"Abdulkadir Selvi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Abdulkadir Selvi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Abdulkadir Selvi

Abdulkadir Selvi

AK Parti’de yeni racon tartışması

7 Eylül 2017

Belli ki bu racon kesme işi AK parti Genel Merkez yönetimini de rahatsız etmiş olmalı ki, il başkanlarına bu yönde önemli mesajlar verdiler. Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlığında yapılan MYK toplantısında da genel başkan yardımcıları söz alıp, ekranlardan, gazetelerindeki köşelerinden ve sosyal medya üzerinden AK Parti adına racon kesenlerden duydukları rahatsızlığı dile getirmişlerdi. Hatta orada sadece racon kesen medya mensuplarından değil, bazı siyasilerden de şikâyet edilmişti. Erdoğan, iktidarda 15 yılını dolduran AK Parti’nin yorulup yıpranmaması için ciddi bir değişim sürecini başlattı. Çünkü Erdoğan’ın önünde, ANAP ve DYP gibi iktidarda yıpranan, yorulan partiler var. O nedenle değişimin startını, “metal yorgunluğu” olarak verdi. Değişimin partiye yeni bir heyecan, yeni bir enerji kazandırmasını amaçlıyor. Bir hücre yenilenmesini sağlamaya çalışıyor. Bunun bir tasfiye olmadığının, bayrak değişimi olduğunun altını çiziyor. Tabii her değişim gibi bu da sancılı oluyor. Bunun başında bazı çevrelerin, “racon kesmeye” devam etmesi geliyor. Erdoğan, İstanbul Genişletilmiş İl Meclisi toplantısında, “Kimilerinin şahsım adına adeta racon kestiği anlaşılıyor. Kimsenin racon kesmesine ihtiyacım yoktur. Racon kesilecekse bu raconu bizzat kendim keserim” diye uyarma gereği duymuştu.

İL BAŞKANLARININ ŞİKÂYETLERİ

Dün AK Parti’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlığında il başkanları toplantısı vardı. Erdoğan, il başkanlarına öğleden sonra hitap etti. Öğleden önce de Genel Merkez’de il başkanları ile toplantı yapıldı. O toplantıda da gündem konusu yine “racon kesilmesi” oldu. İl başkanları sosyal medya üzerinden linç edildiklerini anlattı. “Reis” adına birilerinin kendilerine, “racon kesmeye” çalıştığını gündeme getirdiler.

İl başkanlarının şikâyetleri iki nokta üzerine yoğunlaştı.

1- Değişim işin gereğidir. Ama değişim yapılırken, teşkilatların onuru korunsun. Küskünler ordusu oluşturulmasın. Çünkü önümüzde bir kırılma noktası olan 2019 seçimleri var.

2- Her gidene defolu gözüyle bakılıyor. Bu, değişen kadroları rencide ediyor.

Genel Merkez tarafından il başkanlarına, “Sosyal medya üzerinden racon kesenlerin partiye zarar verdiğinin farkındayız. Onlara gereken cevabı vereceğiz. Siz de bunlara pabuç bırakmayın. Değişimi gerçekleştirirken, küskünler ordusu oluşturulmasına fırsat vermeyeceğiz” mesajı verildi.

DEĞİŞİMİN ÜÇÜNCÜ AYAĞI

Yazının devamı...

Erdoğan, Myanmar lideri ile ne görüştü

6 Eylül 2017

Arakan Müslümanlarına yönelik soykırım karşısında insanlık susarken, Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşuyor. Erdoğan, Arakan’daki insani dramın sona erdirilmesi için Kurban Bayramı süresince 20’ye yakın liderle görüştü. Erdoğan, İsrail’in Doğu Kudüs’e yönelik baskıları ve Katar’a ambargo konusunda da çaba gösteren tek liderdi. Doğu Kudüs ve Katar krizinde başarı sağladı. Erdoğan’ın çabaları sonucunda Myanmar’daki insani dram dünya gündemine taşındı. BM, Türkiye’nin önerisini cesaret verici bulduğunu açıkladı. Diğer ülkelere, Türkiye’nin Bangladeş’e yaptığı, “Sınırları aç, masraflarını karşılayalım” önerisine destek vermeleri yönünde çağrı yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın krizin kritik bir aşamasında Myanmar Lideri Aung San Suu Çii ile görüşmesi ise süreçte önemli bir adım oldu. İki liderin görüşmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından edindiğim izlenimleri paylaşmak istiyorum.

