"Abdulkadir Selvi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Abdulkadir Selvi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Abdulkadir Selvi

Abdulkadir Selvi

Paralı tanık ve mide bulandıran iddialar

14 Aralık 2017

Çünkü o bir tanık.

Zarrab, bundan sonra hangi ülkede yaşayacağına ya da yeni bir kimlik edinip edinmeyeceğine karar verecek. İsterse eşi Ebru Gündeş’i ve kızı Alara’yı da yanına alabilecek. Dubai’nin deşifre olması nedeniyle Zarrab’ın buraya gönderilmeyeceği, ABD’de kalacağı söyleniyor.

Zarrab istese de ABD onu bir yere göndermez. Çünkü Zarrab ABD’ye lazım. İkinci iddianame çıkarsa bir kez daha onu tanık kürsüsünde göreceğiz.

PAPARAZZİLİK

Soru işaretlerinin çengellerini astıktan sonra izniniz olursa küçük bir paparazzilik yapacağım.

Zarrab’ın cezaevinde 45 bin dolar rüşvet verip telefonla görüştüğü yönünde haberler çıkmıştı. Zarrab bunu kabul etti. Zarrab Manhattan Metropolitan Cezaevi’nde bir gardiyana para verip, avukat görüntüsü altında içeriye kadın sokmuş. Gardiyan kendi dinlenme odasında bir saatlik görüşme ayarlamış. Başgardiyan bunu tespit edip cezaevi yönetimine bildirince, Zarrab Brooklyn’deki cezaevine sürülmüş.

DOLAR KARŞILIĞI TANIKLIK

Davada tanık olarak dinlenen firari FETÖ’cü

Yazının devamı...

Zarrab davasının hukuki meşruiyeti

13 Aralık 2017

‘En iyisi Fetullah Gülen’i bu davaya bilirkişi tayin edin, olsun bitsin’ demiştim ama yakında Celal Kara ile Zekeriya Öz’ü tanık kürsüsünde görürsek şaşırmayın. Firari FETÖ’cü eski Komiser Yardımcısı Hüseyin Korkmaz’la perdeyi açtılar. Hüseyin Korkmaz, 17 Aralık darbe girişiminde emniyetin iç yazışması “spark” programından, “Kabineyi burada toplayacağız” diye yazan FETÖ’cüydü.

FETÖ’den 17 ay tutuklu kaldıktan sonra polislikten ihraç edilen Hüseyin Korkmaz, ABD’deki Zarrab davasında karşımıza “kamu tanığı” olarak çıktı. Korkmaz, Türkiye’den nasıl kaçırıldı, ne zamandan beri ABD’deydi? Bu soruların cevaplarını bilmeye hakkımız var. Hüseyin Korkmaz ismini 29 Kasım günkü, “Şehidimiz de Zarrab davasına alındı” başlıkla yazıda gündeme taşımıştım. Zarrab davasında savcılar, jüriye sunulan listeyi hazırlarken Hüseyin Korkmaz’ın henüz Türkiye’deyken suç duyurusunda bulunduğu isimleri aynen aldıkları ortaya çıkmıştı. Hüseyin korkmaz belli ki sadece tanık sıfatıyla değil, danışman rolüyle de bu davanın hazırlık aşamasında görev üstlenmiş.

KES-YAPIŞTIR YARGILAMA

Çünkü Hüseyin Korkmaz, o dönem İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok’la birlikte 17-25 Aralık darbe girişimini püskürten Emniyet Müdür Yardımcısı Selami Yıldız, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Hakan Sıralı ve Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Arzum Nazman hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Bu isimler ABD’deki listeye alınmış. Hatta Korkmaz’ın suç duyurusunda bulunduğu Emniyet Müdür Yardımcısı Vefa Karakurdu da listeye konulmuştu. Bu kadar birebir benzeri olur. Çünkü o tarihte Emniyet Müdür Yardımcısı olan Vefa Karakurdu, 11 Aralık 2016 tarihinde Beşiktaş-Bursaspor maçından sonra yaşanan terör saldırısı sırasında şehit düştü. 17 Aralık savcısı Ekrem Aydıner de FETÖ’cülerin yazışmalarındaki harf hatasıyla, “Aydenir” olarak listeye dahil edilmiş. FETÖ’nün listesinden aynen alırsan, şehidin ismini de listeye eklersin, savcının soyadını da yanlış yazarsın. Allah’ın parmağı yok ki gözüne soksun.

