"Nilgün Tekfidan Gümüş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nilgün Tekfidan Gümüş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nilgün Tekfidan Gümüş

Nilgün Tekfidan Gümüş

Ortadoğu’da Trump telaşı

17 Şubat 2017

ABD’DE KAOTİK GÖRÜNTÜ

Trump yönetimi, iktidarda bir ayı geride bırakıyor. Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Flynn, iktidara gelmeden önce ABD yönetiminin politikalarını Rusya ile görüştüğü gerekçesiyle görevden ayrılmak zorunda kaldı. Başkan Trump, Flynn’e sahip çıkarak “Yalancı medya kendisine çok ama çok haksızca davrandı. Ayrıca belgelerin sızdırılması bir suçtur” diyerek medya ve istihbarat kurumlarına çattı. Önceki gün de Çalışma Bakanı adayı Andrew Puzder, iş ve özel hayatına yönelik eleştiriler nedeniyle adaylıktan çekilmek zorunda kaldı. Trump yönetimi böylece kısa zamanda iki fire vermiş oldu.

ABD basınında Trump yönetimdeki durum ‘kaotik’ olarak nitelendiriliyor.

Trump’ı destekleyen Cumhuriyetçi Parti’nin ağır toplarından Senatör John McCain, CNN’e yaptığı açıklamada Beyaz Saray’ın ‘dağınık bir görüntü’ verdiğini söylüyor. ABD Özel Operasyonlar Komutanı General Raymond ‘Tony’ Thomas, “Hükümetimiz inanılmaz bir karışıklık içinde. Umarım bir an önce durumu toparlarlar, çünkü biz savaşta olan bir ülkeyiz” diye uyarıyor.

DUNFORD’UN ZİYARETİ

WASHINGTON’da ipleri tam eline alamamış izlenimi veren Trump yönetimi, uluslararası siyasette ise bazı rötuşlar atmaya başladı.

- Rusya’ya ılımlı tavrından ötürü eleştirilen Trump yönetimi, Moskova’ya “Kırım topraklarını Ukrayna’ya bırak” diye çağrıda bulundu.

- Trump, NATO’nun varlığını sorgulayan açıklamalar yapmıştı. Ancak Trump’ın Savunma Bakanı James Mattis, çarşamba günü Brüksel’de bakan olarak katıldığı ilk toplantıda NATO’nun Transatlantik topluluğunun temel dayanağı olduğunu teyit etti.

- CIA Başkanı Mike Pompeo’nun ilk yurtdışı gezisini geçen cuma, Obama yönetiminin son döneminde ilişkilerin limonileştiği Türkiye’ye yapması dikkat çekiciydi. Türkiye, PKK/PYD, FETÖ ve Rakka operasyonlarıyla ilgili görüşlerini ABD yönetimine birinci elden iletme imkanı buldu.

- Milli Savunma Bakanı Işık’ın önceki gün Brüksel’de ABD’li mevkidaşı Mattis ile görüşmesinin ardından Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, dün Bonn’da G-20 çerçevesinde ABD’li muadili Rex Tillerson ile bir araya geldi. ABD Genelkurmay Başkanı Dunford, bugün Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ile görüşmek için geliyor. Ankara, Rakka’nın YPG ile değil Suriye’nin desteklediği muhaliflerle DEAŞ’tan temizlenmesi için öngördüğü planı bu kez Dunford’a aktarma fırsatı bulacak. Pentagon’ın planı hazırlanma aşamasında... Türkiye’nin planı kabul edilir ya da edilmez. Ancak Türk tarafıyla bir haftada dört üst düzey görüşme, Ankara’nın süreçteki öneri ve çekincelerinin değerlendirildiği anlamına geliyor.

SUUDİLER ‘IN’ İRAN ‘OUT’

- CIA Başkanı Pompeo’nun Türkiye’den sonraki durağı Riyad’dı. Obama yönetiminin son aylarında ABD Kongresi, 11 Eylül saldırıları nedeniyle Suudi Arabistan’a dava açılmasına olanak tanıyan yasa tasarısını kabul etmiş ve ilişkiler gerilmişti. Pompeo, burada Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Nayif bin Abdulaziz el-Suud’a terörle mücadeleye katkılarından ötürü George Tenet madalyasını takdim etti. Obama yönetiminde bozulan ilişkiler, tamir edilmeye çalışılıyordu.

- Trump, Obama yönetiminin İran ile yaptığı nükleer anlaşmayı kötü bir anlaşma olarak gördüğünü açıklamıştı. İran’a bazı yaptırımların kalkması Tahran’ın Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de verdiği askeri ve siyasi mücadelelerde elini nispeten güçlendirmişti. Trump, İran’ı “bir numaralı terörist devlet” olarak nitelendirirken Riyad ile ilişkiler gözden geçiriliyordu.

Obama döneminde umduğunu bulamayan bir diğer lider İsrail Başbakanı Netanyahu’ydu. Ancak Trump döneminde Netanyahu, Beyaz Saray’ın ilk misafirlerinden oldu. Üstelik Trump yönetimi, ‘biri Filistin, diğeri İsrail’ olmak üzere iki devletli çözümde ısrar etmeyeceğini ortaya koydu.

LİDERLER KÖRFEZ’DE

CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan’ın bu haftaki Bahreyn, Suudi Arabistan ve Katar temasları sürerken bir başka lider de bölgedeydi. İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Körfez ülkeleriyle ilişkileri güçlendirme çerçevesinde Umman ve Kuveyt’e ziyarette bulundu. Suriye, Irak ve Yemen’de tarafsız bir tutum benimseyen Umman, 2013’te ABD ile İran arasındaki gizli nükleer görüşmelerde arabulucu olan ülkeydi. Erdoğan, Arap ülkelerindeki temaslarında Suriye barış süreci ve güvenli bölge oluşturulması için destek isterken İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Arap ülkeleriyle diyalog arayarak Trump yönetimine karşı pozisyonunu güçlendirmeye çalışıyordu.

Yazının devamı...

