotoğraf çekip sosyal medya hesabımda paylaşıyorum. 

 İnsanlar genellikle neler yolluyor?

- Kırtasiye malzemeleri, mont, bot ve kıyafet. Ama ailenin durumunu da yazdığım için burs vermek isteyen de oluyor. Aile bilgilerini burs vermek isteyen kişiye verip ben aradan çekiliyorum. Şu anda 6 kişi burs veriyor.

KAYMAKAMLIKTAN DAĞITIM iÇiN ARAÇ iSTEDiM VERMEDiLER

 Bütün bunları tek başınıza mı yapıyorsunuz? Belediyeden ya da kaymakamlıktan destek alıyor musunuz?

- Evet. Tek başıma. Açıkçası resmi kurumlardan çok fazla destek görmüyorum. Yardımları kendi aracımla dağıtıyorum. Ama yol şartlarından dolayı her yere gidemiyorum. Yüksek kısımlarda birkaç köy var ve orada çok yoksul aileler var. Fakat kendi aracımla oraya çıkamadığım için henüz dağıtım yapamadım.  Zaman zaman da araç babama lazım oluyor. O yüzden biraz zorlanıyorum.

 Belediye ya da kaymakamlık bir araçla size destek olamaz mı? Bunun için başvurdunuz mu?

- Kaymakamlıkla konuştum fakat öyle bir yetkilerinin olmadığını ve bu yüzden araç veremeyeceklerini söylediler. “Ancak bir dernek üzerinden gelen bağışlarla kendi üzerine bir araç alabilirsin” dediler. Ama alabilme imkanım yok. Belediyenin de bana düzenli olarak bir araç vereceğini düşünmüyorum.

 Derneğiniz var mı?

- Çok fazla yardım gelince Ömer Öğretmen adında bir yardım derneği kurdum. Gelen yardımları artık dernek üzerinden ailelere ulaştırıyorum.

 Yardım yapmak isteyenler için soruyorum. En çok neye ihtiyaç var?

- Kış çok sert geçiyor. Burada kasımdan mayıs ayına kadar kışın sokakta insan göremezsiniz. Çocuklar sabah koşarak okula gider, okul bitince de koşarak eve döner.  Kış zor geçtiği için mont ve bota çok ihtiyaç var. Bir de kalem defteri olmayan çok çocuk var. Geçen gün bir ailenin evine gittim. Bir baktım ki çocuğun ödev yapması için kalemi yok. Bir lira bulmuş gitmiş iki tane kalem almış. Annesi dedi “Öyle çok sevindi ki iki tane kalem aldığına, sabahtan beri kalemlerine bakıyor.” O çocuğa bir yıl yetecek kadar kalem ve kıyafet götürdüm. Bir kere yardım gönderenler sonradan da yolluyor. Bu çok önemli. Herkese çok çok teşekkür ediyorum. En büyük istediğim kış şartlarına uygun bir aracımın olup daha fazla yardım götürebilmek.

OKUMAKTAN BAŞKA ÇARELERİ YOK

 Üniversiteye giden öğrenci çok mu?

- Aslında bu biraz ailelere bağlı. Eğer ailesi okutuyorsa üniversiteye gidiyorlar. Maddi imkanları olmadığı için okumaktan başka çarelerinin olmadığını biliyorlar. Genelde aileler “Bu karda kıyamette okumazsan ne yapacaksın burada, bizim elimize ne geçti, sen oku kendini kurtar” der. Çocuklar da o yüzden okumak istiyor.

 En çok kimden destek gördünüz?

- Babam da annem de çok destek oldu. “Gariban insanları sevindiriyorsun, bundan daha güzel bir şey var mı” diyerek benim için ellerinden geleni yapıyorlar.

SOSYAL MEDYANIN GÜCÜ

 Sosyal medyanın sizce en büyük gücü nedir?

- Sosyal medya doğru kullanıldığında çok işe yarıyor. Çok önemli. Bunun en büyük şahidi de benim. Bütün yardımlar sosyal medya üzerinden geliyor. Sosyal medya olmasaydı sesimizi duyuramayacaktım. Erzurum’un küçük bir köyüne, düşünün Amerika’dan yardım geliyor. Bence en büyük gücü bu.

 HAYVANCILIK PARA KAZANDIRMIYOR

 Bu bölgede yaşayan insanların başlıca geçim kaynağı ne?

- Bu bölgede en çok hayvancılık yapılır. Zaten çok fazla alternatif yok. Eskiden insanlar hayvancılıktan para kazanabiliyordu ama artık kazanç çok düştü. Üreticiden ziyade artık aracılar para kazanıyor. Diyelim ki et 40 liraya satılıyorsa üreticiden 20 liraya alıyorlar. Babam da hayvancılıkla uğraşıyor.


Narman’ın Göllü Köyü’nde oturan ve evleri yanan İşçi ailesi (Fotoğrafın en solundaki Ersin İşçi)

HER ŞEYİMİZ YANDI, OKUL KIYAFETİMLE KALDIM

 Evinizin yandığını öğrendim. Nasıl oldu?

- Ersin İşçi: Ben okuldaydım. Haber geldi. Evler yanıyor dediler. Bizim evin yandığını gördüm. Hiçbir şeyi kurtaramadık. Traktörümüz de yandı. Okul kıyafetimle kaldım. Annem hasta dedemin yanındaydı. Babam da hayvanların başındaydı. Yangının elektrik kontağından çıktığını söylediler.

 Çok geçmiş olsun. Sonra ne yaptınız?

- Ersin İşçi: Şu anda bir komşumuzun evinde kalıyoruz.

- Tahsin İşçi (Baba): Kaymakamlık ev eşyası getirdi. Traktörümüzü sigorta karşılamadı. Yeni bir ev yaptırmamız gerekli. Bizim yanımızdaki ev de yandı. Onların da hiçbir şeyi kalmadı. Ev yapmak için bize 7 bin lira verdiler. Ama bu parayla nasıl ev yapalım?  

◊ Ömer öğretmen size yardım etmiş…

- Ersin İşçi: Evet. Bize kıyafet ve kırtasiye malzemesi getirdi.

ÖĞRETMENİM BİZ SİZE DUA EDERİZ UÇARAK GİDERSİNİZ

 Unutamadığınız bir anınız var mı?

- Okula traktörle gittiğim gün hava çok soğuktu. Dersi sobanın etrafında işledik. O günün akşamı da çok kar yağdı. Yollar kapandı. Çocuklar “Öğretmenim keşke gelmeseydiniz çok yağıyor, eve giderken kaza yaparsınız” dediler. Çocuklara “Sizce gidebilir miyim” diye sordum. “Öğretmenim biz de sizin peşinizden gelelim kaza yaparsanız size yardım ederiz” dediler. “Siz gelemezsiniz, ben giderim bir şekilde” dedim. Sınıf başkanı Berat ayağa kalktı “Hocam çok rahat gidersiniz merak etmeyin” dedi.  Şaşırdım. “Nasıl” dedim Berat’a. “Öğretmenim biz size dua ederiz, uçarak eve gidersiniz. Annem çocuklarının duasının kabul olacağını söylemişti” dedi. Sonra traktöre bindim, arkama bir baktım hepsi ellerini açmış dua ediyor. İnanmayacaksınız ama okula gelirken kaydığım yerde traktör hiç kaymadı ve sorunsuz bir şekilde eve gittim. Berat’ın deyimiyle uçarak gittim.

BEN DE ABİM GİBİ OLMAK İSTİYORUM

 Abinin yaptığı güzel işlerle ilgili ne düşünüyorsun?

- Muhammed Karahan: Abim çok iyi şeyler yapıyor. Benim okulumda yardıma ihtiyacı olan bir arkadaşım vardı. Kışın okula montsuz geliyordu. Çok üzülüyordum. Hemen abime söyledim. Abim de bir koli hazırlayıp arkadaşımın evine götürdü. Arkadaşım da biraz utandı. Büyüyünce ben de abim gibi insanlara yardım etmek istiyorum.

 Abin gibi öğretmen olmak ister misin?

- Orta son sınıftayım. Ben hakim olmak istiyorum. Çünkü adaleti çok seviyorum. 

Yazının devamı...

Biz kardeşlik türküsü söyleyeli 22 yıl oldu

27 Ocak 2017

20 yıl önce “Alem Buysa Kral Benim” türküsü ile sektöre hızlı bir giriş yapan Mahsun Kırmızıgül ile aynı kadroda sahneye çıktığımızda tanıştım. Onlarca albüm, konserler, klipler, çalkantılı bir magazin derken bambaşka bir sessizlikle, bir duruş ve amaçla yeni bir Mahsun’la tanıştırdı bizi. Yönetmenlik onda kalıcı bir tutku.
Annesine 13 yaşında söz verdiği için hayatında ağzına bir kez bile içki ve sigara dokundurmamış bu adamın istikrarlı duruşunu takdir etmemek mümkün değil... Yıldız Kenter’den Haluk Bilginer’e ustaları sinemasına ikna etmiş, filmlerinin toplam gişesi 12 milyon seyirciye ulaşmış... Sette oyuncularına işinden başka bir düşüncesi olmadığını hissettiren bir yönetmen. Dünyalar güzeli bir eşi ve bir kızı da var şimdi...
Setimizin ilk günlerinde kendisine Hocam diye hitap eden oyuncuları duyduğumda şaşkınlığımı gizleyemedim ve sordum ”Sana hocam” mı diyorlar? “Vazgeçtiklerin kazandıklarını belirliyor. Setin son günlerine kadar gözlemle bakalım. Kapadokya dönüşü tekrar konuşuruz” dedi... 40 günümüz geçti “Vezir Parmağı” setinde.
O içini hep çırak tutmuş bir Hoca...


TÜRKİYE HUZURA KAVUŞURSA MÜZİKAL YAPACAĞIM

◊ Şarkıcılığı bırakıp yönetmenliğe geçtin. Yönetmen olman toplumsal açıdan sınıf değiştirmene neden oldu mu?
- Bu ülkede artık zengin ve yoksul diye iki insan tipi yaşıyor. Para, mevki, makam insana sınıf değiştirme olanağı vermez. Ancak bilim, sanat, kültür ve eğitim alanında insanlar çoğaldıkça sınıflar oluşur.

◊ Prestij Müzik zamanından bugüne, kendine bakarsan ne söylersin?
- O günlerde başarıya odaklanmış hayatlarımız, umut dolu öykümüz vardı. Anadolu’dan gelen insanların tanınmak ve başarmak için çabaları, heyecanları vardı. Hem çok güzel, hem de ders alınması gereken günlerdi. Şimdi o günlere bakınca sadece şunu düşünüyorum.
Meğer değmeyecek birçok insan için ne çok çabalamışım, yorulmuşum. Bunun pişmanlığı var sadece. Vefasızlığın bu kadar yaşandığı başka bir dünya daha yok herhalde. Prestij günlerinden şimdiki sinemacı Mahsun’a bakışım sanıyorum şöyle olurdu. Mahsun Kırmızıgül’ün yapmış olduğu filmleri kıskanırdım. Hayranı olurdum. Her filmini sabırla bu kez ne yapacak diye bekler, başarısını alkışlardım. Çünkü ben başarılı her insanı kalben alkışlıyorum.

◊ 11 senedir şarkı söylemiyorsun. Dizilerde oynamıyorsun. Reklam filminde hiç oynamadın. Hiç mi özlemedin sahneyi, müziği, dizi oyunculuğunu?
- 2005 yılında sinemaya geçme kararım zorlu bir dönemin başlangıcıydı aslında. Keskin bir yol ayrımıydı o günler. “Şarkıcı, besteci, aranjör” kimliğimle bunca yıldır yurtiçi ve dışında büyük işler yaparken bir anda yüzümü sinemaya döndüm. İlk filmi yapma kararını aldığım o anı daha dün gibi hatırlıyorum. 2006 yılında Avrupa turnesindeydim. Belçika’dan Hollanda’ya doğru giderken kendime yeni bir yol çizmeye karar verdim. O turneden sonra “Beyaz Melek” filminin çekimleri için start verdik. Müziği bırakmadım. Sadece uzaklaştım, ara verdim. Müziği de sahneyi de çok özledim. Türkiye eğer eski huzurlu günlerine kavuşursa, uzun zamandır üzerinde çalıştığım çok büyük ve çok farklı bir müzikal yapabilirim.



