"Nilgün Tekfidan Gümüş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nilgün Tekfidan Gümüş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nilgün Tekfidan Gümüş

Nilgün Tekfidan Gümüş

Gözler zirvede

30 Kasım 2018

Dünyanın en büyük ekonomilerine sahip 19 ülkenin devlet ya da hükümet başkanlarıyla Avrupa Birliği’nin temsilcileri bir araya geliyor.

 

G-20 zirveleri ekonomi ve ticaret konularının öne çıktığı buluşmalar gibi geçse de bu kez Kaşıkçı krizi, Yemen, Ukrayna ve Suriye’de çözüm gibi konuların da görüşmelerde öne çıkması bekleniyor. Şüphesiz zirvenin en ilgi çeken aktörlerinden biri Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilgili olası bağlantısı nedeniyle şüphe çeken Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (33) olacak.

PRENS İLGİ ODAĞI

AMERİKAN Merkezi Haber Alma Teşkilatı CIA’nin Veliaht Prensi, Kaşıkçı cinayeti ile ilişkilendirdiğine dair iddialara rağmen Prens geçtiğimiz günlerde Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Tunus gibi ülkelere giderek imaj tazeleme fırsatı buldu.

 

Arjantin’e ayak bastığı saatlerde Trump yönetiminin yeni destek açıklamaları Veliaht’ın elini daha da güçlendirdi. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, ABD Senatosu’nda yaptığı açıklamada “Prensi, doğrudan Cemal Kaşıkçı cinayetine bağlayan bir şey olmadığı” görüşünü bir kez daha dile getirdi.

 

Yazının devamı...

Trump’ın Suudi ısrarı

23 Kasım 2018

Trump, nevi şahsın-a münhasır bir siyasetçi... Anlaşılan o ki, kendisine başkanlığı kazandıran ‘Önce Amerika’ anlayışı uluslararası siyasetin de belirleyici önemli unsurlarından biri haline geliyor. Artık ABD yönetimiyle ilişkilerde söz konusu partner ülkenin ABD ekonomisine sağlayacağı olası fayda ya da potansiyel iş imkanı giderek daha fazla önem taşıyacağa benziyor..

Trump’ın Kaşıkçı kriziyle ilgili salı günkü açıklaması tam da bunu gözler önüne seriyor. ABD lideri “Veliaht Prens pekâlâ bu trajik olay hakkında önceden bilgi sahibi olmuş olabilir, belki oldu, belki olmadı...” derken ‘ABD’nin sarsılmaz bir müttefiki olan Suudi Arabistan ile ilişkisini sürdüreceği’ mesajını da verdi.

ABD Başkanı’na göre Washington’ın İran’a karşı verdiği mücadeleye Suudilerin desteği önemli, Riyad’ın ABD’ye verdiği ihaleler de bir o kadar değerli. Suudilerin ABD’de 450 milyar dolar (2.4 trilyon TL) yatırım yapmayı kabul ettiğini belirten Trump, “Yüzbinlerce iş, muazzam ekonomik kalkınma” diyerek de vurgu yapıyordu. Trump’a göre paranın 110 milyar doları Boeing, Lockheed Martin, Raytheon ve diğer büyük ABD savunma şirketlerinden silah alımına gidecek.

ELİ KOLU BAĞLI MI

İŞTE Trump’ın kamuoyuna yaptığı bu açıklama ABD siyaseti, kamuoyu ve uluslararası basında sorgulanmaya devam ediyor; ‘Trump’ın, Suudi Arabistan karşısında eli kolu bu kadar bağlı mı’ diye. ABD Başkanı ise “Silahı biz satmazsak Çin ya da Rusya’dan alırlar” diye de uyarıyor.

Ancak savunma uzmanları, ordusunun altyapısını tamamen ABD’ye göre şekillendirmiş olan Suudi Arabistan’ın diğer satıcılara gitmesinin o kadar kolay olmayacağı görüşünde. Buna göre Riyad gidip de savaş uçakları için başka ülkelerden mühimmat alamaz. Demokrat Partili vekil Eliot Engel, “Suudi ordusunun Rus ya da Çin silahlarıyla donatılması yıllar alır” diyor.

Ayrıca Trump’ın söylediği Riyad ile işbirliğinin ABD’de 500 bin iş imkanı yaratacağı da abartılı bulunuyor. Lockheed Martin şirketi, işbirliğinin Suudi Arabistan’da 10 bin iş imkanıyla hali hazırdaki ABD’de 18 bin çalışanın işinin devam edebileceğini söylüyor. O zaman basın, emlak milyarderi olan Trump için “Suudi Arabistan ile kişisel bir ticari çıkarı mı var” diye soruyor.

TRUMP GİBİ YAPMAK

Yazının devamı...

