"Nilgün Tekfidan Gümüş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nilgün Tekfidan Gümüş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nilgün Tekfidan Gümüş

Nilgün Tekfidan Gümüş

ABD’den oyun kurucu hamle

15 Şubat 2019

Malum ABD’de 2016 yılında Donald Trump’ın iktidara gelmesiyle Ortadoğu’daki dengeler İran aleyhine gelişmeye başladı. Trump, Avrupalı ortaklarının itirazlarına rağmen mayıs ayında, 2015 yılında selefi Obama’nın Tahran ile yaptığı nükleer programın sınırlandırılmasına yönelik anlaşmadan çekildiğini açıkladı. Obama döneminde gözden düşen Suudi Arabistan ile İsrail, Washington ile ilişkilerini düzeltme fırsatı yakalarken Trump yönetimi İran karşıtlığını en önemli dış politika konularından birine dönüştürmeye başladı.

NETANYAHU MEMNUN

VE Trump yönetimi Varşova’da ‘Ortadoğu’da Barış ve Güvenliğin Geleceğini Desteklemek’ başlıklı daha çok İran’a karşı cepheyi güçlendirmeye yönelik uluslararası bir konferans tertipledi. ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun da katıldığı zirveye üst düzey katılım sağlayan ülkelerden biri de İsrail’di. Konferansa katılan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, zirveyi ‘tarihi bir dönüm noktası’ olarak niteledi. Körfez Arap ülkeleri bakan ya da bakan yardımcısı düzeyinde katıldı.

Nükleer anlaşmanın devamından yana olan ve Tahran’a yönelik ABD yaptırımlarını aşmak için mekanizma geliştirmeye çalışan Avrupa Birliği ülkelerinden Almanya ve Fransa, bakan düzeyinde katılım sağlamazken, İran ile anlaşmanın müzakerecilerinden AB Dış Politika Temsilcisi Federica Mogherini de Varşova’ya gitmedi. Zira Türkiye de bu konferansı büyükelçilik düzeyinde takip etmeyi tercih etti.

FİLİSTİN RAHATSIZ

ASLINDA Varşova girişimi her ne kadar tam da ABD’nin hedeflediği ağırlıkta olmasa da Washington’ın Ortadoğu’da yeni bir oyun kuruculuk girişimini andırıyor. İran’ın ortak tehdit olarak öne çıkarıldığı bu hamlede İsrail ile Arap yakınlaşması hedefleniyor.

Peki Arap ülkeleri İsrail ile böylesine bir normalleşme sürecine girer mi? Şimdilik belirsiz. Ancak bu yakınlaşma önündeki en büyük engellerden biri Filistin konusundaki çözümsüzlük.

ABD bu konuda da bir plan geliştirmeyi hedefliyor. ABD yönetiminin, İsrail’de nisan ayında yapılması beklenen ve

Yazının devamı...

10 maddede Venezuela

8 Şubat 2019

Krizin bir yüzünde seçilmiş Devlet Başkanı Nicolas Maduro, diğer yüzünde ise onun iktidarda olmasının meşru olmadığını iddia eden ve uluslararası desteği giderek artan muhalif lider Juan Guaido var. Ve ikisinin de kendilerine göre gerekçeleri.

Latin Amerika ülkesi Venezuela, petrol gelirine bağımlı bir ülke. 1999 yılında Hugo Chavez liderliğinde sosyalistler iktidara geldiğinde eşitsizlikleri ortadan kaldırma vaadiyle milyonlarca kişinin umudu oldu. Ancak yoksulluğu azaltmak için atılan bazı adımlar zamanla ters tepti. Bazı temel gıda ve temizlik ürünlerine erişimi kolaylaştırmaya yönelik fiyat sınırlandırmaları, giderek daha fazla üreticinin piyasadan çekilmesine yol açarken arzda daralma oluşmaya başladı. Dövize yönelik kısıtlamalar ise karaborsanın önünü açtı.