◊ Sinemayla ilgilenmeye nasıl başladın? Yönetmenlik nereden geldi aklına?
- Sinemayla tanışmam, çocukluk yıllarıma dayanır. 1970’li yıllarda, Diyarbakır’ın yoksul semtlerinde yaşayan, yerinde durmayan çocuklardan biriydim. O yıllarda, mahallelinin yegane kültürel etkinliği de yazlık ve kışlık sinemalardı. Vefat eden sevgili abim Mahmut, sıkı bir sinema izleyicisiydi. Beni de hayatımda ilk kez o sinemaya götürdü. Beyazperdede izlediğim ilk film, Yılmaz Güney’in “Zavallılar” isimli filmi olmuştu. İzlediğim filmin üzerimdeki büyüleyici etkisinden günlerce çıkamamıştım. Fakirliğin hüküm sürdüğü o yıllarda mahalledeki bütün çocukların gösterime giren her yapımı tek tek izleme şansı olmadığından dolayı aralarında para toplayıp beni sinemaya yolluyorlardı. İyi bir anlatıcı olduğum için izlediğim filmleri arkadaşlarıma plan plan anlatıyordum. Sinema, toz toprak içinde yuvarlanıp gittiğim o yıllarda, kalbimde gitgide büyüttüğüm büyük bir aşka dönüşmüştü. Yıllar sonra dizi setleri ve televizyon programları, bazı kısmi denemeler, ardından müzik kliplerinin yönetmenliği, oyunculuğu derken nihayet 2007’de “Beyaz Melek” ile sinemaya merhaba dedim. Yönetmenlik kariyerimde “Beyaz Melek” filmime halkımızın gösterdiği yoğun ilgi ve destek, yeni filmler çekme imkanı sağladı.




◊ Neden sinema? Müzikte sana yetmeyen bir şeyler mi vardı?
- Müzikte yapabileceklerimin en iyisini yapmıştım. Beni tanımayan, sesimi bilmeyen kalmamıştı. Yaşadığım ülkede öykülerimi tüm insanlığa anlatabileceğim tek dünya sinemaydı. İnsanlığa ve çocuklarıma aileme bazı güzellikler bırakmak istiyorum. Yedinci sanatın benzersiz kudreti beni hep cezbediyordu. Sinema, “Kalıcı bir söz söylemek için” en ideal sanattı. Benim de belleğimde söyleyecek bazı sözler, yüreğimde dışarı taşmayı bekleyen duygular birikmişti. Şimdi milyonlar bu duyguları hissediyorlar.

100 FİLM YAPSAM SAHNEDEN KAZANDIĞIMI KAZANAMAM

◊ Filmlerinde Yıldız Kenter, Haluk Bilginer, Danny Glower, Talat Bulut gibi birçok usta isimle çalıştın. Nasıl ikna ediyorsun oyuncuları?
- Aslında bu soruya en iyi yanıtı filmlerimde oynayan ustalar verirdi. Usta oyuncular sadece senaryoya ve yönetmene bakarlar. Aslında “Beyaz Melek” filmini çektiğim günlerde sinema çevrelerinde, oynattığım değerli usta oyuncular için “Bunların çoğu ununu elemiş, eleğini asmış olan yaşlı tiyatrocular; bu kişilerden gişede hiçbir numara olmaz” diyenler çoğunluktaydı.
Film vizyona çıkıp başarıyı yakalayınca, aynı insanlar ağız değiştirerek bu kez akıl almaz bir “U dönüşü”ne imza atarak “Adam Türkiye’nin en saygın ustalarını bir araya toplayarak işini garantilemiş. Bu filmi böyle bir kadroyla kim çekse, zaten kesinlikle başarılı olurdu” demişlerdi.

◊ Bu süreçte yol arkadaşların kimler oldu?
- 23 yıldır yanımda Samsunlu arkadaşım, dostum Murat Tokat var. Sinemaya başladığımdan bugüne kadar Ali Sürmeli ve Erol Demiröz, Cezmi Baskın, Zafer Ergin, Altan Erkekli, Suna Selen, Yıldız Kenter, Cihat Tamer ve daha birçok sinemacı dostum, ailem ve sevenlerim var. Bu insanlar “Beyaz Melek” filminden bugüne kadar hep yanımda oldular. Beni yalnız bırakmadıklarından dolayı onlara teşekkür ederim. Bazı dost ve arkadaş bildiklerimde zor günlerimde ilk sapakta kaçtılar. Eee hayat bu...




◊ Sinemadan para kazanabiliyor musun?
- 100 film yapsam, müzikten, dizilerden, sahneden kazandığımı hiçbir zaman kazanamam. Son 11 yılda çok büyük paralar kazanma şansım vardı. Ve hâlâ bu büyük teklifler önümde duruyorken, ben yüreğimin götürdüğü yerdeyim. Aslında bankalarda yüklü hesaplarım, birden çok evlerim, işyerlerim, yatlarım, uçağım, yazlıklarım olabilir son derece lüks bir hayat yaşayabilirdim.
Bense tüm maddiyatı elimin tersiyle ittim. Televizyon dizilerinin başrollerinde oynarken aldığım aylık ücret, kıdemli bir işçi ya da memurun neredeyse emekliliği dahil kazandığı paraya eşdeğerdi.
Bütün bu işleri aynı anda yürütebilecek sağlığım, enerjim ve yetenek potansiyelim yok muydu? Vardı ama ben kendimi bütünüyle adadığım sinemaya olan saygımdan dolayı işime odaklandım.
İnsanların beni “Biraz şarkıcı-türkücü, biraz besteci, biraz yönetmen, biraz dizi-film oyuncusu, reklam yüzü, biraz sinema filmi oyuncusu, biraz senarist Mahsun” olarak değil, bundan böyle net bir biçimde “Sinemacı Mahsun Kırmızıgül” olarak akıllarına kazımalarını istedim. İnandığım yolda kararlılıkla ilerlerken, bana aptallık ediyorsun, diyenler oldu, sıcak parayı kaçırma diyenler oldu. Ben iki işi, üç işi aynı anda yapmam.
Ben sinema için hem maddiyatı, hem milyonların alkışlarını, hem de halkın ilgisini arkamda bıraktım.

MÜZİĞE OLAN ÖZLEMİMİ FİLMLERİMLE GİDERİYORUM

◊ Film yapmak için kendi cebinden mi harcıyorsun yoksa devletten destek alıyor musun?
- Hiçbir filmim için Kültür Bakanlığı’na başvurmadım. Devletin kapısında film çekmek için el etek öpmedim. Aksine filmlerimle Kültür Bakanlığı’na hatrı sayılır paralar kazandırdım. Boyut Film, çektiğim tüm filmler için bankalardan faizle krediler alarak bana o filmleri yaptırdı.

◊ Sinema mı yoksa müzik mi daha ağır basıyor?
- Senaryo yazmanın yaratıcılığı, çekim süreci ve sizin can verdiğiniz karakterlerin perdede hayat bulması insanda çok başka bir tat bırakıyor. Romanlardaki karakterleri yazan ve o dünyayı yaratan yazardır. Sinemada yazılan senaryolar ise romanların biraz daha ötesinde görüntü ile gerçeğe dönüşüyor. Bu da sinemayı vazgeçilmez kılıyor. Beni buralara taşıyan ciddi bir müzik kitlemin olduğunu biliyorum. Şu an müzikle ilgili özlemimi, filmlerime müzik yaparak gidermeye çalışıyorum.

FİLMLERİMLE DOĞU İLE BATI ARASINDA KÖPRÜ KURUYORUM

◊ “Hepimiz Kardeşiz” diye unutulmaz bir kardeşlik türküsü yaptın. Fakat kimliğin ve ideolojin yüzünden neredeyse her dönem eleştirildin. Bu ülkeye huzur nasıl gelir?
- Ben 20 yıl boyunca olağan üstü hâl bölgesinde silahların gölgesinde Diyarbakır’da büyüdüm. “Doğulu” olmanın bedelini hayatımın neredeyse her döneminde o aşağılayıcı sözlere ve bakışlara, gözlerimi, kulaklarımı tıkadım. İnadına okudum.
Yıllar yılı daima “kardeşlik”ten, “barış”tan söz ettim şarkılarımda, türkülerimde ve sinema filmlerimde…
Batı ile Doğu arasında filmlerimle bir gönül köprüsü kurduğuma inanıyorum. Bu ülkede 100 yıldır dili, kültürü, müziği yasaklanan ve aynı kimliği taşıyan kendi insanlarını hep öteki gören bir gurup insan var. Mezhebi farklı diye dışlanan insanlar var.
Başörtüsü taktığından dolayı hor görülen insanlar var. Cinsiyetinden dolayı öldürülen şiddet gören insanlar var.
Farklı dine mensup insanların aramızda olmalarını istemeyenler var.
Maalesef bu ülkede coğrafya kaderiniz olmuşsa ağzınızla kuş tutsanız bile, bazı insanların kötü muamelesinden kaçamıyorsunuz. Huzur nasıl gelir biliyor musun?
Huzur kalbin temizliği ile gelir. Bu kin duvarları yıkılmadıkça, empati kurulmadıkça, bireyler kendi ülkesinde yaşayan insanları içten sevmedikçe, başka ülkelerin çocuklarına ağlarken kendi ülkesinin çocuklarına ağlamadıkça, kendi yaşadığı her türlü özgürlükleri başka insanların yaşamasına razı olmadıkça, bu ülkeye huzur zor gelir. Huzur, adaletin ve hukukun sağlanması ile gelir. Yüreklerden kin ve nefretleri bir kenara koyarsak, huzur o zaman gelir. Kardeşlik Türküsü’nü söyleyeli 22 yıl olmuş. Değişen hiçbir şeyin olmaması çok acı.
Ama ben ölünceye kadar hep insanların birlik ve beraberliğinden yana olacağım. Bu ülkenin Suriye, Libya, Irak olmaması için tam aksine bu ülkenin uygar, çağdaş ve refah dolu bir ülke olması için kendimce elimden gelenin en iyisini yapacağım.

◊ Sen o şarkıyı yaptığın yıldan bugüne baktığında şarkının yerini bulduğunu düşünüyor musun?
- Keşke herkes kardeşlik üzerine barış üzerine türküler söyleyebilse. Hâlâ o türküye ihtiyaç varsa demek ki durum çok vahim hale gelmiş. Umarım bütün insanlar akıllarını başlarına alırlar. Bu ülke bizim başka gidecek yerimiz yok. Şiddet söylemleri ile hiçbir yere varamayız.

◊ Ne üzüyor seni Türkiye’de?
- Her gün daha fazla belirginleşen gelir dağılımındaki eşitsizlik üzüyor beni. Babalarının ve annelerinin cenazelerine sarılan yetim çocuklar üzüyor beni. Haksızlığa uğramış olan insanların feryatları üzüyor beni. Genç yaşta şehit düşenler üzüyor beni.
Kendi yaşam tarzlarını başka insanlara zorla dayatanlar üzüyor beni. Kendi kurguladıkları bağnaz bir yaşamın figüranı olmamızı isteyen her kim varsa üzüyor beni. Bu ülkenin çağdaş ve demokratik bir ülke olmasını istemeyenler üzüyor beni.
Aydınlıklardan, karanlıkların içine, bizi kör kuyulara atmak isteyenler üzüyor beni. En çok da insanların çaresizliği ve yarına dair umutlarının azalıyor olması üzüyor beni.

AYRIŞTIRICI DEĞİL BİRLEŞTİRİCİYİM

◊ Son zamanlarda seninle kimler uğraşıyor?
- Benimle kimlerin, hangi nedenden dolayı uğraştığını ve bu iftiraları nasıl kurguladıklarını günü geldiğinde bir bir anlatacağım. Bu kötülüğü yapanlara “Yıkılmadım Ayaktayım” isimli eseri ithaf ediyorum. 11 yıldır müzik, sahne, dizi oyunculuğu yapmayarak 50 - 60 milyon dolar gibi çok büyük paraları elimin tersiyle ittim.
Benim sinemamı cemaatlere, tarikatlara, örgütlere bağlayanlar ahlaksız ve şerefsizdirler. Doğruluk pazarında yalanın da satıldığı şu fani dünyadan göçüp gideceğim sayılı günlerde, kendine erkek diyenlerin kahpe olduklarını görmek de varmış kaderde.
Benim 64 oyuncuma ve 1500 kişilik ekibime PKK’nın kadrosu diyebilecek kadar alçalanlar şerefsizdir, namusuzdur. Bu ülkede yaşayan herkes bilsin; benim savaşlara, ölümlere ve her türlü zulme karşı birlik ve beraberlikten yana, barıştan yana olduğumu herkes biliyor. Ve bu ülkenin birlik ve beraberliğine zarar vermek isteyen, insan öldüren, ister IŞİD, ister FETÖ, ister PKK, isterse allame-i cihan olsun her zaman lanetledim ve lanetliyorum. Ben bir sanatçıyım ve bir yönetmenim. Haksızlığa uğramış, ötekileştirilmiş insanların hayatlarını, acı çeken yoksul halkın öykülerini, kadim Anadolu’nun hikayelerini, sosyal olayları içinde barındıran meseleleri beyazperdeye taşıyan bir yönetmenim.
Ayrıştıran ve ötekileştiren değil birleştiren bir sinemacıyım. İnsanlarımızın ölmediği, anaların yas tutmadığı, yetim çocukların ağlamadığı günler diliyorum. Bugünlerde kalbimde kapanması zor yaralar açtılar. Bana bu iftiraları atanları Allah’a havale ediyorum.

