"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Melike Karakartal

Aradığınız eğitime ulaşılamıyor

23 Ağustos 2017


En yoğun yağışta dahi önündeki araca yapışıyor.
Takip mesafesinin ne işe yaradığını bilmiyor çünkü.
Farlarını yakmanın ne işe yaradığını bilmiyor.
Özellikle yağışta tren vagonları gibi gitmenin ona neye mal olacağını bilmiyor.
O hızla başına ne gelebileceğini öngöremiyor.
Sonra ‘Neden trafik can alıyor’ diye hayıflanıyoruz.

Yazının devamı...

Kanlı fotoğraflar ne işe yarıyor?

22 Ağustos 2017

Bakın, farkındalık yaratma kılıfına girmiş her eylem çok tehlikeli bir yere götürüyor bizi.
Olumsuzluktan, kötülükten beslenir hale geliyoruz ve bunun farkında bile varmıyoruz.
Sıradan, doğal gelmeye başlıyor bir zaman sonra.
Mesela en yakın örnekleri vereyim size. 17 Ağustos pek çoğumuzun hayatının en büyük travması. 18 yıl boyunca yeterli önlemlerin alınmamasını protesto etmek için 1999’dan bol bol acılı fotoğraflar paylaştık geçen hafta.
Peki, düşünelim...
Bu fotoğraflar ne işe yarıyor? Gerekli kişilere ulaşıyor, vicdanlarına dokunuyor “Aman Allah’ım, 18 yıl boyunca gerçekten yeterince önlem almamışız, hemen alalım” mı diyorlar?
Hayır.

Yazının devamı...

Modern mitoloji

18 Ağustos 2017

Hollywood da kitlelerin nabzını tutuyor aslında, süperkahraman öykülerine olan ilgi, dönemin ruhuyla doğrudan bağlantılı. Sadece bugün değil, her dönemin adalet noksanlığı sebebiyle oluşan büyük duygusal boşluğu dolduruyor aslında bu hikayeler. Kimileri tarafından “Modern mitoloji” olarak değerlendirilmeleri tam da bundan. (Hatırlayalım, ilk süperkahraman hikayelerinin çıkış noktası savaş zulmüydü. Örnek, Captain America okuruyla 1941’de ilk defa Hitler’e yumruk atan bir kare ile buluşmuştu...)

Süperkahraman hikayeleri iki sebepten ötürü rağbet görüyor. Birincisi, “adaletin tesisi” hissini karşılaması... O kötü adam illa yeniliyor, dünya, kahramanların omuzları üzerinde yükseliyor.

Bu hikayelerin rağbet görmesinin diğer nedeni ise kaçış... “Bu hikayeler insanlara gerçek hayattan kaçış imkanı veriyor” diyor Jessica Jones’a hayat veren oyuncu Krysten Ritter. Bugünün süperkahramanları daha az egolu, daha mütevazı. Sokak suçlarıyla mücadele eden süperkahramanlardan biri olan Jessica Jones’un popülerliğinin en önemli nedeni, izleyiciye bağ kurma fırsatı tanıması. Jones, herkes gibi arızaları olan, yanlış kararlar da verebilen ama kendi ayakları üzerinde durma mücadelesi veren güçlü, gerçek bir kadını temsil ediyor. İzleyici, kendi karakterinden de parçalar bulabildiği bir süperkahramana bağlanıyor. Haliyle, süperkahraman öyküleri sadece “kaçış” veya “adalet tesisi” kavramlarının karşılığı değil, “bağ kurma” ihtiyacının da yanıtı oluyor. Jessica Jones, 2018’de Netflix’te ikinci sezonuyla izleyiciyle yeniden buluşacak.

Günümüz süperkahraman öyküleri, modern mitoloji olarak da değerlendiriliyor. Kitlelerin süperkahramanlara olan bu büyük ilgisini, sunduğu görsel zenginlik ve aksiyonda olduğu kadar, hikayelerin satır aralarında aramak da gerekiyor. Süperkahramanlar, koşullar ne olursa olsun, hayattan, kendinden vazgeçmemen gerektiği mesajını gönderiyor izleyicilerine. Umut aşılıyor, “Hak yerini bulur” diyor, ders veriyor. Kahramanlar zor durumlar içine düşüyorlar, ölüme teğet geçiyorlar ama izleyici sonunda biliyor ki süperkahraman yaşayacak, kötü adam alt edilecek, dünya kurtulacak...

Yazının devamı...

