"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Melike Karakartal

Felaketi kınamak

4 Ekim 2017


Akli dengesi yerinde olmayanlara dahi silah edinebilme özgürlüğü sunmanın anlamsızlığını anlattı titreyen sesi ve gözyaşlarıyla.
Gerektiğinde kendini savunmaya değil, kitleleri imha edecek nitelikte silahların satışının anlamsızlığını anlattı.
Konser izleyen kalabalığın üzerine yakındaki bir otelin penceresinden ateş açan bir adam, 59 kişinin hayatını kaybetmesine ve yüzlerce kişinin yaralanmasına neden oldu pazar gecesi.
Bu acı olayın ardından yaşananlar ise hayli tanıdık:
Politikacılar saldırıyı esefle kınıyor...
Dualarımız ve iyi dileklerimiz sizinle” mesajları veriyor. Bu felaketi önlenebilir görmüyorlar. Sorumlulukları hatırlatıldığında “Şimdi siyaset yapmanın sırası değil” diyorlar.

Yazının devamı...

Casus kuş Menes ve anlattıkları

3 Ekim 2017

Devlet yetkilileri hızlı davranır, derhal kuşu yakalayarak nezarete atarlar. Mısır sınırları içinde uçmaya cüret eden ve “kim bilir kimlere hizmet eden” bu kanatlı casus, parmaklıklar ardına hapis edilir.
“Yakalanan” bu hain kuşun taşıdığı cihazın hikayesi başkadır aslında. Ne casuslukla, ne hainlikle, ne de siyasetle ilgisi vardır.
Leyleğin üzerindeki, zoologlar tarafından leyleklerin göç yollarının tespit edilebilmesi için takılmış bir cihazdır. Ne var ki paranoya ve şüphe çağında “siyasi suçlu” gibi muamele görmekten kaçamaz leylekçik.
Kısa süre içinde vaziyet anlaşılır, kuşun masum olduğu ortaya çıkar, hatta bu süreçte ona bir isim bile verilir (Menes) ve kısa süre sonra salıverilir.
Tabii her yerde haber olmaktan kaçamaz casus diye hapsedilen kuş.
Bu hikaye, 15. İstanbul Bienali’nin en etkileyici işlerden birinin çıkış noktası. Bienalin sergi mekanlarından Galata Rum Okulu’nda, Mısır doğumlu sanatçı Heba Y. Amin’in Kuşlar Uçarken adlı işi, sadece bugünün paranoya ortamına dair değil, birbirimizle olan ilişkilerimize dair de çok şey söylüyor.
Amin, bir video enstalasyonuyla anlatıyor derdini, derdimizi.

Yazının devamı...

Dünyayı centilmenlik değiştirecek

27 Eylül 2017


İnanır mısınız? En yakınınızdaki insanlarla yaşadığınız tartışmalardan tutun, büyük ölçekli olaylara kadar...
Bu temel prensibi uygulandığınızda hayatınızın bambaşka renklerle süsleneceğini, güzelleşeceğini söylesem...
Olaylara yaklaşımımız, hem bizi, hem de çevremizi değiştiriyor. bunun farkına vardığımızda hayatımızda önemli bir engeli oradan kaldırmış olacağız ancak çözümü hep çatık kaşlarda, stres yaratan diyalog ve ortamlarda arıyoruz. Bulamazsak da yaratıyoruz.
Zaten çağ buna daha uygun görünüyor: Bağırıp çağırma, popülist söylemlerle yükselme, kavga...
Şiddet, birbirini zayıf yerinden vurarak sürtüşme ortamı yaratma...
İnatlaşma, “Sen öyle yaparsan ben de böyle yaparım, al sana”cılık... Birbirinin işini yokuşa sürme...

Yazının devamı...

Taç gitti, dert bitti mi?

26 Eylül 2017


Dünyanın her yerinde haber oldu bu karar, peki doğru muydu? Genç bir kadına çok mu yükleniyoruz?
Devam etmeden önce, sizden şunu rica edeceğim. Siyasi eğiliminizi, darbe girişimi ile ilgili düşüncelerinizi beş dakikalığına bir kenara bırakın.
İnsanların korkunç biçimde can verdiği bir günden bahsediyoruz. Ölümün acısı taze. Eğer siz katliam gibi bir günde ölüm acısıyla kavrulmuş, kavrulan yüzlerce insanı, aileyi düşünmeyerek böyle bir tweet yazabiliyorsanız, “Ama siyasi değildi” diyerek işin içinden çıkamazsınız.
Bu bir vicdan meselesi.
Hayata başkalarının penceresinden bakabilme, başkalarının duygularını anlayabilme, paylaşabilme meselesi.
Dolayısıyla siyasi değildi demekle yetiniyor ve bu tweet’teki büyük sorunu görmüyorsanız, o zaman henüz kendinizi temsil edecek bir durumda değilsiniz.

