"Abdulkadir Selvi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Abdulkadir Selvi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Abdulkadir Selvi

Abdulkadir Selvi

PKK silah bırakacak mı çözüm sürecine dönülecek mi

28 Mart 2017

Referandum sürecinde Kürtlere yönelik ilk mesajlarını da bir anlamda buradan verecek. Sadece bölgede değil başta İstanbul olmak üzere Kürtler büyükşehirlerde de önemli bir potansiyeli oluşturuyor. MHP ile işbirliği nedeniyle Kürtlerde bir heyecan eksikliği var. İhmal edilmişlik ve dışlanmışlık duygusuna kapılmamaları için verilecek mesajlar önemli.

Bir süredir, “PYD-YPG’nin Suriye’deki kazanımlarını koruma adına PKK’nın Türkiye’de silah bırakması söz konusu olur mu?” şeklinde telkinler işitiliyor. Türkiye bu durumda ne yapar? Yeniden bir çözüm sürecine dönülür mü?

Bu soruların cevabını araştırdım.

“Bazı ülkelerin böyle düşündüğünün farkındayız. Ancak bu aşamada çözümün konuşulmasının dahi bir kırılmaya neden olacağı düşünülüyor. Suriye ve Irak’taki durum ile Türkiye’deki terörle mücadelenin sonuçlarını görmeden çözüm yönünde bir adım atılmaz. Suriye ve Irak’ta flu bir durum var. Flu durumda aceleci adımlar atılamaz. Tablo biraz daha netleştikten sonra bir değerlendirme yapılır.”

PKK’nın silah bırakması gibi bir belirti hissedilmiyor. Ayrıca Suriye’de YPG’nin bir koluna ABD’nin diğer koluna Rusya’nın girmesi Kandil’i heyecanlandırırken, Ankara’yı ciddi bir şekilde endişelendiriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump’ın mayıs ayında NATO zirvesinde yapacakları görüşme bir kilometre taşı olarak görülüyor.

Bu sorunun bir de içeriye bakan ayağı var.

“Bu aşamada böyle bir şey gündeme gelmez. Halk, üstünlüğün güvenlik güçlerinde olduğunu görüyor. Bunun sürmesini istiyor. Devletin PKK ile mücadelesindeki en büyük zaaf, devlet PKK’ya yönelik bu tür uygulamalarını devam ettirmez, bir süre sonra vazgeçer algısıydı. Bunun kırılması ve PKK ile mücadelenin etkin bir şekilde sürdürülmesi lazım. Çözümün konuşulması dahi bölgede bir kırılmaya neden olur. Bölgede çok ciddi adımlar atılıyor. Hem belediyelere atanan kayyumlar hem açıklanan teşvik paketi kapsamında.”

2017 KONSEPTİ

ABD ve Rus askerlerinin kollarına YPG armasını takıp dolaştığı bir konjonktürde Ankara işin nereye gideceğini görmek istiyor. Bu durum ne zamana kadar devam edecek? Bir takvim var mı? Var.

“Çözüm için 2017’nin sonunun görülmesi lazım. 2017 sonuna kadar mevcut konsept devam edecek. İç istikrar çok önemli.”

Bu yıl PKK’nın kış yapılanmasına geçmesine izin verilmedi. İçimizdeki Kandilciklere yönelik etkili operasyonlar yapıldı. Bu mücadelenin sonuçları alınmadan çözüm sürecine dönülmesinin, terörle mücadeleye destek veren bölge halkında hayal kırıklığına yol açacağı düşünülüyor.

2017 takvimi şöyle:

1- Terörle etkin mücadele...

2- Belediyelerdeki kayyumların hizmet üretmesi...

3- Fırat Kalkanı operasyonunun Irak ayağının görülmesi...

4- Irak ve Suriye’deki tablonun netleşmesi lazım.

Bölgede halk çözüm sürecinin devrede olmasını istiyor. Ama mevcut durumun buna imkân vermediğini görecek kadar da gerçekçi.

Peki İmralı bu işin neresinde? Öcalan, sorunların çözümü konusunda her zaman bir potansiyelinin olduğunu söylemekle birlikte konjonktürün buna imkân vermediğinin farkında. O nedenle Nevruz’da mesaj göndermek gibi bir çabanın içinde olmamış.

REFERANDUM BOYUTU

Tabii bu işin bir de referandumu ilgilendiren bir yüzü var.

“Bu sefer iş beka sorununa dönüştü. O nedenle 16 Nisan’da iyi bir oran çıkması lazım. Bölgede kâğıtlar yeniden dağıtılıyor, oyun yeniden kuruluyor. Bizim bir an önce sorunları azaltıp, denklemde yerimizi almamız lazım.”

Dış politikada Türkiye’nin bir abluka içinde alınmaya çalışmasının bölgenin yeniden şekillendirilmesiyle bir ilgisi var mı acaba? Ankara, doğrudan ilgisi olduğu kanaatinde.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da bunun sinyalini verdi. Türkiye, Fırat Kalkanı ile Suriye’de yaptığını Şengal operasyonu ile Irak’ta yapmaya hazırlanıyor. Bunun askeri ve diplomatik planlamaları yapılıyor.

Yazının devamı...

