"Abdulkadir Selvi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Abdulkadir Selvi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Abdulkadir Selvi

Abdulkadir Selvi

Evet-hayır oranları ve kampanya müziği

23 Şubat 2017

“Hayır diyenlere bakıyoruz; HDP, PKK, FETÖ...”

19 Şubat Adıyaman:

“Sadece AK Parti, MHP değil, CHP ve HDP’li kardeşlerim de ‘Evet’ desin.”

22 Şubat Ankara:

“Gerek AK Parti gerek MHP tabanı gerek Cumhuriyet Halk Partisi tabanı, oraya gönül vermiş olanlar ve hatta HDP’ye gönül vermiş olan tüm vatandaşlarıma sesleniyorum; gelin bu büyük tarihi reformda bir konsolidasyona gidelim ve böylece 16 Nisan’da birliği, beraberliği, bütünlüğüyle güçlü Türkiye’nin, lider bir Türkiye’nin, müreffeh bir Türkiye’nin sistem noktasında temel taşlarını yerli yerine koyalım.”

Yukarıdaki sözler Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait. Cumhurbaşkanı’nın üslubundaki değişimi yansıtması açısından önemli.

Hayır diyenleri terör örgütleriyle aynı safta gösteren dil gitti, onun yerine kucaklayıcı tarz geldi.

Kamuoyu araştırmalarında, “15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tutumunu nasıl buluyorsunuz?” sorusuna halkımızın yüzde 95’i, “Doğru buluyorum” yanıtını vermişti. Bu da gösteriyor ki, halkımız Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın her zaman kucaklayıcı olmasını bekliyor.

AK Parti yanlışlarından hemen geri dönüş yapmasını bilen bir parti. Kampanyanın başında yanlışın fark edilip, hayır diyenlere sıcak mesajların gönderilmesi yararlı oldu.


KARARSIZLAR AZALIYOR
Referandum iklimine girdikçe kararsızların oranı azalıyor.

İlk başlarda kararsızların oranı yüksekti. Hem partilerin tabanında kararsızlar vardı hem de partilerden bağımsız olanlar arasında. O nedenle sonucu kararsızlar belirleyecek deniliyordu.

Kararsızların oranı yüzde 17’ye geriledi. Bir kısmının sandığa gitmemesi bekleniyor.

Referandum olmasına rağmen araştırmalar katılımın yüzde 85-90 arasında olacağını gösteriyor. Bizde seçimlere ilgi yüksek ancak referanduma katılım oranı düşük. 2010 referandumunda yüzde 73.71, 2007’de ise bu oran yüzde 67.49’du. 16 Nisan’da katılımın yüksek olması bekleniyor. Halkımız sistem değişikliğine duyarsız değil.


EVET VE HAYIRLAR NE DURUMDA?
Peki oranlar ne gösteriyor?

En son veriler Başbakan Binali Yıldırım’ın başkanlığında yapılan MYK’da ele alındı. Üç sonuç var, üçünde de evetler önde. Ama öyle büyük bir kopuş yok.

Kararsızlar dağıtıldığı takdirde evet oyları en az yüzde 53.8, en fazla yüzde 54.5 görünüyor.

Kararsızlar dağıtıldığında evet-hayır oranı şöyle:

Yüzde 53.8 evet, yüzde 46.2 hayır.
Yüzde 54 evet, yüzde 46 hayır.
Yüzde 54.5 evet, yüzde 45.5 hayır.

AK Parti kampanyalarında kadınlar önemli bir yer tutuyor. Referandum kampanyasında kadınlara ve gençlere ayrı bir özen gösterilecek.

Gençler denilince 18 yaş gündeme geliyor ama AK Parti 18-25 aralığını hedef alıyor. Referandumda kullanılacak müzikler seçilirken gençler için ayrı çalışmalar yapıldı.


MÜZİĞİN GÜCÜ
Başbakan Binali Yıldırım 25 Şubat Cumartesi günü açıklayacak.

İlk olarak Aksaray’daki açılışta çalınan müzik kabul görmedi. Yeni besteler yapıldı. İddialı ve çok çeşitli bir referandum müziği geliyor.

AK Parti, meydanlarda halkımızı evet demeye halk müziği ile davet edecek. Gençler için rock tarzında düzenlemeler yapıldı ama henüz karar verilmediği söyleniyor.

Kitleleri etkilemekte müziğin gücü tartışılmaz. 18 yaş değişikliğinin yer aldığı ve bu kadar çok gencin oy kullanacağı referandumda keşke rock müziğini kullansalar.

Rock’ı tam bilemiyorum ama Kürtçe müzik olacak. Hatta dinleyenler Kürtçe müziğin Türkçeden daha etkili olduğunu söylüyor.

Referandum olur da 15 Temmuz’suz olur mu?

15 Temmuz’u unutma ve unutturma. Cumhurbaşkanı Erdoğan, referandumu 15 Temmuz’da halkın ortaya koyduğu iradenin sistem haline dönüştürülmesi olarak görüyor.

Ancak 15 Temmuz sadece söylemde olmayacak. 15 Temmuz müzik olarak da meydanlarda olacak. Referandumda meydanlar şenlenecek.


