"Nilgün Tekfidan Gümüş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nilgün Tekfidan Gümüş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nilgün Tekfidan Gümüş

Nilgün Tekfidan Gümüş

Rakka’da neler oluyor

21 Nisan 2017

Türkiye’nin halk oylamasına odaklandığı günlerde Ankara’nın terörist kabul ettiği YPG’nin ana unsur olduğu SDG, terör örgütü DEAŞ’tan alınmasından sonra Rakka’nın idaresi için sivil konsey oluşturdu. Peşinden Fırat Kalkanı’ndan sonra Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) DEAŞ, PKK ve Esad’ı Suriye’nin doğusundan uzaklaştırmak için Doğu Kalkanı Ordusu kurduğu haberleri geldi.

BEYAZ SARAY’IN SURİYE ŞİFRELERİ

ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tebrik telefonunda da anlaşılan konulardan biri DEAŞ ile mücadeleydi. Nitekim Beyaz Saray Sözcü yardımcısı Sarah Huckabee Sanders, referandum sonuçları Türkiye’de tartışma yaratırken niye ABD Başkanı Trump’ın Erdoğan’ı kutladığının sorgulanması üzerine yaptığı açıklamada özetle şöyle dedi:

“Görüşmenin birinci amacı tebrikti. İkincisi ve daha önemlisi de bir NATO müttefiki ve ortağımız olan Türkiye ile ortak çıkarlarımızı konuşmaktı. Ortadoğu zorlu bir coğrafya ve bazen Suriye gibi zorbaları yenebilmenize yardımcı olmak için bir araya gelmeniz gerekir.”

‘Başkan Türkiye’deki demokrasinin gidişatını önemsemiyor mu’ mealindeki soruya ise Sanders’ın yanıtı şöyleydi: “Başkan demokrasiyi destekliyor, ama kendisinin bir numaralı önceliği Amerikalıları korumak ve onların güvende olmasını sağlamak.”

*

ANKARA’dan yapılan açıklamalarda da Trump-Erdoğan görüşmesinde Suriye’nin konuşulduğu doğrulandı. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Rakka operasyonu başta olmak üzere doğru gruplarla hareket etmenin önemini bir kere daha hatırlattıklarını anlattı.

Referandumdan üç gün önce de Milli Savunma Bakanı

Yazının devamı...

Rusya, Esad’a desteği keser mi

14 Nisan 2017

Bir; ABD’nin geçen hafta Han Şeyhun’da yaşanan kimyasal silah saldırısı sonrası Esad yönetimine yönelik ilk askeri müdahalesi bir siyasi değişiklik anlamına geliyor mu?

İki; Rusya, Esad’ın gitmesi gerektiğine dair Batı’nın artan baskıları karşısında pes eder mi?

TOMAHAWK SALDIRISI NE ANLAMA GELİYOR

TRUMP yönetimi, 86 kişinin öldüğü Han Şeyhun saldırısından 72 saat sonra doğrudan Suriye rejimini hedef alarak Akdeniz’deki savaş gemilerinden Tomahawk füzelerini ateşledi. Tomahawk füzeleri, ABD açısından askeri ve siyasi olarak en risksiz seçenekti. Askerlerini tehlikeye atmamış olduğu gibi, uluslararası toplumdan Rusya ve İran hariç tepkiden çok destek buldu.

Peki bu Trump yönetiminin Suriye’de bir politika değişikliği yaptığı anlamına mı geliyor? ABD yönetimi aslında Esad yönetimine ‘Eğer kimyasal ya da varil bombalarıyla sivilleri katletmeye devam edersen biz de misillemeye devam edeceğiz’ mesajı veriyor. Ayrıca Kuzey Kore, İran gibi ABD ile gerilim yaşayan ülkelere de gözdağı anlamı taşıyor.