GÖRÜŞMENİN BAŞLIKLARI

- Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Myanmar Lideri Çii arasındaki görüşme bir görüş teatisi şeklinde gerçekleşmiş.

- İki lider, krizin nasıl çözüleceği ve Arakan Müslümanlarına ulaştırılacak yardım konusunun üzerinde durmuş.

- Cumhurbaşkanı Erdoğan, İnsan Hakları ihlallerine karşı yaptığı çalışmalar nedeniyle Nobel Ödülü’ne layık görülen Myanmar Lideri Çii’ye, Arakan Müslümanlarına yönelik insan hakları ihlallerindeki artışın başta İslam dünyası olmak üzere tüm dünyada endişeye yol açtığını belirtmiş.

- İki lider, Arakan Müslümanlarına insani yardımın nasıl ulaştırılacağını ele almış. Myanmar’daki TİKA üzerinden insani yardım köprüsü oluşturulmasının üzerinde durulmuş.

Zaten iki liderin görüşmesinden birkaç saat sonra ilk sonuç alındı. Cumhurbaşkanlığı sözcüsü

Yazının devamı...

Darbeci Mehmet Dişli’nin ticari ortaklığı

5 Eylül 2017

Koçer, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ve Fetullahçı Terör Örgütü’ne üye olma iddiasıyla Sakarya 2. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından tutuklanıyor. Kararda, “Şüpheliye ait sosyal paylaşım sitesi üzerinden cumhurbaşkanı olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın seçilmesinden sonraki dönemde hakaret içerikli çok sayıda paylaşım olduğu, keza başbakanlığı dönemine ait benzer şekilde hakaret içerikli çok sayıda paylaşımların yer aldığı, paylaşımların zamanı ve sayısı dikkate alındığında şüpheli tarafından yapılmadığına dair savunmanın hayatın olağan akışına aykırı olduğu” deniliyor. Üzerinde çıkan 110 milyon TL’lik mal varlığına ise mahkemece tedbir konuluyor.

DİŞLİ’NİN FETÖ’CÜ ORTAĞI

Tutuklama kararının ikinci nedeni ise FETÖ’ye finansal destek sağlamakla ilgili.

1 Temmuz günü Sakarya 2. Sulh Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada hâkim İsmail Ünlü, Durmuş Ali Koçer’e, Ocak 2016’da Amerika’daki hesabına eşi tarafından yapılan 507 bin 710 dolarlık havaleyi soruyor.

Koçer, o paranın Sakarya’da eşinin ortağı olduğu bir mülkün satışından elde edilen gelir olduğunu söylüyor. Peki eşinin ortakları kimmiş? Durmuş Ali Koçer ifadesinde, “Ortaklarının adı Mehmet Dişli (Şaban Dişli’nin kardeşi), Ali Duran’dır” diyor. Ali Duran da Dişli Ailesi’nin damadı oluyor.

Üç ortaklı yerin Özgenç Tarım Ürünleri’ne 1 milyon 900 bin dolara satıldığını söylüyor. Kimsenin parasında gözümüz yok. Çünkü arsanın 3 milyon dolara satıldığına dair Mustafa Genç, İsmet Vuruşoğlu ve Abdullah Uçak’ın tanık beyanları soruluyor. Durmuş Ali Koçer bunu kabul etmiyor. Zaten konumuz da emlak satışı değil. Üzerinde durmak istediğim nokta farklı. Dikkat ederseniz Cumhurbaşkanı’na hakaret ve FETÖ üyeliği iddiasıyla tutuklanan Durmuş Ali Koçer’in eşinin ortakları darbeci General Mehmet Dişli ile Ali Duran.

