"Abdulkadir Selvi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Abdulkadir Selvi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Abdulkadir Selvi

Abdulkadir Selvi

Erdoğan-Kılıçdaroğlu kavgası ve Zarrab’a teklif

30 Kasım 2017

Yeni Şafak gazetesinde çalışıyordum.

6 Ocak 2014 günü güvenilir bir kaynaktan önemli bir istihbarat geldi.

İstihbaratın doğruluğunu teyit etmem gece yarısını buldu. Av. Halil İbrahim Koca, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün sözleşmeli avukatı kimliğiyle 5-6 Ocak 2014 tarihinde gece geç saatlerde Reza Zarrab’ı tutuklu olarak bulunduğu Metris Cezaevi’nde ziyaret etmişti. Metris’in kamera kayıtları incelendiğinde, Halil İbrahim Koca’nın 5-6 Ocak Pazar-Pazartesi günleri birkaç kez giriş-çıkış yaptığı tespit edilmişti.

İŞTE O KİRLİ TEKLİF

7 Ocak günü Yeni Şafak’ta haber, “Sarraf’la görüşen Koca’nın, ‘Ek ifade ver. Seni savcıya götüreceğim. Ek ifade vermeden önce masada adli kollukla imzalanmış tahliye kâğıdını göreceksin. Ek ifadende ‘Bu işi hükümetin bilgisi ve talimatı doğrultusunda yaptım’ de, ifaden bitince evine gideceksin’ dediği iddia edildi” diye çıkmıştı.

Halil İbrahim Koca hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. FETÖ’nün firari avukatı Koca, Reza Zarrab’ın da avukatıydı. Ancak ne hikmetse 17 Aralık’la ilgili avukatlığını üstlenmemişti.

Hrant Dink cinayetiyle ilgili soruşturma kapsamında hakkında yakalama kararı çıkınca, yurtdışına kaçtığı ortaya çıktı. Av. Koca, MHP’ye kaset kumpası soruşturması şüphelilerinden Tarkim Havacılık’ın sahibi İbrahim Faruk Bayındır ile ortaklığı kapsamında da gündeme gelmişti. İnternete girip, “Sır avukat” ya da “Her taşın altından çıkan avukat” diye ararsanız, karşınıza onun ismi çıkar.

Asıl konum FETÖ’nün kirli ilişkilerini yürüten Avukat

Yazının devamı...

Şehidimiz de Zarrab davasına alındı

29 Kasım 2017

CHP liderinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve birinci derecede yakınlarının yurtdışında milyonlarca doları olduğu yönündeki iddiasıyla başlayan tartışma karşılıklı meydan okuma ile devam ediyor.

Erdoğan ile Kılıçdaroğlu’nu dinlerken, bir an 90’lı yıllara gittim. Kürsüye bir Tansu Çiller çıkar, bir Mesut Yılmaz konuşurdu. Çiller ile Yılmaz’ın mal varlığı üzerinden başlayan tartışma bir döneme damga vurmuş, Meclis’te liderin mal varlığını araştırma komisyonu kurulmuştu.

Komisyondan bir şey çıkmadı ama mal varlığı tartışması siyasetin ana konusu oldu. Öyle ki ANAYOL’un yıkılıp; REFAHYOL koalisyonunun kurulmasının en önemli gerekçesiydi.

Erdoğan-Kılıçdaroğlu tartışmasıyla birlikte 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin startı da verilmiş oldu. Seçimlere 2 yıl kala seçim kampanyası başlamış oldu.

Kılıçdaroğlu’nun iddialarına, AK Parti’nin yalanlamalarına rağmen bu tartışma burada bitmez, bu hamur daha çok su kaldırır diyorum.

Dikkatle izleyeceğim.

Bu arada Zarrab davasıyla ilgili çok önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum.

Reza Zarrab

Yazının devamı...

Zarrab’a sorulan ilginç sorular

28 Kasım 2017

Dinlemelerle ilgili üç hat çekilmiş.

Biri, dinleme talebinde bulunan ilgili “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bağlı adli kolluğa, ikincisi Polis İstihbarat’a, üçüncü ise tanımlanmayan bir hatta. Oysa yasaya göre sadece dinlemeyi talep eden birime hat verilmesi gerekiyordu.

