"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Oyunculuk bana tatil gibi geliyor

İlk filmden kısaca hatırlayalım, “Kardeşim Benim”de Murat Boz’un canlandırdığı Ozan ve Burak Özçivit’in hayat verdiği Hakan, birbiriyle durmadan didişen iki müzisyen kardeştir... İlk filmde babalarının son dileğini gerçekleştirmek üzere yollara düşerler, bu yolculukta onlara eşlik eden magazin muhabiri Zeynep (Aslı Enver) Hakan’a aşık olur ve serüven başlar... İlk filmin gişedeki karşılığı 2 milyon izleyici olmuştu; buradan hareketle ikinci film hızla geldi ancak bu sefer Aslı Enver yok, Hakan’ın “sevdiceği” olarak karşımıza “Vatanım Sensin”den tanıdığımız Pınar Deniz çıkıyor.

Bu arada, ilk filmde Aslı Enver’in canlandırdığı Zeynep, Burak Özçivit’in canlandırdığı Hakan ile aşk yaşıyordu ancak gerçekte bu film, Murat Boz ile aralarında büyük bir aşk doğmasına neden olmuştu.
Murat Boz ile film vesilesiyle bir araya geldik; hayatının bilinmeyen yönlerinden Aslı Enver’le olan ilişkisine kadar pek çok şey konuştuk.
Çok yakında Youtube kanalının açılacağını da söyledi, “Her şey olacak bu kanalda” diyor Boz. Benim anladığım, youtube.com/muratboz kanalında “kendi magazinini” yapacak; hayatının bilinmeyen yönlerini, “O Ses Türkiye”de, klip ve film çekimlerinde kamera arkasında yaşananları, kendi hayatından detayları aktaracak...

Oyunculuk bana tatil gibi geliyor
Mekan- Raffles Otel

“Kardeşim Benim” ve “Kardeşim Benim 2” , Burak Özçivit’le olan arkadaşlığınızın bir meyvesiymiş aslında doğru mu? Nasıl tanıştınız, nasıl bir araya geldiniz, nasıl bir öyküsü var bu işin?

- Burak’la bizim arkadaşlığımız çok eskiye dayanıyor, iki filmden de önceye... Sektörümüzde bizim gibi insanların yan yana gelmesi, arkadaş olması zordur. Hatta birbirinin başarısından rahatsız olan da çoktur ama bizim Burak’la böyle bir yarışımız hiçbir zaman olmadı. Kariyerimin ilk konserlerinden birine gelmişti Burak, o zamanlar da “Burak Özçivit”ti yani, tanınan, bilinen bir oyuncuydu. Bir konser vesilesiyle tanışıp arkadaş olduk. O günden bugüne neredeyse 10 sene geçti. Ben “Hadi İnşallah” ile sinema sektörüne adım attıktan sonra, Burak’la olan sohbetlerimizde birlikte bir film yapma fikri ortaya çıktı. Konusu “kardeşlik” olabilir dedik, ardından senaryo aşamasına geçildi ama acele de etmedik. Uzunca bir senaryo süreci yaşadık. Senaryolar gitti-geldi, en sonunda Zafer Külünk’ün senaryosu hepimizin içine sindi ve “Kardeşim Benim” serüveni öyle başladı Burak’la. Burak aynı zamanda filmin yapımcılarından, zaten Timur Savcı ile bir ortaklıkları vardı, bunu da filme yansıttılar...

Peki ilk film ikinci filme nasıl ilham verdi?

- İlhamımızı insanlardan; insanların ilk filmi çok sevmesinden aldık. 2 milyon gişe biraz “malumun ilamı” oldu. Film çok sıcak bulundu, insanlar çok sevdiler. Neticede bu bir kardeş hikayesi, kardeşi olanlar kendilerinden çok şey buldular. Sen de bilirsin, her ne kadar anlaşan kardeş de olsanız, muhakkak bir yerde zıtlaşmalarınız olur, Hakan ve Ozan’da bu durum üst seviyede. Biri popçu bir rock’çı, biri derli toplu biri darmadağın, biri vurdumduymaz diğeri sorumluluk sahibi... Bu zıtlığın ekrana yansıması güzel oldu. Bunu yansıtan Burak ve ben olunca izleyicilerimiz kendilerini yakın buldular. Kardeş olan herkes mutlaka bizim başımıza gelen şeyleri yaşamıştır...

Nedir Ozan ile Hakan’ı bu kadar karşı karşıya getiren kızgınlık, ne yaşadılar da böyle oldular?

- Aslında çok seviyorlar birbirlerini, asla kopmuyorlar ama o zıtlık onların doğalarında var. Birisi çok vurdumduymaz, bu da Hakan’ı delirtiyor. Zıtlık orada başlıyor. Hakan’ın bu kadar her şeyi kasması da Ozan’ı delirtiyor. Böyle garip bir dengesizlik ama kendi içinde bir dengesi de var çünkü abi-kardeşler ve birbirlerini aslında çok seviyorlar, gerçekten bağlılar.

