"Gülben Ergen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülben Ergen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gülben Ergen

Gülben Ergen

Biz kardeşlik türküsü söyleyeli 22 yıl oldu

27 Ocak 2017

20 yıl önce “Alem Buysa Kral Benim” türküsü ile sektöre hızlı bir giriş yapan Mahsun Kırmızıgül ile aynı kadroda sahneye çıktığımızda tanıştım. Onlarca albüm, konserler, klipler, çalkantılı bir magazin derken bambaşka bir sessizlikle, bir duruş ve amaçla yeni bir Mahsun’la tanıştırdı bizi. Yönetmenlik onda kalıcı bir tutku.
Annesine 13 yaşında söz verdiği için hayatında ağzına bir kez bile içki ve sigara dokundurmamış bu adamın istikrarlı duruşunu takdir etmemek mümkün değil... Yıldız Kenter’den Haluk Bilginer’e ustaları sinemasına ikna etmiş, filmlerinin toplam gişesi 12 milyon seyirciye ulaşmış... Sette oyuncularına işinden başka bir düşüncesi olmadığını hissettiren bir yönetmen. Dünyalar güzeli bir eşi ve bir kızı da var şimdi...
Setimizin ilk günlerinde kendisine Hocam diye hitap eden oyuncuları duyduğumda şaşkınlığımı gizleyemedim ve sordum ”Sana hocam” mı diyorlar? “Vazgeçtiklerin kazandıklarını belirliyor. Setin son günlerine kadar gözlemle bakalım. Kapadokya dönüşü tekrar konuşuruz” dedi... 40 günümüz geçti “Vezir Parmağı” setinde.
O içini hep çırak tutmuş bir Hoca...


TÜRKİYE HUZURA KAVUŞURSA MÜZİKAL YAPACAĞIM

◊ Şarkıcılığı bırakıp yönetmenliğe geçtin. Yönetmen olman toplumsal açıdan sınıf değiştirmene neden oldu mu?
- Bu ülkede artık zengin ve yoksul diye iki insan tipi yaşıyor. Para, mevki, makam insana sınıf değiştirme olanağı vermez. Ancak bilim, sanat, kültür ve eğitim alanında insanlar çoğaldıkça sınıflar oluşur.

◊ Prestij Müzik zamanından bugüne, kendine bakarsan ne söylersin?
- O günlerde başarıya odaklanmış hayatlarımız, umut dolu öykümüz vardı. Anadolu’dan gelen insanların tanınmak ve başarmak için çabaları, heyecanları vardı. Hem çok güzel, hem de ders alınması gereken günlerdi. Şimdi o günlere bakınca sadece şunu düşünüyorum.
Meğer değmeyecek birçok insan için ne çok çabalamışım, yorulmuşum. Bunun pişmanlığı var sadece. Vefasızlığın bu kadar yaşandığı başka bir dünya daha yok herhalde. Prestij günlerinden şimdiki sinemacı Mahsun’a bakışım sanıyorum şöyle olurdu. Mahsun Kırmızıgül’ün yapmış olduğu filmleri kıskanırdım. Hayranı olurdum. Her filmini sabırla bu kez ne yapacak diye bekler, başarısını alkışlardım. Çünkü ben başarılı her insanı kalben alkışlıyorum.

◊ 11 senedir şarkı söylemiyorsun. Dizilerde oynamıyorsun. Reklam filminde hiç oynamadın. Hiç mi özlemedin sahneyi, müziği, dizi oyunculuğunu?
- 2005 yılında sinemaya geçme kararım zorlu bir dönemin başlangıcıydı aslında. Keskin bir yol ayrımıydı o günler. “Şarkıcı, besteci, aranjör” kimliğimle bunca yıldır yurtiçi ve dışında büyük işler yaparken bir anda yüzümü sinemaya döndüm. İlk filmi yapma kararını aldığım o anı daha dün gibi hatırlıyorum. 2006 yılında Avrupa turnesindeydim. Belçika’dan Hollanda’ya doğru giderken kendime yeni bir yol çizmeye karar verdim. O turneden sonra “Beyaz Melek” filminin çekimleri için start verdik. Müziği bırakmadım. Sadece uzaklaştım, ara verdim. Müziği de sahneyi de çok özledim. Türkiye eğer eski huzurlu günlerine kavuşursa, uzun zamandır üzerinde çalıştığım çok büyük ve çok farklı bir müzikal yapabilirim.



◊ Sinemayla ilgilenmeye nasıl başladın? Yönetmenlik nereden geldi aklına?
- Sinemayla tanışmam, çocukluk yıllarıma dayanır. 1970’li yıllarda, Diyarbakır’ın yoksul semtlerinde yaşayan, yerinde durmayan çocuklardan biriydim. O yıllarda, mahallelinin yegane kültürel etkinliği de yazlık ve kışlık sinemalardı. Vefat eden sevgili abim Mahmut, sıkı bir sinema izleyicisiydi. Beni de hayatımda ilk kez o sinemaya götürdü. Beyazperdede izlediğim ilk film, Yılmaz Güney’in “Zavallılar” isimli filmi olmuştu. İzlediğim filmin üzerimdeki büyüleyici etkisinden günlerce çıkamamıştım. Fakirliğin hüküm sürdüğü o yıllarda mahalledeki bütün çocukların gösterime giren her yapımı tek tek izleme şansı olmadığından dolayı aralarında para toplayıp beni sinemaya yolluyorlardı. İyi bir anlatıcı olduğum için izlediğim filmleri arkadaşlarıma plan plan anlatıyordum. Sinema, toz toprak içinde yuvarlanıp gittiğim o yıllarda, kalbimde gitgide büyüttüğüm büyük bir aşka dönüşmüştü. Yıllar sonra dizi setleri ve televizyon programları, bazı kısmi denemeler, ardından müzik kliplerinin yönetmenliği, oyunculuğu derken nihayet 2007’de “Beyaz Melek” ile sinemaya merhaba dedim. Yönetmenlik kariyerimde “Beyaz Melek” filmime halkımızın gösterdiği yoğun ilgi ve destek, yeni filmler çekme imkanı sağladı.




◊ Neden sinema? Müzikte sana yetmeyen bir şeyler mi vardı?
- Müzikte yapabileceklerimin en iyisini yapmıştım. Beni tanımayan, sesimi bilmeyen kalmamıştı. Yaşadığım ülkede öykülerimi tüm insanlığa anlatabileceğim tek dünya sinemaydı. İnsanlığa ve çocuklarıma aileme bazı güzellikler bırakmak istiyorum. Yedinci sanatın benzersiz kudreti beni hep cezbediyordu. Sinema, “Kalıcı bir söz söylemek için” en ideal sanattı. Benim de belleğimde söyleyecek bazı sözler, yüreğimde dışarı taşmayı bekleyen duygular birikmişti. Şimdi milyonlar bu duyguları hissediyorlar.

100 FİLM YAPSAM SAHNEDEN KAZANDIĞIMI KAZANAMAM

◊ Filmlerinde Yıldız Kenter, Haluk Bilginer, Danny Glower, Talat Bulut gibi birçok usta isimle çalıştın. Nasıl ikna ediyorsun oyuncuları?
- Aslında bu soruya en iyi yanıtı filmlerimde oynayan ustalar verirdi. Usta oyuncular sadece senaryoya ve yönetmene bakarlar. Aslında “Beyaz Melek” filmini çektiğim günlerde sinema çevrelerinde, oynattığım değerli usta oyuncular için “Bunların çoğu ununu elemiş, eleğini asmış olan yaşlı tiyatrocular; bu kişilerden gişede hiçbir numara olmaz” diyenler çoğunluktaydı.
Film vizyona çıkıp başarıyı yakalayınca, aynı insanlar ağız değiştirerek bu kez akıl almaz bir “U dönüşü”ne imza atarak “Adam Türkiye’nin en saygın ustalarını bir araya toplayarak işini garantilemiş. Bu filmi böyle bir kadroyla kim çekse, zaten kesinlikle başarılı olurdu” demişlerdi.

◊ Bu süreçte yol arkadaşların kimler oldu?
- 23 yıldır yanımda Samsunlu arkadaşım, dostum Murat Tokat var. Sinemaya başladığımdan bugüne kadar Ali Sürmeli ve Erol Demiröz, Cezmi Baskın, Zafer Ergin, Altan Erkekli, Suna Selen, Yıldız Kenter, Cihat Tamer ve daha birçok sinemacı dostum, ailem ve sevenlerim var. Bu insanlar “Beyaz Melek” filminden bugüne kadar hep yanımda oldular. Beni yalnız bırakmadıklarından dolayı onlara teşekkür ederim. Bazı dost ve arkadaş bildiklerimde zor günlerimde ilk sapakta kaçtılar. Eee hayat bu...




◊ Sinemadan para kazanabiliyor musun?
- 100 film yapsam, müzikten, dizilerden, sahneden kazandığımı hiçbir zaman kazanamam. Son 11 yılda çok büyük paralar kazanma şansım vardı. Ve hâlâ bu büyük teklifler önümde duruyorken, ben yüreğimin götürdüğü yerdeyim. Aslında bankalarda yüklü hesaplarım, birden çok evlerim, işyerlerim, yatlarım, uçağım, yazlıklarım olabilir son derece lüks bir hayat yaşayabilirdim.
Bense tüm maddiyatı elimin tersiyle ittim. Televizyon dizilerinin başrollerinde oynarken aldığım aylık ücret, kıdemli bir işçi ya da memurun neredeyse emekliliği dahil kazandığı paraya eşdeğerdi.
Bütün bu işleri aynı anda yürütebilecek sağlığım, enerjim ve yetenek potansiyelim yok muydu? Vardı ama ben kendimi bütünüyle adadığım sinemaya olan saygımdan dolayı işime odaklandım.
İnsanların beni “Biraz şarkıcı-türkücü, biraz besteci, biraz yönetmen, biraz dizi-film oyuncusu, reklam yüzü, biraz sinema filmi oyuncusu, biraz senarist Mahsun” olarak değil, bundan böyle net bir biçimde “Sinemacı Mahsun Kırmızıgül” olarak akıllarına kazımalarını istedim. İnandığım yolda kararlılıkla ilerlerken, bana aptallık ediyorsun, diyenler oldu, sıcak parayı kaçırma diyenler oldu. Ben iki işi, üç işi aynı anda yapmam.
Ben sinema için hem maddiyatı, hem milyonların alkışlarını, hem de halkın ilgisini arkamda bıraktım.

MÜZİĞE OLAN ÖZLEMİMİ FİLMLERİMLE GİDERİYORUM

◊ Film yapmak için kendi cebinden mi harcıyorsun yoksa devletten destek alıyor musun?
- Hiçbir filmim için Kültür Bakanlığı’na başvurmadım. Devletin kapısında film çekmek için el etek öpmedim. Aksine filmlerimle Kültür Bakanlığı’na hatrı sayılır paralar kazandırdım. Boyut Film, çektiğim tüm filmler için bankalardan faizle krediler alarak bana o filmleri yaptırdı.

◊ Sinema mı yoksa müzik mi daha ağır basıyor?
- Senaryo yazmanın yaratıcılığı, çekim süreci ve sizin can verdiğiniz karakterlerin perdede hayat bulması insanda çok başka bir tat bırakıyor. Romanlardaki karakterleri yazan ve o dünyayı yaratan yazardır. Sinemada yazılan senaryolar ise romanların biraz daha ötesinde görüntü ile gerçeğe dönüşüyor. Bu da sinemayı vazgeçilmez kılıyor. Beni buralara taşıyan ciddi bir müzik kitlemin olduğunu biliyorum. Şu an müzikle ilgili özlemimi, filmlerime müzik yaparak gidermeye çalışıyorum.

FİLMLERİMLE DOĞU İLE BATI ARASINDA KÖPRÜ KURUYORUM

◊ “Hepimiz Kardeşiz” diye unutulmaz bir kardeşlik türküsü yaptın. Fakat kimliğin ve ideolojin yüzünden neredeyse her dönem eleştirildin. Bu ülkeye huzur nasıl gelir?
- Ben 20 yıl boyunca olağan üstü hâl bölgesinde silahların gölgesinde Diyarbakır’da büyüdüm. “Doğulu” olmanın bedelini hayatımın neredeyse her döneminde o aşağılayıcı sözlere ve bakışlara, gözlerimi, kulaklarımı tıkadım. İnadına okudum.
Yıllar yılı daima “kardeşlik”ten, “barış”tan söz ettim şarkılarımda, türkülerimde ve sinema filmlerimde…
Batı ile Doğu arasında filmlerimle bir gönül köprüsü kurduğuma inanıyorum. Bu ülkede 100 yıldır dili, kültürü, müziği yasaklanan ve aynı kimliği taşıyan kendi insanlarını hep öteki gören bir gurup insan var. Mezhebi farklı diye dışlanan insanlar var.
Başörtüsü taktığından dolayı hor görülen insanlar var. Cinsiyetinden dolayı öldürülen şiddet gören insanlar var.
Farklı dine mensup insanların aramızda olmalarını istemeyenler var.
Maalesef bu ülkede coğrafya kaderiniz olmuşsa ağzınızla kuş tutsanız bile, bazı insanların kötü muamelesinden kaçamıyorsunuz. Huzur nasıl gelir biliyor musun?
Huzur kalbin temizliği ile gelir. Bu kin duvarları yıkılmadıkça, empati kurulmadıkça, bireyler kendi ülkesinde yaşayan insanları içten sevmedikçe, başka ülkelerin çocuklarına ağlarken kendi ülkesinin çocuklarına ağlamadıkça, kendi yaşadığı her türlü özgürlükleri başka insanların yaşamasına razı olmadıkça, bu ülkeye huzur zor gelir. Huzur, adaletin ve hukukun sağlanması ile gelir. Yüreklerden kin ve nefretleri bir kenara koyarsak, huzur o zaman gelir. Kardeşlik Türküsü’nü söyleyeli 22 yıl olmuş. Değişen hiçbir şeyin olmaması çok acı.
Ama ben ölünceye kadar hep insanların birlik ve beraberliğinden yana olacağım. Bu ülkenin Suriye, Libya, Irak olmaması için tam aksine bu ülkenin uygar, çağdaş ve refah dolu bir ülke olması için kendimce elimden gelenin en iyisini yapacağım.

◊ Sen o şarkıyı yaptığın yıldan bugüne baktığında şarkının yerini bulduğunu düşünüyor musun?
- Keşke herkes kardeşlik üzerine barış üzerine türküler söyleyebilse. Hâlâ o türküye ihtiyaç varsa demek ki durum çok vahim hale gelmiş. Umarım bütün insanlar akıllarını başlarına alırlar. Bu ülke bizim başka gidecek yerimiz yok. Şiddet söylemleri ile hiçbir yere varamayız.

◊ Ne üzüyor seni Türkiye’de?
- Her gün daha fazla belirginleşen gelir dağılımındaki eşitsizlik üzüyor beni. Babalarının ve annelerinin cenazelerine sarılan yetim çocuklar üzüyor beni. Haksızlığa uğramış olan insanların feryatları üzüyor beni. Genç yaşta şehit düşenler üzüyor beni.
Kendi yaşam tarzlarını başka insanlara zorla dayatanlar üzüyor beni. Kendi kurguladıkları bağnaz bir yaşamın figüranı olmamızı isteyen her kim varsa üzüyor beni. Bu ülkenin çağdaş ve demokratik bir ülke olmasını istemeyenler üzüyor beni.
Aydınlıklardan, karanlıkların içine, bizi kör kuyulara atmak isteyenler üzüyor beni. En çok da insanların çaresizliği ve yarına dair umutlarının azalıyor olması üzüyor beni.

AYRIŞTIRICI DEĞİL BİRLEŞTİRİCİYİM

◊ Son zamanlarda seninle kimler uğraşıyor?
- Benimle kimlerin, hangi nedenden dolayı uğraştığını ve bu iftiraları nasıl kurguladıklarını günü geldiğinde bir bir anlatacağım. Bu kötülüğü yapanlara “Yıkılmadım Ayaktayım” isimli eseri ithaf ediyorum. 11 yıldır müzik, sahne, dizi oyunculuğu yapmayarak 50 - 60 milyon dolar gibi çok büyük paraları elimin tersiyle ittim.
Benim sinemamı cemaatlere, tarikatlara, örgütlere bağlayanlar ahlaksız ve şerefsizdirler. Doğruluk pazarında yalanın da satıldığı şu fani dünyadan göçüp gideceğim sayılı günlerde, kendine erkek diyenlerin kahpe olduklarını görmek de varmış kaderde.
Benim 64 oyuncuma ve 1500 kişilik ekibime PKK’nın kadrosu diyebilecek kadar alçalanlar şerefsizdir, namusuzdur. Bu ülkede yaşayan herkes bilsin; benim savaşlara, ölümlere ve her türlü zulme karşı birlik ve beraberlikten yana, barıştan yana olduğumu herkes biliyor. Ve bu ülkenin birlik ve beraberliğine zarar vermek isteyen, insan öldüren, ister IŞİD, ister FETÖ, ister PKK, isterse allame-i cihan olsun her zaman lanetledim ve lanetliyorum. Ben bir sanatçıyım ve bir yönetmenim. Haksızlığa uğramış, ötekileştirilmiş insanların hayatlarını, acı çeken yoksul halkın öykülerini, kadim Anadolu’nun hikayelerini, sosyal olayları içinde barındıran meseleleri beyazperdeye taşıyan bir yönetmenim.
Ayrıştıran ve ötekileştiren değil birleştiren bir sinemacıyım. İnsanlarımızın ölmediği, anaların yas tutmadığı, yetim çocukların ağlamadığı günler diliyorum. Bugünlerde kalbimde kapanması zor yaralar açtılar. Bana bu iftiraları atanları Allah’a havale ediyorum.

