"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Melike Karakartal

Türkiye’deki “Weinstein tipi hikayeler” ortaya dökülür mü?

18 Ekim 2017

30 yıl boyunca iş bağlantıları yüzünden pek çok yayın susmayı tercih etmiş. Önlerine gelen haberleri görmezden gelmişler. Milyon dolarlık iş bağlantıları yüzünden Weinstein’ın kirli çamaşırlarını ortaya dökmeye cesaret eden olmamış.
Hayatları boyunca hatırlayacakları ama toplum önünde konuşamayacakları bir kötülüğün kurbanları olmuşlar. Şimdi tek tek ortaya çıkıyor yaşanan rezillikler.
30 yıl boyunca susan medya, neden Weinstein’ın ipliğini pazara çıkarmaya karar verdi?
New York Times’taki ilk makaleden hemen sonra, Ronan Farrow imzalı bir başka haber de The New Yorker’da yer aldı.
Farrow’un haberinde Mira Sorvino, Rosanna Arquette, Asia Argento, Emily Nestor, Emma de Caunes ve Lucy Evans’ın başına gelenleri öğrendik.
Farrow, önce haberi NBC’nin dikkatine sunuyor, fakat kuruluş hikayeyi “basılabilir” bulmuyor.
Yine ticari bağların veya kuruluşun karşılaşabileceği potansiyel hukuki yaptırımların kuşkusunun ağır bastığı söyleniyor.

Yazının devamı...

Taksiciler neyi anlamıyor?

17 Ekim 2017

Keşke taksi sürücüleri “Biz ne yaptık da herkes Uber’i tercih ediyor?” diye kendilerine sorsalardı.
Mağduriyetlerinin çözümü orada çünkü.
“Defolsunlar gitsinler” ile çözülecek bir konu değil bu.
Bir düşünün, neler yaşamadık ki taksilerde?
Kısa mesafe beğenmemeleri, herhalde sorunların en masumlarından sayılır.
Tacizden tutun can tehlikesi içinde kalmaya uzanan çirkin hikayelerin başrolündelerdi mesleklerinin yüzkarası olan taksi şoförleri.
Hamile kadınları kısa mesafe diye almayandan tutun 50 lira verdiğinizde size “Beş lira verdin abla” uyanıklığı yapanlara...

Yazının devamı...

Canavarlaşan adamlar

14 Ekim 2017


Weinstein’in taciz skandalının ardından herkes “Elinde sonsuz güç ve para olan erkeğin gücünü nasıl suistimal ettiğini” konuşuyor.
Eline azıcık güç geçen insan hızlıca neye dönüşüyor, bu sorunun cevabını uzaklarda aramaya gerek yok aslında, sosyal medyaya bakın.
Sosyal medyadaki taciz, düzenli olarak belirli kişilere yönelik zorbalık, eline ufacık bir güç geçiren insanın hızlıca neye dönüştüğünün göstergesi.
Taciz sorunu sadece bir ülkenin, bir grubun, bir toplumun, dünyanın belirli bir bölgesinin değil, tüm kadınların en büyük ve en çözülemeyen sorunlarından biri.
Tacizi anlatmanın bir kadın için bedeli büyük.
Zaten zor ve yıpratıcı bir sürecin üzerine bir de toplumdan gelecek baskı ekleniyor.

Yazının devamı...

Kumaş tasarıma karar verir

11 Ekim 2017

İncelikli terziliği, 1920’lerden 70’lere kadar moda sahnesindeki yenilikçi bakışı bir yana, Cristóbal Balenciaga’yı bir moda efsanesi yapan, en başta “malzeme”ye kurduğu ilişkiymiş.

Bir kumaşın kendini en iyi nerede, hangi tasarımda göstereceğini biliyormuş. Kumaşı dinliyormuş.

Malzemeyi kendi tasarımlarına uydurmaya zorlamamış, müzik dinler gibi elindeki kumaşı gözlemlemiş ve öyle çıkarmış tasarımlarını ortaya.

50’ler gibi kadın modasının son derece belirli bir imaja yönelik ürünler çıkardığı bir dönemde, kadın bedenini vurgulamak yerine odağını başka yere çevirmiş:

Tasarıma ve malzemeye. Onlar iyiyse, beden zaten ihya olacak, haklı...

Bedeni, ustalıkla hazırlanmış, soyut heykellere benzeyen kıyafetlerin taşıyıcısı olarak ele almış.

Çok yadırganmış, mesela 1957’de “Sack dress” (çuval elbise) herkesi şoke etmiş, “Çuval giyip seksi olmak zordur” yazmış bir gazete... (Bu elbise, bugün herkesin pek severek giydiği vücuda oturmayan modern elbiselerin atası.)

Balenciaga, modaevini 68 yılında kapattıktan sonra ardında

Yazının devamı...

Kadıköy'ün Sırrı

10 Ekim 2017

Tabii insan ne zaman bir yerin yükseldiğini okusa, “Düşüşü nasıl olacak?” diye endişeleniyor. Malum, bir yer yükselişte ise “harcanma” hızı da o kadar yüksek oluyor.