Seçimler ABD’de neyi değiştirdi

9 Kasım 2018

- 6 Kasım seçimleri öncesinde Başkan Donald Trump’ın Cumhuriyetçileri ABD Kongresi’nin hem üst kanadı Senato’yu, hem de alt kanadı Temsilciler Meclisi’ni (TM) kontrol ediyordu. İki yıl önce göreve gelen Başkan Trump’ın yürütme ve yargıda olduğu gibi yasamada da eli rahat sayılırdı. Ancak seçimlerde Demokratlar TM’de üstünlük sağlarken Cumhuriyetçilerin ise Senato’daki çoğunluklarını güçlendirmesi yasamanın işleyişini etkileyecektir.

KONGRE’DEKİ YENİ DENGE

- ABD yasalarına göre 435 üyeli Temsilciler Meclisi, yasa tasarısı ve yasa değişiklikleri önerebiliyor. Soruşturma açma, ifade vermeye çağırma, bütçe gibi konularda yetkili. 100 üyeli Senato’nun ise Başkan’ın üst düzey devlet makamlarına önerdiği kişileri onama yetkisi bulunuyor. Yasalar genelde iki tarafın da onayıyla geçerken Demokratlar, Senato’yu hoşuna gitmeyecek tasarılarla baskı altına almayı deneyebilir.

- ABD basınında Demokratların TM’de kontrolü sağlamasının Trump yönetimine yönelik daha fazla soruşturma, daha fazla ifade vermeye çağırma anlamına geleceği yorumları var. En kritik dosya ise Adalet Bakanlığı’nda devam eden Rusya’nın 2016 başkanlık seçimlerine Trump lehine müdahale edip etmediğiyle ilgili soruşturma. Demokratların şimdi bu soruşturmanın derinleştirilmesi için baskı yapabileceği değerlendirmeler arasında.

TRUMP AZLEDİLİR Mİ

Trump’ın yeni yasama döneminde ilk icraatının Adalet Bakanı Jeff Sessions’ı istifaya zorlaması bu açıdan dikkat çekici. Özel Savcı Robert Mueller tarafından yürütülen soruşturmayı engellemediği için Sessions ile ilgili “Benim adalet bakanım yok” diyen Trump’ın şimdi bu Mueller soruşturmasını kontrol altına alabilecek sözünü dinleyen bir bakan atayabileceği konuşuluyor.

TM’nin İstihbarat Komisyonu’nun başına gelmesi beklenen Demokrat Adam Shiff, Rusya soruşturmasına yönelik bir müdahalenin “anayasal bir krize neden olabileceği ve hukuk devletine zarar verebileceği” uyarısında bulunuyor.

- Uzmanlar, şu noktaya da vurgu yapıyor. TM’nin azil sürecini başlatma yetkisi var, ancak mahkeme görevini Senato üstleniyor. Cumhuriyetçiler Senato’da çoğunlukta olduğundan

Yazının devamı...

Kritik üç başlık

2 Kasım 2018

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in kademeli olarak siyasete veda edeceğini açıklaması şüphesiz ülke sınırlarını aşan bir etkiye sahip olacak.

Önümüzdeki günlerde iki kritik gelişmeye daha tanık olacağız. 4-5 Kasım’dan itibaren İran’a yönelik ABD’nin yeni yaptırımları devreye girecek. 6 Kasım’da ise ABD’de Kongre ara seçimleri yapılacak.

ALMANYA KARIŞTI

ANGELA Merkel... Son 13 yıldır uluslararası siyasetin baş aktörlerinden biri oldu. Popülizmin yükselişe geçtiği bir dönemde Avrupa’da orta yolu arayan aklı selimin lideri olarak öne çıktı. 2015’te yüzbinlerce sığınmacıya sınırı açarak büyük bir insanlık örneği sergiledi ama, Almanya’da bir kesim bu hamleyi asla affetmedi.

Merkel’in 18 yıldır lideri olduğu Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Bavyera ve Hessen eyaletlerinde iki hafta arayla yapılan yerel seçimlerde ciddi oy kaybına uğradı. Ve Merkel’den geçen pazartesi bir süredir beklenen o karar geldi. CDU başkanlığından ayrılacağını, ancak 2021 seçimlerine kadar başbakan olarak yola devam edeceğini açıkladı.

Bu karar CDU’yu büyük bir fırtınanın içine sürükledi. Aralık ayındaki kurultayda halefi kim olacak? Merkel’in mülteci politikasını yerden yere vuran 38 yaşındaki Sağlık Bakanı Jens Spahn mı? Merkel ile iktidar kavgası sonrasında siyasetten ayrılan 62 yaşındaki Friedrich Merz mi? ‘Merkel’in Prenses’i diye anılan Annegrette Kramp Karrenbauer mi? Yoksa liberal kanatta yer alan Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Başbakanı Armin Laschet mi?

