"Nilgün Tekfidan Gümüş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nilgün Tekfidan Gümüş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nilgün Tekfidan Gümüş

Nilgün Tekfidan Gümüş

ABD gezisinin Türkiye’ye iki mesajı

19 Mayıs 2017

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin terör örgütü saydığı YPG’ye silah verilmesinin rahatsızlığı, FETÖ elebaşısı Fetullah Gülen’in iadesi ve Reza Zarrab gibi konularda görüşlerini aktarmak istediği bir günde Trump, 9 Mayıs’ta Oval Ofis’te Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yaptığı görüşmede konuk bakana çok gizli bilgileri vermekle suçlanıyordu. Washington Post gazetesinin iddiasına göre Trump, bir müttefik ülkeden temin edilen ve THY dahil bazı havayolu şirketlerine ABD uçuşlarında laptop yasağı getiren istihbaratı Lavrov ile paylaşmıştı. Birçok siyasi yorumcu Trump’ın İsrail olduğu söylenen müttefik ülkenin onayı olmadan Rusya ile istihbarat paylaşımına gittiği gerekçesiyle söz konusu ülkeyle işbirliğinin tehlikeye girebileceği belirtiyordu.

 

 

İşte bu nedenle Erdoğan görüşmesi, ‘Trump, Rusya’ya gizli bilgiler verdi mi’ minvalindeki krizin gölgesinde gerçekleşti. Nitekim Trump da Erdoğan ile basın toplantısını kapatırken Rus Bakan Lavrov ile çok başarılı bir görüşme yaptığını, terörle mücadelede olabildiğince çok yardım almak istedikleri belirterek ‘Türkiye ile gerçekleşen güzel şeylerden biri de bu. Sahip olduğumuz ilişkiyi kimse yenemez’ dedi.

 

İŞTE O TAAHHÜTLER

 

Yazının devamı...

O silahlar nasıl takip edilecek

12 Mayıs 2017

Ancak Pentagon, silah yardımı yapıldığında her defasında bunların SDG içinde yer alan Arap unsurlara verildiğini savunuyordu. Pentagon artık ABD Başkanı Donald Trump’ın da oluruyla YPG ile ortaklığına aleniyet kazandırmış, işbirliğini bir kademe daha yükseltmiş oluyor.

AÇIKLAMANIN ZAMANLAMASI

İYİ de bu açıklama niye şimdi yapılıyor? Duyurunun yapıldığı gün Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın haftaya salı günü Başkan Trump ile yapacağı görüşmeyle ilgili Beyaz Saray’da toplantıya gitmişlerdi. Hatta Trump, üçlü ekibi Oval Ofis’te selamlayarak zarif bir jestte de bulunmuştu. Ancak birkaç saat sonra YPG’ye ağır silah için yeşil ışık yakıldığı haberi geldi...

Obama yönetimi gibi Trump yönetimi de Rakka’nın DEAŞ’tan alınması için YPG’yi bölgede güvenilir ve hazır bir ortak olarak değerlendiriyor. Ayrıca Trump da DEAŞ ile mücadele işini büyük ölçüde Pentagon generallerine bırakmış durumda.

Türkiye’nin DEAŞ’ı sınırından uzaklaştırmak ve olası bir Kürt kuşağını engellemek için düzenlediği Fırat Kalkanı operasyonunu tamamlamasının ardından 25 Nisan’da Suriye’de Karaçok’ta YPG’yi, Irak’ın Sincar Dağı’nda ise PKK’yı vurması anlaşılan Pentagon’daki hesapların tekrar gözden geçirilmesine neden oldu.

ABD’nin YPG’ye desteği ‘geçmiş olsun ziyareti’ ve sınırda devriyeyle sınırlı kalmadı ve Trump yönetimi ‘YPG’ye doğrudan silah yardımı’ kartını da masaya sürdü.

YPG ORDUSUNA DOĞRU

KÖRFEZ

Yazının devamı...

Çatışmasızlık, AB ve domates

5 Mayıs 2017

AB İLE KRİTİK DÖNEM

16 Nisan referandumu sonrasında Türkiye’nin anti-demokratik bir yönelime gireceği gerekçesiyle Avrupa basınında AB’nin Türkiye’ye yönelik tutumunu sertleştireceği beklentisi hakimdi. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, geçen hafta Türkiye’de hukuk devleti uygulamalarında gerileme yaşandığı gerekçesiyle Ankara’yı 14 yıl sonra yeniden ‘denetleme’ sürecine aldı.

Beklenti Avrupa Birliği’nin de Malta’da geçen hafta sonu yapılan gayri resmi dışişleri bakanları toplantısında Ankara’ya yönelik katı bir tutum çıkabileceği yönündeydi.