Kendimi bildim bileli Kadıköy’deyim. Hayata gözümü açtığım evim burası.

Çocukluğum, gençliğim, yetişkinliğim... Hayatımın her dönemi burada geçti.

Kısa dönemlerde başka yerlerde yaşadım, ancak döndüğüm “ana kucağı” hep Kadıköy’dü.

Kadıköy’e “Karşının Taksim’i” denirdi. İstiklal’in kimlik değiştirmesinden sonra, tarihinin zorla içinden sökülmediği az sayıda ilçelerden olduğu için değerlendi Kadıköy.

Kiralar arttı, nüfus arttı, değişim arttı. Eczaneler, kuru temizlemeciler, terziler, bakkallar kafe oldu, küçük esnafın gidişine şahitlik ettik. Hâlâ ısrarla işlerini sürdürmekte olanlar var, fakat Kadıköy “kafeleşmeye” teslim oldu.

Kötü mü?

Nitelikli, güzel mekanlara da yuva artık Kadıköy ama “en çok kafe-restoran işleri kazandırıyor” diye açılmış ve bir sene ayakta kalamayacak yerler 50 senelik küçük esnafı bitirdi.

Yazının devamı...

Felaketi kınamak

4 Ekim 2017


Akli dengesi yerinde olmayanlara dahi silah edinebilme özgürlüğü sunmanın anlamsızlığını anlattı titreyen sesi ve gözyaşlarıyla.
Gerektiğinde kendini savunmaya değil, kitleleri imha edecek nitelikte silahların satışının anlamsızlığını anlattı.
Konser izleyen kalabalığın üzerine yakındaki bir otelin penceresinden ateş açan bir adam, 59 kişinin hayatını kaybetmesine ve yüzlerce kişinin yaralanmasına neden oldu pazar gecesi.
Bu acı olayın ardından yaşananlar ise hayli tanıdık:
Politikacılar saldırıyı esefle kınıyor...
Dualarımız ve iyi dileklerimiz sizinle” mesajları veriyor. Bu felaketi önlenebilir görmüyorlar. Sorumlulukları hatırlatıldığında “Şimdi siyaset yapmanın sırası değil” diyorlar.

Yazının devamı...

Casus kuş Menes ve anlattıkları

3 Ekim 2017

Devlet yetkilileri hızlı davranır, derhal kuşu yakalayarak nezarete atarlar. Mısır sınırları içinde uçmaya cüret eden ve “kim bilir kimlere hizmet eden” bu kanatlı casus, parmaklıklar ardına hapis edilir.
“Yakalanan” bu hain kuşun taşıdığı cihazın hikayesi başkadır aslında. Ne casuslukla, ne hainlikle, ne de siyasetle ilgisi vardır.
Leyleğin üzerindeki, zoologlar tarafından leyleklerin göç yollarının tespit edilebilmesi için takılmış bir cihazdır. Ne var ki paranoya ve şüphe çağında “siyasi suçlu” gibi muamele görmekten kaçamaz leylekçik.
Kısa süre içinde vaziyet anlaşılır, kuşun masum olduğu ortaya çıkar, hatta bu süreçte ona bir isim bile verilir (Menes) ve kısa süre sonra salıverilir.
Tabii her yerde haber olmaktan kaçamaz casus diye hapsedilen kuş.
Bu hikaye, 15. İstanbul Bienali’nin en etkileyici işlerden birinin çıkış noktası. Bienalin sergi mekanlarından Galata Rum Okulu’nda, Mısır doğumlu sanatçı Heba Y. Amin’in Kuşlar Uçarken adlı işi, sadece bugünün paranoya ortamına dair değil, birbirimizle olan ilişkilerimize dair de çok şey söylüyor.
Amin, bir video enstalasyonuyla anlatıyor derdini, derdimizi.

Yazının devamı...

Dünyayı centilmenlik değiştirecek

27 Eylül 2017


İnanır mısınız? En yakınınızdaki insanlarla yaşadığınız tartışmalardan tutun, büyük ölçekli olaylara kadar...
Bu temel prensibi uygulandığınızda hayatınızın bambaşka renklerle süsleneceğini, güzelleşeceğini söylesem...
Olaylara yaklaşımımız, hem bizi, hem de çevremizi değiştiriyor. bunun farkına vardığımızda hayatımızda önemli bir engeli oradan kaldırmış olacağız ancak çözümü hep çatık kaşlarda, stres yaratan diyalog ve ortamlarda arıyoruz. Bulamazsak da yaratıyoruz.
Zaten çağ buna daha uygun görünüyor: Bağırıp çağırma, popülist söylemlerle yükselme, kavga...
Şiddet, birbirini zayıf yerinden vurarak sürtüşme ortamı yaratma...
İnatlaşma, “Sen öyle yaparsan ben de böyle yaparım, al sana”cılık... Birbirinin işini yokuşa sürme...

Yazının devamı...