ABD petrol fiyatlarını İran gibi hasım ülkelere yönelik bir silah olarak kullanmaya başlarken petroldeki dalgalanmalardan en çok etkilenen ülkelerden biri de Venezuela oldu. Petrol fiyatlarının düşmesiyle ihracat gelirlerinin bu en önemli kaleminde büyük darbe yiyen Venezuela, bir de eklenen yaptırımlarla borçlarını ödeyemez hale gelirken ülke içinde ekonomik ve siyasi çalkantılar sürdü. 

UZLAŞMA SAĞLANAMADI 

 2013’te Hugo Chavez’in ölümünün ardından yardımcısı Nicolas Maduro iktidara geldi. Ancak Venezuelalı siyasiler ülkeyi düzlüğe çıkarabilecek bir formülde uzlaşamadı. 2 ile 3 milyon kişi işsizlik, yokluk ve hiperenflasyon nedeniyle komşu ülkelere göç etti.

2015’te yapılan seçimlerde muhalefet Ulusal Meclis’te çoğunluğu sağladı. Buna karşılık Maduro’ya yakın Yüksek Mahkeme, Ulusal Meclis’in yetkilerini elinden aldı. 2017’de ise Maduro, anayasal yetkisine dayanarak yeni bir anayasa hazırlanması için Kurucu Meclis seçimleri yapılması kararı aldı. Muhalefet bu seçimleri boykot etti. Sonuçta Kurucu Meclis’te Maduro kontrolünde bir siyasi yapı oluştu. Muhalefet Maduro’nun 2018’de yeniden altı yıllığına seçildiği seçimleri de boykot etti.

Ve 23 Ocak’ta Ulusal Meclis’in 35 yaşındaki başkanı Juan Guaido, anayasanın kendisine verdiği yetkiye dayandığını iddia ederek kendisini ‘geçici başkan’ ilan etti. Guaido’ya göre Maduro’nun seçildiği seçimlere katılım çok düşük olduğundan teknik olarak başkanlık koltuğu boş sayılırdı. Ülke, dünyada ender görülebilecek bir siyasi ayrışmaya sahne olurken diğer uluslararası aktörler de krizin tarafı olmaya başladılar.

DÜNYA DA BÖLÜNDÜ

Yazının devamı...

Büyük İskender Çipras’a karşı

18 Ocak 2019

Ancak Çipras’ı önümüzdeki günlerde zor bir dönem bekliyor. Çünkü Makedonya’nın efsanevi kralı Büyük İskender, ölümünden 23 yüzyıl sonra da Balkanlar’da iktidar oyunlarında yer almayı sürdürüyor.

27 YILLIK MEVZU

ASLINDA hikâye Yugoslavya’nın dağılması ve bu ülkenin yedi bölgesinden biri olan Makedonya’nın bağımsızlık yolculuğuna başlamasına kadar geri gidiyor. Yunanistan ve Makedonya, o gün bugündür Büyük İskender mirasını paylaşamadı.

Yunanistan, İskender’in Yunan olduğunu savunurken, kendi ülkesi içinde bir Makedonya bölgesi olduğundan Üsküp’ün bu adı kullanmasına onay vermedi. Bu nedenle Makedonya, ‘Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Makedonya’ olarak BM kayıtlarına geçti. Türkiye, başından beri Makedonya’nın yanında yer alırken Atina, Üsküp ile yaşanan anlaşmazlık yüzünden Makedonya’nın NATO ve AB’ye katılımını bloke etti.