‘Evet’ ve ‘Hayır’ların motivasyon kaynağı

27 Mart 2017

Referanduma giderken kadın oylarında ilginç bir gelişme gözleniyor. Kararsızların arasındaki kadın oyları azalıyor. Kadın seçmenlerin arasında evet oyları ağır basıyor. Adil Gür’ün sahibi olduğu A&G’nin araştırmasına göre kadınların yüzde 54.6’sı ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan için’ destek vereceğini söylüyor. AK Parti hareketi içinde de kadınların önemi büyük. Erkeklere göre daha ‘Erdoğancı’lar hem de kapı kapı dolaşıp oy topluyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir gününü kadınlara ayıracak, ‘kadınlar günü’ yapacak. Elbette ki hanımların kekli-pastalı günü gibi değil. Onlarla, ‘referandum günü’ yapacak.

Bu arada kamuoyu araştırmaları ve saha gözlemleri ışığında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın programında düzenleme yapılıyor. Cumhurbaşkanı bundan sonra İstanbul’a daha fazla ağırlık verecek. Başbakan Binali Yıldırım, 5 coğrafi bölgede evet, Ege’de ise hayır oylarının önde olduğunu söyledi. En çok seçmene sahip olan Marmara Bölgesi’nde ise başabaş bir durum söz konusu. Bu göstergeler Erdoğan’ın İstanbul’a ağırlık vermesine neden oldu. İstanbul ile Erdoğan arasındaki özel bir bağ var. Cumhurbaşkanı hem kendisi İstanbul’a ağırlık verecek hem de bakanlara hemşeri dernekleri üzerinden İstanbul’da çalışma talimatı verdi.

Evet ya da hayır diyeceklerin kendine göre belli başlı gerekçeleri var. Ama bir nokta var ki, iki kesimin kesişme noktasını oluşturuyor. Erdoğan sevgisi ve Erdoğan nefreti. A&G araştırmasında Erdoğan için evet diyeceklerin oranı yüzde 51.4 çıkıyor. Bu, Cumhurbaşkanlığı seçiminde aldığı yüzde 51.8’e yakın bir oran.

Referandumda anlamlı bir evet çıkması için, bazı kaygıların giderilmesi gerekiyor. 

3 SORU ÖN PLANA ÇIKIYOR

1- Tek adamlık.

2- Erdoğan iyi ama ondan sonra ne olacak kaygısı.

3- Kampanyanın dili.

İlk günlere rağmen kampanya dili önemli ölçüde değişti ama hâlâ AK Parti’ye özgü kucaklayıcı ve kapsayıcı bir dilin hâkim olduğunu söylemek mümkün değil.

Tek adamlık ise hayır cephesinin en önemli motivasyon aracı. A&G’nin araştırmasında bu oran 53.2 çıkıyor. AK Parti seçmeninin kafasını kurcalayan konu ise, “Erdoğan iyi, peki ondan sonra ne olacak?” sorusu. Her iki kaygıyı da giderebilecek tek kişi var. O da Cumhurbaşkanı Erdoğan. Son dönemde konuşmalarında en çok bu noktaların üzerinde duruyor. Ama biraz daha vurgu yapmasına ihtiyaç var. 

EN ETKİLİ FAKTÖR

Evet vereceğini açıklayanlar ilk sıraya Erdoğan’ı yerleştirdikten sonra sırayla...

İstikrarın devamı, darbelerin olmaması için, terörle daha etkin mücadele edilmesi, çift başlılığın engellenmesi ve parlamenter sistemin artık yürümemesi seçeneklerini sıralıyorlar. Hayır diyeceklerde ise tek adamlık açık ara önde. Onu parlamenter sisteme olan inançla, ülkenin bölünme kaygısı izliyor. Rejimin değişeceği ve Meclis’in ve siyasi partilerin bir daha olmayacağı endişesi de onları takip ediyor. Erdoğan’a karşı olduğu için hayır diyeceklerin oranı yüzde 27.7 çıkıyor. Cumhurbaşkanı’nın meydanlara çıkmasıyla Erdoğan sevgisi yükseldiği gibi karşıtlığı da tırmanmaya başlamış. Tek adamlık kaygısı ve Erdoğan karşıtlığı nedeniyle hayır vereceklerin oranını toplandığımızda 80.09 ediyor. Demek ki ne sistem değişikliği ne rejim kaygısı... Hayır cephesinin en önemli sorunu Erdoğan. Avrupa’nın referandum sürecinde başlattığı Erdoğan karşıtı kampanyanın bundan bağımsız olduğunu düşünmüyorum. İşi Erdoğan’ın kafasına silah dayayan pankart açmaya kadar götürdüler. ‘Evet’in de ‘Hayır’ın da en önemli motivasyon aracı Erdoğan oldu. Zaten referandum da hızla bir Erdoğan referandumuna dönüşüyor. Hem içte hem dışta.

Yazının devamı...