KALBİMDEKİ YARALARI ELLERİMLE DİKTİM

◊ Aileni basından uzak tutuyorsun... Oğlun Mahmut ne yapıyor?
- Oğlum ve ailemin, herkesin gözleri önünde bir hayat yaşamalarını hiçbir zaman istemem. Ailem benim için çok değerli ve özel. Mahmut, şu an Los Angeles’ta dünyanın en iyi beş üniversitesinden birinde sinema okuyor. O okulun sinema bölümünü kazanmış ülkemizden bir tek Mahmut var. Onunla gurur duyuyorum.

◊ 22 sene sonra ikinci kez baba oldun. Bu, ailene daha bilinçli ve farklı bakmanı sağladı mı?
- Eşim ve sekiz aylık kızımla çok mutluyum. Uzun bir zamandan sonra baba olmanın heyecanını yaşıyorum. Kızımın gözlerine her baktığımda; keşke dünyadaki bütün çocuklar güvende olsalar. Huzurlu ve mutlu olsalar, hiç ağlamasalar, aç kalmasalar, üşümeseler diye yüzlerce cümle geçiyor içimden. Anamın, oğlumun, kızımın ve eşimin gözlerine bakınca her seferinde nedenini bilemediğim bir his kaplar bedenimi. Burnum sızlar, gözlerim dolar. Kimseler bilemez kırgınlığımı, hüznümü, yorgunluğumu, sessizliğimi. Ben kalbimdeki bütün yaraları hep ellerimle kendim diktim. Onun için bazen yanımda olanlarda dahil beni anlayamaz bilemez. İnsanlar ve hayat yordu beni. Belki çok duygusalım belki çok ince düşünüyorum. Ama ne yazık ki ben böyle duygusal bir adamım.

Yazının devamı...

Asıl servetim cebimde değil, yüreğimde

17 Aralık 2016

Nerede mi?
Barselona’da idman sonrası bizi kahvaltıya davet ettiği evinde. Ha Bayrampaşa’da evindeyiz ha gurbette. Zeytinimiz, peynirimiz, soframız Türkiye, eşi, dostu, kardeşi, arkadaşı, yardımcısı, asistanları,
hepsi biz. Her şey bizden, her şey doğal, sıcak,
samimi, gerçek ve fazlaca mütevazı...
Mesleğinin zirvesinde dünyanın en büyük, en
değerli, en kıymetli futbolcularıyla aynı takımda oynayan gerçek bir yıldız o. Hafife alınamayacak kadar önemli ve istikrarlı bir başarı öyküsü onunki... Saatine, sevgilisine, arabasına takılanlar ne acıklı ve ne gereksiz kıskançlıklarla onu çekemediklerini belli ededursunlar onun cevabı tek kelime: “Eyvallah”


◊ Geçen hafta 3 gol atıp bir de asist yaptın. Neymar’ın yerinde oynamanla mı yoksa genel performansınla mı ilgili bu başarı?
- Orta saha ve forvet oyuncusu olarak oynarsan her zaman gole daha yakın olursun. Ben her pozisyonda oynayabilirim. Ama bu maçta oynadığım pozisyonda oynarsan gol atmaya daha yakın oluyorsun.
Hoca beni nerede oynatırsa orada oynarım. Bu işlerde takım olgusunu yaratmak önemli. Takımın içinde hissetmek önemli.
Bireysele düşersen takım sporunda kaybedersin. Uzun vadeli bakmalısın.

GALATASARAY OKUL ATLETICO ERGENLİK BARCELONA UZAY

◊ Kendini, futbolunu ve yaşamını en doğru ifade ettiğin takım hangisiydi?
- Her dönem daha çok olgunlaşıp, doğruya doğru gidiyorsun. Hatalarından arınıyorsun.
Galatasaray benim için inanılmazdı. Çünkü bir çocuğun hayattaki en büyük hayaliydi Galatasaray formasıyla maça çıkabilmek.
O hâlâ benim hayattaki en güzel ve en büyük hayalim. O hiçbir zaman değişmeyecek. Ben her zaman Galatasaraylıyım. İnsan içindeki duyguyu atamaz, satamaz da.
Galatasaray’da çocukluk ve gençlik dönemimde birçok şeyle yeniden tanıştım ve yeniden öğrenmeye başladım.
Bir anda sokaktan çıkmış bir çocuğun cebinde 1 milyon dolar para oldu.
Ailesine ev, araba aldı.
Sokakta kavga etmiş, her şeyi futbol oynayarak kazanmış bir çocuktan ne beklersiniz? Tabii ki aile terbiyem, devlete saygım var ama hırçın bir adamım ben. Hatalarla başladım.
Bu hataları aza indirgeye indirgeye futbolun en üst seviyesine gelirken hatalarından daha çok arınmış ama daha çok hata yapmak isteyen, bunu deneyen bir adamım ben. Hâlâ bana şunu yapalım mı desen yapalım derim.

◊ Galatasaray yani…
- Galatasaray’da öğrenme, Atletico Madrid’de futbol doygunluğu, Barcelona’da ise uzay seviyesi… Bir futbolcunun görebileceği en üst seviye Barcelona.

KİMSE ÖZEL HAYATINDA SÜTTEN ÇIKMIŞ AK KAŞIK DEĞİL

◊ Sana karşı önyargısı olan insanlar için ne düşünüyorsun?
- 19 yaşında bir çocuk düşünün sadece inandığı doğru üzerine yaşıyor. Şartlar onun doğrularını değiştirmiyor. Bir gün sol fikrin bir gün sağ fikrin söylediğini kabul ediyor. Bir gün ekonomi ile ilgili bir fikri var. Ben sadece birey olma hakkımı kullanıyorum. Hayatta çalıştığım, mücadele ettiğim hakkı kendi fikirlerimi söyleme özgürlüğü olarak kullanıyorum. Böyle bir durumum var. İnsanların bana karşı önyargılı olmaları çok normal. Dışarıdan biraz kibirli ya da egolu gözüküyor olabilirim. Ama inandığın doğruları söylemek, inandığın şeylerin uğruna savaşmak ülkede pek alışılagelmiş bir şey değil. O yüzden bunlara karşı alışığım. Özel hayatımda da genelde bir polemik olduğu için dışarıdan bu şımarıklık olarak düşünülebilir.

◊ Niye şımarıklık olsun. Dediğin gibi bu senin birey olma hakkın…
- Sen hak görebilirsin, başkası şımarıklık olarak görebilir. Bazen insanların söylediklerine katılmak da lazım ama kimse özel hayatında sütten çıkmış ak kaşık değil. İnsanların gizli gizli yaptığı şeyleri ben konumum ve işim gereği insanların ortasında yapmak zorunda kalıyorum. Bu da insanlara benim özel hayatımla ilgili konuşma hakkı veriyor. Ama hiçbir zaman benimle bir masaya oturup ilişkiler hakkında nasıl fikirler söylediğimi bilmiyorlar. Bunlara da saygı duymak lazım. 100 yıllık tarihte yapılmamış işler yaptıysanız bu eleştirilere katlanmanız gerekli. Ben sadece karakteristik olanları kaldırmam. Sokaktayken kaldırmadığım hiçbir şeyi futbolcuyken, şöhretli bir adamken de kaldırmam.

BİR GÜN GALATASARAY’A DÖNECEĞİM AMA...

◊ Bir gün Galatasaray’a döner misin?
- Mutlaka döneceğim. Ama ziyaretçi ama taraftar ama kulüp çalışanı olarak. Galatasaray benim evim. Oradan hiçbir zaman ayrılamam. Galatasaray’ı çok seviyorum ama bazen insan uzaktan da sever.

HATA YAPIYORUM, YARIN DA YAPACAĞIM AMA DOSTUMA KARŞI YANLIŞIM YOK

◊ Kırgınlıklarını nasıl tamir edersin?
- Allah bana yeter her konuda. Herhangi bir kırgınlığım olduğu zaman affediyorum ama unutmuyorum. Yapılan her şeyi hayatım boyunca hatırlıyorum. Sadece şunu söylüyorum. Ben hata yapıyorum, yarın da yapacağım ama dostlarıma yaptığım hiçbir yanlış yoktur. Benim niyetim hep iyidir. Bilmeden sana karşı bir hata yapabilirim. Ama senin hakkında kötü düşünerek, fesatlık yaparak olmayan bir şeyi olmuş gibi göstermem. Ben dostum. Hayatım boyunca da böyle davrandım. Dostluk konusunda kendime çok güveniyorum. Etrafım, ailem bunun taahhüdüdür.

Başarı ve başarısızlık, karakter ve karaktersizlik anlamına gelmez

Bizim sanatçılardan ya da diğer ünlülerden farklı bir durumumuz var. Üç günde bir canlı galamız olur. Üç günde bir durum tamamen değişebilir. Bu hafta değiştiği gibi. El Clasico ve M’gladbach maçları gibi. Ben işler kötü gittiği zamanlarda çocuklara ve yaşlılara bakarım. Yaşlılar ve çocuklar dışındakilerin kalplerinde “Ben de orada olsaydım, onda var da bizde niye yok” gibi düşünceler olabilir. Ama çocuklar saftır. Yaşlılar hayattaki tecrübeleri kazanmışlar, unlarını eleyip asmışlardır. Bu çocuk iyi bir şeyler yapıyor gözüyle bakarlar. İkisi tamamsa işler yine tamamdır. Günlük performanslar değişebilir. Başarı ve başarısızlık, karakter ve karaktersizlik anlamına gelmez.

HAKKIM İÇİN SAVAŞIM ÇOK SERT OLUR!

◊ Alçakgönüllü olduğunu biliyorum. Bu aileden mi geliyor?
- Biri sana misafir gelmişse onu başının üzerinde ağırlarsın. Biri seni arayıp bir şey rica ettiyse bunu yaparsın. Biri senden büyükse yaşına hürmeten saygı gösterirsin. Bir sanatçıyı bir yerde görürsen selam verirsin. Bazen genç oyuncular ve sanatçılarla bir yerlerde karşılaşıyoruz. Selam veriyorum ve şaşırıyorlar. Halbuki gıyaben tanımak diye bir şey vardır. Ben alçakgönüllülüğe edep, örf, âdet ve aileden gelen terbiye diye bakıyorum. Necip Fazıl’ın dün bir sözünü okudum ve not aldım. Şöyle diyor: “Ne bilirsin diyorsa haddimi bilirim”. Hayatta her noktada had bilmek çok önemli. Ne istersin dersen de hakkımı isterim. Hakkım için savaşım çok sert olur. Ettiğim savaşlar da ortadadır. Hak Allah’ın hakkıdır. O yüzden mücadele etmek zorundayım.

UTANDIĞIM İÇİN KIŞ GÜNÜ İDMANA ŞORTLA ÇIKTIM

◊ Çocuklara büyük bir zaafın var. Tanıdık tanımadık hiç fark etmiyor. Bunu çocukluğundaki bir yarayı mı anlatır bize?
- Çocukluğum muhteşem geçti. Hiçbir yaram yok. Sadece saf ve temiz olan şeylere karşı bir zaafım var. Çocuklar senin yanına gelince önce utanır. Ben o duyguyu çok iyi biliyorum. Galatasaray altyapısındayken büyüklere baktığımda öyle utanırdım. 17 yaşında A takıma çıktım. 5 metre ötede soyunma odası vardı. Hava çok soğuktu. Soyunma odasına gidip oradan eşofman altı alamadım, şortla çıktım kış günü antrenmana. Bülent Korkmaz ve diğer efsane oyunculardan utandığım ve heyecanlandığım için. O anda eridim. O duygu paha biçilmez. Şan şöhret çok önemli ama bana yaşattığı manevi duygular hiçbir zenginlikle kıyaslanamaz. O yönden çok zengin bir adamım. Kendi kariyerinizle ilgili ne hayal ettiyseniz ben hepsini yaşıyorum. Çok şükür. Allah’ın bana verdiği akılla Allah’ın bana yaşattıklarını hayal edemedim.

◊ Seni en çok ne hırçınlaştırır?
- Hak giderse babamı dahi tanımam. Kellem gitse davamdan vazgeçmem. İnandığım doğruysa hiç kimseyi tanımam. Tabii saygı çerçevesinde.

FUTBOLU BARCELONA’DA BIRAKMAK İSTİYORUM

◊ Çok cazip bir teklif gelse Barcelona’yı bırakır mısın?
- Barcelona’da 33 yaşıma kadar kontratım var ve kontratım bitene kadar burada kalmayı düşünüyorum. Bu hayali sonuna kadar yaşamayı istiyorum. Hayat ne getirir bilinmez ama burada çok mutluyum.
Barcelona’da antrenmana çıkmak için dünyaları verebilecek birçok önemli futbolcu var. O yüzden bunun kıymetini bilip bu keyfi yaşamalı insan. Futbolu burada bırakmak isterim.

ÖYLE ÜÇ BEŞ TWEET’LE BENİ YIKAMAZLAR

◊ El-Clasico’da yaptığın faul, Real Madrid’e gol kazandırdı ve İspanyol basını seni çok eleştirdi. Ne diyorsun bu eleştirilere?
- Üç gol attığım geçen haftaki maçta Arda Turan diye bağırıyordu taraftar. Beni alkışlayarak gönderdiler. Bizim basın Twitter’da yazan 2-3 şeyi alıp manşet yapıyor. Orada kötü bir şey bile yazsa alıp manşete taşımamalı. Değerini korumalı. Milliyetçi olmalı. Twitter’da herkes her şeyi yazıyor.
O zaman herkes hakkında böyle manşet atsınlar. Adam maça sinirlenip küfretmiş, hemen alıp “Barcelona taraftarı Arda’yı istemiyor” diye haber yapıyorlar. Burada bir haber çıkıyor. Ne benim ne de kulübün, kimsenin haberi yok. Alıp bizde manşet yapıyorlar.
Beni böyle düşüremezler. Düşüremediler de. Üzerimden prim yapıyorlar ona da varım ama ben böyle düşmem. Ben kimlerle mücadele ettim. Ben Atletico Madrid’e geldiğimde kasığımda pubis varken onlar mı vardı? Sosyal medya mı vardı? 8 ay oynamadım.

◊ İspanyolca dersi alıyor musun?
- Almıyorum. Atletico Madrid’e geldiğimde biraz almıştım. Dersten sıkılıyorum. Dil konusunda sıkıntı çekmiyorum. İspanyolca ve biraz İngilizce konuşuyorum.

◊ Messi, Neymar, Suarez gibi futbolculara baktığında onların hayatlarıyla kendi hayatında benzerlikler kuruyor musun?
- Hepimizin yolculukları benzer.

◊ Onlar da havyar yiyerek büyümemişler değil mi?
- Kimse havyarla büyümemiş. Hepimizin hikayesinde benzerlikler var. Herkesin ama iyi bir özelliği var. Biri inatçı, biri çalışmayı çok seviyor, Biri inanılmaz lider, birinin konsantrasyonu çok iyi. Mutlaka çok iyi bir özellikleri var. Sahada insani özellikleri yaşatır zaten. Futbol hayat gibidir. Maç başlar. Yere düşersin, geriye düşersin, sarı kart görürsün, canın yanar.
Kaybetmeme duygusu, hırs… Dışarıda ortaya çıkartamadığın özelliklerini sahada ortaya çıkartırsın. Neden? Çünkü kazanmak uğruna olduğu zaman haklı bir sebebi olur. Hayatta belki birini itmek istemezsin ya da istersin ama uygulayamazsın. Ama sahada rakibi itersin.
Normalde iyi, güzel bir şeyi ben alayım dersin. Sen bir kadın olarak en iyi çantayı ben takayım demez misin. İtmez misin öteki kadını. İtersin. Saha işte topu kazanmak için bunu aleni yaparsın. İnsani duyguları sahada yaşayabilirsin. Arkadaşlarla tavla ya da kağıt oynarken mesela puan kağıdı hep bende durur. En hırslı benimdir ama asla adaletsizlik yapmam. Arkadaşlarımın hiçbiri oyun oynarken yanlış bir şey yapmazlar. Play Station oynarken bile haksızlık, adaletsizlik olmaz. Evimde öyle biri olsa küserim konuşmam.