Makedonya, doğu-batı geçişi üzerinde yer alan küçük bir ülke. Ancak AB ve Avrupa’nın Batı bloğu içinde görmek istediği de bir konumda. İşte biraz da büyük müttefiklerin teşvikiyle Çipras ve Makedonya Başbakanı Zoran Zaev, geçen haziran ayında Makedonya’nın isim anlaşması konusunda uzlaşmaya vardılar. Ve eylül ayında Makedonya’da seçmen, ülkenin adının ‘Kuzey Makedonya’ olarak değiştirilmesini öngören bu uzlaşmaya onay verdi. Halkoylamasına katılımın yüzde 50’nin altında kalması şaibe yaratsa da Makedonya hükümeti, anlaşmanın hayata geçirilmesi için üzerine düşen sorumluluklarını yerine getirdi.

TOP ATİNA’NIN SAHASINDA

VE top böylece Atina’nın sahasına düştü. Ancak büyük de bir gürültü kopardı. Çünkü 2015 yılından bu yana Çipras ile birlikte iktidarı paylaşan muhafazakâr ANEL Partisi’nin lideri Panos Kammenos, Makedonya anlaşması nedeniyle hem hükümetten, hem de Savunma Bakanlığı’ndan ayrılarak küçük çaplı bir deprem yarattı. Solcu SYRIZA Partisi’nin lideri Aleksis Çipras, ANEL’den eski bakan ve bağımsız birkaç oyu da alıp bir oy farkla azınlık hükümeti kurup güvenoyu almayı başardı.

Lakin Makedonya tartışması bitmedi. Milliyetçi Yunanlar, İskender mirasının Makedonya’ya terk edildiğini öne sürerek pazar günü başkent Atina ve Selanik’te büyük gösterilere hazırlanıyorlar. Makedonya uzlaşmasına karşı çıkan bir diğer güç ise Rusya. Balkanları kendi arka bahçelerinden biri sayan Rusya, Makedonya uzlaşmasına NATO ve AB’nin yayılmasına izin vereceği gerekçesiyle karşı çıkıyor.

Yazının devamı...

Trump o ülkeden de mi çekilecek

4 Ocak 2019

ABD, Afganistan’daki asker sayısını da ciddi bir şekilde indirmeye mi hazırlanıyor? ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi, savaşı, bölgeyi nasıl etkiler?

***

Önceki gün kabine toplantısında soruları yanıtlayan Trump, “(Afganistan için) Doğru olan bir şeyler yapacağız. Taliban’la, çok başka kimselerle de konuşuyoruz. ‘Hindistan’ dediniz. Hindistan orada, Rusya orada. Diğer ülkelere bakın. Pakistan orada. Onlar savaşmalı” dedi. Ancak asker çekme planıyla ilgili kesin bir şey de söylemedi.

EN ÖLÜMCÜL YIL

11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında ABD, terör örgütü El Kaide’ye barınak sağladığı gerekçesiyle Taliban’ı devirmek üzere Afganistan’a askeri operasyon başlatmıştı. 1996 yılında ülkenin başına geçen şeriat ilan eden Taliban, Taliban karşıtı koalisyonun ortak müdahalesiyle geri çekilmek zorunda kalmıştı.

Uluslararası müdahaleye rağmen günümüzde Taliban, ülkenin neredeyse yarısını kontrol ederken, savaş ve terör can almaya devam ediyor. Bir yandan Afgan hükümeti ile Taliban’ı masaya oturtmaya yönelik çabalar sürerken iki taraf da olası barış öncesinde elini güçlendirmek için savaşa hız vermişe benziyor.

 Savaş alanının yanı sıra Taliban ve terör örgütü DEAŞ’ın intihar saldırıları ve el yapımı düzeneklerle gerçekleştirdiği eylemlerle, 2018 yılı Afganistan’da siviller için en ölümcül yıllardan biri oldu.

TALİBAN İLE MÜZAKERE

Yazının devamı...

Suriye’de yarış

28 Aralık 2018

RUSYA’NIN POZİSYONU NE

TRUMP’ın açıklamasını Esad rejiminin en büyük destekçisi Rusya başta şüpheli karşıladığını gizlemedi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ilk reaksiyonu “Çıkıp çıkmayacaklarını, ne yaptıklarını bilmiyorum” şeklinde olmuştu. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov daha sonra ABD’nin Suriye’deki varlığının gayrimeşru olduğunu belirterek “doğru yönde atılmış” adım olarak nitelemişti.