Evet-hayır oranları değişiyor

23 Mart 2017

16 Nisan sonrasına ilişkin olarak hesaplar ‘Evet’e göre yapılıyor, istikrar bozulmayacak, kaos yaşanmayacak seçeneği tercih ediliyor. 16 Nisan’da sandıktan çıkacak ‘Evet’ oranının önemi büyük olacak. Yüzde 55 artı şeklinde anlamlı bir ‘Evet’ çıktığı takdirde, siyasi irade güven tazelemiş olacak. Kampanyanın başında ‘Hayır’ rüzgârı kendisini hissettiriyordu. ‘Evet’ kampanyasında ise bazı yol kazaları yaşanıyordu. Ancak ‘Evet’ cephesi toparlandı. Bundan sonra ‘Evet’ ile ‘Hayır’ arasındaki makas açılabilir. Peki sonra nasıl oldu da bu rüzgâr tersine döndü?

Hayırcılar sürekli olarak karamsarlık pompalıyor. Söylemleri heyecan vermiyor. Umut vaat etmiyorlar. Oysa kitleler umudu satın alır.

- Kılıçdaroğlu’nun evet çıktığı takdirde cumhurbaşkanı ile başbakan arasında kriz çıkacağı yönündeki gafı.

- Hollanda’nın Aile Bakanımızı sınır dışı edip, vatandaşlarımızın üzerine atlarını ve itlerini sürmesi.

- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın meydanlara çıkması. Cumhurbaşkanlığı sisteminin içeriğinin anlatılmaya başlanması.

İbre ‘Evet’e döndü ama buna rağmen AK Parti hatalarıyla yüzleşmeyi eksik etmiyor. Sanıyorum seçim başarısını da ona borçlular.

ESKİ BAKANLARDAN UYARILAR

Başbakan Binali Yıldırım’ın eski bakanlarla toplantısında yapılan özeleştiri bu açıdan çok önemli.

- 1.5 milyona yakın genç, oy kullanacak. Gençlerde 3. sıradayız. Gençlere yönelik yeni bir şeyler geliştirmemiz lazım.

- MHP ile beraber olmaktan kaynaklanan bir sorunumuz var. Batıdaki Kürtlerin durumu nedir?

- FETÖ’den yargılamalar yerli yerine oturamadı. Bir kişi tutuklanıyor ama onunla kalmıyor. Onun yakınları da var. Onlar bize düşman oluyor. Yargıda işler iyi gitmiyor.

- Kullanılan dil problemli. Ötekileştirmeyeceğiz, pozitif bir dil kullanacağız dedik ama olmadı. Biz kucaklayıcı bir dile sahiptik. Bu kez yukarıdan bakan ve ötekileştirici bir dil kullanılıyor.

- Baykal’ın Peygamberimizle ilgili sözlerini tartışıyoruz ama bizim içimizdekileri konuşmuyoruz.

- Kampanyada diğer partilerle karşı çok sert bir dil kullanılıyor. 17 Nisan’dan sonra yüz yüze bakmak zorunda kalabilir, tükürdüğümüz testiden su içebiliriz.

- CHP bize ‘tek adam’ diyor biz de ‘Atatürk de tek adamdı’ diyoruz. Biz siyaseti CHP’nin tek adamlığını tenkit ederek siyaset yaptık. Ama geldiğimiz noktada CHP’nin tek adamlığına sığınıyoruz.

Burada bir madde eksik bırakılmış. O da başta Meral Akşener olmak üzere ‘Hayır’ çalışmalarının bazı valiler tarafından yasaklanması. Yasaklar her zaman tersine teper. 1988’deki eski siyasetçilerin yasaklarının kaldırılması referandumu sırasında Özal’ın gözüne girmek isteyen dönemin valisi, Demirel’i Antalya’ya sokmamıştı. Ama o olay Türkiye çapında Demirel rüzgârının esmesine yol açtı. Yasaklar her zaman yanlıştır ve her zaman muhalefeti besler.

CHP’NİN MOLAYA İHTİYACI VAR

AK Parti, basketbol maçlarında olduğu gibi mola alıp, kampanyanın gidişatını masaya yatırıyor. Benzer bir molaya CHP’nin ihtiyacı var. Çünkü kampanya süresi uzadıkça CHP’nin nefesi tükenmeye, ‘Hayır’ kampanyası heyecanını kaybetmeye başladı. Kemal Bey, aynı şeyleri tekrar ediyor. Zaman zaman da gaf yapıyor. Başkanlık sistemi gelince cumhurbaşkanı ve başbakanın sürtüşeceği yönündeki sözleri unutulmuş değil. Aynı şekilde 3 Milyon Suriyeli’ye vatandaşlık verecekleri gibi altı doldurulamayan iddialar inandırıcılığı törpülüyor.

AK Parti bir anlamda kendi yüzüne aynı tutmuş. Benzer bir aynanın CHP’nin yüzüne tutulmasına ihtiyaç var. Hem de acil bir şekilde.

 

Yazının devamı...

Gülen, CIA'le içli dışlı mı

22 Mart 2017

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başkan Trump’la ilk görüşmesinde Gülen’in iadesini gündeme getirdi. Trump, Gülen’in iadesi konusunu inceleteceğini, gerekirse ABD’de yargılanıp yargılanamayacağı konusuna da bakacağı sözünü vermişti.