Ancak Şayrat Hava Üssü operasyonu sonrasında ABD yönetiminden gelen görüntü her ne kadar karıncalı olsa da giderek netleşiyor. ABD, Suriye’de rejime karşı topyekûn bir müdahale öngörmüyor. Terör örgütü DEAŞ ile mücadele yine öncelik. Zengin yedi ülkenin (G-7) dışişleri bakanlarının verdiği mesaj da açık. Beşar Esad artık koltukta son dönemde olduğu gibi rahat oturamayacak. Özellikle de Esad’ın hamisi Rusya üzerinde Batı’nın baskısı artabilir. Trump yönetimi, Esad’ın görevden nasıl uzaklaştırılacağını ise diplomasi ve ortak bir zemin bulma suretiyle çözülebileceğini umuyor.

MOSKOVA’DA BUZ GİBİ KARŞILAMA

ESAD

Yazının devamı...

Trump’ın Esad seçenekleri ne

7 Nisan 2017

Beyaz Saray’da önceden planlanmış olduğu gibi Ürdün Kralı 2’nci Abdullah’ı kabul eden Trump, sonrasında konuğuyla birlikte Gül Bahçesi’nde basına açıklama yaparak, “Kırmızı çizginin ötesinde, çok çok çizgi aşıldı” dedi. ‘Masum çocuklara, masum bebeklere saldırının’ Esad ve Suriye’ye dair bakışını değiştirdiğini de sözlerine ekledi.

Oysa Trump yönetimi birkaç gün öncesine kadar ‘Esad’ın Suriye’deki savaşta öncelik olmadığına, savaşta DEAŞ’ın mağlup edilmesine yoğunlaşılması gerektiğine’ dair mesajlar veriyordu. Geçen hafta Türkiye’yi ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, “Suriye’nin geleceğine Suriyelilerin karar vereceğini” söyledi. BM Daimi Temsilci Nikki Haley’den bu minvalde açıklamalar yaptı. Rusya ve İran’ın sahada askeri anlamda desteklediği Esad, ABD yönetiminden gelen bu ılımlı mesajlarla da altı yıllık savaşın belki de en güçlü konumuna geldi.

REJİM Mİ NİYE ŞİMDİ

VE salı sabahı, Türkiye sınırına 65 km uzaklıktaki Han Şeyhun kasabası henüz uyurken o kimyasal saldırı düzenlendi.

Suriyeli görgü tanıklarına göre birkaç patlama birden yaşandı. Kimyasal bölgeye bir kış sisi gibi çöktü. Ne beyaz ne de sarı renkteydi. Bebekler, çocuklar, kadınlar yataklarında acı çekerek can verdi.

Zehrin Suriye uçaklarından atıldığı söyleniyor. BM’nin Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura saldırının havadan geldiğini söyledi. Uçaksa bölgede sadece Suriye ve Rusya’nın uçakları vardı. Roketse başka ihtimaller de söz konusu olabilirdi. Ancak Esad yönetiminin hamisi Rusya’dan “Teröristlere ait büyük bir mühimmat ve askeri teçhizat deposuna saldırı düzenlendi. Arazide, kimyasal silah üretilen imalathaneler de bulunuyordu” iddiası geldi.

ABD, Avrupa, İsrail ve Türkiye’den gelen açıklamalarda Beşar Esad baş sorumlu ilan edildi. Han Şeyhun saldırısı olduğunda muhalifler söz konusu bölgeden güneydeki rejim kontrolündeki Hama’ya doğru ilerlemeye çalışıyordu. Rejim silahlı muhalifleri caydırmak için sivil yerleşimi hedef almış olabilir. Nihayetinde şimdiye kadar Suriye’de yaşanan binlerce katliam unutulduğu gibi bu da bir süre sonra unutulabilirdi. Belki de hesap buydu. Ama başka Han Şeyhunlar olmasın, başka çocuklar ölmesin diye katliamın aydınlatılması, sorumluların hesabını vermesi gerekiyor.

HAVA SALDIRISI MI GÜVENLİ BÖLGE Mİ

Yazının devamı...

