"Nilgün Tekfidan Gümüş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nilgün Tekfidan Gümüş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nilgün Tekfidan Gümüş

Nilgün Tekfidan Gümüş

ABD’nin tuhaf önerisi

16 Şubat 2018

ABD, Deyrizor’da terör örgütü PKK’nın uzantısı YPG’nin de içinde yer aldığı SDG’nin elindeki petrol sahasını ele geçirmeye çalışan aralarında Rus paralı askerlerin de bulunduğu Esad yanlısı milisleri vuruyor. İsrail, Suriye’deki İran hedeflerine saldırı düzenliyor. Esad rejimi ise ilk kez hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle bir İsrail savaş uçağını düşürdü.

ABD’nin YPG’ye silah desteği ve gelecekte de işbirliğini yürütme ısrarı ise NATO ortağı Türkiye ile ilişkilerini ciddi bir şekilde sınavdan geçiriyor. ABD düne kadar Türkiye’ye Afrin’de PKK/PYD yapılanmasına karşı iki mesaj veriyordu.

Biri ‘Türkiye’nin meşru güvenlik kaygılarının farkındayız’, diğeri ise ‘Ama bu Afrin’deki mücadele Suriye’ye DEAŞ ile yürütülen savaşa da zarar vermemeli’.

İnsan ister istemez ‘ABD’nin Türkiye’ye yönelik verebileceği başka bir mesajı yok mu’ diye sorarken ABD Savunma Bakanı Jim Mattis ile Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli’nin NATO toplantısı çerçevesinde önceki gün Brüksel’de yaptıkları görüşmenin ayrıntıları geldi.

JıM MATTIS KİMDİR

CANİKLİ’nin görüştüğü Jim Mattis, emekli deniz piyadesi bir generaldir. Antik çağ ve savaş tarihine meraklıdır. Hiç evlenmemiş olması nedeniyle kendisine ABD medyasında ‘Savaşçı Keşiş’, cephedeki performansı ve ultra-şahin açıklamalarından ötürü de ‘çılgın köpek’ (mad dog) lakapları yakıştırılmıştır. Evinde 7 bin kitaplık bir kütüphanesi olduğu yazılır çizilir.

2003’teki Irak işgali öncesinde askerlerine yazdığı mektupta “Dünyanın en korkulan ve en güvenilen gücün parçasısınız. Silahınızdan önce beyninizi kullanın” sözü hâlâ akıllardadır.

Her halükarda

Yazının devamı...

Güvenli bölge güvensizliği

26 Ocak 2018

Ve önceki akşam Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump bir telefon görüşmesi yaptığında beklenti bu yönde açıklamaların gelmesiydi.

Aksine görüşme sonrasında iki taraf arasında yapılan açıklamaların farklı tonda olmasıyla ilgili polemik öne çıktı. Nitekim Beyaz Saray açıklamasının yüksek tonu dikkat çekiciydi. AçıklamadaTrump’ın Erdoğan’a Afrin’de tırmanan şiddetten duyduğu kaygısını ileterek bunun iki ülkenin Suriye’deki ortak çıkarlarını zayıflattığını söylediği’ belirtiliyordu.

‘Güvenli bölge’ ile ilgili bir vurgu yer almazken sadeceTrump, Türkiye’nin meşru güvenlik endişelerine karşılık vermek için yakın ikili işbirliği çağrısında bulundu’ demekle yetinildi.

‘Güvenli bölge’ haberinin yarattığı akıl karışıklığı sürerken bu kez Çavuşoğlu, “ABD ile güven kaybı yaşandı. Güven yeniden tesis edilmeden bu konuların görüşülmesi doğru değil” diye Hürriyet’in Ankara Temsilcisi Hande Fırat’a ilk açıklamayı yaptı.

Sonra da ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’dan birçok seçeneğin tartışıldığı, ancak bir teklif sunulmadığı açıklaması geldi.

UÇUŞA YASAKLI BÖLGE Mİ

ABD ile ilgili ‘güvenli bölge’ açıklaması aslında PYD saflarından da benzer çağrıların yapıldığı bir döneme denk geldi. Terör örgütü PKK’nın uzantısı PYD’nin tek taraflı kanton ilan ettiği Afrin’deki Eş Başkanı Hevi Mustafa, geçtiğimiz günlerde Washington Post gazetesi için kaleme aldığı makalede, ABD’nin bölgede ‘uçuşa yasaklı bölge uygulaması’ gerektiğini belirtiyordu.

