"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Melike Karakartal

Canlı yayında cinayet!

21 Nisan 2017


Artık ne yazık ki pek çoğumuz fazlasıyla aşinayız: Hayvanlara eziyet videoları, izlemesi zor vahşet videoları, işkence videoları, katliam kayıtları...
“Canlı yayında cinayet” ise yeni teknolojinin insan davranışındaki son tezahürünü gösteriyor. Gizli gizli cinayet işleyip kayıplara karışan profil, yeni teknolojiyle birlikte dönüşüm geçiriyor; teşhircilik, suç alanında da sosyal medyayla birlikte kendine yeni ve tehlikeli alanlar açıyor.
Hep deriz ya, “Eskiden de böyleydi, bu kötülükler vardı ama teknolojinin imkanlarıyla artık daha fazla karşımıza çıkıyor” diye.
Öyle değil aslında. The Cyber Effect kitabının yazarı Dr. Mary Aiken, Time.com için kaleme aldığı makalesinde, “Yeni teknoloji, yeni bir davranış biçimi demektir” diyor.
Peki ne oluyor? “Dijital devrimin hızı öylesine büyük ki, hâlâ gelişmekte olan davranışlarla bir sosyal norm haline dönüşmüş olanların arasındaki farkı söylemek dahi zor.” diyor Dr. Aiken. “Online mecrada insan davranışları, gerçek hayata nazaran abartılı ve hızlı.”
Online mecrada empatinin düştüğünü, duygularla ve diğerlerinin haklarıyla ilgili bir bağ yoksunluğunun ortaya çıktığını söylüyor.

Yazının devamı...

Gelecekteki siz: Adeta bir yabancı!

19 Nisan 2017


Çok mu yaşlı görünüyorsunuz? Yoksa hayat, ışık mı saçıyorsunuz?
Hepimiz hayatımızın belirli zamanlarında düşünmüşüzdür: Acaba gelecekteki ben, nasıl bir ben?
Burada kendinizi odağa koyuyor, o çok iyi tanıdığınız insana, kendinize yönelik bir gelecek hayali kurduğunuzu düşünüyorsunuz değil mi?
Yanılıyorsunuz!
Slate.com’da yer alan bir habere göre, en yeni FRMI (Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme) çalışmaları gösteriyor ki, gelecekteki kendinizi düşündüğünüzde, beyniniz tamamen farklı, yabancı bir insanı düşünüyormuş gibi çalışmaya başlıyor!
Şöyle ki, “Normalde kendinizi düşündüğünüzde, beyinde Medial Prefrontal Korteks bölgesi aktive oluyor. Fakat aynı bölge, başka insanları düşündüğünüzde pasif durumda. Hatta düşündüğünüz yabancı kişiyle ilgili herhangi bir hissiniz yoksa, hatta hiç umursamıyorsanız, daha da pasifleşiyor” diye anlatıyor makalenin yazarı Jane McGonigal.

Yazının devamı...

Beş sorum var...

18 Nisan 2017

 Bir yanda “Esas şimdi önümüz açıldı” yorumu yapanlar, bir yanda “Ne olacak şimdi” diye soranlar...
Bir yanda umuttan öte bir coşkuyla otomobilleriyle kutlama turu yapanlar, bir yandan umutsuzluğun verdiği çöküntüyle üzüntüden ağlayanlar...
Tüm hisleri, tüm iniş-çıkışları, tüm tepkileri, tüm tatsız sözleri, kavgaları, her şeyi bir kenara koyacak olursak, hepimizin kafasını kurcalayan bazı sorular var. Müsaadenizle bugün onları sormak istiyorum.
Hiçbir konuda taraftarlık yapmayan, insan ayırmayan, sakin olmanın herkese fayda getireceğini düşünen bir vatandaş olarak bunları sormak hakkımdır, hakkımızdır.
Bu soruları sormalıyız.
1- “Milletin hür iradesi”nden bahsediyoruz.
Hayır verdiği takdirde terörist, ülkesinin gelişmesini istemeyen bir vatan haini ilan edileceğini zannederek endişelenen, hayır verdiği takdirde iki lokma yemeğinden olacağı düşünmesi sağlanmış vatandaşın iradesinden bahsedebiliriz, ancak...