Yazının devamı...

Bir salgın: Şiddet videoları

19 Eylül 2017

Gerçeklere mi bağlı kalıyorsunuz, yoksa koşullanmalarınız etkisiyle mi hareket ediyorsunuz?
Nasıl davranıyorsunuz, ne düşünüyorsunuz?
“Herkese” veya “kalabalığa” uyunca rahat ve konforlu mu hissediyorsunuz mesela?
Şiddet içeren haber ve videoları paylaşırken ne yapıyorsunuz?
Videoyu izler izlemez yarım saniye içinde paylaşma ihtiyacı duyuyor musunuz?
Bir hayvana işkence eden bir adamın videosunu paylaşırken, o adamın yakalanıp yakalanmadığını, olayla ilgili son durumu kontrol ediyor musunuz?
Peki eğer o olayla ilgili gelişmeler yaşandıysa, yaşanan gelişmeleri o videonun altına not etmeden sadece bir işkence videosu paylaştığınızda, bunu neden yaptığınızla ilgili kendinize soru soruyor musunuz?

Yazının devamı...

Kuzu derisinden mini etek...

13 Eylül 2017


Ben Sarıkaya’nın bunu bilse o eteği giymeyeceğini düşünüyorum. Öğrendikten sonra da iyi örnek olmak adına o eteği iade etmesi gerektiğini savunuyorum.
Dün Cengiz Semercioğlu, “Kuzu derisini sadece derisi için yetiştirilen vahşi hayvanlarla aynı kefeye koymalı mı emin değilim” diyordu.
Hayvanlara uygulanan her türlü şiddeti aynı kefeye koymakta bir sakınca yok.
Kaldı ki insanların hayvan ve hayvan yavrusu kıyımı endüstriyel boyutta.
Öyle bir endüstri ki bu, “yenebilir” canlılar canlı gibi bile değerlendirilmiyor.
Ömürleri boyunca insana et, süt, yumurta vermesi için tüm yaşamlarını hareketsiz biçimde üretim tesislerinde geçiren hayvanların yaşatıldığı bir dünya burası.

Yazının devamı...

Sosyal medya= Ölümsüzlük

12 Eylül 2017


Birincisi kalıtımsal ölümsüzlük, gelecekte çocuklar ve torunlar ile varlığını sürdürme hali diyelim...
İkincisi dini ölümsüzlük, yani bu hayatın geçici olduğu ve bizi daha ulvi ve sonsuz bir hayatın beklediği inancı...
Üçüncüsü yaratıcı ölümsüzlük, kişinin eserleriyle, yarattıklarıyla gelecekte de varlığını sürdürmesi hali...
Dördüncüsü ise tarihi ölümsüzlük, her eylemimizin, her tercihimizin gelecekteki tarihi şekillendirmesi hali...
Devlet adamlarının, “adını tarihe yazdırmak” isteyenlerin peşinde koştuğu tür ölümsüzlük yani.
İnternet ve sosyal medyanın dünyayı değiştirdiği bir dönemde, Facebook, Twitter, Instagram, Snapchat “ölümsüzlük arayışının” yeni araçları aslında bir bakıma.

Yazının devamı...

Köprüleri Yakmak

9 Eylül 2017


Yazar Louise Callaghan, genel olarak İstanbul’a çöken karanlık atmosferi anlatıyor.
Geçen yıl 17 Haziran’da ramazan ayında bir plak dükkanına yapılan saldırıyla başlıyor yazısına.
Ardından İstanbul’da yaşayan ve değişimden etkilenen pek çok kişinin görüşleri yer alıyor...
Birlikte yaşama kültürünün zayıfladığını, terör riskinin, yükselen tutuculuk ve baskının
şehrin açık fikirli ruhuna gölge düşürdüğünü, İstanbul’un toleransı zayıflamış bir şehre dönüştüğünü ifade ediyor.
Paranoyanın arttığı; insanların, toplum içinde politika konuşurken seslerini alçaltma ihtiyacı duyduklarıyla başlıyor bir diğer paragraf.

Yazının devamı...