"Abdulkadir Selvi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Abdulkadir Selvi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Abdulkadir Selvi

Abdulkadir Selvi

FETÖ hesaplarında yeni haberler var

29 Haziran 2017

Turkcell,17 Nisan 2014 tarihinde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na gönderdiği  yazıda, ‘bascalan’ hesabının açıldığı ve aktif olarak kullanıldığı adresin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’na ait olduğunu bildiriyor.

Peki ondan sonra ne oluyor?

Yeni bilgilere ulaştım.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, Turkcell’den gelen bilgileri, gereği yapılmak üzere Emniyet Genel Müdürlüğü’ne iletiyor.

‘BASCALAN’ HESABINDA İKİ İSİM DAHA

Emniyet harekete geçiyor. Emniyet Genel Müdürlüğü, ‘bascalan’ hesabıyla ilgili IP adresinin kendilerine ait olmadığını, İstanbul’da kullanılan bir bilgisayara ait olduğunu bildiriyor. Ve iki isim veriyor. Bunları resmi bir yazıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletiyor. Sonuç ne mi oluyor? O İki isim FETÖ tarafından yurtdışına kaçırılıyor? Turkcell, IP adresi olarak Emniyet istihbaratı bildiriyor, Emniyet ise İstanbul’da bir adrese yönlendiriyor. Ama Turkcell, ‘bascalan’ hesabıyla IP adresinin yerini, Emniyet Genel Müdürlüğü Turan Güneş Bulvarı No: 118 Çankaya  olarak bildiriyor. Turkcell ayrıca 212.57.8.226 IP numarasına 18 Mart 2014 tarihinde,13.40-14.00 saatleri arasında 90.505.366.1010 numaradan irtibat kuran Emniyet istihbarat görevlisinin ismini tespit ediyor. O kişinin ismi resmi yazışmada Mesut  Biçer olarak yer alıyor? Mesut Biçer, FETÖ’den dolayı ihraç ediliyor. Bu arada IP adresi konusunda bir karışıklık yaşanıyor. Emniyet istihbarat o IP adresi bize ait değil diyor. FETÖ, paralel istihbarat oluşturup, emniyetteki bilgisayarların aynı IP numaralarını mı kullanıyor,  Emniyet istihbarat kurumsal koruma refleksiyle mi hareket ediyor, yoksa FETÖ başka bir oyun mu oynuyor, onun üzerinde pek durulmuyor. Bunlar aysbergin görünen yüzü. Bugün dahi bir savcı  işin üzerine gitse, Fuat Avni, bascalan,haramzadeler,bilaloglan hesaplarıyla ilgili çok önemli  bağlantılara ulaşabilir.

ERDOĞAN BAŞVURUDA BULUNUYOR

Dikkatinizi çekmiştir. Hem

Yazının devamı...

O hesabın adresi neresi çıktı?

28 Haziran 2017

FETÖ, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı devirmek için, yolsuzluk görünümlü senaryosunu uygulamaya koymuştu.

Bugün birçoğu yurtdışına kaçan FETÖ’nün polisleri, savcıları devreye girmiş, operasyon başlatmıştı.

FETÖ’nün sosyal medyası ise yıkım ekibi olarak işbaşındaydı. Hani 15 Temmuz’da “Tanklar Çankaya’ya doğru çıkıyor” diye darbenin ilk tweet’inin atıldığı Fuat Avni hesabı aktif olarak devredeydi. Erdoğan’a ait olduğu iddia edilen kes-yapıştır oluşturulmuş ses kayıtlarının yayınlandığı hesabı hatırladınız mı? Adı, ‘bascalan’dı. Ses kaydı önce ‘bascalan’da yayınlanmış, eşzamanlı olarak ‘haramzadeler’, ‘bilaloglan’ isimli sitelerden taarruza geçilmişti. Bu hesapların hemen 17-25 Aralık’tan önce oluşturulduğunu da belirtmek isterim.

FETÖ bir operasyona başlayınca sadece polisi, savcısı ile değil; gizli tanığı, muhbiri, STV’si, Zaman ve Bugün gazeteleri ve Fuat Avni’si ile toplu taarruza kalkıyordu.

OPERASYON NASIL YÜRÜTÜLÜYORDU?