Yazının devamı...

Hayır tuzağı ve evet oranı

22 Şubat 2017

İlk işimiz, kürsüsünden yaptığı Bozkurt selamını sormak oldu.

“Engelliler için yaptım” dedi. Şaşırdık. Ne anlama geldiğini sorduk.

“Evet anlamına geliyor. MHP’liler, ‘Bizden bahsedin’ dedi. Ben de işaret diliyle onlardan bahsettim” karşılığını verdi. “‘Bizim işareti yap’ dediler, ben de onların işaretini yaptım” derken keyifliydi. Biz sormadan MHP’lilere seslendi. “Onlar da bizim işaretimizi yapsınlar.”

Gözlerimiz haftaya MHP grubunda olacak. Bakalım Devlet Bahçeli, AK Parti işaretini yapacak mı?

Bu arada AK Parti’nin işareti ne? Başbakan’a sorduk. Eliyle halkı selamlama işareti yaptı.

AK Parti ile MHP’nin yakınlaşmasını bekliyordum da doğrusu bu kadarını beklemiyordum.

Yakında AK Parti ve MHP, bayraklarıyla ortak miting yaparsa şaşırmam.

AK Parti önemli oranda Kürt seçmene sahip olduğu için MHP ile mesafesinde dikkatli olması lazım.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 30 Mart yerel seçimlerinde Ankara’da Mansur Yavaş’la birlikte şehir turu atarken ‘Bozkurt selamı’ vermiş, kıyamet kopmuştu.

Bakalım Başbakan’ın bozkurt selamı nasıl karşılanacak?


ANLAMLI BİR EVET
Grup toplantısını fırsat bilip, AK Parti kulislerine kulak kabarttım. Her şey referanduma kilitlenmiş durumda. Çünkü 16 Nisan’dan sonra siyasetin kartları yeniden karılacak.

Bu anlamda 16 Nisan bir milat olacak. Siyasette 16 Nisan’dan öncesi ve 16 Nisan’dan sonrası olacak. AK Partililerin beklentisi bundan sonra evet oylarının tırmanışa geçeceği yönünde. “Hayır bloku oluştu, ulaşabileceği en yüksek seviyeye ulaştı. Bundan sonra evet oylarında artış başlayacak. Çünkü kararsızların içinde en fazla geçmişte AK Parti’ye oy vermiş olan kesimler yer alıyor” deniliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mitingleri moralleri yükseltmiş. Cumhurbaşkanı 16 Nisan’a kadar 30 ile gidecek. Ancak, Erdoğan’ın bu sayıyı ikiye katlayıp en az 60 ile gitmesi bekleniyor. Referandumda AK Parti’nin en büyük umudu, Cumhurbaşkanı Erdoğan.

AK Parti referandumdan ne bekliyor? 16 Nisan’dan sonra taşların yerli yerine oturabilmesi için anlamlı bir evet oyuna ihtiyaç olduğu görüşündeler.

Anayasa değişikliğinin ucu ucuna değişmesinin 2019’a kadar olan süreç açısından yeterli olmayacağı görüşündeler. O nedenle, ‘Yüzde 55 artı’ seviyesinde anlamlı bir evet bekliyorlar.

AK Parti yöneticileri ve bakanlarla yaptığım görüşmelerde, kampanyanın dilinin değişeceği, daha kucaklayıcı bir yaklaşımın hâkim olacağı yönündeki haberlerin aynı zamanda bir beklentiyi yansıttığını fark ettim. Geçen hafta bu yönde yoğun tartışmalar yaşanmış. Hayır diyenleri terör örgütleriyle aynı safta gösterme yerine kuşatıcı bir yaklaşımın esas alınması savunulmuş. O nedenle, “Kampanyanın dili değişiyor” şeklindeki haberler, AK Parti’de olumlu karşılık bulmuş.


BİR YANDAN DA GÖZLER CHP’DE
AK Parti’de bir yandan CHP’nin referandum stratejisi takip ediliyor. HDP eş genel başkanlarının cezaevinde olması Kılıçdaroğlu’nu, ‘Hayır bloku’nun doğal lideri haline getirdi. Ayrıca CHP şu ana kadar toplumu rahatsız etmeyen, sakin bir kampanya yürütüyor. Bildiğimiz kriz tellallığı yapan bir CHP yok. AK Parti’de, CHP’nin sakin tutumunu ne kadar sürdüreceği merak ediliyor.

Bir de tuzaktan söz ediliyor. O da CHP’nin tuzağı.

CHP’nin, “Hayır çıkarsa bir şey değişmeyecek. Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı olarak devam edecek. Hükümet yerinde kalacak” stratejisinin AK Parti tabanını rehavete sürüklemesinden endişe ediyorlar.

“AK Parti seçmeni, nasıl olsa bir şey değişmeyecek diye sandığa gitmezse, hayır cephesine yarar” görüşünü savunuyorlar. Hayır çıktığı takdirde, her şeyin altüst olacağını düşünüyorlar.

SON 24 SAATTE NE OLDU


Yazının devamı...