Dün de Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, ABD Adalet Bakanı Jeff Sessions’la Gülen’in iadesi konusunu görüştü. Bozdağ daha önce de ABD’li mevkidaşına mektup yazarak, iade konusunda ayrıntılı bilgi vermişti. 10 Eylül tarihinde, darbe girişiminin lideri olarak Gülen’in ABD’de geçici tutuklanması talebiyle başvuruda bulunmuştuk.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başkan yardımcısı Joe Biden’la yaptığı görüşmede Adalet Bakanı tarafından, Gülen’le 15 Temmuz darbe girişimi arasındaki bağlantıyı ortaya koyan kanıtlar sunulmuştu.

27 Ekim tarihinde ise Bekir Bozdağ, Adalet Bakanı Loretta Lynch ile Gülen’in iadesi konusunu görüşmüştü.

Ben yazarken yoruldum, inanıyorum ki siz de okurken bunaldınız.

Tüm bu müracaatlara rağmen ne oldu?

Dün itibariyle Fetullah Gülen’in iadesiyle ilgili dosyanın henüz Adalet Bakanlığı’ndan mahkemelere gönderilmediği ortaya çıktı. Kapağını dahi açmamışlar.
Trump yönetiminden etkili bir isimle bir siyasetçimiz arasında şu diyalog yaşanıyor:

- Gülen’i Türkiye’ye iade edin.
- Bir imamın bu işi yaptığına inanıyor musun?
- Evet, inanıyorum çünkü benim bulunduğum Meclis bombalandı.

Darbeye ilişkin kanıt mı istiyorsunuz?

15 Temmuz’un ardından Meclis’i ziyaretinde Gülen’in iadesi için kanıtların dikkate alınacağını belirten ABD Genelkurmay Başkanı Dunford’a Genelkurmay Başkanı Akar, “En büyük kanıt benim. Beni Fetullah Gülen’le görüştürmek istediler” yanıtını vermişti.

Ne oldu? ‘Vahşi Batı’nın adaleti bu işte.

- İmam Fetullah Gülen’in darbe yaptığına inanmaz ama imam Usame bin Laden’in 11 Eylül’ü yaptığına inanır.

İmam Fetullah Gülen’i Türkiye’ye iade etmez ama imam Usame bin Laden’in ayaklarına taş bağlayıp denizin dibine atar.

- Sisi’nin darbe yaptığına inanmaz ama Erdoğan’ın darbe tiyatrosu çevirdiğine inanır.

ABD, Gülen’in iadesi konusunda neden adım atmıyor?

Suç ortaklığı var çünkü. 27 Mayıs’ta, 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta askere darbe yaptıran ABD, bu kez ihaleyi FETÖ’ye verdi. O nedenle koruyorlar. İade etmediklerine göre işleri bitmemiş demek ki.

‘One minute’ün ardından Türkiye’yi ziyaret eden CIA Başkanı David Petraeus, o dönem başbakan olan Erdoğan’a, “Siz İsrail’in özrünü kabul edin, biz de sizin cemaatle ilişkilerinizi düzeltelim” demişti. Erdoğan bu söz üzerine MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a dönüp, “Bu kadar mı içli dışlılar” diye sormuştu.
Şimdi buna Alman Haberalma Servisi Başkanı’nın “darbe girişiminin arkasında Gülen’in bulunduğuna dair kanıt olmadığı” yönündeki sözlerini ekleyip, “Kahl, bu kadar içli dışlı mısınız?” diye sormak lazım.

Dün Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın ABD Adalet Bakanı Jeff Sessions’la yaptığı görüşme yarım saat sürdü.

Bozdağ, Fetullah Gülen’in geçici olarak tutuklanması ve Türkiye’yi iadesi yönünde taleplerimizin olduğunu belirterek, Sessions’tan bunları mahkemeye göndermesini istedi.

Sessions ise, “Ben değerlendireceğim” karşılığını verdi. 

Yazının devamı...

ABD, Rakka’ya ikmal hattı kuruyor

21 Mart 2017

ABD’nin Rakka operasyonuna yönelik hazırlıkları hızlandı. İkmal hatlarını kurmaya ve lojistik malzemelerinin sevkıyatına başladı. Ağır silahların bir kısmı zaten gelmişti. Ama operasyonda kullanılacak olan ağır silahların takviyesi devam edecek.

ABD’nin Rakka planı ise henüz netleşmedi. Pentagon ve CENTOM’un Rakka operasyonunu Türkiye ile değil, YPG ile yapmak istediği belli. İş siyasi iradeye kaldı. Obama döneminde hazırlanan Rakka planını yetersiz bulan Trump, yeni bir plan hazırlanması talimatını vermişti. Yeni Rakka planı Trump’a sunuldu. Ama o henüz kararını vermiş değil. Pentagon, Trump’ın kararsızlığından yararlanıp mesafe aldı. Askeri birimlerin hazırlıkları hızlandı.

Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar, İncirlik’teki görüşmede ABD Genelkurmay Başkanı Dunford’a Rakka planını sunmuştu. Rakka planı genel hatlarıyla Türkiye ve ABD’nin yoğun hava desteğini, karadan ise Türk ve Amerikan özel kuvvetlerinin desteğiyle ÖSO birlikleri, Suriye Demokratik Güçleri’nin içindeki yerel Arap unsurlar ve Roj Peşmerge birliklerinin ortak operasyonunu öngörüyordu.