KALBİMDEKİ YARALARI ELLERİMLE DİKTİM

◊ Aileni basından uzak tutuyorsun... Oğlun Mahmut ne yapıyor?
- Oğlum ve ailemin, herkesin gözleri önünde bir hayat yaşamalarını hiçbir zaman istemem. Ailem benim için çok değerli ve özel. Mahmut, şu an Los Angeles’ta dünyanın en iyi beş üniversitesinden birinde sinema okuyor. O okulun sinema bölümünü kazanmış ülkemizden bir tek Mahmut var. Onunla gurur duyuyorum.

◊ 22 sene sonra ikinci kez baba oldun. Bu, ailene daha bilinçli ve farklı bakmanı sağladı mı?
- Eşim ve sekiz aylık kızımla çok mutluyum. Uzun bir zamandan sonra baba olmanın heyecanını yaşıyorum. Kızımın gözlerine her baktığımda; keşke dünyadaki bütün çocuklar güvende olsalar. Huzurlu ve mutlu olsalar, hiç ağlamasalar, aç kalmasalar, üşümeseler diye yüzlerce cümle geçiyor içimden. Anamın, oğlumun, kızımın ve eşimin gözlerine bakınca her seferinde nedenini bilemediğim bir his kaplar bedenimi. Burnum sızlar, gözlerim dolar. Kimseler bilemez kırgınlığımı, hüznümü, yorgunluğumu, sessizliğimi. Ben kalbimdeki bütün yaraları hep ellerimle kendim diktim. Onun için bazen yanımda olanlarda dahil beni anlayamaz bilemez. İnsanlar ve hayat yordu beni. Belki çok duygusalım belki çok ince düşünüyorum. Ama ne yazık ki ben böyle duygusal bir adamım.

Yazının devamı...

Asıl servetim cebimde değil, yüreğimde

17 Aralık 2016

Nerede mi?
Barselona’da idman sonrası bizi kahvaltıya davet ettiği evinde. Ha Bayrampaşa’da evindeyiz ha gurbette. Zeytinimiz, peynirimiz, soframız Türkiye, eşi, dostu, kardeşi, arkadaşı, yardımcısı, asistanları,
hepsi biz. Her şey bizden, her şey doğal, sıcak,
samimi, gerçek ve fazlaca mütevazı...
Mesleğinin zirvesinde dünyanın en büyük, en
değerli, en kıymetli futbolcularıyla aynı takımda oynayan gerçek bir yıldız o. Hafife alınamayacak kadar önemli ve istikrarlı bir başarı öyküsü onunki... Saatine, sevgilisine, arabasına takılanlar ne acıklı ve ne gereksiz kıskançlıklarla onu çekemediklerini belli ededursunlar onun cevabı tek kelime: “Eyvallah”


◊ Geçen hafta 3 gol atıp bir de asist yaptın. Neymar’ın yerinde oynamanla mı yoksa genel performansınla mı ilgili bu başarı?
- Orta saha ve forvet oyuncusu olarak oynarsan her zaman gole daha yakın olursun. Ben her pozisyonda oynayabilirim. Ama bu maçta oynadığım pozisyonda oynarsan gol atmaya daha yakın oluyorsun.
Hoca beni nerede oynatırsa orada oynarım. Bu işlerde takım olgusunu yaratmak önemli. Takımın içinde hissetmek önemli.
Bireysele düşersen takım sporunda kaybedersin. Uzun vadeli bakmalısın.

GALATASARAY OKUL ATLETICO ERGENLİK BARCELONA UZAY

◊ Kendini, futbolunu ve yaşamını en doğru ifade ettiğin takım hangisiydi?
- Her dönem daha çok olgunlaşıp, doğruya doğru gidiyorsun. Hatalarından arınıyorsun.
Galatasaray benim için inanılmazdı. Çünkü bir çocuğun hayattaki en büyük hayaliydi Galatasaray formasıyla maça çıkabilmek.
O hâlâ benim hayattaki en güzel ve en büyük hayalim. O hiçbir zaman değişmeyecek. Ben her zaman Galatasaraylıyım. İnsan içindeki duyguyu atamaz, satamaz da.
Galatasaray’da çocukluk ve gençlik dönemimde birçok şeyle yeniden tanıştım ve yeniden öğrenmeye başladım.
Bir anda sokaktan çıkmış bir çocuğun cebinde 1 milyon dolar para oldu.
Ailesine ev, araba aldı.
Sokakta kavga etmiş, her şeyi futbol oynayarak kazanmış bir çocuktan ne beklersiniz? Tabii ki aile terbiyem, devlete saygım var ama hırçın bir adamım ben. Hatalarla başladım.
Bu hataları aza indirgeye indirgeye futbolun en üst seviyesine gelirken hatalarından daha çok arınmış ama daha çok hata yapmak isteyen, bunu deneyen bir adamım ben. Hâlâ bana şunu yapalım mı desen yapalım derim.

◊ Galatasaray yani…
- Galatasaray’da öğrenme, Atletico Madrid’de futbol doygunluğu, Barcelona’da ise uzay seviyesi… Bir futbolcunun görebileceği en üst seviye Barcelona.

KİMSE ÖZEL HAYATINDA SÜTTEN ÇIKMIŞ AK KAŞIK DEĞİL

◊ Sana karşı önyargısı olan insanlar için ne düşünüyorsun?
- 19 yaşında bir çocuk düşünün sadece inandığı doğru üzerine yaşıyor. Şartlar onun doğrularını değiştirmiyor. Bir gün sol fikrin bir gün sağ fikrin söylediğini kabul ediyor. Bir gün ekonomi ile ilgili bir fikri var. Ben sadece birey olma hakkımı kullanıyorum. Hayatta çalıştığım, mücadele ettiğim hakkı kendi fikirlerimi söyleme özgürlüğü olarak kullanıyorum. Böyle bir durumum var. İnsanların bana karşı önyargılı olmaları çok normal. Dışarıdan biraz kibirli ya da egolu gözüküyor olabilirim. Ama inandığın doğruları söylemek, inandığın şeylerin uğruna savaşmak ülkede pek alışılagelmiş bir şey değil. O yüzden bunlara karşı alışığım. Özel hayatımda da genelde bir polemik olduğu için dışarıdan bu şımarıklık olarak düşünülebilir.

◊ Niye şımarıklık olsun. Dediğin gibi bu senin birey olma hakkın…
- Sen hak görebilirsin, başkası şımarıklık olarak görebilir. Bazen insanların söylediklerine katılmak da lazım ama kimse özel hayatında sütten çıkmış ak kaşık değil. İnsanların gizli gizli yaptığı şeyleri ben konumum ve işim gereği insanların ortasında yapmak zorunda kalıyorum. Bu da insanlara benim özel hayatımla ilgili konuşma hakkı veriyor. Ama hiçbir zaman benimle bir masaya oturup ilişkiler hakkında nasıl fikirler söylediğimi bilmiyorlar. Bunlara da saygı duymak lazım. 100 yıllık tarihte yapılmamış işler yaptıysanız bu eleştirilere katlanmanız gerekli. Ben sadece karakteristik olanları kaldırmam. Sokaktayken kaldırmadığım hiçbir şeyi futbolcuyken, şöhretli bir adamken de kaldırmam.

BİR GÜN GALATASARAY’A DÖNECEĞİM AMA...

◊ Bir gün Galatasaray’a döner misin?
- Mutlaka döneceğim. Ama ziyaretçi ama taraftar ama kulüp çalışanı olarak. Galatasaray benim evim. Oradan hiçbir zaman ayrılamam. Galatasaray’ı çok seviyorum ama bazen insan uzaktan da sever.

HATA YAPIYORUM, YARIN DA YAPACAĞIM AMA DOSTUMA KARŞI YANLIŞIM YOK

◊ Kırgınlıklarını nasıl tamir edersin?
- Allah bana yeter her konuda. Herhangi bir kırgınlığım olduğu zaman affediyorum ama unutmuyorum. Yapılan her şeyi hayatım boyunca hatırlıyorum. Sadece şunu söylüyorum. Ben hata yapıyorum, yarın da yapacağım ama dostlarıma yaptığım hiçbir yanlış yoktur. Benim niyetim hep iyidir. Bilmeden sana karşı bir hata yapabilirim. Ama senin hakkında kötü düşünerek, fesatlık yaparak olmayan bir şeyi olmuş gibi göstermem. Ben dostum. Hayatım boyunca da böyle davrandım. Dostluk konusunda kendime çok güveniyorum. Etrafım, ailem bunun taahhüdüdür.

Başarı ve başarısızlık, karakter ve karaktersizlik anlamına gelmez

Bizim sanatçılardan ya da diğer ünlülerden farklı bir durumumuz var. Üç günde bir canlı galamız olur. Üç günde bir durum tamamen değişebilir. Bu hafta değiştiği gibi. El Clasico ve M’gladbach maçları gibi. Ben işler kötü gittiği zamanlarda çocuklara ve yaşlılara bakarım. Yaşlılar ve çocuklar dışındakilerin kalplerinde “Ben de orada olsaydım, onda var da bizde niye yok” gibi düşünceler olabilir. Ama çocuklar saftır. Yaşlılar hayattaki tecrübeleri kazanmışlar, unlarını eleyip asmışlardır. Bu çocuk iyi bir şeyler yapıyor gözüyle bakarlar. İkisi tamamsa işler yine tamamdır. Günlük performanslar değişebilir. Başarı ve başarısızlık, karakter ve karaktersizlik anlamına gelmez.

HAKKIM İÇİN SAVAŞIM ÇOK SERT OLUR!

◊ Alçakgönüllü olduğunu biliyorum. Bu aileden mi geliyor?
- Biri sana misafir gelmişse onu başının üzerinde ağırlarsın. Biri seni arayıp bir şey rica ettiyse bunu yaparsın. Biri senden büyükse yaşına hürmeten saygı gösterirsin. Bir sanatçıyı bir yerde görürsen selam verirsin. Bazen genç oyuncular ve sanatçılarla bir yerlerde karşılaşıyoruz. Selam veriyorum ve şaşırıyorlar. Halbuki gıyaben tanımak diye bir şey vardır. Ben alçakgönüllülüğe edep, örf, âdet ve aileden gelen terbiye diye bakıyorum. Necip Fazıl’ın dün bir sözünü okudum ve not aldım. Şöyle diyor: “Ne bilirsin diyorsa haddimi bilirim”. Hayatta her noktada had bilmek çok önemli. Ne istersin dersen de hakkımı isterim. Hakkım için savaşım çok sert olur. Ettiğim savaşlar da ortadadır. Hak Allah’ın hakkıdır. O yüzden mücadele etmek zorundayım.

UTANDIĞIM İÇİN KIŞ GÜNÜ İDMANA ŞORTLA ÇIKTIM

◊ Çocuklara büyük bir zaafın var. Tanıdık tanımadık hiç fark etmiyor. Bunu çocukluğundaki bir yarayı mı anlatır bize?
- Çocukluğum muhteşem geçti. Hiçbir yaram yok. Sadece saf ve temiz olan şeylere karşı bir zaafım var. Çocuklar senin yanına gelince önce utanır. Ben o duyguyu çok iyi biliyorum. Galatasaray altyapısındayken büyüklere baktığımda öyle utanırdım. 17 yaşında A takıma çıktım. 5 metre ötede soyunma odası vardı. Hava çok soğuktu. Soyunma odasına gidip oradan eşofman altı alamadım, şortla çıktım kış günü antrenmana. Bülent Korkmaz ve diğer efsane oyunculardan utandığım ve heyecanlandığım için. O anda eridim. O duygu paha biçilmez. Şan şöhret çok önemli ama bana yaşattığı manevi duygular hiçbir zenginlikle kıyaslanamaz. O yönden çok zengin bir adamım. Kendi kariyerinizle ilgili ne hayal ettiyseniz ben hepsini yaşıyorum. Çok şükür. Allah’ın bana verdiği akılla Allah’ın bana yaşattıklarını hayal edemedim.