Önceki gün ise bu kez Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova’nın açıklaması geldi. Sözcü, Suriye’den çekilen ABD’li askerlerden boşalan toprakların Şam rejiminin kontrolüne bırakılması gerektiğini ifade etti. Zaharova, Türkiye’nin bölgede terör örgütü PKK’nın uzantısı PYD/YPG’ye yönelik olası müdahalesiyle ilgili olarak da “Suriye’deki hem dış politikaya yönelik faaliyetleri hem de terörle mücadele operasyonlarını Türkiye ile yakın bir şekilde koordine ediyoruz” dedi.

SDG’NİN TEMASLARI

Trump’ın Suriye’den çekilme kararı YPG’nin ana unsur olduğu SDG’yi de harekete geçirdi. SDG temsilcilerinin Fransa’dan sonra Rusya ile de temasa geçtiğine dair haberler geliyor. Rus basınındaki yansımalara göre SDG, hem Moskova’da hem de Rusya’nın Suriye’deki hava üssü Hmeymim’de Rus tarafıyla görüşme yaptı. Türkiye’nin olası harekâtına karşı sınırda Rusya’dan gözlemci istediği iddia ediliyor.

Rusya, ABD’nin Fırat’ın doğusundaki varlığının bölgenin istikrarını bozduğunu savunuyordu. SDG’nin Esad rejimiyle daha önce yaptığı görüşmelerde Suriye’nin kuzeyine özerklik tanınması yolunda bir ilerleme sağlanmamıştı. Öte yandan Moskova’nın baştan beri Suriye’nin taraflarından olduğu gerekçesiyle Kürtlerin de siyasi müzakere masasında olmasından yana olduğu biliniyor.

DEAŞ NEREDE KALDI

BAŞKAN Trump,

Yazının devamı...

ABD’nin çekilme kararı

21 Aralık 2018

Trump, generaller ve bakanlarının itirazlarına rağmen neden böyle bir adım atma kararı aldı? Ve bu karar, ABD, Ortadoğu ve dünya için ne anlama geliyor?

2018 yılında Suriye’de hava büyük ölçüde Rusya ve İran’ın da desteğiyle Esad rejiminin lehine döndü. Muhalifler Türkiye sınırındaki İdlib vilayetine çekilmek zorunda kaldı.

Öte yandan ABD’nin terör örgütü PKK’nın uzantısı YPG’nin ana unsur olduğu SDG aracılığıyla terör örgütü DEAŞ’a karşı savaşı sürdü. Suriyeli Kürtler, savaş öncesinde Suriye nüfusunun yüzde 7 ile 10’una tekabül ediyordu. Ancak ABD’nin desteğiyle YPG, doğudaki petrol bölgelerine de uzanırken ülkenin neredeyse üçte birlik bir bölümünü kontrol eder hale geldi.

Her ne kadar ABD, YPG ile işbirliğini stratejik değil, taktik olarak nitelendirse de genel beklenti daha farklıydı. ABD’nin olası bir barış sürecine kadar YPG’ye destek çıkabileceği öngörüsü söz konusuydu.

BAKANLARI TEPKİLİ

RUSYA, doğu Fırat’taki ABD varlığının istikrarsızlık unsuru olduğunu savunuyordu. ABD’nin silahlandırdığı, askeri eğitim verdiği YPG’nin palazlanmasından rahatsız olan Türkiye ise tehdidi bertaraf etmek için Fırat’ın doğusuna harekât düzenleme tehdidinde bulunuyordu.