El Bab’da neler oluyor

10 Şubat 2017

 Türkiye niye Özgür Suriye Ordusu’nun El Bab’ı almasına destek veriyor?

Hatay bölgesi ile Türkiye’nin Kilis ile Karkamış arasındaki bölgesini saymazsak sınırın öte tarafı büyük ölçüde Suriyeli Kürtlerin kontrolüne geçmişti. Kilis’in karşısındaki Azez ile Karkamış’ın karşısındaki Cerablus arasında DEAŞ hakimiyeti vardı. Batı, bu bölge sayesinde DEAŞ’ın dünyaya açılarak terör eylemleri gerçekleştirdiğini iddia ediyordu. Ayrıca buradan Kilis’e yönelik saldırılar söz konusuydu. Türkiye hem güvenliğin sağlanması, hem de terör örgütü PKK ile bağlantılı PYD’nin Afrin ile Kobani bölgelerinin birleştirmesini engellemek için ‘Fırat Kalkanı’ operasyonunu başlattı.

 Operasyon nasıl ilerliyor?

TSK ve ÖSO kısa sürede DEAŞ’ı sınırdan püskürtmeyi başardı. Ancak operasyon Türkiye sınırından uzaklaşmaya başladıkça harekâttaki ilerleme nispeten yavaşladı. Bunda Obama yönetiminin son günlerinde Türkiye’ye ‘Sınırdan 20 km’nin ötesine gitme’ baskısı, koalisyon uçaklarının destek vermemesi de etkili oldu. Operasyonda 170’inci gün geride kalırken TSK/ÖSO El Bab’ın kapılarına dayandı. Bu dönemde maalesef 64 şehit verdik.

 El Bab niye önemli?

Türkiye’ye 30 km ötede bulunan El Bab, DEAŞ’ın kuzey Suriye’de bulunan son büyük yerleşimi. ABD’nin başını çektiği koalisyon Suriye’de Rakka’nın Irak’ta Musul’un DEAŞ’tan alınması halinde örgütün sözde devlet yapısının ortadan kalkacağını savunuyor. El Bab, Halep’ten Menbiç ve Rakka’ya uzanan yolların üzerinde bulunuyor. Türkiye, ‘güvenli bölge’ istediği bölgenin emniyeti için DEAŞ’ın El Bab’dan da temizlenmesini savunuyor.

 Şu anda El Bab’daki durum nedir?

Salı gecesi TSK/ÖSO’nun El Bab’a yaklaşık 500 metre rakımdan bakan Akil ve Hastane tepelerini yeniden kontrol ettiği haberleri geldi. Bu tepeler haritaya baktığınızda El Bab’ın batıdaki girişi gibi. Tepenin altındaki yerleşim ise labirenti andıran sokaklarla dolu. Bölgeden zorlu çatışmaların yaşandığı haberi geliyor.

 Rusya’nın kazaen düzenlediği açıklanan saldırıda 3 askerimiz şehit oldu.

Yaklaşık üç haftadır rejim ordusu ve milislerinin El Bab’a güneyden operasyonları söz konusu. TSK ile rejim güçleri arasındaki mesafe 3 km’ye kadar düşmüştü. Başbakan Yıldırım önceki gün olası tatsız olayların gelişmemesi için Rusya ile temas halinde olunduğunu söylemişti. Ve bu açıklamadan bir gün sonra Rus uçaklarının saldırısı sonucu El Bab’da 3 asker şehit oldu. CIA Başkanı Mike Pompeo, Ankara’ya geldiğinde Türk hükümeti bu saldırıyı aydınlatmaya çalışıyordu.

 Esad rejimi El Bab’ı alırsa?

Dünkü New York Times gazetesinde El Bab’ın jeostratejik bir sınava dönüştüğü belirtiliyordu. Burada rejimin destekçisi olan ve son dönemde Türkiye ile de işbirliği yapan Rusya, karar verici bir aktör olarak öne çıkıyor. NYT’a konuşan bir kaynak, Astana’da yapılan görüşmede Rusya’nın El Bab’ın su tesislerinin bulunduğu bölgenin rejim yanlısı güçler tarafından alınmasını istediğini öne sürdü. Suriyeli muhalifler böyle bölünmüş bir yapıyı kabul eder mi?

 ‘El Bab’dan sonra Rakka hedefi’ ne anlama geliyor?

Türkiye’nin savunduğu bir senaryo. El Bab’dan sonra TSK desteğinde Suriyeli muhaliflerin Menbiç ve Rakka operasyonunu da gerçekleştirmesi hedefleniyor. Washington Post gazetesine göre Obama döneminde ele alınan A planı Türkiye’nin yer aldığı plandı. Ancak ikna edici bulunmadığından B planı olan Suriyeli Kürtlerin silahlandırılması gündeme gelmişti. Burada da Türkiye’nin itirazları olduğundan Obama yönetiminin Rakka planı Trump yönetimine bırakılmıştı.

 Obama’nın kabul etmediği planı Trump kabul eder mi?

Obama planını beğenmeyen Trump yönetimi Pentagon’a yeni seçenekler için 30 gün süre vermişti. Dün Ankara’ya gelen CIA Başkanı Pompeo ile ele alınacak dosyalardan biri de El Bab ve Rakka’ydı. Rakka’nın YPG tarafından alınmasına karşı çıkan Türkiye’nin bu dönemde Suriyeli Kürtlerin silahlandırılması konusundaki çekincelerini sağlam bir şekilde ortaya koyması, hem de ikna edici bir planla gelmesi A senaryosunun yeniden gözden geçirilmesini sağlayabilir. Ancak YPG’nin ana unsur olduğu SDG’nin en az 30 bin gücü bulunuyor. ABD’nin bir yandan SDG’ye zırhlı araç verilmesi suretiyle işbirliği de devam ediyor. Pentagon, Musul ve Rakka operasyonları için 6 aylık bir süre biçiyor. Soru şu, Pentagon SDG’yi alanda organize bir ortak olarak görürken, yeni bir askeri gücün oluşturulmasına süre tanır mı? Rusya’nın dışında Suriye’de bir plan geliştirilebilir mi? Her halükârda DEAŞ ile ideal bir mücadele, Suriye’deki tarafların nihai çözümü beklemeden güçlerini birleştirip koalisyonun desteğiyle ülkelerini kurtarmaları olurdu.