İSPANYOLLARA GÖRE FUTBOLCULAR SPORCU, BiZDE TOPÇU YA DA GÖRMEMiŞ

◊ Türk futbolcularla yabancı futbolcuları karşılaştırdığında başarıyı sindirme açısından farklılıklar var mı?
- Halklar arasındaki sindirilmişlik sıkıntılı. Burada halk futbolcularına sporcu olarak bakıyor. Bizim halkımız sporcuya topçu, görmemiş gözüyle bakıyor. Ülkemizde oyuncu para kazanınca “ne kadar iyi” oluyor, futbolcu kazanınca görmemişlik oluyor. “Topçu Ferrari almış” diyorlar. Alacak tabii. Niye almasın? Parayı o kazanıyor. Holding sahibi değil, sokaktan gelmiş ve ailesine bakıyor. Ama gidip milyonlarca taraftarı olan kulübün 15 senelik oyuncusuna, mesela Sabri’ye (Sarıoğlu) laf ediyorsun. 15 senedir orada oynuyor, kimse demiyor Sabri orada nasıl oynuyor diye. Sabri’nin yaptığını hayatta 5 kişi yapmış. Sen bir bakacaksın Sabri bunu nasıl yapmış. Futbol dediğin şey neredeyse siyasetten daha fazla insanı etkiler hale geldi. Bizim sporcularımızın da zaman zaman hatası oluyordur ama burada önce sıkıntı halkta. Mesela programlardaki eleştiri seviyeleri de öyle. Sahadaki performansta bir sıkıntı olduğu zaman bütün dışarıdaki etkenleri çıkarıyorlar ortaya. Herkesin karısıyla kavgası olabilir, herkes sevgilisinden ayrılabilir. Bunlar çok doğal. Ama bunları bir problemmiş gibi taraftarın önüne atıyorlar.

SEN, SEN OLMAZSAN STARLIĞIN KALMAZ

◊ Danışmanının olduğunu söylemişsin…
- Bir danışmanlık şirketi ile çalışıyoruz. Giyim, basın, yaşam ve birçok konuya bakıyorlar. İyi bir proje hazırlığındayız. Ünlü insanlara ve sporculara danışmanlık vermek gibi bir hayalimiz var. Mesela ünlü bir tarihçi ile anlaşacağız, o tarihçi gelecek, futbolculara ve sanatçılara ofiste Yakın Türkiye Tarihi anlatacak. Sen sanatçı ya da futbolcu olarak yakın tarihi bileceksin.

◊ Danışmanların her dediğini yapıyor musun? Nasıl dengeliyorsunuz?
- Kendi özünden kaybetmiyorsun. Onların sana verdiği notları okuyup kendin gibi davranıyorsun. Sen, sen olmazsan starlığın kalmaz. Danışman sana şöyle yaparsan şöyle, böyle yaparsan böyle der. Bunun kararını kendin verirsin. Danışman senin karar mekanizman değildir. Onların önerdikleri bazı şeyleri yapıyorum bazılarını yapmıyorum. Ben böyleyim diyorum.

Arda Turan’ın A Takımı

KIRGINLIK

FATİH HOCA İLE MESELE BİTTİ

- Fatih Hoca ile ilgili konuda yanlış bir polemiğin içine girmiyorum. Ülkemizin milli takımının hocasıdır. Başımızın üzerinde yeri vardır. O görev verdiği sürece elimizden gelenin en iyisini yapacağız. Herhangi bir kırgınlığım ya da öyle bir düşüncem yok. Hepsi geçmişte kaldı.

KIZGINLIK

AFFEDERSEN AFFEDİLİRSİN

- Kırgınlıklarım geçti. Bir ayet var. Affederseniz affedilirsiniz diyor. Allah rızası için herkesi affettim. Zor ama böyle. Kuran’daki bazı ayetleri biliyorum ve okuyorum hepsini. Onları uygulayabildiğim kadar uyguluyorum. Günümüzdeki her Müslüman gibi. Dinle ilgili asla bir şov yapma halinde değilim. Kalplerdekini Allah bilir.

SEVGİ

GALATASARAYLI ARDA’YIM, FB’LİYİ SEVEBİLİRİM

- İnsanlar beni seviyor bana saygı duyuyor. Bu saygınlığı kaybetmenin hiçbir maddi değeri yok hayatta. Beni Fenerbahçelisi de Beşiktaşlısı da Trabzonsporlusu da çok seviyor. Ama benim camiam Galatasaraylı. Ben Galatasaraylı Arda’yım. İçeride her türlü rekabete varım ama dışarıda gider Beşiktaş’ı da desteklerim Fenerbahçe’yi de. Fenerbahçe’yi Madrid’deki kamplarında ziyaret ettim, Fenerbahçe TV’ye çıktım. Benim inandığım bir doğru varsa bunu uygularım. Ben iyi bir Galatasaraylıyım ve Fenerbahçe TV’de iyi bir Galatasaraylı olarak konuşabilirim. Fenerbahçe’de de çok sevdiğim dostlarım ve arkadaşlarım var.

BAŞARI

- Başarının sırrı çalışmak değil sevmektir. Eğer bir şeyi seversen onun için her şeyi yaparsın. Başarılı olmak istiyorsan her şeyini vermek zorundasın.

BAŞUCU KİTAPLARI

- Hz. Muhammed’in Hayatı (Martin Lings)
- Türklerin Tarihi (İlber Ortaylı)
- Muhammed Ali’nin Biyografisi
- Kanuni (Okay Tiryakioğlu)
- Federer (Chris Bowers)
- Babalar ve Oğullar (İvan Turgenyev)

BARSELONA ÖNERİLERİ

CAFELER

- Cafe Nomad
- Cafes el Magnifico
- La Roseto
- El Colectivo
- Onna Coffe

MÜZELER

- Sagrada Familia
- Katalonya Tarih Müzesi
- Denizcilik Müzesi
- Dali (Figueres) Müzesi
- Barcelona Modern Sanatlar Müzesi

ZEYTİNİM BAYRAMPAŞA'DAN

◊ Barselona’dayız ama zeytinimiz Bayrampaşa’dan, ev kalabalık. Dostların, kardeşin ve dayın yanında. İstanbul’da gibi hissediyorum...
- Sofra kalabalık olsun. Eş dost olsun. Başımın üstünde yeri var. Canımız çünkü onlar bizim. Hayat böyle güzel. Tek başıma ben ne yapayım her şeyi. Allah bana birçok şey vermiş. En sonunda biterse de her şeyin en güzelini yaşadık der biteriz.

ASLIHAN SORUSUNA YANIT

◊ Aslıhan Doğan’la ayrıldınız mı?
- Hayırlısı diyelim.

◊ Hayatın film yapılsa seni kimin canlandırmasını istersin?
- Kadir Doğulu olabilir. Kadir’i çok severim.

◊ Hayatınla ilgili yazılan kitapları onaylıyor musun?
- Hepsini onaylıyorum. Sabri Ugan yazdı bir tane. 9-15 yaş arası çocuklar için. Çok güzel masalsı bir hikayeydi. Çocukların hayallerini genişletebilecek bir kitap. Bir diğeri Atletico Madridli yazar Juanes Rodriguez’in yazdığı “Bayrampaşa’nın Dahisi” adlı bir kitaptı. İspanyolcadan Türkçeye çevrildi.

 

 ÖLÜMLER BENi ÇOK ÜZÜYOR

◊ Türkiye’de şu ara seni en çok ne üzüyor?
- Beşiktaş’taki hain saldırı ve Adana’daki yangın beni çok üzdü. Ölümlerin hepsi beni çok üzüyor. Halep’teki katliam da beni çok üzdü. Instagram hesabıma yeni fotoğraf koymuyorum sürekli o gözüksün diye. Dövizin artışı da üzücü. Fakir daha fakir, zengin daha zengin oluyor. Döviz kazanan biri olarak artış beni rahatsız ediyor. İnsanlar borçlanıyor. Allah kolaylık versin hepsine. İnşallah memleket daha iyiye gider.

◊ Van’daki bir hudut karakoluna ısıtıcı yollamışsın fakat TSK iade etmiş. Neden geri yollamışlar?
- Sosyal medyadan gelen mesajların çoğuna bizim çocuklar bakıyor. Biz asker kardeşlerimizin samimi isteklerine samimi bir cevap verdik. Türk Silahlı Kuvvetleri bizim başımızın tacıdır. Onlar neyi uygun görürse başımızın üzerinde yerleri var.

 

Yazının devamı...

2017 yeniden doğum ve şifalanma yılı

6 Aralık 2016

Alnımıza yazılı bir kader var elbette. Ve kaderin virajlı yollarında seçimler bizim irademize bağlı kılınmış...
Geçmiş yıllarda ülkemizle ve ünlülerle ilgili verdiği röportajlarda dikkat çekici tahminleri var Aslı'nın birebir yaşanan...
Evli ve iki çocuk annesi bu çıtı pıtı kadından çıkan sözlere şaşırmamak mümkün değil.
Bambaşka bir mesleği olan yakın arkadaşım Ayşe (Brav) vardır mesela. Kahve fincanına bakıp söyledikleri yıllardır beni şaşırtmaya hep devam eder.
Bazen rüyamda gördüm der, bazen sebepsiz başlar söylemeye.

◊ 2016 için ‘Evrenin intikam senesi’ olacak demişsin. Peki 2017 için?
- 2016, Türkiye ve dünya için zorlayıcı bir yıldı. Duaların ve istikrarın gücüyle ayakta kalacağız dedim ve öyle de oldu. 2017 sıkıntılı süreçlerin bittiği bir yıl olacak. Bu yılı doğum yılı olarak adlandırabiliriz. İlk 9 ayımız biraz sancılı geçebilir ama sonrasında toparlanma dönemine gireceğiz. Temmuz ayından sonra Türkiye için çok pozitif gelişmeler olacak. Şifalanma, barış, ekonomik krizin bitişi gibi konularda olumlu gelişmeler görüyorum. Eylülden sonra bütün dünyanın gözü Türkiye’de olacak.

◊ Terör olayları sizce ne durumda olacak?
- Geçmiş yıllardaki gibi korkutucu ve ürkütücü olmayacak. PKK ve IŞİD ciddi anlamda kan kaybedecek. Irak’ta yeni bir örgüt kurulabilir. Bu yeni örgütüne ve sınırdaki diğer komşularımıza dikkat etmeliyiz.

◊ Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz sence ne olur?
- Avrupa Birliği kalacak mı demek daha doğru olur. İki büyük devlet Avrupa Birliği’nden ayrılacak ve çok büyük sarsılmalar yaşanacak. Avrupa Birliği’ni 2017 yılında büyük sorunlar bekliyor.

◊ Türkiye’ye başkanlık sisteminin gelip gelmeyeceğiyle ilgili ne düşünüyorsun?
- Başkanlık sistemi gelecek ve bu Türkiye için çok hayırlı olacak. Yeni anayasanın birkaç maddesinde değişim olacak. En az üç parti anayasa konusunda uzlaşacak.

◊ İktidar ve muhalefet partilerinden değişecek liderler olabilir mi?
- Geçen sene de söyledim gerçekleşmedi. Bu seneye aksamış olabilir. Bazı partilerde değişim ve istifalar söz konusu. Hatta yeni bir partinin kurulması da gündeme gelebilir. Dünya liderlerinden birine suikast düzenlenebilir. Biri de ciddi bir sağlık problemi yaşayacak.

◊ Tutuklu milletvekili ve gazeteciler açısından nasıl bir yıl olacak sence?
- Ocak ayında ilginç isimler tahliye olacak. Mart ayında ise siyasi anlamda yeni cezalar, siyasi yasaklar gündeme gelecek. Bir grup insan daha cezaevine girebilir.

EVREN BAZI ŞEYLERİ ÇÖZÜME ULAŞSIN DİYE GÖZÜMÜZE SOKAR

◊ Cinsel istismar, kadın cinayetleri gibi vahim olaylar azalacak mı sence?
- Bu olayların şiddeti artacak. Aynı zamanda hayvanlara karşı da şiddet iyice çoğalacak. Ama bu şiddetin artmasıyla farkındalık da o kadar artacak. Dünya bunun üzerinde olumlu çalışmalar yapacak. Evren bazı şeyler çözüme ulaşsın diye olayları gözümüze sokar. Bu olayların çözülmesi gerektiği için bunları yaşıyoruz.

◊ Toplumu derinden sarsacak olaylar öngörüyor musun?
- Bu sene toplumumuzun en önemli olaylarından biri ahlaki çöküş. Dünyada, buna Türkiye’de dahil sekiz önemli siyasetçi ve starın mahrem görüntüleri ortaya çıkabilir.

◊ Peki Türkiye’de barış?
- Türk-Kürt kardeşliği görüyorum. Başkanlık sistemi buna büyük fayda sağlayacak.

◊ İdam cezası gündeme gelebilir mi?
- İdam cezasının geri geleceğini sanmıyorum.

AMERİKA İSYANLAR ÜLKESİ OLARAK ADLANDIRILACAK

◊ Donald Trump’ın başkanlığı ABD’de ve dünyada dengeleri sence nasıl değiştirir?
- Trump’ın gelmesiyle Amerika kendi iç meselelerine dönecek. Ortadoğu’dan biraz uzaklaşacak ve bu bizim işimize yarayacak. Trump ikilemleri olan bir yönetici. Bu sebepten dolayı eyaletler arası fikir ayrılıkları olacak. Büyük protestolar ve isyanlar bekliyorum. Bölünmeler olacak. Özgürlükler ülkesi olan Amerika isyanlar ülkesi olarak adlandırılmaya başlanacak. Yedi eyalette ciddi sorunlar, siyah-beyaz çatışmaları yaşanabilir.

DOKUZ AY SONRA EKONOMiK KRiZ BiTECEK 

◊ Geçen sene verdiğin röportajda Dolar ve Euro’nun artışını tam tutturmuşsun. 2017’de yükselişleri devam edecek mi?
- Ekonomistlerin dediği gibi 4’leri, 5’leri bulmayacak. Bu dönemden sonra çok fazla bir artışı olmayacak. İstikrarını koruyacak. En fazla 3.90’a çıkar. Ekonomi üzerine açıklamalar yapan FED son dönemini yaşıyor. Bir daha açıklamada bulunamayacak.

◊ 2017 yılında büyük bir ekonomik kriz bekleniyor mu?
- Şu anda kriz var. Dokuz ay kadar daha böyle bir durumu yaşayacağız ama ondan sonra Türkiye için olumlu bir gidişat olacak. Bu seneyi geçtiğimiz yıllar gibi görmüyorum.

DEPREM OLACAK

◊ İstanbul depremi ile ilgili bir öngörün var mı? Ya da dünyada?
- İlk ayda 6 ayda Marmara’da bir deprem olacak ama çok yıkıcı olmayacak. Endonezya’da ve iki tane adada yıkıcı depremler olacak ama ülkemizde böyle bir durum beklemiyorum.

◊ Havayolu ya da ulaşım kazaları gibi durumlar bekliyor musun?
- Dünyada üç büyük havayolu şirketinde çok büyük güvenlik zafiyeti sorunları yaşanacak. Buna kaçırılma da kaza da dahil. Bazı büyük havayolu şirketleri kapanma kararı alabilir.

◊ Küresel ısınma şiddetini artıracak mı?
- Maalesef artacak. Barajlarla ilgili su sıkıntıları gündeme gelebilir. Bunun dışında su ile ilgili deniz taşımacılığında illegal olaylar ortaya çıkacak.

EN BÜYÜK SIKINTIYI ATLATTIK

◊ Toplum olarak ne zaman huzura kavuşacağız?
- Bence en büyük sıkıntıyı atlattık zaten. Bundan sonra şifalanmaya, iyileşmeye gidiyoruz.

DİKKAT

◊ Uzun süredir anne-baba olmak isteyen çiftler bu sene amaçlarına ulaşabilir. Çocuğu olmayan aileler bu sene bir kez daha tüp bebek deneyebilir. Unutmayın bu sene yeniden doğum yılı!
◊ Sevmek, bağışlamak, affetmek. Dünyanın şifresi bu!
◊ Bu sene ateşin gücünü göreceğiz. Yangınlar, elektrik aksamlarından çıkan yangınlar adından söz ettirecekler. Aladağ’daki yangına bakın. Seneye yangınla girdiğimizin göstergesi.
◊ Tarihi bir yazı şekli ortaya çıkacak.
◊ 7 Uyuyanlar ve Selçuk Harabeleri ile ilgili değişik haberler gündeme gelebilir.
◊ Arkeolojik bir kazıda yeni bir buluntu ortaya çıkacak.
◊ Yeni bir hayvan türü kalıntıları bulunabilir.
◊ Biyolojik ve nükleer savaşlar bu sene yine gündemde.
◊ Sudan gelen salgın hastalıklara dikkat etmeliyiz.
◊ Teknoloji hepimizi mahvedecek. Birilerinin teknolojiye dur demesi gerekiyor. Sanal dünya ile ilgili sorun yaşanacak. İnternet üzerinden hırsızlıklar, dolandırılmalar söz konusu olabilir.