Ankara’nın sunduğu Rakka planı reddedilmediği sürece masada. Trump tercihini Türkiye’den yana kullanmadığı sürece, Türkiye seçeneği zayıf görünüyor. ABD, son 3 yıldır YPG’ye ortak operasyon ve eğitim konusunda yatırım yapıyor. Son 1 yıldır da ağır silahlar vermeye başladı.

Pentagon, Rakka’nın mesajını, Menbiç’te bayrak göstermek suretiyle verdi. YPG’ye yönelik Menbiç operasyonunu engelleyen ABD, DAEŞ’ten temizlenen El Bab operasyonu sırasında da önemli güçlükler çıkardı. “El Bab’da oynanan oyunları bir görseniz, orada sadece DAEŞ’le mücadele etmedik. Buna rağmen El Bab’ı almak büyük bir başarı oldu” deniliyor.

Her şeye rağmen Cerablus’u, Dabık’ı, El Bab’ı DAEŞ’ten temizleyen Türkiye, şimdi orada kalma mücadelesi veriyor. Türkiye, Fırat Kalkanı operasyonu ile Afrin ve Kobani Kantonlarının birleşmesini engelledi. ABD bundan rahatsız. Ayrıca Türk askeri varlığının El Bab’a kadar olan bir bölgeyi kontrol etmesini uzun vadeli planları için tehlikeli buluyorlar.

RAKKA MAYISA MI KALDI?

Ankara’da Rakka operasyonunun nisan sonu ya da mayıs başına kaldığı izlenimi hâkim. Planlama ve hazırlık süreci devam ediyor. Sahada yürütülen çalışmalara bakınca operasyonun daha önce başlayacağı gibi bir hava var.

Pentagon’un Başkan Trump’a sunduğu Rakka planı Suriye ve Irak olmak üzere iki ayaktan oluşuyor. ABD, Özel birliklerinin Erbil ya da Tel Afer’e indirilmesi, buradan Sincar hattı ve Rabia kapısından Suriye’ye girmesi bekleniyor. ABD, Dohuk’ta eğitim verdiği 4 bin beş yüz Roj Peşmerge’yi operasyon hattının güvenliğini sağlamak üzere önceden içeri sokacak. ABD, Rakka operasyonu öncesinde ikmal hatlarını oluşturmaya başladı. Amerikalılar, Sincar’a yüksek kapasiteli bir ikmal hattı kuruyor. Rakka planlamasında ise YPG ve Roj Peşmerge birlikleri Rakka kuşatmasını gerçekleştirecek, ABD yoğun hava bombardımanı ile destek verecek. ABD özel birlikleri ise şehir içi operasyon sırasında devreye girecek. Yeni bir bilgi daha. Öncü birliklerin Rakka sınırına ulaştığına ilişkin fotoğraflar gelmeye başladı.

SİLAHLAR YPG’YE KALACAK

Bir de madalyonun öteki yüzü var. Rakka operasyonu görüntüsü altında ABD, YPG’yi ağır silahlarla donatıyor. ABD’nin bir özelliği var. Operasyon bittikten sonra bu silahları geri çekmiyor. Irak’ta, işgal sürecinde getirdiği silahları geri götürmedi. Peki YPG’ye verdiği silahları ne yapacak? Geri almayacağı belli. YPG bu silahları kime doğrultacak? Tabii ki bize. İş sadece Rakka operasyonunu YPG ile birlikte yapmakla kalmıyor, bir de Rakka’dan sonrası var.

Yazının devamı...

‘Evet-hayır’a yeni stratejiler

20 Mart 2017

Önce AK Parti cephesindeki tespitleri paylaşayım.

- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sahaya inmesiyle birlikte AK Parti tabanındaki kararsızların oranı azalmaya başladı. İlk etapta yüzde 9 seviyesindeki kararsızların oranının gerilediği gözleniyor.

- Kararsızların oranında ciddi bir gerileme sağlanamadı. Henüz kararsızlar ciddi bir oran olmayı sürdürüyor. Sonuçları belirleyici olan, kararsızların tercihi olacak.

Hayır cephesinde ise ikili bir yapı görünüyor. HDP eş genel başkanlarının cezaevinde olması nedeniyle hayır cephesinin liderliğini CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yapıyor. Ancak bir de CHP ve Kılıçdaroğlu’ndan bağımsız olan hayırcılar var. HDP’liler büyük ölçüde bunların arasında yer alıyor.

- Erken bir zamanda yelkenlerini şişiren hayır cephesinde son 10 gündür bir durgunluk gözleniyor. Oy oranında bir artış yok, hayır rüzgârı varlığını koruyor ama yeni bir rüzgâr estiremiyor.

YENİ STRATEJİLER

AK Parti strateji heyeti önümüzdeki günlerde basketbol maçlarında olduğu gibi bir kampanya molası alıp, stratejiyi gözden geçirecek. Mevcut durumu net bir şekilde görebilmek için kamuoyu araştırmaları dahi bir hafta ertelendi. Neden? Hollanda krizi başta olmak üzere Avrupa’da yaşananların seçmen davranışları üzerindeki etkisi daha net ölçebilme adına. Araştırma şirketleri Hollanda ateşinin yandığı bir sırada sahadaki dalgaya yakalanıp abartılı bir ölçüm yapmayı tercih etmediler.