Kritik nokta ABD’nin Ankara ile ne konuştuğu... Çünkü

Yazının devamı...

ABD’nin yeni Suriye planı

19 Ocak 2018

Her ne kadar önceki gün ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, ‘Sınır gücü kurmuyoruz, bu yanlış resmedilmiş bir durum’ dese de Ankara tatmin olmuş değil. Resmi ağızlardan yapılan açıklamalar bunu gösteriyor.

2017 yılında DEAŞ’ın kritik bir şekilde toprak kaybetmesinin ardından Suriye’de yeni bir döneme girildiğine dair işaretler gelmeye başlamıştı. Ve önceki gün ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’ın Stanford Üniversitesi’nde yaptığı konuşma bu açıdan önemliydi.

Türkiye, Tillerson’ın terör örgütü PKK’nın uzantısı YPG’nin ana unsur olduğu SDG’nin ‘sınır ordusu’ kurmasıyla ilgili ne söyleyeceğine odaklanmışken bakan, Suriye için nasıl bir yol haritası öngördüklerine dair bazı unsurları da deşifre etti.

HEDEF ESAD VE İRAN

- ABD’li bakan Irak’taki aynı hataya düşülmeyeceğini söylüyordu. Barack Obama, göreve geldikten sonra herhangi bir düzen oluşturulmadan Irak’tan asker çekerek kaosa sürükleyip DEAŞ’ın gelişmesini sağlayan ortamı yaratmakla suçlanmıştı. Bakan bunu kastediyordu. ABD’nin askeri varlığı ‘ucu açık’ bir şekilde devam edecekti. Böylece Washington yönetimi herhangi bir siyasi düzen oluşmadan Suriye’den çekilme niyeti olmadığını beyan etmiş oldu.

- Ayrıca Tillerson’ın açıklamaları ABD’nin şimdi DEAŞ ve El Kaide’nin yenilmesinden öteye geçen yeni hedefler belirlediğini ortaya koyuyordu. BM barış sürecine işlerlik sağlamak, Suriye Devlet Başkanı Esad ve ailesinin iktidardan uzaklaştırılması için diplomatik girişimleri sürdürmek ve Suriye’deki İran etkisini bertaraf etmek.

- Amerikan Washington Post gazetesinde de dün özellikle İran vurgusuna işaret ediliyordu. W.P., ABD askerinin Obama döneminde DEAŞ’ı yenmek için bölgeye geldiğine işaret ederek şimdi ise ABD’nin bölgedeki varlığının Başkan Trump’ın İran’ın nüfuzunun azaltılması taahhüdünü yerine getirmek üzere evrildiğini yazıyordu.

SABIR VURGUSU ÖNEMLİ

Yazının devamı...

İran için kritik gün

12 Ocak 2018

ABD Başkanı Trump, 2015 yılında BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi 5 ülke ve Almanya’nın (P5+1) İran ile nükleer programını yavaşlatmak için yaptığı anlaşmanın akibetiyle ilgili kararını açıklayacak.

Trump, kampanya süresince ve göreve geldikten sonra da selefi Barack Obama döneminde İran ile yapılan nükleer anlaşmanın ABD çıkarlarına hiç de uygun olmadığını defalarca söylemişti. Uzlaşmayla İran’ın nükleer silah elde etmesinin önüne geçilmesi hedefleniyordu. Buna göre İran uranyum stoklarını azaltacak, 15 yıl boyunca yeni ağır su reaktörü inşa etmeyecek ve uluslararası silah denetçilerinin ülkeye girmesine izin verecekti.


YAPTIRIMLAR DÖNÜYOR MU
ABD’deki yasal düzenlemeye göre Başkan’ın her üç ayda bir Kongre’ye İran ile nükleer anlaşmanın gidişatıyla ilgili bilgi vermesi gerekiyor. Ekim ayındaki açıklamasında Başkan Donald Trump, “Ortaya koyduğum gerçekler ışığında (anlaşmaya) bu onayı veremeyeceğimizi ilan ediyorum” diyerek anlaşmaya ilk şerhini koymuş, bu konuda Kongre ile de temaslarının olacağını söylemişti.

Yazının devamı...