Donald Trump, daha seçilmeden Suriye’den asker çekeceğini vaat etmeye başlamıştı. Trump’a göre ABD askerinin bölgede bulunma nedeni DEAŞ ile mücadeleydi. Ancak son dönemde Amerikalı yetkililer, Rusya’nın bölgede artan varlığı ve İran tehdidi nedeniyle de ABD’nin Suriye’de kalması gerektiğini savunuyordu. İran, Trump yönetiminin müttefiki İsrail’e yönelik en büyük tehditlerden biri olarak görülüyordu.

ABD basını dün ABD Savunma Bakanı

Yazının devamı...

Avrupa nereye gidiyor

14 Aralık 2018

Fransa’da sarı yelekliler isyanının Emmanuel Macron yönetimini zorlaması, Almanya’da Başbakan Angela Merkel’in halefinin belirlenmesi, İngiltere’nin topluluktan ayrılma kararının yol açtığı sancılar Avrupa Birliği’ni zor bir sınamayla karşı karşıya bırakıyor.

MERKEL SONRASI AB

MERKEL, Almanya’da başbakan olduğu 2005’ten beri Avrupa Birliği’nin pekçok krizi aşmasına liderlik etti. Ancak anlaşılan o ki, sevilmeyen bazı siyasi tercihleriyle de Avrupa’nın bugünkü duruma evrilmesinde rol oynadı.

Başta Yunanistan olmak üzere darda olan ülkelere sıkı ekonomik programlar dayatılması, 2015 yılında Almanya’nın mültecilere kapıları açması, İtalya ve Yunanistan’a gelen sığınmacıların diğer AB ülkelerine dağıtılmasıyla ilgili baskılar; bir parça ters tepmişe benziyor. Ve Merkel, 18 yıl sonra Hıristiyan Demokrat Parti’nin (CDU) liderliğini bırakma kararı aldı.

Partinin başına ise Merkel’in sağ kolu diye anılan Annegret Kramp-Karrenbauer (56) seçildi. AKK diye anılan Karrenbauer, Merkel’e yakın bir isim. Bu nedenle 2021 seçimlerine kadar başbakan olarak kalmayı hedefleyen Merkel’in şimdilik rahat hareket edebileceği varsayılabilir.

Ancak Almanya’da bahar aylarında yapılacak yerel seçimlerde CDU’nun kötü bir performans sergilemesi Merkel’in başbakanlık koltuğunu olduğu gibi AKK’nın siyasi geleceğini de tehlikeye sokabilir. Merkel’in iç siyasette zayıflaması, AB’deki liderlik sorununu da daha belirgin hale getirecektir.

MACRON BAŞARILI OLUR MU

MERKEL

Yazının devamı...

Gözler zirvede

30 Kasım 2018

Dünyanın en büyük ekonomilerine sahip 19 ülkenin devlet ya da hükümet başkanlarıyla Avrupa Birliği’nin temsilcileri bir araya geliyor.

 

G-20 zirveleri ekonomi ve ticaret konularının öne çıktığı buluşmalar gibi geçse de bu kez Kaşıkçı krizi, Yemen, Ukrayna ve Suriye’de çözüm gibi konuların da görüşmelerde öne çıkması bekleniyor. Şüphesiz zirvenin en ilgi çeken aktörlerinden biri Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilgili olası bağlantısı nedeniyle şüphe çeken Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman (33) olacak.

PRENS İLGİ ODAĞI

AMERİKAN Merkezi Haber Alma Teşkilatı CIA’nin Veliaht Prensi, Kaşıkçı cinayeti ile ilişkilendirdiğine dair iddialara rağmen Prens geçtiğimiz günlerde Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Tunus gibi ülkelere giderek imaj tazeleme fırsatı buldu.

 

Arjantin’e ayak bastığı saatlerde Trump yönetiminin yeni destek açıklamaları Veliaht’ın elini daha da güçlendirdi. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, ABD Senatosu’nda yaptığı açıklamada “Prensi, doğrudan Cemal Kaşıkçı cinayetine bağlayan bir şey olmadığı” görüşünü bir kez daha dile getirdi.

 

Yazının devamı...