Yazının devamı...

Trump dönemi nasıl olacak?

20 Ocak 2017

Ancak şu günlerde daha büyük merak uyandıran konu milyarder işadamı Trump’ın ABD’ye nasıl bir yön vereceği ve dünyanın bundan nasıl etkileneceği. Türkiye özelinde ise ilişkilerin yeniden raya girip girmeyeceği...

Rusya ile daha yakın ilişki öngören Trump, Suriye’de çözüm için Türkiye gibi Moskova ile işbirliği yapar mı? Yoksa son günlerde ABD basınında yazılıp çizilmeye başlandığı gibi Türkiye’ye rağmen Rakka operasyonu için Suriyeli Kürtleri ağır silahlarla donatmayı mı seçer?

Bir diğer kritik konu ise Türkiye’nin ABD’den iadesini istediği FETÖ elebaşının  akıbetinin ne olacağı. Bir de Türkiye’nin elinde koz olarak tuttuğu İncirlik meselesi var. İlişkilerin seyrine göre Türkiye’nin İncirlik kartını masaya getirme ihtimali, tez tepki verme eğilimi gösteren Trump üzerinde nasıl bir etki yaratır? Tahmin yürütülmesi zor... Ama Trump’ın verdiği bazı ipuçları üzerinden gidebiliriz.

NATO’YU ATEŞLEDİ

TRUMP, hafta başında İngiliz The Times ve Alman Bild gazetesine röportaj verdi. Batı’nın en önemli güvenlik bloğu olan NATO için ‘eskimiş’ dedi. Örgütün, terör tehditlerine karşı yanıt verecek şekilde yeniden organize olamadığına işaret etti. Ayrıca beş ülkenin dışında üye ülkelerin üzerlerine düşen masrafları karşılamadığına dikkati çekti.

 NATO’nun artan Rusya tehdidine karşı Avrupa’nın doğu kanadını güçlendirmek için seferber olduğu döneme denk gelen bu açıklama haliyle Avrupalı müttefikleri hareketlendirdi. NATO yetkilileri, bir yandan ABD’nin taahhütlerine sadık olduğu yönünde açıklamalar yaparken Trump çoktan hedefine ulaştı. NATO’nun yeniden yapılanması tartışmaya açılmıştı bile...

AB’Yİ KARIŞTIRDI

YENİ ABD Başkanı, İngiltere’nin AB’den ayrılma kararını ‘akıllıca’ bir davranış olarak nitelendirirken ‘AB’ye baktığınızda Almanya’yı görüyorsunuz’ diyerek 2017 yılında üç kritik seçime hazırlanan Avrupa’da milliyetçi hareketlere seçim kampanyalarında kullanabilecekleri güzel bir koz verdi. Almanya Başbakanı Merkel’e ‘saygı duyuyorum’ dese de mültecilere kapıları açmasını ‘feci bir karar’ olarak nitelendirdi.

Brexit şokuyla baş etmeye çalışan AB, bir yandan da Trump’ın dönemiyle ilgili soru işaretlerinin yarattığını gerilimi daha yakından yaşamaya başladı.

SURİYE PLANI NE?

TRUMP’a göre askeri olarak önceliği DEAŞ ile mücadele. Ancak bunun nasıl olacağı sorulduğunda, “Ben öyle Obama ve ötekiler gibi değilim. Musul bir felaket oldu. Dört ay önceden ‘Hazırlanıyoruz’ dediler. Bu da Musul’un alınmasını zorlaştırdı” yanıtını verdi. Müstakbel ABD Başkanı daha önce de Suriye için bir planı olduğunu söylemiş, ayrıntıya girmekten kaçınmıştı. Öte yandan ABD basınına Pentagon kaynaklı DEAŞ ile Suriye’de daha agresif bir mücadele için hazırlık yapıldığına dair haberler sızdırılıyor. Ve plan gerçekten Rakka’nın DEAŞ’tan alınmasına hazırlık yapan terör örgütü PKK’nın uzantısı olan YPG’nin ana unsur olduğu SDG’nin zırhlı araçlar, ağır makineli silahlarla donatılmasıysa Türkiye ile büyük kriz kapıda demektir...

 Suriye ve Irak’taki istikrarsızlıktan en çok etkilenen ülke olan Türkiye’nin DEAŞ’ın yenilmesi ve barışın tesisinde bölgenin en önemli aktörlerden biri olduğu ve endişeleri göz ardı edilmemelidir.

ÖNGÖRÜLMEZLİK

BUGÜN 45’inci ABD Başkanı olacak Trump’ın dikkat çekici diğer özelliklerinden biri Twitter alışkanlığı... Rakibi Hillary Clinton, “Öyle fevri davranan birine nükleer şifreler teslim edilebilir mi” diye kampanya yapmıştı. Trump ise Twitter’a meraklı olmadığını, ancak klasik medyanın ‘dürüst’ davranmadığını iddia ederek mesajları doğrudan vermeyi tercih ettiğini söylüyor. Twitter’da 20 milyonun üzerinde takipçisi var, hesabından 34 binden fazla tweet atılmış. Çin’den CIA’ye kadar Trump’ın bu tweet’lerinin sorun çıkarabileceği uyarısı yapılıyor.

Donald John Trump belli ki, şahsına münhasır bir başkan olacak. Seçimlerde Hillary Clinton’ı destekleyen New York Times gazetesinde Trump’ın dünya sahnesinde yarattığı belirsizlikle ilgili bir makale yayınlandı geçtiğimiz günlerde... Bir cümle Trump’ın şu zamana kadar çizdiği portreyi belki de özetler nitelikteydi:

“Trump’ın öngörülmezliği belki de en öngörülebilir karakter özelliği...”

Yazının devamı...