◊ Seni en çok ne hırçınlaştırır?
- Hak giderse babamı dahi tanımam. Kellem gitse davamdan vazgeçmem. İnandığım doğruysa hiç kimseyi tanımam. Tabii saygı çerçevesinde.

FUTBOLU BARCELONA’DA BIRAKMAK İSTİYORUM

◊ Çok cazip bir teklif gelse Barcelona’yı bırakır mısın?
- Barcelona’da 33 yaşıma kadar kontratım var ve kontratım bitene kadar burada kalmayı düşünüyorum. Bu hayali sonuna kadar yaşamayı istiyorum. Hayat ne getirir bilinmez ama burada çok mutluyum.
Barcelona’da antrenmana çıkmak için dünyaları verebilecek birçok önemli futbolcu var. O yüzden bunun kıymetini bilip bu keyfi yaşamalı insan. Futbolu burada bırakmak isterim.

ÖYLE ÜÇ BEŞ TWEET’LE BENİ YIKAMAZLAR

◊ El-Clasico’da yaptığın faul, Real Madrid’e gol kazandırdı ve İspanyol basını seni çok eleştirdi. Ne diyorsun bu eleştirilere?
- Üç gol attığım geçen haftaki maçta Arda Turan diye bağırıyordu taraftar. Beni alkışlayarak gönderdiler. Bizim basın Twitter’da yazan 2-3 şeyi alıp manşet yapıyor. Orada kötü bir şey bile yazsa alıp manşete taşımamalı. Değerini korumalı. Milliyetçi olmalı. Twitter’da herkes her şeyi yazıyor.
O zaman herkes hakkında böyle manşet atsınlar. Adam maça sinirlenip küfretmiş, hemen alıp “Barcelona taraftarı Arda’yı istemiyor” diye haber yapıyorlar. Burada bir haber çıkıyor. Ne benim ne de kulübün, kimsenin haberi yok. Alıp bizde manşet yapıyorlar.
Beni böyle düşüremezler. Düşüremediler de. Üzerimden prim yapıyorlar ona da varım ama ben böyle düşmem. Ben kimlerle mücadele ettim. Ben Atletico Madrid’e geldiğimde kasığımda pubis varken onlar mı vardı? Sosyal medya mı vardı? 8 ay oynamadım.

◊ İspanyolca dersi alıyor musun?
- Almıyorum. Atletico Madrid’e geldiğimde biraz almıştım. Dersten sıkılıyorum. Dil konusunda sıkıntı çekmiyorum. İspanyolca ve biraz İngilizce konuşuyorum.

◊ Messi, Neymar, Suarez gibi futbolculara baktığında onların hayatlarıyla kendi hayatında benzerlikler kuruyor musun?
- Hepimizin yolculukları benzer.

◊ Onlar da havyar yiyerek büyümemişler değil mi?
- Kimse havyarla büyümemiş. Hepimizin hikayesinde benzerlikler var. Herkesin ama iyi bir özelliği var. Biri inatçı, biri çalışmayı çok seviyor, Biri inanılmaz lider, birinin konsantrasyonu çok iyi. Mutlaka çok iyi bir özellikleri var. Sahada insani özellikleri yaşatır zaten. Futbol hayat gibidir. Maç başlar. Yere düşersin, geriye düşersin, sarı kart görürsün, canın yanar.
Kaybetmeme duygusu, hırs… Dışarıda ortaya çıkartamadığın özelliklerini sahada ortaya çıkartırsın. Neden? Çünkü kazanmak uğruna olduğu zaman haklı bir sebebi olur. Hayatta belki birini itmek istemezsin ya da istersin ama uygulayamazsın. Ama sahada rakibi itersin.
Normalde iyi, güzel bir şeyi ben alayım dersin. Sen bir kadın olarak en iyi çantayı ben takayım demez misin. İtmez misin öteki kadını. İtersin. Saha işte topu kazanmak için bunu aleni yaparsın. İnsani duyguları sahada yaşayabilirsin. Arkadaşlarla tavla ya da kağıt oynarken mesela puan kağıdı hep bende durur. En hırslı benimdir ama asla adaletsizlik yapmam. Arkadaşlarımın hiçbiri oyun oynarken yanlış bir şey yapmazlar. Play Station oynarken bile haksızlık, adaletsizlik olmaz. Evimde öyle biri olsa küserim konuşmam.

İSPANYOLLARA GÖRE FUTBOLCULAR SPORCU, BiZDE TOPÇU YA DA GÖRMEMiŞ

◊ Türk futbolcularla yabancı futbolcuları karşılaştırdığında başarıyı sindirme açısından farklılıklar var mı?
- Halklar arasındaki sindirilmişlik sıkıntılı. Burada halk futbolcularına sporcu olarak bakıyor. Bizim halkımız sporcuya topçu, görmemiş gözüyle bakıyor. Ülkemizde oyuncu para kazanınca “ne kadar iyi” oluyor, futbolcu kazanınca görmemişlik oluyor. “Topçu Ferrari almış” diyorlar. Alacak tabii. Niye almasın? Parayı o kazanıyor. Holding sahibi değil, sokaktan gelmiş ve ailesine bakıyor. Ama gidip milyonlarca taraftarı olan kulübün 15 senelik oyuncusuna, mesela Sabri’ye (Sarıoğlu) laf ediyorsun. 15 senedir orada oynuyor, kimse demiyor Sabri orada nasıl oynuyor diye. Sabri’nin yaptığını hayatta 5 kişi yapmış. Sen bir bakacaksın Sabri bunu nasıl yapmış. Futbol dediğin şey neredeyse siyasetten daha fazla insanı etkiler hale geldi. Bizim sporcularımızın da zaman zaman hatası oluyordur ama burada önce sıkıntı halkta. Mesela programlardaki eleştiri seviyeleri de öyle. Sahadaki performansta bir sıkıntı olduğu zaman bütün dışarıdaki etkenleri çıkarıyorlar ortaya. Herkesin karısıyla kavgası olabilir, herkes sevgilisinden ayrılabilir. Bunlar çok doğal. Ama bunları bir problemmiş gibi taraftarın önüne atıyorlar.

SEN, SEN OLMAZSAN STARLIĞIN KALMAZ

◊ Danışmanının olduğunu söylemişsin…
- Bir danışmanlık şirketi ile çalışıyoruz. Giyim, basın, yaşam ve birçok konuya bakıyorlar. İyi bir proje hazırlığındayız. Ünlü insanlara ve sporculara danışmanlık vermek gibi bir hayalimiz var. Mesela ünlü bir tarihçi ile anlaşacağız, o tarihçi gelecek, futbolculara ve sanatçılara ofiste Yakın Türkiye Tarihi anlatacak. Sen sanatçı ya da futbolcu olarak yakın tarihi bileceksin.

◊ Danışmanların her dediğini yapıyor musun? Nasıl dengeliyorsunuz?
- Kendi özünden kaybetmiyorsun. Onların sana verdiği notları okuyup kendin gibi davranıyorsun. Sen, sen olmazsan starlığın kalmaz. Danışman sana şöyle yaparsan şöyle, böyle yaparsan böyle der. Bunun kararını kendin verirsin. Danışman senin karar mekanizman değildir. Onların önerdikleri bazı şeyleri yapıyorum bazılarını yapmıyorum. Ben böyleyim diyorum.

Arda Turan’ın A Takımı

KIRGINLIK

FATİH HOCA İLE MESELE BİTTİ

- Fatih Hoca ile ilgili konuda yanlış bir polemiğin içine girmiyorum. Ülkemizin milli takımının hocasıdır. Başımızın üzerinde yeri vardır. O görev verdiği sürece elimizden gelenin en iyisini yapacağız. Herhangi bir kırgınlığım ya da öyle bir düşüncem yok. Hepsi geçmişte kaldı.

KIZGINLIK

AFFEDERSEN AFFEDİLİRSİN

- Kırgınlıklarım geçti. Bir ayet var. Affederseniz affedilirsiniz diyor. Allah rızası için herkesi affettim. Zor ama böyle. Kuran’daki bazı ayetleri biliyorum ve okuyorum hepsini. Onları uygulayabildiğim kadar uyguluyorum. Günümüzdeki her Müslüman gibi. Dinle ilgili asla bir şov yapma halinde değilim. Kalplerdekini Allah bilir.

SEVGİ

GALATASARAYLI ARDA’YIM, FB’LİYİ SEVEBİLİRİM

- İnsanlar beni seviyor bana saygı duyuyor. Bu saygınlığı kaybetmenin hiçbir maddi değeri yok hayatta. Beni Fenerbahçelisi de Beşiktaşlısı da Trabzonsporlusu da çok seviyor. Ama benim camiam Galatasaraylı. Ben Galatasaraylı Arda’yım. İçeride her türlü rekabete varım ama dışarıda gider Beşiktaş’ı da desteklerim Fenerbahçe’yi de. Fenerbahçe’yi Madrid’deki kamplarında ziyaret ettim, Fenerbahçe TV’ye çıktım. Benim inandığım bir doğru varsa bunu uygularım. Ben iyi bir Galatasaraylıyım ve Fenerbahçe TV’de iyi bir Galatasaraylı olarak konuşabilirim. Fenerbahçe’de de çok sevdiğim dostlarım ve arkadaşlarım var.

BAŞARI

- Başarının sırrı çalışmak değil sevmektir. Eğer bir şeyi seversen onun için her şeyi yaparsın. Başarılı olmak istiyorsan her şeyini vermek zorundasın.

BAŞUCU KİTAPLARI

- Hz. Muhammed’in Hayatı (Martin Lings)
- Türklerin Tarihi (İlber Ortaylı)
- Muhammed Ali’nin Biyografisi
- Kanuni (Okay Tiryakioğlu)
- Federer (Chris Bowers)
- Babalar ve Oğullar (İvan Turgenyev)

BARSELONA ÖNERİLERİ

CAFELER

- Cafe Nomad
- Cafes el Magnifico
- La Roseto
- El Colectivo
- Onna Coffe

MÜZELER

- Sagrada Familia
- Katalonya Tarih Müzesi
- Denizcilik Müzesi
- Dali (Figueres) Müzesi
- Barcelona Modern Sanatlar Müzesi

ZEYTİNİM BAYRAMPAŞA'DAN

◊ Barselona’dayız ama zeytinimiz Bayrampaşa’dan, ev kalabalık. Dostların, kardeşin ve dayın yanında. İstanbul’da gibi hissediyorum...
- Sofra kalabalık olsun. Eş dost olsun. Başımın üstünde yeri var. Canımız çünkü onlar bizim. Hayat böyle güzel. Tek başıma ben ne yapayım her şeyi. Allah bana birçok şey vermiş. En sonunda biterse de her şeyin en güzelini yaşadık der biteriz.

ASLIHAN SORUSUNA YANIT

◊ Aslıhan Doğan’la ayrıldınız mı?
- Hayırlısı diyelim.

◊ Hayatın film yapılsa seni kimin canlandırmasını istersin?
- Kadir Doğulu olabilir. Kadir’i çok severim.

◊ Hayatınla ilgili yazılan kitapları onaylıyor musun?
- Hepsini onaylıyorum. Sabri Ugan yazdı bir tane. 9-15 yaş arası çocuklar için. Çok güzel masalsı bir hikayeydi. Çocukların hayallerini genişletebilecek bir kitap. Bir diğeri Atletico Madridli yazar Juanes Rodriguez’in yazdığı “Bayrampaşa’nın Dahisi” adlı bir kitaptı. İspanyolcadan Türkçeye çevrildi.

 

 ÖLÜMLER BENi ÇOK ÜZÜYOR

◊ Türkiye’de şu ara seni en çok ne üzüyor?
- Beşiktaş’taki hain saldırı ve Adana’daki yangın beni çok üzdü. Ölümlerin hepsi beni çok üzüyor. Halep’teki katliam da beni çok üzdü. Instagram hesabıma yeni fotoğraf koymuyorum sürekli o gözüksün diye. Dövizin artışı da üzücü. Fakir daha fakir, zengin daha zengin oluyor. Döviz kazanan biri olarak artış beni rahatsız ediyor. İnsanlar borçlanıyor. Allah kolaylık versin hepsine. İnşallah memleket daha iyiye gider.

