"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Yalçın Bayer

Deprem için önlem almamak deprem kadar tehlikeli

24 Şubat 2017

Yetkililerin açıklamalarına öncelik verelim; Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, İstanbul’da olası bir depremde felaket yaşanabileceği uyarısında bulundu (20 Şubat 2017). İstanbul depremi uyarısı! İşte, depremin büyüklüğü ve tarihini, İstanbul depreminin ne zaman ve kaç büyüklüğünde olacağı sorusunun yanıtını, Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki verdi. Özhaseki, beklenen şiddetli depremde etkilenecek bölgeleri de açıkladı (26 Ocak 2017). Melih Gökçek: İstanbul’da suni deprem planlıyorlar. Gökçek, dış güçlerin ve FETÖ’nün İstanbul’da suni bir deprem yapacağı iddiasını tekrarladı (10 Eylül 2016).

Ya şakayız ya da arızayız!

Doğal afetler için öncesi ve sonrası kalıcı önlem geliştirmeyip, laf olsun oy dolsun duruşu sergileniyor. İstanbul’un deprem toplanma alanları imara açıldı. Fatih’ten sonra en çok caminin olduğu Beyoğlu çevresi, deprem toplanma alanı Taksim’de cami temeli atıldı.

İstanbul, dünya finans merkezi yapılacak diye, adeta siyasi ve ekonomik rant kaotizmine sokuldu. Ülke ekonomisinin görece lokomotifi inşaat sektörü, yap-sat boyutuna indirgendi; binlerce yılda uygarlıkların oluşturduğu efsane İstanbul silueti yok edildi.
17 Ağustos 1999 depreminin
18. yılında ‘öncesi ve sonrası için’ kalıcı önlem geliştirilmedi.

1999’da çıkarılan deprem yönetmeliğini uygulamayanlar, hâlâ kiriş ve kolon kesitlerini eski yönetmeliklere göre ebatlandıranlar ve hâlâ eski yanal yük katsayısını esas alanlar denetlenmedi.

Yapı denetim olgusunu Türkiye genelinde yaygınlaştırmayıp, kentler katlı kavşak ve de eski fenni mesullük mantığıyla inşa edildi. İlgili meslek odası TMMOB ve üniversiteler ülke inşa ve planlamasından soyutlandı.

İstanbul’la ilgili meslek odaları olarak ürkütücü gerçeği ortaya koymamıza karşın hâlâ kalıcı önlem geliştirmeyenleri kınıyoruz! Bu ürkütücü gerçek karşısında duyarsız kalıp, İstanbul’da afet sonrası toplanma alanı olarak belirlenen 470 yerden 300’ü imara açıldı ve üzerlerine alışveriş merkezleri, gökdelenler inşa edildi. İstanbul’a bu kadar düşmanlık olmaz.

Şevket ÇORBACIOĞLU

TRAKYA TOPRAĞI KAZAN DAİRESİ, MARMARA FOSEPTİK ÇUKURUNA DÖNÜŞÜYOR

DELİK DEŞİK BİR COĞRAFYA

TRAKYA’yı, nefes kaynağı Kuzey Ormanları’nı talan projeleri devam ediyor. Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz aylarda Vize’ye ve Silivri–Çerkezköy arasına iki kömürlü termik santral projesi açıklanmıştı. Bu projelere karşı ise yaşam savunucuları termik santrallara karşı itirazlarda bulunmuş, bölgenin suyunu, toprağını, havasını kirletecek, bölgeyi yaşanmaz hale getirecek termik santrallara karşı örgütlenmeye başlamışlardı. Resmi Gazete’de Bakanlar Kurulu’nun Silivri–Çerkezköy arasına termik santral için 23 Ocak’ta aldığı bazı taşınmazların acele kamulaştırma kararları yayımlandı.

Kararlarda Trakya’daki termik santral projeleri için acele kamulaştırma kararlarının yanı sıra Adıyaman, Çanakkale, Muğla, Tekirdağ, Trabzon, Tokat ve Yozgat’ta tesis edilecek termik, hidroelektrik ve rüzgâr enerji santrallarının yapımı için bazı ilçe ve mahallelerdeki taşınmazların kamulaştırılması da yayımlandı.