Gözler Kıbrıs’ta

13 Ocak 2017

Çünkü 2004 yılında Türklerin kabul ettiği, Rumların reddettiği Annan planından bu yana Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik en kritik gelişmeler yaşanıyor.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin arabuluculuğunda taraflar üç ayda üçüncü kez Cenevre’de buluştular. Görüşmelerin ilk günü ‘mülkiyet’ ve ‘yönetim ve güç paylaşımı’, ikinci gününde yine ‘yönetim-güç paylaşımı’, ‘AB’ ve ‘ekonomi’ başlıklarının ele alındığı bildirildi.

Kıbrıs konusunda mülkiyet, topraklarının yüzde 80’i 1974 öncesi Rum mülkü olan KKTC’de, mülklerin kimin elinde kalacağı anlamına geliyor. Mülkiyet sorununun; takas, tazminat ve iade yöntemleriyle çözülmesi öngörülüyor.

Yönetim ve güç paylaşımında, Rum tarafı henüz yeni kurulacak federal devlette dönüşümlü başkanlığı kabul etmiş değil.

HARİTALARDAKİ FARK NE

Ve önceki gün taraflar yeni Kıbrıs için öngördükleri haritaları birbirlerine sundular. Kıbrıs adasının yüzde 36.6’sını kontrol eden KKTC, yüzde 29.2’ye kadar gerilemeyi öngören bir harita sundu. Rumlar, Türk tarafının yüzde 28.2’ye kadar toprak bırakmasını öngören bir haritayla geldi.

Haritalar oran olarak birbirine yaklaşmış gözükse bile arada önemli farklar söz konusu. Rumlar, zaten kapalı olan ve Türklerin de koz olarak tuttuğu Maraş’ı baştan kendi hanesine yazıyor. 91 bin kişinin geri döneceğini öngören Rumlar, 1974 öncesi Rumların çoğunluk olduğu, köy, kasaba ve önemli su kaynağı olan Güzelyurt’u da haritasına dahil ediyor. Rum kesimi ayrıca, Karpaz yarımadasında halen Rumların KKTC denetimi altında yaşadığı 3 köyün otonom bölge olmasını da talep ediyor.

Türk tarafının ise Güzelyurt’u vermeye istekli olmadığı biliniyor. 1974’ten sonra Türklerin yerleşimine açılan bu bölgenin Rumlara teslim edilmesi halinde Ada yeni bir göç hareketiyle karşı karşıya kalabilir. KKTC’nin haritası ise 65 bin Rum’un geri döneceğini öngörüyor.

Ayrıca KKTC, toprak olarak daha az bir orana sahip olsa da kıyı şeridinin yüzde 60’ını kontrol ediyor. Rum tarafı bu oranın yüzde 50.5’e çekilmesini istiyor. Sahil şeridi deniz kaynaklarına ulaşım ve turizm açısından önemli.

GARANTÖRLÜĞÜN ÖNEMİ

11 Şubat 1959 Zürih Anlaşması ile Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, bağımsız Kıbrıs’ta barışın garantörü sayılmışlardı. Türkiye, Türklerin zulme uğraması üzerine bu hakkı çerçevesinde adaya çıkartma yaparak barışın tesisinde etkili oldu.

Şimdi bu üç ülke, uzun yıllar sonrasında ilk kez Kıbrıs’taki iki tarafla birlikte Cenevre’de zirvede bir araya geldiler. Garantörlerin dışişleri bakanı seviyesinde temsil edildiği toplantıdaki ana konu, yeni bir Kıbrıs üzerinde anlaşma sağlanması halinde bu üç tarafın garantörlük hakkının sürüp sürmeyeceğiydi. Türkiye, adada garantörlük sisteminin devamını ve askeri varlığını korumak isterken Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi, garantörlüğün kaldırılması için Avrupa Birliği içinde yoğun bir lobi faaliyeti içinde.

Kıbrıs’ta Türklerin oranı yüzde 20. Adada yaklaşık 30 bin kadar Türk askerinin bulunduğu tahmin ediliyor. Geçmişteki acı tecrübelerden ötürü Türk askerinin varlığı hem Kıbrıslı Türkler açısından hem de dengelerin yeniden şekillendiği doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından da büyük önem arz ediyor.

ENERJİ DENGELERİ

Aslında Kıbrıs görüşmelerini bölgede çıkarı olan birçok ülke de yakından takip ediyor. Çünkü doğu Akdeniz’de bulunan doğalgaz rezervleri bölgenin değerini arttırmış durumda. Hatta öyle ki, Rusya’nın Suriye savaşında Esad’a destek vermek için Akdeniz’e inmesinin sebeplerinden biri olarak bile gösteriliyor.

Yine İsrail ile Türkiye arasında bozulan ilişkilerin onarılmasında da sayılan etkili faktörler arasında. İsrail’in Leviathan bölgesi doğalgazını en etkin Kıbrıs ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya pazarlayabileceği üzerinde duruluyor. Kıbrıs’ta olası bir çözüm bu işbirliğini kolaylaştırabilir.

İsrail’in ikinci seçeneği daha pahalı olacağı hesaplanan Yunanistan üzerinden boru hattıyla Avrupa’ya ulaştırmak. Üçüncü seçenek ise Mısır üzerinden sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) şeklinde Avrupa’ya pazarlamak ki, burada Rusya faktörünün de devreye girmesi söz konusu. Çünkü aralık ayında Rus enerji şirketi Rosneft, Mısır’daki Zuhr doğalgaz yatağının yüzde 30’unu İtalyan Eni şirketinden satın aldı.

Kıbrıs’ta olası bir çözüm Avrupa Birliği’nin Rusya karşısında elini güçlendirme potansiyeline sahipken Türkiye ile de krizdeki ilişkilerini dengelemek için bir vesile olabilir. Dünkü zirveye başkanlık eden BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, henüz pazarlıkların başında olunduğunu söylerken umutluydu. “Kıbrıs’ın 2017’nin başında (dünya için) bir umut sembolü olabileceğine inanıyorum” dedi. “Çözüme yakınız, ama çabuk bir mucize de beklemeyin” diye ekledi.

Yazının devamı...

Hedef umutlarımız

6 Ocak 2017

KURBANLAR...

