"Abdulkadir Selvi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Abdulkadir Selvi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Abdulkadir Selvi

Abdulkadir Selvi

Referandum stratejileri

24 Ocak 2017

Referandum için 16 Nisan tarihi ön plana çıktı. 30 Mart yerel seçimlerinde merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopteri düşmüştü. O nedenle mevsim şartları dikkate alınarak kampanyanın nisan ayında yürütülmesi hedefleniyor.

AK Parti referandum çalışmasını iki koldan yürütecek. Ağırlık Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üzerinde olacak. Başbakan Binali Yıldırım da meydanlara çıkacak.

Kampanya, cumhurbaşkanlığı sistemi üzerine kurulacak. Peki neden başkanlık sistemiyle ilgili çağrışımdan uzak duruluyor?

A&G Araştırma Kuruluşu sahibi Adil Gür’le konuştum. 2016 yılı Ocak ayından bu yana 5 ayrı araştırma yaptıklarını anlattı. “Başkanlık kelimesinin Türk halkına antipatik geldiğini tespit ettik” dedi. Sakın yanlış anlaşılmasın, Adil Gür, cumhurbaşkanlığı sistemi adının bu tespitler nedeniyle tercih edildiğini iddia etmedi, sadece bulgularını paylaştı.

5 araştırmada da 4 soru sormuşlar.

1- ABD tipi başkanlık sistemi mi?

2- Fransa tipi yarı başkanlık sistemi mi?

3- Türk tipi başkanlık sistemi mi?

4- Türk tipi cumhurbaşkanlığı sistemi mi?

EN AZ DESTEK FRANSIZ TİPİ’NE

En az destek Fransa tipi yarı başkanlık sistemine, en yüksek destek ise Türk tipi cumhurbaşkanlığı sistemine çıkmış. “Türk halkı yüzyıldır cumhurbaşkanlığı sistemi ile yönetildiği için cumhurbaşkanlığı sistemi daha sempatik geliyor” dedi. Amerikan tipi başkanlık sistemi ikinci sırada gelirken, Türk tipi başkanlık sistemi onun bile gerisine düşmüş. Adil Gür’e, cumhurbaşkanlığı sistemine olan desteği sordum; “Yaptığımız ankette cumhurbaşkanlığına destek bir önceki aya göre yükselerek yüzde 53.2’ye çıktı” dedi. O zaman yüzde 60 nereden çıktı? Adil Gür bunun iki ayağı olduğunu söyledi.

1- Cumhurbaşkanı Erdoğan’a destek yüzde 60’ın üzerinde.

2- AK Parti ile MHP’nin oyu yüzde 60’ın üzerinde.

Ardından ekledi, “İyi bir kampanya yürütülürse yüzde 60 olur”.

AK Parti’de önümüzdeki günlerde strateji grubu toplanacak, seçim stratejisi üzerinde çalışacak. Kampanya sloganı belirlenecek. Şubat ayının ortasından itibaren sahaya inilecek. Mevsim şartları nedeniyle TV programlarına ve kapalı salon toplantılarına ağırlık verilecek.

“Kampanya sade ve anlaşılabilir olmalı. Yüzde 30-70 dengesi önemli. Yüzde 70’e doğru anlatırken, yüzde 30’u da kırıp dökmemek lazım” deniliyor.

Kürt oyları ayrı bir başlık halinde ele alınacak. Kürtleri kazanmak için izlenecek strateji ayrıca masaya yatırılacak. Mart ve nisan aylarında PKK’ya yönelik sınır ötesi operasyonlar yoğunlaştırılacak. PKK’nın seçmen üzerinde baskı kurmasına izin verilmeyecek.

AK Parti, muhalefetin yürüteceği kampanyadan ziyade iki konuda endişeli:

1- Ekonomi.

2- Terör.

AK PARTİ’YE EKONOMİ ELEŞTİRİLERİ

Ekonomi yönetimiyle ilgili AK Parti yönetimine intikal eden eleştirileri aktarmak istiyorum: “Kamuoyunda ekonomi yönetimiyle ilgili çok başlılık görüntüsü var. Ekonomide herkes konuşuyor, ama ekonomi yönetimin bir sahibi yok.”

Referanduma gidilirken iktidarın öncelikli gündem maddesi ekonomi olacak. Piyasaların rahatlatılması için bir paket üzerinde çalışılıyor. Bankaların döviz artışından dolayı ek teminat istemeleri durumunda bunu devletin karşılayacağı bir sistem üzerinde çalışılıyor. İktidarın hedefi, referandumdan önce ekonomiye nefes aldırıp, halkı rahatlatmak.

MHP’nin devletin bekasını esas alan bir kampanya yürütmesi bekleniyor.

CHP ise rejim değişikliği ve tek adamlığı ön plana çıkaracak.

HDP’nin kampanyasının ipuçları henüz alınamadı. AK Parti ve MHP, CHP ile HDP’nin işbirliğini kullanacak. Ulusalcı oylara karşı, CHP’nin, HDP’nin peşine takıldığı tezi işlenecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise kampanyayı 15 Temmuz ve yeniden diriliş ruhu üzerine kurması bekleniyor. Erdoğan’ın, 15 Temmuz’da darbe tehlikesi ile karşı karşıya kalan ülkemizin üst aklın idare ettiği PKK, DAEŞ ve FETÖ terör örgütlerinin saldırısı altında olduğunu anlatacağı söyleniyor. 15 Temmuz’da tanklara karşı direnen halkımızdan bu kez de sandıkta demokrasi destanı yazmasını isteyecek.

