"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Melike Karakartal

Oyunculuk bana tatil gibi geliyor

7 Aralık 2017

Bu arada, ilk filmde Aslı Enver’in canlandırdığı Zeynep, Burak Özçivit’in canlandırdığı Hakan ile aşk yaşıyordu ancak gerçekte bu film, Murat Boz ile aralarında büyük bir aşk doğmasına neden olmuştu.
Murat Boz ile film vesilesiyle bir araya geldik; hayatının bilinmeyen yönlerinden Aslı Enver’le olan ilişkisine kadar pek çok şey konuştuk.
Çok yakında Youtube kanalının açılacağını da söyledi, “Her şey olacak bu kanalda” diyor Boz. Benim anladığım, youtube.com/muratboz kanalında “kendi magazinini” yapacak; hayatının bilinmeyen yönlerini, “O Ses Türkiye”de, klip ve film çekimlerinde kamera arkasında yaşananları, kendi hayatından detayları aktaracak...


Mekan- Raffles Otel

“Kardeşim Benim” ve “Kardeşim Benim 2” , Burak Özçivit’le olan arkadaşlığınızın bir meyvesiymiş aslında doğru mu? Nasıl tanıştınız, nasıl bir araya geldiniz, nasıl bir öyküsü var bu işin?

- Burak’la bizim arkadaşlığımız çok eskiye dayanıyor, iki filmden de önceye... Sektörümüzde bizim gibi insanların yan yana gelmesi, arkadaş olması zordur. Hatta birbirinin başarısından rahatsız olan da çoktur ama bizim Burak’la böyle bir yarışımız hiçbir zaman olmadı. Kariyerimin ilk konserlerinden birine gelmişti Burak, o zamanlar da “Burak Özçivit”ti yani, tanınan, bilinen bir oyuncuydu. Bir konser vesilesiyle tanışıp arkadaş olduk. O günden bugüne neredeyse 10 sene geçti. Ben “Hadi İnşallah” ile sinema sektörüne adım attıktan sonra, Burak’la olan sohbetlerimizde birlikte bir film yapma fikri ortaya çıktı. Konusu “kardeşlik” olabilir dedik, ardından senaryo aşamasına geçildi ama acele de etmedik. Uzunca bir senaryo süreci yaşadık. Senaryolar gitti-geldi, en sonunda Zafer Külünk’ün senaryosu hepimizin içine sindi ve “Kardeşim Benim” serüveni öyle başladı Burak’la. Burak aynı zamanda filmin yapımcılarından, zaten Timur Savcı ile bir ortaklıkları vardı, bunu da filme yansıttılar...

Yazının devamı...

Sosyopatiyi normalleştirmek

6 Aralık 2017

Sosyopatların davranışlarına “yanlış” diyecek, cana kıymalarına, toplumu yaralamalarına mani olacak bir kanun yok mu Türkiye’de?
Antisosyal ve psikopatik kişilik bozukluğu belirtileri gösteren kişilerin tedavi görmemeleri, serbest bırakılmaları ve genel cezasızlık, çok tehlikeli bir yere işaret ediyor.
Böyle adamlar toplumun genelini yansıtmasa da, eğer kanun yapıcılar bir canlıya yaptığı işkencenin “anormal” olduğunu söylemez, bunu engelleyecek bir kanun çıkarmazlarsa, gün gelecek işkence de, işkence haberi de normalleşecek!
Her gün bir başka işkence, her gün bir başka hayvana eziyet, bu haberleri görerek büyüyen gençler yetişiyor.
Eğer bu cezasızlık devam ederse, gençlerin bu görüntülere hassas olacağını düşünmeyin.
Eğer bu işin bir cezası olmazsa, gün gelecek toplum “normu” olarak sosyopatiyi konuşacağız!
Bu olay, antisosyal ve psikopatik kişilik bozukluğu belirtileri gösteren kişilerin toplum içindeki yerine işaret ediyor.

Yazının devamı...

Samsun ve Batman’ın çilesi!

5 Aralık 2017

2008 yılında görevde olan eski Batman Belediye Başkanı da “Batman” filminin yapımcısı Christopher Nolan ve Warner Bros. şirketi hakkında “Batman ismini izinsiz kullandıkları” için suç duyurusunda bulunmuştu.
Zannederim bu olayı sonsuza kadar hatırlayacağız...
Samsung yetkililerinin Samsun şehrinden haberleri var mı bilinmez ama bu haber de aynı Batman komedisi gibi dünyada da konuşulmaya başlanırsa duyacakları kesin...
Bu örnekler insanın aklına Streisand Etkisi’ni getiriyor.
Streisand Etkisi, yasak ve sansürlerin, yasaklanmaya çalışılan konuya daha çok dikkat çekmesiyle sonuçlanmasını tanımlar...
Hikayesi şu:
2003’te Amerikalı fotoğrafçı Kenneth Adelman, Malibu kıyılarındaki sahil erozyonunu belgelemek üzere sahil şeridinin fotoğraflarını çekiyor, fotoğrafların arasında ünlü şarkıcı Barbra Streisand’ın evi de görülüyor.