2017 YILINDA BURÇLARI NELER BEKLİYOR?

Koç: Bu sene fedakarlık yapma yılı. Nisan ayından sonra ektiklerini biçecekleri bir döneme girecekler. Aşklarını doyasıya yaşayacaklar.
Önerim: Neden, niçin ve ne kadar sorularını kendilerine sormalılar. Damlaya damlaya göl olur.
Boğa: Kalıplarını yıkacakları bir dönem. Deneyip, isteyip ama yapamadıkları tüm hayallerini hayata geçirmek için çok doğru bir sene.
Önerim: Eylül ayını bekle ve gör. Haklı olduğumu deneyimleyeceksin.
İkizler: Geçmişe sakın geri dönme. Bu sene duygularınla yüzleşme yılı. Sinir sistemi hastalıklarına dikkat etmende fayda var.
Önerim: Eskiye rağbet olsaydı bit pazarına nur yağardı.
Yengeç: Bu sene kuşkuya, kıskançlığa yer vermez ve sadece inanırsan yoğun bir aşk seninle. Bağımlılıklarınızdan kurtulma yılı.
Önerim: Kendini rüzgarın yönüne bırak.
Aslan: Özün, sözün, ruhun, bedenin ve zekanın doyabileceği bir yıl seni bekliyor. Bütünleşiyorsun. Yaratıcılığını durdurma.
Önerim: Susma, konuş, iste, seni duysunlar.
Başak: Bu sene paraya doyacaksın ve bol bol tatil yapacaksın.
Önerim: Aşka inan sana gelsin.
Terazi: Eski dosttan düşman olmaz. Yeni bir iş veya yeni bir ev, hayatını değiştirebilir. Aşkta ikileme düşme, çıkmakta zorlanabilirsin.
Önerim: Riske gir ortak ol.
Akrep: Napolyon’un dediği gibi; para, para, para. Sabrın sonu selamet sözü bu sene sana söylenir. Aşk ve para dolu bir yıl olacak.
Önerim: Sadece iste gelsin.
Yay: Yurtdışı, yeni sosyal çevre ve medya bu sene sana hizmet edecek. Eski aşklar gündeme gelecek.
Önerim: Anne- baba olmak isteyen Yaylar, bu sene sizin yılınız.
Oğlak: Her şerde bir hayır vardır. Direnme, biraz sakin ol. Buna ihtiyacın var.
Önerim: Eski sen olmayacaksın. Yeni haline alışmalısın.
Kova: Aşkta değişimlere hazırlıklı olmalısın. Kendini ve kendine yakışanı bulma yılın. Para evinde sürpriz gelişmeler var.
Önerim: Sürprizlere açık ol.
Balık: Dostluklarınla sınandın, artık geçti. Artık partner sensin. Yönet, kazan, kazandır. Aşkın kollarına kendini bırakmalısın bu yıl.
Önerim: Artık kendini düşün.

2017’de SANAT DÜNYASI

İbrahim Tatlıses:
“Aslan gibi geri döndüm” diyerek tekrar sesini duyurabilir. Oğlu İdo’yla da olabilir, bir düet yapacak.

Cem Yılmaz:
Beş yıldızlı pekiyi diyorum. Deneyimlemek isteyip cesaret edemediği, acemi şansı diye düşündüğü işlerini gerçekleştirecek. Çok önemli bir film senaryosuyla gündeme oturacak. Onun için harika bir yıl olacak.

Ebru Gündeş-Reza Zarrab:
Boşanmayacaklar. Reza Zarrab’ın dünyada emsali görülmemiş bir davası olacak. Ülkeler arası bir anlaşma ile geri dönebilir.

Deniz Seki:
Geçen sene kitap yazacak dedim ve yazdı. Bu sene hapisten çıkacak. Temmuz ve eylül ayında hayatıyla ilgili çok büyük sürprizler var. Evlilik ya da yeni bir albüm olabilir. Cezaevinden çok donanımlı olarak çıkacak.

Ayşe Hatun Önal:
Onun için geçen sene bir dünya yıldızı ile düet yapacak demiştim ve Ricky Martin ile düet yaptı. Bu sene önemli bir reklam filminde oynayacak.

Demet Akalın:
Zirveye tırmanışına devam edecek. Dini yolculuklara ve vakıf işlerine yönelecek.

Burak Özçivit:
Bir sinema filmi ile karşımıza çıkacak. Sağlığı ile ilgili uyarıyorum. Aşırı yorgunluk ve stresten uzak dursun.

Hülya Avşar:
En verimli dönemini yaşayacak. En az iki önemli projede adından söz ettirecek. Geçmişte yaptığı bir işi yeniden yapabilir. Gizli bir ilişkisi var ve bu sene ortaya çıkacak. Dedikodulara sert bir üslupla yanıt verecek.

Bergüzar Korel- Halit Ergenç:
Geçen sene birlikte bir projede oynayacaklar demiştim. Bu proje bittikten sonra inzivaya çekilecekler. Yurtdışından vatandaşlık alabilir ya da orada yaşayabilirler. Yurtdışında bir yatırım yapacaklar. Halit Ergenç yurtdışından döndükten sonra kendi yazdığı bir senaryo ile patlama yaşayacak. Mayıs ve haziran ayları çift için çok önemli.

Tarkan:
Bir süre Almanya’da yaşayacak. Biraz hanımköylü olacak diyebiliriz. Bu sene baba olarak karşımıza çıkabilir.
Sıla: Sene sonuna doğru bir albüm yapacak. Nostaljik şarkılar söyleyecek. Zor zamanlar geçirdi ama bu sene çıkışı yakalıyor.

Sinem Kobal- Kenan İmirzalıoğlu:
Evliliklerini iyi görmüyorum. Kara bulutlar dolaşıyor diyebiliriz.

Kıvanç Tatlıtuğ- Başak Dizer:
Bilmediğimiz huzursuzluklar olabilir.

Arda Turan:
Reddedemeyeceği bir teklif alacak. Bu teklif Türkiye’den de olabilir yurtdışından da. Eğer yurtdışında kalırsa zararlı bir şekilde geri döner. Dönmesi hayrına diyebiliriz. Geçmişte aşk yaşadığı bir sevgilisine geri dönebilir.

Serenay Sarıkaya:
Kerem Bürsin ile sonları yok. Ayrılık yaşayacaklar ama bu Serenay için daha hayırlı olacak. Yurtdışında yabancı bir aktörle bir filmde ya da dizide oynayabilir.

Mahsun Kırmızıgül:
Yeni projesi çok iyi olacak. Bir ödül alacak. Bir çocuğu daha olabilir.

Yılmaz Erdoğan:
İşinde daha da güçlenecek. Yurtdışında bir okul açıp oyuncu yetiştirebilir. Bir de ödülü var.

Meryem Uzerli:
Çok iyi bir projeyle geri dönecek. Geçen senelerde Muhteşem Yüzyıl’dan dizi bitmeden ayrılacağını söylemiştim. Bir sinema filmi daha yapacak.

Gülben Ergen:
Keyifli bir döneme giriyorsun. İleride siyasete atılacaksın. Resmi kapı görüyorum.

İnsanlar en çok iş ve aşkı soruyor

◊ Birçok şeyi tahmin edebiliyor olmak özel hayatında zor olmuyor mu?
- Olmuyor çünkü bununla yaşamaya alıştım. Bunu taşıyamayacak insana Allah böyle bir meziyeti vermez diye düşünüyorum. Kendimle ve yakın çevremle ilgili çok fazla odaklanmak istemiyorum. Ben spiritüel danışmanım. Ama buna altıncı his, manevi göz, duru görü veya gönül gözü açıklığı da diyebilirsiniz.

◊ Bu özelliğini kaç yaşında fark ettin?
- 8 yaşında. Biz dört kız kardeşiz ve dördümüzün de hisleri çok kuvvetli. Mevlana torunuyuz.

◊ Mesela çocuklarının okul sınavından kaç alacağını bilebiliyor musun?
- Sordukları zaman söylüyorum. Ama bazen hoşlarına gitmiyor ve “Bir daha sana sormayacağız anne” diyorlar. Sonra benim söylediğim sonuç geliyor ve tekrar soruyorlar.

◊ Eşin seni aldatamaz değil mi? Tahmin edebilirsin...
- Odaklanırsam tahmin edebilirim. Aldatamaz demem, büyük bir iddia olur. Aldatabilir, herkes hata yapabilir. Ben insanları çok seviyorum ve çok affediciyim. Benimle geçinmek çok zor değil diye düşünüyorum. İnsanları olduğu gibi kabul etmeyi seviyorum.

◊ İnsanlar en çok neleri öğrenmek istiyor?
- İş, aşk ve ekonomik durumlarını öğrenmek istiyorlar. Hepimizin içinde inanç ve merak duygusu var. İnsanların öğrenme isteğinin bu yüzden olduğunu düşünüyorum.

◊ Hislerinin kendin için zararlı olduğunu düşünüyor musun?
- Zaman zaman düşünüyorum. Bazı konuları bilerek yaşamak sıkıntı verici bir şey. Olumlu açıdan bakmak istiyorum. Ben ancak Allah’ın bana izin verdiği ölçüde mesaj ya da bilgi verebilirim. Onun dışında bir şeye sebep değilse söyleyemem. Allah nasip etmez diye düşünüyorum. Hiçbir iddiam yok.

 

 

 

Yazının devamı...

Kızım bana annelik yapıyor

29 Kasım 2016

Anneme sarılıp uyumayı çok isterdim diyen bir genç kız, Yağmur...
Kızıma sevdiği yemekleri yapmak isterdim diyen bir anne, Emine Hanım.
Bir anne-kızın hikayesine konuğum bu hafta...
Annesine annelik yapan bir evlat Yağmur. Birbirlerinden başka kimseleri olmayan kader arkadaşı onlar...
Yatağa bağımlı olarak yaşayan annesine 12 yaşından beri evde bakmak zorunda olan bu evladın gözlerinde hem derin bir hüzün hem de yaşının gerekliliklerini yaşamamanın verdiği bir burukluk var. Bir de annelik...
Peki ya anne... Nasıl gerçek bir hanımefendi...
Bir o kadar da mahcup ve şükreden, bir buruk anne. Ne çok şeyden şikayet ediyoruz. Ne çok şeye sahibiz aslında ve ne hikayeler var size duyurmam gereken... Bu anne ve kızın yükünü hafifletebiliriz.
Belki bir hasta bakan buluruz da Yağmur bir saat arkadaşlarını görür... Belki yaşamlarını daha güzelleştiririz. Bir okuyun bakalım...


Fotoğraflar: Emre YUNUSOĞLU 

* Yağmur kaç yaşındasın? Okula gidiyor musun?
- 22 yaşındayım. Annemin hastalığından dolayı okulu uzun zaman önce bırakmak zorunda kaldım. Şu anda Açıköğretim’den liseye devam etmeye çalışıyorum.

* Üniversiteye gitme hayalin var mı?

- Liseyi bitirebilirsem üniversite eğitimi almak isterim. Hem annemin bakımı hem de ev işleri çok zor oluyor.

* Kaç yaşından beri annenin bakımını üstleniyorsun?

- Annem ben 12 yaşındayken kaza geçirdi. Yaşım küçük olduğu için o zamanlar her şeyiyle ben ilgilenemiyordum. Dedem yardım ediyordu. Son 5 senedir her şeyi benim üzerimde. Dedem artık yaşlandı ve yardım edemiyor.

* Kazanın olduğu zamanı hatırlıyor musun?

- Annemin trafik kazası geçirdiği arabanın içinde ben yoktum. Annem kazadan sonra 5-6 ay hastanede yattı. Kazayı bana babam geç söyledi. Annemin durumu ciddi olduğu için bana söylemek istememişler. Ben uzun süre annemden haber alamadım. Kötü bir şey mi oldu diye çekindiğimden soramıyordum. Annem en son ameliyatına girmeden önce beni aradı. “Merak etme ben tatile gidiyorum, döndüğümde seni alacağım” dedi. Kaza zamanı en son o zaman konuştuk. Sonrasında 5-6 ay hiç haber almadım. Bir gece babam “Annen kaza geçirdi, şu anda hastanede” dedi. Sonra hastaneye gittim ve annemi gördüm.


SAÇINI DA BEN TARIYORUM YEMEĞİNİ DE BEN YEDİRİYORUM

* Anneni gördüğünde ne hissettin?
- O an çok iyi şeyler hissedemedim. Çünkü annem dış görünüşü nedeniyle bambaşka bir insan olmuştu. Tanıyamadım, “Bu benim annem mi” dedim. Boyundan ameliyat olacağı için saçlarını kazımışlardı. Çok zayıflamıştı.

* Annenin hastalığından sonra sana kim baktı?

- Babaannemler. Birkaç yıl onlarla birlikte yaşadım. O zaman anneme dedem bakıyordu. Ben hafta sonları dedeme yardım etmeye ve annemi görmeye gidiyordum. Ben kendimi toparlayınca, büyüyünce temelli olarak annemin yanına geldim ve tüm bakımını üstlendim.

* Annenin bütün ihtiyaçlarını karşıladığını söyledin. Nedir onlar?

- Suyunu ben veriyorum. Altını değiştiriyorum. Sonda takılı, idrarını boşaltıyorum. Yemeğini ben hazırlıyorum. Saçını tarıyorum. Aspirasyon makinesi var. Sürekli tıkanıyor. Onu düzenli olarak temizleyip hazırlıyorum. Annem boğazından nefes alıyor. Makine tıkandığı zaman Allah korusun nefesi kesiliyor ve o yüzden sürekli annemin başında olmak zorundayım.

* Geceleri ne yapıyorsun?

- Annemin yanında zili var. Benim odamda da var. Zile bastığında hemen kalkıyorum.

* Seni bütün bunların içinde en çok ne zorluyor?

- Çarşafını değiştirirken çok zorlanıyorum. Sürekli yattığı için sırtı yara oluyor. Yan çevirmem gerekiyor. Belim ağrıyor.

* Akrabalarınız ya da yakınlarınızdan sana destek olan kimse yok mu?

- Akrabalarımız var ama pek bir yardımları olmuyor açıkçası. Herkesin evi ayrı diyorlar. Annemle babam ben küçükken ayrıldı. Ben tek çocuğum. Babam arada sırada gelip bana yardım ediyor. Eskiden Bornova tarafında oturuyorduk. Teyzem de bize yakın oturuyordu. Bana yardım ediyordu. Ama oradan çok uzağa taşındık ve şimdi eskisi gibi gelmesi mümkün olmuyor.


 

12 YAŞINDA ÇOCUKLUKTAN ÇIKTIM

* Çocukluğuna gitsek neleri hatırlarsın?
- Annem hasta olmadan önce çok mutlu bir çocuktum. Annem ve babam kazadan önce boşanmıştı. Onlar boşandıktan sonra da mutluydum. Ta ki kazaya kadar. 12 yaşında çocukluktan çıktım. O yaştan sonra birçok şeyi yapamadım. Tamamen hayatım değişti. Anneme en çok ihtiyacım olduğu dönemde annesiz kaldım gibi bir şey oldu. Her şeye rağmen çok şükür daha kötüsü de olabilirdi. Ayda bir kez babam geldiğinde ben dışarı çıkıyorum. Ama hiç içime sinmiyor. Dışarıda olduğumda anneme sürekli “İyi misin, bir sorun var mı?” diye mesaj atıyorum. Annem başparmağıyla mesaj yazabiliyor. Zaten ayda bir kez çıkıyorum onun dışında hep evdeyim.


 

ANNEME SARILIP UYUMAYI ÇOK İSTERDİM

* Babandan yeteri kadar destek görüyor musun?
- Görüyorum. Çok anlayışlı bir insan.
Ama bir baba, annenin, bir anne de babanın yerini tutamaz. İkisinin yeri çok ayrı.

* Annen sağlıklı olsaydı onunla en çok ne yapmak isterdin?

- Sarılıp uyumak isterdim. Ya da annemle kol kola, diğer arkadaşlarımın anneleriyle dolaştığı gibi dolaşmak isterdim. Annemle zamanımı doya doya geçiremedim. Aslında çok sitem etmiyorum. Duygularımı dışarıya yansıtmamak için de hep kendi içimde yaşıyorum. Bazen çok bunaldığım dönemler oluyor. Annemle dertleşiyoruz.

* Hayalin var mı?

- Tek hayalim annemin iyileşmesi. Bunun dışında herkes gibi normal bir hayatımın olmasını ve bir mesleğimin olmasını isterdim. Okuyabilseydim veteriner olurdum.
Hayvanları çok seviyorum.



KÖK HÜCRE TEDAVİSİYLE İYİLEŞMEK İSTİYORUM

* Emine Hanım kazayı hatırlıyor musunuz? Nasıl oldu?
- Arkadaşımın arabasındaydım. Önde oturuyordum. Emniyet kemerim takılı değildi. Arabanın ön camı kırıldı. Camdan dışarı fırladım. Kafa travması geçirdim. Bilincim gitti geldi. Uyandığımda beni ameliyata aldıklarını fark ettim. Meğer 1 hafta uyutmuşlar. O bir haftaya dair hiçbir şey hatırlamıyorum. Kızımla konuşmak istiyorum dedim.
Hemen Yağmur’u aradım. Onun anlattığı gibi “Tatile gittim ama geleceğim ve seni alacağım” dedim. Babasına ve teyzesine Yağmur’a kazayı söylememelerini tembih ettim.

* Kazayı yapan arkadaşınız sonrasında size destek oldu mu?

- İki sene bakıcı tuttu şikayetçi olmayayım diye. Masraflarını o karşılıyordu. Ben arkadaşım diye şikayetçi olmadım. O zaman düşünemedim böyle olacağını. İki senenin sonunda şikayetçi olmayacağımı anlayınca bakıcı masraflarını karşılamadı.

* O dönem çalışıyor muydunuz?

- Kazanın olduğu zaman çalışmıyordum ama ondan önce bir tekstil firmasında sekreterlik yapıyordum.

* Kızınızın size bakması nasıl bir duygu?

- Kızım benim annem oldu. Benim ona annelik yapıyor olmam gerekirken o bana annelik yapıyor. Beni yediriyor, içiyor, yıkıyor, saçımı tarıyor. Her şeyimle o ilgileniyor. Allah ondan razı olsun.

* Yağmur şu anda aylık gelirinizin 900 lira olduğunu söyledi. Kazadan sonra karşı taraftan bakıcı masrafları dışında herhangi bir yardım almadınız mı?