Yazının devamı...

Sesleri çıkmayabilir ama... Güzel insanlar hâlâ burada yaşıyor!

14 Nisan 2017

Bizimki gibi insana can, mal güvenliği, tutarlı bir yaşam vaat etmeyen, istikrarsız koşullarda yaşamaya mecbur eden bir yerde, nostaljiye kaçış, sürekli üzüntülü olma halinden ziyade bir ağrı kesici. Güzelliği yeniden hissetmenin, yeniden yaşatmak için bir neden bulabilmenin çoğu zaman tek çaresi.

Uzun zamandır ortak bir hissimiz var: Kendimizi yalnız hissediyoruz. “Fanusta” hissediyoruz.

Güzel sanatların, müziğin, estetiğin, güzel hislerin, güzel davranışın, medeni iletişimin günlük yaşamımızdan uzaklaştığını, yaşamımıza bunların tam tersinin yüceltildiği sığ bir anlayışın hakim olduğunu hissediyoruz.

Derinlikli ve manalı bir yaşamı sadece belirli bir inanca, belirli bir yaşam tarzına ve satın alma gücüne bağlayanların ortak yaşamımızı şekillendirdiği bir hayata mecbur edilmişiz gibi hissediyoruz.

Böyle düşünenlerin ve yaşayanların sesi o kadar yüksek çıkıyor, o kadar bağırıyorlar ki, yaşadığımız yerde tutunacak bir dalın veya insanın kalmadığını düşünüyoruz.

Herkes birbirine soruyor, herkes birbirine “vah vah”lanıyor: Nereye gitti o güzel insanlar? Sokakta birbirlerine nazik davrananlara ne oldu? Ortak iletişim diline ne oldu?

TRT Arşiv’de izlediğimiz eski programlarda herkesin birbirine azami nezaketle yaklaştığı o tatlı dile ne oldu?

O şekilde davrananlar ve konuşanlar toplu halde öldüler mi? Hayır.

Yazının devamı...

Medyada çalışan kadınlara yönelik taciz ve saldırı

12 Nisan 2017

Ne yazık ki bu, münferit bir adli vaka değil. Sonu karakolda biten kadına yönelik erkek şiddetinin sonucu hep aynı: Serbest bırakılmak. Pek çok kadın, şikayetçi olmaktan çekiniyor, şikayet neticesinde saldırganın savcı tarafından serbest bırakılacağını, kısa vadede ceza almayacağını biliyorlar. Saldırganlar ise taciz ettikleri kadınların şikayetlerini kısa vadede hafif cezalarla atlatacaklarını bildiklerinden hayli rahatlar.
Uzun vadede ise iş başka. Şikayet ve adli süreç söz konusu olduğunda saldırganların ceza alacağı kanunlar mevcut. En büyük sorunlardan biri şu: Gözaltı sonrasında saldırgan adalet karşısına çıkıyor ve savcı tarafından serbest bırakılıyor. İşte, kadınları, saldırganları şikayet etmekten alıkoyan, şikayet etseler bile sonuç alamayacaklarını düşündüren en büyük mesele bu.
İki hafta önce yaşadığım bu çirkin olaydan sonra, saldırganın iki ayrı ceza davası ile pek çok suçtan yargılanması için ailem ve gazetem ile birlikte hukuki süreci başlattık. Uzun vadede gerekli cezaları alacaktır ancak bu, saldırıdan hemen sonra serbest bırakılmış olması gerçeğini değiştirmiyor.
Bu olaydan sonra, medyanın çeşitli alanlarında çalışmakta olan pek çok kadın meslektaşımla görüştüm. Meslektaşlarımı rencide etmemek ve onları taciz eden şahısları cesaretlendirmemek adına isimlerini yazmayacağım ama başlarına gelenleri kendi ağızlarından aktaracağım.
Manzara iç karartıcı. Medyada çalışan kadınlara yönelik neredeyse sistematik bir taciz ve şiddet döngüsü var. Medyada ya da değil, Türkiye’deki tüm kadınlara yönelik erkek şiddetinin kısa vadede caydırıcı bir cezası olmadığı için vakalar sık görülüyor. Ceza almayacaklarını düşünen bu karanlık, yoz adamlar, şikayet edilmedikleri takdirde yıllarca tacizlerini sürdürüyorlar.
Kadın medya mensupları, yıllardır sosyal medya, mail ve fiziksel takiple taciz eden ve hayatlarını cehenneme çeviren bu kişilerin tehdidi altında yaşıyorlar. Aktarılanlardan anlıyoruz ki saldırı ve tacizler, medyada çalışan kadınların neredeyse kaderine dönüşmüş.
Özellikle sosyal medyanın sınırsız iletişim imkanı tanıması ve suç olarak tanımlanan konuların belirsizliği sebebiyle, internet, tacizcilerin at koşturacakları geniş bir alan yaratıyor.