Avrupa Birliği nereye gidiyor

24 Mart 2017

Belçika, Fransa, İtalya, Lüksemburg, Hollanda ve Batı Almanya’nın Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu oluşturmak için bir araya geldiği 25 Mart 1957’de yapılan o törene birçok basın kuruluşu da fazla önemsenmediğinden genç muhabirlerini yollamış. Mesela İngiliz The Times gazetesinde tören ancak sekizinci sayfada üçüncü sütunda yer bulabilmiş.

Bunları geçtiğimiz günlerde Fransız haber ajansı AFP’nin abonelerine geçtiği bir röportajdan aktarıyorum. Yazdıklarım henüz 24 yaşındayken töreni izleyen İngiliz gazeteci David Willey ile törenin organizatörlerinden Albert Breuer’den alıntılar.

YARIN 60’NCI YILI ROMA’DA KUTLANACAK

ROMA Anlaşması, Conservatori Sarayı’nda imzalandığında amaç ticari işbirliğinin Avrupa’da bir gün barış projesine dönüşmesiydi. Yarın AB’nin 27 üyesinin liderleri aynı salonda o tarihi anlaşmayı anmak için bir araya gelecek.

Törene AB’den ayrılma kararı alan İngiltere ile son dönemlerde AB ile gergin günler yaşayan Türkiye ve diğer aday ülkeler davet edilmedi. Zirve tam da Avrupa Birliği’nin varoluşunun sorgulandığı zor bir döneme denk gelirken bir yandan da Avrupa için yeni bir vizyon oluşturulması konusu gündemde. Çünkü Yunanistan, İspanya gibi ülkelerde yaşanan ekonomik kriz, Suriye savaşında AB’nin bir çözüm üretememesi, terör saldırıları, mülteci akını, bir yandan yabancı karşıtlığının yükselmesi ve popülist söylemler Avrupa’nın birliğinin ciddi bir şekilde sorgulanmasına neden oluyor.

AB, orta yaş krizini atlatabilecek mi? İşte yarınki Roma zirvesinde buna yanıt aranacak.

 

ÇOK VİTESLİ AB NE ANLAMA GELİYOR

Yazının devamı...

Hollanda’da kazanan kim

17 Mart 2017

Avrupa’nın seçim yılında ilk sınavı geçtiği, aşırı sağcı popülist Geert Wilders’in umduğunu bulamadığı yorumları yapılıyor. İyi de gerçekten böyle mi oldu?

Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin popülaritesi kemer sıkma politikaları yüzünden önemli ölçüde gerilemişti. Ancak ekonominin kısa sürede toparlanması, işsizlik oranının düşmesi hanesine artı olarak yazılmıştı. 50 yaşındaki bekar Başbakan halktan biri görüntüsü sunuyor, ikinci el araç kullanıyor, eski cep telefonundan vazgeçmiyor, üniversiteden sonra satın aldığı apartman dairesinde yaşıyor. Ancak tüm olumlu algılanabilecek özelliklerine rağmen anketlerde beklediği desteği yakalayamıyordu.

KARANLIK GECE

NEREDEYSE son aylara kadar anketlerde Kuran’ı yasaklayacağını, camileri kapatacağını söyleyen İslam ve yabancı karşıtı aşırı sağcı Geert Wilders’in Özgürlük Partisi birinci parti olarak çıkıyordu. 28 partinin katıldığı genel seçimlerde baraj uygulanmıyor. Dolayısıyla sistem koalisyona yatkın olduğundan diğer parti yönetimleri katiyen Geert Wilders ile koalisyona girmeyeceklerini beyan ediyorlardı.

Bir yandan da seçim söylemlerinde sağa doğru bir kayış dikkat çekiciydi. Rutte gazetelere verdiği ilanlarda “Kurallara uymuyorsan ülkeyi terk et” diyordu. Almanya’da Türk bakanların referandum mitingleri güçlü olmayan bahanelerle iptal edilirken Hollanda’dan da Türk bakanlara yönelik ‘gelmeyin’ mesajları veriliyordu.