Yerin altını da üstünü de kirletiyoruz, yok ediyoruz... Yapılan planlarla Trakya toprakları kazan dairesi, Marmara denizi fosseptik çukuru olma yolunda hızla ilerliyor.

Hiçbir ülke kendi coğrafyasına bu kadar tahribat yapamaz!

DOLAR DÜŞÜYOR, MOTORİN FİYATI YERİNDE DURUYOR

KARAYOLU yük taşımacılığı sektörünün baş girdisi olan motorinin fiyatı kış uykusuna mı yattı? Petrolün varili 55 doları geçemiyor! Dolar 3.8-3.9 TL iken motorinin litresi 4.68.

Dolar 3.58 oldu, motorin fiyatı düşmüyor!

Neden!

Her gün okuyoruz; akaryakıt dağıtım şirketlerine milyonluk cezalar kesiyor EPDK... Ama karayolu yük taşımacılığı yapanlara da ceza kesiyor. Motorine zammı, dolar biraz yükseldi mi anında yapıştıran bu kuruluş, indirim yapması gerektiğini unutuyor! Uyanın beyler kış uykusundan.

Bahar geliyor! Bakın, referanduma da az kaldı. Sahi EPDK hükümete bağlı bir kuruluş değil mi? Ben EPDK’ya hayır demiyorum, kızıyorum.

Fehmi BAYRAKTAR

BİLİYOR MUSUNUZ?

- BAKIRKÖY Belediyesi’nin düzenlediği ‘Ölümünün 2. Yılında Yaşar Kemal’i Anıyoruz’ etkinliğinin yarın 20.00’de Bakırköy Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi’nde yapılacağını...

- KASTAMONU Toplumsal Dayanışma Platformu’nun düzenlediği, eski İstanbul Barosu Genel Sekreteri Av. Hüseyin Özbek’in moderatör, Prof. Dr. Sibel Özel ve Prof. Dr. Meltem Dikmen Caniklioğlu’nun konuşmacı olacakları ‘Gelecek, nasıl gelecek?’ başlıklı panelin Pazar 15.00’te Bakırköy Tarık Akan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirileceğini...

- TURGUT Kazan’ın ‘Anayasa Değişikliği’ söyleşisinin yarın 16.00’da Moda Tarihçi Kitabevi’nde yapılacağını...

- BÜYÜKÇEKMECE Belediyesi ve Marmara Bölgesi Roman Dernekleri Federasyonu’nun birlikte organize ettiği, milletvekili Özcan Purçu’nun ve AB Türkiye delegasyonu gözlemcilerinin de katılacağı ‘Roman Çalıştayı’nın 24–25 Şubat tarihleri arasında yapılacağını...

- CHP milletvekillerinden Didem Engin’in, TBMM’de hükümeti “Başkanlık için harcadığınız eforu neden gençlerimiz, engellilerimiz ve onların atamaları için sarf etmiyorsunuz? Milyonlarca kişiden KPSS ücreti alıyorsunuz? Neden kadroları boş tutuyorsunuz?” diye sorduğunu; Ömer Fethi Gürer’in, öğretmen atamalarında mülakat uygulaması yerine güvenlik soruşturması ile KPSS de aldığı puana göre atama yapılmasını önerdiğini... Utku Çakırözer’in, yüzde 5’lik vergi teşvikinin ücretlileri de kapsamasını istediğini...

- CRR’de pazartesi 20.00’de ‘Bizim Havalarımız- Anadolu’dan Avrupa’ya Türkülerimiz Marmara Bölgesi’ konserinin Zafer Gündoğdu yönetiminde, solistlerinin Gülay, Arif Şentürk, Faruk Yılmaz, Rüstem Avcı olduğunu (Bu arada yeni ‘Kır Beygir’ kaseti imzalanacaktır)...