Durmuş Ali Koçer’in tutuklanma tarihi dikkatinizi çekmiştir. Koçer, darbe girişiminden 14 gün önce tutuklanıyor. Tabii bunun bir de uzun süren bir soruşturma aşaması var. Koçer’in tutuklanmasına neden olan iddialar Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçildiği 10 Ağustos 2014 tarihine dayanıyor. O dönem Sakarya Basın İlan Kurumu İl Müdürü Ömer Faruk Çakır, Basın İlan Kurumu’nda memur olarak çalışan Habip Dayıoğlu ve Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı Mehmet Murat Uygun, sosyal medya hesabı üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle Durmuş Ali Koçer aleyhinde ifade veriyorlar.

DİŞLİ GENERALE SORULMUYOR

Yazının devamı...

Dişli tartışması ve Bahçeli’nin jesti

4 Eylül 2017

30 Ağustos resepsiyonunda Külliye’ye erken gidenlerdendim. Meclis Başkanı İsmail Kahraman ile MHP Lideri Bahçeli, kürsünün solunda oturuyor, zaman zaman sohbet ediyorlardı. Barzani’nin bağımsızlık referandumu kararı hakkında ters düştükleri için en çok Başbakan Binali Yıldırım ile Devlet Bahçeli’nin karşılaştıklarında ne yapacaklarını merak ediyordum. Çok dikkat etmeme rağmen tokalaşıp tokalaşmadıklarını tespit edemedim. Tokalaşmışlar. Hatta Bahçeli, Meclis Başkanı Kahraman’ın sağında oturuyordu. Yerinden doğrulup, “Sayın Başbakan siz buraya gelin, ben oraya geçeyim” diye bir jestte bulunmuş. Binali Bey de orada oturması için ısrarlı olmuş. Böylece aradaki soğukluk büyümeden giderilmiş. Tabii tokalaşma faslından önce arka kapı diplomasisi işlemiş, Başbakan ile MHP lideri arasında bir köprü kurulmuş. Cumhurbaşkanı Erdoğan başından itibaren bir soğukluk yaşanmasına izin vermemiş.

TANSU ÇİLLER ORADAYDI

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kılıçdaroğlu’na karşı sertleşirken merkez sağdaki ittifak halkasını geniş tutmaya özen gösteriyor. Eski başbakanlardan Tansu Çiller, resepsiyona ilk gelen isimler arasındaydı. Tansu Hanım 15 Temmuz anmaları sırasında da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanındaydı. Hatta Meclis’in bombalandığı saatte düzenlenen törenler için Erdoğan’ın uçağında Ankara’ya gelmişti. 2019 seçimlerine giderken bakalım bu yakınlaşmanın siyasi bir sonucu olacak mı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, resepsiyonda en çok ilgiyi şehit ailelerine gösterdi. Fotoğraf çektirmek isteyenler, elini sıkmak için çaba gösterenler çok olunca uzun bir tur attı. Tabii bunun bize maliyeti oldu. Cumhurbaşkanlığı Basın Başdanışmanı Lütfullah Göktaş, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın soruları cevaplandırma ihtimali var” deyince, soru-cevap düzeni aldık. Biz Cumhurbaşkanı’nı beklerken, Başbakan Binali Yıldırım geldi. “Ben gelince hayal kırıklığına uğradınız değil mi?” diye espriyi patlatınca kahkahalar yükseldi. Ama Başbakan bir yandan da “Ben yer tutucuyum” diyerek masada yerini aldı. “Bizi oyalayıp Cumhurbaşkanı’nı kaçıracak mısınız?” derken korktuğumuz başımıza geldi. Cumhurbaşkanı hemen yanımızdan geçip gitti. Biz de arkasından bakakaldık.

MİT MÜSTEŞARI

Resepsiyonda ilgi odağı olan isimlerden biri de MİT Müsteşarı Hakan Fidan’dı. Fotoğraf çektirmek isteyenleri kırmadı ama “sosyal medyaya atmadığınız takdirde” diyerek önceden şart koştu. Biliyorsunuz, MİT kısa bir süre önce Cumhurbaşkanı’na bağlandı. MİT tarihi açısından önemli bir gelişme. Hakan Fidan’a, “MİT, Cumhurbaşkanlığı’na bağlandı diye yazınca, bazı okuyucular tepki gösteriyor, doğrusu Cumhurbaşkanı’na bağlandı diye düzeltme gönderiyorlar” dedim. Tebessüm etti. “Teşkilat bu konularda çok hassas” demekle yetindi.