Oyunculuk bana tatil gibi geliyor

ASLI, TÜRKİYE’NİN EN İYİ KADIN OYUNCULARINDAN BİRİ

Aslı Enver’in canlandırdığı Zeynep karakterini çok sevmiştik, ancak ikinci filmde yok. Ne oldu Zeynep’e?

- Aslı, kendi programı ve yoğunluğundan dolayı kabul edemedi. Dizi çekiyor, çok yoğun tempoda çalışıyor, bir yandan dinlenmesi gerekiyor. Biliyorsunuz dizi sektörünün durumunu, çalışma saatlerinin fazlalığını... Biz ekip olarak çok isterdik elbette Aslı’nın olmasını, Aslı bence Türkiye’deki en iyi kadın oyunculardan biri. Niyetimiz böyleydi ama maalesef olamadı. Fakat Leyla (Feray) da, Pınar (Deniz) da başka bir senaryo öyküsü içinde rollerinin hakkını vererek başarıyla oynadılar.

“Kardeşim Benim 3”ü bekleyelim mi, filmin devamı gelecek mi?

- Bunun takdirini seyirci verir. Pek çok faktörün bir araya gelmesi lazım üçüncünün çekilmesi için. Ortada güzel bir hikaye var, Hakan ve Ozan’ın kardeş hikayesi var, “Bu hikayede daha ne anlatılabilir?” sorusu çok önemli... Bir yaptık, iki yaptık; sonra bambaşka bir hikayeyle gelir senarist ve “Hadi yapalım” deriz. Ama şu an bir şey söylemek için çok erken.

Filmin başarısında arkadaşlığınızın etkisi olduğunu düşünüyor musun? Aranızdaki dostluğun oluşturduğu kimya yön verdi mi sence filmin gidişatına?

- Özellikle ilk filmde Burak, Aslı, ben çok çalıştık, bana çok faydaları oldu. Özellikle Aslı’nın... Oyunculuk öyle garip bir şey ki oynamak değil aslında, “yaşamak” konu. Ben mümkün mertebe önüme bir laf geldiğinde “Bunu neden, nasıl söylerim, daha doğalı nedir?” derim, zaman zaman kelimelerimi bile değiştirip bana uygun hale getiririm. Aslında oyunculuk benim için “oynamak” değil, o anı yaşıyor olma durumu. Benim burada avantajım, Ozan’ın da bir pop yıldızı olması ve yaşantılarımızın benzemesi.

Murat Boz, Ozan’a ne kadar benziyor peki? Arkadaşların filmi izlediğinde “Murat, Ozan sana benziyor” diyorlar mı?

- Hayır, benzer yanlarımız var ama karakterlerimiz zıt. “Acayip birbirimize benziyoruz” diyemem Ozan’la Murat’ı kıyaslayacak olursam. O mesela çok vurdumduymaz, ben o kadar vurdumduymaz bir adam değilim. Ozan çok fazla düşünmez olaylar üstüne, ben düşünürüm...

BEYAZPERDEDE KENDİMİ GÖRMEK BANA HAZ VERİYOR

Oyunculukta da kariyer yapma arzusu nasıl ortaya çıktı?

- Kariyerimde bir film mutlaka olsun istiyordum. Çok sevdiğim bir kitap vardı, PuCCa’nın Günlüğü. O kitabı film yapmak istediklerini söyledi prodüksiyon şirketi, ben de kabul ettim ve serüvenimiz öyle başladı aslında. Çok iyi gişe de yapınca devam ettim, beyazperdede kendimi görmek bana ayrı bir haz veriyor, buna artık ego mu dersiniz ne dersiniz... Oyunculuğun özel bir yeri var ama tabii ki esas mesleğim şarkıcılık. O asla ikinci planda olmadı, olmayacak. Hakim olduğum esas alanım, her zaman müzik.

Sinema filmlerine devam edeceksin o halde...

- İstiyorum, başka birisini oynamak beni rahatlatıyor. Bizim sektörümüz biraz yorucu, tabii ki şükrediyorum her zaman ama filmler biraz nefes aldırıyor bana.

Başka bir karaktere girmek, başka birisinin cümlelerini sarf etmek, tatil gibi geliyor bana... Hem tatil, hem iş... Gala heyecanı, filmi iki defa izlemek... Tüm bunları seviyorum.

 Oyunculuk bana tatil gibi geliyor
Fotoğraflar: Emre YUNUSOĞLU

ONBİN KAT DAHA YALNIZIZ

Aslı Enver ile “Kardeşim Benim”den sonra başlayan bir ilişkiniz var. İki şöhretli ismin ilişki yaşaması zor denklem midir yoksa aksine birbirinizin dilinden iyi anladığınız için daha mı kolay?