AK Parti bu molada kampanya sırasında öne çıkan başlıkları tespit edip ona göre yeni stratejiler geliştirme çabasında. Bir anlamda kampanyaya yeni bir format atılması amaçlanıyor.

Benzer bir ‘hayır molası’na muhalefetin de ihtiyacı var. Hayır kampanyasına ilişkin saha gözlemleri çarpıcı.

- ‘Hayır’ı anlatırken tekrara düşüldüğü, aynı dil ve aynı üslubun bir bıkkınlık oluşturmaya başladığı...

- Erdoğan ve tek adamdan öteye geçmeyen söylemlerin hayırcılar tarafından yeterince satın alındığı...

- Kılıçdaroğlu’nun gaflarının, Deniz Baykal’ın peygamberlerle ilgili benzetmelerinin eski CHP’yi hatırlattığı...

- ‘Hayır’ın statükonun devamından öte yeni bir şey vaat etmediği...

- ‘Hayır’ın heyecanını kaybetmeye başladığı, yeni bir dile, yeni bir söyleme ihtiyaç olduğu...

Muhalefet, sezon başlangıcında erken form tutan takımlar gibi hızlı bir dalış yaptı. Asıl önemli olan bu rüzgârı 16 Nisan’a kadar estirebilmek.

SORULARA GÖRE YENİ SÖYLEM

AK Parti’nin ara değerlendirme yapacağı çalışmada yeni sisteme ilişkin olarak halkın ikna olmakta zorlandığı başlıklar masaya yatırılacak. 

Başbakan Binali Yıldırım, milletvekilleriyle görüşmesinde “Çok çalışmamız lazım” demişti.

- 10 yıl sonra Erdoğan olmayacak, o zaman ne olacak?

- Tek adamlık.

Başka başlıklar da var:

- Kılıçdaroğlu’nun “Hayır çıkarsa bir şey değişmeyecek. Hükümet yerinde kalacak, Erdoğan cumhurbaşkanlığına devam edecek” söyleminin tabanda bir rehavete yol açtığı belirlendi. Buna göre, yeni bir söylem geliştirilmesinin üzerinde duruluyor. Hayır çıkarsa muhalefetin bir siyasi kaosa oynayacağı, erken seçime zorlayacağı, sokağı harekete geçireceği ve Türkiye’nin belirsiz bir sürecin içine gireceğinin anlatılması planlanıyor.

-  AK Parti milletvekilleri Başbakan’la toplantılarında, milliyetçi tabandaki dağınıklığa dikkat çekmişler ve “Milliyetçi tabanı toparlayacak bir politika geliştirmeliyiz” demişlerdi. CHP’deki iç sorunların evet kampanyası üzerindeki etkisi devam ediyor. AK Parti yönetimi Bahçeli’nin Elazığ’la başlayan mitinglerinin MHP tabanını konsolide etmede etkili olacağını düşünüyor.

-  Bu kampanya sürecinde ilk kez Kürt seçmene yönelik bir şey denilmedi? Bölge mitingleri başlamadan önce Kürtlerin, “Cumhurbaşkanlığı sistemi bize ne getirecek?” sorusuna cevap aranacak.

- Bir evet-hayır tablosu hazırlanması öneriliyor.

- Hayır ne vaat ediyor?

- Evet ne vaat ediyor?

‘Hayır’ statükonun devamını istiyor, ‘evet’ istikrarı hedef alan yeni bir sistem vaat ediyor gibi.

Referandum için şimdiye kadar bir anlamda ısınma turları atıldı, asıl mücadele bundan sonra yaşanacak.

Yazının devamı...

Çavuşoğlu Hollanda krizinin perde arkasını Hürriyet'e anlattı

16 Mart 2017

Hollandalı yöneticilerin çirkinlikte birbiriyle yarıştığı o geceyi Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun ağzından aydınlatmaya çalıştım.

“Hollanda programı için Rotterdam’da organizasyon yapılmış, önceden uçuş izinleri alınmış. Buraya kadar bir sorun yok. Hiçbir sorun yokken Hollanda Başbakanı Rutte, ‘Türk Dışişleri Bakanı gelemez’ diye açıklama yaptı. Ben de ‘Hollanda’ya ben vatandaşlarımızla buluşmaya gidiyorum’ diye karşılık verdim ama rahatsız oldum. Bunun üzerine AKPM’den dostluğumuz olan Rene van der Linden’i aradım. ‘Bu açıklama bizi çok kırdı. Bu açıklamaya ne gerek vardı. Başbakan bu açıklamayı yapacağına beni arasaydı, seçimden önce gelmesen deseydi, ben de bunu anlayışla karşılardım. Bizim dostluğumuza yakışmıyor’ dedim. Van der Linden, ‘Başbakanı ara’ dedi. ‘Yok, ben aramam. Bu tavır bizi üzdü’ karşılığını verdim. Bunun üzerine Dışişleri Bakanı Bert Koenders aradı. Ona da aynı şeyi söyledim. ‘Başbakan açıklama yapacağına beni arasaydı. Seçim var gelme deseydi, seçim sonrası gelirdim’ dedim. Bunun üzerine, ‘Seçim sonrasını da garanti edemem’ demesin mi?”