DİŞLİ TARTIŞMASI

Resepsiyonda milletvekilleriyle sohbet ederken, sıcak bir gelişme yaşandı. AK Parti milletvekillerinin cep telefonlarına, son dakika olarak

Yazının devamı...

Başbakan’la MİT Müsteşarı 29 kez görüştü

1 Eylül 2017

“Başbakan-MİT İlişkisi”yle ilgili bölümde ise, “Zaten Başbakan’ın haftalık programları incelendiğinde MİT Müsteşarı ile haftalık olağan görüşme yer almıyordu. Güvenlik zirveleri ve MGK toplantıları dışında her hafta perşembe günü MİT Müsteşarı ile Başbakan’ın haftalık olağan görüşmeleri uzun süredir yapılmıyor. 15 Temmuz’dan bu yana haftalık olağan görüşme kapsamında bir ya da iki defa görüştüler” demiştim.

Bu satırları yazmadan önce Başbakan Binali Yıldırım’ın basına açık olan günlük programlarını inceledim. Başbakan, MİT Müsteşarı ile yaptığı haftalık görüşmelerin basına açık programda yer almasını istememiş. Ben ise görüşmelerin yapılıp yapılmadığını ancak basına açıklanan program üzerinden kontrol etme imkânına sahibim. Başbakanlık kaynaklarının geriye dönük olarak yaptığı çalışmaya göre; Binali Yıldırım, 9 Haziran 2016-9 Ağustos 2017 tarihleri arasında MİT Müsteşarı ile 29 görüşme yapmış. Bunların 19’u haftalık olağan görüşme, 10’u ise heyet kabulü ya da resmi temaslar çerçevesinde gerçekleşmiş. Başbakan Binali Yıldırım ile MİT Müsteşarı gerektiği hallerde bir araya gelmişler. Bu durumda benim ‘15 Temmuz’dan bu yana MGK toplantıları ve güvenlik zirveleri dışında bir ya da iki kez görüştüler’ şeklindeki değerlendirmem eksik kalıyor.

İLK GÖRÜŞME

22 Mayıs 2016 tarihinde yapılan kongre ile AK Parti Genel Başkanı ve Başbakanlık görevini üstlenen Binali Yıldırım, 2016 yılı Haziran ayında MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı 4 kez kabul etmiş. Bunlar; 9 Haziran, 16 Haziran, 23 Haziran ve 30 Haziran tarihleri.

Temmuz ayında ise 11 ve 14 Temmuz olmak üzere iki görüşme görünüyor. Başbakan, haftalık olağan kabullerinden birini darbeden bir gün önce gerçekleştirmiş.

Başbakan’ın, “MİT Müsteşarı’nı aradım, ulaşamadım” dediği 15 Temmuz’dan sonraki ilk görüşmesi ise 4 Ağustos tarihinde yapılmış. Ağustos ayı içinde diğeri 11 Ağustos olmak üzere 2 görüşme yer alıyor.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM temasları kapsamında ABD’deki heyet listesinde yer alması nedeniyle eylül ayında haftalık olağan görüşmeler yapılmıyor. 20 Ekim ve 8 Aralık tarihleri dahil olmak üzere Başbakan, MİT Müsteşarı’nı 2016 yılının ikinci altı aylık diliminde 10 kez kabul ediyor. Bunların biri 11 Ekim, diğeri 7 Kasım tarihlerindeki ikisi özel güvenlik toplantısı şeklinde gerçekleşiyor.

2017’DE 17 GÖRÜŞME

Yazının devamı...

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Akşener ve Saadet faktörü

31 Ağustos 2017

Siyasal sistemimizde Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin darbelere, muhtıralara kadar uzanan sancılı bir geçmişi var. O nedenle, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden ziyade, “Çankaya Savaşları” olarak anıldı.