Yazının devamı...

Kutuplaşma anketinden ne çıktı

23 Ocak 2017

“Toplum Kürt-Türk, Alevi-Sünni, sağcı-solcu diye ayrıştı. Şimdi de Evetçiler–Hayırcılar olarak kutuplaşacağız” şeklindeki değerlendirmelere tanık olacağız. Gerçekten kutuplaştık mı? Türk toplumu karpuz gibi ikiye ayrılmış, her konuda kutuplaşmış bir toplum mu? Partilerin, referandum stratejilerini oluştururken İhsan Aktaş’ın başkanı olduğu GENAR tarafından yapılan, ‘Kutuplaşma ve Uzlaşma Araştırması’na bakmasında yarar var.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve ARGE Başkanı Nükhet Hotar başkanlığında yaptırılan araştırmanın sonuçları ön kabullerimizi altüst edecek cinsten.

Ekim ayında tamamlanan araştırma 27 ilde 3 bin 650 kişi üzerinde yüz yüze görüşme yöntemiyle yapılmış. Toplum iki küme olarak ele alınmış.

1. küme milliyetçi, muhafazakâr, dindar, eğitim düzeyi daha düşük, daha genç.

2. küme Atatürkçü, demokrat, milliyetçi, eğitim düzeyi daha yüksek, daha yaşlı.

Ortak değerlerle ilgili araştırmada çıkan bir sonuç, Atatürkçülük tartışmalarına farklı bir boyut getirecek cinsten. Deneklerin yüzde 24.5’i kendini milliyetçi, yüzde 20.1’i muhafazakâr olarak tanımlarken, Atatürkçü olarak tanımlayanların oranı 20.0 çıkıyor.

Araştırma sonuçlarının raporlamasında, “Siyasi kimlik tanımlamalarında ‘milliyetçilik’ ve ‘muhafazakârlık’ ilk defa Atatürkçülüğün önüne geçmiştir” deniliyor.

ORTAK DEĞERLER ÖN PLANDA

Tam da referanduma göre, AK Parti ve MHP’den oluşan sağ seçmen ile CHP ve HDP’nin oluşturduğu sol seçmen analizi yapılmış. Sağ seçmen kendine en yakın lider olarak Recep Tayyip Erdoğan’ı görüyor. Binali Yıldırım ve Devlet Bahçeli onu takip ediyor.

Sol seçmende ise iki başlılık var. Kemalistler Kemal Kılıçdaroğlu diyor, sosyalistler Selahattin Demirtaş. 15 Temmuz’da ön plana çıkan ama referanduma ışık tutacak bir sonuç var: Seçmenlerin önemli bir bölümü milli birliğin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın etrafında güçlendirilmesini istiyor.

Kutuplaşmayla ilgili başlıklarda ise, ön kabullerimizi yıkacak bir sonuç var; kutuplaşma değil tam aksine ortak değerler ön plana çıkıyor. Yüzde 25’le milli ve manevi değerler ilk sırada geliyor. İkinci sırada ise yüzde 24.9’la Türkiye vatandaşlığı. Onu yüzde 23.6’yla din birliği izliyor. Toplumu etnik ve mezhepsel kimlik üzerinden okumaya çalışanları hüsrana uğratacak bir sonuç var. Etnik kimlik 1.4, mezhep ise 0.9 çıkıyor. İslam dünyasının etnik köken ve mezhep savaşlarıyla kavrulduğu bir dönemde 1.4 ve 0.9 oranları çok kıymetli.

İSTEDİĞİM GİBİ GİYİNEBİLİYORUM

GENAR, kutuplaşma tezi adına öne sürülen örneklerin toplum algısıyla örtüşüp örtüşmediğini de araştırmış. Kutuplaşma cephesindekilerin bir kez daha düşünmelerini gerektirecek sonuçlar çıkmış. ‘İstediğim gibi giyinebiliyorum’ diyenlerin oranı yüzde 76.9’a çıkarken, hiç katılmıyorum, kısmen katılmıyorum, katılmıyorum gibi seçenekleri işaretleyenlerin oranı 23.1’i gösteriyor.

‘Düşüncemi özgürce ifade ediyorum’ diyenlerin oranı 68.7 olarak çıkıyor, katılmayanların oranı ise 31.3 olarak çıkıyor. ‘Yaşam tarzımın tehdit altında olduğunu düşünüyorum’ diyenlerde ilginç sonuçlar var. Yüzde 31.3 hiç katılmıyorum, 29.4 katılmıyorum, 17.7 kısmen katılıyorum, 13.9 katılıyorum derken kesinlikle katılmıyorum diyenlerin oranı 7.7’de kalıyor.

‘Dini ve etnik aidiyetimi belli etmekten çekiniyorum’ diyenlerde farklı sonuçlar çıkıyor. Hiç katılmıyorum 32.8, katılıyorum 29.2, kısmen katılıyorum 18.1, katılıyorum 13.1 olurken kesinlikle katılıyorum diyenler 6.9’da kalıyor.