Sistem şöyle işliyordu: Operasyon yapılacak olan hedefe ilişkin nihai talimat Fetullah Gülen’den geliyordu. Yapılanma içinde yardımcısı ‘Uzun Cevdet’ üzerinden doğrudan Gülen’e bağlı olarak çalışan ‘hususiler’ birimi harekete geçiyordu. Önce operasyon yapılacak olan birim ya da şahısla ilgili önceden belirlenmiş olan gizli tanık ihbarda bulunuyordu. MİT TIR’larıyla ilgili ihbar, Jandarma istihbaratın bulunduğu Ankara Güvercinlik’ten yapılmıştı. Bundan sonra iş artık savcı ve polis biriminin işiydi. Dinlemeler başlıyor, operasyon için gerekçeler hazırlanıyor ve belirlenen tarihte sabah 05.00’te kapılar çalınıyordu. Zanlılar henüz gözaltına alınmadan, sorguları yapılıp savcılığa çıkarılmadan önce FETÖ’nün medya yapılanması devreye giriyordu. Medyanın yapılanmasının görevi, algı operasyonunu gerçekleştirmekti... İlhan Selçuk henüz polis merkezine götürülmeden telefon tapelerinin servis edilmesi gibi. Polis birimi tarafından operasyon öncesinde hazırlanan veriler FETÖ’nün sosyal medya birimi tarafından bir bombardıman şeklinde servis ediliyordu. Kimin tutuklanacağından foto montajla hazırlanan uygunsuz görüntülere kadar her şey sosyal medya üzerinden servise sokuluyordu. FETÖ’nün operasyon aracı olarak kullandığı hesaplardan biri de ‘bascalan’dı. Bu hesabın hedefi o zaman başbakan olan Erdoğan’dı. Hırsızın başı gibi gösterilmeye çalışılıyordu. Bu algı ‘haramzadeler’ ve ‘bilaloglan’ isimli hesaplarla takviye ediliyordu.

Bu hesapların hepsi Pensilvanya’dan yönetiliyordu ama farklı adreslerde hazırlanıyordu.

FETÖ’NÜN HESAPLARI NEREDEN ÇIKTI?

Yazının devamı...

Kürt sorununda tablo ne durumda?

27 Haziran 2017

Bu sözler güvenlik politikalarını yöneten isimlerden birine ait.

Türkiye’nin her şeyin farkında olduğunu göstermesi açısından aktardım.

Devam ediyorum.

“ABD, Suriye’de kurduğu üsleri işletmeye başladı. Yeni üsler yapıyor. Bu ABD’nin Rakka’dan sonra da bölgede kalıcı olduğunu gösteriyor.”

YPG ile birlikte Rakka operasyonunu yürüten ABD diğer yandan Ankara’nın tepkisini dindirmek için, örgüte verilen silahlarla ilgili Türkiye’yi mektupla bilgilendirmeye çalışıyor. Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, silahların kontrolü açısından bir mekanizma kurulabileceğini söyledi. Ankara, ABD’nin bu girişimini yararlı buluyor. Ama daha çok halkla ilişkiler çalışması olarak görüyor.

Bayram’dan sonra Suriye konusundaki gelişmelerin hızlanması bekleniyor. Ankara, Rakka’dan sonrasına odaklanmış durumda.

RAKKA’DAN SONRASI

“Rakka’dan sonrayı görmek gerekiyor. YPG’ye verilen silahların toplanacağı söyleniyor. Ama ABD’nin şimdiye kadar yaptığı hiçbir operasyonda yaşanmış bir durum değil. Tam aksine Rakka’dan sonra PYD’nin konumunun pekiştirilmesi bekleniyor.”

Yazının devamı...

Erdoğan’ın rahatsızlığı ve Katar hamlesi

26 Haziran 2017

Sağlık ekiplerinin müdahalesinin ardından Cumhurbaşkanı’nın, kameraların karşısına geçmesi dezenformasyon yapılmasını engelledi. Erdoğan, “Şekere dayalı bir tansiyon dengesizliği yaşadık” dedi.

 

Erdoğan, 2006 yılında da yine şekere dayalı bir rahatsızlık yaşamış, şoförünün paniklemesi üzerine aracında kilitli kalmıştı. Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı, aracın camı balyozla kırılarak çıkarılmıştı.

