"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Melike Karakartal

Dünyayı centilmenlik değiştirecek

27 Eylül 2017


İnanır mısınız? En yakınınızdaki insanlarla yaşadığınız tartışmalardan tutun, büyük ölçekli olaylara kadar...
Bu temel prensibi uygulandığınızda hayatınızın bambaşka renklerle süsleneceğini, güzelleşeceğini söylesem...
Olaylara yaklaşımımız, hem bizi, hem de çevremizi değiştiriyor. bunun farkına vardığımızda hayatımızda önemli bir engeli oradan kaldırmış olacağız ancak çözümü hep çatık kaşlarda, stres yaratan diyalog ve ortamlarda arıyoruz. Bulamazsak da yaratıyoruz.
Zaten çağ buna daha uygun görünüyor: Bağırıp çağırma, popülist söylemlerle yükselme, kavga...
Şiddet, birbirini zayıf yerinden vurarak sürtüşme ortamı yaratma...
İnatlaşma, “Sen öyle yaparsan ben de böyle yaparım, al sana”cılık... Birbirinin işini yokuşa sürme...

Yazının devamı...

Taç gitti, dert bitti mi?

26 Eylül 2017


Dünyanın her yerinde haber oldu bu karar, peki doğru muydu? Genç bir kadına çok mu yükleniyoruz?
Devam etmeden önce, sizden şunu rica edeceğim. Siyasi eğiliminizi, darbe girişimi ile ilgili düşüncelerinizi beş dakikalığına bir kenara bırakın.
İnsanların korkunç biçimde can verdiği bir günden bahsediyoruz. Ölümün acısı taze. Eğer siz katliam gibi bir günde ölüm acısıyla kavrulmuş, kavrulan yüzlerce insanı, aileyi düşünmeyerek böyle bir tweet yazabiliyorsanız, “Ama siyasi değildi” diyerek işin içinden çıkamazsınız.
Bu bir vicdan meselesi.
Hayata başkalarının penceresinden bakabilme, başkalarının duygularını anlayabilme, paylaşabilme meselesi.
Dolayısıyla siyasi değildi demekle yetiniyor ve bu tweet’teki büyük sorunu görmüyorsanız, o zaman henüz kendinizi temsil edecek bir durumda değilsiniz.

Yazının devamı...

Bir salgın: Şiddet videoları

19 Eylül 2017

Gerçeklere mi bağlı kalıyorsunuz, yoksa koşullanmalarınız etkisiyle mi hareket ediyorsunuz?
Nasıl davranıyorsunuz, ne düşünüyorsunuz?
“Herkese” veya “kalabalığa” uyunca rahat ve konforlu mu hissediyorsunuz mesela?
Şiddet içeren haber ve videoları paylaşırken ne yapıyorsunuz?
Videoyu izler izlemez yarım saniye içinde paylaşma ihtiyacı duyuyor musunuz?
Bir hayvana işkence eden bir adamın videosunu paylaşırken, o adamın yakalanıp yakalanmadığını, olayla ilgili son durumu kontrol ediyor musunuz?
Peki eğer o olayla ilgili gelişmeler yaşandıysa, yaşanan gelişmeleri o videonun altına not etmeden sadece bir işkence videosu paylaştığınızda, bunu neden yaptığınızla ilgili kendinize soru soruyor musunuz?

Yazının devamı...

Kuzu derisinden mini etek...

13 Eylül 2017


Ben Sarıkaya’nın bunu bilse o eteği giymeyeceğini düşünüyorum. Öğrendikten sonra da iyi örnek olmak adına o eteği iade etmesi gerektiğini savunuyorum.
Dün Cengiz Semercioğlu, “Kuzu derisini sadece derisi için yetiştirilen vahşi hayvanlarla aynı kefeye koymalı mı emin değilim” diyordu.
Hayvanlara uygulanan her türlü şiddeti aynı kefeye koymakta bir sakınca yok.
Kaldı ki insanların hayvan ve hayvan yavrusu kıyımı endüstriyel boyutta.
Öyle bir endüstri ki bu, “yenebilir” canlılar canlı gibi bile değerlendirilmiyor.
Ömürleri boyunca insana et, süt, yumurta vermesi için tüm yaşamlarını hareketsiz biçimde üretim tesislerinde geçiren hayvanların yaşatıldığı bir dünya burası.

Yazının devamı...

Sosyal medya= Ölümsüzlük

12 Eylül 2017


Birincisi kalıtımsal ölümsüzlük, gelecekte çocuklar ve torunlar ile varlığını sürdürme hali diyelim...
İkincisi dini ölümsüzlük, yani bu hayatın geçici olduğu ve bizi daha ulvi ve sonsuz bir hayatın beklediği inancı...
Üçüncüsü yaratıcı ölümsüzlük, kişinin eserleriyle, yarattıklarıyla gelecekte de varlığını sürdürmesi hali...
Dördüncüsü ise tarihi ölümsüzlük, her eylemimizin, her tercihimizin gelecekteki tarihi şekillendirmesi hali...
Devlet adamlarının, “adını tarihe yazdırmak” isteyenlerin peşinde koştuğu tür ölümsüzlük yani.
İnternet ve sosyal medyanın dünyayı değiştirdiği bir dönemde, Facebook, Twitter, Instagram, Snapchat “ölümsüzlük arayışının” yeni araçları aslında bir bakıma.