Aksine Malta’dan Ankara’ya ‘zeytin dalı’ uzatıldı. ‘Katılım müzakereleri sürüyor. Üyelik istiyorsanız şartlar belli’ mesajı verildi. Ve katılım için insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve medya özgürlüğü konusundaki beklentiler sıralandı.

*

Bu şu anlama geliyor. AB, Türkiye ile ilişkilerde topu Ankara’nın sahasına atıyor. Eylül ayında Almanya’da yapılacak seçimler öncesinde Türkiye konusunda nihai bir karar verme taraftarı görünmüyorlar. Nitekim hali hazırdaki Fransız yönetimi de benzer mesajlar verdi.

Ancak haftasonu Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Her ne kadar seçilme şansı daha az görünse de Fransa’da aşırı sağcı Le Pen’in cumhurbaşkanı seçilmesi, AB üzerinde Türkiye ile ilgili baskıların artmasına neden olabilir. Kazanan Macron olursa Türkiye konusu bir süre daha aynı seviyelerde seyredebilir.

15 Temmuz darbesi girişimi Türkiye’de derin travma yarattı, Batı da bu konuda yeterince empati göstermedi. Ancak Türkiye’nin bu travmanın üstesinden gelip reform sürecine dönmesi Brüksel karşısında elinin güçlenmesi anlamına gelecektir. İşte o zaman AB’nin Türkiye’ye açık olduğunu belirten AB yetkililerinin bu konuda samimi olup olmadıkları anlaşılacaktır. Türkiye-AB ilişkilerinde iyi niyet adımlarına ihtiyaç vardır.

Yazının devamı...

Rakka’da neler oluyor

21 Nisan 2017

Türkiye’nin halk oylamasına odaklandığı günlerde Ankara’nın terörist kabul ettiği YPG’nin ana unsur olduğu SDG, terör örgütü DEAŞ’tan alınmasından sonra Rakka’nın idaresi için sivil konsey oluşturdu. Peşinden Fırat Kalkanı’ndan sonra Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) DEAŞ, PKK ve Esad’ı Suriye’nin doğusundan uzaklaştırmak için Doğu Kalkanı Ordusu kurduğu haberleri geldi.

BEYAZ SARAY’IN SURİYE ŞİFRELERİ

ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tebrik telefonunda da anlaşılan konulardan biri DEAŞ ile mücadeleydi. Nitekim Beyaz Saray Sözcü yardımcısı Sarah Huckabee Sanders, referandum sonuçları Türkiye’de tartışma yaratırken niye ABD Başkanı Trump’ın Erdoğan’ı kutladığının sorgulanması üzerine yaptığı açıklamada özetle şöyle dedi:

“Görüşmenin birinci amacı tebrikti. İkincisi ve daha önemlisi de bir NATO müttefiki ve ortağımız olan Türkiye ile ortak çıkarlarımızı konuşmaktı. Ortadoğu zorlu bir coğrafya ve bazen Suriye gibi zorbaları yenebilmenize yardımcı olmak için bir araya gelmeniz gerekir.”

‘Başkan Türkiye’deki demokrasinin gidişatını önemsemiyor mu’ mealindeki soruya ise Sanders’ın yanıtı şöyleydi: “Başkan demokrasiyi destekliyor, ama kendisinin bir numaralı önceliği Amerikalıları korumak ve onların güvende olmasını sağlamak.”

*

ANKARA’dan yapılan açıklamalarda da Trump-Erdoğan görüşmesinde Suriye’nin konuşulduğu doğrulandı. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Rakka operasyonu başta olmak üzere doğru gruplarla hareket etmenin önemini bir kere daha hatırlattıklarını anlattı.

Referandumdan üç gün önce de Milli Savunma Bakanı

Yazının devamı...

Rusya, Esad’a desteği keser mi

14 Nisan 2017

Bir; ABD’nin geçen hafta Han Şeyhun’da yaşanan kimyasal silah saldırısı sonrası Esad yönetimine yönelik ilk askeri müdahalesi bir siyasi değişiklik anlamına geliyor mu?

İki; Rusya, Esad’ın gitmesi gerektiğine dair Batı’nın artan baskıları karşısında pes eder mi?

TOMAHAWK SALDIRISI NE ANLAMA GELİYOR

TRUMP yönetimi, 86 kişinin öldüğü Han Şeyhun saldırısından 72 saat sonra doğrudan Suriye rejimini hedef alarak Akdeniz’deki savaş gemilerinden Tomahawk füzelerini ateşledi. Tomahawk füzeleri, ABD açısından askeri ve siyasi olarak en risksiz seçenekti. Askerlerini tehlikeye atmamış olduğu gibi, uluslararası toplumdan Rusya ve İran hariç tepkiden çok destek buldu.