Onu Hollanda’dan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na uçuş yasağı izledi. Bu defa Rotterdam’daki toplantıya Almanya’da bulunan Aile ve Sosyal Politikalardan sorumlu Fatma Betül Sayan Kaya katılmak isteyince Türkiye ve Hollanda arasındaki 400 yılı aşan diplomasi tarihine geçecek kara bir gece yaşandı. Cumartesi gecesi Türkiye’nin Rotterdam Başkonsolosluğu’na ulaşmasına izin verilmeyip saatlerce araçta tutulmak suretiyle kötü muamele gören bakan, Almanya’ya sınır dışı edildi. Polisin sert muamelesi, Rotterdam Belediye Başkanı’nın ‘Vur emri verildi’ tarzındaki açıklamaları kesinlikle kabul edilecek türden değildi.

RUTTE’YE YARADI

O gece tam da

Yazının devamı...

Almanya ile neler oluyor

10 Mart 2017

Alman hükümeti Türk bakanlara genel bir etkinlik yasağı getirmezken, yerel düzeyde güçlü olmayan bahanelerle konuşma yapmalarına izin verilmiyor. Her fırsatta Türkiye, ifade özgürlüğü nedeniyle eleştirilirken, Avrupa Birliği’nin motor ülkesi Almanya, Türk bakanların ülkesinde konuşma yapmasına izin vermeyerek ifade özgürlüğünü sınırlayan bir pozisyona düşüyor. Bu Almanya’nın kendi içinde düştüğü bir çelişkidir.

Türk yetkililere, seçmenle bir araya gelme, görüşlerini paylaşmaya izin verilmeliydi. Bu durum, Türkiye-Almanya ilişkileri açısından faydalı bir durum yaratmamıştır. Almanya Başbakanı Angela Merkel’in düne kadar tartışmada düşük profil izleme yolunda bir tercihte bulunması, buna karşılık Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya’daki engellemeler için ‘Nazi benzetmesi’ yapması, Alman toplumunda hassas bir konu olduğundan tepkiye yol açmıştır.

TÜRKLER ÖNEMLİ GÜÇ

ALMANYA-Türkiye, aralarında ne kadar görüş ayrılığı ya da rekabet olursa olsun, yakın ilişkileriyle dünyada çok az görünen bir emsal oluşturmaktadır. Tarihteki işbirliklerini bir yana bırakırsak 1963 yılında ilk ‘misafir işçilerin’ Sirkeci garından Münih’e doğru yola çıkmasıyla artık geri dönüşü olmayan bir süreç başlamıştır.

Almanya’nın bugünkü refah seviyesine ulaşmasında Almanların reddettiği türlü zor işlerde çalışan Türklerin payı büyüktür. Türkiye Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı tarafından 2016 yılı için yapılan araştırmaya göre, Almanya’da 3.1 milyon Türkiye kökenli yaşıyor ve bunların 1.7 milyonu Türkiye vatandaşı. Ayrıca 77 bin 200 Türkiye kökenli girişimci, Almanya ekonomisine yadsınamayacak bir katkı sağlıyor.

 İki ülke arasında yıllık 36 milyar euro’yu aşan bir ticaret hacmi söz konusu. Türkiye, iki ülke arasında yaşanan krizlere rağmen Alman turistlerin yine en çok tercih ettiği ülkelerden biri.

*

ASLINDA

Yazının devamı...

Ortadoğu’da Trump telaşı

17 Şubat 2017

ABD’DE KAOTİK GÖRÜNTÜ

Trump yönetimi, iktidarda bir ayı geride bırakıyor. Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Flynn, iktidara gelmeden önce ABD yönetiminin politikalarını Rusya ile görüştüğü gerekçesiyle görevden ayrılmak zorunda kaldı. Başkan Trump, Flynn’e sahip çıkarak “Yalancı medya kendisine çok ama çok haksızca davrandı. Ayrıca belgelerin sızdırılması bir suçtur” diyerek medya ve istihbarat kurumlarına çattı. Önceki gün de Çalışma Bakanı adayı Andrew Puzder, iş ve özel hayatına yönelik eleştiriler nedeniyle adaylıktan çekilmek zorunda kaldı. Trump yönetimi böylece kısa zamanda iki fire vermiş oldu.