Tanımlanmayan hattın izi sürüldüğünde, TİB’in bahçesinde yer alan çanak antenlerden birine çıktığı tespit edildi. Antene bağlanan kablo ise bir duvarın arasında bulundu. Ancak ucuna bağlanan sistem alelacele söküldüğü için tespitte zorlanıldı. Yapılan çalışmalarda bunun veri transferinde kullanılan bir çanak anten olduğu belirlendi.

17-25 Aralık’tan bir süre sonra TİB’in Ankara İncek’teki merkezine gitmiştim. O zaman ilgililer içeride sistemlerle bağlantısını tespit edemedikleri çanak anteni göstermişti. Müfettişler TİB’deki incelemelerinde veri transferinde kullanılan çanak anten üzerinden FETÖ’cülerin, dinlemeleri eşzamanlı olarak yurtdışına transfer ettiklerini tespit etti.

O dinlemeler bakalım FBI ya da CIA’in hangi veri merkezinde tutuluyor...

Zarrab davasının bir bölümünde bu dinlemeler kullanılacak. FBI’in 2010-2015 yılları arasında Türkiye’de dinlemeler yaptığı söyleniyor. Zarrab’ın e-postalarına arama emri 23 Eylül 2014’te çıkarılmak suretiyle operasyonun düğmesine basılmıştı. Yani tam 17-25 Aralık’tan 10 ay sonra. Ama bu sizi yanıltmasın; ABD, Zarrab’ı 2007 tarihinden bu yana izlemeye almış. 17-25 Aralık dinlemelerine ek olarak CIA’in İstanbul ve Ankara’daki ofisleri ile Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi’nde de uzun süredir dinlemeler yapılmış.

İKİNCİ İŞBİRLİKÇİ

Mahkeme Başkanı

Yazının devamı...

Zarrab ayarlı Cumhurbaşkanlığı hesapları

27 Kasım 2017

Bu davada Türkiye mi, yoksa Reza Zarrab mı yargılanıyor? Her ikisi de değil. Reza Zarrab’ın, “kamu tanığı” olduğu anlaşılıyor. Zarrab’ın kendi dosyasında pazarlık yapıp, anlaşmaya vardıktan sonra başka bir dosyada kamu tanığı olduğu söyleniyor. Zarrab’ın itirafları doğrultusunda hazırlanacağı söylenen ek iddianameden ne olduğu anlaşılacak.

Türkiye’nin yargılanması ise söz konusu değil. Türkiye, BM’nin yaptırım kararlarına uyma sözü veren ancak ABD yaptırımları söz konusu olunca şerh koyan ülke statüsünde. ABD, daha önce İran, Sudan ve Kuzey Kore’ye yaptırımları deldikleri gerekçesiyle BNP Paribas’a, HSBC’ye, Credit Agricole’e, Royal Bank of Scotland’a ceza kesti. Bunlar uzlaşmaya vararak ceza miktarlarında indirime gidip, yaptırımlardan kurtuldu. Bize karşı farklı bir sistemin uygulandığı gerçek ama Türkiye’nin büyük bir ekonomik felaketle karşılaşacağı yönündeki beklentiler gerçekçi değil.

RESTE REST

Soğukkanlı olmak gerekir. Söz konusu Erdoğan olunca, umutlarını Reza Zarrab’ın itiraflarına bağlayanlar az değil.

Hatta Erdoğan zarar görecek diye ellerini ovuşturuyorlar. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, salı günü grup toplantısında bunun işaretini vermiş, “Sevgili Erdoğan, çocuklarının, bir çıta yükseltiyorum, eniştenin, dünürünün, kardeşinin eski özel kalem müdürünün, yurtdışında vergi cennetlerinde bir şirkete milyonlarca dolar para gönderdiklerini biliyor musun?” diye sormuştu. Ankara kulislerinde bir süredir Alman istihbaratı kaynaklı birtakım söylentiler dolaştırılıyor. Bu iddialar ile Kılıçdaroğlu’nun sözleri örtüşüyor. İlginç. CHP lideri daha önce de 15 Temmuz’a “kontrollü darbe” diyerek, Alman istihbaratı ile benzer dili kullanmıştı. Erdoğan bu kartı gördü, resti çekti. “Tayyip Erdoğan’ın yurtdışında bir kuruş parası varsa herhangi bir bankada, çıksın bunu ispat etsin. İspat ettiği anda Cumhurbaşkanlığı makamında bir dakika durmayacağımın taahhüdünü veriyorum” diyerek meydan okudu. Erdoğan bu meydan okumaları sürdürerek, kamuoyu algısını yönetecek. Böylece 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik olarak kendisine karşı yürütülen “zaman ayarlı” operasyonu boşa çıkarmayı hedefliyor.