◊ Van’daki bir hudut karakoluna ısıtıcı yollamışsın fakat TSK iade etmiş. Neden geri yollamışlar?
- Sosyal medyadan gelen mesajların çoğuna bizim çocuklar bakıyor. Biz asker kardeşlerimizin samimi isteklerine samimi bir cevap verdik. Türk Silahlı Kuvvetleri bizim başımızın tacıdır. Onlar neyi uygun görürse başımızın üzerinde yerleri var.

 

Yazının devamı...

2017 yeniden doğum ve şifalanma yılı

6 Aralık 2016

Alnımıza yazılı bir kader var elbette. Ve kaderin virajlı yollarında seçimler bizim irademize bağlı kılınmış...
Geçmiş yıllarda ülkemizle ve ünlülerle ilgili verdiği röportajlarda dikkat çekici tahminleri var Aslı'nın birebir yaşanan...
Evli ve iki çocuk annesi bu çıtı pıtı kadından çıkan sözlere şaşırmamak mümkün değil.
Bambaşka bir mesleği olan yakın arkadaşım Ayşe (Brav) vardır mesela. Kahve fincanına bakıp söyledikleri yıllardır beni şaşırtmaya hep devam eder.
Bazen rüyamda gördüm der, bazen sebepsiz başlar söylemeye.

◊ 2016 için ‘Evrenin intikam senesi’ olacak demişsin. Peki 2017 için?
- 2016, Türkiye ve dünya için zorlayıcı bir yıldı. Duaların ve istikrarın gücüyle ayakta kalacağız dedim ve öyle de oldu. 2017 sıkıntılı süreçlerin bittiği bir yıl olacak. Bu yılı doğum yılı olarak adlandırabiliriz. İlk 9 ayımız biraz sancılı geçebilir ama sonrasında toparlanma dönemine gireceğiz. Temmuz ayından sonra Türkiye için çok pozitif gelişmeler olacak. Şifalanma, barış, ekonomik krizin bitişi gibi konularda olumlu gelişmeler görüyorum. Eylülden sonra bütün dünyanın gözü Türkiye’de olacak.

◊ Terör olayları sizce ne durumda olacak?
- Geçmiş yıllardaki gibi korkutucu ve ürkütücü olmayacak. PKK ve IŞİD ciddi anlamda kan kaybedecek. Irak’ta yeni bir örgüt kurulabilir. Bu yeni örgütüne ve sınırdaki diğer komşularımıza dikkat etmeliyiz.

◊ Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz sence ne olur?
- Avrupa Birliği kalacak mı demek daha doğru olur. İki büyük devlet Avrupa Birliği’nden ayrılacak ve çok büyük sarsılmalar yaşanacak. Avrupa Birliği’ni 2017 yılında büyük sorunlar bekliyor.

◊ Türkiye’ye başkanlık sisteminin gelip gelmeyeceğiyle ilgili ne düşünüyorsun?
- Başkanlık sistemi gelecek ve bu Türkiye için çok hayırlı olacak. Yeni anayasanın birkaç maddesinde değişim olacak. En az üç parti anayasa konusunda uzlaşacak.

◊ İktidar ve muhalefet partilerinden değişecek liderler olabilir mi?
- Geçen sene de söyledim gerçekleşmedi. Bu seneye aksamış olabilir. Bazı partilerde değişim ve istifalar söz konusu. Hatta yeni bir partinin kurulması da gündeme gelebilir. Dünya liderlerinden birine suikast düzenlenebilir. Biri de ciddi bir sağlık problemi yaşayacak.

◊ Tutuklu milletvekili ve gazeteciler açısından nasıl bir yıl olacak sence?
- Ocak ayında ilginç isimler tahliye olacak. Mart ayında ise siyasi anlamda yeni cezalar, siyasi yasaklar gündeme gelecek. Bir grup insan daha cezaevine girebilir.

EVREN BAZI ŞEYLERİ ÇÖZÜME ULAŞSIN DİYE GÖZÜMÜZE SOKAR

◊ Cinsel istismar, kadın cinayetleri gibi vahim olaylar azalacak mı sence?
- Bu olayların şiddeti artacak. Aynı zamanda hayvanlara karşı da şiddet iyice çoğalacak. Ama bu şiddetin artmasıyla farkındalık da o kadar artacak. Dünya bunun üzerinde olumlu çalışmalar yapacak. Evren bazı şeyler çözüme ulaşsın diye olayları gözümüze sokar. Bu olayların çözülmesi gerektiği için bunları yaşıyoruz.

◊ Toplumu derinden sarsacak olaylar öngörüyor musun?
- Bu sene toplumumuzun en önemli olaylarından biri ahlaki çöküş. Dünyada, buna Türkiye’de dahil sekiz önemli siyasetçi ve starın mahrem görüntüleri ortaya çıkabilir.

◊ Peki Türkiye’de barış?
- Türk-Kürt kardeşliği görüyorum. Başkanlık sistemi buna büyük fayda sağlayacak.

◊ İdam cezası gündeme gelebilir mi?
- İdam cezasının geri geleceğini sanmıyorum.

AMERİKA İSYANLAR ÜLKESİ OLARAK ADLANDIRILACAK

◊ Donald Trump’ın başkanlığı ABD’de ve dünyada dengeleri sence nasıl değiştirir?
- Trump’ın gelmesiyle Amerika kendi iç meselelerine dönecek. Ortadoğu’dan biraz uzaklaşacak ve bu bizim işimize yarayacak. Trump ikilemleri olan bir yönetici. Bu sebepten dolayı eyaletler arası fikir ayrılıkları olacak. Büyük protestolar ve isyanlar bekliyorum. Bölünmeler olacak. Özgürlükler ülkesi olan Amerika isyanlar ülkesi olarak adlandırılmaya başlanacak. Yedi eyalette ciddi sorunlar, siyah-beyaz çatışmaları yaşanabilir.

DOKUZ AY SONRA EKONOMiK KRiZ BiTECEK 

◊ Geçen sene verdiğin röportajda Dolar ve Euro’nun artışını tam tutturmuşsun. 2017’de yükselişleri devam edecek mi?
- Ekonomistlerin dediği gibi 4’leri, 5’leri bulmayacak. Bu dönemden sonra çok fazla bir artışı olmayacak. İstikrarını koruyacak. En fazla 3.90’a çıkar. Ekonomi üzerine açıklamalar yapan FED son dönemini yaşıyor. Bir daha açıklamada bulunamayacak.

◊ 2017 yılında büyük bir ekonomik kriz bekleniyor mu?
- Şu anda kriz var. Dokuz ay kadar daha böyle bir durumu yaşayacağız ama ondan sonra Türkiye için olumlu bir gidişat olacak. Bu seneyi geçtiğimiz yıllar gibi görmüyorum.

DEPREM OLACAK

◊ İstanbul depremi ile ilgili bir öngörün var mı? Ya da dünyada?
- İlk ayda 6 ayda Marmara’da bir deprem olacak ama çok yıkıcı olmayacak. Endonezya’da ve iki tane adada yıkıcı depremler olacak ama ülkemizde böyle bir durum beklemiyorum.

◊ Havayolu ya da ulaşım kazaları gibi durumlar bekliyor musun?
- Dünyada üç büyük havayolu şirketinde çok büyük güvenlik zafiyeti sorunları yaşanacak. Buna kaçırılma da kaza da dahil. Bazı büyük havayolu şirketleri kapanma kararı alabilir.

◊ Küresel ısınma şiddetini artıracak mı?
- Maalesef artacak. Barajlarla ilgili su sıkıntıları gündeme gelebilir. Bunun dışında su ile ilgili deniz taşımacılığında illegal olaylar ortaya çıkacak.

EN BÜYÜK SIKINTIYI ATLATTIK

◊ Toplum olarak ne zaman huzura kavuşacağız?
- Bence en büyük sıkıntıyı atlattık zaten. Bundan sonra şifalanmaya, iyileşmeye gidiyoruz.

DİKKAT

◊ Uzun süredir anne-baba olmak isteyen çiftler bu sene amaçlarına ulaşabilir. Çocuğu olmayan aileler bu sene bir kez daha tüp bebek deneyebilir. Unutmayın bu sene yeniden doğum yılı!
◊ Sevmek, bağışlamak, affetmek. Dünyanın şifresi bu!
◊ Bu sene ateşin gücünü göreceğiz. Yangınlar, elektrik aksamlarından çıkan yangınlar adından söz ettirecekler. Aladağ’daki yangına bakın. Seneye yangınla girdiğimizin göstergesi.
◊ Tarihi bir yazı şekli ortaya çıkacak.
◊ 7 Uyuyanlar ve Selçuk Harabeleri ile ilgili değişik haberler gündeme gelebilir.
◊ Arkeolojik bir kazıda yeni bir buluntu ortaya çıkacak.
◊ Yeni bir hayvan türü kalıntıları bulunabilir.
◊ Biyolojik ve nükleer savaşlar bu sene yine gündemde.
◊ Sudan gelen salgın hastalıklara dikkat etmeliyiz.
◊ Teknoloji hepimizi mahvedecek. Birilerinin teknolojiye dur demesi gerekiyor. Sanal dünya ile ilgili sorun yaşanacak. İnternet üzerinden hırsızlıklar, dolandırılmalar söz konusu olabilir.

2017 YILINDA BURÇLARI NELER BEKLİYOR?

Koç: Bu sene fedakarlık yapma yılı. Nisan ayından sonra ektiklerini biçecekleri bir döneme girecekler. Aşklarını doyasıya yaşayacaklar.
Önerim: Neden, niçin ve ne kadar sorularını kendilerine sormalılar. Damlaya damlaya göl olur.
Boğa: Kalıplarını yıkacakları bir dönem. Deneyip, isteyip ama yapamadıkları tüm hayallerini hayata geçirmek için çok doğru bir sene.
Önerim: Eylül ayını bekle ve gör. Haklı olduğumu deneyimleyeceksin.
İkizler: Geçmişe sakın geri dönme. Bu sene duygularınla yüzleşme yılı. Sinir sistemi hastalıklarına dikkat etmende fayda var.
Önerim: Eskiye rağbet olsaydı bit pazarına nur yağardı.
Yengeç: Bu sene kuşkuya, kıskançlığa yer vermez ve sadece inanırsan yoğun bir aşk seninle. Bağımlılıklarınızdan kurtulma yılı.
Önerim: Kendini rüzgarın yönüne bırak.
Aslan: Özün, sözün, ruhun, bedenin ve zekanın doyabileceği bir yıl seni bekliyor. Bütünleşiyorsun. Yaratıcılığını durdurma.
Önerim: Susma, konuş, iste, seni duysunlar.
Başak: Bu sene paraya doyacaksın ve bol bol tatil yapacaksın.
Önerim: Aşka inan sana gelsin.
Terazi: Eski dosttan düşman olmaz. Yeni bir iş veya yeni bir ev, hayatını değiştirebilir. Aşkta ikileme düşme, çıkmakta zorlanabilirsin.
Önerim: Riske gir ortak ol.
Akrep: Napolyon’un dediği gibi; para, para, para. Sabrın sonu selamet sözü bu sene sana söylenir. Aşk ve para dolu bir yıl olacak.
Önerim: Sadece iste gelsin.
Yay: Yurtdışı, yeni sosyal çevre ve medya bu sene sana hizmet edecek. Eski aşklar gündeme gelecek.
Önerim: Anne- baba olmak isteyen Yaylar, bu sene sizin yılınız.
Oğlak: Her şerde bir hayır vardır. Direnme, biraz sakin ol. Buna ihtiyacın var.
Önerim: Eski sen olmayacaksın. Yeni haline alışmalısın.
Kova: Aşkta değişimlere hazırlıklı olmalısın. Kendini ve kendine yakışanı bulma yılın. Para evinde sürpriz gelişmeler var.
Önerim: Sürprizlere açık ol.
Balık: Dostluklarınla sınandın, artık geçti. Artık partner sensin. Yönet, kazan, kazandır. Aşkın kollarına kendini bırakmalısın bu yıl.
Önerim: Artık kendini düşün.

2017’de SANAT DÜNYASI

İbrahim Tatlıses:
“Aslan gibi geri döndüm” diyerek tekrar sesini duyurabilir. Oğlu İdo’yla da olabilir, bir düet yapacak.