REINA’yı vuran terör sadece Türkiye’yi değil, neredeyse Ortadoğu’nun tamamını hedef aldı.

Saldırının yaşandığı yılbaşı akşamından bu yana Fas’tan Hindistan’a kadar geniş bir coğrafyada cenazeler kalkıyor.

Çünkü ölen 39 kişiden 26’sı yabancıydı. Ve yabancıların büyük kısmı Arap ya da yakın doğu ülkelerinden yeni yılı karşılamak için Türkiye’yi seçmiş turistlerdi. Lübnan, İsrail, Suudi Arabistan, Ürdün, Irak, Tunus, Fas, Libya ve Hindistan gibi ülkelerden gelip Reina’da aynı acımasızlığın hedefi oldular.

- Leanna Nasser, saldırıda ölen en genç kurbandı.18 yaşındaydı. Filistin asıllı İsrail vatandaşıydı. Tel Aviv yakınlarındaki Tira kentinden gelmişti. Tira Belediye Başkanı Abd el Hai’nin söylediği gibi; hayalleri vardı; hayatta yol alacak, aile kuracaktı.

- Reina’da en çok kurban veren ülkelerden biri ise Suudi Arabistan oldu. Bu ülkeden yedi kişi ölmüş, 13 kişi ise yaralanmıştı. İkiz kardeşler Ahmed ve Muhammed Al-Fadl kardeşler ölüme de birlikte gitmişlerdi. İki kardeşinin naaşını teslim alan ağabeyleri Amr, “Takdiri ilahi, sabredeceğiz” diyordu.

- Suudi kadın avukat Şahad Abdülkerim Samman (26) da ölenler arasındaydı. Ölüm acısı yetmezmiş gibi şimdi ailesi bir de genç kadının kız arkadaşlarıyla Reina’ya gittiği yolunda eleştirilerle baş etmek durumunda kalıyor. Avukat ağabeyi Süleyman, Suudi basınına iddiaları yalanlayarak, “Amcası ve yengesiyle tatile gitmişti. Kulübe de masa tutmak için erken gitmiş” diyerek kardeşini savunuyor.

TEPKİLER...

- 2016 Türkiye için zor bir yıl olmuştu. Terör, darbe girişimi, savaş, şehit, ekonomik kriz haberleri bir birini izlemişti. Aslında insanlar yeni yıl vesilesiyle bu kabus sayfasını kapatıp yeni bir sayfanın umudunu yaşamak istiyordu. İşte Reina’ya sıkılan kurşunların hedefi oradaki insanlar olsa da diğer hedefi bu umut tohumlarıydı.

- Maalesef yeni yılın ilk gününde de Türkiye yine dünya manşetlerindeydi. Paris’teki ‘Bataclan’ konser salonundaki katliamı andırdığından, ayrıca terör eyleminin DEAŞ tarafından düzenlenmesi nedeniyle sanki empati dozu biraz daha fazlaydı.

- New York Times gazetesi, “İstanbul saldırısı Türkiye’nin derinleşen fay hatlarını ortaya çıkardı” başlığını atmıştı. Spiegelonline’ın Berlin büro şefi, “Türkiye’nin kaosa gömülmesi kimsenin işine gelmez” diyerek Avrupa’ya mesaj veriyordu. Independent’ın seyahat yazarı Simon Calder, “Teröre en iyi yanıt Türkiye’de tatil” diyordu. İngiliz Times Gazetesi, başyazılarından birinde “Batı’nın verebildiği tüm desteği Türkiye’ye vermesi gerektiğini” savunuyordu.

- Dünya liderlerinin resmi açıklamalarında ise başsağlığı ve kınama ifadeleri öne çıkıyordu.

SINAV...

- 20 Temmuz 2015 Suruç saldırısından bu yana Türkiye bir terör dalgasının ortasında.

- Türkiye, aylarca roket saldırılarıyla Kilis’e kabus yaşatan DEAŞ’ı sınırından aşağıya itmek için Fırat Kalkanı operasyonunu yürütüyor. Bir yandan iki Kürt bölgesi arasında bir tampon oluşturmaya çalışıyor.

- Suriye’de Rusya ile yapılan işbirliğinin ardından Irak ile de ilişkiler yeniden gözden geçirileceğe benzer. Haftasonu Başbakan Yıldırım, Bağdat’a ve Erbil’e gidecek. Başika krizinin ardından ikili ve bölgesel sorunlar masaya yatırılıp uzlaşma zemini aranacak.

- ABD’nin desteklediği terör örgütü PKK’nın uzantısı YPG’nin içinde yer aldığı SDG, DEAŞ’ın Suriye’deki merkezi Rakka’yı, Irak ordusu ise milisler eşliğinde Musul’u almak için savaşıyor. Türkiye de El Bab’ı DEAŞ’tan almak için savaş veriyor. DEAŞ kontrol ettiği üç önemli yerde baskı altında. Toprak kaybetmesinin DEAŞ’ı bölgede zayıflatsa bile terör saldırılarıyla varlığını sürdürmeye çalışacağı beklentisi söz konusu.

- Washington Post gazetesinde önceki gün bir analiz vardı. Türkiye ve Irak’ın sahada DEAŞ’a karşı verdiği mücadeleyi kazanabileceği, ancak terör örgütü DEAŞ’ın Reina saldırısı gibi eylemlerle istikrarsızlık sağlamaya çalışabileceği belirtiliyordu.

 - Suriye’de savaş patlak verdiğinde bunun en büyük sıkıntısını çeken ülkelerden biri Türkiye oldu. Domino etkisi gibi. Türkiye’nin kaosa sürüklenmesine göz yummak, Avrupa için de istikrarsızlık anlamına gelir. Dolayısıyla her zamankinden daha fazla destek ve dayanışmaya ihtiyaç var. Askeri, ekonomik, istihbarat ve siyasi anlamda müttefikleri Türkiye’ye güvenliği ve istikrarı için gereken desteği vermelidir.