BİLİRKİŞİLERE DİKKAT

İran’a yaptırımlar kapsamında federal savcılığın 3 milyon işlemi incelemeye aldığı söyleniyor. Bunların ne kadarı Türkiye ile ilgili yargılama sürecinde ortaya çıkacak? Her işlem için mi ceza kesilecek yoksa farklı bir yol mu izlenecek? Tabii eğer ceza verilecek olursa...

1-

Yazının devamı...

Zarrab operasyonunun ekonomik ve siyasi boyutu

23 Kasım 2017

Zarrab operasyonunun her biri diğerinden daha önemli olan iki boyutu var.

1- Ekonomik yönü.

2- Siyasi ayağı.

Ekonomik ayağın Halk Bankası ve Hakan Atilla üzerinden yürüyeceği anlaşılıyor. Hürriyet Washington Temsilcisi Cansu Çamlıbel, “Zarrab davasının ayak sesleri... Kim bu hassas tanık?” başlıklı yazısından çok önemli bir bilgi paylaştı. Zarrab’ın aslında haftalardır savcılık makamıyla işbirliğinde bulunup, bilgi paylaştığı kuşkusuna dikkat çekti. Bunun teknik olarak mümkün olduğunu söyledi. Ardından ekledi, “Hakan Atilla’nın avukatlarından Cathy Fleming, hassas bir hükümet tanığının kimliğinin kendileriyle paylaşıldığını ancak mahkemenin gizlilik kararı nedeniyle bu ismi müvekkiliyle dahi paylaşamadığını söyledi.”

Amerikan sisteminde, “muteber tanık” deniliyor. Hassas ya da muteber tanık, halen Halk Bankası’nda görev yapan ya da eski bir çalışan olabilir. MİT’çi Mehmet Barıner’i kaçıramadılar ama ellerinde başka birisi olduğu anlaşılıyor. Çünkü muteber tanık, sistem içinden birisi olarak tanımlanıyor.

EKONOMİK BOYUTU

Yeni bir bilgi daha. Amerika’nın, İran ambargosuna yönelik 60 milyon işlemi incelemeye aldığı söyleniyor. Mahkemenin 60 milyon işlem için tek tek ceza mı keseceği, yoksa farklı bir sistemi mi kullanacağı ise bilinmiyor. Tek tek ceza kesilmesini düşünemiyorum bile. 17-25 Aralık operasyonu kapsamında Halk Bankası’na giren FETÖ’cü polisler sadece İran’la ticaretin yürütüldüğü bölüme girmişti. O zaman bu bilgiyi operasyon sırasında banka içinde olan bir görevliden almıştım. Bu durum 17-25 Aralık’ın arkasındaki ABD parmağına işaret ediyor ama tek gösterge bu değil. Federal Mahkeme’nin elinde Türkiye’den temin edilenden başka bilgi olduğu anlaşılıyor. Bunların ABD’nin kendi tespitlerinin yanı sıra, Birleşik Arap Emirlikleri ve İran’ın ilettiği dosyalar olduğu söyleniyor.

Gazete Habertürk’ten

Yazının devamı...

Zarrab’ın konuşacağını nereden biliyordu?

22 Kasım 2017

Demek ki, Metin Topuz çok önemli bir adammış. Ergenekon operasyonları sırasında da FETÖ’cü polislere, ABD Konsolosluğu’nda Ergenekon operasyonları konusunda sunum yaptıran kişi olarak biliniyor.

Metin Topuz, ABD açısından o kadar önemli bir isimmiş ki, tutuklandığında, telefonun açılmadan, kayıtlarının çözülmeden kendilerine teslim edilmesi için yoğun bir çaba içine girdi. Topuz’un telefonu için ABD, Türkiye’ye nota verdi. Bildiğiniz diplomatik nota, müzik notası değil. Metin Topuz, Amerikan vatandaşı olsa, hadi onu da geçtim, diplomatik dokunulmazlığa sahip biri olsa bu kadar titizlenmelerini anlarım. Ama Türk vatandaşı ve diplomatik dokunulmazlığı yok. Peki Metin Topuz’u önemli kılan ne? İçinde bulunduğu ilişki ağı ve daha da önemlisi sahip olduğu bilgiler.