MESAJ PANOSU

- TARİH bilinci olmadan politika yapılamaz.

Onur ÖYMEN

- OK yaydan çıktı; koskoca iki ayımız kampanyalarla, mitinglerle, toplantılarla geçecek. Bari sözcüler konuşmalarına dikkat etseler, hassas konuları malzeme olarak kullanmasalar ve kendileri gibi düşünmeyen insanları insafsızca suçlamaktan vazgeçseler iyi olur.

K.C.

- BİR ülkede adalet sistemi tarafsızlığını yitirmişse o toplum her alanda çürümeye mahkûmdur. Öyle bir toplumda hak ve adaletten söz edilmez. Adalet, taraf tutmaz. Taraf tutan bir adalet sistemine karşıyız.            

Tülay HERGÜNLÜ

Yazının devamı...

GSS dikiş tutmuyor

23 Şubat 2017

Hükümetin TBMM’ye sevk ettiği torba yasa tasarısı içinde yer alan düzenlemeye göre, zorunlu aylık primler 53 liraya sabitlenecek.

Bakanlar Kurulu bu miktarı 4 kat artırmaya yetkili kılınacak.

Düzenleme prim borcundan ötürü sağlık hizmetinden yoksun kalan yurttaşları doğrudan ilgilendiriyor. Gelir testi yaptıramayan ya da GSS’den haberi olmayan, özellikle işsiz yüzbinlerce genç prim borcundan ötürü yıllardır hastane kapılarından dönüyor.

Yeni tasarıya göre, ailede kişi başı geliri asgari ücretin üçte birinden az olanların primleri yine devlet tarafından karşılanacak, bunun dışında kalanlar ayda 53 liralık zorunlu primi ödeyerek sağlık hizmetinden yararlanabilecek.

Yani 1 Nisan 2017’den itibaren ayda 53 lira prim ödeyenler eski borçları olsa da hastane kapısından dönmeyecek.

Her geçen yıl prim borçlularının artması, yurttaşların sağlık hizmetlerinden yoksun kalması GSS’ye tepki oluşturdu. Özellikle okulunu bitirip işe giremeyen gençler otomatik olarak sisteme dahil edildi, adına çıkarılan primleri ödeyemediği için sağlık hizmetinden yoksun kaldı.

Prim borçları için çeşitli kez yapılandırmaya gidildi. Ancak amaçlanan sonuç yine alınamadı.

Çünkü borçlar fazlaydı. İşsiz gezen, ailesinin de prim ödemeye gücü olmayanlar bir anda 4-5 bin liraya kadar borçlandı.

Hükümet referandumun da etkisiyle olacak ki, zorunlu prim miktarını 53 liraya sabitleme kararı aldı.

Aslında bugünkü sıkıntılar, GSS’nin 2012’de kamuoyu ile çok iyi paylaşılmadan, yeteri kadar anlatılamadan aniden hayata geçirilmesinden kaynaklanıyor.

Vatandaş ne olduğunu anlamadan, prim borçlusu olduğunu kapısından döndüğü sağlık kurumlarında öğrenebildi, adeta şoke oldu.

Yani GSS, kamuoyunun bilgisi olmadan alelacele uygulanmaya başlandı.

Sonucunda sorunlar, borçlar katlanarak bugünlere gelindi.

Eğer pilot uygulama ile başlayıp, kamuoyu da yeterince bilgilendirilseydi ne vatandaşın 3, 4, 5 bin liraya kadar borcu olurdu ne de sağlık hizmetinden yoksun kalırdı.

Pilot uygulama ıskalanarak 2012’de hayata geçirildi. İstenilen sonuç sağlanamadığı gibi vatandaş yıllarca mağdur oldu.

“Sağlıkta devrim” sloganıyla uygulamaya başlanan GSS’nin, bırakın devrimi vatandaşı hastane kapılarından döndürerek büyük mahrumiyet yarattığı açıkça görüldü.

Borçlar ne kadar yapılandırılırsa yapılandırılsın vatandaş ilgisiz kaldı. Çünkü biriken borçları ödeyecek gücü yoktu.