ABD’nin kamu tanığı Hüseyin Korkmaz, Türkiye’de cezaevinden tahliye edilince, “17-25 Aralık’tan bilgim bile yoktu, herkes gibi medyadan öğrendim” demişti. Oysa mahkemede, “Bu soruşturmayı yürüten ekibin başındaydım” diye konuştu. Türkiye’de 25 Aralık’tan dolayı hapis yattı, ABD’de ise 17 Aralık operasyonunu yapan polis şefi olarak konuşuyor. Hangisi doğru? Mahkemenin işine hangisi gelirse doğru olanı o. ABD’de görülen dava, İran’a ambargonun delinmesi davası. Ancak yargılama ambargonun delinmesi doğrultusunda ilerlemiyor. Mahkeme başkanı davayı siyasi hedefe doğru yönlendirme konusunda azami çaba sarf ediyor. FETÖ’cü tanığı Hüseyin Korkmaz ise “İşte ben bunun için buradayım” havasında, daha önce çalışılmış sorulara cevaplar veriyor. “1 numara”nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu söylüyor. Mahkeme Başkanı, Erdoğan’ın hangi görevde olduğunu soruyor. FETÖ’cü polis, “o dönem başbakan olduğunu” anlatıyor.

TÜRKİYE’DE SANIK, ABD’DE TANIK

Mahkemenin Başkanı Richard Berman, FETÖ’nün organize ettiği bir sempozyum nedeniyle Türkiye’ye gelecek kadar bu yapıyla ilgili. 8-9 Mayıs 2014 tarihinde geldiği İstanbul’da sempozyumda oturum başkanlığı yapıyor. Yetmiyor, FETÖ’nün İngilizce yayın organı Today’s Zaman’a Türkiye’yi eleştiren siyasi içerikli röportaj veriyor.

Davayı açan savcı

Yazının devamı...

Putin’in kararı Ankara’ya sürpriz oldu

12 Aralık 2017

“İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısı için kaldım gitmeyeceğim” dedi.

Brüksel’den yeni dönen Hürriyet Daily News Ankara Temsilcisi Serkan Demirtaş aracılığıyla, AB konusunda yapılan hazırlıktan haberdar olduğum için sormuştum.

Rusya Devlet Başkanı Putin’in, Suriye’den asker çekme kararını açıklaması “son dakika” olarak geçerken, iktidar kulisindeydim. Bakanlarla konuşma imkanım oldu. Rusya’nın asker çekme kararı Ankara açısından sürpriz olmuş. Dün geç saatlerinde gerçekleşen Erdoğan-Putin görüşmesinden sonra iki lider Suriye ve Kudüs konusunda önemli açıklamalar yaptılar ama bu konuya değinmediler. Özellikle Putin, Suriye’nin geleceği ve Esed’le yaptığı görüşmeye değindi ancak asker çekme konusunda ayrıntı vermedi.

ORTADOĞU’YA YERLEŞİYOR

Hem Putin’in ziyareti hem asker çekme kararını ilan etmesi Suriye sürecinde önemli kilometre taşlarından. İç savaşın başladığı tarihten bu yana ilk kez bir devlet başkanı ziyaret etti. Ankara, Rusya’nın Tartus ve Hmeymim üssünü elinde tutmaya devam edeceği, asker çekmenin ise sembolik düzeyde kalacağı kanaatinde. Rusya, Ortadoğu’dan çekilmiyor tam aksine Ortadoğu’ya yerleşiyor. Putin’in, Mısır’ı ziyareti, Kudüs konusunda rol üstlenme çabası bunu gösteriyor. ABD’nin yanlışları Rusya’yı Ortadoğu’ya davet ediyor. İlginç olanı Türkiye, Rusya’nın Ortadoğu’ya dönüşünde teşvik edici rol oynuyor.

İktidar kulisinin nabzını tuttuktan sonra CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bütçe konuşmasını izlemek üzere genel kurul salonuna geçtim.

Salonda 6 bakan az sayıda milletvekili vardı. En düşük profilli bütçe görüşmelerinden biri denilecek durumdaydı. Ne zaman ki Kılıçdaroğlu kürsüye çıktı. Önce Başbakan Binali Yıldırım geldi. Kısa sürede salonda 20 bakan oldu. 

KILIÇDAROĞLU’NUN 

Yazının devamı...

Kudüs konusundaki yol haritası

11 Aralık 2017

Geriye dönüp Zeytin Dağı’na baktım, Mescid-i Aksa’nın kapısının önünde durup altın kubbeli Kubbet-Üs Sahra’yı Seyrettim.

Hüzün kapladı içimi.

Peygamberimizin miraca yükseldiği mağarada namaza durduğumda bir daha hissettim ki, Kudüs benim ebedi yürek sızım.