Yazının devamı...

Çok genç kadın-orta yaşlı erkek denklemi

29 Kasım 2017

Dün ilişkilerde kadının yaşının büyük olması halinde ne oluyor, bunu konuştuk.
Bugün de “yaşı çok küçük kadın ve orta yaşı geçmiş erkek konusu”, bunun toplum ve medyadaki algısı ve nedenleriyle devam edelim.
Sürekli genç kadınlara ilgi duyan erkeklerin motivasyonlarının kaynağı nedir?
Önce bu soruyu sormalı.
Kaynağı, erkeğin bitmek bilmeyen “gençlik, tazelik arayışı” değil her durumda.
Tamamen erkek egemen dünyanın kodlarına göre çalışan bir düşünce yapısından ve kişisel güçsüzlüklerden, travmalardan, yetiştiriliş şeklinden kaynaklanıyor çoğu zaman. Sürekli pohpohlanarak “Benim aslan oğlum”larla yetiştirilen erkekler, gerçek başarıların getirdiği güç ve keyiften ziyade içini dolduramadıkları bir “güçlü hissetmek” haline yapışıp kalıyorlar yetişkinlik yaşlarında.
Genç kadınları etkilemenin, hayat deneyimine sahip kadınları etkilemekten daha kolay olduğunu kendileri de itiraf ediyor.

Yazının devamı...

Kadın erkekten büyük olunca...

28 Kasım 2017

Erkeğin yaşı büyük olduğunda sorun yok. Kadınınki büyük olduğunda hemen kaşlar kalkıveriyor.

Trump’ın da kaşları kalktı, hatta Macron çiftiyle bir araya geldiklerinde Brigitte Macron’a “You’re in such a good shape” diyerek büyük bir nezaketsizlik yapmıştı. “Yaşına rağmen iyi görünüyorsun” anlamına gelebilecek bu sözler zarif bir iltifattan hayli uzaktı.

Şimdi İngiliz Kraliyet ailesinin küçük oğlu Prens Harry ile Amerikalı oyuncu Meghan Markle’ın ilişkisi gündemde. İngiliz gazeteleri Markle’ın etnik kökeninden yaşına, pek çok konuda hayli cinsiyetçi dille yazılmış hikayelere yer veriyor.

Hatta 8 Kasım 2016’da saray, Prens Harry’nin kız arkadaşı hakkında yapılan çirkin haberleri kınadığı resmi bir açıklama dahi yayınlamıştı.
Markle, Prens Harry’den 3 yaş büyük, daha önce evlenmiş ve Amerikalı ancak bu durum geçmişteki gibi evliliğe engel değil. Hemen hatırlayalım: 1936’da, daha önce iki kez evlenmiş bir Amerikalı olan Wallis Simpson ile evlenmek isteyen Kral VIII. Edward, kraliyet kuralları yüzünden tahtı bırakmıştı.

Kriz, yerine kardeşi Albert’in (Kral VI. George, yani bugünkü Kraliçe II. Elizabeth’in babası) geçmesi ile sonuçlanmıştı.
Tabii şimdi devir değişti, Kraliçe II. Elizabeth, kraliyet içindeki evlilik kurallarını esnetti.

Oğlu, yani geleceğin kralı Prens Charles, Diana hayattayken dahi bağlarını koparmadığı Camilla Parker Bowles ile evlenebildi.

Yazının devamı...

Biraz da erkekler korksun bakalım

22 Kasım 2017

Yıllardır saklanan sırların ortaya çıkışının en büyük nedeni, ekim itibariyle #metoo hashtag’iyle kadınların sosyal ve iş hayatında uğradığı tacizleri paylaştığı hareket...
Güney Afrika’dan İsveç’e, Almanya’dan Avustralya’ya yayıldı ve kadınların öfkesi daha uzun dönem duracak gibi görünmüyor.
Büyük bir değişime önayak olacak bir sürecin içinde yaşıyoruz.
Daha doğrusu “yaşıyor olabiliriz” diye ümit ediyoruz, zira bu hareketin henüz hakkıyla karşılık bulmadığı yerler de var, ülkemiz gibi.
Amerika’da ve diğer pek çok ülkede #metoo hareketi gösteriyor ki artık taciz kapalı kapılar ardında kalan, kadınları hayatı boyunca travma sahibi yapan, korkutan bir konu olmaktan çıkıyor.
Hiyerarşi sıralamasında kendinden aşağıda olan genç kadınlara akıl almaz münasebetsizlikler yapan “güçlü” adamlar sahip oldukları mevki ve para sayesinde saklanamıyor artık.
Neredeyse sayamayacağımız kadar fazla sayıya ulaşan, Hollywood’dan politika sahnesine, şirketlerin yönetici katlarına kadar yayılmış suistimaller bir bir ortaya çıkıyor, elbette bu daha buzdağının görünen kısmı.