GSS’nin bundan böyle sorunsuz uygulanabilmesi için yurttaşı sağlık hizmetinden yoksun bırakmayacak önlemler hayata geçirilmeli, kamuoyu sistem hakkında yeterince bilgilendirilmeli. Eğer böyle devam ederse 53 liralık sabit prim de işe yaramayabilir.

Aslında sosyal devlet olmanın gereği borçlu da olsa sağlık hizmeti hiçbir yurttaştan esirgenmemeli. Yani zorunlu sağlık hizmeti parasız olmalı.

Şükrü KARAMAN


ESNAFIN SORUNU DERİNLEŞİYOR


CHP Niğde Milletvekili ve KİT Komisyon Üyesi Ömer Fethi Gürer, TBMM’de sicil affının yasallaşmasına ilişkin uygulamada sorunlar bulunduğunu söyledi.
TBMM’de söz alarak esnafın sorunlarına değinen Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer yaptığı konuşmada şöyle dedi: “Esnafımızın sorunu giderek derinleşmektedir. Kapanan işyerlerinin yanında icralık borçlarla çok sayıda esnaf mağdurdur. Kredi ile hükümet vaatleri, katı kurallar esnaf için çözüm olmamaktadır. Krediden sınırlı esnaf yararlanabilmektedir.

27 Ocak’ta Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren sicil affı banka şubelerinde halen uygulamaya alınmamıştır. Karşılıksız çek, protestolu senet, gecikmiş kredi kartı ve diğer kredilerle ilgili düzenlemeler bir an önce uygulanmalıdır. Sicil affı için bankalarla görüşen esnafa ‘Müdürlükten bir talimat gelmedi’ denmekte ve geri gönderilmektedir.”


NARENCİYE ÜRETİCİSİ ÇOK KÖTÜ DURUMDA


BEN Kozan Turunçgil Üreticileri Birliği’nin bir önceki başkanıyım. 200 dönüm civarında yetişmiş ve yetişecek durumda narenciye bahçem var. Bu yıl ürünlerimizi 30-40 kuruş civarında sattık; masraflarımızı bile karşılamadı. Piyasaya ve bankalara olan borçlarımızı ödeyemez durumdayız. Üstüne de bir don vurdu ürünlerimizi, bahçelerin yeni bakım sezonu başladı, artan döviz fiyatları nedeniyle gübre ve mazotun yanına yaklaşılmıyor, ne yapacağımızı bilemiyoruz.

Sayın Başbakan’ın geçen yılda bir sözü vardı; kullanacağınız mazotun yarısı bizden demişti ama hâlâ bir hareket yok, sizin vasıtanızla bir hatırlatayım istedim.

 Kuddusi ÇALATLI


'KANAL İSTANBUL' SORULARI


CHP İstanbul Milletvekili Gülay Yedekçi’nin Başbakan’a, “Kanal İstanbul projesinde bahsedilen 5 güzergâh nerelerdir? Bu güzergâhın üzerindeki orman, sulak alanlar ve tarım alanları hangileridir? Doldurulacak kömür ocakları ve bataklıklar nerededir? Kanaldan 2.7 milyar m3 malzeme çıkacağına göre, bu malzeme nasıl değerlendirilecektir. Aynı proje çerçevesinde ‘yapay adalar’ yapılacağı doğru mudur? Hangi ülkelerden finansman sağlanacaktır?” diye sorduğunu...

TÜRK Solu Başyazarı Gökçe Fırat’ın tutuklandıktan 206 gün sonra 27 Mart tarihinde ilk kez yargı önüne çıkacağının belli olması üzerine eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden’in uzun ve haksız tutuklulukları bu vesile ile eleştirerek “Günün suçlama nedeni FETÖ’cülük yaygınlaştırılarak ilgisizler suçlanırsa, ilgililer sevinir. Gökçe Fırat’ı FETÖ’cülükle suçlamanın hiçbir haklı ve uygun yanı yoktur. Fırat tutarlı, gerçekçi ve içtenlikle bir Atatürkçüdür. AKP’lilere karşı olanları FETÖ’cülükle suçlamak büyük bir yanlışlık ve yanılgıdır. Ulusal Parti Genel Başkanı olan Fırat, FETÖ’cü olsa bizimle olmazdı, biz de onunla olmazdık. Savcılar kanaatle değil, kanıtla hareket etmelidir” dediğini...