Kampanyanın dili değişiyor

21 Şubat 2017

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kahramanmaraş, Elazığ, Malatya, Gaziantep ve Adıyaman mitinglerinde yanında olan Başbakan yardımcısı Veysi Kaynak’la konuştum, “Çok güzeldi. Meydanlar birbiriyle yarış halindeydi” dedi. TBMM Başkanvekili Ahmet Aydın da Cumhurbaşkanı ile birlikte meydanlardaydı. “Müthiş bir heyecan vardı. Yollar doluydu, insanlar meydanlara sığmadı. Hem kalabalık hem de coşku vardı” diye konuştu. Cumhurbaşkanı’nın mitingleri hem kalabalık hem coşkuluydu. Ahmet Aydın, 15 Temmuz’un dönüm noktası olduğu görüşünde. Ahmet Aydın’a göre, “Millet, Erdoğan’ın şahsında kendi geleceğini görüyor. Kendi kaderini, ülkenin geleceğini oyluyor”.

Meydanlardaki kalabalığı ve ilgiyi gördükçe Cumhurbaşkanı’nın morali daha da yükselmiş. Adıyaman’dan ayrılırken, “Adıyaman hep güzeldi zaten ama bu kez daha başka” demiş. Başbakan yardımcısı Veysi Kaynak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ankara’ya morali çok yüksek bir şekilde döndüğünü anlattı. Kahramanmaraş’ta aracına binerken, eski Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal’ın “Maksat hasıl oldu mu?” sorusuna, “Oldu, hem de çok iyi oldu” karşılığını verdiği duyulmuş.

Denilebilir ki bu 5 yer AK Parti’nin güçlü olduğu yerler. Cumhurbaşkanı önümüzdeki hafta Ege’ye gidiyor. Oraya da bakacağız.

ABİLER, ENTELEKTÜELLER MİLLİ GÖRÜŞÇÜLER

Mitingler başlayıp Anadolu’ya yayılınca, ‘evet’e mesafeli duran ‘adacıklar’ tespit edildi. Bir yandan, referandumun sonucu belirleyecek olan kararsızları ikna etmeye çalışırken diğer yandan da AK Parti tabanında yer alan ‘kafası karışıklar’ üzerinde duruluyor.

m Kanaat önderleri, abiler.

m AK Parti’ye yakın entelektüeller.

m Muhafazakâr Kürtler.

m Eski Milli Görüş mensupları

Mitingler, 18 yaşın test edilmesini sağladı. Cumhurbaşkanı 18 yaş deyince meydandaki ilgiyi görünce, “İnşallah 18-25 yaş arası kabinede bakanlar görmek istiyoruz” dedi.

KÜRTLERE ÖZEL YAKLAŞIM

Anayasa değişikliğini MHP ile birlikte gerçekleştiren AK Parti’de, ortak miting yapılıp yapılmaması tartışılıyor. AK Parti açısından MHP konusu ‘iki ucu keskin bıçak’. O nedenle karar verilemiyor. Çünkü AK Parti’nin çok önemli bir Kürt seçmeni var. Kürlerden iki oy alan parti var. Biri HDP, diğeri AK Parti. Referandumda anlamlı bir evet çıkabilmesi için Kürt oyları hayati derecede önemli. Kamuoyu araştırma şirketleri Kürtlerin nabzını tutmaya, strateji heyeti ise Kürtleri kazanmaya yönelik politikaları belirlemeye çalışıyor. Kürtlere yönelik yeni bir yaklaşım ve dil üzerinde kafa yoruluyor.

Bölge halkı, terörle mücadeledeki kararlılığı paylaşıyor, yarım bırakılmamasını, sonuna kadar gidilmesini istiyor. Bölgede devlete olan güven artıyor ama bu AK Parti’ye desteğe dönüşmüş değil. HDP’nin marjinal kesimi, ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ ikliminde yaşamaya devam ediyor. Buna bir de HDP’lilerin tutuklanması eklenince, en kararlı hayır kitlesini oluşturuyorlar. AK Parti, muhafazakâr Kürtleri kazanmaya dönük strateji ve dil arayışında.

STRATEJİYİ GÖZDEN GEÇİRİYOR

Henüz kampanyanın başındayız. Cumhurbaşkanı Erdoğan, sürekli olarak kampanya stratejisini gözden geçiriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hayır diyenlere bakıyoruz; HDP, PKK, FETÖ...” demişti. Hayır diyenlerin, terör örgütleriyle birlikte gösterilmesi tartışmalara neden olmuştu. Cumhurbaşkanı söylemini yumuşattı. Hayır diyenleri terör örgütlerinin yanında göstermek yerine, oylarını istedi. Adıyaman’da, “Sadece AK Parti, MHP değil, CHP’li ve HDP’li kardeşlerim de evet desin” dedi. Kampanyanın dili değişiyor. Hayır diyenleri ötekileştiren negatif bir dil yerine, kucaklayıcı bir dil tercih ediliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan bunun işaretini verdi.

 

Yazının devamı...

İncirlik’te ne konuşuldu?