HER ÜLKEDE OLDUĞU KADAR

‘Siyasi düşüncemi açıklamaktan korkuyorum’ diyenlerin oranlarını vereceğim. 30.4 hiç katılmıyorum, 28.4 katılmıyorum derken, 19.8 kısmen katılıyorum diyor. Katılıyorum ve kesinlikle katılıyorum diyenlerin oranı ise 14.1 ile 7.3 çıkıyor.

Araştırmadan çıkan sonuçlar, toplumda kutuplaşma olduğu iddiasını desteklemiyor. Siyasal ayrışma her ülkede olduğu kadar. Korkular üzerinden yapılan siyaset ise kutuplaşma algısını besliyor ama kutuplaşmıyor, bütünleşiyoruz.

Yazının devamı...

Nefes kesen operasyonun perde arkası

19 Ocak 2017

SERİ HALİNDE 8 HAT ALMIŞ

Bu arada teröristin Bayrampaşa’daki bir GSM bürosundan seri halinde 8 hat aldığı belirleniyor. Bu numaraların büyük çoğunluğu ‘patates hat’ çıkıyor. Teröristin eşi, evlerine gidip gelen ve irtibat halinde oldukları 7-8 kişinin kod ismini veriyor. Bu isimlere yönelik operasyonlar, Reina saldırganının etrafındaki halkanın daralmasına neden oluyor. Hatay’da iki, İzmir’de ise bir DAEŞ militanı gözaltına alınıyor. Bunların DAEŞ militanlarının kaçışlarını organize eden isimler olduğu belirleniyor. Terörist, yakalandığı Esenyurt’taki siteye 3 gün önce bir gece yarısı geliyor. Ev, kadınlardan birinin üzerine kiralanmış. Mısır uyruklu Tene Trare ise Reina saldırganı ve çocukla birlikte eve 3 gün önce gelmiş. Daha önce o evde kalmıyor. Ama çok ilginç bir hikâyesi var.

Teröristin yakalandığı gün evden 8 telefon görüşmesi yapılıyor. Bunun 6’sını kadınlar yapıyor. Kadınlar teröristin kaçışının organize edilmesine katkı sağlıyor. Kadınlar, Çanakkale üzerinden İzmir’e gidişi organize ediyor. Abdulgadir Masharipov’un kaçışı için gönderilen 197 bin dolar iki parti halinde geliyor. Büyük bölümü bir Ortadoğu ülkesinden, küçük bir miktarı ise bir Avrupa ülkesinden. Paralar, banka yoluyla değil, Senegal ve Somali uyruklu kadınlar üzerine farklı yollardan gönderiliyor.

Reina saldırganının Esenyurt’taki siteye taşındığı tespit edilince, seyyar bir dinleme istasyonu kuruluyor. Beş dil bilen terörist konuştuğu kişilerin uyruğu neyse, konuşmasını o dilde yapıyor. O nedenle dinleme yapan ekibe, Arapça, Rusça, Çince ve Özbekçe bilen görevliler alınıyor. Terörist son günkü iki konuşmasını Arapça yapıyor. Teröristin telefonları birkaç gün boyunca dinleniyor. MİT bu süre zarfında polise hem istihbarat hem teknik destek sağlıyor. Teröristin bağlantıları çözülüp, alınan bilgiler ışığında DAEŞ’in iki hücresi çökertiliyor. Etrafındaki çemberin daraldığını hisseden terörist, en son konuşmayı İzmir’deki DAEŞ militanıyla yapıyor. Masharipov’un, “Tamam geliyorum” sözleri üzerine, teröristin kaçmaya hazırlandığı tespit edilip, operasyonun düğmesine basılıyor.

MISIRLI KADIN SEVGİLİSİ

Ardından eve baskın düzenleniyor. Üç günlük izleme ve telefonların dinlenilmesi sırasında evde bombanın olmadığı, canlı bomba eyleminin yapılmayacağı anlaşılıyor. Şimdi gelelim Mısırlı kadın ile evden çıkan Iraklı erkeğe. Iraklı militan, Reina saldırganı ile birlikte Suriye’ye kaçmaya hazırlanan DAEŞ militanı. Peki hangi yolla kaçacaklardı? Şaşırtmak için İstanbul’dan karayolu ile Çanakkale’ye, oradan İzmir’e, İzmir’den ise Hatay üzerinden Suriye’ye geçmeyi planlamışlar.

Mısırlı kadının rolü ne? Mısırlı kadının, Reina saldırganının sevgilisi olduğu üzerinde duruluyor. Teröristin eşinin bazı bilgileri paylaşmasında da bu duygunun etkili olduğu düşünülüyor. Terörist, Reina saldırısından sonra Mısırlı kadınla eve gelip, oğlunu alarak çıkmış ve eşiyle bir daha irtibat kurmamış.

Yazının devamı...