HACETTEPE Üniversitesi, Ankara Devlet Konservatuvarı Akademisyeni, piyanist Dengin Ceyhan’ın, Cumhurbaşkanı’na hakaretten bir haftadır gözaltına tutulduğunu ve İstanbul’da tutuklandığını...


MESAJ PANOSU


SORUM Bahçeli’ye; 2010 referandumunda birlikte ‘Hayır’ derken, 2014’te ortak cumhurbaşkanı adayı çıkarırken, CHP’li miydin?

 M.D.

78 yıl önce ölen Atatürk hâlâ her gece yeniden öldürülmek isteniyor, çünkü fikirleri çok canlı ve emperyalizm ile işbirlikçilerini korkutuyor.

 Sinan MEYDAN

EVET çıkarsa ne olur diye soranlara.... Böyle şeyler oluyor ve kimse de bir şey diyemeyip ayakta alkışlıyor.

Levent GÜLTEKİN

 

Biliyor musunuz


‘Kanal İstanbul’ soruları

CHP İstanbul Milletvekili Gülay Yedekçi’nin, Başbakan’a “Kanal İstanbul projesinde bahsedilen 5 güzergâh nerelerdir? Bu güzergâhın üzerindeki orman, sulak alanlar ve tarım alanları hangileridir? Doldurulacak kömür ocakları ve bataklıklar nerededir. Kanaldan 2,7 milyar m3 malzeme çıkacağına göre, bu malzeme nasıl değerlendirilecektir. Aynı proje çerçevesinde ‘Yapay adalar’ yapılacağı doğru mudur? Hangi ülkelerden finansman sağlanacaktır?.. TÜRK Solu Başyazarı Gökçe Fırat’ın tutuklandıktan 206 gün sona 27 mart tarihinde ilk kez yargı önüne çıkacağının belli olması üzerine Anayasa Mahkemesi (E) Başkanı Yekta Güngör Özden’in uzun ve haksız tutuklulukları bu vesile ile eleştirerek “Günün suçlama nedeni FETÖ’cülük yaygınlaştırılarak ilgisizler suçlanırsa, ilgililer sevinir. Gökçe Fırat’ı FETÖ’cülükle suçlamanın hiçbir haklı ve uygun yanı yoktur. Fırat tutarlı, gerçek ve içtenlikle bir Atatürkçüdür. AKP’lilere karşı olanları FETÖ’cülükle suçlamak büyük bir yanlışlık ve yanılgıdır. Ulusal Parti Genel Başkanı olan Fırat, FETÖ’cü olsa bizimle olmazdı, biz de onunla olmazdık. Savcılar, kanaatle değil, kanıtla hareket etmelidir” dediğini... HACETTEPE Üniversitesi, Ankara Devlet Konservatuarı Akademisyeni, piyanist Dengin Ceyhan’in, Cumhurbaşkanına hakaretten bir haftadır gözaltına tutulduğu İstanbul’da tutuklandığını...

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazının devamı...

Referandum sürecinde cari giderler artıyor

22 Şubat 2017

Emekli Mülkiye Müfettişi Mahmut Eren böyle diyor; istediğimiz çalışma üzerine şunları anlatıyor: “Ancak Anayasa Değişikliği Teklifi’nin TBMM Başkanlığı’na sunulmasından ve ‘2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’nin kabul edilmesinden sonra, yaklaşık iki aylık süre içinde ‘Merkezi Yönetim Bütçesi’nin cari transferler bölümünden yapılacak harcamaları artırıcı nitelikte çok sayıda düzenlemenin gerçekleştirildiği; yasa, yönetmelik ve Bakanlar Kurulu kararları şeklindeki gider artırıcı bu tarz düzenlemelerin halen sürdürülmekte olduğu görülüyor. Referandum sürecinde ve bütçenin kabulünden sonra yapılmış olmaları nedeniyle dikkat çeken son iki ayda gerçekleştirilmiş bazı düzenlemeler özetle şöyledir:

1- 2017 yılındaki tarımsal üretime yönelik faaliyetlerde TCZB; esnaf ve sanatkârlar içinde Halk Bankası aracılığıyla faizsiz/düşük faizli kredi verilecek.
Mart ayında KOSGEB/TUBİTAK projeleri kapsamında 10.3 milyar TL sıcak paranın (can suyunun) piyasaya gireceği ifade ediliyor. Çiftçilerce tarımsal ürünlerin sigortalanması için ödenmesi gereken primlerinin yarısı devlet tarafından karşılanacak.

2- İŞKUR aracılığıyla 2017’de ilk kez işe alınacak olan işçiler için işverenlere yıl içinde; işçi başına toplam (ayda) 773.8 TL destek ödemesi yapılacak.

3- Zorunlu Genel Sağlık Sigortası aylık primleri 53 TL’ye düşürülüyor, GSS borçları yeniden yapılandırılıp devletin de prim katkısı ile (işsizlik sigortası benzeri) Esnaf Ahilik Sandığı kuruluyor.

4- 30 yılın üzerinde hizmeti olduğu halde 30’u aşan yılları için ikramiye alamamış olan emekliler için yasa çıkarılıyor.

5- Emeklilere promosyon ödemeleri başlatılıyor.

6- Bazı önemli kuruluş, kaynaklar ve varlıkların (TCZB vb.) Türkiye Varlık Fonu’na aktarılması kararlaştırılıyor.

7- Belediye ve il özel idarelerinin gelirlerinden 4 ay borç kesintisi yapılmayacak.

8- Özel sektör işverenlerine SGK prim desteği artırılarak devam ettiriliyor.

9- 18.01.2017 gün ve 6770 sayılı Kanun’la af/kolaylık sağlanması niteliğinde bazı düzenlemeler getiriliyor. (Yapılandırmadan yararlanma, usulsüz bazı ödemelerin tahsilinden vazgeçme, borçlarını ödeyecek olanları Bankalar Birliği’ndeki listeden çıkarılması vb.)

10- Torununa bakan büyükannelere aylık ödeme getiriliyor.

Seçmene ‘kutlu’ olsun!


BALKANLAR'I İYİCE BİLMEDEN KONUŞMAMAK GEREKİR


LOZAN Mübadilleri Vakfı öncülüğünde bir araya gelen 42 mübadil örgütü, AKP Anamur Gençlik Kolu Başkanı Hasan Baki’nin Atatürk’ü ve Selanik’i hedef alan sözlerine karşılık şu açıklamayı yaptı: “Bu sözler çağdışı bir zihniyetin dışavurumudur. Atatürk’ün öncülüğünde kurulan çağdaş, demokratik ve laik Cumhuriyet’e karşı çirkin bir saldırıdır. Ancak, Türkiye’yi ortaçağ karanlığına sürüklemek isteyenlerin hevesleri kursaklarında kalacaktır. Türkiye’de aile kökenleri Osmanlı İmparatorluğu’nun eski sınırları içinde kalan; başta Selanik olmak üzere Yunanistan, Ege adaları, Bulgaristan, Romanya, Makedonya, Arnavutluk, Kosova, Bosna-Hersek ve diğer Balkan ülkelerinden gelenlerin nüfusumuz içindeki payı % 25’in üzerindedir. Bu ırkçı ifadeler başta Balkan kökenliler olmak üzere tüm Türk milletini hedef almaktadır. Kin ve nefret dolu bu ırkçı söylemi nefretle kınıyoruz. TCK’nın nefret ve hakaret suçları ile ilgili maddelerini hatırlatarak Cumhuriyet savcılarını göreve davet ediyoruz.”