20 Şubat 2017

Görüşmeye ilişkin ilginç bir detay ortaya çıktı. Genelkurmay Harekât Plan Daire Başkanlığı’nda görevli bir tuğgeneral tarafından brifing veriliyor. Yansıda Cerablus, El Bab, Menbiç ve Rakka’yı içine alan bir harita var. Bölgeyi iyi bilen tuğgeneral, nüfus alanlarına göre işaretlenmiş harita üzerinden Rakka operasyonu taslak planını anlatıyor. Dunford ilgiyle takip ediyor, araya girip sorular soruyor.

Genelkurmay Başkanı Akar’ın önündeki dosyaya dikkat ettim. Sol tarafında bölgenin haritasının yer aldığı kapsamlı bir dosya, Dunford’un önünde ise elyazısıyla tuttuğu notlar dikkati çekiyor. 

İNCİRLİK NEDEN SEÇİLDİ

Bu görüntüler aynı zamanda görüşme için neden İncirlik Üssü’nun seçildiğini de gösteriyor. Görüşmenin yeri bize bırakılmış. Dunford görüşmenin yerini sorunca Genelkurmay Başkanı Akar, İncirlik Üssü olmasını istemiş. Çünkü muhtemel Rakka operasyonunda harekât merkezi İncirlik olacak. Genelkurmay Başkanı Akar da harekât bölgesi olması nedeniyle İncirlik Üssü’nü tercih etmiş. Yoksa Dunford 7-8 kez Ankara’ya gelmiş, Genelkurmay karargâhını ziyaret etmiş bir isim.

Görüşme nasıl geçmiş, Obama dönemine göre PYD-YPG konusunda bir esneklik hissedilmiş mi? Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump’la yaptığı görüşmede bölgedeki durumu, Rakka operasyonunu ve YPG konusunu anlattığında karşısında ilgiyle dinleyen ve çok ayrıntılı sorular soran bir başkan bulmuştu. Genelkurmay Başkanı Akar da Amerikalı mevkidaşına DAEŞ’le mücadele ve PYD-YPG konusunda Türkiye’nin net duruşunu anlatıyor. PYD-YPG konusunda Türkiye’nin kesin kararlılığının altını çiziyor. Bu konunun bizim için bir beka meselesi olduğunu söylüyor. Görüşmenin ağırlığını Rakka operasyonu oluşturuyor. Türkiye bir taslak plan sunmuştu. Fırat Kalkanı operasyonu ile DAEŞ’e karşı sağlanan başarı Türkiye’nin elini güçlendirdi. Dunford’a Rakka operasyonu konusundaki taslak planımız anlatılıyor. Genelkurmay Başkanı Akar, yakın çevresine görüşmenin ‘olumlu geçtiği’ kanaatini paylaşıyor.

RAKKA PLANININ AYRINTILARI

Peki, Türkiye’nin Rakka planı ne? Henüz taslak halinde. Çünkü ABD, Rakka operasyonunu birlikte yapmaya karar verirse, o zaman plana son şekli birlikte verilecek. Akçakale-Tel Abyad’dan geçen 54 kilometre uzunluğunda, 1 kilometre genişliğinde, yol güvenliği garanti altına alınmış bir hat öngörülüyor. Taslak planın detayları şöyle:

1- Türkiye ve ABD, operasyona yoğun hava desteği sağlayacak. Karadan girmeyecek, havadan yoğun bombardıman yapacak. Bu hiç kara gücümüz olmayacağı anlamına gelmiyor. El Bab’da 180-200 arası Özel Kuvvetler, 2.200 civarında kara birliğimiz yer almıştı. 3 bin ÖSO unsuru görev yapmıştı. Tabii Rakka, El Bab’la kıyaslanmayacak ölçüde büyük. Rakka’nın büyüklüğüne uygun bir kara unsuru görev yapacak.

2- Operasyonun kara gücünü 10 bin civarındaki ÖSO birlikleri ile ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri arasından seçilmiş yerel Arap unsurlar oluşturacak. 3- Kara gücünü Türk ve ABD özel kuvvetleri sevk ve idare edecek. Rakka operasyonunun püf noktasını, YPG’nin durumu oluşturuyor. YPG dışarıda kalacak mı, kalmayacak mı? YPG konusu kırmızı çizgimiz. Ama ABD’nin uzun süredir yatırım yaptığı YPG konusundaki ısrarı bitmiş değil. İncirlik’teki görüşmede de rahatsız edici bir öneri getiriyorlar. YPG, Rakka’ya Koalisyon’dan bağımsız olarak doğudan girsin, ÖSO birlikleri ise kuzeyden güneye doğru ilerlesin. Türkiye YPG seçeneğini kesin bir dille reddediyor. Rakka operasyonunun planlama boyutu devam ediyor ama asıl önemli olan irade. ABD bizimle mi yapacak, yoksa PYD-YPG ile mi?

Türkiye, Trump yönetiminin oluşturmaya çalıştığı bölge stratejisini etkilemeye çalışıyor. Türkiye’nin içinde yer aldığı bir bölge stratejisi oluşturulması için çaba gösterirken PYD-YPG’yi de dışarıda tutmaya çaba gösteriyor.

Zorlu bir süreç.

Gündem Videoları için tıklayınız
Yazının devamı...

Başbakan’la telefonda ne konuştuk?