Müdür'den talimat: Sağ ele geçirin

18 Ocak 2017

Rus Büyükelçi Karlov suikastında, Mevlüt Mert Altıntaş’ın neden sağ olarak yakalanamadığı yönünde ciddi bir tartışma yaşandı. Rus Büyükelçi’nin bir an önce hastaneye yetiştirilme çabası ve suikastçının çatışmaya girmesi bir ölçüde anlaşılabilir ama sağ olarak ele geçirilmeli ki bağlantıları ortaya çıksın. Eylem talimatının ne zaman geldiği, talimatı kimin verdiği, kimlerin lojistik destek sağladığı, eylem sırasında içeriden destek alıp almadığı, kaçtığı süre içinde kimin sakladığının ortaya çıkması açısından sağ olarak yakalanması önemliydi. Başarıldı. Çok büyük bir moral oldu.

İzmir Adliyesi’ne saldıran PKK’lı teröristler, polis memuru Fethi Sekin’in canını verme pahasına verdiği mücadele sonucunda etkisiz hale getirildi. Böylece büyük bir katliam yapmalarının önüne geçilmiş oldu. Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’ne saldıran kişi vurularak öldürüldü. Kayseri’de 14 askerimizin şehit olduğu saldırı aydınlatıldı. Reina saldırganının yakalanmasıyla İstanbul polisi büyük bir başarıya imza attı.

İstanbul gibi bir metropolde adeta iğne ile kuyu kazmak suretiyle bu başarıyı sağladılar.


BİR KADIN İHBAR ETMİŞ
“Parayı ve kadını takip et, o seni katile götürür” diye bir kural vardır. Reina saldırganı yakalandığında yanında 197 bin dolar çıktı. Saldırgan kaçmak üzereyken yakalandı. Karısı eylemden bir süre sonra gözaltına alınmıştı. O da çok iyi yetiştirilmiş bir DAEŞ militanı olduğundan kocası için “IŞİD’e sempati duyduğunu bile bilmiyordum” dedi. Ama burada kadının takibi farklı.

Reina saldırganı Esenyurt’taki lüks siteye 3 gün önce getirilmiş. Ancak son 12 gün Esenyurt bölgesindeymiş. Yakalanmamak için üç günde bir ev değiştirmiş. Aile havası vermek için kadınlarla birlikte aynı evde kalmalarına özen gösterilmiş. Birkaç kez çok yaklaşılmış. Ancak son anda aranılan adresten kaçırıldığı tespit edilmiş.

Bir kadının ihbarı Emniyet’in işini kolaylaştırmış. Son gün 5 ayrı yer için operasyon düzenlenmiş, birinde ele geçirilmiş. Reina saldırganının ele geçirildiği operasyon 20 dakika sürmüş. Çok kısa bir sürede tamamlanabilirdi. Ama o zaman da öldürülüp etkisiz hale getirilirdi. O durumda sadece bir terörist öldürülmüş olurdu, şimdi Reina saldırısının aydınlatılmasını sağlayacak kişi elimizde.

Reina saldırganına ilişkin ilk üç gün karanlıkta. Reina’daki katliamdan sonra nasıl kaçtı, nerede saklandı, İstanbul’da bir yerden diğerine kimler tarafından ve nasıl götürüldü? Sorguda bunlar ortaya çıkacak. Terörist, DAEŞ’in askeri birimi içinde özel olarak yetiştirilmiş, suikast timinden. Sadece Türkiye açısından değil, uluslararası camianın yürüttüğü DAEŞ’le mücadeleye önemli katkı sağlayacak çapta bilgiler alınabilir.


SIM KARTINI DA BIRAKMIŞ
DAEŞ militanı Reina’dan kaçarken montunu bırakıp, kılık değiştirmişti. Orada sadece montunu bırakmamış, montunun cebinde SIM kartı kalmış. Bu SIM karttan önemli bağlantılara ulaşıldı. Ancak DAEŞ, ‘patates hat’ dediğimiz hatları kullandığı için birçok numara kullanılmıyor çıkmış. Ama bu arada İstanbul polisi teröristin seri hat kullandığını tespit etmiş. Her gün bir numara ile görüşüp, o hattı yok etmiş.

6 gün önce teröristin, Çanakkale üzerinden yurtdışına kaçırılacağı ihbarı alınmış. Ancak Reina teröristi oğluyla birlikte kaçmakta ısrar edince, DAEŞ’in yurtdışına kaçırma planı ertelenmiş.

İstanbul Havaalanı ve Reina saldırısı ile birlikte Özbek, Uygur, Kırgız ve Çeçen kökenli teröristler, en büyük zararı gönül coğrafyamıza verdiler. Bu ülkelerden gelen insanlara karşı pozitif ayrımcılık tanınıyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlığında 2 Ocak 2017 tarihinde yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında, göç politikamız ile vize ve geçici ikamet konusunun gözden geçirilmesi gündeme geldi.

Yazının devamı...

Bombacının kod adı: Saçı beyaz

17 Ocak 2017

İki ismi bir yere not etmenizi istiyorum.

Bir; eylemi organize eden Kenan Çiçek Diyarbakır’da yakalanarak Kayseri’ye getirildi. Tutuklanarak cezaevine koyuldu.

İki; ‘Porsipi’ kod adlı, ‘Saçı Beyaz’ PKK’nın bombacısı. Henüz yakalanamadı. Kobani’ye kaçtığı tahmin ediliyor.