ADIM ADIM KRİZ
Burada araya gireceğim.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile Hollandalı meslektaşı AKPM’den arkadaşlar. O nedenle birbirlerine ilk isimleriyle, “Bert” ve “Mevlüt” diye hitap ediyorlar.

“Bert ben senden izin istemiyorum. Ben orada kendi vatandaşlarımızla buluşacağım. Sadece nezaketen sana söylüyorum” diyor.

Hollandalı Bakan, “Sen son kararını verme ben bir bakayım” diyor. Çavuşoğlu, “Sen benim arkadaşımsın. Başbakanla görüş, beni ara. Seçimden sonra gelebilirim, 17-18 Mart olabilir” diye öneri getiriyor.

Mevlüt Çavuşoğlu yanıt beklerken Başbakan Rutte, “Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı’nın uçağı inemez” diye açıklama yapıyor.

Mevlüt Çavuşoğlu o sırada CNN Türk’te Hakan Çelik’in canlı yayın konuğu. Bu açıklama üzerine Hollanda Dışişleri Bakanı’nı arıyor, “Bert, bak dürüst davranmıyorsunuz, seçim öncesi popülizm yapıyorsunuz, bu dürüst bir davranış değil” diyor.

Bundan sonra her 15 dakikada bir Çavuşoğlu’nu arıyorlar. Sorunu çözmek için değil, tam aksine ‘telefonda tehdit ediyorlar’. Sıra toplantı yerine geliyor.

Çavuşoğlu şöyle aktarıyor:

“Dışişleri Bakanı, ‘Rotterdam olmaz, Lahey olsun’ dedi. Orada ilana çıkılmış, vatandaşlarımıza duyurulmuş. Buna rağmen, ‘Lahey olur’ dedim. Biz Lahey’i kabul edince şaşırdılar. Bu sefer, ‘Salon olmasın, büyükelçilik olsun, 40-50 kişi katılsın, görüşeceklerinizin listesini de önceden bize verin’ dediler. Buna, ‘Vatandaşlarımız Türkiye Cumhuriyeti’nin toprağı olan büyükelçiliğimize gelecekler. Size bir liste verecek değilim’ karşılığını verdim.”


AİLE BAKANI NASIL GİTTİ
Bir de Aile Bakanımızın Hollanda’ya gidişi konusu var. Önce Hollanda’nın servis ettiği senaryoyu aktarayım.

“Türk Bakan Türkiye’ye dönmeye hazırlanırken telefon görüşmeleri yapıyor. Bunun üzerine rota Hollanda’ya çevriliyor. Hollanda’yı yanıltmak için aynı tipte 3 araç hazırlanıyor, üçü de ayrı kapılardan giriş yapıyor. Bu arada Almanya, bu durumdan Hollanda’yı haberdar ediyor. Almanya’nın nasıl haberi oluyor? Fiziki takiple mi, Bakan Fatma Betül Sayan Kaya’nın telefonlarını dinleyerek mi, yoksa başka istihbarat kanalları aracılığıyla mı? Ya da hepsini birden kullanarak mı? Hollanda, Aile Bakanı henüz Almanya’dan hareket etmeden önce bu haberi öğrenmesine rağmen girişte önlem almıyor. Türk Bakan’ın Rotterdam’a kadar gelip, konsolosluk binasının kapısında durdurulması için hazırlık yapıyor.”

Neden? Seçimler öncesinde güç gösterisi yapmak için.

Gerçek durumu Çavuşoğlu’na sordum.

“Rotterdam’daki büyükelçilik aracımız hazırlandı. Diplomatik plakaya sahip olan zırhlı diplomatik aracımız Rotterdam’dan gitti, Sayın Fatma Betül Sayan Kaya’yı aldı, Rotterdam’a getirdi. Gizli saklı bir şey yok. Orası benim toprağım.”

Hollanda’ya yönelik ilk yaptırımlar devreye girdi. İkinci yaptırım paketi ise hazır tutuluyor. Bundan sonrasını Çavuşoğlu’na sordum.

“Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanının Türk vatandaşları ile buluşmasına engel olunması, o gece maslahatgüzarımızın gözaltına alınması Viyana Sözleşmesi’nin iptal edilmesi demektir. Uluslararası hukukun verdiği tüm imkânları kullanacağız, diplomatik zeminleri harekete geçireceğiz.”

Ancak bir çekincesi var Çavuşoğlu’nun:

“Avrupa’daki ikiyüzlülüğü de görüyoruz. Bana telefonda Hollanda’nın yaptığı yanlış diyenler, Hollanda’ya destek açıklaması yaptılar. Bu ikiyüzlülüğün farkındayız. Bu olay Hollanda’da değil Türkiye’de olsaydı bütün dünya ayağa kalkardı.”

Yazının devamı...

Avrupa'nın 28 Şubat'ı

15 Mart 2017

Fransa ve Belçika’da iki kadın başörtülerini çıkarmadıkları için işten çıkarılmış, onlar da Avrupa’nın adaletine sığınmışlardı. Ancak Avrupa’nın kararı, yasaklar yönünde tecelli etti.