- Kaza sigortasından 50 bin lira verdiler. O parayla şu an oturduğumuz evi aldık. 50 bin lirasını peşin ödedik. Ayda da 300 lira taksit ödüyoruz. Ayda 600 lira ile geçinmeye çalışıyoruz.

* Kaç senedir yatağa bağlı şekilde yaşıyorsunuz?

- 12 senedir bu yataktayım. İyileşmek istiyorum. Kök hücre tedavisi olmak ve kızımın üzerindeki yükleri almak istiyorum.

* Tekerlekli sandalye ile sizi dışarı çıkarıyorlar mı?

- Buraya taşınmadan önce kız kardeşim, babam ve Yağmur sayesinde haftada bir gün çıkabiliyordum. Burası kız kardeşimin evine çok uzak. Yağmur’un beni tek başına çıkarması çok zor. En az üç kişi lazım. O yüzden çıkamıyorum.

* Hastalığınız tam olarak nedir?

- Omurilik felci. Bazen diyorum ki belden aşağımı nasıl olsa hissetmiyorum, kessinler Yağmur’un çilesi bitsin.


 

ANNEMİN YENİ BİR YATAĞA İHTİYACI VAR

* Annen için gerekli herhangi bir ihtiyacınız var mı?
- Annemin yatağı eskidi. Özel hastanelerde olan son model hasta yataklarından olursa annemin sırtı bu kadar yara olmaz.
O yataklar kendi sağa ve sola döndürüyor.
Benim için de daha kolay olur.
Biz önceden Bornova tarafında oturduğumuz için Bornova Belediyesi’nin evde bakım hizmetinden yararlanıyorduk. Haftada bir gün annemin baştan aşağı tüm ihtiyaçları ile ilgileniyorlardı. Banyo yaptırıyorlardı, tırnaklarını kesiyorlardı.
O zaman bu kadar zorlanmıyordum. Hemşire de her hafta geliyordu. Kan alıp düzenli olarak tahlillerini takip ediyorlardı. Burası Menemen Belediyesi’ne bağlı ve burada evde bakım hizmeti yok.

* Annenin hastalığının tedavisi mümkün mü?

- Araştırdık ve yurtdışında kök hücre naklinin yapıldığını öğrendik.
Özellikle Almanya, Çin ve Amerika gibi ülkelerde yaygın olarak uygulanıyormuş.
Eğer annemin de yurtdışında tedavi olma şansı olursa iyileşme ihtimali var.
Türkiye’de kök hücre nakli henüz araştırma aşamasındaymış. Liv Hospital ile iletişime geçtik. Ama henüz bir gelişme yok.
Devletimizden ya da bir yardımseverden destek bekliyoruz.

 

İKİ SENE BOYUNCA ANNEMİ HER GÖRDÜĞÜMDE AĞLADIM

* Annenin yatağa bağlı olarak yaşayacağını ne zaman idrak ettin?
- Ben tatile gitti diye biliyordum. Şüpheleniyordum fakat konduramıyordum. Kötü bir şeylerin olduğunu hissediyordum. Annem hastaneden çıktıktan sonra iki sene boyunca annemi her gördüğümde ağlıyordum. Sonrasında yavaş yavaş kabullenmeye başladım.
* Bu olgunluğa nasıl eriştin?
- Kendi kendime. Aslında yaşayarak oldu.

 

AYLIK GELİRİMİZ 900 LİRA

* Nasıl geçiniyorsunuz?
- Annemin bakıcı ve engelli maaşı vardı. Sonra taşındığımız zaman adres değişikliği yapmadığımız için iki maaş da kesildi. Şimdi bir tanesi bağlandı ama diğerini bağlamıyorlar. Evde kişi sayısı azmış. Şu an sadece ayda 900 lira geçiniyoruz.
Çok acil bir şey olduğu zaman babam yardım etmeye çalışıyor.

 

 

Yazının devamı...

Kadın milletvekili sayısı artmalı

22 Kasım 2016

Erkek egemen bir Meclis’te kadın olmak nasıl bir duygudur diye merak ediyordum. Bunun üzerine uzun zamandır sosyal medya üzerinden takip ettiğim İlknur İnceöz ile tanışmak için Ankara'ya, Meclis’e gittim.
Randevu tarihimiz belirlenene dek telefon ve Whatsapp trafiğimizden hissettim ki AK Parti Grup Başkanvekili olsa bile İlknur Hanım doğal, güçlü bir kadın...
Samimi ve misafirperver biri. Aynı zamanda bir eş ve bir anne... Meclis’e girdiğimde erkek egemen bir yerde olduğumu ve gardımı aldığımı hissettim kendi kendime. Aynı duyguyu İlknur Hanım'ın da yaşadığını röportaj sırasında öğrendim. 
Onunla son dönemde artan şiddet olaylarını, Meclis’te yaşanan tartışmaları, annelikten gündelik hayata dair her şeyi konuştuk...


* Geçtiğimiz nisan ayında babanızı kaybetmişsiniz. Başınız sağ olsun. Nasıl bir baba-kız ilişkiniz vardı?
- Babamın hayatımda yeri çok farklıydı. Babam hayatımın her döneminde beni destekleyen insan olmuştur. Ne yapmak istediysem bana her zaman destek oldu. Bugün siyasette varsam burada babamın desteği çok önemli ölçüdedir.

* Aklınızda kalan en önemli desteği neydi?
- Nerede okumak istemişsem hep destek oldu. Bir babanın kız evladının yanında durması, maddi, manevi desteklemesi çok kıymetli. Çok iyi bir diyaloğumuz vardı. Belki çok fazla sarılamazdık ama duygularımızı başka türlü anlatırdık muhakkak. 




SİYASETE GİRMEMDE BABAMIN ETKİSİ 
ÇOK BÜYÜK

* Siyasete babanız sayesinde mi atıldınız?

- Aksaray’da büyüdüm. Üniversiteyi İstanbul’da okudum. Erkek kardeşim Avustralya’da yaşadığı için okulu bitirdikten sonra annemin “yakınımızda ol” talebiyle Aksaray’da serbest avukatlığa başladım. Savcı olmayı düşünüyordum ama Aksaray’da avukatlığa başladım. Ama bundan hiç pişman olmadım.

2001’de partimiz kurulduktan sonra hiçbir sıfatım olmaksızın partimizin kapısını çaldım ve seçimlerde çalışmak istediğimi söyledim. Kapı kapı dolaştık. Seçimden sonra AK Parti iktidara geldi. Daha sonra babam bana “Seçimlerde çok iyi çalıştın, eğer aktif siyaset yapmak istiyorsan bu yiğit adamın (Sayın Cumhurbaşkanımız Kurucu Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan) arkasında yürü ve asla çizgisinden ayrılma” dedi. Babamın aktif siyasete girmemde çok önemli bir etkisi oldu.

* Aksaray Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu’nun kuruluş çalışmalarında görev yaptınız. Sonrasında TBMM’de Kadın- Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyeliğinde bulundunuz. Aynı zamanda da Ak Parti Grup başkanvekilisiniz. Ülkemizde kadın-erkek eşitliği 2016 yılına yakışmayacakseviyede. Bu konu ile ilgili ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz?

- Avukat olduktan sonra baroda böyle bir komisyon kurulması için çalışmalarda bulundum. Böyle bir birimin olması çok mühim çünkü kadınlar bazen nereye başvuracaklarını bilmiyorlar. Kadın ve çocuk alanında insanları doğru yönlendirebilmek ve doğru bilgiyi vermek çok önemli. Son 10 yıla baktığınızda kadınlar ve çocuklar için inanılmaz işler yaptık. Burada şunu özellikle belirtmek istiyorum.

Biz burada kanunları yaparız, en iyi kanunları çıkarırız ama bunun toplumsal dönüşümünün gerçekleşmesi lazım. Toplumun bütün ayaklarının, dinamiklerinin harekete geçmesi gerek. Eski inanışların kırılması gerek. Bu noktada basının, medyanın çok önemli olduğu kanaatindeyim. Mesela şiddetle ilgili konularda dünyanın en iyi yasasını yapabilirsiniz. Ama bütün dinamikler aynı anda aynı hedefe doğru hareket etmediği sürece bir yerde başarılı olmanız tam manasıyla mümkün olmuyor. Toplumda topyekun zihinsel bir dönüşüm olmalı. Belki bunu ilkokul eğitiminden başlatmak lazım. Kadın, çocuk ve aile bütünlüğünün korunması bizim bütün çalışmalarımız içinde deklare ettiğimiz bir konu. Bu konuya böyle yaklaşmadığımız sürece, üzerimize düşeni ne kadar yaparsak yapalım sağlıklı sonuç almak çok mümkün olmayabilir.

* Devletin kadınları yeteri kadar koruduğunu düşünüyor musunuz?

- En son çıkarmış olduğumuz 6284 sayılı ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanunda ciddi düzenlemeler yaptık. Emniyet Teşkilatımızın kendi personelini gruplara ayırmaksuretiyle baştan itibaren belli alanlarda uzmanlaştırması gerektiğini söyledik. Bu şu an yapılıyor. Kadın ve çocuk konusunda. Ama bu bir tercih olmalı. Örneğin şiddete maruz kalan bir kadın Emniyet’e başvurduğunda ne yapacağını bilmesi gerekiyor. Kadın politikalarına gerçekten çok önem veriyoruz.

2007 yılında Aksaray’dan ilk milletvekili adayı olduğumda parti içinde bile “Aksaray’dan kadın milletvekili olur mu?” diyenler vardı. Bugün çok farklı bir noktadayız. Kadınlarımızın siyasi karar alma mekanizmalarında yer almasına Kurucu Genel Başkanımız, sayın Cumhurbaşkanımız çok ciddi destek veriyor.

* Ben mecliste daha fazla kadın milletvekili olmasını istiyorum. Siz? 550 milletvekilinin olduğu mecliste sadece 82 kadın vekil var. Bu sayı çok az…
- Ümit ediyorum ki bu sayı artmalı. Bu konuda son derece açık bir partiyiz. Aksaray ilinden dördüncü kez milletvekili olabilmem bunun bir örneği. Bu konu biraz da kadınların talebi ile alakalı. Aktif siyasete girmek isteyen bir kadın son derece talepkâr olmalı. Avrupa’ya ya da diğer ülkelere baktığınızda onlar da bu kademeleri çok kolay geçmedi. Hem kadın hem de gençlik kollarımızda genç kızlarımız var. Ve ciddi eğitimlerden geçiyorlar. Bunu niye önemsiyoruz; çünkü partinin ana kademelerinde, üst kurallarında ileride görev alacaklar. Siyaset yapmak sadece milletvekili demek değildir.
* 82 vekil sayısını siz de az buluyorsunuz değil mi?
- Elbette gönlümüz bunun daha fazla olmasını arzu eder. Ama alandaki yaşadıklarımıza baktığımızda bunun çok da azımsanmayacak bir sayı olduğunu belirtmek istiyorum.
* Meclis’in ağır ve gergin havası bir kadını nasıl etkiler? Meclis’e girdiğimde erkek egemen bir yerde olduğumu hissettim ve gardımı aldığımı hissettim. Sizde de oluyor mu bu?
- 2001 yılından beri siyasetin içindeyim. 15 yıl oldu. 2007 yılında milletvekili seçilmemle birlikte meclise geldim. Parlamento ve komisyon çalışmalarını olduğu zamanlarda buradayız. Parlamento ile ilgili dışarıda da görevlerimiz olabiliyor. Milletvekilinin hafta sonu yoktur. 7/24 büyük bir fedakarlıkla
yapılan bir görevdir. Zaman içinde vücut kendi kendine bahsettiğiniz mekanizmaları kuruyor.


Röportajın bir bölümünde İlknur İnceöz’ün kızı Sevdenur İnceöz de sohbete katıldı. 

ANNE SAKiN OL MECLİSTE DEĞiL EVDESiN

* Kızınıza sorayım. Annen eve geldiğinde “Anne mecliste değiliz evdeyiz,” dediğiniz oluyor mu?

- Sevdenur İnceöz: Oluyor. Zaman zaman “Sakin ol anne siyasette değilsin, evdesin” diyorum.

- İlknur İnceöz: “Anne artık evdesin, telefonları dışarıda konuşmuş olsan” da dediği oluyor. Ama dediğim gibi bu 7/24 yapılan bir görev. Gece çok ani bir şey olabilir ve telefon gelebilir. Sevdenur bu yaşam tarzına artık alıştı.

* Kızınızın en son ne zaman okul toplantısına gittiniz? Bu yoğun temponuzda her yere yetişebiliyor musunuz?

- İlknur İnceöz: Çoğunlukla babamız gidiyor. En son lise mezuniyet törenine katıldım.

- Sevdenur İnceöz: Evet ama zorla katıldı.

- İlknur İnceöz: O gün MYK toplantımız vardı. “Anneciğim bugün MYK toplantımız var” dedim.

Sevdenur “Nasıl yani gelmeyecek misin?” dedi. “İzin alıp gelmeye çalışacağım” dedim. Çok üzüldü. Sonra sayın Genel Başkanımıza söyledim. “Bunu söylemene bile gerek yok tabii ki oraya gitmen gerekiyor” dedi. Sonra ailece gittik. Sevdenur her ne kadar böyle dese de her zaman bana çok destek olmuştur. Çok anlayışlıdır.

EŞiM ÇOK DESTEK OLUYOR

*İlknur Hanım televizyonla aranız nasıl? Takip ettiğiniz diziler var mı?

- Dizi seyredemiyorum. Eve geç saatte gidiyorum ve ancak haber kanallarını takip edebiliyorum.

*Mesela pazara ya da alışverişe gidebiliyor musunuz?

- Uğruyorum. Eve erken gidebildiğim günlerde evin eksiklerini markete uğrayıp alıyorum. Yetişemediğim zamanlarda eşim ilgileniyor. Sağolsun, eşim sürekli destek olan biri.

*Sosyal hayatınızda neler yaptığınızı merak ediyorum…

- 3 yıl öncesine kadar sosyal anlamda kendime zaman ayırabiliyordum. Ama şu anda vakit ayırmakta biraz zorlanıyorum.


 

PARLAMENTONUN DiLi ÇOK KIRICI

* Erkek egemen meclis kadının dilini sertleştiriyor mu?

- Kendi adıma hukukçu olmamın da bunda etkisinin olduğu kanaatindeyim. Avukatken de kati ve keskin cümleler kurardık. Son döneme baktığımızda parlamentonun dilinin her geçen gün çok daha keskinleştiğini, çok kırıcı, toplum vicdanını yaralayıcı olduğunu özellikle belirtmek istiyorum. Bunda muhalefetin dilinin de çok etkisi var. Her konuşmamda bu dilin çok zararlı olduğunu, 79 milyonun parlamentoyu izlediğini muhakkak söylerim. Arkasından da çok ağır ithamlara karşı aynı sertlikle cevap vermek durumunda kalıyorum.

* Ak Parti Grup başkanvekilisiniz. Çoğunluğunun erkek olduğu bir grubu idare etmenin zorlukları neler?

- Çok iyi bir grubumuz var. Evde sabah kalktığınızda yaptığınız işler nasılsa benim için de bu iş öyle. Hayatımın bir parçası. Kendi grubunuzla aile gibi oluyorsunuz.

* Diyelim ki bir milletvekili yapmaması gereken bir konuşma/davranış yaptı. Uyarıyor musunuz?

- Öyle bir durum olduğunda elbette gereken şeyi söylüyoruz.

* Başkanlık sistemi olursa bir kadın başkan olması hayaliniz var mı?

- Tabi bunun önünde bir engel yok. Ama ilk olarak kurucu Genel Başkanımız ve sayın Cumhurbaşkanımızın başkan olmasını isteriz. Başkanlık sisteminin konuşulması, tartışılması ve ülkemizin geleceği, istikrarı açısından gelmesi son derece elzemdir. Çünkü kişiler fanidir ama sistemler bakidir. Bugün Avrupa’ya ya da Amerika’ya baktığınızda bu ülkeler bu sistem iyi olmasa tercih etmezlerdi. Başkanlık sistemi sadece sayın Cumhurbaşkanımızın meselesi değil ülkemizin meseledir. Milletin oyuyla seçilen Sayın Cumhurbaşkanımızı Başkan olarak görmeyi çok arzu ederim tabi ki.

ŞiDDETiN KABUL EDiLEBiLiR BiR TARAFI YOK

* Toplumda artan şiddet olaylarını tersine çevirmek için önerileriniz neler?

- Emniyet, yargı ve her kesimin zihinsel dönüşümü çok önemli. Yapılan filmler, reklam filmlerin bu noktada önemli olduğunu düşünüyorum. Sanatçılarımızın son derece önemli rol model olduklarını söyleyebilirim. Dolasıyla toplumun tüm dinamiklerinin hep birlikte hareket etmesi gerekli. Kadına karşı şiddet olayıyla karşılaştığımızda tüm teferruatıyla basında yer aldığını görüyoruz. Hem de televizyonlarda özendirici bir şekilde yayınlandığına şahit oluyoruz. Bunun başkalarının bilinçaltına işlediğine ve örnek alındığına tanık oldum. Yurtdışı basınında bu tür detaylar asla verilmez. Amerika’da 11 Eylül oldu binalar yıkıldı sonrasını görmedik. Amerikan medyası bunu yayınlamadı. Ardından 11 Eylül’ü efsaneleştiren, kayıplarını kahraman olarak anlatan filmler yaparak algı yönetimlerini gerçekleştirdiler. Biz bunun hep tersini gerçekleştiriyoruz. Hep negatif anlamda algılar üretiyoruz.