14 askerimizin şehit olmasına neden olan bombalı araçla yapılan saldırının talimatı Kandil’den verilmiş. PKK, canlı bomba eylemlerinin talimatını tek elden, o da Kandil’den veriyor. Eylemi organize etmekle Kenan Çiçek görevlendirilmiş.

ARA YOLLARDAN KAYSERİ’YE

Kayseri’de patlamada kullanılan araç, Şanlıurfa’dan çalınmış, Adana-Pozantı yolu üzerinden Kayseri’ye getirilmişti. Adana-Pozantı yolu üzerinden sadece araç getirilmemiş. Araca bomba, Adana İmamoğlu ilçesinde bir köy evinde yüklenmiş. Bombalı araç yüklendikten sonra terörist, Kenan Çiçek’in çizdiği krokiyi takip ederek ara yollardan Kayseri’ye gelmiş. Ancak bir yerde krokiyi yanlış okuyunca, köy yollarına sapıp, Kayseri’ye ulaşması gecikmiş. Pınarbaşı mevkisine gelince, Şanlıurfa plakasını çıkarıp, Kırıkkale plakası takmış.

Merasim Sokak’la Kayseri patlamalarında aynı düzenek kullanıldığı tespit edilmişti. Rus tipi olarak üçlü kablo ile bağlanmış. Kabloların ucu sola doğru bükülmüş. PKK’nın araçlara bomba yüklediği belli yerleri var. Diyarbakır Lice, Mardin ve Tunceli Aliboğazı gibi. Adana İmamoğlu ise ilk kez kullanılıyor. Bu da bombaların fabrikasyon olmasından kaynaklanıyor. Ama yeni bir şey daha var. Bu kez aracı getirmiyor, bombacıyla bombayı ve aracı bir araya getiriyor. Kayseri patlamasında olduğu gibi.

PORSİPİ VE ŞENYAYLA KAMPI

Bomba düzeneğini hazırlayan kod adı ‘Porsipi’, Diyarbakır Lice bölgesinde ‘Saçı Beyaz’ olarak biliniyor. PKK-PYD’nin canlı bombaları yetiştirdiği Kobani ile Kamışlı arasındaki, ‘Tabura Ş. Serkan’da yetiştirilmiş. Kobani’den ziyade PKK’nın, Lice-Kulp-Hani bölgesinin Şenyayla adını verdiği kampı kullanıyor.

Şenyayla Kampı’nda PKK’nın, keskin nişancılar ile bombalı araç eğitimi almış üç ayrı yapılanması bulunuyor.

1- Lice gücü.

2- Şenyayla gücü.

3- Dorsin gücü.

Suriye’de ABD tarafından PYD-YPG’ye verilen fabrikasyon bombaların PKK’nın eline geçmesiyle birlikte örgüt taktik değiştirdi. Bombalı araç Lice’ye götürülmüyor, bu kez bombacı aracın güzergâhındaki bir mıntıkaya intikal ettiriliyor. İşte Kayseri’de patlatılan bombalı araç, Adana İmamoğlu mıntıkasında ‘Saçı Beyaz’ tarafından hazırlanıyor.

PKK taktik değiştiriyor da devlet değiştirmiyor mu? Bir süredir önleyici terör konsepti devrede. PKK’nın kış yapılanmasına izin verilmediği gibi, içimizdeki ‘Kandilciklere’ yönelik operasyonlar yapılıyor.

Hedef, Diyarbakır Lice, Mardin mıntıkası ve Tunceli Aliboğazı’nda bombalı araçların hazırlandığı kampları ortadan kaldırmak.

İÇİMİZDEKİ KANDİLCİKLER SUSACAK

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile konuştum. Soylu, terörle mücadeleyi büyük bir kararlılık içinde yürütüyor. PKK ile mücadele stratejisinde önemli değişikliklere gidiyor.

1- Bombalı araçların hazırlandığı içimizdeki Kandilcikleri susturmak. Bu yerleri PKK’dan temizledikten sonra oralarda kalıcı olmak.

2- Türkiye-Irak sınırından içeriye girdiğimiz bazı bölgelerde karakollar kaldırılmış ya da sayıları azaltılmıştı. Teknolojik imkânların da kullanılmasıyla birlikte hem PKK’dan temizlenen alanlarda hem de örgütün geçiş bölgesi olarak kullandığı yerlerde yeniden ‘alan hâkimiyeti’ni sağlamak.

3- Kandil ve Kobani’de özel olarak yetiştirilen bombacılara yönelik ayrı bir çalışma söz konusu. Hedef sadece bombaları değil, bombacıları da tespit edip ortadan kaldırmak.

Bunun bir de dış ayağı var. Nisan-mayıs ayında Suriye’deki Fırat Kalkanı operasyonunu tamamlayan Irak ayağı geliyor gibi.

Yazının devamı...

Ekonomi, terör, Kürt oyları

16 Ocak 2017

Bahçeli, siyasi gündemi tayin etme özelliğine sahip bir lider. 3 Kasım 2002 seçimlerine onun sayesinde gidildi. Başkanlık sistemi Bahçeli’nin çıkışıyla gündemimize geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Meclis tıkandığı zaman millete giden bir lider.