Cem Yılmaz:
Beş yıldızlı pekiyi diyorum. Deneyimlemek isteyip cesaret edemediği, acemi şansı diye düşündüğü işlerini gerçekleştirecek. Çok önemli bir film senaryosuyla gündeme oturacak. Onun için harika bir yıl olacak.

Ebru Gündeş-Reza Zarrab:
Boşanmayacaklar. Reza Zarrab’ın dünyada emsali görülmemiş bir davası olacak. Ülkeler arası bir anlaşma ile geri dönebilir.

Deniz Seki:
Geçen sene kitap yazacak dedim ve yazdı. Bu sene hapisten çıkacak. Temmuz ve eylül ayında hayatıyla ilgili çok büyük sürprizler var. Evlilik ya da yeni bir albüm olabilir. Cezaevinden çok donanımlı olarak çıkacak.

Ayşe Hatun Önal:
Onun için geçen sene bir dünya yıldızı ile düet yapacak demiştim ve Ricky Martin ile düet yaptı. Bu sene önemli bir reklam filminde oynayacak.

Demet Akalın:
Zirveye tırmanışına devam edecek. Dini yolculuklara ve vakıf işlerine yönelecek.

Burak Özçivit:
Bir sinema filmi ile karşımıza çıkacak. Sağlığı ile ilgili uyarıyorum. Aşırı yorgunluk ve stresten uzak dursun.

Hülya Avşar:
En verimli dönemini yaşayacak. En az iki önemli projede adından söz ettirecek. Geçmişte yaptığı bir işi yeniden yapabilir. Gizli bir ilişkisi var ve bu sene ortaya çıkacak. Dedikodulara sert bir üslupla yanıt verecek.

Bergüzar Korel- Halit Ergenç:
Geçen sene birlikte bir projede oynayacaklar demiştim. Bu proje bittikten sonra inzivaya çekilecekler. Yurtdışından vatandaşlık alabilir ya da orada yaşayabilirler. Yurtdışında bir yatırım yapacaklar. Halit Ergenç yurtdışından döndükten sonra kendi yazdığı bir senaryo ile patlama yaşayacak. Mayıs ve haziran ayları çift için çok önemli.

Tarkan:
Bir süre Almanya’da yaşayacak. Biraz hanımköylü olacak diyebiliriz. Bu sene baba olarak karşımıza çıkabilir.
Sıla: Sene sonuna doğru bir albüm yapacak. Nostaljik şarkılar söyleyecek. Zor zamanlar geçirdi ama bu sene çıkışı yakalıyor.

Sinem Kobal- Kenan İmirzalıoğlu:
Evliliklerini iyi görmüyorum. Kara bulutlar dolaşıyor diyebiliriz.

Kıvanç Tatlıtuğ- Başak Dizer:
Bilmediğimiz huzursuzluklar olabilir.

Arda Turan:
Reddedemeyeceği bir teklif alacak. Bu teklif Türkiye’den de olabilir yurtdışından da. Eğer yurtdışında kalırsa zararlı bir şekilde geri döner. Dönmesi hayrına diyebiliriz. Geçmişte aşk yaşadığı bir sevgilisine geri dönebilir.

Serenay Sarıkaya:
Kerem Bürsin ile sonları yok. Ayrılık yaşayacaklar ama bu Serenay için daha hayırlı olacak. Yurtdışında yabancı bir aktörle bir filmde ya da dizide oynayabilir.

Mahsun Kırmızıgül:
Yeni projesi çok iyi olacak. Bir ödül alacak. Bir çocuğu daha olabilir.

Yılmaz Erdoğan:
İşinde daha da güçlenecek. Yurtdışında bir okul açıp oyuncu yetiştirebilir. Bir de ödülü var.

Meryem Uzerli:
Çok iyi bir projeyle geri dönecek. Geçen senelerde Muhteşem Yüzyıl’dan dizi bitmeden ayrılacağını söylemiştim. Bir sinema filmi daha yapacak.

Gülben Ergen:
Keyifli bir döneme giriyorsun. İleride siyasete atılacaksın. Resmi kapı görüyorum.

İnsanlar en çok iş ve aşkı soruyor

◊ Birçok şeyi tahmin edebiliyor olmak özel hayatında zor olmuyor mu?
- Olmuyor çünkü bununla yaşamaya alıştım. Bunu taşıyamayacak insana Allah böyle bir meziyeti vermez diye düşünüyorum. Kendimle ve yakın çevremle ilgili çok fazla odaklanmak istemiyorum. Ben spiritüel danışmanım. Ama buna altıncı his, manevi göz, duru görü veya gönül gözü açıklığı da diyebilirsiniz.

◊ Bu özelliğini kaç yaşında fark ettin?
- 8 yaşında. Biz dört kız kardeşiz ve dördümüzün de hisleri çok kuvvetli. Mevlana torunuyuz.

◊ Mesela çocuklarının okul sınavından kaç alacağını bilebiliyor musun?
- Sordukları zaman söylüyorum. Ama bazen hoşlarına gitmiyor ve “Bir daha sana sormayacağız anne” diyorlar. Sonra benim söylediğim sonuç geliyor ve tekrar soruyorlar.

◊ Eşin seni aldatamaz değil mi? Tahmin edebilirsin...
- Odaklanırsam tahmin edebilirim. Aldatamaz demem, büyük bir iddia olur. Aldatabilir, herkes hata yapabilir. Ben insanları çok seviyorum ve çok affediciyim. Benimle geçinmek çok zor değil diye düşünüyorum. İnsanları olduğu gibi kabul etmeyi seviyorum.

◊ İnsanlar en çok neleri öğrenmek istiyor?
- İş, aşk ve ekonomik durumlarını öğrenmek istiyorlar. Hepimizin içinde inanç ve merak duygusu var. İnsanların öğrenme isteğinin bu yüzden olduğunu düşünüyorum.

◊ Hislerinin kendin için zararlı olduğunu düşünüyor musun?
- Zaman zaman düşünüyorum. Bazı konuları bilerek yaşamak sıkıntı verici bir şey. Olumlu açıdan bakmak istiyorum. Ben ancak Allah’ın bana izin verdiği ölçüde mesaj ya da bilgi verebilirim. Onun dışında bir şeye sebep değilse söyleyemem. Allah nasip etmez diye düşünüyorum. Hiçbir iddiam yok.

 

 

 

Yazının devamı...

Kızım bana annelik yapıyor

29 Kasım 2016

Anneme sarılıp uyumayı çok isterdim diyen bir genç kız, Yağmur...
Kızıma sevdiği yemekleri yapmak isterdim diyen bir anne, Emine Hanım.
Bir anne-kızın hikayesine konuğum bu hafta...
Annesine annelik yapan bir evlat Yağmur. Birbirlerinden başka kimseleri olmayan kader arkadaşı onlar...
Yatağa bağımlı olarak yaşayan annesine 12 yaşından beri evde bakmak zorunda olan bu evladın gözlerinde hem derin bir hüzün hem de yaşının gerekliliklerini yaşamamanın verdiği bir burukluk var. Bir de annelik...
Peki ya anne... Nasıl gerçek bir hanımefendi...
Bir o kadar da mahcup ve şükreden, bir buruk anne. Ne çok şeyden şikayet ediyoruz. Ne çok şeye sahibiz aslında ve ne hikayeler var size duyurmam gereken... Bu anne ve kızın yükünü hafifletebiliriz.
Belki bir hasta bakan buluruz da Yağmur bir saat arkadaşlarını görür... Belki yaşamlarını daha güzelleştiririz. Bir okuyun bakalım...


Fotoğraflar: Emre YUNUSOĞLU 

* Yağmur kaç yaşındasın? Okula gidiyor musun?
- 22 yaşındayım. Annemin hastalığından dolayı okulu uzun zaman önce bırakmak zorunda kaldım. Şu anda Açıköğretim’den liseye devam etmeye çalışıyorum.

* Üniversiteye gitme hayalin var mı?

- Liseyi bitirebilirsem üniversite eğitimi almak isterim. Hem annemin bakımı hem de ev işleri çok zor oluyor.

* Kaç yaşından beri annenin bakımını üstleniyorsun?

- Annem ben 12 yaşındayken kaza geçirdi. Yaşım küçük olduğu için o zamanlar her şeyiyle ben ilgilenemiyordum. Dedem yardım ediyordu. Son 5 senedir her şeyi benim üzerimde. Dedem artık yaşlandı ve yardım edemiyor.

* Kazanın olduğu zamanı hatırlıyor musun?

- Annemin trafik kazası geçirdiği arabanın içinde ben yoktum. Annem kazadan sonra 5-6 ay hastanede yattı. Kazayı bana babam geç söyledi. Annemin durumu ciddi olduğu için bana söylemek istememişler. Ben uzun süre annemden haber alamadım. Kötü bir şey mi oldu diye çekindiğimden soramıyordum. Annem en son ameliyatına girmeden önce beni aradı. “Merak etme ben tatile gidiyorum, döndüğümde seni alacağım” dedi. Kaza zamanı en son o zaman konuştuk. Sonrasında 5-6 ay hiç haber almadım. Bir gece babam “Annen kaza geçirdi, şu anda hastanede” dedi. Sonra hastaneye gittim ve annemi gördüm.


SAÇINI DA BEN TARIYORUM YEMEĞİNİ DE BEN YEDİRİYORUM

* Anneni gördüğünde ne hissettin?
- O an çok iyi şeyler hissedemedim. Çünkü annem dış görünüşü nedeniyle bambaşka bir insan olmuştu. Tanıyamadım, “Bu benim annem mi” dedim. Boyundan ameliyat olacağı için saçlarını kazımışlardı. Çok zayıflamıştı.

* Annenin hastalığından sonra sana kim baktı?

- Babaannemler. Birkaç yıl onlarla birlikte yaşadım. O zaman anneme dedem bakıyordu. Ben hafta sonları dedeme yardım etmeye ve annemi görmeye gidiyordum. Ben kendimi toparlayınca, büyüyünce temelli olarak annemin yanına geldim ve tüm bakımını üstlendim.

* Annenin bütün ihtiyaçlarını karşıladığını söyledin. Nedir onlar?

- Suyunu ben veriyorum. Altını değiştiriyorum. Sonda takılı, idrarını boşaltıyorum. Yemeğini ben hazırlıyorum. Saçını tarıyorum. Aspirasyon makinesi var. Sürekli tıkanıyor. Onu düzenli olarak temizleyip hazırlıyorum. Annem boğazından nefes alıyor. Makine tıkandığı zaman Allah korusun nefesi kesiliyor ve o yüzden sürekli annemin başında olmak zorundayım.

* Geceleri ne yapıyorsun?

- Annemin yanında zili var. Benim odamda da var. Zile bastığında hemen kalkıyorum.

* Seni bütün bunların içinde en çok ne zorluyor?

- Çarşafını değiştirirken çok zorlanıyorum. Sürekli yattığı için sırtı yara oluyor. Yan çevirmem gerekiyor. Belim ağrıyor.

* Akrabalarınız ya da yakınlarınızdan sana destek olan kimse yok mu?

- Akrabalarımız var ama pek bir yardımları olmuyor açıkçası. Herkesin evi ayrı diyorlar. Annemle babam ben küçükken ayrıldı. Ben tek çocuğum. Babam arada sırada gelip bana yardım ediyor. Eskiden Bornova tarafında oturuyorduk. Teyzem de bize yakın oturuyordu. Bana yardım ediyordu. Ama oradan çok uzağa taşındık ve şimdi eskisi gibi gelmesi mümkün olmuyor.


 

12 YAŞINDA ÇOCUKLUKTAN ÇIKTIM

* Çocukluğuna gitsek neleri hatırlarsın?
- Annem hasta olmadan önce çok mutlu bir çocuktum. Annem ve babam kazadan önce boşanmıştı. Onlar boşandıktan sonra da mutluydum. Ta ki kazaya kadar. 12 yaşında çocukluktan çıktım. O yaştan sonra birçok şeyi yapamadım. Tamamen hayatım değişti. Anneme en çok ihtiyacım olduğu dönemde annesiz kaldım gibi bir şey oldu. Her şeye rağmen çok şükür daha kötüsü de olabilirdi. Ayda bir kez babam geldiğinde ben dışarı çıkıyorum. Ama hiç içime sinmiyor. Dışarıda olduğumda anneme sürekli “İyi misin, bir sorun var mı?” diye mesaj atıyorum. Annem başparmağıyla mesaj yazabiliyor. Zaten ayda bir kez çıkıyorum onun dışında hep evdeyim.