18 Şubat 2017

“Nasılsın” diye başlayan, “Nasıl gidiyor” diye devam eden bir görüşmeydi. “Sen bizim hareketimizin tüm aşamalarını bilen, duruşu olan bir arkadaşsın. O yüzden seninle konuşmak istedim” derken dostaneydi. Başbakan, “Referandumda havayı iyi görüyorum” diye söze başladı. “Kampanya henüz başlamadı. Ama son 60 güne girdik. Kampanyanın başlamasıyla birlikte havanın daha iyi olacağını görüyorum. Anlamlı bir evet bekliyorum” dedi. Cumhurbaşkanı ile Başbakan iki koldan referandum kampanyası yürütecekler.

Başbakan’la Anayasa değişikliğini, Cumhurbaşkanlığı sistemini ve tabandaki havayı konuştuk. Peki bu konuşma nereden çıktı? Tabii her zaman bakanlarla, imkân bulduğumuzda Başbakan’la, muhalefet liderleriyle, iktidar ve muhalefet temsilcileriyle konuşarak, siyasetin ve sokağın nabzını tutarak değerlendirmelerimizi yapıyoruz. Başbakan’la konuşmamız sırasında fark ettim ki, benim çarşamba günkü, “Evet rüzgârı tersine döndü” başlıklı yazımdaki havayla mutabık değil. Görüşmemiz sırasında birkaç kez, “Havayı iyi görüyorum” diye altını çizme gereği duydu. Referandumda evet çıkacağından emin bir havada konuştu. Milletin meseleyi anladığını, güçlü bir şekilde destek vereceğine inandığını söyledi. Sorumlu gazeteciler olarak bizim görevimiz bu tür kritik süreçlere ayna tutmak. İnişleri çıkışları yansıtıp, gerçek tabloyu paylaşmak. Ama aynı zamanda Başbakan’dan, bakanlardan, siyasi parti liderlerinden aldığımız değerlendirmeleri de kamuoyuna yansıtmak. Referanduma giderken kanaatler bu şekilde oluşacak. Biz de buna aracı olacağız.

Referanduma ilişkin süreci konuştuk Başbakan’la. “2007’de Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında vesayet dayatması olmasa bugün bu değişiklik Türkiye’nin gündeminde olmayacaktı” dedi. Haklı. 367 kararı ile Abdullah Gül’ün Meclis’te Cumhurbaşkanı seçilmesi engellenince AK Parti, sistem krizini aşmak için Anayasa değişikliğine gitti. Milletin doğrudan Cumhurbaşkanı seçmesi 21 Ekim 2007 tarihli referandumda yüzde 68.95’le kabul edildi. O zaman Meclis’te Cumhurbaşkanlığı seçimini kilitleyip Anayasa Mahkemesi’ne müracaat eden CHP’nin Genel Başkanı olan Deniz Baykal, Meclis’te partisi adına bugünkü değişikliğin de aleyhinde konuştu. Biri de çıkıp “Sizin eseriniz” demedi.

Başbakan bugüne nasıl gelindi sorusuna cevap oluşturacak analizini sürdürdü: “Eğer Cumhurbaşkanı’nı doğrudan millet seçtiyse, milletin seçtiği Cumhurbaşkanı’na Anayasa’daki o yetkiler verilmişse Cumhurbaşkanı yetkiyi kullanacak. Ama o zaman ne oluyor? Çift başlılık oluyor. Sayın Bahçeli bunu gördü. Siyasi mülahazalarla hareket etmedi. Önce milletim ve devletim dedi, bu değişikliği gündeme getirdi. İki parti ele ele verdik. Anayasa değişikliğini Meclis’ten geçirdik. Böylece çift başlılığı ortadan kaldıracak, istikrarın güvencesi olacak bu teklifi milletin önüne getirdik.”

Başbakan Malta’ya hareket etmek üzereydi. O nedenle konuşmayı uzatmadık. “Avrupa’da bazı marjinal partilerin ve grupların bu sisteme neden şiddetle karşı çıktıkları şimdi daha iyi anlaşılıyor. Çünkü bu sistemle Türkiye sorunlarını daha hızlı çözecek” dedi. “Hayır çıkarsa en çok Avrupa’daki marjinal gruplar ile Türkiye’de PKK, FETÖ ve DAEŞ gibi terör örgütleri memnun olacak” diye ekledi.

Türkiye çok kritik bir sürecin içine girdi. Sistem değişiyor. Bu süreçte referandumun her aşamasını takip edip gerçekleri yansıtmaya devam edeceğiz.  

Yazının devamı...

Kampanyanın dili kararsızların kararı

16 Şubat 2017

Üstü açık bir aracın içinde elinde şapkasıyla Türkiye’yi dolaşıyor, hıncahınç dolu meydanlarda yüz binlere hitap ediyordu.

Özal hayır kampanyasını yürütüyor, meydanları dolduruyor, yüz binlere hitap ediyordu. Bazı yayın kuruluşları helikopter kaldırıyor, Demirel ve Özal’ın mitinglerinden fotoğraflar çektirilip kıran kırana giden mücadele sayfalara yansıtılıyordu. Özal ile Demirel arasında tam anlamıyla, ‘devlerin savaşı’ yaşanıyordu.