- Reina’nın şokunu henüz atlatamamışken, dün İzmir’den gelen yeni eylem haberiyle sarsıldık. Kahraman Türk polisi Fethi Sekin hayatı pahasına sonuçları çok daha kötü olabilecek bir saldırıyı önledi. Yine yüreklere, evlere terör ateşi düştü. Zor bir süreçten geçiyoruz. İnadına güçlü olalım, inadına birlik duralım.

Yazının devamı...

Suriye’de üçlü girişim tutar mı

23 Aralık 2016

YILIN KELİMELERİ

 

AMERİKAN Merriam Webster ve İngiliz Oxford sözlükleri de yılın sözlerini belirlemiş. Merriam Webster’a göre yılın sözü ‘surreal’ (sürreal). ‘Gerçeği aşan, gerçeküstü’ anlamına geliyor. Aynı zamanda ‘inanılmaz’, ‘fantastik’, ‘tuhaf’ anlamında da kullanılıyor. Rüya ile gerçeğin karıştığı durumları tarif etmek için de başvurulan bir kelime...

 

Sürreal’in niye seçildiğine gelince... 2016’da gerçek olması inanılması zor durumların yaşanması ve ‘sürreal’ kelimesinin internette en çok aranan sözcükler arasında yer almasından ötürü. Ve ‘sürreal’ en çok ne zaman aranmış biliyor musunuz?

 

Terör örgütü DEAŞ militanları Brüksel’de ve 14 Temmuz’da kamyonla Nice’de masum insanlara saldırdığında ve Türkiye’deki 15 Temmuz darbe girişimi döneminde. Ancak en büyük sıçramayı ise Donald Trump’ın ABD’de başkan seçilmesi üzerine yapmış. Oxford’un sözü ise ‘gerçek sonrası’ diye çevrilebilen ‘post-truth’ kelimesi. Bu sözcüğün popülerleşmesi de ABD başkanlık seçimlerinde asparagas haberlerin sosyal medyada yayılması, yalan ile gerçeğin birbirine karışmasıyla oldu.

 

MOSKOVA BİLDİRİSİ

 

TÜRKİYE bir süredir terör saldırıları, şehit haberleri ve büyükelçi suikastıyla ‘sürreal’in de ötesinde kabûsun ta kendisini yaşıyor. Türk’ü Kürt’ü, Sünni’si Alevi’si her zamankinden daha fazla birlik umutlarına ve diline ihtiyacımız var. Her şeye rağmen aklı selim, sağduyu ve uzlaşma zemini... Çok önemli.

 

Hatırlayalım... Suriye’deki içsavaşın tetiklenmesi de sürreal bir durumdu...

 

2011 yılının şubat ayıydı. Suriye’nin Ürdün sınırı yakınlarındaki Sünnilerin çoğunlukta olduğu Dera kentinden haberler geliyordu. Ortaokul öğrencileri duvarlara ‘Doktor sıra sana geldi’ diye yazmıştı. Kastedilen kişi mesleği ‘göz doktoru’ olan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’dı. Tunus ve Mısır devlet başkanları devrilmiş; NATO, Libya’ya müdahale etmişti. Karakola götürülen çocukların türlü işkencelere tabi tutulduğunun ortaya çıkması halkın isyan bayrağını açmasına neden olmuştu. Dera, Şam, Humus, Hama derken ordunun sert müdahalesi ve komşu ülkelerin de kışkırtmasıyla Suriye topyekûn bir içsavaşın içinde bulmuştu kendini.

 

*

 

Şimdi savaşa bir şekilde taraf olan üç ülke Rusya, İran ve Türkiye bölge ülkeleri olarak Suriye’de bir çözüm arayışı içinde. İşte tam da Moskova’da salı günü yapılan üç ülke dışişleri ve savunma bakanları toplantısı öncesinde Moskova’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov bir suikastta hayatını kaybetti. Türkiye ile Rusya ilişkilerine darbe vurmak için düzenlendiği söylenen bu saldırıya rağmen zirve yapıldı. Ve taraflar olası bir barış anlaşmasının garantörü olma taahhüdünde bulundu.

 

MERAK EDİYORUM

 

TÜRKİYE’nin önceliğinin artık Esad’ın devrilmesinden çok güneyinde bir Kürt kuşağının oluşmasını önlemek olduğunu söylemek yanlış olmaz. Fırat Kalkanı operasyonundan gelen şehit haberleri TSK’nın nasıl zor bir savaşın içinde olduğunu gösteriyor. El Bab, DEAŞ’tan alınmak istenirken, bir yandan da terör örgütü PKK’nın uzantısı YPG’nin o bölgeye hakim olmasının engellenmesi hedefleniyor. Peki Suriye’de farklı çıkarları olan bu üç ülke savaşı bitirmekte ne kadar başarılı olabilir?

 

- Moskova bildirisinde tarafların Suriye’nin toprak bütünlüğüne atıfta bulunması dikkat çekiciydi. Her ne kadar bildiride Suriyeli Kürtler konusunda bir vurgu olmasa da İran ve Türkiye’nin bu konuda aynı cephede yer aldığını söylemek mümkün. Ancak sürecin ilerleyen dönemlerinde ki, Cenevre sürecinde öyle olmuştu. Rusya barış sürecine Suriyeli Kürtlerin de dahil edilmesini isterse ne olur?

 

- Deklarasyonda İran tarafından desteklenen Hizbullah ve Şii gruplarla ilgili de bir vurgu yoktu. Oysa Türkiye’nin de Körfez ülkeleri gibi bölgede Şii nüfuzunun güçlenmesinden rahatsız olduğu sır değil. Nitekim Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Moskova’daki basın toplantısında Hizbullah ve diğer dışarıdan gelen gruplara yardımın kesilmesinin önemli olduğunu ifade etti. İran bu desteği keser mi?

 

- Bir de Moskova’daki toplantıya davet edilmeyen ABD, Suudi Arabistan gibi önemli aktörler söz konusu. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Türkiye ve Rusya dışişleri bakanlarının görüşmeyle ilgili ABD’li mevkidaşları Kerry’yi bilgilendirdikleri Washington’ın çözüme yönelik girişimleri desteklediği belirtildi. ABD, ocak ayında Donald Trump yönetimine geçmeye hazırlanıyor, bu değişim dönemi Suriye’de de bir çözüm olasılığını güçlendirir mi?