 

ANNEME SARILIP UYUMAYI ÇOK İSTERDİM

* Babandan yeteri kadar destek görüyor musun?
- Görüyorum. Çok anlayışlı bir insan.
Ama bir baba, annenin, bir anne de babanın yerini tutamaz. İkisinin yeri çok ayrı.

* Annen sağlıklı olsaydı onunla en çok ne yapmak isterdin?

- Sarılıp uyumak isterdim. Ya da annemle kol kola, diğer arkadaşlarımın anneleriyle dolaştığı gibi dolaşmak isterdim. Annemle zamanımı doya doya geçiremedim. Aslında çok sitem etmiyorum. Duygularımı dışarıya yansıtmamak için de hep kendi içimde yaşıyorum. Bazen çok bunaldığım dönemler oluyor. Annemle dertleşiyoruz.

* Hayalin var mı?

- Tek hayalim annemin iyileşmesi. Bunun dışında herkes gibi normal bir hayatımın olmasını ve bir mesleğimin olmasını isterdim. Okuyabilseydim veteriner olurdum.
Hayvanları çok seviyorum.



KÖK HÜCRE TEDAVİSİYLE İYİLEŞMEK İSTİYORUM

* Emine Hanım kazayı hatırlıyor musunuz? Nasıl oldu?
- Arkadaşımın arabasındaydım. Önde oturuyordum. Emniyet kemerim takılı değildi. Arabanın ön camı kırıldı. Camdan dışarı fırladım. Kafa travması geçirdim. Bilincim gitti geldi. Uyandığımda beni ameliyata aldıklarını fark ettim. Meğer 1 hafta uyutmuşlar. O bir haftaya dair hiçbir şey hatırlamıyorum. Kızımla konuşmak istiyorum dedim.
Hemen Yağmur’u aradım. Onun anlattığı gibi “Tatile gittim ama geleceğim ve seni alacağım” dedim. Babasına ve teyzesine Yağmur’a kazayı söylememelerini tembih ettim.

* Kazayı yapan arkadaşınız sonrasında size destek oldu mu?

- İki sene bakıcı tuttu şikayetçi olmayayım diye. Masraflarını o karşılıyordu. Ben arkadaşım diye şikayetçi olmadım. O zaman düşünemedim böyle olacağını. İki senenin sonunda şikayetçi olmayacağımı anlayınca bakıcı masraflarını karşılamadı.

* O dönem çalışıyor muydunuz?

- Kazanın olduğu zaman çalışmıyordum ama ondan önce bir tekstil firmasında sekreterlik yapıyordum.

* Kızınızın size bakması nasıl bir duygu?

- Kızım benim annem oldu. Benim ona annelik yapıyor olmam gerekirken o bana annelik yapıyor. Beni yediriyor, içiyor, yıkıyor, saçımı tarıyor. Her şeyimle o ilgileniyor. Allah ondan razı olsun.

* Yağmur şu anda aylık gelirinizin 900 lira olduğunu söyledi. Kazadan sonra karşı taraftan bakıcı masrafları dışında herhangi bir yardım almadınız mı?

- Kaza sigortasından 50 bin lira verdiler. O parayla şu an oturduğumuz evi aldık. 50 bin lirasını peşin ödedik. Ayda da 300 lira taksit ödüyoruz. Ayda 600 lira ile geçinmeye çalışıyoruz.

* Kaç senedir yatağa bağlı şekilde yaşıyorsunuz?

- 12 senedir bu yataktayım. İyileşmek istiyorum. Kök hücre tedavisi olmak ve kızımın üzerindeki yükleri almak istiyorum.

* Tekerlekli sandalye ile sizi dışarı çıkarıyorlar mı?

- Buraya taşınmadan önce kız kardeşim, babam ve Yağmur sayesinde haftada bir gün çıkabiliyordum. Burası kız kardeşimin evine çok uzak. Yağmur’un beni tek başına çıkarması çok zor. En az üç kişi lazım. O yüzden çıkamıyorum.

* Hastalığınız tam olarak nedir?

- Omurilik felci. Bazen diyorum ki belden aşağımı nasıl olsa hissetmiyorum, kessinler Yağmur’un çilesi bitsin.


 

ANNEMİN YENİ BİR YATAĞA İHTİYACI VAR

* Annen için gerekli herhangi bir ihtiyacınız var mı?
- Annemin yatağı eskidi. Özel hastanelerde olan son model hasta yataklarından olursa annemin sırtı bu kadar yara olmaz.
O yataklar kendi sağa ve sola döndürüyor.
Benim için de daha kolay olur.
Biz önceden Bornova tarafında oturduğumuz için Bornova Belediyesi’nin evde bakım hizmetinden yararlanıyorduk. Haftada bir gün annemin baştan aşağı tüm ihtiyaçları ile ilgileniyorlardı. Banyo yaptırıyorlardı, tırnaklarını kesiyorlardı.
O zaman bu kadar zorlanmıyordum. Hemşire de her hafta geliyordu. Kan alıp düzenli olarak tahlillerini takip ediyorlardı. Burası Menemen Belediyesi’ne bağlı ve burada evde bakım hizmeti yok.

* Annenin hastalığının tedavisi mümkün mü?

- Araştırdık ve yurtdışında kök hücre naklinin yapıldığını öğrendik.
Özellikle Almanya, Çin ve Amerika gibi ülkelerde yaygın olarak uygulanıyormuş.
Eğer annemin de yurtdışında tedavi olma şansı olursa iyileşme ihtimali var.
Türkiye’de kök hücre nakli henüz araştırma aşamasındaymış. Liv Hospital ile iletişime geçtik. Ama henüz bir gelişme yok.
Devletimizden ya da bir yardımseverden destek bekliyoruz.

 

İKİ SENE BOYUNCA ANNEMİ HER GÖRDÜĞÜMDE AĞLADIM

* Annenin yatağa bağlı olarak yaşayacağını ne zaman idrak ettin?
- Ben tatile gitti diye biliyordum. Şüpheleniyordum fakat konduramıyordum. Kötü bir şeylerin olduğunu hissediyordum. Annem hastaneden çıktıktan sonra iki sene boyunca annemi her gördüğümde ağlıyordum. Sonrasında yavaş yavaş kabullenmeye başladım.
* Bu olgunluğa nasıl eriştin?
- Kendi kendime. Aslında yaşayarak oldu.

 

AYLIK GELİRİMİZ 900 LİRA

* Nasıl geçiniyorsunuz?
- Annemin bakıcı ve engelli maaşı vardı. Sonra taşındığımız zaman adres değişikliği yapmadığımız için iki maaş da kesildi. Şimdi bir tanesi bağlandı ama diğerini bağlamıyorlar. Evde kişi sayısı azmış. Şu an sadece ayda 900 lira geçiniyoruz.
Çok acil bir şey olduğu zaman babam yardım etmeye çalışıyor.

 

 

Yazının devamı...

Kadın milletvekili sayısı artmalı

22 Kasım 2016

Erkek egemen bir Meclis’te kadın olmak nasıl bir duygudur diye merak ediyordum. Bunun üzerine uzun zamandır sosyal medya üzerinden takip ettiğim İlknur İnceöz ile tanışmak için Ankara'ya, Meclis’e gittim.
Randevu tarihimiz belirlenene dek telefon ve Whatsapp trafiğimizden hissettim ki AK Parti Grup Başkanvekili olsa bile İlknur Hanım doğal, güçlü bir kadın...
Samimi ve misafirperver biri. Aynı zamanda bir eş ve bir anne... Meclis’e girdiğimde erkek egemen bir yerde olduğumu ve gardımı aldığımı hissettim kendi kendime. Aynı duyguyu İlknur Hanım'ın da yaşadığını röportaj sırasında öğrendim. 
Onunla son dönemde artan şiddet olaylarını, Meclis’te yaşanan tartışmaları, annelikten gündelik hayata dair her şeyi konuştuk...


* Geçtiğimiz nisan ayında babanızı kaybetmişsiniz. Başınız sağ olsun. Nasıl bir baba-kız ilişkiniz vardı?
- Babamın hayatımda yeri çok farklıydı. Babam hayatımın her döneminde beni destekleyen insan olmuştur. Ne yapmak istediysem bana her zaman destek oldu. Bugün siyasette varsam burada babamın desteği çok önemli ölçüdedir.

* Aklınızda kalan en önemli desteği neydi?
- Nerede okumak istemişsem hep destek oldu. Bir babanın kız evladının yanında durması, maddi, manevi desteklemesi çok kıymetli. Çok iyi bir diyaloğumuz vardı. Belki çok fazla sarılamazdık ama duygularımızı başka türlü anlatırdık muhakkak. 




SİYASETE GİRMEMDE BABAMIN ETKİSİ 
ÇOK BÜYÜK

* Siyasete babanız sayesinde mi atıldınız?

- Aksaray’da büyüdüm. Üniversiteyi İstanbul’da okudum. Erkek kardeşim Avustralya’da yaşadığı için okulu bitirdikten sonra annemin “yakınımızda ol” talebiyle Aksaray’da serbest avukatlığa başladım. Savcı olmayı düşünüyordum ama Aksaray’da avukatlığa başladım. Ama bundan hiç pişman olmadım.

2001’de partimiz kurulduktan sonra hiçbir sıfatım olmaksızın partimizin kapısını çaldım ve seçimlerde çalışmak istediğimi söyledim. Kapı kapı dolaştık. Seçimden sonra AK Parti iktidara geldi. Daha sonra babam bana “Seçimlerde çok iyi çalıştın, eğer aktif siyaset yapmak istiyorsan bu yiğit adamın (Sayın Cumhurbaşkanımız Kurucu Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan) arkasında yürü ve asla çizgisinden ayrılma” dedi. Babamın aktif siyasete girmemde çok önemli bir etkisi oldu.

* Aksaray Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu’nun kuruluş çalışmalarında görev yaptınız. Sonrasında TBMM’de Kadın- Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyeliğinde bulundunuz. Aynı zamanda da Ak Parti Grup başkanvekilisiniz. Ülkemizde kadın-erkek eşitliği 2016 yılına yakışmayacakseviyede. Bu konu ile ilgili ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz?

- Avukat olduktan sonra baroda böyle bir komisyon kurulması için çalışmalarda bulundum. Böyle bir birimin olması çok mühim çünkü kadınlar bazen nereye başvuracaklarını bilmiyorlar. Kadın ve çocuk alanında insanları doğru yönlendirebilmek ve doğru bilgiyi vermek çok önemli. Son 10 yıla baktığınızda kadınlar ve çocuklar için inanılmaz işler yaptık. Burada şunu özellikle belirtmek istiyorum.

Biz burada kanunları yaparız, en iyi kanunları çıkarırız ama bunun toplumsal dönüşümünün gerçekleşmesi lazım. Toplumun bütün ayaklarının, dinamiklerinin harekete geçmesi gerek. Eski inanışların kırılması gerek. Bu noktada basının, medyanın çok önemli olduğu kanaatindeyim. Mesela şiddetle ilgili konularda dünyanın en iyi yasasını yapabilirsiniz. Ama bütün dinamikler aynı anda aynı hedefe doğru hareket etmediği sürece bir yerde başarılı olmanız tam manasıyla mümkün olmuyor. Toplumda topyekun zihinsel bir dönüşüm olmalı. Belki bunu ilkokul eğitiminden başlatmak lazım. Kadın, çocuk ve aile bütünlüğünün korunması bizim bütün çalışmalarımız içinde deklare ettiğimiz bir konu. Bu konuya böyle yaklaşmadığımız sürece, üzerimize düşeni ne kadar yaparsak yapalım sağlıklı sonuç almak çok mümkün olmayabilir.

* Devletin kadınları yeteri kadar koruduğunu düşünüyor musunuz?

- En son çıkarmış olduğumuz 6284 sayılı ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanunda ciddi düzenlemeler yaptık. Emniyet Teşkilatımızın kendi personelini gruplara ayırmaksuretiyle baştan itibaren belli alanlarda uzmanlaştırması gerektiğini söyledik. Bu şu an yapılıyor. Kadın ve çocuk konusunda. Ama bu bir tercih olmalı. Örneğin şiddete maruz kalan bir kadın Emniyet’e başvurduğunda ne yapacağını bilmesi gerekiyor. Kadın politikalarına gerçekten çok önem veriyoruz.