ABD Başkanı Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul eden kararı onaylamasıyla birlikte Ortadoğu’nun kalbine yeni bir hançer saplandı.

Söz konusu Kudüs olunca duyguların ayağa kalkmaması mümkün değil, ama karşı karşıya olduğumuz sorun duygularla değil diplomasi ve ilmi siyasetle çözülmeyi bekliyor.

A PLANI DEVREDE

Ankara, Kudüs konusunda duyguları arka plana itip diplomasiyi öne çıkardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, liderlerle görüşüyor. Mümkün mertebe en geniş koalisyonu sağlamaya çalışıyor. Çünkü Kudüs kararı büyük planın bir parçası olarak görülüyor. 1948’de İsrail’in kuruluşundan sonraki en önemli adım olarak değerlendiriliyor. Sadece bu kararla kalınmayacağı, devamının geleceği düşünülüyor. Ankara’nın bir yol haritası var. Ancak bunun Türkiye’nin eylem planı olarak değil uluslararası işbirliği sonucunda alınmış kararlar olarak ortaya çıkmasını sağlamaya çalışıyor. Fransa’dan Rusya’ya, oradan İslam İşbirliği Teşkilatı’na kadar geniş bir yelpazede bu kararların tartışılıp uluslararası bir nitelik kazanmasına özen gösteriliyor. Doğru olan da bu. Yoksa İsrail’le diplomatik ilişkilerin kesilmesinden Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olarak ilan edilmesine kadar bir dizi karar alınabilir. Zaten uluslararası bir zemin oluşturulamazsa Türkiye kendi yaptırımlarını açıklayacak. Ancak o A planı değil, B planı.

Başkan

Yazının devamı...

Kılıçdaroğlu’nun MİT raporu gerçek mi?

7 Aralık 2017

Ne zaman “Genel başkanımız salı günü çok önemli açıklamalarda bulunacak” dese, bende bir kalp çarpıntısı başlıyor. Salı günü oldu mu, defterimi alıp, kalemi kapıp CHP grubuna koşuyorum.

Kemal Bey, kürsüden maydanoz demeti sallar gibi banka dekontlarını salladığı sırada da oradaydım.

CHP Grup Başkanvekili, “Salı günü büyük bomba patlayacak” deyince, Özgür Özel bu gidişle beni bir gün kalpten götürecek diye düşündüm. Söz konusu büyük bomba olunca bu kez yerinde izlemeyi yüreğim kaldırmaz deyip, ekrandan takip etmeyi tercih ettim.

Kemal Bey, bu kez MİT raporunu gündeme taşıdı. “Rıza Sarraf’ı da izleyen bu devletin saygın kurumları var. 18 Nisan 2013 tarihinde dönemin başbakanı Erdoğan’ın önüne bilgi notu bırakılır, konusu Rıza Sarraf’tır. MİT, 3 sayfalık bilgi notu bırakılır” dedi.

MİT’in, 17-25 Aralık’tan 9 ay önce Erdoğan’ı, Reza Zarrab ile Zafer Çağlayan ve Muammer Güler arasındaki ilişkilerin ortaya çıkması halinde hükümet aleyhine kullanılabileceği konusunda uyardığını iddia etti.

Bomba büyük olunca peşine düştüm. İlginç bir trafik çıktı karşıma. Hani Kemal Bey, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yanına doktorunu da al öyle izle diye sesleniyordu ya, ben o kadar insafsız değilim. Size sadece koltuğunuza kurulun, bir de kahve söyleyin, bir bulmaca çözer gibi beni takip edin diyorum.

Kemal Bey’in gündeme getirdiği MİT iddiası, yeni bir haber değil, tam aksine bayat bir yemekmiş.

Gazetecilik deyimiyle kokmuş balık.

Yazının devamı...

Ebru’yu da al ABD’ye gel

6 Aralık 2017

Zarrab, ısrarla eşi Ebru Gündeş’le birlikte kızları Alara’yı Disneyland’da eğlendirmek için Amerika’ya gittiklerine inanmamızı istiyor. Dünyada İran’a ambargo uygulayan tek ülke Amerika, sen İran’a ambargoyu delen kişi olarak gösteriliyorsun, buna rağmen dünya haritasında başka bir Disneyland bulamıyor, küçük kızını eğlendirmek üzere Amerika’ya gidiyorsun. Bizim de buna inanmamızı istiyorsun. Anladık, her şeyi yaptın, bari aklımızla alay etme.