KUNDAKLANAN OKUL BİNASI MANASTIRLI MEHMET EFENDİ'NİNDİ...


ZİVERBEY’deki Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin bulunduğu tarihi köşk için CHP İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylagil şöyle diyor: “1920’lerin sonunda bu köşk, Manastır’dan göç eden dedem zahireci Mehmet Efendi tarafından alınmış... Annem ve bizler burada doğduk. 1988’de, restore edilen köşkü müteahhit daha sonra Müjdat Gezen’e sattı. Cadde üzerinde eski FB başkanlarından Razi Trak’ın (İsmail Cem’in kayınpederi) ünlü Beyaz Köşk’ü, ortada bizimki, sokağın başında da film çekilen Müştak Bey’in köşkü vardı. Hâlâ gönül bağım vardır orada, yeğenlerim köşkün yanında oturuyor. Bizler Balkanlar’dan hangi anlayışla geldik, bugün ne oluyor? Referanduma hangi zorluklar altında gidiyoruz; demokrasimiz ne durumlara düşürüldü. Önceki sabah Müjdat Gezen’in yanındaydık, ona destek verdik. Onu yalnız bırakmayız.”


BİLİYOR MUSUNUZ?


‘HAYIR’ oyu vereceğini açıkladığı için MHP’den ihraç edilen milletvekili Ümit Özdağ’ın, “Diyanet şimdi de camilerin toplumsal barış, kardeşlik ve dayanışma içinde Allah’a ibadet yerleri olması için göstermesi gereken itinayı göstermiyor. Bazı imamlar camileri AKP il ve ilçe merkezleri gibi kullanmaya başlamışlardır. Mehmet Görmez artık görmeye başlamalıdır” dediğini...


Kıbrıslı Rumlar’ın Enosis şımarıklığı

 

“RUM lider Anastasiadis kapıyı vurdu çıktı...“ haberini ilk kesimin basını manşet yaptı.


Çünkü kriz çıktı yine... KKTC lideri Mustafa Akıncı ilk kez isyan etti ve bu haberi sosyal medyadan duyurdu. Yoksa toprak-mal mülk-yönetim pazarlığı tıkır tıkır yürüyordu... Kıbrıs, Türkiye’den koparılmak üzereydi…


Kriz nereden çıktı? Enosis’ten!


Nedir Enosis? Kıbrıs’ın Yunanistan’a iltihakıdır. Bu da Rum fanatiklerinin en büyük hayalidir. Denktaş, Enosis’in önünde duran büyük bir kayaydı. O gidince Rumların, Enosis hayali tekrar canlandı.


Tam Kıbrıs görüşmeleri sürerken ve Akıncı her türlü tavizi vermeye hazırken, Rumlar bir ‘Enosis şımarıklığı’ yaptı. Rum Meclisi ELAM adlı Rum fanatik milletvekillerinin önerisi ‘Enosis’in kabul yıldönümünü okullarda kutlama’ kararı aldı... Rum lider Anastasiadis bu öneriye destek verdi. Karar çıktı.


Bu Enosis şımarıklığı Akıncı gibi anlaşmaya, uzlaşmaya kilitli bir lideri bile isyan ettirdi. ’Enosis kararı geri alınmadan görüşme yapmam’ diye rest çekti.. İşte bunun üzerine Anastasiadis kapıyı vurup çıktı.


Rumlar 100 yıldır Enosis için uğraşıyor. Amaç Kıbrıs’tan her türlü Türk varlığını silip atmak, hatta kazımak.


Bu nedenle Enosisçilerin, Kıbrıs görüşmelerinde ön şartı; Türk Ordusunun adayı terk etmesi ve Türkiye garantörlüğünün kalkması...
Bu gerçekleşince Türkleri bir kez daha ELAM/EOKA tipi terör ve şiddet dalgası bekliyor. Tarih, öğrenenler için bir derstir.


Umarız iktidar referandum telaşı içinde Enosis’in Türkler için anlamını unutmaz.


