"Gülben Ergen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülben Ergen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gülben Ergen

'Bir fotoğraf için aylarca beklediğim oluyor'

Gülben Ergen bu hafta Deniz Kurbanzade ile bir araya geldi. Kurbanzade, çocukluğunun geçtiği Suadiye Oteli’ni, 45 yıllık evliliğini, fotoğraf tutkusunu ve kitaplarını anlattı.

Deniz Hanım’ı uzun yıllardır tanırım. Hem kendisi hem de eşi Firuz Bey ailem ve benim için çok değerlidir. Deniz Kurbanzade hem yazar hem de fotoğraf tutkunu. Öyle ki fotoğraf için neredeyse bütün dünyayı dolaşmış. Bir kelebeğin peşinde günlerini geçirmiş. Hâlâ da müthiş bir şevkle geçirmeye devam ediyor... Suadiye Oteli’nde geçen çocukluğundan başladık, açmayı planladığı sergiye kadar her şeyi konuştuk.

Önce Suadiye Oteli’nin sizdeki yeriyle başlayalım...

- Suadiye Oteli hayatımın geçtiği, geliştiği ve dünyayı yalnız o perspektiften gördüğüm bir yerdi. Suadiye o kadar benimle özdeşleşmişti ki bütün yaşantım orada olurdu.

Nasıl her şey orada olurdu?

- Aşkım orada olurdu, arkadaşım orada olurdu... Bunun dışında o dönemki hadiseler, film çekimleri, futbolcular... Mesela Hülya Koçyiğit ve Selim Soydan orada tanıştı. Bütün artistler o dönemde Suadiye Oteli’ne gelirdi. O zamanlar herkesin hayatıyla bir şekilde ilgili oluyorduk. Çünkü çok meşhur bir oteldi. Kulüp Reşat vardı.

Suadiye Oteli sizin ailenize mi aitti?

- Evet. Dedemindi. Daha sonra oğulları sattı. Otel satıldıktan sonra o kadar küstüm ki 6-7 sene Suadiye’ye gidemedim. Bir gün abim beni götürmek istedi. Abimle gittik. Karşı kaldırımdan otele bakarken dizlerim titredi. Başım döndü. Çok fena oldum. Oradaki her ağaçla konuşmuşumdur. Ağaçlarla bile hatıralarım vardı.

Taç Spor Kulübü vardı bir de...

- Evet. Eşimin 20 sene başkanlığını yaptığı spor kulübü 1 yıl sahil kısmını işletti.  Bir ara o da kurulmuştu. Dedem, Atatürk’ün tavsiyesiyle Suadiye plajını açmıştı. Bir ilkti. Sonra gazino olmuş orası. Babaannem ismini Lütfiye olarak değiştirmiş. Ve aşkının simgesi olarak adının ilk L’yi otelin simgesi yapmış. Babaannem o dönemlerde Çarlık Rusya’sından kaçmış. Tiflis’te dedemle tanışmışlar. Dedem ondan 60 yaş büyükmüş.

Aşk mı yoksa mecburiyet mi?

- Babaannem için mecburiyet. Dedem âşık olmuş.  Çok güzel kadınmış babaannem.

ANNEM DUYGUSAL OLMAMI İSTEMEDİ

İlk kitabınız “Geçmiş Suadiye’de Aşktı” değil mi?

- Evet. Benim hep yazmaya merakım vardı. Fotoromanlar yapardım küçükken, ufak hikayeler yazardım. Uzun yıllar yazmamamın sebebi, annemin benim duygusal olmamı istememesiydi.

Neden istemiyordu?

- Annem daha analitik, radikal düşünen, hoş ve çok özel bir hanımdı.

Annenizin mesleği neydi?

- Samsun Lisesi’ni iyi dereceyle bitirmiş. İstanbul Üniversitesi Matematik Bölümü’nü yarıda bırakıp muhasebeci olmuş.

Babanız?

- Babam, Hitler zamanında Almanya’da tekstil ve makine mühendisi okumuş. İkisinin yolları  Hereke’de kesişmiş. Büyük bir aşkla evlenmişler.

Siz eşiniz Firuz Bey’le Suadiye’de mi tanıştınız?

- Evet. Suadiye Oteli’ne arkadaşlarıyla geliyorlardı. Ben hiç flörtöz biri değildim. Bir gün Firuz ile ortak bir arkadaşımız kahve içiyordu. Beni de davet etti. “Fal bakalım sana” dedi arkadaşı. Firuz bana fal baktı. Oturdum. Oturuş o oturuş...

Evlenmeden önce kaç sene sürdü ilişkiniz?

- 7 sene flört ettik. Hemen evlilik olmadı. Ben mütereddittim. Firuz’un ailesi İranlı köklü bir aile. Fakat düşünce sistemleri benim tereddüt etmeme neden oldu. Ama Allah’a şükür hiç tereddüt ettiğim gibi olmadı.

Başka tereddüt ettiğiniz bir şey oldu mu?

- Evet. Kalabalık aile olmalarında da endişe ettim. 9 kardeşler... Benim hayatım daha farklıydı. Tahmin ediyorum Firuz’da da vardı benzer bir endişe. Sonra evlenelim dedik. Ben yurtdışında yaşamayı düşünüyordum. Hiç Türkiye’de kalmayı düşünmüyordum. Ama kısmet, burada yaşadık.

Bir fotoğraf için aylarca beklediğim oluyor
Fotoğraf: Murat ŞAKA

45 SENEDİR EVLİYİM FİRUZ MÜTHİŞ BİR KOCA

Kaç senelik evlisiniz?