Demirel’in konvoyunda olup, yüzde 70’ten aşağı tahminde bulunanlar hain ilan ediliyordu. Özal’ın cephesinde ise yüzde 75’ten aşağıda tahminde bulunana ‘Demirelci’ damgası vuruluyordu.

Sandıklar açıldı, sonuçlar hiç de öyle beklenildiği gibi değildi. Evetler kıl payı öndeydi. O süreçte keşke birileri çıksa da iki tarafa gerçekleri hatırlatsaydı. Bu tür süreçlerde pohpohlayan, uçuk kaçık oranlar veren çok olur. Asıl sorumlu gazetecilik, gerçekleri olduğu gibi yazabilmektir. En büyük dostluk bu olur. Çünkü yarın çok geç olmadan...

Türkiye 16 Nisan’da tarihi bir referanduma gidiyor. Sistem değişiyor. Henüz meydanlara çıkılmadı, o nedenle inişlerin, çıkışların olması normal. Bundan sonraki seyir önemli.

Referandum, seçim gibi değil. Referandumun havası farklı. Referandumda evet diyenlerin hayır diyenlerden, hayır diyenlerin evet diyenlerden oy alması gerekiyor.

Evet cephesinin en büyük kozu Recep Tayyip Erdoğan gibi bir değere sahip olmaları. Şimdiye kadar girdiği hiçbir seçimi kaybetmeyen ve kitleleri peşinden sürüklemeyi bilen bir lider. Erdoğan meydanlara çıkmadan ve kampanyayı belli bir noktaya kadar taşımadan referandum sonucuna ilişkin yapılacak olan değerlendirmeler eksik olur. Erdoğan şapkasından tavşan çıkarmıyor. Kitleleri ikna ediyor.

Kampanyanın dili önemli.

Referanduma giderken CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne gitmemesi, Kılıçdaroğlu’nun başörtülü olduğu için saldırıya uğrayan başörtülü lise öğrencisini ziyaret etmesi doğru bir adım. Meral Akşener, Çanakkale’de konuşturulmadığında AK Parti yetkililer arayıp, üzüntülerini ifade edebilirlerdi.

Kamuoyu araştırma şirketleriyle konuşuyorum...

Sonucu kararsızların belirleyeceği konusunda ittifak halindeler. Kararsızların oranı yüzde 20 olarak gösteriliyor. Kararsızları kim yanına çekmeyi başarırsa, o taraf kazanacak.

12 Eylül’ün baskısı altında gidilen 1982 referandumundaki yüzde 91 oranı yanıltıcı olmasın. Referanduma katılım oranları düşük olduğu için sandığa gitmek için yüksek bir motivasyon gerekiyor. Kararsızların yarısının sandığa gitmeyeceği tahmin ediliyor. 55 milyon seçmenimiz olduğuna göre aslında referandumun sonucunu belirleyecek olan 5 milyon kararsız olacak.

Peki kararsız seçmeni kazanmak için ne yapmalı?

Araştırma şirketleri bu konuda çaprazlama soruların yer aldığı anketler yapıyor. Sonucu merak ediyorum ama ilk bulguları paylaşabilecek durumdayım.

Yeni küskünlükler oluşturacak değil, tam aksine kararsızları kazanacak dil ön plana çıkıyor.

- Toplumu ürküten, korkutan değil toplumu kucaklayıcı pozitif kampanya yürütülmeli. Evet veren de hayır diyen de bu ülkenin saygın bir vatandaşıdır duygusu yaşatılmalı.

- Topluma korku değil, umut verilmeli. Evet diyenler, cumhurbaşkanlığı sistemi geldiğinde ne tür kazanımlara sahip olacağımızı anlatmalı. Etkin yönetim, siyasi istikrar, vesayetin son bulması, Türkiye’nin hızla kalkınıp zenginleşmesi gibi.

- Hayır diyenleri DAEŞ, PKK ve FETÖ gibi terör örgütleriyle hareket etmiş gibi göstermek yerine, hayır denildiğinde ülkenin neler kaybedeceği anlatılmalı. Hayır derseniz terör örgütlerini sevindirirsiniz gibi.

Aynı durum hayır kampanyası yürütenler için de geçerli. Rejim tehlikesi, Türkiye’yi karanlığa teslim etmek gibi negatif söylemlerden uzak durmak gerekiyor.

AK Parti tek başına iktidar nasıl oldu?

7 Haziran’da MHP’ye oy verenlerin yüzde 4.39’u, HDP’ye oy verenlerin 2.36’sı, SP’ye oy verenlerin 1.38’i oy verdi.

Demek ki her partinin tabanından oy almak mümkün. Yeter ki kucaklayıcı bir dil olsun.

Yazının devamı...

Evet rüzgârı tersine döndü

15 Şubat 2017

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Mersin ve Aksaray’da zaten evet kampanyasını başlattı. Hafta sonu da Malatya, Elazığ, Kahramanmaraş, Gaziantep ve Adıyaman’da olacak.

Bu arada strateji ekibi de seçim kampanyasını şekillendiriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Körfez gezisinden dönüşüyle birlikte kampanyaya son şekli verilecek. Başbakan ile Cumhurbaşkanı’nın birkaç açılış ve mitinge birlikte katılması planlanıyor.