 

- Deklarasyon El Nusra ve DEAŞ gibi radikal grupların silahlı muhaliflerden ayrılmasını öngörüyor. En kritik soru da üç ülke sahada yakın oldukları taraflara böyle bir deklarasyonu kabul ettirebilir mi?

 

Moskova’dan sonra Astana’da sürmesi hedeflenen süreç kolay bir süreç değil. Ancak altı yıldır süren savaşta artık asgari müşterekte buluşmanın zamanı gelip geçmedi mi?

Yazının devamı...

AB’de iki kritik sınav

1 Aralık 2016

Avusturya’daki cumhurbaşkanlığı seçimleri ve İtalya’da siyasi sistemin değiştirilmesini öngören anayasa referandumu Avrupa’nın geleceğinin şekillenmesinde önemli rol oynama potansiyeline sahip.

 

AVUSTURYA’DA AB KARŞITI ADAY

 

AVRUPA Birliği (AB) içinde Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin dondurulmasını en güçlü bir şekilde savunan Avusturya’da pazar günü cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Aslında seçimlerin ikinci turu 22 Mayıs’ta yapılmış, Yeşiller adayı yaklaşık 31 bin oy farkla zaferini ilan etmişti. Ancak Anayasa Mahkemesi, itirazları kabul ederek seçimlerin tekrarlanmasına karar vermişti. Seçimlerde Yeşiller adayı Alexander Van der Bellen (72) ile aşırı milliyetçi Avusturya Özgürlük Partisi FPÖ’nün adayı Nobert Hofer yarışıyor.

 

45 yaşındaki Nobert Hofer, uçak teknisyenliğinden geliyor, siyaset sahnesinde hızlı bir yükselişin ardından ülkenin en yüksek makamına talip.

 

*

 

Hofer, seçilmesi halinde AB’de aşırı sağ kökenli ilk cumhurbaşkanı olacak. Türkiye’nin AB üyesi olması ya da AB’nin yasal zemininde düzenlemelerin değişmesi halinde Viyana’nın topluluktan ayrılması için referanduma gidilmesini savunuyor. İngilizlerin AB’den ayrılmasını ifade eden Brexit gibi o da Avusturya (Almanca adı= Österreich) için Öxit’i savunuyor.

 

Mültecilere kapıları açan Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Avrupa’ya ciddi zarar verdiği iddiasında. Mültecilerin AB dışında ‘güvenli bölgeler’de tutulmasını, sığınma başvurularının uzaktan alınıp değerlendirilmesini öneriyor.

 

İTALYA’NIN TERCİHİ ÖNEMLİ

 

Pazar günü İtalyanlar da kritik bir referandum için sandık başına gidecek. Halk oylamasının konusu şöyle...

 

İtalya’da 1948 yılından bu yana Temsilciler Meclisi ve Senato olmak üzere çift kanatlı bir yasama sistemi söz konusu. 2013’te Demokratik Parti’nin başına gelerek doğrudan Başbakanlık koltuğuna oturan Matteo Renzi, halihazırdaki siyasi sistemin karar almayı hantallaştırdığı görüşünde, bu nedenle reformun en ateşli destekçilerinden biri. Herhangi bir yasanın eşit haklara sahip meclisin her iki kanadı tarafından da onaylanması gerekiyor. Yasamanın nasıl yavaş işlediğini göstermek için de şöyle bir örnek veriliyor. Evlilik dışı ve evlilik içinde doğmuş çocuklara eşit haklar tanıyan yasa tasarısının oylanması tam 1300 gün sürmüş.

 

*

 

Ülkesinin ekonomik krizden ancak reform yaparak, karar alma mekanizmasını hızlandırarak çıkabileceğini savunan Renzi’nin önerdiği anayasa değişikliği kabul edilirse, bütçe dahil, kanun tasarıları ve güven oylamalarının Senato onayından da geçmesi şartı ortadan kalkacak. Üye sayısının 320’den 100’e indirilmesi öngörülen Senato’nun İtalya-AB ilişkileriyle ilgili anlaşmalar, azınlıklar, referandum ve seçimler konusundaki yetkisi ise sürecek.

 

Anketlere referandum öncesinde karartma getirilmeden ‘Hayır’ cephesinin önde olduğu anlaşılıyordu. Ancak yüzde 25’lik bir oranının kararsız olduğu yolundaki eğilim de dikkat çekici.

 

*

 

Bazı anayasa uzmanları, öngörülen reformun başbakanlık koltuğuna oturan ya da oturacak kişiye fazla yetki vereceği hatta otoriter bir yönetimin yolunu açabileceği endişesine sahip. 1948 yılında faşizmin yükselişine tanık olmuş uzmanlar tarafından kaleme alınan anayasanın ülke yönetiminde hassas bir denge oluşturduğu görüşündeler, bu nedenle de ‘Hayır’ cephesinde yer alıyorlar.

 

Ancak ‘Hayır’ çıkması halinde Renzi’nin istifa etmesiyle ortaya çıkacak siyasi belirsizliğin ekonomik krizi derinleştirebileceği gibi AB karşıtı 5 Yıldız Hareketi’ni iktidara taşıyabileceği yorumları da yapılıyor. 5 Yıldız Hareketi, İtalya’nın AB para birliğinden çıkması için referanduma gidilmesini öneriyor.

¡

 

SONUÇ itibarıyla pazar günkü iki kritik oylamanın sonucu Avrupa Birliği’nin bütünlüğünü ve geleceğini etkileme gücü taşıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında en büyük barış projelerinden biri olarak şekillenen AB hedefi, etno-milliyetçiliğin yükselişi karşısında yeni bir yapıya mı bürünecek, yoksa bu eğilime ayak uyduramayarak kaybedeni mi olacak?

 

Yazının devamı...