İran eylemleri ve etkileri

5 Ocak 2018

İran’da 28 Aralık’ta muhafazakâr kesimlerin etkin olduğu Meşhed’de başlayan, birçok kente sıçrayan ancak başkent Tahran’da pek karşılık bulmayan bu eylem dalgasının ardından işte dünya bu sorunun yanıtını merak ediyor...

KURAKLIK FAKTÖRÜ

İRAN, birçok Ortadoğu ülkesi gibi değişen iklim şartlarından etkilenen ülkeler arasında. 14 yıldır süren bir kuraklık söz konusu. Kırsal kesimde iş bulamayan nüfus, yakınlardaki kentlere göç ederken bir yandan uygulanan uluslararası ambargolar, öte yandan değişen iklim şartları yaşam koşullarını giderek ağırlaştırdı. Sosyal medyanın yaygınlaşması, burada zengin yaşamlardan sunulan kesitler yoksulluğa duyulan tepkiyi daha da arttırdı.

Kırsal kesimde çiftçiler hayvanlarını besleyecek yem bulmakta zorlanırken bir de kuş gribinin ortaya çıkması, binlerce hayvanın itlaf edilmesi yumurta fiyatlarını yüzde 50 oranında arttırdı. 30’luk bir kutu yumurta neredeyse 25 TL’ye satılmaya başlandı. Yumurta da aslında biriken öfkenin dışa vurulması için bahaneydi.

SAVAŞ FAKTÖRÜ

HASAN Ruhani, 2013 yılında ilk kez cumhurbaşkanı seçildiğinde ‘reform yanlısı’ bir imaj yaratılmıştı. 2015 yılında dönemin ABD Başkanı Barack Obama’nın da desteğiyle nükleer anlaşma imzalandığında İran’da ambargoların hafiflemesiyle refahın artacağı beklentisi hakim olmuştu. Ancak bu umutlar pek de karşılık bulmadı. Genç nüfus arasında işsizlik yüzde 30’ları bulurken, yolsuzluk iddiaları da sürdü.

 İşte bu ortamda Aralık ayında  Ruhani’nin yıllık bütçesinin gizli olan bölümlerinin sızması milyarlarca Riyal’in halk yerine muhafazakâr kurumlara, Şiiliğin yayılmasına, Devrim Muhafızları’na gittiğinin ortaya çıkması tepkiyi arttıran diğer bir faktör oldu. İnsanlar biraz da Yemen’deki, Suriye’deki, Irak’taki, Lübnan’daki savaş ve güç mücadelelerine bu kadar kaynak aktarılmasına tepkiliydi... Sloganlar da bu yöndeydi.

TAHRAN NİYE SAKİN

Yazının devamı...

Yeni yılın 10 kritik başlığı

29 Aralık 2017

DEAŞ SONRASI: ABD, Rusya, Suriye, Irak ve Türkiye’nin yürüttüğü operasyonlarla terör örgütü DEAŞ, Irak ve Suriye’de büyük ölçüde kontrolünü kaybetti. Geriye kalan DEAŞ unsurları küçük yerleşimlere ya da çöle çekilmek zorunda kalırken yurtdışına kaçanların terör riskini arttırabileceği konuşuluyor.


SURİYE’DE BARIŞ: Esad rejiminin Rusya’nın yardımıyla ülkenin sahil, güney ve orta kesimini; ABD liderliğindeki koalisyonun desteğiyle terör örgütü PKK’nın uzantısı YPG’nin yer aldığı SDG’nin ülkenin kuzeyi ve kuzeydoğusunda kontrol sağlamasının ardından dünya bölünmüş Suriye haritasından nasıl bir barış çıkar bunu tartışmaya başlıyor. Aynı şekilde Irak’ta ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde seçim yılı. Taraflar federatif bir çatı altında yaşamaya devam edebilecek mi?


SOÇİ ZİRVESİ: BM’nin Cenevre; Türkiye, İran ve Rusya’nın Astana sürecinin ardından Moskova bu kez Suriye’deki tarafları 29-30 Ocak tarihlerinde Soçi’de bir araya getirmeye çalışıyor. Muhaliflerin bir kısmı, Esad’ın yer aldığı bir süreçte olmayacaklarını açıkladı. Türkiye ise herhangi bir şekilde YPG’li temsilcilerin Soçi’deki katılımına şiddetle karşı çıkıyor. Bazı YPG’li isimlerse konferansa çağrıldıklarını iddia ediyor. Soçi pazarlığı yeni tartışmaları da beraberinde getireceğe benziyor.