2007 yılında Aksaray’dan ilk milletvekili adayı olduğumda parti içinde bile “Aksaray’dan kadın milletvekili olur mu?” diyenler vardı. Bugün çok farklı bir noktadayız. Kadınlarımızın siyasi karar alma mekanizmalarında yer almasına Kurucu Genel Başkanımız, sayın Cumhurbaşkanımız çok ciddi destek veriyor.

* Ben mecliste daha fazla kadın milletvekili olmasını istiyorum. Siz? 550 milletvekilinin olduğu mecliste sadece 82 kadın vekil var. Bu sayı çok az…
- Ümit ediyorum ki bu sayı artmalı. Bu konuda son derece açık bir partiyiz. Aksaray ilinden dördüncü kez milletvekili olabilmem bunun bir örneği. Bu konu biraz da kadınların talebi ile alakalı. Aktif siyasete girmek isteyen bir kadın son derece talepkâr olmalı. Avrupa’ya ya da diğer ülkelere baktığınızda onlar da bu kademeleri çok kolay geçmedi. Hem kadın hem de gençlik kollarımızda genç kızlarımız var. Ve ciddi eğitimlerden geçiyorlar. Bunu niye önemsiyoruz; çünkü partinin ana kademelerinde, üst kurallarında ileride görev alacaklar. Siyaset yapmak sadece milletvekili demek değildir.
* 82 vekil sayısını siz de az buluyorsunuz değil mi?
- Elbette gönlümüz bunun daha fazla olmasını arzu eder. Ama alandaki yaşadıklarımıza baktığımızda bunun çok da azımsanmayacak bir sayı olduğunu belirtmek istiyorum.
* Meclis’in ağır ve gergin havası bir kadını nasıl etkiler? Meclis’e girdiğimde erkek egemen bir yerde olduğumu hissettim ve gardımı aldığımı hissettim. Sizde de oluyor mu bu?
- 2001 yılından beri siyasetin içindeyim. 15 yıl oldu. 2007 yılında milletvekili seçilmemle birlikte meclise geldim. Parlamento ve komisyon çalışmalarını olduğu zamanlarda buradayız. Parlamento ile ilgili dışarıda da görevlerimiz olabiliyor. Milletvekilinin hafta sonu yoktur. 7/24 büyük bir fedakarlıkla
yapılan bir görevdir. Zaman içinde vücut kendi kendine bahsettiğiniz mekanizmaları kuruyor.


Röportajın bir bölümünde İlknur İnceöz’ün kızı Sevdenur İnceöz de sohbete katıldı. 

ANNE SAKiN OL MECLİSTE DEĞiL EVDESiN

* Kızınıza sorayım. Annen eve geldiğinde “Anne mecliste değiliz evdeyiz,” dediğiniz oluyor mu?

- Sevdenur İnceöz: Oluyor. Zaman zaman “Sakin ol anne siyasette değilsin, evdesin” diyorum.

- İlknur İnceöz: “Anne artık evdesin, telefonları dışarıda konuşmuş olsan” da dediği oluyor. Ama dediğim gibi bu 7/24 yapılan bir görev. Gece çok ani bir şey olabilir ve telefon gelebilir. Sevdenur bu yaşam tarzına artık alıştı.

* Kızınızın en son ne zaman okul toplantısına gittiniz? Bu yoğun temponuzda her yere yetişebiliyor musunuz?

- İlknur İnceöz: Çoğunlukla babamız gidiyor. En son lise mezuniyet törenine katıldım.

- Sevdenur İnceöz: Evet ama zorla katıldı.

- İlknur İnceöz: O gün MYK toplantımız vardı. “Anneciğim bugün MYK toplantımız var” dedim.

Sevdenur “Nasıl yani gelmeyecek misin?” dedi. “İzin alıp gelmeye çalışacağım” dedim. Çok üzüldü. Sonra sayın Genel Başkanımıza söyledim. “Bunu söylemene bile gerek yok tabii ki oraya gitmen gerekiyor” dedi. Sonra ailece gittik. Sevdenur her ne kadar böyle dese de her zaman bana çok destek olmuştur. Çok anlayışlıdır.

EŞiM ÇOK DESTEK OLUYOR

*İlknur Hanım televizyonla aranız nasıl? Takip ettiğiniz diziler var mı?

- Dizi seyredemiyorum. Eve geç saatte gidiyorum ve ancak haber kanallarını takip edebiliyorum.

*Mesela pazara ya da alışverişe gidebiliyor musunuz?

- Uğruyorum. Eve erken gidebildiğim günlerde evin eksiklerini markete uğrayıp alıyorum. Yetişemediğim zamanlarda eşim ilgileniyor. Sağolsun, eşim sürekli destek olan biri.

*Sosyal hayatınızda neler yaptığınızı merak ediyorum…

- 3 yıl öncesine kadar sosyal anlamda kendime zaman ayırabiliyordum. Ama şu anda vakit ayırmakta biraz zorlanıyorum.


 

PARLAMENTONUN DiLi ÇOK KIRICI

* Erkek egemen meclis kadının dilini sertleştiriyor mu?

- Kendi adıma hukukçu olmamın da bunda etkisinin olduğu kanaatindeyim. Avukatken de kati ve keskin cümleler kurardık. Son döneme baktığımızda parlamentonun dilinin her geçen gün çok daha keskinleştiğini, çok kırıcı, toplum vicdanını yaralayıcı olduğunu özellikle belirtmek istiyorum. Bunda muhalefetin dilinin de çok etkisi var. Her konuşmamda bu dilin çok zararlı olduğunu, 79 milyonun parlamentoyu izlediğini muhakkak söylerim. Arkasından da çok ağır ithamlara karşı aynı sertlikle cevap vermek durumunda kalıyorum.

* Ak Parti Grup başkanvekilisiniz. Çoğunluğunun erkek olduğu bir grubu idare etmenin zorlukları neler?

- Çok iyi bir grubumuz var. Evde sabah kalktığınızda yaptığınız işler nasılsa benim için de bu iş öyle. Hayatımın bir parçası. Kendi grubunuzla aile gibi oluyorsunuz.

* Diyelim ki bir milletvekili yapmaması gereken bir konuşma/davranış yaptı. Uyarıyor musunuz?

- Öyle bir durum olduğunda elbette gereken şeyi söylüyoruz.

* Başkanlık sistemi olursa bir kadın başkan olması hayaliniz var mı?

- Tabi bunun önünde bir engel yok. Ama ilk olarak kurucu Genel Başkanımız ve sayın Cumhurbaşkanımızın başkan olmasını isteriz. Başkanlık sisteminin konuşulması, tartışılması ve ülkemizin geleceği, istikrarı açısından gelmesi son derece elzemdir. Çünkü kişiler fanidir ama sistemler bakidir. Bugün Avrupa’ya ya da Amerika’ya baktığınızda bu ülkeler bu sistem iyi olmasa tercih etmezlerdi. Başkanlık sistemi sadece sayın Cumhurbaşkanımızın meselesi değil ülkemizin meseledir. Milletin oyuyla seçilen Sayın Cumhurbaşkanımızı Başkan olarak görmeyi çok arzu ederim tabi ki.

ŞiDDETiN KABUL EDiLEBiLiR BiR TARAFI YOK

* Toplumda artan şiddet olaylarını tersine çevirmek için önerileriniz neler?

- Emniyet, yargı ve her kesimin zihinsel dönüşümü çok önemli. Yapılan filmler, reklam filmlerin bu noktada önemli olduğunu düşünüyorum. Sanatçılarımızın son derece önemli rol model olduklarını söyleyebilirim. Dolasıyla toplumun tüm dinamiklerinin hep birlikte hareket etmesi gerekli. Kadına karşı şiddet olayıyla karşılaştığımızda tüm teferruatıyla basında yer aldığını görüyoruz. Hem de televizyonlarda özendirici bir şekilde yayınlandığına şahit oluyoruz. Bunun başkalarının bilinçaltına işlediğine ve örnek alındığına tanık oldum. Yurtdışı basınında bu tür detaylar asla verilmez. Amerika’da 11 Eylül oldu binalar yıkıldı sonrasını görmedik. Amerikan medyası bunu yayınlamadı. Ardından 11 Eylül’ü efsaneleştiren, kayıplarını kahraman olarak anlatan filmler yaparak algı yönetimlerini gerçekleştirdiler. Biz bunun hep tersini gerçekleştiriyoruz. Hep negatif anlamda algılar üretiyoruz.

* Yakın çevrenizde şiddete tanık oldunuz mu?

- Direkt tanık olmadım. Ancak mesleki olarak girdiğim ceza davalarında pek çok olaya tanık oldum. Daha çok müşteki vekili olarak ceza davalarında taraf olduğum durumlar söz konusu oldu. Evliliklerde kişilerin ne yaşadığını bilmek mümkün değil. Şiddet nereden gelirse gelsin partimizi kurduğumuzda da söylediğimiz gibi “şiddete sıfır tolerans”. Şiddetin asla kabul edilebilir bir tarafı yok.

* Metrobüste Ayşegül Terzi’ye tekme atan saldırgan gözaltına alındı, serbest bırakıldı ardından tekrar gözaltına alındı tutuklandı. Sonra tekrar serbest bırakıldı. Ve en son tekrar tutuklandı. Geçtiğimiz günlerde üç buçuk yaşındaki Irmak’ın cansız bedeni Manisa’da bir bağda bulundu. Ve tecavüze uğradığı tespit edildi. Bu olaylarla ilgili ne düşünüyorsunuz?

- Irmak’ın anne ve babasına her şeyden önce Allah’tan sabır diliyorum. 3.5 yaşında masum çocuğumuza yapılanı bir insan, bir anne, bir kadın ve bir siyasetçi olarak asla kabul etmiyorum, lanetliyorum. Bu konularda iktidara geldiğimiz günden beri tavrımız nettir. Türk Ceza Kanunu’nda gerekli değişiklikler yapılmıştır. Faili, en ağır cezayla cezalandırılacaktır. Otobüsteki olay kesinlikle tasvip etmediğimiz ve son derece kınadığımız bir hadise. Ben siyasete girdiğim günden beri hiç kimsenin bir dayatması ile karşılaşmadım. Bu en karşı olduğum şeylerden biridir. Metrobüsteki saldırıyı o sebeple de şiddetle kınıyorum. Otobüsteki diğer yolcuların ifadelerinde “Karısı zannettik o yüzden karışmadık” gibi şeyler okudum ve bu sözler beni çok rahatsız etti. Böyle bir şey olabilir mi? Bu arada adaleti herkes için aynı oranda talep etmemiz gerekmekte. Her münferit olayda, olayın oluş şekline bakmak lazım. Biliyorsunuz 15 Temmuz gecesi, bir şortlu da selâ okuyan müezzine saldırdı.Ona da aynı tepkiyi verebilmeliyiz. Hem Ayşegül Terzi’ye hem de müezzine yapılan saldırıyı şiddetle kınıyorum.

* Bu konuların mecliste daha çok gündeme gelmesi gerekmiyor mu?

- Ülkemizin gündemi çok yoğun. Bazen bir gün içerisinde bile gündem birkaç kez değişebiliyor. Türkiye’nin gerçekten gündemi çok ağır. Çok zor ve kritik dönemlerden geçiyoruz. Yakın bir zamanda önceliklerimiz 15 Temmuz’a kadar farklıyken 15 Temmuz’dan sonra hepimizin gündemi değişti. 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan sabah biz ya vardık ya yoktuk. O anlamda çok zor dönemlerden geçiyoruz.


 

ANNEMLE GURUR DUYUYORUM

*Sevdenur, neler yapıyorsun?

- 18 yaşındayım. Bu sene üniversiteye başladım. Hukuk okuyorum.

*Annenin izinden gidiyorsun… Hukuk okumayı kendin mi istedin?

- Evet. Hatta annem hiç istemedi. Daha rahat olacağım bir meslek yapmamı istedi. Ama içimde varmış demek ki tercihim hukuk oldu.

*Annenin sana yeterince zaman ayıramadığından bahsettin… Babanla aranız nasıl?

- Annemi göremediğim zaman zaman sitem ediyorum ama onun işi bu. Yapmak zorunda olduğunu biliyorum. Onu anlıyorum. Babamla ben küçüklüğümden beri çok yakınız. Annem çok yoğun olduğu için babam daha çok vakit ayırıyor.

*Bir siyasetçinin kızı olmak nasıl bir duygu?

- Şu an annemin konumuna baktığım zaman bu benim için çok gurur verici. Annem Aksaray’ın ilk kadın milletvekili. Gerçekten örnek alınası bir şey.

 

 

Yazının devamı...