Erken seçim konusundaki gelişmeler AK Parti cephesinde dikkate alınıyor. Bir genel başkan yardımcısı, Başbakan Binali Yıldırım’ın, “AK Parti ve MHP, Anayasa değişikliğini Meclis’e getirdik. Eğer iki partinin destek verdiği Anayasa değişikliği Meclis’ten çıkmazsa, bunun bir siyasi bedeli olur” dediğini aktardı.

ERKEN SEÇİM B PLANI

AK Parti kulislerine göre ise erken seçim ‘B Planı’ olarak görülüyor. Anayasa değişikliği Meclis’ten çıkmazsa başvurulabilecek bir yöntem. Anayasa değişikliğinin Meclis’ten geçmeme ihtimali var mı? Bu soruya bakanlara sordum. İkinci tur oylamanın kritik olduğunun altını çizdiler.

“İlk turda 341-343 arasında kabul ediliyor. 330’un 10 veya daha fazla üzerinde bir destek demek. Bıçak sırtı bir durum değil. İkinci turda bir sürpriz olmaz.”

AK Parti’de ‘A planı’ referandum. Hazırlıklar ona göre yürütülüyor. AK Parti Seçim İşleri Başkanı Ahmet Sorgun’la konuştum. Anayasa değişikliği Meclis’ten geçtikten hemen sonra referandum çalışmalarına başlayacaklarını söyledi. Anayasa referandumu için iki koldan bir çalışma yürütülecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Siz MHP ile birlikte Meclis’ten geçirin. Ben milletimle söker getiririm” demişti. Erdoğan, meydanlara çıkacak. Başbakan Binali Yıldırım ise ayrı bir koldan çalışacak.

‘%60’I BULUR’ DİYEN VAR

AK Parti kulisinde bakanlarla, parti yöneticileriyle konuşuyorum. Gündem, referandumda yürütülecek kampanya ve çıkacak sonuç. AK Parti ilk kez Erol Olçok’suz bir kampanya yürütecek. ‘Reis’e yani Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yürüteceği kampanyaya güveniyorlar. Referandum sonucuna ilişkin tahminler ise farklı farklı. İhtiyatlı olanlar, yüzde 52’nin üstü diyor. Yüzde 58’e çıkan hatta 60’ı bulur diyeni de var. Ortalama ‘yüzde 55 artı’ yönünde.

Referanduma giderken AK Parti kulislerinde iki önemli kaygı dile getiriliyor:

1- Ekonomi.

2- Terör.

BANKA TEMİNATLARI DA PAKETTE

Anayasa teklifinin Meclis’e sunulduğu 10 Aralık günü Beşiktaş saldırısı gerçekleşmişti. AK Parti kulislerinde, “Üst akıl, referandum kampanyasını başlattı” şeklinde değerlendirilmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çok yakınındaki bir bakan, “Referandum kampanyası sürecinde en çok terör olaylarından endişe ediyoruz” demişti. Dövizdeki artış nedeniyle ekonomi, terörün önüne geçmiş durumda. Bir başbakan yardımcısı, “2001 krizinde olduğu gibi 4 büyük banka Türkiye’ye karşı saldırı içinde. Ellerinde 400-500 milyon dolarla, döviz piyasasıyla oynuyorlar” dedi. Kredileri vadesinden önce çağıran ve dövizdeki artış nedeniyle şirketlerden ek teminat isteyen bankalarla ilgili sorun Başbakan Binali Yıldırım’a intikal etmiş durumda. Ekonomi yönetimi, KOBİ’lerden sonra şimdi büyük şirketler için destek paketi üzerinde çalışıyor. Paket, banka teminatlarını da kapsayacak.

‘KÜRTLER AK PARTİ’YE YÜZÜNÜ DÖNMEDİ’

Mahşerin üç atlısı gibi, bu da referandumun üç atlısı. Ekonomi ve terörden sonra üçüncü sırada Kürt oyları geliyor. Referandum stratejisi belirlenirken üzerinde durulacak en önemli noktalardan biri, Kürt oyları olacak. AK Parti, MHP ile Anayasa değişikliği yaparak, PKK’ya karşı sert bir mücadele yürüterek, HDP’lilerin tutuklanması ve Suriye’de Fırat Kalkanı operasyonu ile milliyetçi oylara göz kırptı. Milliyetçi oylar gerekli ama referandumdan yüksek bir oranda çıkmak için yeterli değil. Referandumda Kürt oyları hayati derecede önemli. AK Parti, Kürt oyları için bir arayış içinde. “Kürtler, HDP’ye sırtını döndü ama AK Parti’ye yüzünü dönmedi” deniliyor.

Yazının devamı...

Atatürk tartışması ve sahte delil iddiası

12 Ocak 2017

Oylama sonuçlarının açıklanacağı zaman kuliste herkes nefeslerini tutuyor, açıklamayı bekliyor. Görüşmeler sırasında kimi zaman tansiyon yükseliyor, kimi zaman düşüyor. İlk gün Anayasa’nın tümü üzerindeki oylamada 338 çıkınca AK Parti ve MHP cephesinde bir telaş yaşandı. Hesap kitap yapıldı, fireler belirlenmeye çalışıldı. MHP’den 5 milletvekili ret oyu vereceğini daha önce açıklamıştı. Bahçeli’nin, Başbakan’la görüşmesinde, MHP’den 7 fire olabileceğini söylediği ifade ediliyor.