Renginizi kaybetmeyin

16 Ağustos 2017

Türkiye eski başbakanlarından, aynı zamanda bir sanat eleştirmeni de olan Bülent Ecevit’in Zeid’in işlerine yönelik düşünceleri...
Bakın ne diyor Ecevit: “Zeid’in çalışmalarını oluşturan bilginin kaynağı uluslararası hayat tarzıdır. Aynı zamanda, mozaik kompozisyonların içinde taşıdığı enerjiden de etkilenmiştir Zeid. Ortaya çıkan, insan ruhunu ve doğal unsurları dışarıda bırakmayan bir soyut sanat formu olmuştur. İşte bu, Anadolu’nun ozanlarına da ilham vermiş olan ruhun ta kendisidir...
1980’den bir otoportresinin altında ise Zeid’in kendisini anlattığı cümleleri yer alıyor: “Ben, dört ayrı medeniyetin mirasçısıyım. Otoportremde ellerim İranlı, elbisem Bizans, yüzüm Giritli ve gözlerim de doğulu fakat... Bu resmi yaptığım esnada bunların farkında değildim bile...”
Fahrelnissa Zeid’in ruhunu akıttığı soyut resimlerine baktığımızda, hakkında söylenmiş veya kendini tarif ettiği cümleleri okuduğumuzda, aydınlık Türk kadınının tarifini görüyoruz aslında. 
Aydınlık ve çok kültürlü bir Türk kadınını anlatıyor. Hatta sadece kadınları değil, Anadolu’nun yüzyıllar boyunca ışık saçmış insanlarını anlatıyor Zeid. “Ben yaptım oldu” kültürünün üzerimizi kapladığı, meraksızlığın övüldüğü, hayatın renklerinin azaldığı bir dönemde, zenginliğimizi aslında nereden aldığımızı tekrar hatırlatıyor.
En bunalımlı zamanlarında bile resimlerinde göz alan renklerinden vazgeçmemiş Zeid. Kırmızı, sarı, yeşil, mavi, mor... Renkler, en canlı, en hayat dolu halleriyle akmış resimlerinde.
Ne söylüyor o renkler? “En kötü zamanlarınızda bile kim olduğunuzu hatırlayın” diyor... “Etrafınızdaki karanlığın sizi değiştirdiğini sanmayın, o kırmızı, o mavi, o mor illa çıkacak yer bulur” diyor.

Yazının devamı...

Sosyal medya ve “meme çatalı”

12 Ağustos 2017


Peki birbirimizi anlamamız için ne gerekli? Tutarlılık. Sağduyu.
Söylediğimiz sözün, karşımızdaki insanda söylediğimiz şekliyle ve söylediğimiz anlamıyla anlaşılması...
Haliyle, kendimizi olduğumuz gibi anlatabilmek, ifade edebilmek için gayret gösteririz.
Peki nasıl iletişim kuruyoruz? Yazarak, konuşarak, jest ve mimiklerimizle.
Buraya kadar olan kısmı bir kenara koyalım, zira analog yaşadığımız yıllarda da vardı.
İnternet öncesi, bugün uzak bir galaksi gibi görünen zamanlarda...

Yazının devamı...

Neden bu adamlara ceza vermiyorsunuz?

11 Ağustos 2017

Sadece biraz vakit ayırmak yeterli.
Kim egosuyla hareket ediyor, kim çocukluk travmalarının acısını çıkarıyor, kim hayatını öfke ve “geçmişin acısını çıkarmak” üzerine kurmuş, biraz gözlemleyince veriyor kendini ele.
Fakat bir tip insan var ki, ne empati kurabilirsiniz, kurmak istersiniz, ne de yaptıklarının sebebini anlamak istersiniz: Hayvanlara eziyet edenler.
Antalya’da atı ölünce yolda bırakıp giden faytoncu, Adana’da sokak köpeğini ezen canavar...
Büyükada’daki atların içler acısı hali...
Bir “can”a vicdanlı davranabilmek için o canlının insan olması gerekiyor bazı ruhu az gelişmişler için.
Hayvan haklarından bahsedersiniz, “Aynı hassasiyeti insanlar için de gösterin” derler, insanı “üstün varlık”tan sayarlar.

Yazının devamı...

Kimlik turnusolü

8 Ağustos 2017

Modern dünyanın, magazinin her gün tepside dikkatimize sunduğu, kiminin özenerek, kiminin burun kıvırarak baktığı haller...
Bakınca ne hissediyorsunuz?
Görgüsüzlük mü? Belki. “Keşke bende de olsa” mı?
O da belki.
“Boş hayatlar” mı? O da belki...
Belki de en başta saydıklarıma “Eşyalar üzerinden dünya üzerinde kendine alan açmaya çalışan, kimliklerinin çerçevesini çizememiş ruhlar” olarak bakmalı.
Eşyalar aracılığıyla dünyayla bağlantı kurma çabasını gördüğünüz zaman iş değişiyor.

Yazının devamı...

Rutinde kaybolmak

5 Ağustos 2017

Belki de rutinde kayboldunuz. Kendi kendinizi boğdunuz.
İnsan kendini rutinlere kaptırınca bir konfor alanı yaratıyor ve o alan güvenli geliyor, bu da hayatın belirli periyotlarda kendini tekrar etmesi demek. O alandan çıkmadıkça boğulmamak mümkün mü? Dışarı çıktığınızda aynı mekana gitmek, tatil zamanı gelince aynı tatil yöresine gitmek, aynı kafeler, restoranlar, aynı insanlar, aynı deneyimler... Hatta aynı insanlarla aynı deneyimler...
“Daha önce deneyimledik, nasılsa iyi olduğunu biliyoruz” garanticiliği güzel ama bu döngü içinde insanın güzelliklere körlük geliştirmesi kaçınılmaz.
“Alışmak” böyle işte, nefes kesen bir deniz manzarasına, büyüleyici bir köye, kasabaya, kendinizi bakmaktan alıkoyamadığınız herhangi bir güzelliğe alışıyorsunuz.
Aynı yerlere aynı alışkanlıklarla gitmeyi sürdürüyorsunuz. Belki ilk günkü gibi güzelliğine bakıp çarpılmayacaksınız ama en azından garantili ya, kötü bir deneyim yaşamayacağınızı biliyorsunuz. Haliyle rutinlere yapışmak çok kolay oluyor.
O rutinlerin güzel yanları var ama insan doğasına aykırı bir defa.
İnsan, yeni deneyimlerle gelişiyor. Hayatında yeni deneyim yaratamayan hem kendini, hem çevresini kurutmaya mahkum.

Yazının devamı...