ABD makamları ile Türk polis ve yargısı arasında irtibat görevlisi olduğu açıklanan Metin Topuz’un her şeyden haberi olur da Reza Zarrab olayından haberi olmaz mı? 17-25 Aralık sürecini kastetmiyorum. Ondan Mısır’daki sağır sultanın bile haberi oldu. ABD’nin İran’daki yaptırımlarını delen dünyadaki en önemli aktörlerden birisi ABD’ye gidiyor, başkonsolosluğun polis ve yargıyla irtibatı sağlayan görevlisinin haberi olmuyor! Zarrab, ABD’ye uçmadan önce Metin Topuz’la ya da başka bir birimle irtibatını tespit edersem yazacağım. Bu aşamada sadece kuşkumu ifade etmekle yetiniyorum. O gün eşiyle birlikte Miami’ye uçan ünlü sanatçı Ebru Gündeş’in ne söyleyeceğini merak ediyorum.

TOPUZ: ‘İRANLI KONUŞACAK’

Öncesini bilmem ama Zarrab’ın tutuklanması konusunda iki ismin çok aktif olması dikkatimi çekti.

Biri, Zarrab’ı tutuklatan savcı Bharara, diğeri ise Metin Topuz. Savcı Bharara, Zarrab 19 Mart günü Miami Havaalanı’nda gözaltına alındıktan iki gün sonra, “Zarrab, Amerikan adaleti ile Manhattan’daki mahkemede yüzleşecek” diye tweet atmıştı. Metin Topuz ise 22 Mart günü WhatsApp hesabından açtığı, “Zarrab” başlıklı grupta, 22 ay 31 gün önceden Zarrab’ın konuşacağını biliyor. 22 Mart 2016 saat 09.33’te WhatsApp’ta, “O İranlı çok yakında konuşmaya başlayacak” diyor. Kehanet olmadığı belli de Metin Topuz’un sözleri bir öngörü mü, yoksa bir pazarlığı mı gösteriyor? Takdiri size bırakıyorum.

Hürriyet gazetesinden Toygun Atilla, 27 Ekim 2017 tarihli haberinde Metin Topuz’un Zarrab başlıklı WhatsApp grubundaki yazışmaları ortaya çıkarmıştı. Atilla’nın önemli bir gazetecilik başarısı olan haberini aktarmak istiyorum.

ADAMIM BÜYÜK VURUŞ

Yazının devamı...

Zarrab davasının iki hedefi

21 Kasım 2017

Davayı açan savcı Bharara, FETÖ’cülerin Erdoğan karşıtı tweet’lerini retweet edecek kadar kendini angaje etti.

Davanın hâkimi Richard Berman’ın ise İstanbul’da düzenlenen FETÖ sempozyumunun moderatörü olduğu ortaya çıktı.

FETÖ’nün 17-25 Aralık dinlemelerini delil olarak kullanan mahkeme, şimdi Türkiye ve Gülen hareketi konusunda bir bilirkişi tayin edilmesini istedi. Bu durum ABD ile El Kaide konusunda bilirkişi istenmesi gibi bir şey. Fetullah Gülen’i önermek, ABD’ye Usame bin Ladin’i önermek gibi bir şey. Böyle mahkemeye bilirkişi olarak Fetullah Gülen yakışır. Mahkeme diğer yandan da 17-25 Aralık operasyonunu gerçekleştiren FETÖ’cüleri tanık olarak dinlemeye hazırlanıyor. 15 Temmuz’da Erdoğan’ı devirmek için darbe girişiminde bulunan FETÖ’cülerin Erdoğan lehine tanıklık yapması, herhalde beklenmiyor.

Oysa savcılık Mister Dubowitz, Dr. Shanzer ve Bayan Palluconi’den oluşan üç kişiyi bilirkişi olarak belirlemiş durumda. Mail, telefon konuşmaları, yazışmalar ve Türk otoritelerden gelen belgeleri incelemek üzere teknik konularda görev yapıyorlar. Dr. Sharzer Türkiye ile İran arasındaki ilişkilere dair resmi bilirkişi olarak görev yapıyor.

İKİ NOKTA

Zarrab soruşturmasını yürüten savcıların iki nokta üzerinden hareket ettikleri dikkati çekiyor.

1- Bir siyasi koruma olmadan bu ticaret yapılamaz.

2-

Yazının devamı...