 

Bu kez Cumhurbaşkanı ile aynı camide olan görgü tanıkları, sedye yardımı ile camiden çıkarılan Erdoğan’a hemen müdahale edildiğini anlattı. Özal’ın vefatından sonra ise cumhurbaşkanlarının ve başbakanların konvoylarında tam teşekküllü ambulanslar yer alıyor. Çünkü 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, tıbbi müdahale cihazlarının bulunmadığı ilkel bir ambulansla hastaneye yetiştirilirken yolda hayatını kaybetti. Özal, Hacettepe Hastanesi’ne yetiştirildiğinde kalbi durmuştu. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde sağlık ekibi yoktu.

 

Ramazan orucu, şeker hastalığı ve yoğun temposu, sonunda bayram namazında Cumhurbaşkanı’nın sağlık sorunu yaşamasına yol açtı. Kendisine acil şifalar diliyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan, taşın altına sadece elini sokan değil, bedenini koyan bir lider. Ancak yaşadığı sağlık sorunu, daha çok dikkat etmesini gerektiriyor. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra çalışma temposunu daha da artırdı. 16 Nisan’da yorucu bir referandum kampanyası yürüttükten sonra 17 Nisan sabahı Bakanlar Kurulu’nu topladı. Erdoğan sadece Erdoğan değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı. Ortadoğu’nun yeniden şekillendirildiği bir dönemde Erdoğan’ın liderliği Türkiye’ye ameliyat yapılmasını engelliyor. Erdoğan dünya liderleriyle göz hizasında konuşan güçlü bir lider. O nedenle tasfiye etmek için darbe girişimi dahil her türlü yolu deniyorlar.

 

Yazının devamı...

AK Parti’nin Kılıçdaroğlu kaygısı

22 Haziran 2017

Demirel’in karşısına dizildik.

Doğru Yol Partisi’nin adının nereden geldiğini sorduk.

Demirel 12 Eylül’den sonra Zincirbozan’a sürgüne giderken, yolda kurulmuştu Doğru Yol Partisi.

Süleyman Bey, üniversite kürsüsünde siyaset tarihi dersi veren bir hoca gibi anlatmaya başladı.

“Partilerin isimleri sosyal bir ihtiyaçtan doğmuştur. Tek parti döneminde, demokrasiye en çok ihtiyaç duyulan bir zamanda Demokrat Parti kuruldu. Yeter, söz milletindir diyen Demokrat Parti, demokrasi arayışının bir simgesiydi. Sonra 27 Mayıs geldi. 27 Mayıs’ta Yassıada zulmü yaşandı. Adalet aranıyordu. Oradan Adalet Partisi doğdu. 12 Eylül oldu. Adalet Partisi’nin mirası üzerine partiler kuruldu, millette bir kafa karışıklığı meydana getirilmeye çalışıldı. İşte o zaman Doğru Yol dedik. Kuran-ı Kerim’de ifade edildiği şekliyle Sırat-ı Müstakim”

Adalet ve Kalkınma Partisi isminin arkasında da 28 Şubat zulmüne karşı toplumda gelişen adalet arayışının etkisi yok mu?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da belli ki, ‘Adalet Yürüyüşü’nü toplumdaki bir fay hattını harekete geçirmek için başlattı. Kılıçdaroğlu’nun yapmak istediğini en iyi Erdoğan anladı. Yürüyüşün toplumsal zemininin oluşmaması için, “Birilerinin elinde kartonla arandığı gibi bir adalet değil bizim aradığımız. Bizim aradığımız 249 şehidimizin kanıdır” dedi. Böylece Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşünü adalet arayışı gibi masum bir eylem olmaktan çıkarıp, kriminalize etmeyi tercih etti.

Kılıçdaroğlu

Yazının devamı...

2019 seçim hesapları

21 Haziran 2017

Mahkeme, muhaliflerin talebini reddetti.

Meral Akşener tepkisini, “Adaletin ruhuna el Fatiha” tweet’ini atarak gösterdi.

Peki MHP’li muhalifler bundan sonra ne yapacak?

Meral Akşener de Kılıçdaroğlu gibi yollara mı düşecek, yoksa yeni bir parti mi kuracak?

AKŞENER CEPHESİ

Mahkemenin ret kararıyla birlikte muhaliflerin umudu bitti. 20 Haziran kararıyla birlikte yeni parti ihtimali iyice güçlendi. Referandum sonuçları da gösterdi ki, MHP tabanında Meral Akşener’in ciddi bir karşılığı var. Bahçeli’ye rağmen MHP’nin ancak yüzde 38’i evet verdi. MHP’nin üçte ikisi hayır oyu kullandı.