* Yakın çevrenizde şiddete tanık oldunuz mu?

- Direkt tanık olmadım. Ancak mesleki olarak girdiğim ceza davalarında pek çok olaya tanık oldum. Daha çok müşteki vekili olarak ceza davalarında taraf olduğum durumlar söz konusu oldu. Evliliklerde kişilerin ne yaşadığını bilmek mümkün değil. Şiddet nereden gelirse gelsin partimizi kurduğumuzda da söylediğimiz gibi “şiddete sıfır tolerans”. Şiddetin asla kabul edilebilir bir tarafı yok.

* Metrobüste Ayşegül Terzi’ye tekme atan saldırgan gözaltına alındı, serbest bırakıldı ardından tekrar gözaltına alındı tutuklandı. Sonra tekrar serbest bırakıldı. Ve en son tekrar tutuklandı. Geçtiğimiz günlerde üç buçuk yaşındaki Irmak’ın cansız bedeni Manisa’da bir bağda bulundu. Ve tecavüze uğradığı tespit edildi. Bu olaylarla ilgili ne düşünüyorsunuz?

- Irmak’ın anne ve babasına her şeyden önce Allah’tan sabır diliyorum. 3.5 yaşında masum çocuğumuza yapılanı bir insan, bir anne, bir kadın ve bir siyasetçi olarak asla kabul etmiyorum, lanetliyorum. Bu konularda iktidara geldiğimiz günden beri tavrımız nettir. Türk Ceza Kanunu’nda gerekli değişiklikler yapılmıştır. Faili, en ağır cezayla cezalandırılacaktır. Otobüsteki olay kesinlikle tasvip etmediğimiz ve son derece kınadığımız bir hadise. Ben siyasete girdiğim günden beri hiç kimsenin bir dayatması ile karşılaşmadım. Bu en karşı olduğum şeylerden biridir. Metrobüsteki saldırıyı o sebeple de şiddetle kınıyorum. Otobüsteki diğer yolcuların ifadelerinde “Karısı zannettik o yüzden karışmadık” gibi şeyler okudum ve bu sözler beni çok rahatsız etti. Böyle bir şey olabilir mi? Bu arada adaleti herkes için aynı oranda talep etmemiz gerekmekte. Her münferit olayda, olayın oluş şekline bakmak lazım. Biliyorsunuz 15 Temmuz gecesi, bir şortlu da selâ okuyan müezzine saldırdı.Ona da aynı tepkiyi verebilmeliyiz. Hem Ayşegül Terzi’ye hem de müezzine yapılan saldırıyı şiddetle kınıyorum.

* Bu konuların mecliste daha çok gündeme gelmesi gerekmiyor mu?

- Ülkemizin gündemi çok yoğun. Bazen bir gün içerisinde bile gündem birkaç kez değişebiliyor. Türkiye’nin gerçekten gündemi çok ağır. Çok zor ve kritik dönemlerden geçiyoruz. Yakın bir zamanda önceliklerimiz 15 Temmuz’a kadar farklıyken 15 Temmuz’dan sonra hepimizin gündemi değişti. 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan sabah biz ya vardık ya yoktuk. O anlamda çok zor dönemlerden geçiyoruz.


 

ANNEMLE GURUR DUYUYORUM

*Sevdenur, neler yapıyorsun?

- 18 yaşındayım. Bu sene üniversiteye başladım. Hukuk okuyorum.

*Annenin izinden gidiyorsun… Hukuk okumayı kendin mi istedin?

- Evet. Hatta annem hiç istemedi. Daha rahat olacağım bir meslek yapmamı istedi. Ama içimde varmış demek ki tercihim hukuk oldu.

*Annenin sana yeterince zaman ayıramadığından bahsettin… Babanla aranız nasıl?

- Annemi göremediğim zaman zaman sitem ediyorum ama onun işi bu. Yapmak zorunda olduğunu biliyorum. Onu anlıyorum. Babamla ben küçüklüğümden beri çok yakınız. Annem çok yoğun olduğu için babam daha çok vakit ayırıyor.

*Bir siyasetçinin kızı olmak nasıl bir duygu?

- Şu an annemin konumuna baktığım zaman bu benim için çok gurur verici. Annem Aksaray’ın ilk kadın milletvekili. Gerçekten örnek alınası bir şey.

 

 

Yazının devamı...

Bir iyilik masalı

15 Kasım 2016

Sinem ve Murat Asilcan, hayatlarını iyiliğe adamış, çocuklara her şeyin ücretsiz olduğu bir dünya yaratmış iki yardımsever... Yaptıklarını yakından görmek için onları Balat’taki 28 metrelik mini binalarında ziyaret ettim... 

İçerisi insana mutluluk ve huzur veren masal kitaplarını andırıyor… Oyuncaklar, hikaye kitapları, çocuk eşyaları… 
Aklınıza iyiliğe dair ne gelirse burada var. Sinem ve Murat buraya iyilik evi diyor. Çünkü burada çocuklara her şey bedava. 
Binanın girişindeki açık gardıroptan isteyen istediği kıyafetleri alabiliyor. 
Haftada 5 bin çocuk Paylaş Kurtul projesi sayesinde ihtiyaçlarını karşılıyor. 
Sayıları da her geçen gün artıyor..
Sonuna kadar desteklemeliyiz onları. 
Onlar yaşadıkça düzelecek dünya ve onlar yaşadıkça bitecek savaşlar... 
Büyük bir sevinçle okuyun bizi bu hafta....



* Murat ve Sinem, Hobbit House Balat’ın kuruluş amacı nedir?
- Murat Asilcan: Çocuklara her şeyin ücretsiz olduğu bir iyilik evi açalım istedik. Araştırdık ve ülkemizde böyle bir yerin olmadığını gördük. Ekonomik gücümüz yoktu, bir kredi aldık ve bu işe giriştik.
- Sinem Asilcan: Murat’la ben iki mülkiyetsiz insanız. Hiçbir şeyimiz yok hayatta. Hiç paramız da yoktu. Çocukların her şeyi ücretsiz alabileceği bir yer açmak hayalimizdi. Riskleri göze alıp kredilerle burayı kurduk.

* Nasıl geçiniyorsunuz?

- Murat: Geri dönüşümden. Sinem’le ben iki çılgın geri dönüşümcüyüz. Bit pazarlarından giyiniriz. Ben ressamım. Sinem, Bilgi Üniversitesi Sinema-Televizyon Bölümü mezunu. Ama hayatımızı geri dönüşümden idame ettiriyoruz. Geri dönüşümden aldığımız ürünler için “Sat Kurtul” diye bir proje geliştirdik. Ürünlerini satmak isteyen insanlardan bir komisyon alıyoruz ve öyle geçiniyoruz. 

* Sat Kurtul dışında bir de Paylaş Kurtul adında bir projeniz var. O nedir?

- Murat: Hayat paylaştıkça güzel fikrinden yola çıktık ve çocuklara her şeyin ücretsiz olduğu bir platform yarattık. Ayrıca sürdürülebilir dünyanın ilk geri dönüşüm projesi. Biz dernek ya da vakıf değiliz. Burada para yardımı ya da bunun gibi şeyler olmuyor. Bunun dışında şu anda bulunduğumuz Hobbit House ekolojik kahvaltı evimiz var. 

* Ekolojik kahvaltı evi ne demek?
- Sinem: Bünyesinde sosyal sorumluluk kimliğini de taşıyan, ekonomik dinamiğini üreten bir ev. Burası 28 metrekare. Ve bizim hayalimiz 28 metrekareden galaksiye uzanan, çocuklara her şeyin ücretsiz olacağı bir iyilik eviydi. Burada kahvaltı veriyoruz. Ve kahvaltıdan aldığımız ücreti çocuklara aktarıyoruz.



- Berfin: Elbise dağıtıyorlar, bize oyuncak veriyorlar. Buraya geldiğimde hem yardım ediyorum hem de elbise alıyorum.
- Beyza: Ben kitap ve okul malzemeleri alıyorum. Çantamı da buradan aldım. Boş zamanlarımda da gelip Murat Abi ve Sinem Abla’ya yardım 
ediyorum. 

HAFTADA 5000 ÇOCUK GİYDİRİYORUZ


* Haftada ortalama kaç çocuğa ulaşıyorsunuz?
- Murat: İnanılmaz bir sayıya ulaştık. Her hafta yaklaşık 5 bin çocuğumuzu ikinci elden giydiriyoruz, oyuncak, masal kitabı veriyoruz, karınlarını doyuruyoruz. 

* Çocuklarının karnını doyuruyoruz dediniz. Bunu nasıl finanse ediyorsunuz?

- Murat: Kendi bütçemizden. Bize yardım etmek isteyenler gelip kahvaltı yapıyor. Burada yapılan bir kahvaltı dışarıda bir çocuğu doyuruyor. Antalya’dan, Ankara’dan sırf kahvaltı yapmak için gelen iyilik melekleri var.

* Para bağışı kabul etmiyor musunuz?

- Murat: Hayır. Para bağışı yasak. Burayı çok büyük zorluklarla açtık. Kredilerimiz var ve ödemekte zorlanıyoruz. 85 bin lira borcumuz var. Bunun içinde dağıtım aracı almıştık onun kredisi de var. Bir kurum/kuruluş ya da hayırseverden bu noktada yardım bekliyoruz. Borçlarımızı bitirip daha çok çocuğa ulaşmak istiyoruz. Burası dünyada örneği olmayan biri. Bütün dünyada hakkımızda haberler, makaleler çıkıyor. Gerçekten çocukları çok seven birinden destek görmek istiyoruz.

* İnsanlar size ne gibi yardımlarda bulunabilir?

- Sinem: Temiz kıyafetler, oyuncaklar, masal ve öykü kitapları gönderebilirler. 
Erzak yollayabilirler. Çünkü çocuklara gıda göndermek istiyoruz. 
Bir de buraya gelip kahvaltı yaparak destek olabilirler. Burası iyilik evi ve buraya yardımda bulunanlar da iyilik melekleri. İnanın Tüm Türkiye’den kıyafet, oyuncak ya da kitap geliyor.

* İnsanların sizden nasıl haberi oldu?

- Sinem: Sosyal medyada bizimle ilgili çok fazla yorum yapılıyormuş. Biz takip edemiyoruz ama insanlar söylüyor. Buraya gelen herkes bizi sosyal medyadan paylaşıyor. 
Çok duygulu şeyler yazılıyormuş hakkımızda. Projemiz kendi kendine sürdürülebilir ve fenomen oldu. 

* En çok neye ihtiyacınız var?

- Murat: Buraya artık sığmıyoruz. Kıyafetlerin, oyuncakların ve gelen eşyaların tasnif edilmesi için büyük bir yere ihtiyacımız var. Bazen o kadar dolu oluyor ki gelenlere kahvaltı veremiyoruz. 
Daha büyük bir binamız olursa hem daha çok insana kahvaltı verebiliriz hem de girişinde çocuklara her şeyin ücretsiz olduğu bir dükkan açabiliriz. 

* Kira ödüyor musunuz?

- Murat: Evet. Bunun dışında elektrik, su ve az önce bahsettiğimiz gibi kredi ödüyoruz. 
Çok masraf ettiğimiz için uygun kiramız uygun.
Üç kamyon moloz çıktı buradan. Altı ayda eşimle birlikte yaptık. İçindeki bütün eşyaları geri dönüşümden aldık.

 

İyilik evi gönüllüleri

- Özlem: Konservatuvardan yeni mezun oldum. Tiyatrocuyum. Sinem ve Murat’la bir yıl oldu tanışalı. Boş olduğum her fırsatta onlara destek olmaya geliyorum. Bulaşık da yıkıyorum yerleri de siliyorum. 
- Mehmet Akif: İstanbul Teknik Üniversitesi İmalat Mühendisliği 2. Sınıf öğrencisiyim. Gönüllü olarak geliyorum. Dağıtımda ve temizlikte yardım ediyorum. 
- Erkan: Ben sosyal bilgiler öğretmeniyim. Gönüllü olarak birçok sosyal sorumluluk projesinde çalıştım. Murat’ların böyle bir şey yaptığını öğrenince hemen geldim. Bayramda palyaçoluk yaptım. Hayatımda geçirdiğim en güzel bayram oldu. Atanmayı bekliyorum. Boş olduğum her anda da burada olmaktan çok keyif alıyorum.


Fotoğraflar: Selçuk ŞAMİLOĞLU

 

KAHVALTIYA GELDİM, KENDİMİ BULAŞIK YIKARKEN BULDUM

* Ayşem Başoğlu (Şirket Sahibi): Bir arkadaşım Hobbit House’u sosyal medya görmüş ve bana söyledi. İş yerim buraya çok yakın olduğu için merak edip geldim. Bir şeyler getirdim. Murat’ı ve Sinem’i çok sevdim. Yaptıkları işin gönüllülüğüne ve tek başlarına bu kadar şey yapmalarına hayran kaldım. Ardından bir pazar günü kahvaltıya geldim. Sonra da işe giriştim. Bulaşık da yıkadım burada eşyaları tasnif etmelerine yardım da ettim. Etrafımdaki herkese söylüyorum. Ve insanlar artık sürekli bir şeyler yollamaya çalışıyor.  



  

23 YIL KiMLiKSiZ YAŞADIM, ONLAR SAYESiNDE KiMLiĞiM OLDU

* Şerafettin, Murat ve Sinem sayesinde bir evin olmuş… Hikayeni anlatır mısın?
-Şerafettin Denizliyim: Tekirdağlıyım. Romanım. Burada çalışıyorum. Çocuklara eşya ve yemek dağıtımında görevliyim. Dün Roman mahallesinde dağıtım yaptık. Ben 23 yıl kimliksiz yaşadım. Babam ben çocukken rahmetli oldu. Sonra da sokaklarda yaşamak zorunda kaldım. Murat Abi ve Sinem Abla ile tanıştıktan sonra hayatım değişti. Bana kimlik çıkarttılar. Ardından askere gittim. Askerden döndükten sonra bana bir ev tuttular. Sağ olsunlar kirasını onlar ödüyor. Şimdi de burada okuma-yazmayı öğreniyorum. 

* Sokaklarda yaşadığın dönemde nasıl hayatta kaldın? Kimler destek oldu?

Komşular yemek veriyordu. Su ve simit sattım. Kışları Eyüp Sultan’da yatardım. Hiçbir kötü alışkanlığım olmadı. Hastalanırdım komşular beni sevdiği için hastaneye götürürdü.

* Akrabaların ya da yakınlarından sana destek veren olmadı mı?

- Olmadı. Zor zamanlar geçirdim. Kendime sadece kendim destek oldum. Formülünü bilmiyorum ama gülmeyi çok seviyorum. Bir de şarkı söylemeyi.

* Hayatında affedemediğin kim var?

- Birçok insan var. Zamanla sevgi ve şefkatle affedebileceğimi düşünüyorum.


Çocukları ücretsiz olarak müzelere götürmek istiyoruz. Hayatında hiç müze görmeyen çocuklarımız var. Onlar için müzelerden destek bekliyoruz.
 

BİT PAZARINDA TANIŞIP EVLENDiLER

* Nasıl tanıştınız?
- Murat: Bit pazarında tanıştık. Ben bir takıya bakmak için eğildim. O sırada Sinem de aynı takıya eğilmiş. Orada tanıştık. Benim bir dönem sahafım vardı. Sinem’in de varmış. Onunla farklı zamanlarda çok benzer şeyler yapmışız.

* Neden herhangi bir yerde maaşlı olarak çalışmayı düşünmediniz?
- Murat: Çünkü felsefe olarak mülkiyetsizliği savunuyoruz. Örneğin hiçbir zaman kendimize ait bir evimizin olmasını istemiyoruz. Bu insanı yerleşik düzene bağlıyor. Biz biraz farklı düşünüyoruz. Ömrümüzü iyilikler yaparak yollarda tamamlamak istiyoruz.


TÜRKİYE’NİN BÜTÜN YOKSUL KÖYLERİ DOLAŞIP ÇOCUKLARI GİYDİRMEK İSTİYORUZ

* En büyük hayaliniz ne? 
- Sinem: Paylaş Kurtul’u gezici olarak yapıp yollara düşmek istiyoruz. Türkiye’nin bütün yoksul köylerine gidip, çocukları geri dönüşümden giydirmek, kitap vermek ve oyuncak dağıtmak istiyoruz. Onlara geri dönüşümü anlatmak istiyoruz. 
Bu yaz Bademler Köyü’ne gittik. Dağıtım yaptık ve orayı çok sevdik. Onlar da bizi çok sevdi. Orada ekolojik çocuk köyü projesi geliştirmek istiyoruz. 


AİLEMİZİN GÖZÜNDE ÇER ÇÖPLE UĞRAŞAN İKİ HİPPİYİZ

* Aileleriniz ne diyor tüm bunlara?
- Sinem: Ailelerimiz modern insanlar. Destek oluyorlar. 
- Murat: Onların gözünde çer çöple uğraşan iki hippiyiz. Sadece parasız olmamızla ilgili bir kaygıları var. Benim sigortam yok mesela. Ama örneğin benim için Şerafettin daha önemli. Bu ülkede umut var, iyilik melekleri var. İyilik yapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.