Kampanyanın iki ayağı olacak:

1- Afişlerde, sloganlarda, kampanya müziğinde ‘Evet’ işlenecek. Evet denildiğinde ne olacağı anlatılacak. İstikrara, kalkınmaya evet denildiği anlatılacak.

2- Cumhurbaşkanı ve Başbakan miting konuşmalarında ‘Hayır’ın zararlarını anlatacak. Tabii ‘Kimler hayır diyor?’ başlığı önemli bir yer tutacak. PKK ‘Hayır’ diyor, FETÖ ‘Hayır’ diyor, DAEŞ ‘Hayır’ diyor, HDP ‘Hayır’ diyor, CHP ‘Hayır’ diyor vurgusu yapılacak. ‘Hayır diyen teröristtir’ anlamına gelecek bir dilden uzak durulacak. Tabii başarılabilirse! ‘Hayır teröristi sevindirir’ söylemi tercih edilecek.

Görselde ‘Evet’, söylemde ‘Hayır’ ağırlıklı bir kampanya yürütülecek.

Referandum kampanyasında 15 Temmuz olacak mı? Kampanya sadece ‘Evet-Hayır’ üzerinden değil, 15 Temmuz zemininde yürütülecek. 15 Temmuz darbe girişimi unutturulmayacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anayasa referandumunu 15 Temmuz’un siyasi sonucu olarak görüyor. 15 Temmuz’da millet kararını verdi, referandum ise bunun siyasi bir sonucu görüşünde. AK Parti 15 Temmuz’u unutmayacak, unutturmayacak.


EN FAZLA YÜZDE 54
Referandumda halkın nabzını tutmak için sürekli olarak anketler yapılıyor. Şu ana kadar ‘Evet’leri yüzde 51-54 arasında gösteren sonuçlar gelmiş. Ancak ‘Evet’ oylarının oranı yüzde 55’i hiç geçmemiş. AK Parti hesabını bu sonuçlara göre mi yapıyor? Hayır. Çünkü anket firmalarının sahada çalışmaları devam ediyor.

Referandumda ‘Evet’ oyları ile AK Parti’nin oyları neredeyse aynı görünüyor. Son anketlerde AK Parti’nin oyu yüzde 54.4 olarak görünüyor. Referandumda AK Parti seçmeninin içinde ikna edilmesi gerekenlerin oranı yüzde 5 olarak çıkıyor. 7 Haziran seçimi ile 1 Kasım arasındaki farka bakıp bu oran yüzde 9 olarak hesaplanmıştı ama son ölçümlerde yüzde 5’e gerilediği görülüyor.

MHP’den yüzde 5 oranında katkı bekleniyor. MHP yönetimi, çok çalıştıklarını, tabanı toparlamaya başladıklarını söylüyor. Bu aşamada MHP tabanının yüzde 60 oranında ‘Evet’ diyeceği beklentisi hâkim. Böylece yüzde 55’in üzerinde anlamlı bir ‘Evet’in çıkması için çaba gösteriliyor. HDP’deki muhafazakâr Kürt seçmenin yüzde iki oranında ‘Evet’ demesi bekleniyor.


EVET, OLUMSUZ ETKİLENDİ
Referandum kampanyası henüz başlamadı ama milletin kararı yavaş yavaş şekilleniyor. ‘Evet’ cephesinde son 2 hafta olumsuz gelişmeler yaşandı. İlk defa rüzgârın tersine dönmeye başladığı söyleniyor. Özellikle İstanbul ve Ankara’da son 2 hafta ‘Evet’ cephesinde bir gerileme yaşanmaya başladı. Bu oranın yüzde yarım mı, yoksa 1 mi olduğu belli değil. Ama parti yönetimi çok az bir oran olsa dahi bu durumu önemsiyor.

Peki olumsuz bir hava esmesine neden olan gelişme ne?

1- ‘Hayır’ diyenlerin PKK, DAEŞ ve FETÖ’cü olarak gösterilmesi

2- KHK’larla akademisyenlerin ihracı.

3- Varlık Fonu tartışmaları.

4- Meral Akşener’in Çanakkale’de konuşturulmaması.

Bu gelişmeler tek adamlık, otoriterleşme gibi olumsuz algıları güçlendiren eylemler olarak görünüyor.

AK Parti 2011 seçimlerinde benzer bir durum yaşamıştı. Kılıçdaroğlu üzerinden girilen soy sop tartışması oyları aşağıya çekmeye başlamıştı. Bu durumun tespit edilmesi üzerine Erdoğan söylemini değiştirip, kucaklayıcı bir dil kullanmış, ibre tersine dönmüştü.

Henüz kampanya başlamadan ortaya çıkan bu sorun, erken uyarı olarak görülüyor. Sorunların çözülüp, rüzgârın tersine dönmesi hedefleniyor.

Gündem Videoları için tıklayınız
Yazının devamı...

DAEŞ’ten El Bab’daki militanlara son talimat

14 Şubat 2017

Cumhurbaşkanı’nın bu sözü bir şifre aslında.