Artık yeni partinin kurulup kurulmaması değil, ne zaman kurulacağı tartışılıyor. Akşener de, “Zamanı gelmiş bir düşünceyi önlemeye ne yargının ne de kimsenin gücü yeter” diyerek yeni partinin sinyalini verdi. Kısa bir süre önce de “Fikirlerine çok önem verdiğim yaklaşık 2 bin kişi ile yaptığım istişarelerden çıkan sonuç yeni bir parti kurulmasıdır” demişti. Artık ok yaydan çıktı.

Akşener

Yazının devamı...

15 Temmuz sonrası ilk YAŞ’ta sürprizler

20 Haziran 2017

İngiltere’de MI5 ve MI6, ABD’de CIA ve FBI olduğu gibi, MİT’in dış istihbarata çekilip, iç istihbaratta yeni bir yapılanmaya gidilmesi gündeme gelmişti. Ağırlıklı olarak Fransız sistemi üzerinde duruluyordu. Bir ara küllenmiş olan istihbaratın yeniden yapılanması konusu tekrar raftan indiriliyor. Darbeler bağlamında gündeme gelen TSK içi istihbarat konusu da çalışmaya dahil ediliyor.

Garnizonların içinde, üzerinde istihbarat teşkilatının isminin yazılı olduğu birimler düşünülmüyor. Ama bu konuda bir çalışmaya ihtiyaç olduğu gerçek. TSK içi istihbarat işinin yasal bir zemine kavuşması gerekiyor. Yoksa 28 Şubat’ta illegal faaliyet gösteren BÇG’nin durumuna düşebilir. TSK içi istihbarat faaliyetlerinde garnizon komutanlıkları büyük önem arz ediyor.

9 Mart’ı MİT mensubu Mahir Kaynak, 28 Şubat’ın Batı Çalışma Grubu’nu ise Kadir Sarmusak sayesinde öğrendik. 15 Temmuz’un bir Mahir Kaynak’ı ya da Kadir Sarmusak’ı olmadığı için dışarıya sızmadı. Binbaşı O.K.’nın MİT’e giderek ihbarda bulunması dahi, uçurumun kenarından dönmemizi sağladı. Cuntaların içinden istihbarat almak darbeleri önlemede hayati derecede önemli.

TSK içinden istihbarat alınmadan, bu tür faaliyetlerin dışarıdan tespiti zor. Bu açıdan 15 Temmuz’un istisnaları var. 15 Temmuz’un darbe planları Çukurambar’da, Çayyolu’nda, Batıkent’te, Aydınlıkevler’de Adil Öksüz’ün kiraladığı evlerde hazırlandı. Bunların hiçbiri askeri lojmanlarda bulunmuyor. Ayrıca darbeci generallere imamlık yapan FETÖ’cüler, sivillerden oluşuyordu.

15 Temmuz için açtığım parantezi burada kapattıktan sonra istihbarattaki yeniden yapılanma konusuna dönmek istiyorum.

MİLLİ SAVUNMAYA BAĞLI

15 Temmuz’dan sonra TSK’daki yapılanma kapsamında kuvvet komutanlıkları Milli Savunma Bakanlığı’na, Jandarma ise İçişleri Bakanlığı’na bağlandı. Batılı ülkelerde askeri personelin takibi, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı iç istihbarat birimi tarafından gerçekleştiriliyor. Çünkü garnizonların içinde yaşananları ancak garnizonların içinde olanlar haber alabiliyor. Ama bu birimin başında emir-komuta ve sicil bakımından askere bağlı olmayan sivillerin bulunması gerekiyor. Batı’daki yapılanmada milli savunma bakanı ile başbakan eşzamanlı olarak bilgilendiriliyor. Başbakanlık sistemi 2019 yılında kaldırılacağı için, bizde cumhurbaşkanının bilgilendirilmesini esas alan bir sistem üzerinde duruluyor.

YAŞ’TA SÜRPRİZLER OLABİLİR

Yazının devamı...