 

Fazlanız varsa verin, başka insanları sevindirelim

* Başka ne gibi etkinlikleriniz var?
- Murat: Her bayramda yetim çocuklara bayram yeri kutlaması yapıyoruz. Onlara trompet çalıyoruz, oyunlar oynuyoruz. Geçen sene çocuklar için içinde hiç para geçmeyen bir festival yaptık. Bu sene Fatih Belediyesi bizimle birlikte bu festivali yapmak istiyor.

* Mesela trompet çalıyoruz dedin. Onu nereden buluyorsunuz?
-Murat: Paramız yok, bize trompet yollayacak yürekli biri var mı diyoruz ve bizim gibi bir deli çıkıp geliyor. Sosyal medyadan böyle çağrılar yapıyoruz. Börek lazım diyoruz bir yardımsever alıp geliyor. Korkuluk olur musun dediğimiz bir teyze bile oldu. Çocukları sevindirmek için insanlar ellerinden geleni yapıyor. 

* Buraya kıyafet getiren insanlara çocuklara siz giydirin dediğinize tanık oldum…
-Murat: Aslında amacımız tam da bu. İyilik melekleri yaratmak. Bu sinerjinin bütün mahallelere yayılması. 9 mahallede Paylaş Kurtul gardıropları kuruldu. Hem de sivil olarak. İnsanlar kendi kendilerine sivil bir dayanışma içine girmeye başladı. Bu da bahsettiğimiz gibi bizim en çok istediğimiz şeylerden biriydi. Bunun yaygınlaşmasını istiyoruz.
- Sinem: Fazlanız varsa verin. Hem eviniz rahatlar hem de başka insanlar sevinir. Biz insanlara fazlanız varsa kapıcınıza vermeyin onlar artık doydu, gerçekten ihtiyacı olan insanlara verin diyoruz. 500 liraya çocuğunuza bir oyuncak aldınız. Ama kırıldı. Atmayın. Onu bize yollayın. Ya da kullanmadığınız oyuncukları, giysileri. Paylaşma kültürünün yeniden hatırlanmasını istiyoruz.

 

 

 

 

 

 

Yazının devamı...

Erkek eğitilmezse şiddet bitmez

8 Kasım 2016

Nevzat Tarhan ekranda gündüz kuşağı programları yaptığım zamanlarda sıkça konuk olarak ağırladığım kıymetli bir hocam. Kitaplarını büyük bir zevkle okuduğum, sevdiğim, saydığım bir büyüğüm...
Toplumca ondan, birikimlerinden, tecrübelerinden faydalanmamız gerektiğine inandığım için bu hafta rektörlük görevini üstlendiği Üsküdar Üniversitesi’nde onunla buluştum, konuştum. Kadın-erkek ilişkilerinden, çocuk yetiştirmeye kadar birçok konuda o kadar eksiklerle ve yanlış bilgilerle doluyuz ki... Öğrenmeye, düzelmeye, hatalarıyla yüzleşmeye açık olanların dikkatle okuyacağı bir sohbeti aktarıyorum sizlere...

 
Fotoğraflar: Emre YUNUSOĞLU


* Son yıllarda sizce psikolojik danışmanlık alan insanların sayısı arttı mı?

- Geçmiş yıllara oranla insanlar artık daha çok psikiyatra/psikoloğa gidiyorlar. Toplumdaki o algı kırıldı. Bununla birlikte de ilaç kullanımı arttı. Çok abartılı ilaç kullanımı var. Kadınlar günlerde birbirlerine antidepresan vermeye başladı. İlaç kimyasal silahtır, yerinde ve zamanında kullanılması gerekir. Bilinçli kullanılmayan antidepresan sorunuyla karşı karşıyayız.

* Peki erkekler için neden psikoloğa ya da psikiyatra gitmek daha zordur?
- Erkeklerdeki psikiyatra gitmeme olayı testosteron direncidir. Ben güçlüyüm, zayıf değilim, benim psikolojik yardım almaya ihtiyacım yok duygusuyla hareket ediyorlar. Kabul etmiyorlar. Çocuk yaşlarından itibaren kız ve erkek çocuklarına farklı roller veriliyor.

* Ne gibi roller?
- Erkeklere özerklik verilirken kızlara bağlanma ve annelik gibi roller veriliyor. Genlerimiz de bunu öngörüyor.
İlk insanlar zamanında bu böyle. Erkek avcı, kadın ise dişilik rolünde. Kadının korkuya direnci daha azdır.
Genetik olarak böyle. Korkuya direnci daha az olursa çocuğunu daha iyi korur. Çocukları erkekler büyütseydi çoğu çocuk sakat olurdu. Erkek anne kadar koruyucu olamıyor.
Annenin algıları tehlikeye karşı daha açık ve duyarlı. Annelik hormonu vardır. Oksitosin.
En yüksek salgılandığı dönem emzirme dönemidir. Bağlanma ve aşk hormonudur aynı zamanda. Aşık olunca da beyin oksitosin salgılıyor. Maymunlar üzerinde bir deney yapmışlar.
Erkek maymunlara oksitosin verilmiş. Ardından eşleriyle ve çocuklarıyla daha çok ilgilendikleri görülmüş. İsviçre’de spreyi çıktı. Çiftlere gece yatmadan önce burunlarına sıksınlar diye satıyorlar.

 

ERKEK, KADINI KÖLESİ GİBİ GÖRÜYOR

* Kadına karşı şiddet her geçen gün artıyor. Sizce erkekleri yeteri kadar konuşuyor muyuz? O şiddet uygulayan adamın geçmişi, sorunları bu konuda rehber olabilir mi? Onlar neler yaşadı da bunları yapabiliyor?
- Araştırmalar sonucunda en fazla şiddet görenlerin kadınlar olduğu ve şiddet uygulayan erkeklerin çoğunun ruh sağlıklarının bozuk olduğu ortaya çıktı.
Kıskançlık paranoyası, gizli depresyon olabiliyor.
Bunların dışında da kişilik bozukluğu olan erkekler oluyor. Aile içi şiddet, tedaviyle yüzde 70-80 oranında düzelir.
Kişiler tedavisiz kaldığı için şiddete yöneliyor. Kadınlar depresyonu ağlayarak ya da duygularını açığa çıkararak ifade edebiliyor.
Erkekler ise çoğunlukla öfke ile ifade ediyorlar.
Bu yüzden de şiddete yatkınlık ortaya çıkıyor.

* Eğitimle istenmeyen davranışlardan kurtulmak mümkün mü?
- Toplum olarak aile içinde sorun çözme stilini bilmiyoruz.
Sorun çözme biçimleri şunlardır; birincisi kişinin özbilinci- kendini tanıması.
İkincisi sosyal bilinç-empati. Mesela yaralı bir hayvana yaklaşamazsınız.
Hayvan hemen tepki verir.
Onun tepki vermesi sizi istemediğinden değil incinmekten korktuğu içindir.
Birçok evlilik içindeki problemlerde karşı taraf aşırı tepki verdiği zaman psikolojik bir yarasına dokunmuşsunuzdur ve canı yandığı için tepki veriyordur.
Kişiler beni sevmediği için tepki veriyor diye anlıyor ama aslında öyle değil.
Üçüncüsü ise ilişki yönetimidir.
Kişinin önceden bir kriz çıkar mı diye hazırlıklı olması gerekir.
Sonuncusu da uzlaşmacılıktır. Kişilerin uzlaşmayı bir değer olarak kabul etmesi çok önemlidir. Biz uzlaşmaya kafa yormuyoruz.
Sen-ben dili de çok önemlidir.

* Sen-ben dilini biraz açar mısınız?
- Mesela erkek akşam eve geldi ve ev dağınık.
Böyle durumlarda sen dili kullanan “Sen ne biçim kadınsın, bu evin hali ne” der.
Kadın da savunmaya geçer “Sen de böyle yapmıştın” der.
Ben dilinde ise adam “Ev dağınık olduğu zaman kendimi kötü hissediyorum” der.


 

METROBÜS OLAYI

Cinsel hayatı sorunlu kişiler abartılı ve orantısız tepki verir

* Metrobüste şort giydiği için genç bir kadına tekme atan saldırganla ilgili neler söylersiniz? Bu korkunç davranışın altına yatan şeyler ne olabilir?
- O kişi sanıyorum hastaydı. Şorttan rahatsız olan erkeklere baktığımız zaman karşımıza o erkeklerin cinsel güçsüzlüklerinin olduğu çıkıyor.
Cinsel hayatı sorunlu kişiler, cinsellik çağrıştıran durumlarda çok abartılı, orantısız tepki verirler.
Çünkü kendilerini o yönde eksik hissederler.


PSİKOLOJİK İLKYARDIM İÇİN “ELİNİ VER”

* Psikolojik ilkyardıma dikkat çekmek için bir kampanya başlattınız...
- 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü dolayısıyla başlattığımız bir kampanyamız var. İnsanlar geçmişe göre daha varlıklı ama daha mutlu değil. Mutsuzluk, depresyon ve intihar sayıları artıyor. Bütün bunlar refah seviyesiyle paralel gitmiyor. Buna karşı neler yapılmalı ve dikkat çekmek için bu sene acil psikiyatri, kriz durumlarında ne yapılması gerekir temalı bir kampanya hazırladık.
Psikolojik ilkyardım, travmatik olayları yaşayan bireylere destekleyici müdahale anlamına geliyor. Kişilerin travmaya uğrayan bireylere ilk anda nasıl yaklaşılacağını bilmesi büyük önem taşıyor...
Bir fotoğrafınızı #EliniVer etiketiyle paylaşmanız kampanyaya destek vermeniz için yeterli olacaktır.


 

Ceza sistemi caydırıcı değil, bu durum erkeği tahrik ediyor

* Aile içi şiddet nasıl biter? Sizce yasalar yeterli mi?
- Şiddete sebebiyet veren davranışları araştırmamız lazım. Üç türlü iletişim var. Birincisi sağlıklı iletişim. Diğeri çatışmalı iletişim. Üçüncüsü ise iletişimsizliktir. İletişimsizlik çatışmalı iletişimden daha tehlikelidir. İki taraf da eve turist gibi gelip gidiyorsa böyle durumlar ortaya çıkıyor. Erkeğin şiddet uygulaması çok vahşice bir şeydir.
Ama ceza ile durdurulamıyor. Mahkemeye gidiyorsun eve 500 metre yaklaşmama cezası veriliyor. Sonra bir şey oluyor yaklaşıyor ve gidip kadını öldürüyor. Şu anki ceza sistemi caydırıcı değil. Bu durum da erkeği tahrik ediyor. Ceza sistemi bizim kültürümüze uymuyor. Şu anda kullanılan elektronik kelepçe filan da caydırıcı değil. Bir de şiddet esnasında kadının kendini koruması gerekiyor. Kadın sığınma evleri de bir çözüm değil. Çünkü o sığınma evlerinde de kadınları buluyorlar. Muhakkak erkeklerin eğitilmesi gerekiyor. Erkek kadını uzvu, kölesi gibi görüyor. Kadın itiraz ettiği zaman sen bana nasıl kafa tutarsın diyor. Erkek narsizmi var burada.

* Şiddet esnasında hangi duygular yaşanır?
- O esnada karanlığın beş atlısı diye tanımlanan beş duygu vardır. Kin, öfke, nefret, düşmanlık ve kıskançlık. Beyin ona özgün kimyasallar üretir. Şiddet uygulayanlar orgazmik bir duygu hisseder ama sonrasında yerini pişmanlık alır. Bunların hepsi heyecan veren duygulardır. Vücut o sırada dopamin salgılar. Bu negatif duygular kişide farklı hormonlar salgılattığı için ilk anda kişiye sahte bir zevk veriyor. Ama kişi onun sonuçlarını düşünmüyor. Zehirli bal gibi düşünün.

 

ÖĞRENMENİN YÜZDE 50'DEN FAZLASI 0-6 YAŞ ARASINDA ANNE-BABADAN OLUYOR

* Çocuk yetiştirirken özellikle de erkek çocuk yetiştirirken yapılan yanlışlardan bahseder misiniz?
- Bir örnek vereyim. Karadenizli bir ailenin oğlu vardı.
Çocuk evde şehzade gibi büyümüş. Bir dediği iki olmamış. Bu çocuk evlenmiş ve karısını kölesi olarak görüyordu.
Çünkü öyle yetiştirilmiş ve eşinden de aynı şeyleri bekliyor. Eşi eğitimliydi. Boşanma noktasına gelmişlerdi.
Çünkü o çocuk eşitliği bilmiyor. Mesela çocuğa hiç hayır denmemiş.
Hiperaktif dediğimiz çocukların böyle olmasının en önemli sebeplerinden biri ailelerin gevşek disiplinidir.
Lider anne değil çocuk oluyor. Çocuk da evin küçük hükümdarı gibi. 10 yaşından sonra da çocuk nerede duracağını bilmiyor. Hayır denildiğinde, kişiliğine hayır denmiş gibi algılıyor.

* Okul hayatının çocukların gelişimine etkisi nasıldır? Dünyadaki eğitim modellerini nasıl buluyorsunuz?
- Öğrenmenin yüzde 50’den fazlası 0-6 yaş arasında anne-babadan oluyor.
Ondan sonrasını okulda öğreniyor. Okulda sadece akademik bilgiyi değil aynı zamanda sosyalliği ve yaşam becerilerini de öğreniyor. Dünyadaki eğitim politikaları konuşulurken en çok beyin temelli öğrenmenin üzerinde duruluyor.

* Beyin temelli öğrenmeyi açar mısınız?
Beyin temelli öğrenmede beyindeki ödül-ceza sistemini en çok ne çalıştırır üzerine araştırmalar yapılıyor. Beynin çalışmasında network’ler vardır. Örneğin medyada kullanılan 5n 1k’yı bulan
Kanadalı bir psikologtur. Kim, ne, nerede, ne zaman, nasıl, niçin...
Kanadalı psikolog buna “Bir insanın bilgiyi beyne kaydederken hafızanın altı sadık bekçisi” diyor.
Kişi bunları söylerken altı network’ü beyninde çalıştırıyor. Bağımlılıklar da beyindeki ödül-ceza sistemi bozuluyor. Teknolojiden tutun da madde bağımlılığına kadar.
Teknoloji de artık bağımlılık ve böyle vakalar da gelmeye başladı. Beyindeki ödül-ceza sisteminin yönetmek için kişinin eğlenceli ve disiplinli olması gerekli.


 

SORGULAYAN VE SORU SORAN ÇOCUKLAR YETİŞTİRİN

* Sizce bu bizim eğitim sistemimizde var mı?
- Bizim eğitim sistemimizde politikasızlık var. Kendi sistemi yok.
50 sene öncesinin devamı. Eğitimin yeniden yapılandırılması ve reforme edilmesi gerekli.
Kendi kültürümüze göre eğitim sistemimizi geliştirmemiz lazım. Beyin temelli öğrenmede kişinin bilgiye duygu katması esas alınıyor.
Beynin duyguları harekete geçiren bölgeleri devreye girerse bilgi kalıcı oluyor.
Eğitim sistemimizde beyin temelli öğrenme model alınırsa daha alıcı olur ve daha az hata yapılır.

* Başka türlü bir eğitim mümkün mü? Örneğin; ekolojik eğitim ya da dışarıda eğitim gibi…

- Biz öğrenciyi eğitim sistemine çok fazla katmıyoruz. Klasik, buyurgan bir sistemimiz var.
Yeni kuşaklara uygun eğitim vermek gerekiyor.
Mesela akıllı tahtalara geçildi.
Bence bu önemli bir uygulama.
Bilgiye ulaşmak için bir kolaylık.
Bir de sorgulayan ve soru soran çocuklar yetiştirmemiz lazım. Böyle çocuk yetiştiriyorsak korkmayalım.
Eleştirel düşünce ders olarak okullara konmalı.
Bizde uslu çocuk yüceltilir, ödüllendirilir.
Kuralsız çocuk olmasın ama çocuğa da kendini ifade etme özgürlüğü vermemiz lazım.
Meslek odaklı değil insan odaklı bir eğitimin olması da çok önemli. İyi bir kimya mühendisi yetiştirirsin ama o gider uyuşturucu üretir.
İyi insan yetiştirmek iyi bir mühendis yetiştirmekten daha öncelikli olmalı.

 

TRANS CİNAYETLERİ

ONAYLAR YA DA ONAYLAMAZSIN AMA SAYGI DUYMALISIN

* Son zamanlarda artan trans cinayetleri ile ilgili neler söylersiniz?
Bu durum homofobi dışında neyle açıklanabilir?
- Bu da şiddetin ötesinde bir vahşettir. Cinsellik dışına çıkmış bir konudur.
Kişinin trans olması kendi tercihidir. Onaylar ya da onaylamazsınız ama saygı duyarsınız.
Homofobik insanlar böyle durumlarda saygı duymadıkları gibi onu yok edilmesi gereken bir unsur olarak görüyorlar.
Bunu da marifet sanıyorlar.
Bunun arkasında vahşilik dışında o kişilerde antisosyallik de var.
Antisosyal kişilerin en önemli özellikleri suçluluk ve pişmanlık duyguları hissetmezler.
Acı çektirmekten zevk alırlar. Empati yapamazlar. Sosyal normlara uymazlar.
Özgüveni eksik olan kişiler de şiddet uygular.