Aynen bizde 28 Şubat sürecinde olduğu gibi.

Türkiye’nin referandum sürecinde olduğu bir sırada geldi başörtüsü yasağı. Cumhurbaşkanı Erdoğan meydanlarda Almanya ve Hollanda başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin Türk bakanlara getirdiği yasağı eleştiriyordu. Ama başörtüsü yasağı hepsinden baskın geldi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, referandum sürecinde Avrupa’nın kucağına bıraktığı iki konuyu meydanlarda işleyecek.

1- Hollanda rezaleti.

2- Başörtüsü düşmanlığı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan şimdi Hollanda’daki rezaletten girip başörtüsü yasağından çıkmaz mı? Erdoğan, 28 Şubat’ın küllerinin arasından doğan bir lider. 28 Şubat’taki başörtüsü zulmünü bir türlü unutamayan muhafazakâr seçmen, Avrupa’nın başörtüsü yasağının hesabını sormaz mı?


BAKANLAR KURULU’NDAKİ HAVA
Avrupa’da cinnet hali yaşanırken, siyasi söylemlerin aksine Ankara’da ihtiyatlı bir tutum hâkim.

Hollanda krizinin ele alındığı Bakanlar Kurulu’ndaki havayı yansıtmak istiyorum.

Her bakan toplantıya Hollanda’ya bakanlığıyla ilgili alanlarda yapılacak olan yaptırımlar listesi ile geliyor. Üç saat süren ciddi bir müzakere yürütülüyor.

Milletin hukukunu koruma ve devletin kararlılığını gösterme adına bir dizi kararlar alınıyor. Yaptırımlardan ekonomi ve turizmin zarar görmemesi isteniyor.

Hollanda firmaları Türkiye’de doğrudan yatırımları ile hem ekonomiye hem istihdama önemli katkı sağlıyor. Başbakan yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, ilk etapta yapılacakları 4 madde halinde açıkladı. Hem bakan Kurtulmuş’un üslubu hem açıklanan kararlar Ankara’nın ihtiyatlı yaklaşımını yansıtıyordu.

Bakanlar Kurulu toplantısında birçok seçenek masaya yatırılıyor. Ancak öncelikle Hollanda’daki seçimlerden sonraki havanın gözlenmesi kararlaştırılıyor. Hollanda seçimden sonra profili düşürecek mi, düşürmeyecek mi?

Hollanda Başbakanı Rutte’nin, yaptırımları, “Çok da kötü değil” şeklinde karşılaması bir küçüksemeyi içinde barındırıyor. Ama aynı zamanda seçimden sonra adım atmasının da imkânını sunuyor. Tabii değerlendirirse...

Hollanda yine aynı şekilde devam ederse ikinci parti yaptırımlar devreye sokulacak. Bunun içinde Hollanda firmalarının kamu yatırımlarına girmesinin yasaklanması gibi ekonomiye ilişkin kararları da görebiliriz.


HOLLANDA’DA DA SEÇİM SONRASI
Hollanda krizinin seyri açısından bugün Hollanda’da yapılacak olan seçimlerde çıkacak tablo önemli olacak.

O nedenle Türkiye’deki seçimleri takip ediyor gibi bir gözümüz Hollanda’daki seçimlerde olacak. Seçimlerden Wilders güçlenerek çıkarsa, diğer ırkçı liderler kutlama için sıraya girecekler.

Almanya’da Almanya için Alternatif Partisi seçimleri kazanınca ilk kutlayan Marie Le Pen olmuştu. “Dünün imkânsızı bugün gerçek oldu” diye tweet atan Le Pen’i, Avusturya’nın ırkçı lideri Heinz Christan Strache takip etti, “Doğru Yol” mesajıyla. Çünkü Avrupa’da ırkçı partilerin bir ülkede seçim kazanması, diğerleri için de motivasyon kaynağı oluyor. Maalesef ki Avrupa’da bu yıl 6 seçim var ve ırkçı partilerin hepsi de favori.

Ankara, Avrupa ile yaşanan son krizde bir 15 Temmuz etkisi görüyor. Hollanda özelinde buna Wilders etkisi diyebiliriz.

15 Temmuz’dan sonra Hollanda Parlamentosu’ndaki oturumda Wilders, “Ne yazık ki, 15 Temmuz’daki darbe girişimi başarılı olamadı” demişti. Sadece bunu söylememişti elbette ki, “Askeri rejim her halükârda Erdoğan rejiminden daha iyi” demişti.

Wilders’in, “Türkiye’de asıl darbe Erdoğan tarafından yapıldı ve hâlâ devam ediyor” sözleri size bir yerlerden tanıdık gelmiyor mu? İçimizdeki Hollandalılar da aynı şeyi söylemiyor mu?

Demek ki 15 Temmuz’da Wilders’in hevesi kursağında kalmış. O nedenle 16 Nisan, 15 Temmuz parantezinin kapatılması olacak.

<iframe src='http://www.hurriyet.com.tr/video/embed/?vid=40395108&resizable=1&autostart=scroll&playsinline=true&v_utm_source=haber_detay' width='580' height='326' frameborder='0' scrolling='no' allowfullscreen></iframe>

Yazının devamı...