Yazının devamı...

Köprüleri Yakmak

9 Eylül 2017


Yazar Louise Callaghan, genel olarak İstanbul’a çöken karanlık atmosferi anlatıyor.
Geçen yıl 17 Haziran’da ramazan ayında bir plak dükkanına yapılan saldırıyla başlıyor yazısına.
Ardından İstanbul’da yaşayan ve değişimden etkilenen pek çok kişinin görüşleri yer alıyor...
Birlikte yaşama kültürünün zayıfladığını, terör riskinin, yükselen tutuculuk ve baskının
şehrin açık fikirli ruhuna gölge düşürdüğünü, İstanbul’un toleransı zayıflamış bir şehre dönüştüğünü ifade ediyor.
Paranoyanın arttığı; insanların, toplum içinde politika konuşurken seslerini alçaltma ihtiyacı duyduklarıyla başlıyor bir diğer paragraf.

Yazının devamı...

Uzun bir tatilin ardından...

6 Eylül 2017


Değişim iyi, değişim hayatın gerçeği ancak her değişim iyi değil elbette. Bizde “değer korumak” eskiliği, köhneliği korumak gibi anlaşılır oldu artık, o nedenle yüzümüzü güldüren ne varsa üzerine beton döküldüğüne şahit oluyoruz.
Narmanlı Han’ın elden geçirilmesi gerektiği yıllardır su götürmez bir gerçekti ancak bu kadar betonlaşarak mı dönüşmeliydi? Mor salkımları sökülmeli, yeşilliği, o insanı sıcak, huzurlu hislere sürükleyen ruhu yok edilmeli miydi?
Edilmeseydi de olurdu herhalde... Böylesi uygun görülmüş ama o görülen manzara insanın içini kavuruyor.
İnsan, çocukluğundan itibaren kimliği oluşurken, insanlara, duygulara olduğu kadar büyüdüğü, gördüğü yerlere de bağ geliştiriyor. “Benim bir parçam” der hale geliyorsunuz size ait olmayan ama hep içinde bulunduğunuz, gördüğünüz, gezdiğiniz yerleri düşünürken...
Hâl böyle olunca, olumsuz değişim, betonlaşma insanın kimliğinden, kalbinden de birer parça götürüyor.
Kentsel dönüşüm nedeniyle büyüdüğüm ev iki müteahhidin arasında çekişme vesilesi oldu ve bakımsız halde duruyor... Büyüdüğüm diğer ev depremde yıkıldı, yerinde otların bürüdüğü bir arsa ve bir-iki sahil düzenlemesi, dalgakıran kalıntısı kaldı... Çocukluğumun Bodrum’u, Çeşme’si, Marmaris’i yok.

Yazının devamı...

İnsana eşya muamelesi yapmak

30 Ağustos 2017


“Artık tek bir düğmeye basarak İran Körfezi ve Kızıldeniz’deki donanma gemilerinin güvertelerinden 40 adet yüzeyden yüzeye Tomahawk füzesi fırlatabiliyoruz. Bağdat’ın binaları dumanlar arasından kaybolurken füze operatörleri düğmeye basma eyleminin sonuçlarını dakikalar içinde CNN’den canlı olarak izleyebiliyorlar. 
Fiziksel yakınlık olmadığı için duygusal etkiler de eriyip gidiyor artık. Savaşın bu kişiler üstü doğası, onu şaşırtıcı biçimde kolaylaştırıyor. 1960’lı yıllarda bir siyasi düşünür, nükleer savaşı başlatacak düğmenin ameliyatla Başkan’ın en yakın arkadaşının göğsüne yerleştirilmesi gerektiğini ileri sürmüştü. Böylece, dünyanın ucundaki milyonlarca insanı yok etmeye karar verirse önce arkadaşına fiziksel zarar vermesi, düğmeye ulaşmak için onun göğsünü yarması gerekecekti. Bu durum, en azından karar verme sürecinde duygusal beyin sistemlerini de devreye sokacak, kararın kişiler üstü doğasının önüne geçmek mümkün olacaktı...”
Şimdi bu konu üzerinden Vatan Şaşmaz olayına bir bakalım...
Eğer Şaşmaz’ın kanlar içindeki fotoğrafını satmaya çalışan kadın, sattığı her fotoğraf için kendi yakınına ölümcül bir zarar verecek olsa, böyle bir pazarlık içine girer miydi? Hayır...
Eğer Şaşmaz’ın “Çocuklar Duymasın”daki rolünü oynamak üzere kendi oğlunu pazarlayan adama “Oğlun dizide oynar ama yüzde 50 kalbinin durma ihtimali var” deselerdi, bu pazarlığı düşünmeyi aklından geçirebilir miydi? Elbette hayır...
Twitter’da Vatan Şaşmaz şakası yapan trol, bu şakası karşılığında yakın arkadaşını yakın bir zamanda bir cinayete kurban verecek olsa, aynı şakayı yapabilir miydi? Bunun cevabı da hayır...

Yazının devamı...