Her halükârda Avrupa’da milliyetçi liderlerin popüler olduğu bir dönemde AB’nin motor ülkesi Almanya’da ülkenin en güçlü partisinin başına kimin geçeceği uluslararası siyaset açısından kayda değer bir gelişme olacaktır.

İRAN YAPTIRIMLARI

Yazının devamı...

Trump yönetiminin Kaşıkçı yaklaşımı

19 Ekim 2018

ABD’nin devreye girmesi ve iddia edilen korkunç detaylarla birlikte Suudi Arabistan’ın rolü giderek sorgulanmaya başlarken benzer şekilde Trump yönetiminin olaya yaklaşımı da soru işaretlerine yol açıyor.

ÖNCE SERT ÇIKTI

Çok değil, daha iki hafta önce 3 Ekim’de ABD Başkanı Donald Trump, bir seçim mitinginde yaptığı konuşmada Suudi Kralı’nı uyarıyordu. “Biz olmasak orada iki hafta kalamazsın” diyordu. Bayram değil seyran değil, Trump niye müttefik bir ülkeyi uyarıyordu? Çünkü Suudi Arabistan’a petrol fiyatlarını düşürmek için baskı uygulama derdindeydi.

Birkaç gün sonra ise Kaşıkçı olayı uluslararası medyada giderek büyüdü, derken ABD Kongresi’nin baskıları arttı. Sonunda Trump devreye girmişti, en yüksek perdeden konuşuyordu. ‘Olayın arkasında onlar (Suudiler) olabilir? Evet. Sonuna kadar araştıracağız ve çok sert bir cezası olacak’ ifadesini kullanıyordu.

ABD BASINI SORUYOR

Suudi yönetimi ise Trump’ın restini gördü. Suudi Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada ‘dünya ekonomisinde küresel bir aktör’ olduğu, herhangi bir ‘cezalandırmaya’ sert yanıt vereceği uyarısında bulunuyordu. Gerilim tavan yapmıştı.

Pazartesi günü Suudi Kralı Selman bin Abdülaziz ve Trump’ın telefonda görüştüğü haberleri düştü ajanslara. Trump bu kez Kaşıkçı’nın ‘haydut katiller’ tarafından öldürülmüş olabileceğini söylüyordu. ‘Kral ve oğlunun bu olaydan haberi olmayabilir’ diye algılanabilecek bir ifadeydi bu. Trump’ın Riyad’a yönelik tonu biraz düşmüştü. ABD basını, ‘Trump yönetimi cinayeti örtbasa yardım mı ediyor’ diye soruyordu.

KRİTİK BİR DÖNEM

Yazının devamı...

Ortadoğu’da yeni kriz

12 Ekim 2018

Kaşıkçı’nın akibetiyle ilgili birçok soru ve iddia gündeme gelirken yaşananlar bölgeyi yeni bir krizle karşı karşıya bıraktı.

GÖNÜLLÜ SÜRGÜN

CEMAL Kaşıkçı kimdir? Uluslararası medyada anlatılanlara göre, ABD’de eğitim görmüş Suudi bir gazeteci. Başta Suudi Kraliyet ailesine yakın bir isim olan, bazı hanedan mensuplarına danışmanlık yapan Kaşıkçı, giderek yönetimle ters düşmeye başlamasının ardından 2017’de ABD’de gönüllü sürgüne gitti. ABD, Londra, İstanbul arasında yaşayan Kaşıkçı, Suudi yönetimini de eleştirmeyi sürdürdü.

Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın işadamlarını yolsuzluk gerekçesiyle bir otelde toplayıp onları ancak milyonlarca dolar para cezası karşısında serbest bırakmasını eleştirmişti. Bir diğer eleştirisi aktivistlerin, gazetecilerin tutuklanmasıyla ilgiliydi. AFP ajansına göre Al Jazeera kanalında 23 Mart’ta katıldığı programda Prens’i “Ben onu hâlâ reformcu olarak görüyorum, ama o bütün yetkileri elinde topluyor” diyerek eleştirmişti.

Kaşıkçı’nın tepki gösterdiği konulardan biri de Suudi Arabistan ile Katar arasındaki krizdi. S. Arabistan; BAE, Mısır ve Bahreyn ile birlikte rakibi İran ile yakınlaştığı, Müslüman Kardeşler’e sahip çıktığı gerekçesiyle Katar’ı ablukaya almıştı. Suudi Arabistan’ın Katar ile barışmasının şartlarından biri de Türkiye’nin Katar’daki askerinin geri çekilmesiydi. Katar krizi, Türkiye ile Suudi Arabistan’ın arasındaki ipleri de germişti.