Zarrab operasyonunun bilinmeyenleri

20 Kasım 2017

Son bir buçuk aydır Reza Zarrab ve avukatlarının mahkeme ile pazarlık yaptığı, Zarrab’ın cezaevinden çıkarılıp savcıların ve istihbaratın kontrolündeki Federal Nezarethane’ye alındığı söyleniyor.

Türkiye’de 17-25 Aralık’ta tutuklanmış, ABD’nin İran ambargosunu delen kişi olarak dünya tarafından bilinen Zarrab’ın, çocuğunu eğlendirmek için ABD’ye gitmesi inandırıcı bulunmuyordu. Bir pazarlık sonucu gittiğinden kuşku duyuluyordu. Zarrab’ın Türkiye dışındaki mal varlığına sahip olması ve ticari faaliyette bulunma izni karşılığında itirafçı olma pazarlığı yaptığı söyleniyor. İtirafçı olursa halka biraz daha genişleyecek ve yeni bir iddianame yazılacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Burnumuza pis kokular geliyor” demesi ondan.

CIA’in Zarrab olayıyla ilgili operasyonlarının ise sürdüğü anlaşılıyor. 14 Eylül tarihinde “CIA’in Zarrab için MİT’çi kaçırma operasyonu”nun perde arkasını yazmıştım. Eski MİT’çi Enver Altaylı, eski MİT’çi Mehmet Barıner’i yurtdışına kaçırma iddiasıyla tutuklandı. 15 Temmuz’dan sonra MİT’ten FETÖ nedeniyle ihraç edilen Mehmet Barıner’in çok önemli bir özelliği vardı. Barıner, 2012 yılında girdiği MİT’te Zarrab’ı izlemekle görevliydi. Yurtdışına çıkarıldıktan sonra Zarrab davasında Türkiye’yle karşı canlı tanık olarak kullanılacağı istihbaratı alınmış, MİT, Jandarma ve polisin işbirliği sonucunda yakalanmıştı.

İddianamede Zarrab’ın, İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve o dönem Cumhurbaşkanı olan Ahmedinejad’a yazdığı mektuplar da yer alıyor. Zarrab, “İran İslam Cumhuriyeti’nin ekonomik cihadı farzdır. Ülkemizin ekonomik olarak boğulmaması için farzdır” diyor.                              

ABD-FETÖ-ALMANYA ÜÇGENİ

Zarrab olayının diğer yüzünde ise FETÖ yer alıyor. FETÖ polisleri, gümrük görevlileri ve yargısıyla işbirliği içinde olan federal savcıların, 17-25 Aralık dinlemelerini, iddianamede atıflar yaparak kullandıkları anlaşılıyor. Ancak 17-25 Aralık sürecinde FETÖ dinlemelerinin yetmediği durumlarda ise bu kez tersi olmuş; ABD, FETÖ polislerine destek vermiş. Zarrab’ın takibi söz konusu olur da 17-25 Aralık operasyonuna değinilmez mi? 17-25 Aralık’ta FETÖ aparatını kullanarak Erdoğan’ı devirmeyi başaramayan ABD, Zarrab operasyonuyla bizzat devreye girdi.

ABD’nin Zarrab’ı, 2007 tarihinden bu yana izlemeye aldığı anlaşılıyor. 2010-2015 tarihleri arasında ise resmi süreç için düğmeye basılmış. Zarrab’ın, Türkiye-İran-Azerbaycan ve Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden para trafiği ve altın ticareti takip edilmiş. Bu takip nasıl yapılmış? Amerikan Ulusal Güvenlik Kurumu NSA’nın telefon ve televizyonlar üzerinden yaptığı dinleme ile birlikte mail’leri, yaptığı tüm bankacılık işlemleri ele geçirilmiş. CIA’in İstanbul ve Ankara’daki ofisleri dinleme üssü olarak kullanılmış. İlginç olanı Zarrab’ın başka şahıslar üzerine açılan hesaplardan yaptığı para transferleri de tespit edilmiş. ABD, 2007 yılından bu yana Zarrab adını koyup, Türkiye’den birçok siyasi ve bürokratın nefes alışını dahi takip etmiş. Söz konusu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olduğu durumlarda ise Alman istihbaratının da devrede olduğu anlaşılıyor. FETÖ-ABD-Almanya üçgeni. Peki 15 Temmuz’da da aynı fotoğraf karşımıza çıkmıyor mu?                                   

TÜRKİYE NE YAPACAK?

Yazının devamı...