Trump style

17 Kasım 2016

8 Kasım seçimlerinden bu yana Trump döneminin nasıl olacağı, ABD’deki gelişmelerin dünyayı nasıl etkileyeceğine dair kafa yoruluyor.

Radikal söylemleri, iddialı çıkışlarıyla Donald Trump her haliyle sıra dışı bir başkan olmaya aday.

ABD’de onbinlerce kişi ‘Benim başkanım değil’, ‘Trump sınır dışı’ diye sokaklara döküldüğünde Trump ilk tepkisini Twitter’dan verdi. ‘Profesyonel protestocular’ diyerek kalabalıklara çattı, medyayı onları kışkırtmakla suçladı.

CBS News’a ilk televizyon röportajını verdiğinde ailesiyle birlikte kameraların önüne geçmeyi tercih etti. Dünya Trump’ın iç ve dış politikadaki önceliklerinin ne olacağını merak ederken kızı Ivanka Trump (35), koluna taktığı kendi mücevher firmasından olan bilekliğinin reklamını yapmakla suçlandı. Tam da milyarder emlak kralının, devlet ve ailesinin iş çıkarlarını nasıl birbirinden ayırabileceği konuşulurken Ivanka’nın bilezik reklamı tartışmaların tuzu biberi oldu.


ATAMALARI TARTIŞMALI
Trump seçildiğinden beri medyaya bol bol çıkıştı. CBS röportajında, azınlık ve Müslümanların rahatsız olduğu hatırlatıldığında “Gerçekten böyle hissediyorlarsa berbat bir şey. Bence bu korku medya tarafında hazırlanıyor” dedi.

ABD medyasında kabinenin oluşturulması sırasında kavga yaşandığı, kızı Ivanka’nın eşi Jared Kushner’in geçiş yönetimi kadrolarında temizlik yaptığı iddialarına ‘Yanlış’ diyerek karşı çıktı. Kampanya sırasında Demokrat Hillary Clinton’ın ateşli savunucusu olan New York Times gazetesi, dünya liderlerinin Trump’a ulaşmakta zorluk çektiğini yazınca yine onlara Twitter’dan yanıt verdi. Yaklaşık 30 liderle konuştuğunu belirten Trump, NYT’ın kendisiyle ilgili haberlerinde ‘budala’ gibi olduğunu öne sürdü.

Atamaları da tartışmalı... Başstratejist olarak ultra muhafazakâr Breitbart haber sitesinin ırkçı, anti-semitik ve kadın düşmanı olmakla suçlanan CEO’su Stephen Bannon’ı atamasına tepkiler ayyuka çıkmış durumda. Yine damadı Kushner’i Beyaz Saray’da önemli bir pozisyona getirme olasılığı hararetli tartışmalara yol açıyor.

Ayrıca yeni başkanın daha çok New York’taki kendi adını taşıyan kulenin 66’ncı katındaki gösterişli ‘Altın Sarayı’nda mı, yoksa Beyaz Saray’da mı yaşamayı tercih edeceği merak konusu.

Trump, Oval Ofis’i teslim almadan bile hayat tarzıyla, çıkışlarıyla, Twitter alışkanlığıyla klasik bir başkan profiline uymayacağının işaretlerini veriyor.


AVRUPA’YI NASIL ETKİLER
‘Müslümanları bir süre ülkeye almayalım’, ‘Kaçak göçmenleri sınır dışı edelim’, ‘Meksika sınırına duvar çekelim’ diye aşırı fikirleri olan Trump’ın bunları hayata geçirmede ne kadar ileri gidebileceğini hep birlikte göreceğiz. Derler ki, ABD’de bir başkan göreve başladığında kurumsal yapının çizdiği politik sınırların içinde kalır. Kritik nokta da bu. Çünkü bu sınırların zorlanması ülkede tansiyonu yükseltebilir.

Uluslararası basında konuşulan bir diğer konu ise Trump’ın başarısının seçimlere hazırlanan Avrupa’da da aşırı sağcı partilere ilham kaynağı olabileceği görüşü. 15 Mart 2017’de Hollanda’da seçimler var. Avrupa karşıtı Gert Wilders’in Özgürlükler Partisi, anketlerde Liberallerle başa baş gidiyor. 7 Mayıs’ta bu kez Fransa sandık başına gidecek. Aşırı sağcı Ulusal Cephe’nin lideri Marine Le Pen’in cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turuna kalacağına kesin gözüyle bakılıyor. Sonbaharda ise Almanya’da genel seçimler yapılacak. Orada da AB ve göçmen karşıtı ‘Almanya için Alternatif’ partisi geleneksel partileri zorluyor.

Avrupa’ya yönelik göç dalgası, refahın paylaşılması durumunda kalınması, eşitsizlikler, gelecek endişesi seçmeni giderek siyasi yelpazenin sağ ya da sol uçlarına doğru yönlendiriyor.

İnsan hakları, temel özgürlükler ve hukuk devleti ilkelerine büyük önem veren Avrupa’da aşırı sağın oyunu ne kadar arttırabileceği biraz da ‘Trump style’ın nasıl şekilleneceğiyle de bağlantılı olacaktır. Çünkü Trump’ın şimdiye kadar ortaya koyduğu tarzda bir yönetim benimsemesi, Avrupa’da ters tepme potansiyeline sahiptir.

Nitekim bunun işaretleri Almanya’da görülmeye başlandı. Almanya Başbakanı Merkel’in dördüncü kez başbakan olup olmayacağı tartışılırken Trump’ın seçilmesinin ardından Hıristiyan Demokrat Partili Merkel’in yeniden aday olması yolundaki desteği arttı. Trump öncesinde yüzde 44 olan Merkel’e destek şimdi yüzde 60’a çıkmış durumda.

Dünya, İkinci Savaş sonrasındaki düzenin en belirsiz dönemlerinden birinden geçiyor. Merkez sağ ve sol yönetimler, en büyük barış projelerinden biri olan Avrupa Birliği’ni bir arada tutmayı başarabilecek mi, başaramayacak mı? Her halükârda ABD gibi Avrupa da yeni bir sınav dönemine giriyor.

Yazının devamı...