Zarrab, ABD’deki mahkemeye sunulan tapelerde, “Hapisten kurtulmam için yalan söylemem lazım” diyordu. Belli ki yalan söylemeye mahkemeye düşmeden önce başlamış. Zarrab’ın seyahati mercek altına alındığında Amerika’yı ziyaretten ziyade Türkiye’den kaçış planlaması olduğu anlaşılıyor. Zarrab, Türkiye’den kaçışını eşi ve kızını yanına alarak perdelemiş. Ama ilginç olanı, Zarrab’a bu aklı kimin verdiği?

Bir süredir ABD ile pazarlık halinde olduğu anlaşılan Zarrab’ın, Türkiye’den dikkat çekmeden çıkış yapması için bu aklın, buluştuğu FBI ajanlarından geldiği söyleniyor. FBI ajanlarının, “Dikkat çekmemek için eşini ve çocuğunu yanına alarak, aile seyahati görüntüsü ver” dediği ifade ediliyor. Ebru Gündeş, kızları Alara’yı Disneyland’da eğlendirmek için Miami’ye gittiklerini söyleyecek; ancak bu hayatın akışına uymuyor. Zarrab, kamu tanığı olduğu takdirde ceza almadan kurtaracağına inandırılmış. Zaten işin seyri de o yönde ilerliyor. ABD’deki dava, Zarrab davası olmaktan çıktı. Hatta İran’a ambargonun delinmesi de tartışılmıyor. Davanın tek bir öznesi var, o da Recep Tayyip Erdoğan. Savcılar ısrarla, bu işlerin siyasi iradenin koruması olmadan yapılamayacağı noktasına çekmeye çalışıyor.

ERDOĞAN’IN YENİ SAVAŞI

Erdoğan, atılan okun hedefinin kendisi olduğunun farkında. Dün ilk kez bu kadar net bir şekilde işin adını koydu. Amerika’nın Türkiye’ye kumpası olduğunu söyledi. AK Parti grubunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı izledim. Gezi sürecinde, 17-25 Aralık’ta, 15 Temmuz’da nasıl bir haletiruhiye içindeyse, aynen öyleydi. Kendisini tanıyan biri olarak şunu söyleyebilirim ki, Erdoğan gözünü karartmış ve savaş kararı almış. Aman bu savaş benzetmemi yanlış anlamayın, her ne pahasına olursa olsun mücadele etme kararını vermiş. Erdoğan siyasi hayatı boyunca hiçbir zaman uzlaşarak kazanmadı. Her zaman mücadeleyi tercih etti ve sonunda kazandı. Bu kez de o kararı almış. “Bu dava FETÖ’nün göbeğinde olduğu uluslararası bir darbe girişimidir” diyerek işin adını koydu.

Erdoğan,grup toplantısına girerken bakanları, milletvekillerini izledim. Geçen hafta moralleri daha bozuktu. Bu hafta özgüvenleri artmış. Erdoğan’ın konuşmasından sonra baktım, yürüyüşleri değişmişti. Boşuna dememişler, “Eğer lider taşın altına saklanırsa, millet dağın ardına saklanır” diye.

KILIÇDAROĞLU’NUN ÖNERİSİ

İki haftadır rutinimiz oldu. Önce

Yazının devamı...

FETÖ’nün yeni sistemi nasıl çözüldü

5 Aralık 2017

ByLock’un çözülmesine, Eagle ve Tango’dan haberleşmelerin deşifre olmasına, bir kısmı yurtdışına kaçıp, onbinlercesi hapsedilmesine rağmen haberleşmesini her defasında yeni bir yöntemle sürdürüyor.

FETÖ’nün, 15 Temmuz’dan sonra TSK’daki yeni haberleşme sistemi, “Ardışık Arama Yöntemi” ile tespit edilebildi. Çünkü asker imamlarının yeniden örgütlemeye çalıştığı TSK mensuplarının isimleri ne ByLock listelerinde yer alıyordu ne de mahrem imamların itiraflarında geçti. Yurtta Sulh Konseyi listelerinde de yer almıyordu. O nedenle tespit edilememişlerdi. İstihbarat ve güvenlik birimlerimizin ortak çalışması sonucunda deşifre edilen yeni sistemin adı, “Ardışık Arama Yöntemi”.

Sistem şöyle işliyor:

Her ayın cumartesi ya da pazartesi günü FETÖ’nün asker imamları, kontörlü telefondan ya da büfelerdeki ücretli sabit hattan sorumlu olduğu 10 kişiyi arıyor. Onlara maklube yiyecekleri ya da buluşacakları yeri bildiriyorlar. Bu işlem her ayın belirlenen gününde tekrar ediyor.