27 Mayıs’tan 12 Mart’a, 12 Eylül’den 28 Şubat’a baktığımızda “Çankaya gerçeği” çıkıyor karşımıza. Demirel,  “Kanlar, Kenan Evren’i Çankaya’ya taşımak için akıyordu” diye boşa dememişti. En son 2007 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde 27 Nisan’da e- muhtıra verilmiş, 2014 seçimleri öncesinde Gezi olayları ve 17-25 Aralık darbe girişimi yaşanmıştı. Çünkü rejim açısından Cumhurbaşkanlığı “son kale” olarak görüldü. TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu Başkanı Nimet Baş, “İstediğimiz birçok bilgi ve belgenin Başbakanlık dahil olmak üzere birçok devlet kurumunun arşivlerinde yok edildiğini gördük. Ancak Cumhurbaşkanlığındaki belgeler duruyordu. Çünkü orayı son kale olarak gördükleri için yok etmemişler” demişti. Nimet Hanım’ın tanımıyla, “Rejim açısından Cumhurbaşkanlığı bir mevki değil bir mevzi olarak konumlanmıştı.”

Askeri vesayetin güçlü olduğu dönemlerde Cumhurbaşkanlığı söz konusu olunca “Asker ne der?” sorusu akla gelirdi. Özal’ın sivil cumhurbaşkanı girişimi ile bu zincir kırıldı. Cumhurbaşkanını halkın seçtiği sisteme geçilmesiyle birlikte ise, asker ne der korkusunun yerini, millet ne der sorusu aldı.

2019 KIRILMA NOKTASI OLACAK

2019’daki Cumhurbaşkanlığı seçimi ile birlikte başkanlık sistemine geçilecek. Erdoğan, mimarı olduğu sistemle ülkeyi 10 yıl daha yönetmek istiyor. Muhalefet de bunun farkında. Başarabilirlerse Erdoğan’ı ilk turda engelleyip, ikinci turda seçtirmemeyi hedefliyorlar. 2019’da ya “Başkan Erdoğan” dönemi başlayacak ya da bir dönem sona erecek. O denli hayati bir seçime gidiyoruz.

2019’a 2 yıl gibi bir süre olmasına rağmen, Cumhurbaşkanlığı hesapların yapılmasının altında yatan neden bu. 2019 sadece bir Cumhurbaşkanlığı seçimi değil, ondan öte anlamlar taşıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan şimdiden belirsizliği gidermeye ve karşısındaki tabloyu netleştirmeye çalışıyor. Çünkü o tabloya göre bir oyun kurgulayacak.

2014’te CHP ile MHP bir çatı oluşturmuş,

Yazının devamı...

ABD’den güvenlik uyarısı

30 Ağustos 2017

Ceyhan ilçesine bağlı Çokçapınar köyü yakınlarında bir tarlaya düşen MQ-1 Predator tipi İHA’nın İncirlik Üssü’nden kalktığı belirlenmişti.

Adana’da 4 gün sonra bu kez ajanslar Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesinde bir mısır tarlasına İnsansız Hava Aracı’nın düştüğü haberini geçtiler. Çok geçmeden İncirlik Hava Üssü’nün resmi internet sitesinde yer alan açıklamada ABD Hava Kuvvetleri’ne ait MQ-1 Predator tipi İHA’nın Türkiye’nin güneyine düştüğü yer aldı.

ABD’ye ait İnsansız Hava Araçlarının düşmesi basında, kıyıda köşede haber oldu. Manşete çıkan ise ABD’nin İHA’larla PKK’ya istihbarat sağladığı ya da Türkiye’nin olası İdlib operasyonu öncesinde sınırdaki hareketliliği gözleme amaçlı olduğu yönündeydi.

İncirlik Üssü, DAEŞ’e karşı mücadelenin merkezi olmanın ötesinde ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli operasyon merkezlerinden birini oluşturuyor. ABD’nin İncirlik Üssü’nün güvenliği için, silah yüklü İHA’ları uçurması kadar anlaşılır bir şey yoktur.