Yazının devamı...

Kudüs kararı ve sonrası

15 Aralık 2017

Terör örgütü DEAŞ’tan sonra Suriye’de nasıl bir yönetimin inşa edileceği, Bağdat’ın Irak’ın toprak bütünlüğünü koruyup koruyamayacağı tartışılırken bir anda Kudüs, Ortadoğu’nun gündeminde üst sıraya yükseldi.

Filistin-İsrail barışı bölgenin en eski meselelerinden biri olması ve diğer sorunlara da gerekçe üretmesi nedeniyle önemli bir konudur, keza üç büyük din için de kutsal anlamları bulunan Kudüs’ün statüsünün belirlenmesi de bir o kadar önemlidir. Şimdiye kadar öngörülen iki devletli bir çözüm çerçevesinde Kudüs’ün statüsünün netleşmesiydi. Lakin Filistin-İsrail meselesi yıllardır askıdaydı. Ve ancak Trump’ın bu tepki çeken adımıyla askıdan indirilebildi.

FOTOĞRAFTAKİ EKSİKLER

İSLAM İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) İstanbul’da Trump’ın kararına karşı ‘Başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devleti’ni tanıdığını teyit etmesi ve dünyayı Doğu Kudüs’ü Filistin Devleti’nin işgal altındaki başkenti olarak tanımaya çağırması’ değerli bir karardır. Her platformda Filistin davasına arka çıkan, kınama kararları alan 57 üyeli İslam İşbirliği Teşkilatı, ilk kez Filistin konusunda böylesine net bir tutum sergileyebilmiştir.

Dün İsrail basınında Suudi Arabistan, Mısır, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri liderlerinin toplantıya katılmadığına, İran lideri ile yan yana poz vermek istemediklerine işaret ediliyordu. Her ne kadar bu ülke liderlerinin İstanbul’a gelmese bile nihai bildiriye yine de destek verdikleri anlaşılıyor.

Ancak mayıs ayında Riyad’da Uluslararası Radikal Düşünceyle Mücadele Merkezi’nin açılışı sırasında Başkan Trump ile ellerini dünya küresinin üzerine koyan Suudi Kralı Selman ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi de İstanbul’da çekilen önceki günkü fotoğrafta yer alsa Kudüs kararı dünyada daha birleşik bir algı yaratabilirdi.

KARARIN YANSIMALARI

İSTANBUL

Yazının devamı...

Kudüs kararı niye şimdi?

8 Aralık 2017

Donald Trump, Ortadoğu’yu daha da karıştırabilecek bu kararı niye verdi? İşte bugün biraz bu sorunun yanıtını bulmaya çalışacağız.

KUDÜS’ÜN STATÜSÜ

Osmanlı sonrasında Filistin, İngiliz mandasına geçti. İngiltere’nin 2 Kasım’da 100’üncü yılı anılan Balfour deklarasyonu ile Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulmasının yolunu açmasının ardından milyonlarca Yahudi bölgeye göç etti.

1947’de BM, bölgenin Filistinli ve Yahudiler arasında taksim edilmesini öngören karar aldı. Onu Arapların savaş ilanı izledi. 1948’de ise Yahudilerin ‘İsrail’ devleti ilanı geldi. Ancak bölgede çatışmalar hiç bitmedi.

BM kararına göre üç büyük dinin kutsal mekanlarının bulunduğu Kudüs, uluslararası yönetime tabi olacaktı. Ancak 1967’deki İsrail-Arap savaşında İsrail, Kudüs’ü tamamen işgal etti.

1980 yılında ise ‘Yahudilerin 3 bin yıllık başkenti’ dediği Kudüs’ü başkent ilan etti. BM Güvenlik Konseyi ise aynı yıl İsrail’in Doğu Kudüs’ü ilhak edip başkent ilan etmesini geçersiz saydı.

KUTSAL KENTTE YAŞAM

İsrail’in devlet organlarının merkezi günümüzde Kudüs’te. İsrail’in Batı Kudüs’te olduğu gibi Doğu Kudüs’te de tam kontrolü bulunuyor. Ayrıca İsrail, Doğu Kudüs’te inşa ettiği Yahudi yerleşimleriyle de buradaki nüfusunu 200 bine çıkarmış durumda.

Yazının devamı...