Peki bu Trump yönetiminin Suriye’de bir politika değişikliği yaptığı anlamına mı geliyor? ABD yönetimi aslında Esad yönetimine ‘Eğer kimyasal ya da varil bombalarıyla sivilleri katletmeye devam edersen biz de misillemeye devam edeceğiz’ mesajı veriyor. Ayrıca Kuzey Kore, İran gibi ABD ile gerilim yaşayan ülkelere de gözdağı anlamı taşıyor.

Ancak Şayrat Hava Üssü operasyonu sonrasında ABD yönetiminden gelen görüntü her ne kadar karıncalı olsa da giderek netleşiyor. ABD, Suriye’de rejime karşı topyekûn bir müdahale öngörmüyor. Terör örgütü DEAŞ ile mücadele yine öncelik. Zengin yedi ülkenin (G-7) dışişleri bakanlarının verdiği mesaj da açık. Beşar Esad artık koltukta son dönemde olduğu gibi rahat oturamayacak. Özellikle de Esad’ın hamisi Rusya üzerinde Batı’nın baskısı artabilir. Trump yönetimi, Esad’ın görevden nasıl uzaklaştırılacağını ise diplomasi ve ortak bir zemin bulma suretiyle çözülebileceğini umuyor.

MOSKOVA’DA BUZ GİBİ KARŞILAMA

ESAD

Yazının devamı...

Trump’ın Esad seçenekleri ne

7 Nisan 2017

Beyaz Saray’da önceden planlanmış olduğu gibi Ürdün Kralı 2’nci Abdullah’ı kabul eden Trump, sonrasında konuğuyla birlikte Gül Bahçesi’nde basına açıklama yaparak, “Kırmızı çizginin ötesinde, çok çok çizgi aşıldı” dedi. ‘Masum çocuklara, masum bebeklere saldırının’ Esad ve Suriye’ye dair bakışını değiştirdiğini de sözlerine ekledi.

Oysa Trump yönetimi birkaç gün öncesine kadar ‘Esad’ın Suriye’deki savaşta öncelik olmadığına, savaşta DEAŞ’ın mağlup edilmesine yoğunlaşılması gerektiğine’ dair mesajlar veriyordu. Geçen hafta Türkiye’yi ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, “Suriye’nin geleceğine Suriyelilerin karar vereceğini” söyledi. BM Daimi Temsilci Nikki Haley’den bu minvalde açıklamalar yaptı. Rusya ve İran’ın sahada askeri anlamda desteklediği Esad, ABD yönetiminden gelen bu ılımlı mesajlarla da altı yıllık savaşın belki de en güçlü konumuna geldi.

REJİM Mİ NİYE ŞİMDİ

VE salı sabahı, Türkiye sınırına 65 km uzaklıktaki Han Şeyhun kasabası henüz uyurken o kimyasal saldırı düzenlendi.

Suriyeli görgü tanıklarına göre birkaç patlama birden yaşandı. Kimyasal bölgeye bir kış sisi gibi çöktü. Ne beyaz ne de sarı renkteydi. Bebekler, çocuklar, kadınlar yataklarında acı çekerek can verdi.

Zehrin Suriye uçaklarından atıldığı söyleniyor. BM’nin Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura saldırının havadan geldiğini söyledi. Uçaksa bölgede sadece Suriye ve Rusya’nın uçakları vardı. Roketse başka ihtimaller de söz konusu olabilirdi. Ancak Esad yönetiminin hamisi Rusya’dan “Teröristlere ait büyük bir mühimmat ve askeri teçhizat deposuna saldırı düzenlendi. Arazide, kimyasal silah üretilen imalathaneler de bulunuyordu” iddiası geldi.

ABD, Avrupa, İsrail ve Türkiye’den gelen açıklamalarda Beşar Esad baş sorumlu ilan edildi. Han Şeyhun saldırısı olduğunda muhalifler söz konusu bölgeden güneydeki rejim kontrolündeki Hama’ya doğru ilerlemeye çalışıyordu. Rejim silahlı muhalifleri caydırmak için sivil yerleşimi hedef almış olabilir. Nihayetinde şimdiye kadar Suriye’de yaşanan binlerce katliam unutulduğu gibi bu da bir süre sonra unutulabilirdi. Belki de hesap buydu. Ama başka Han Şeyhunlar olmasın, başka çocuklar ölmesin diye katliamın aydınlatılması, sorumluların hesabını vermesi gerekiyor.

HAVA SALDIRISI MI GÜVENLİ BÖLGE Mİ

Yazının devamı...