- 45 sene. Firuz, müthiş bir koca oldu bana. Ona her zaman minnettarım.

Çok önemli bir şey bu.

- Bir elin nesi var, iki elin sesi var. Ben de karakterimi yansıtan iyi bir eş oldım. Firuz özel bir insan. 45 seneye geldik... Şimdi iki torunumuz var.

Kitap yazmaya ne zaman karar verdiniz?

- Annem vefat edince çok üzüldüm. O üzüntümü dışa vurmak için yazmak istedim. Zaten duygusal olduğum için içimden kelimeler bir şekilde aktı.

Bir de fotoğrafa meraklısınız...

- Çok. Fotoğraf çekmek için dünyanın her yerine gidiyorum. Finlandiya’da 3 hafta ders aldım. Bazı fotoğrafları çekmek 4-5 senemi alıyor. Benim babam çok güzel fotoğraf çekerdi.

Siz kendinizde bu yeteneği ne zaman keşfettiniz?

- Çocukken. Hatta bir çocukluk fotoğrafımda elimde fotoğraf makinesi var. Annemle babamı çekmişim.

Daha çok ne tarz fotoğraflar çekiyorsunuz?

- Ağırlıklı olarak doğa fotoğrafları çekiyorum. Doğayı seviyorum. Çünkü ben Suadiye’de uzun yıllar hep doğayla iç içe yaşadım. Bir de hayvanları çok severim. Hayvansız ömrüm hiç olmadı.

İlk fotoğraf serginizi ne zaman açtınız?

- Kitap gibi o da annemin vefatından sonra oldu.

BİZ NATIONAL GEOGRAPHIC EKİBİYİZ

Annenizin üzerinizde bir baskısı mı vardı?

- Baskı değil. O beni hayatımı benimle paylaşacak kadar dolduran bir anneydi. Annem çok özel bir insandı. Görsen hastası olurdun. Çok iyi kalpli ve yardımseverdi. Mesela Ajda Pekkan bile anneme “Nasıl bu kadar genç ve güzel kalıyorsunuz” diye sorardı. Annemi çok severdi. Ama otoriterdi de. Ben de öyleyim

Yazma ve fotoğraf merakı kızınız Volga ve torunlarınızda da var mı?

- Var. Bütün dünyayı gezdik neredeyse hep birlikte. Torunlarım da çok seviyor fotoğraf çekmeyi. Hatta diyorlar ki “Biz National Geographic ekibiyiz”. Nerelere gidiyoruz bilsen.

Şimdi herkes cep telefonuyla fotoğraf çekiyor. Kızıyor musunuz bu kadar kolay olmasına?

- Makineyle çekmenin zevki başka. Modern hayat onu getiriyor ama ben onu saymıyorum. Diğerinin emeği başka.

Saatlerce beklediğiniz bir fotoğraf oldu mu?

- Günlerce, aylarca hatta yıllarca... Doğada hayvanlar gelip poz vermiyor. Kelebek bile arkasını dönüyor. Onları çekebilmek için üzerime bazen sevecekleri kokular sürüyorum. Mesela bahçede çiçeklerim var. Bazen kelebekler oraya geliyor. Ama benim de bazı şeylere alerjim var. O çiçeklerin arasına kamuflaj giyip giriyorum. Güneşin altında saatlerce bekliyorum. O sırada küçük küçük sinekler, böcekler yiyor beni...

Bir gün davete gitmiştim. Gözlüğümü çıkaramadım. Çünkü fotoğraf çekmek isterken sağ gözümü bir sinek ısırmıştı. Gözüm şişlikten dolayı kapandı. Ama her türlü şeye rağmen bırakmıyorum. Fotoğraf başka bir zevk benim için.

 FiNLANDiYA’DA SERGi AÇTIM

Bu mesleği yapan biri için, bu kadar emek ve zahmetin karşılığı iyi bir sergi midir?

- Mutlaka. Bir koleksiyon ve bunu sergileme. Türkiye’de bu işler biraz daha zor. Finlandiya’da bir sergi açmıştım. Çok ilgi gördü.

Finlandiya’dan başka bir ülkede serginiz oldu mu?

- Henüz olmadı. Bir de çok pahalı bir iş. Fotoğrafları götürmek filan çok uğraştırıcı. Burada bir sergi açmayı planlıyorum yakın zamanda.

Hiç beklemediğiniz anda yakaladığınız bir fotoğraf var mı?

- Var. Kapadokya’ya gitmiştik. Çok da karlı bir gündü. Bizi dolaştıran şoföre kuş çekmek istiyoruz, biraz dolaşalım dedik. Bir tepeye doğru gittik. Bir baktık şahin ve doğanlar taşın üzerinde oturuyor. Hemen çekmeye başladık. Biz o seyahatin yüzde 90’ını yollarda geçirdik. O kadar ıssız yerlerde dolaşıyoruz ki aklınız almaz. Ama bize macera oluyor.

TÜRKiYE’DE GERÇEK SOSYETE YOK

  Türkiye’de gerçek bir sosyete ya da benzer bir tabakanın olduğunu düşünüyor musunuz?

- Katiyen düşünmüyorum. Kültürlü, kendini geliştirmiş insan sosyete olarak değil cemiyetin iyi yerinde olur. Dünyada da böyle olduğuna inanıyorum.

 

"Annem çok özel bir insandı. Görsen hastası olurdun. Mesela Ajda Pekkan bile anneme “Nasıl bu kadar genç ve güzel kalıyorsunuz” diye sorardı."

 

 

 

 

 

X