ABD basınında Trump yönetimdeki durum ‘kaotik’ olarak nitelendiriliyor.

Trump’ı destekleyen Cumhuriyetçi Parti’nin ağır toplarından Senatör John McCain, CNN’e yaptığı açıklamada Beyaz Saray’ın ‘dağınık bir görüntü’ verdiğini söylüyor. ABD Özel Operasyonlar Komutanı General Raymond ‘Tony’ Thomas, “Hükümetimiz inanılmaz bir karışıklık içinde. Umarım bir an önce durumu toparlarlar, çünkü biz savaşta olan bir ülkeyiz” diye uyarıyor.

DUNFORD’UN ZİYARETİ

WASHINGTON’da ipleri tam eline alamamış izlenimi veren Trump yönetimi, uluslararası siyasette ise bazı rötuşlar atmaya başladı.

- Rusya’ya ılımlı tavrından ötürü eleştirilen Trump yönetimi, Moskova’ya “Kırım topraklarını Ukrayna’ya bırak” diye çağrıda bulundu.

-

Yazının devamı...

El Bab’da neler oluyor

10 Şubat 2017

 Türkiye niye Özgür Suriye Ordusu’nun El Bab’ı almasına destek veriyor?

Hatay bölgesi ile Türkiye’nin Kilis ile Karkamış arasındaki bölgesini saymazsak sınırın öte tarafı büyük ölçüde Suriyeli Kürtlerin kontrolüne geçmişti. Kilis’in karşısındaki Azez ile Karkamış’ın karşısındaki Cerablus arasında DEAŞ hakimiyeti vardı. Batı, bu bölge sayesinde DEAŞ’ın dünyaya açılarak terör eylemleri gerçekleştirdiğini iddia ediyordu. Ayrıca buradan Kilis’e yönelik saldırılar söz konusuydu. Türkiye hem güvenliğin sağlanması, hem de terör örgütü PKK ile bağlantılı PYD’nin Afrin ile Kobani bölgelerinin birleştirmesini engellemek için ‘Fırat Kalkanı’ operasyonunu başlattı.

 Operasyon nasıl ilerliyor?

TSK ve ÖSO kısa sürede DEAŞ’ı sınırdan püskürtmeyi başardı. Ancak operasyon Türkiye sınırından uzaklaşmaya başladıkça harekâttaki ilerleme nispeten yavaşladı. Bunda Obama yönetiminin son günlerinde Türkiye’ye ‘Sınırdan 20 km’nin ötesine gitme’ baskısı, koalisyon uçaklarının destek vermemesi de etkili oldu. Operasyonda 170’inci gün geride kalırken TSK/ÖSO El Bab’ın kapılarına dayandı. Bu dönemde maalesef 64 şehit verdik.

 El Bab niye önemli?

Türkiye’ye 30 km ötede bulunan El Bab, DEAŞ’ın kuzey Suriye’de bulunan son büyük yerleşimi. ABD’nin başını çektiği koalisyon Suriye’de Rakka’nın Irak’ta Musul’un DEAŞ’tan alınması halinde örgütün sözde devlet yapısının ortadan kalkacağını savunuyor. El Bab, Halep’ten Menbiç ve Rakka’ya uzanan yolların üzerinde bulunuyor. Türkiye, ‘güvenli bölge’ istediği bölgenin emniyeti için DEAŞ’ın El Bab’dan da temizlenmesini savunuyor.

 Şu anda El Bab’daki durum nedir?

Salı gecesi TSK/ÖSO’nun El Bab’a yaklaşık 500 metre rakımdan bakan Akil ve Hastane tepelerini yeniden kontrol ettiği haberleri geldi. Bu tepeler haritaya baktığınızda El Bab’ın batıdaki girişi gibi. Tepenin altındaki yerleşim ise labirenti andıran sokaklarla dolu. Bölgeden zorlu çatışmaların yaşandığı haberi geliyor.

Yazının devamı...