Yazının devamı...

Geçmişte yaşayan adam

21 Kasım 2017

openculture.com’un aktardığı bir BBC haberinde, İngiltere’de, kendi evinde 1946’daymış gibi yaşayan ve giyinen bir İngiliz’in hikayesini izledim.
Üzerinde taşıdığı kıyafetlerden evinde kullandığı aksesuvarlara, hatta çamaşırlarını yıkadığı deterjanına kadar 40’lı yıllarda yaşıyor.
“Gel kardeşim, sarılayım sana” diyecektim! Buradan sevgili Ben Sansum’a sesleniyorum... İstanbul’da 60’larda yaşayan bir kız kardeşin var! Onun kadar vaziyeti ilerletmiş değilim, ama nezaketsizliğin, popülizmin, derinliksizliğin “yeni normal” olduğu bir çağ bana pek uymadı, ruhum anne ve babamın gençliğinde yaşıyor.
Sansum, modern dünyanın nimetlerinden mümkün olduğu kadar az faydalanıyor. 100 yıllık bir şömine ile ısınıyor, 100 yıllık bir ocakta yemeğini yapıyor ve imkanlar elverdiğince bu yaşam tarzını sürdürmek istediğini söylüyor.
Bu şekilde yaşamasının nedeninin o döneme duyduğu estetik ilgi kadar “O dönemin hayat tarzını hatırlayan birilerinin olduğunu göstermek...”
40’ların değerlerine kendini daha yakın bulduğunu söylüyor.
“Yaşam inanılmaz bir hızda değişiyor, bu hıza ayak uyduramıyorum. Facebook’ta yüzlerce arkadaşınız var ama dışarı çıkıp komşunuzla konuşuyor musunuz?

Yazının devamı...

YouTuber’ların şifreleri (2)

15 Kasım 2017

“Bundan sonraki beş yıl içinde kendinizi nerede görüyorsunuz?” sorusunu Lucy “Bugünkü işimi yapmayı sürdürmek isterim ancak belki de beş sene sonra ‘yeni normal’ vlogging (Video blogging) olmayacak, sanal gerçeklik günün gerçeği olacak ve biz işlerimizi farklı şekillerde sürdüreceğiz...” diye yanıtlıyor. Alex Torso ise gelecekte, “Bugün yaptığımız işlerin içeriği sıradan kalacak” diyor.
Günlük vlogging işinin bir geleceği olmadığını söylüyor Alex: “Her gün orijinal içerik üretmek olanaksız, bu son derece tüketici ve talepkar bir iş. Bir belgesel veya bir sinema filmi çekenlerin bunu ne kadar zamanda yaptığına bir bakın, bir de dijital içerik üretenlerin zaman yönetimine...
Haftada bir orijinal içerikli bir video üretmek dahi fazlasıyla zorken, günlük video çekip yayınlamanın ve iyi içerik üretmenin insanı kısa sürede tüketen bir iş...”
Lucy de, Alex de haftada ortalama birer video ortaya çıkarıyorlar. Kendilerine göre ideal olarak belirledikleri periyot bu. Herkes YouTube’da bir kanal açabilir ve içerik üretebilir ancak konu nitelikli içerik üretmeye gelince, bu iş, zorluk açısından bildiğimiz diğer işlerden farklı değil.
Konu “çok tıklanan içeriklere” geliyor. Mesela en çok tık alan, lüks hayatları ortaya koyan Kardashian’ların hayatı tipi vlogları düşünelim; evet bunlar fazla tıklanıyorlar ama nitelikli içeriğe sahip oldukları için değil.
Tamamen popülizm ve “tıklatacak” tipte içerik üzerine kurulu vlogların geleceğinin olmadığını düşünüyor Alex. Bir başka deyişle sosyal medyada “hayatını paylaşarak” çok tıklanan kişiler, gelecekte yaptıkları işi ya bırakacaklar, ya da dönüştürmek zorunda kalacaklar. Uzun vadede nitelikli içerik oluşturulmuyorsa, “milyonlarca tık”ın bir önemi yok.
Lucy, “Videolarım ‘Şunu yapacaksınız, bunu böyle söyleyeceksiniz’ şeklinde sert ve soğuk değil, sıcak ve hoş bir dille anlatmaya çalışıyorum, ayrıca 3 dakikada anlatılabilecek bir konuyu daha fazla uzatmıyorum. Bazı insanlar istedikleri için değil, zorunda oldukları için İngilizce öğrenirler. Ben de bu deneyimi onlar için zevkli bir hale getirmek istedim” diyor.

Yazının devamı...