- Çok dengeli, çok tatlı bir ilişki yaşıyoruz Aslı’yla. Çok da mutluyuz, birbirimizi çok iyi anlıyoruz, çünkü bu işin içinde olan insanlarız. Çok paylaşıyoruz, çok konuşuyoruz birbirimizle. Her ne kadar hayatlarımız güzel gözüküyor olsa da, “Vay be şuna bak, bir ‘O Ses’e çıkıyor, bir film yapıyor, şarkı söylüyor, parayı götürüyor” değil. Bunun bir geçmişi var, oraya gelişi var... İkincisi, bunu diyen insanlardan onbin kat daha yalnızız. Çok yalnızız, çünkü zaten bu kadar şeyi kendimiz başarmışız ve etrafımız boş... Konser yapıyoruz, binlerce kişi izliyor, konser bitiyor, kuliste yalnızsınız. Bu kadar ilgi görüyorsunuz, seviliyorsunuz, fotoğraf veriyorsunuz, imza atıyorsunuz, sonra evinize geliyorsunuz ve yalnızsınız... Ayrıca sevenimiz olduğu kadar sevmeyenimiz de var, o sebeple bizim yaptığımız çok zor bir meslek. Dışarıdan, birçok şey kolay ve başarılabilir gibi gözüküyor olabilir ama... Tutunmak, orada kalmak ve bu işin psikolojisi zor. Bunun üstesinden gelmek kolay iş değil yani. Sonuçta yalnızlıkla baş ediyorsunuz.

Birbirinin dilinden anlayan, bu mesleğin zorluklarından haberdar insanlar olarak güzel bir denge yakalıyorsunuz o halde...

- Birbirini anlayan iki insanız. Her şeyden önemlisi, aşk ilişkimizin dışında iki iyi dostuz. Bu olmadan ne ilişkiniz yürür ne de arkadaşlığınız. Aslı’nın içinde bulunduğu sektör gerçekten çok zor. Her zaman vurguluyorum, kadınlar için çok daha zor. Her gün yaşadığı zorluklara şahit oluyorum. Hayatımızda benzer hikayeler olduğu için karşılıklı birbirimize destek olmaya çalışıyoruz. Aslı ekonomik özgürlüğü elinde olan, ayakları üstünde duran bir kadın. Hayatınızda karşılıklı iki cümle edebileceğimiz bir insan olduğu zaman, zorlukların üstesinden gelmek kolaylaşıyor. İlişkiler genel olarak böyle olmalı... Sadece aşk ilişkisinden bahsetmiyorum, sizi besleyecek insanlarla birlikte olmalısınız, ben de öyle olmaya çalışıyorum. Zaten çok fazla insan yok hayatımda.

Oyunculuk bana tatil gibi geliyor

ÖFKELİYİM, ÖFKELİ OLMAKTA HAKLIYIM

Şu meşhur “böcek” olayını anlatır mısın, işin aslı nedir?

- Ben hiçbir zaman hiçbir yerde “böcek” demedim. Bir şekilde sesim kaydedilmiş, ben öyle düşünüyorum ya da kulak misafiri olunmuşsa bile bunu da bilmiyorum. Hatta savcıya şikayette bulunurken nasıl kaydedildiğinin de tespitini istedim.

Ne oldu tam olarak?

- Bir konserimizden sonra Bodrum’da annemlerin yazlığına geçtik.

Sabah kalktık kahvaltı yapıyoruz. Şu anda normal konuştuğum gibi aile arasında, aramızda konuşuyoruz. Kendi mahremimizi, ailevi sorunlarımızı, akrabalarımızı; pek çok şey konuştuk o gün.

Ertesi gün kalktığımızda boy boy terasta çekilmiş fotoğraflarımız ve evimizin içinde terasımızda konuştuklarımız birebir cümle cümle yayınlanmıştı.

Muhabir arkadaşı görsek, kendi aramızda özel konularımızı konuşur muyduk? Konuşmazdık, konuşmayı tercih etmezdik.

Bence olan şu: Ya geceden ya da sabaha karşı sazlıkların içine giriliyor, evimin dibi. Yoldan geçen biri kulak misafiri olmuş gibi bir durum da yok, özellikle içine girip saklanıyorlar, konuşmalarımız dinleniyor. Nasıl kaydedildiğini bilmiyorum. Ben bu arada bu haberin altına ismini yazan her muhabire dava açmak istedim ama maalesef savcının kararı “Katlanmak zorundasın” oldu. Katılmıyorum, benim bu konudaki fikrim asla değişmeyecek. Aksi söylense de benim bir huzur hakkımın olduğunu düşünüyorum.

Konuya hâlâ öfkelisin gördüğüm kadarıyla...

- Tabii ki öfkeliyim, öfkeli olmakta da haklıyım. Dava açmayacağım çünkü bu, konuyu uzatmak olur. Ben burada başka bir şeye işaret etmeye çalışıyorum, “Bunu görün” diyorum, “Bu yanlış” diyorum. Ben bunu bilerek ve isteyerek yaptıklarını düşünmüyorum. Yanlış anlaşılmasın; magazin muhabiri arkadaşlarımıza saygım sonsuz, çok zor bir iş yapıyorlar. Ama hayat sadece haber değil, insani değerler var, etik var, bunlara dikkat edilmesinden yanayım. Niyetim kötü değil, bu işin yanlışlığına dikkat çekmeye çalışıyorum sadece.

 

X