ABD baskıyı arttırıyor

OBAMA yönetimi sırasında S.Arabistan ve İsrail, Ortadoğu’da ABD’nin gözünden düşen ülkeler arasında yer almıştı. Obama yönetiminin 2015 yılında İran ile yaptığı nükleer anlaşma bu iki ülkenin de hoşuna gitmemişti.Trump’ın iktidara gelmesiyle dengeler Riyad lehine gelişmiş, bir süre sonra Tahran’a yeni yaptırımların devreye girmesiyle de Suudi Arabistan daha güçlü bir konuma gelmişti.

New York Times gazetesine göre

Yazının devamı...

Almanya ile yeniden

28 Eylül 2018

‘Türkiye ile Almanya son yıllarda yaşanan krizlere rağmen ilişkilerin nispeten istikrarlı olduğu eski günlerine geri dönebilir mi?’

İki taraftan da gelen mesajlarda temkinli iyimserlik dikkat çekse de gidişatı daha çok bundan sonra atılacak adımlar ve tercih edilecek tonun belirleyeceği anlaşılıyor.

Her şeyden önce tarihi yol arkadaşlığının yanı sıra Almanya’da yaşayan 3.5 milyon Türkiye kökenli nedeniyle iki ülke arasında kendine has bir bağın olduğunu hatırlamada fayda var. İkinci Dünya Savaşı sonrasında iş gücü açığını kapatmak için Almanya’ya giden, ekonomik kalkınmada ciddi rol oynayan Türkler, yaşadıkları birçok soruna rağmen bugün de ülkenin önemli birer parçası.


Yazının devamı...

İdlib sınavı

21 Eylül 2018

İdlib mutabakatı, 10 Ekim itibariyle tüm tank, çoklu roketatar sistemleri, havan ve topların 15 Ekim itibariyle de tüm radikal terörist grupların bölgeden çekilmesini öngörüyor. Mutabakatın garantörü Türkiye ve Rusya. Dolayısıyla iki ülkenin mutabakatın uygulanması için bu bölgede koordineli devriye görevi yapması bekleniyor.

Her şeyden önce İdlib mutabakatı hem Esad rejimi, İran, Hizbullah gibi sorunun tarafları hem de BM, AB gibi uluslararası yapılardan olumlu tepki aldı. Ancak en çok merak edilen konu bu mutabakatın sahada uygulanıp uygulanamayacağı. Çünkü Türkiye’ye komşu olan İdlib vilayeti büyük ölçüde geçtiğimiz haftalarda Ankara’nın da terörist ilan ettiği El Kaide’nin uzantısı olarak nitelenen Heyet Tahrir el Şam’ın (HTŞ) kontrolü altında.

RADİKALLERİN DURUMU

Merkezi Londra’da bulunan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi önceki gün bölgeyle ilgili haberinde Esad rejiminin saldırıları nedeniyle kaçan İdliblilerin dönmeye başladığını bildiriyordu. Aynı haberde bazı cihatçı grupların mutabakatı ve tampon bölgeden çekilmeyi reddettikleri iddiası da yer alıyordu. Yine bazı internet sitelerinde İdlib’in yüzde 60 ile 70’ini kontrol ettiği söylenen HTŞ’nin de uzlaşmayı reddettiği yönünde haberler çıktı.

Soçi’de imzalanan mutabakat İdlib’e olası bir harekâta karşı Türkiye ve muhaliflere zaman kazandırmışa benziyor. Ancak bölgenin ağır silahlardan ve radikal gruplardan arındırılması gibi ciddi bir taahhüt söz konusu. Esad rejimi ile muhalifler arasında 15-20 km’lik bir tampon bölge oluşturulması gerekiyor. Böylece muhaliflerin Esad bölgesindeki Rus üslerine olası saldırılarının engellenmesi, rejimin de İdlib’e yönelik saldırılarının önüne geçilmesi hedefleniyor.

Şam rejiminden yapılan açıklamalardan Soçi uzlaşmasına olur verdikleri anlaşılıyor. Rejim yanlısı El Vatan isimli Suriye gazetesinde ise Rus diplomatlar kaynak gösterilerek başka iddialar gündeme getirildi. Kasım itibariyle İdlib’teki tüm muhalefetin ağır silahlarını teslim edeceği ve yıl sonu itibariyle rejimin İdlib’de otorite sağlayacağı öne sürüldü. Uzlaşmanın açıklanan 10 maddelik bölümünde söz konusu iddialar yer almıyor.

MUHALİFLERİN SON KALESİ

İdlib, Suriye’de muhaliflerin elindeki son vilayet. HTŞ’nin yanı sıra bölgede ÖSO’nun yerine kurulan Milli Ordu’ya bağlı birçok alt grup ve başka gruplar da söz konusu. Bir yandan Suriye için siyasi bir çözüm aranırken muhaliflerin masada ellerinin güçlü olabilmesi için İdlib’i kontrol etmeye devam etmeleri önemli.

Yazının devamı...