Bu arada açık oy, gizli oy tartışması büyüyor. CHP, gizliliğin ihlal edildiği gerekçesiyle, Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya hazırlanıyor. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’la konuştum. “Anayasa’nın 148. maddesine göre Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliği teklifinin 184 imza ile verilip verilmediğine, ivedilikle görüşülemeyeceği şartına, iki tur halinde görüşülüp görüşülmediğine ve en az 330’la geçip geçmediğine bakar. Gizlilik denilince, orada kabine girer, perdeyi çeker denilmiyor. Anayasa Mahkemesi’nin şekil denetiminde bu yoktur. Ama kabine girip, perdeyi çekerek oy kullanmak isteyen olursa onun da engellenmemesi gerekir” dedi.

Bekir Bozdağ, CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne delil oluşturmanın peşinde olduğunu söyledi: “CHP şu anda oylar aleni kullanıldı, gizlilik kuralı ihlal edildi diye delil oluşturmaya çalışıyor. Anayasa Mahkemesi’ne hazırlanıyor. CHP, Anayasa Mahkemesi’ne müracaat için sahte delil oluşturmaya çalışıyor.”

Adalet Bakanı Bozdağ’ın, “Partili cumhurbaşkanı Türkiye’nin yeni tanıştığı bir şey değil. Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk partili, milletvekili, genel başkan. İsmet İnönü de öyle. Ne oldu tarafsızlığına halel mi geldi? Bizim yaptığımız Atatürk anayasalarına dönmektir” sözleri tartışmaya yol açtı. CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, ”Biz 1923 ile 1950 arasındaki dönem için bu ülkede demokrasi vardı dedik mi?” diye tepki gösterdi. Muhafazakar kesimin bazı kalemleri, “Eleştirdiğimiz tek parti dönemi örnek gösteriliyor” diye karşı çıktı. Adalet Bakanı’na bu eleştirileri hatırlattım.

“Benim oradaki sözlerim Atatürk ve İnönü’nün hem partili hem Cumhurbaşkanı olmalarıyla ilgili ve sınırlıdır” dedi. Konuşmamız sırasında bu noktanın altını birkaç kez çizme gereği duydu.

CHP’nin itirazlarını hatırlattım. CHP’ye, “Bunlar nasıl Atatürkçü?” diye tepki gösterdi. Ardından, “CHP bile o dönemin kötü bir dönem olduğunu söylüyor. Zaten ben de o tek parti dönemi hukukunu savunmuyorum, tek parti döneminin çok partili demokrasi olduğunu söylemiyorum. Sadece Atatürk ve İnönü’nün hem partili, hem milletvekili, hem Cumhurbaşkanı hem de tarafsız olduğunu söylüyorum. Atatürk’ün hem partili hem Cumhurbaşkanı hem tarafsız olduğunu kabul etmiyorlar mı, bunlar nasıl Atatürkçü?”diye sordu.

Bekir Bozdağ sözlerinin sınırlarını net olarak tarif etti. “Benim sözlerim Atatürk ve İnönü’nün partili Cumhurbaşkanı olmasıyla ilgili ve sınırlıdır.”

Önemli bir nokta olduğu için sözlerini biraz daha açmasını istedim.

“Benim orada söylediklerim Atatürk ve İnönü’nün hem partili, hem de Cumhurbaşkanı olmalarıyla ilgili ve sınırlıdır. Atatürk hem milletvekili, hem parti genel başkanı hem de Cumhurbaşkanı. Bu durum Anayasaya uygunsa bizim yaptığımız da uygun diyoruz. Yoksa biz tek parti dönemine dönüyoruz demedik. Çok partili demokrasiyi kaldırıyoruz demiyoruz. Benim konuşmamı tam olarak dinlemeyenler, eleştiriler üzerinden eleştiri yazıyorlar. Ya da Cumhurbaşkanlığı sistemine karşı olanlar karşıtlıklarını köpürtmek için sözlerini çarpıtıyorlar. Bir çarpıtma var. Abartma var. Abartarak çarpıtma var” diye konuştu.

Adalet Bakanı’na son olarak tahminini sordum. Bir sürpriz beklemiyor. “340’la 350 arası bir oy aralığında TBMM’de kabul görecek diye inanıyorum” dedi.

Buna göre Anayasa değişikliği ocak ayında Meclis’ten geçip, nisan ayında sandık önümüze gelecek. Şimdiden kendinizi sandığa hazırlayın.

Yazının devamı...

Sincar’da ilk adım Irak’tan PKK’ya maaşın kesilmesi

11 Ocak 2017

Çok değil daha 3 ay önce Irak Başbakanı İbadi, Türkiye’ye yönelik sert açıklamalarda bulunmuştu. İbadi, Bağdat’taki görüşmelerde yapıcı bir portre çizmiş. Mart-nisan aylarında Türkiye’yi ziyaret etmesi bekleniyor.

Peki İbadi o süreçte Türkiye’ye karşı tansiyonu neden yükseltti?