Darbe tartışmasında nereye geldik

19 Haziran 2017

Bu tartışmanın yararlı tarafı yeni bilgilerin ortaya çıkması. Dönemin Genelkurmay başkanları konuşmaya başladı. Nagehan Alçı ile farklı açılardan bakmamıza rağmen aynı cephedeyiz. Darbeye karşı demokrasinin yanındayız. Ayrıca Nagehan Alçı’ya karşı eşi Rasim Ozan Kütahyalı’nın desteğini almış durumdayım. Bir de dünya güzel kızları Betül Yasemin ile Ayşe Ela’yı da yanıma çektim mi, içeriden kuşatmış olacağım.

MİT’in TSK’da istihbarat yapması konusu 15 Temmuz’la  yeniden gündeme geldi. Yoksa  27 Mayıs’tan bu yana tartışılan bir konu. “MİT, 15 Temmuz darbe girişimini neden haber alamadı” sorusuna  cevap ararken,  ‘MY 114-C yönergesi’ne ulaştım. Bu yönergeye göre MİT’in TSK içinde istihbarat yapma yetkisinin olmadığını anlattım.  Bu talimata ilişkin verdiğim bilgi doğru ama  eksik.  TSK-İstihbarat ilişkisini düzenleyen 30 Mart 1990, 28 Kasım 2001 ve 28 Kasım 2011 olmak üzere üç yönerge var. Bunların ilk ikisi, sakıncalı personelin kıta içinde birlik komutanlarınca, kıta dışında ise MİT ve garnizon komutanlıklarınca izlenmesini öngörüyor. Eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel imzalı üçüncü yönergede ise, terör örgütleri boyutu eklenmiş. Peki şimdiye kadar birlik komutanları, TSK içindeki darbe faaliyetlerini izleyip bildirmişler mi? Tek bir örneği yok. O nedenle tartışmayı doğru bir zeminde yürütmek ve bir odak sapmasına izin vermemek gerekiyor. Ayrıca Nagehan Alçı dahil kimse,  “Bu yönerge MİT’e TSK içinde istihbarat yapma yetkisi veriyor” demedi. Sadece, “Zaten MİT’in TSK içinde istihbarat yapma yetkisi hiç olmadı ki” denildi. Böylece TSK içinde istihbarat yapan bir mekanizma olmadığı ortaya çıkmış oldu. Benim anlatmak istediğim de buydu. Bir tuğlayı çektim duvar yıkıldı, çıplak gerçek ortaya çıktı.

MİT, DARBELERİ HABER VERMEDİ

Geçmişi darbeler tarihi olan ülkemizde “MİT, darbeleri hükümetlere neden haber vermiyor” sorusu hep önemli bir tartışma konusu oldu.  MİT Müsteşarı Fuat Doğu, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a giderek 1 gün önceden darbe yapılacağının bilgisini vermiş, ama Başbakan Demirel’e haber vermemişti. “Neden haber vermedin?” diye sorulduğunda ise, “Ben şahsen Demirel’e bunu söylemedim” diyecekti.  Çünkü başında korgeneral rütbesinde bir asker olan MİT, darbelerin bir parçasıydı. 12 Eylül’ün, “Bayrak Harekât Planı” ise MİT’e ait uçakla askeri birliklere ulaştırılmıştı.

Bugün darbecilerin yanında değil, karşısında olan bir MİT’in olması gerçeği değiştirmiyor.  Darbe mağduru bir ülke olarak TSK içindeki darbe faaliyetlerini izleyebilecek bir mekanizma kurmamışız. 

İSTİHBARATA YENİ DÜZENLEME

Yönergeye dönecek olursak, MİT’in kıta dışında izlemesi nasıl oluyor? TSK, MİT’e dışarıda izlenecek isimleri veriyor, MİT  onları izleyebiliyor. 2937 sayılı MİT Yasası’nın 4. maddesinin e bendinde, “Genelkurmay Başkanlığı’nca Türk Silahlı Kuvvetleri için  lüzum görülecek haber ve istihbaratı, yapılacak protokole göre Genelkurmay Başkanlığı’na ulaştırmak” deniliyor. Bu konuda bir protokol imzalandı mı, protokol darbe istihbaratını da kapsıyor mu, orasını bilmiyoruz. 15 Temmuz’un darbe planları Adil Öksüz tarafından Ankara’da kiralanan evlerde darbeci generaller tarafından hazırlandı. Ama  ne MİT onları izledi ne de TSK’nın haberi oldu. Hangi yönerge olursa olsun, MİT’in bunun istihbaratını alamaması affedilir gibi değil.

Yayınladığım yönergelerle ilgili savunmada,

Yazının devamı...