Başika Üssü ile Irak’ta, Fırat Kalkanı operasyonuyla Suriye’de uygulamaya koyuldu.

O nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın El Bab operasyonundan sonra Suriye’den çekilmeyeceğimizi, sırada Menbiç ve Rakka operasyonunun bulunduğunu açıklaması bu stratejinin bir parçası.

Ankara, Trump yönetiminin bölge stratejisinin nisan sonu mayıs başı itibariyle ortaya çıkacağı kanaatinde. Bir sürprizle karşılaşmamak için sahada olmayı tercih ediyor. Zaten El Bab operasyonu bugün tamamlansa dahi oradan çıkmamızın en az 2-3 ay alacağı söyleniyor. Çünkü Türkiye sadece bu şehirleri DAEŞ’ten temizlemiyor, Cerablus’ta olduğu gibi yerli halkın huzur içinde topraklarına dönebileceği, ‘güvenli şehirler’ kuruyor.

El Bab’da hafta sonu itibariyle şehir savaşı yaşanıyor. DAEŞ, El Bab’dan çekilmiyor. İstihbarat birimlerimiz, 10 Şubat Cuma günü DAEŞ’in yeni Rakka valisi tarafından El Bab’daki militanlara gönderdiği mesajı ele geçirdi. Mesajda, “Dayanın, ölün, sonuna kadar çarpışın, orayı vermeyin” deniliyor. El Bab’da 20’si yabancı olmak üzere 80-100 militanı kalan DAEŞ, direniyor.

El Bab, DAEŞ’ten temizlenirken Rusya’nın desteklediği rejim güçleri ile arada fazla bir mesafe kalmadı. Bir çatışma yaşanmaması için Türkiye ile Rusya’nın çabalarıyla tampon hat kuruluyor. Çok geniş olmayan bir hat olacağı söyleniyor. Türkiye destekli ÖSO birlikleri ile rejim güçleri yüz yüze getirilmeyecek, Kıbrıs’taki yeşil hatta benzer bir tampon hat olacak.

TÜRKİYE’NİN İKİ ÖNERİSİ

Bu arada Cumhurbaşkanı Erdoğan, Körfez ülkelerini ziyaretinde Suriye’deki güvenli bölge ve DAEŞ’le mücadele adına önemli açıklamalar yapıyor. Erdoğan böylece hem Trump yönetiminin oluşturmaya çalıştığı yeni bölge stratejisini etkilemeye hem de bölge ülkeleriyle bir ağırlık oluşturmaya çalışıyor. Erdoğan, Başkan Trump’la görüşmesinde bunun ilk adımını atmıştı.

Erdoğan, Trump’a iki net öneride bulunuyor:

1 - Rakka operasyonunu birlikte yapalım.

2 - Terörden arındırılmış güvenli bölge kuralım.

Türkiye, ABD’nin yüzde 90’ını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri ile Rakka operasyonunu yapmasına karşı çıkıyor. Amerika’ya, Rakka operasyonunu birlikte yapmak için bir plan sunuldu. Buna göre 8-10 bin kişilik ÖSO birlikleri ile SDG’nin içindeki yerli Arap unsurlardan oluşacak bir güç. Türk ve Amerikan özel birliklerinin koordinasyonunda Rakka operasyonunun yapılması öneriliyor. Rakka operasyonunda şimdiye kadar ibre YPG’den yanaydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu eğilimi tersine çevirmeye çalışıyor. ABD’den gelen sinyaller, Başkan Trump’ın Türkiye’nin önerisini üzerinde çalışmaya değer bulduğu yönünde.

ABD, GÜVENLİ BÖLGEYİ KİMLE YAPACAK?

Güvenli bölge önerisi 2 yıl önce Obama yönetimine yapılmıştı. Sınırımızda 97 kilometre uzunluk ve 37 kilometre derinlikte, 4-5 bin kilometrekarelik alanın “Terörden arındırılmış güvenli bölge” olmasını istiyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başkan Trump’la görüşmesinde kapsamlı bir şekilde anlattı. Planın detayları, CIA Başkanı Pompeo ile paylaşıldı. Buna göre, uçuşa yasak bölge ilan edilerek havadan güvenliği sağlansın. ÖSO birlikleri eğit-donat kapsamında yetiştirilerek yerel güvenlik olarak kullanılsın. Burada inşa edilecek konutlarla Suriyelilerin iskânı sağlansın. Türkiye bu modeli kısmen Cerablus’ta uyguladı ve başarılı oldu. Binlerce Suriyeli Cerablus’a döndü.

Sınırımıza oluşturulacak güvenli bölge aynı zamanda Türkiye’nin güvenliğine de katkı sağlayacak. Böylece sınırımızdan terörist unsurların geçişi engellenmiş olacak.

Güvenli bölgeyle ilgili bir de kaygımız var. Yazmam lazım; Trump, güvenli bölge fikrini destekliyor. Ama kritik nokta ABD bunu kimle yapacak? Bizimle yaparsa sorun yok. Ama PYD-YPG ile yapar, Kobani ve Afrin’i güvenli bölge ilan ederlerse, büyük bir kriz demektir. Hem de ne büyük!

Yazının devamı...