 

 

 

 

 

Yazının devamı...

İKİ KEZ ÜST ÜSTE DÜNYA ŞAMPİYONU OLAN GÜZELLER: VOLEYBOL SAYESiNDE GÜÇLÜ KADINLAR OLDUK

1 Kasım 2016

Spor ve başarı ne şahane bir ikili... Kadın ve voleybol gibi. Dağ gibi kadınlarla buluştum bu hafta...
Üst üste iki kez Dünya Şampiyonluğu kazanmış olmanın verdiği özgüvenle anlattıklarını dinledim. Kimisi henüz 20’li yaşlarında. Kimisi ise 30’larında.
Neslihan, Ceylan’ın yaşında başlamış voleybol oynamaya ama şu an ikisi de aynı takımda. İdoller ve genç oyuncular bir arada...
Ülke gündemi bu kadar yoğun ve kasvetliyken bir-iki gün de olsa gündeme gelebilmek bize mutluluk veriyor diyorlar... Voleybolun bir yaşam biçimi olduğunu ve savaşmayı öğrendiklerini söylüyorlar...
Ayrıca ailelere tavsiyeleri var: “Biz voleybolla okulun bir arada yürüyebileceğinin örneğiyiz. Bırakın çocuklarınız voleybol oynasın”...


 Fotoğraflar: Levent KULU

* İki kere üst üste dünya şampiyonu oldunuz… Öncelikle tebrik ederim. Voleybola başlama hikayenizi merak ediyorum…
- Gülden Kayalar Kuzubaşıoğlu: Samsun doğumluyum. İlkokulda okulun bir voleybol takımı vardı. Sınıf arkadaşım o takımdaydı. Onlar antrenman yaparken ben de izlerdim. Sonra bir gün arkadaşım, takım mola verdiğinde “Gelsene biraz oynayalım” dedi. O sırada antrenör beni gördü ve “Sen de katılmak ister misin” dedi.
O gün başladım. Üniversite bitene kadar Samsun’da ikinci ligde oynadım. Daha sonra libero olarak transfer teklifi aldım ve birinci ligde oynadım. 2003’te Milli Takım’a çağrıldım. İlk defa Avrupa Şampiyonası’nda ikinci olduk ve o sene En İyi Libero Oyuncu seçildim. Daha sonra da Eczacıbaşı’na transfer oldum. 14 senedir de burada oynuyorum.
- Ceylan Arısan: Küçükken ilk olarak basketbolla spora başladım. İzmir Karşıyakalıyım. Babam eski milli basketbolcu. Babamın spor okulu vardı. Orada oynamaya başladım. 2003 yılında Neslihan ve Gülden Abla’nın oynadığı Avrupa Şampiyonası’nı televizyondan izledim ve çok etkilendim. Karşıyaka’da voleybola başladım ve 14 yaşında Eczacıbaşı’na transfer oldum. 8 senedir buradayım.
- Neslihan Demir Güler: Ceylan şimdi de bizi beğenmiyor.
- Nilay Özdemir: Ben 1993 yılında İzmir Karşıyaka Spor Kulübü’nde başladım. 8 yaşından beri voleybol oynuyorum. Benim başlamam da tesadüf eseri oldu. Annem Karşıyaka Adliyesi’nde çalışıyordu. Ben de oraya gittiğimde sürekli merdivenden atlardım. Bir gün bir adli tıp doktoru beni görüp “Bu kimin kızı, çok hareketli” diyor. Beni yanına çağırdı, ellerime ve ayaklarıma baktı. “Sen sporcu olursun, benim İsmail Yengil adında voleybol antrenörü bir arkadaşım var. Benim gönderdiğimi söyle” dedi. Sonra gittik ve kulübe girdim. Karşıyaka’dan ayrıldığımda 19 yaşındaydım. Çok şanslıydık çünkü çok iyi antrenörlerimiz vardı. 14-15 yaşında A takıma girdim. 3 senedir Eczacıbaşı’ndayım ve geldiğimden beri her sene bir kupamız oldu. O yüzden kendimi çok şanslı hissediyorum.
- Jordan Quinn Larson: Ben de 8 yaşında başladım. Amerika ile Türkiye’de profesyonellik biraz daha farklı. Bizde üniversiteye kadar ancak amatör ligde oynayabiliyorsun. Lise ikinci sınıfta Nebraska’dan burs aldım. 4 sene orada oynadım. Üniversiteden mezun olduktan sonra Milli Takım’a girdim. Sonrasında 5 sezon Rusya’da oynadım. Ve Eczacıbaşı’na geldim. Burada 3. sezonum. Burada olmaktan çok mutluyum.
- Rachael Alexis Adams: Küçük yaşta voleybol oynamak istemiştim. Bir takıma girdim. Fakat antrenör hiçbir şey öğretmedi ve ben de voleybolu bıraktım. Lisedeyken bir gün en yakın arkadaşımın evinde kalıyordum. Ertesi gün arkadaşım voleybol kampına gidecekti. Bana “Burada kalıp uyumayı mı yoksa benimle voleybol kampına gelmeyi mi istersin” dedi. En azından yanıma kitabımı alır orada okuyorum diye düşünüp arkadaşımla gittim. Orada arkadaşımı izlerken keyif aldım. İkinci gün beni de oynamaya davet ettiler. Onlarla oynamaya başladım. Antrenör bana orada çok şey öğretti. Sonrasında da
profesyonel olarak voleybol oynamaya başladım. Eczacıbaşı’nda ilk sezonum.


Tatiana Kosheleva - Gözde Yılmaz - Tijana Boskovic

Ceylan doğduğunda başlamıştım, voleybola, şimdi aynı takımdayız

* Çalışarak yıldız olunduğunu biliyorum. Voleybolda da bu böyle midir?
- Gülden: İlk önce çalışmak gelir. Şansın da biraz yaver gitmesi gerekiyor. Bu işin içinde sakatlık da var. Çok fazla rakibiniz var. İstikrar çok önemli. Bu aynı zamanda tüm sporlar için geçerli.

* Şampiyonluğu bekliyor muydunuz?
- Ceylan: Bekliyorduk çünkü hem çok çalıştık hem de çok güçlü bir kadro kurduk.

* Neslihan, Ceylan’ın idolüymüşsün. Peki artık boynuz kulağı geçti mi?
- Neslihan: Onlar gençler. Biz artık biraz yaşlandık. Ben Ceylan doğduğunda başlamıştım voleybola. Ceylan şu anda 22 yaşında. Ben 22 senedir oynuyorum. Sporda bir yıpranma payın oluyor. 22 sene boyunca aynı şeyi aynı şiddetle yaptığınız zaman ister istemez biraz da olsa yıpranıyoruz. Benim şu an Eczacıbaşı’nda 6. senem.

* Voleybol sizin için yaşam biçimi mi?
- Neslihan: Kesinlikle. Voleybol bizim hayatımız. İki gün tatil olunca hemen birbirimizi arıyoruz, ayrıldık ne yapacağız diye. Buradaki arkadaşlığımız çok kuvvetli.


Ceylan Arısan - Neslihan Demir Güler

NE KADAR İYİ OLURSANIZ OLUN TAKIM OYUNU OYNAMAZSANIZ KAZANAMAZSINIZ

* Şampiyona için nasıl bir ön hazırlığınız oldu?
- Neslihan: Şampiyon olduğumuz son turnuva çok uzundu. Altı tane çok sert maç yaptık. Biz her maçı tek tek düşünerek çalıştık. Birinci maçı kazandık, sevindik ve hemen ertesi gün için çalışmaya başladık. Hem birbirimizi motive ederek hem antrenörümüzün konuşmaları ve ekipteki tüm arkadaşlarımızın birlik-beraberliği ile bu başarı geldi. Ne kadar iyi olursanız olun takım oyunu oynamazsanız başarı elde edemezsiniz. Voleybol, basket ya da futbol gibi değil.

* Ne açıdan?
- Neslihan: Basketbolda topu alıp skor üretebilirsiniz. Ya da futbolda tek başınıza topu karşı kaleye kadar sürüp gol atabilirsiniz. Ama bizde üç pas yapmak zorundasınız. Gülden manşet almazsa, Nilay pas atmazsa senin sayı üretme şansın yok. O yüzden diğer sporlara göre çok daha birbirine bağlı. Sadece kendinin değil arkadaşlarının motivasyonunu da sağlamak zorundasın. Bence en keyif veren ve bu kupayı değerli yapan şey de bu.

* Ayşe Begüm Onbaşı cimnastikte ve Kübra Dağlı tekvandoda dünya şampiyonu oldu. İkisiyle de röportaj yaptım. Çok zor şartlarda çalıştıklarına şahit oldum. Ve hiçbir kazançlarının olmadığını öğrendim. Bundan çok etkilendim. Eminim Eczacıbaşı’nda şartlar çok iyidir. Siz bu gençlerin başarılarını gördüğünüzde ne hissediyorsunuz?

- Neslihan: Çok gururlanıyoruz. Hepsi gencecik ve pırıl pırıl. Daha çok destek olunması gerektiğini düşünüyorum. Özellikle bireysel sporlarda sponsora ihtiyaç var. Çünkü dediğiniz gibi hiçbir şeyleri yok. Kendi imkanlarıyla bu çocuklar buralara gelebiliyorsa kim bilir sponsorları olsa neler yaparlar.

* Peki, Eczacıbaşı’nda olmak nasıl bir duygu?
- Neslihan: Burası 50 yıllık bir kulüp. Türk voleybolunda bir ekol. Bu çatının altında olmak kendimizi güvende hissettiriyor. Sorumluluğumuz çok büyük ve bundan büyük bir keyif alıyoruz. Bu kulüp adına bir galibiyet daha almak bizde sabırsızlık yaratıyor. Bülent ve Faruk Eczacıbaşı ile aile gibiyiz.


 Fotoğraflar: Levent KULU 

BÜTÜN DÜNYANIN GÖZÜ SiZiN ÜZERiNDE, KiM OLDUĞUNUZU UNUTMAYIN

* Soyunma odasında maça çıkmadan önce antrenörünüz neler söylüyor?
- Rachael: Öncelikle bize maçta teknik olarak neler yapmamızı istediğini söylüyor. Genellikle takım olmamız ve maçtan keyif almamız gerektiğini bize hatırlatıyor.
Nilay: Genelde maç için yaptığımız taktiği bize anımsatır. Defans ve blok pozisyonunu, hangi oyunun ne yapması gerektiğini mutlaka tekrarlar. Daha sonra bize kendimizi hatırlatır. Nasıl bir takım olduğumuzu, neleri başarabildiğimizi, birbirimize nasıl bağlı kalmamız gerektiğini söyler. Ondan sonra soyunma odasında hava yükseliyor. Herkes konuşma bitse de hemen maça çıksak ve galibiyet alsak gözüyle bakıyor.
- Gülden: Bir de “Bütün dünyanın gözü sizin üzerinde, kim olduğunuzu unutmayın” der. Bu da bizi inanılmaz yükseltir.

 

MAÇA ÇIKARKEN SAÇIMIZ YAPILIDIR MAKYAJIMIZ EKSiK OLMAZ

* Voleybol neden kadın sporu olarak görülür?

- Gülden: Kibar bir spor. Arada bir file var. Omuz omuza fiziksel bir mücadele yok. Şiddet yok... Fiziksel bir temas olmadığı için oyunu agresif bir hale getirmiyor. Görsellik de var. Formalarımız, taytımız... Bir de voleybolcular bakımlıdır. Maça çıkarken saçımız yapılıdır. Hafif makyajımız da olur. O yüzden göze de hitap ediyor. Bence onun da etkisi var.

* Başarılarınızın yeterince gündeme geldiğini düşünüyor musunuz?

Ceylan: Gündeme geliyor ama bu bir veya iki gün sürüyor. Aynı başarıyı bir futbol takımı elde etseydi eminim çok farklı olurdu ve uzun süre gündemde kalırdı.


 

HER MAÇ BiR SAVAŞTIR ÇIKAR VE SAVAŞIRIZ

* FIVB yani Dünya Kulüpler Şampiyonası’nda iki kez üst üste şampiyon oldunuz. Neler hissediyorsunuz?
- Neslihan: Tüm kıtalardaki en iyi kulüplerin katıldığı bir şampiyona. Çok güçlü rakiplerimiz vardı. Kendimize güvenimiz tamdı ama tedbiri elden bırakmadık. Sonuna kadar savaştık ve şampiyon olduk.
- Nilay: Çok gurur verici bir şey. Ülke olarak zor dönemlerden geçiyoruz. Bu süreçte böyle bir başarı elde etmiş olmak en azından çok çok yer almasa da bir gün gündemi meşgul edebiliyor ve bu da bizi çok gururlandırıyor. Herkesin çok büyük emeği var. Sadece 15 sporcu ve ekibimizle sınırlandıracağımız bir emek değil.

 

VOLEYBOL VAZGEÇMEMEYi ÖĞRETTi

* Voleybol sayesinde daha cesur kadınlar olduğunuzu düşünüyor musunuz? Spor, birey olmanıza neler kattı?
- Nilay: Sporu bir tarafa koyarak söylüyorum. Bir kadın olarak kendi paramı kazanabiliyor olabilmem, kendi istediğim hayatı kuruyor olabilmem için ailemin desteğinden başka bir şeye ihtiyacımın olmaması beni zaten güçlü bir kadın yapıyor. Bir de sevdiğimiz işi yapabildiğimiz için şanslıyız.
- Neslihan: Voleybolda istediğiniz şeyi elde etmek için savaşmanız gerekiyor. Bu hayatta da böyle. Biz bunu daha küçük yaşlarda öğreniyoruz. Bunu kendi özel hayatımıza da taşıyoruz. Vazgeçmeyen tipler olduğumuzu düşünüyoruz. Bunun da bizi güçlü yaptığını düşünüyorum.
- Ceylan: Katılıyorum. Bir de spor sayesinde burs kazanan birçok öğrenci var. Bu da voleybol oynamak isteyenlere cesaret verebilir. Bir okudukları için kız-erkek öğrencilere okulu bıraktırıyorlar. Bence biz okulla voleybolun birlikte yürüyebileceğinin birer örneğiyiz. Bence aileler bu konuda bilinçlendirilmeli. Sporu bıraktırmak yerine onlara destek çıkmalılar.


Nalan Ural: Takım menajeri takımı kurar. Takım içindeki prensipler ve takım disiplini benim kontrolümde. Kendim de eski voleybolcuyum. Beni bazen abla gibi bazen de patron gibi masanın diğer tarafında görmeleri icap ediyor. 

ANTRENÖR MASSIMO BARBOLINI: DAHA YENİ BAŞLIYORUZ

* Oyuncularınızın performansını nasıl buluyorsunuz?
- Massimo Barbolini: Hepsi çok yetenekli ve inanılmaz oyuncular. Eğer şampiyon olmak istiyorsanız hep birlikte tek ve iyi bir takım olmalısınız. Bu da yavaş yavaş olacak. Biz çok önemli bir basamak olan FIVB ile başladık. Ben takıma iki ay önce geldim. Biz henüz hedefimize ulaşmadık. Yeni başlıyoruz.

* Sizin gözünüzden bir oyuncu için en önemli şey nedir?

- Bence her şey çok önemli. Eğer şampiyon olmak istiyorsanız çok çalışmalı, diğer oyuncularla bir takım olmalı ve tüm hayatınıza dikkat etmelisiniz. Beslenmeniz, antrenmanınız, takım içindeki uyumunuz gibi her şey oldukça mühim.

* Peki antrenör için?

- Bence öncelikle işinizden keyif almanız gerekli. Eğer yaptığın işten aldığın heyecan biterse antrenörlük yapman çok zor olur. Sabır ve şans da önemli. Ama en önemlisi çok çalışmak.

HERKES KADINLARA İNANIRSA DÜNYA DAHA GÜZEL BİR YER OLACAK

* “O Kadın Benim” isimli videonuz çok konuşuldu. Ben de izledim ve çok etkilendim. Nasıl ortaya çıktı?
- Eczacıbaşı Holding Medya İlişkileri Direktörü Cem Tanrıkılıcı: Eczacıbaşı Topluluğu olarak, kadınların gücüne inanıyor, toplumsal hayata katılımlarını yürekten destekliyoruz. Kadını güçlendirme konusunun çok erken yaşlarda, çocuklukta başladığına inanıyoruz.
Bu nedenle, toplumsal cinsiyet eşitliği anlayışının da, küçük yaşlardan itibaren hem erkek, hem de kız çocuklarına kazandırılmasının önemli olduğunu düşünüyoruz. “O Kadın Benim” filmi ile de, Eczacıbaşı Spor Kulübü’nün kuruluşunun 50. yıldönümünü kutlayarak, bu inanç etrafında bir kamuoyu yaratmayı, paydaşlarımızı bu konuda varlıklarını göstererek, iletişim kampanyası ile etkileşime geçerek, mesajlarımızı paylaşarak, karar vericiler üzerinde bir tavır değişikliği yaratacak algı yaratmalarını sağlamayı hedefledik.
Kadınların gücünü 2 yıl üst üste dünya şampiyonu olan tek takım Eczacıbaşı Vitra Kadın Voleybol takımımız üzerinden anlattık. İnanıyoruz ki, “Eğer herkes kız çocuklarına, genç kızlara ve kadınlara inanırsa, dünya daha güzel bir yer olacak!”

 

 

 

Yazının devamı...