Ancak düşen son iki İnansız Hava Aracı’nın İncirlik Üssü’nün etrafında uçmaları çok kritik bir istihbarata dayanıyor.

ABD makamları tarafından yaklaşık 20 gün önce Türk güvenlik birimlerine, gizlilik derecesi yüksek bir istihbarat ulaştırıldı. İstihbarat, yakın zaman içerisinde yeniden güncellendi. Bir de zaman aralığı verildi. ABD’liler istihbarata, “Kaynağından kontrol edilen” notunu da düşmeyi ihmal etmedi. Bu durum tehlikenin devam ettiğini gösteriyordu.

ABD’LİLERİN İLETTİĞİ İSTİHBARAT NEYDİ?

ABD güvenlik birimleri tarafından iletilen istihbarat elbette ki ciddiye alındı. ABD’lilerle Türk güvenlik birimleri ortak çalışmalar yaptı. Ve hemen gereken tedbirler alınıp uygulamaya konuldu. Ancak tehdit hâlâ devam ediyor.

Yazının devamı...

Erdoğan hangi lidere gel gel yapıyor?

29 Ağustos 2017

Vatandaşın değişimden duyduğu memnuniyeti paylaşıyorlar. Bu arada, “Benim teşkilatım metal yorgunu değil. Referandumu, seçimleri bu teşkilat yaptı” şeklinde rahatsızlığını ortaya koyan il başkanlarının varlığı da kulağa gelmiyor değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan, önündeki deftere konuşulanları tek tek not aldıktan sonra konuşmaya başlıyor.

“Türkiye’nin geleceğinde var olmaya devam edeceksek, değişimi gerçekleştirmek zorundayız” diye konuşuyor. Teşkilatlar ve yerel yönetimlerdeki değişim konusunda kararlı olduğunu mesajını veriyor. Erdoğan, AK Parti Genel Başkanı seçildiği 14 Ağustos 2001 tarihinden bu yana değişimi gerçekleştiren bir lider. Her dönem milletvekillerinin ve teşkilatların yüzde 60-65’i ile yerel yönetimlerin yüzde 25’i değişiyor. AK Parti’de süreklilik içinde bir değişim gerçekleşiyor. Ancak bu kez farklı bir yöntem izleniyor. Daha önce sessiz bir değişim gerçekleştirilirken, bu kez bağıra çağıra bir değişim yaşanıyor. Değişim aynı kalıyor ama bu kez değişimin retoriği değişiyor. Daha önce değişenler onore edilerek sessiz ve sedasız bir bayrak değişimi yaşanırken bu kez metal yorgunluğu deniliyor, “Yeni Ömer’ler” aranıyor, görev verilecekler için, “Bu hırsızı nereden buldunuz denilmesin” uyarısı yapılıyor.

DEĞİŞİMİN SİYASETİ

AK Parti yöneticileriyle bir süredir, bu “sesli değişimi” konuşuyorum.

Önce tespitleri sıralayacağım.

- Cumhurbaşkanı Erdoğan sadece değişimi gerçekleştirmiyor aynı zamanda değişimin siyasetini yapıyor.

- 7 Haziran’dan önce bunun sinyalleri alınmaya başlamıştı. Ancak 1 Kasım’da tek başına iktidar olunması bunun üzerini örttü. 16 Nisan referandumunda sahada bunun belirtileri göründü. Bazı teşkilatlar ve yerel yönetimler, referandumda AK Parti’yi aşağıya çekti. Erdoğan 16 Nisan’dan sonra gecikmeksizin değişimin düğmesine bastı.

- Vatandaşlarda bir rahatsızlık ve tabanda değişim talebini gördüğü için, metal yorgunluğu söylemiyle hem değişimin gerekli olduğunu savunuyor hem değişimi gerçekleştiriyor. Böylece vatandaşlara ve parti tabanına senin mesajını aldım ve yerine getirdim izlenimi vermeye çalışıyor. Vatandaşların değişime ikna olmasına özen gösteriyor.

Yazının devamı...