Hatırlarsanız 9 Kasım tarihli, “FETÖ’nün yeni oyunu” başlıklı yazımda, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yeni sistemden söz etmiştim. Ankesörlü hattan yeni tayin olarak gelen subayın telefonu aranıyor, ona o ilde kendileriyle ilgilenecek olan asker imamın ismi veriliyordu. Kısa bir süre sonra yine kontörlü hattan o şahıs arıyor ve buluşacakları yeri bildiriyordu.

ARDIŞIK ARAMA YÖNTEMİ

İstihbarat ve güvenlik birimlerinin ciddi bir çalışma sonucunda çözdüğü “Ardışık Arama Yöntemi” ise bunun bir üst versiyonu. Sistem şöyle çalışıyor: Kontörlü hattan TSK’daki FETÖ’cüyü arayan asker imamı, o numaranın ardından hemen diğerini çevirmiyor. Ne yapıyor? Örneğin 0532’li bir numarayı arıyor. Görüşme bittikten sonra bu kez 0532’yi çeviriyor. 0532’den sonraki ilk numarayı, 7’nci ve 5’inci rakamı değiştiriyor uydurduğu bir numarayı arayıp kapatıyor. Bir sonraki hafta ise esas numarayı arayıp görüştükten sonra, yine kendisine bildirilen rakamları değiştirip arayıp, kapatıyor. Bunu her numarayı aradıktan sonra yapıyor. Ama her defasında aynı rakamların yerini değiştirmiyor. Örneğin o asker imamına 10 kişi bağlıysa hepsini tek tek aramıyor. Her görüşmeden sonra önce bu işlemi yapıyor, sonra diğer numarayı arıyor. Değişiklikleri de kafasına göre değil, önceden kendisine bildirilen sisteme göre yapıyor.

Ardışık Arama Yöntemi ile tespit edilen TSK mensuplarının isimleri ne ByLock listelerinde yer alıyordu ne de mahrem imamların itiraflarında geçti. Hatta 15 Temmuz darbe girişimi sırasında yayınlanan Yurtta Sulh Konseyi listelerinde de yer almıyordu. O nedenle kendilerini gizlediler.

Yazının devamı...

Zarrab gizemi büyüyor

4 Aralık 2017

Zarrab’ın Miami’ye uçmadan önce ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu görevlileriyle buluştuğu, ABD’ye girişte bir sorun yaşamayacağı konusunda güvence aldığı yönündeki iddiaları ispatlayacak delillere ulaşamadım. Ama peşini bırakmış değilim çünkü burnuma pis kokular geliyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Zarrab hakkında açtığı soruşturmanın sadece mal varlığı üzerinden ilerlemesi yetmez. ABD’ye gidiş sürecinin de aydınlatılması gerekiyor. Eşi Ebru Gündeş,yakın korumaları ve avukatlarının vereceği bilgiler ile HTS kayıtları ve e-mail trafiği çarpıcı ilişkiler ağına ulaşmamızı sağlayabilir. İkinci bir Zarrab vakası yaşamamak için buna ihtiyaç olduğuna eminim. Ağzımızı açık bırakacak ilişkiler ağıyla karşılaşabiliriz.

ZARRAB AİLESİ İRAN’A GEÇİYOR

Zarrab, ABD’de tutuklandıktan sonra Türkiye’de iki önemli gelişme yaşanıyor.

1- Hürriyet’in ortaya çıkardığı gibi Türkiye’deki şirketlerin içi boşaltılıyor.

2- Kamu tanığı olmadan kısa bir süre önce annesi, babası ve kardeşi Türkiye’den İran’a geçiyorlar.

Zarrab davası 27 Kasım’da başladı. Ancak Zarrab mahkemeye çıkmadan önce “kamu tanığı” olduğu için sanık olarak çıkması beklenen mahkemede, itibarlı tanık oldu. Mahkemeye sunulan belgeden Zarrab’ın 26 Ekim tarihinde kamu tanığı olduğu anlaşılıyor. Belli ki eylül-ekim ayları sadece ABD’deki Zarrab açısından değil, Türkiye’deki ailesi açısından da önemli kararların olduğu bir zaman dilimi olmuş. Türk vatandaşlığı bulunan erkek kardeşi Muhammed (Can) Sarraf İran’a geçiş yapmış. O tarihe kadar Türkiye’de yaşayan ve aynı zamanda Türk vatandaşlığı bulunan babası Hüseyin, annesi Şebnem Sarraf ise dikkat çekmemek için 1 ay önce İran’a gitmiş. İran’daki iş ortakları Zencani’nin idam cezasına çarptırıldığı dikkate alındığında Zarrab’ın ailesinin İran’a gidişi, sadece vatan hasretiyle izah edilecek bir durum değil. 

DÖNEMİN BAŞBAKANI

Zarrab

Yazının devamı...