Yazının devamı...

Sosyal medya güvenli mi?

11 Nisan 2017


Teknolojinin ve medyanın en büyük probleminin suistimal olduğunu, bugün internetin de en büyük sorununun bu olduğunu ifade ediyordu.
Devrimsel özellikler taşıyan, toplumu oluşturan bireyleri internet öncesi yıllardakine benzemeyen bir biçimde birbirine bağlayan bir dünya kurduk kendimize.
İşte bu dünya, artık bugün herkesin güvenliğini tehdit eden, algı yönetmeye ve yönlendirmeye aracılık eden, yalan haberlerin kontrol edilemez hızda yayılmasına olanak veren bir ortam sunuyor.
Geçen iki yıl içinde Haque’ın teorisinin kendine yeni alanlar açtığını, suistimalden kaçınmanın neredeyse olanaksızlaştığını görüyoruz.
Sosyal medya, artık kullanıcıların bilinçli olarak kendi can güvenliklerini tehlikeye attıkları en büyük araçlardan biri.
Üstelik çoğu zaman bunun farkında bile değiller!

Yazının devamı...

15. yüzyılda Osmanlı tıbbı

7 Nisan 2017

Diyelim ki hastalandınız... Acaba sizi nasıl bir tedavi süreci beklerdi?
Büyük acılar mı çekerdiniz?
Basit bir hastalık yüzünden hayatınız tehlikeye mi girerdi?
Hekimler, son derece iptidai ve bugünkü modern tıpla ilgisi olmayan birtakım aletlerle sizi hayal edemeyeceğiniz bir kabusa mı sürüklerlerdi?
Gelin bu soruların cevaplarını, Edirne’nin en merak uyandıran tarihi yapılarından birinde, 2. Bayezid Külliyesi’nde yer alan Darüşşifa ve Tıp medresesinde arayalım.
2. Bayezid Külliyesi, 2. Bayezid tarafından, 1484-1488 yılları arasında Mimar Hayreddin’e yaptırılmış.
Cami, iki misafirhane, tıp medresesi, imaret, köprü, hamam, değirmen, mehterhane ve muvakkithane bölümlerinden oluşuyormuş.

Yazının devamı...

Edirne’ye gittik büyülendik!

6 Nisan 2017

Traklar’dan Roma İmparatorluğu’na, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan zengin tarihinin izlerini takip ettik ve büyülenerek evimize döndük.
Mimar Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Camisi’nden Edirne Büyük Sinagogu’na, Sveti Elena Konstantin Kilisesi’nden Türk-İslam mimarisinin önemli örneklerinden Üç Şerefeli Cami’ye uzandık.


Pek çok medeniyet ve pek çok inanca ev sahipliği yapan Edirne sokaklarında gezerken, “Keşfet” turlarımızla bir kez daha güzel Türkiye’mizin güzel bir başka şehrini okurlarımıza aktarabilecek olmanın sevincini yaşadık.


Üç gün boyunca Edirne’yle ilgili anlatacak o kadar hikaye biriktirdik ki, bu yazıyı yazmak için masa başına oturduğumda hangisinden başlayacağımı bilemez haldeydim.


Yazının devamı...