“Nuri el Maliki ile İbadi arasındaki gerilim, Türkiye üzerinden oluşturuldu. Bunu Maliki yaptı. Maliki’nin elinde Haşdi Şabi’den bir grup var. Türkiye buna karşı çıkıyor. İbadi de bu durumu biliyor. Ama Meclis’te çok gücü yok.”

Başbakan’ın ziyareti Irak’ın endişelerini gidermeye, yönetimdeki Türkiye’nin Irak’ı işgal edeceği algısını kırmaya yönelik olmuş. Irak’ı arka bahçesi olarak gören İran, Türkiye düşmanlığını körüklüyor. İran’ın Tuz Hurmatu ve Halis bölgelerinde kampları var. İran’ın güçlü adamı Kasım Süleymani, Haşdi Şabi adı altında faaliyet gösteren kampları kullanıyor. Ama Türkiye’nin, PKK ve DAEŞ tehdidi için kurduğu kamp, Irak’ı işgal hazırlığı olarak gösteriliyor.

BİLEREK SEÇİLMİŞ KELİMELER

Başbakan Yıldırım, İbadi ile ortak açıklaması sırasında bu algıyı kırmak için, “Irak’ın toprak bütünlüğü” ve “Dostane çözeriz” gibi terimleri özellikle kullanmış.

“İbadi ve bakanlarla yapılan görüşmeler süreci yumuşattı. Türkiye’nin, Irak’a işgalci olarak gelmediğini, Başbakan açık bir şekilde ifade etti. Başika meselesi özellikle kaşındığı için, orada da güzel bir formül bulundu. İki ülke olarak biz bunu dostane çözeriz denildi. Başbakan bu kelimeleri bilerek ve özellikle kullandı. Başbakan’ın bu sözleri Irak tarafında Türkiye çekiliyor diye anlaşıldı.”

Açıklamadaki, “Başika bir Irak kampıdır” ibaresi Irak tarafından önerilmiş. Türkiye’nin, Irak’ın toprak bütünlüğüne saygılı olduğunu göstermesi açısından bu ifadenin açıklama metnine girmesine itiraz edilmemiş. Ancak Başika’dan çekilme konusunda bir tarih de verilmemiş. “Başika ile ilgili ne hemen çekilecek gibi ne de ilanihaye orada kalacak gibi bir ortam” oluşmamış.

“Silopi’ye yığdığımız gücün Irak işgali için kullanılacağı algısı Irak yönetiminde oluşmuş. Biz Irak’ın toprak bütünlüğünü kayda geçirdik. Bu yığınağın terör unsurları için olduğunu, PKK ve DAEŞ unsurları için orada olduğumuzu anlattık.”

Peki, Türkiye’nin Başika’da ne kadar gücü bulunuyor?

“790 askerimiz var. Bugüne kadar Peşmerge ve Ninova güçlerinden 6.200 kişiyi eğittik. Bunların 1.080’i Irak ordusuna katıldı.”

Gelelim Sincar’a. Bağdat ve Erbil’deki temasların en önemli ayaklarından birini PKK’nın ‘İkinci Kandil’ yapmaya çalıştığı Sincar oluşturmuş.

“Sincar’la ilgili üç seçenek söyledik:

1- Siz operasyon yapın.

2- Ortak operasyon yapalım.

3- Bunlar olmazsa biz yapalım.”

IRAK’TAN EZİDİ’YE 450 PKK’LIYA 810 DOLAR MAAŞ

Türkiye bu teklifin cevabını bekliyor. İçinde bulunduğu koşullar nedeniyle Irak yönetiminin Sincar’a operasyon yapması beklenmiyor. Irak yönetimi, PKK’nın Şengal Direniş Birlikleri adı altında eğitim verdiği 2.600 Ezidi’ye her ay 450 dolar, 311 PKK’lıya ise 810 dolar ödüyor. İlk adım bu paranın kesilmesi olabilir.

Türkiye, Sincar konusunda kararlı. Eğer çekilmezse, Irak yönetimiyle mutabık kalınarak nisan-mayıs ayında Sincar’da PKK’ya yönelik büyük bir operasyon gelebilir.

KANTON OYUNLARI BOZULDU

İlgili bakanları bulunca El Bab operasyonunu da konuştum. “El Bab’a girmemiz, kantonların birleştirilmesi oyununu bozdu. Rahatsızlık buradan kaynaklanıyor. ABD, PYD’ye evet dedi, şimdi de dönmeye çalışıyorlar. Bocalıyorlar, kafaları karışık” yorumu yapıldı.

El Bab’da 14 askerimizin şehit olduğu saldırının koordinatlarının ABD tarafından verildiği iddiasını sordum. Kesin bir dille, “Koordinatları ABD vermedi. ABD’ye tepkilerimiz var ama ABD’siz de olmaz. ABD içinde bir süredir Türkiye’ye yönelik yanlış politikalarımız, Türkiye’yi Rusya’ya yakınlaştırdı yönünde eleştiriler var” denildi.

Türkiye, Rusya ile ilişkilerini geliştirirken, bir gözü de ABD’nin üstünde. Dış politikada bir restorasyon sürecinin içine girildi.

Yazının devamı...