Avrupa Birliği nereye gidiyor

24 Mart 2017

Belçika, Fransa, İtalya, Lüksemburg, Hollanda ve Batı Almanya’nın Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu oluşturmak için bir araya geldiği 25 Mart 1957’de yapılan o törene birçok basın kuruluşu da fazla önemsenmediğinden genç muhabirlerini yollamış. Mesela İngiliz The Times gazetesinde tören ancak sekizinci sayfada üçüncü sütunda yer bulabilmiş.

Bunları geçtiğimiz günlerde Fransız haber ajansı AFP’nin abonelerine geçtiği bir röportajdan aktarıyorum. Yazdıklarım henüz 24 yaşındayken töreni izleyen İngiliz gazeteci David Willey ile törenin organizatörlerinden Albert Breuer’den alıntılar.

YARIN 60’NCI YILI ROMA’DA KUTLANACAK

ROMA Anlaşması, Conservatori Sarayı’nda imzalandığında amaç ticari işbirliğinin Avrupa’da bir gün barış projesine dönüşmesiydi. Yarın AB’nin 27 üyesinin liderleri aynı salonda o tarihi anlaşmayı anmak için bir araya gelecek.

Törene AB’den ayrılma kararı alan İngiltere ile son dönemlerde AB ile gergin günler yaşayan Türkiye ve diğer aday ülkeler davet edilmedi. Zirve tam da Avrupa Birliği’nin varoluşunun sorgulandığı zor bir döneme denk gelirken bir yandan da Avrupa için yeni bir vizyon oluşturulması konusu gündemde. Çünkü Yunanistan, İspanya gibi ülkelerde yaşanan ekonomik kriz, Suriye savaşında AB’nin bir çözüm üretememesi, terör saldırıları, mülteci akını, bir yandan yabancı karşıtlığının yükselmesi ve popülist söylemler Avrupa’nın birliğinin ciddi bir şekilde sorgulanmasına neden oluyor.

AB, orta yaş krizini atlatabilecek mi? İşte yarınki Roma zirvesinde buna yanıt aranacak.

 

ÇOK VİTESLİ AB NE ANLAMA GELİYOR

Yazının devamı...

Hollanda’da kazanan kim

17 Mart 2017

Avrupa’nın seçim yılında ilk sınavı geçtiği, aşırı sağcı popülist Geert Wilders’in umduğunu bulamadığı yorumları yapılıyor. İyi de gerçekten böyle mi oldu?

Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin popülaritesi kemer sıkma politikaları yüzünden önemli ölçüde gerilemişti. Ancak ekonominin kısa sürede toparlanması, işsizlik oranının düşmesi hanesine artı olarak yazılmıştı. 50 yaşındaki bekar Başbakan halktan biri görüntüsü sunuyor, ikinci el araç kullanıyor, eski cep telefonundan vazgeçmiyor, üniversiteden sonra satın aldığı apartman dairesinde yaşıyor. Ancak tüm olumlu algılanabilecek özelliklerine rağmen anketlerde beklediği desteği yakalayamıyordu.

KARANLIK GECE

NEREDEYSE son aylara kadar anketlerde Kuran’ı yasaklayacağını, camileri kapatacağını söyleyen İslam ve yabancı karşıtı aşırı sağcı Geert Wilders’in Özgürlük Partisi birinci parti olarak çıkıyordu. 28 partinin katıldığı genel seçimlerde baraj uygulanmıyor. Dolayısıyla sistem koalisyona yatkın olduğundan diğer parti yönetimleri katiyen Geert Wilders ile koalisyona girmeyeceklerini beyan ediyorlardı.

Bir yandan da seçim söylemlerinde sağa doğru bir kayış dikkat çekiciydi. Rutte gazetelere verdiği ilanlarda “Kurallara uymuyorsan ülkeyi terk et” diyordu. Almanya’da Türk bakanların referandum mitingleri güçlü olmayan bahanelerle iptal edilirken Hollanda’dan da Türk bakanlara yönelik ‘gelmeyin’ mesajları veriliyordu.

Onu Hollanda’dan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na uçuş yasağı izledi. Bu defa Rotterdam’daki toplantıya Almanya’da bulunan Aile ve Sosyal Politikalardan sorumlu Fatma Betül Sayan Kaya katılmak isteyince Türkiye ve Hollanda arasındaki 400 yılı aşan diplomasi tarihine geçecek kara bir gece yaşandı. Cumartesi gecesi Türkiye’nin Rotterdam Başkonsolosluğu’na ulaşmasına izin verilmeyip saatlerce araçta tutulmak suretiyle kötü muamele gören bakan, Almanya’ya sınır dışı edildi. Polisin sert muamelesi, Rotterdam Belediye Başkanı’nın ‘Vur emri verildi’ tarzındaki açıklamaları kesinlikle kabul edilecek türden değildi.

RUTTE’YE YARADI

O gece tam da

Yazının devamı...