Nevval SEVİNDİ

 

Cumhurbaşkanı’nın buyruğu kararname değil kanundur

 

GÜNCEL bir konu olan Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri hakkında bir değerlendirme:
TBMM’nce kabul edilen Anayasa değişikliğinin 8. maddesinde; “Cumhurbaşkanı yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir” hükmü vardır.


Bu yetki ile çıkarılacak Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kanun mertebesinindir.


Şöyle ki:


1. Referanduma sunulacak Anayasa değişikliğinin 16’ncı maddesi mevcut Anayasa’daki 91’inci maddeyi yürürlükten kaldırmaktadır.
Bu madde Bakanlar Kurulu’na Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi veren düzenlemeyle ilgilidir.
Artık sadece “Cumhurbaşkanlığı kararnameleri” var olacaktır.
Bu Cumhurbaşkanlığı kararnameleri Kanun Hükmünde Kararnamelerin üstündedir, Kanun mertebesindedir, kanundur.
Çünkü; Mevcut Anayasa’daki KHK çıkarma yetkisini Bakanlar Kuruluna bir yetki kanunu çıkararak TBMM vermektedir. Bu yetki kanununda, Kanun Hükmünde Kararnamelerin; amacı, kapsamı, ilkeleri, süreci, belirtilir.
KHK’ler, Resmî Gazete’de yayınlandıkları gün TBMM’ne sunulur ve TBMM’de ivedilikle görüşülür.
Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri bu kayıtların hiçbirine tabi değildir.
Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri, referanduma sunulan Anayasa değişikliğinin 16’ncı maddesi’nin B bendinde, mevcut Anayasanın “148. maddesinin 1.fıkrasında yer alan KHK’lerin ‘ibareleri’ Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin... şeklinde” değiştirilmiştir hükmüyle Anayasal olarak kanun mertebesinde sayılmış olmaktadır. Çünkü mevcut Anayasa’nın 148’inci maddesi hangi hukukî düzenlemelerin Anayasa Mahkemesi’nin yargısına tabî olduğunu tanzim etmektedir.
Kısaca, Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri sadece Anayasa Mahkemesi’nin murakabesine tabi olmakla Kanun mertebesinde (düzeyinde) olmaktadır.
Bunun anlamı; Devlet İşlerinin yürütülmesi ile ilgili Bütün Kanunları Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi adı altında Cumhurbaşkanı çıkarabilecektir.
Bu durumda TBMM’ye yapacağı ne iş kalır?


HUKUKİ KAOS DOĞABİLİR

 

TBMM’nde kabul edilen kanunları Cumhurbaşkanı tekrar görüşülmek, (üzerinde bir daha düşünülmek, tartışılmak) üzere TBMM’ye geri gönderme hakkına sahiptir. (Anayasa Md.104) Peki Cumhurbaşkanının Kararname adı altında çıkardığı kanunun bir daha düşün, diyerek geri gönderecek bir makam var mıdır? Cumhurbaşkanı her şeyin doğrusunu bilir, doğrusunu mu düşünür?


Diğer yönden, Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürüyemeyeceği için Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle Devlet işlerinin yürütülmesi dışında düzenleme yapması halinde geriye dönüşü mümkün olmayan bir hukukî kaos doğabilir.


Metin BOSTANCIOĞLU-Milli Eğitim Bakanı (1999-2002)

 




AŞIYI BEKLİYORUZ


EMEKLİ ve 70 yaşı aşmış karı-kocayız. Doktor tavsiyesi ile zatürre aşısı olmamız gerekiyor. Aşıyı bulmak için dolaşmadığım eczane kalmadı, aldığımız yanıt hep aynı; “Depolarda yok”... Bu aşıyı nereden bulabilirim? Hiç olmazsa bir yanıt verilmeli.

 Müjdat MANDAL


GÜNÜN SÖZÜ: “KADIKÖY ilçesinde 200 bin dairemiz var; bunun 2.500’ü yıkıldı. Nüfus 460 bine düştü, ‘yenileme’ sonunda nüfusumuz 700 bine yükselecek. Kadıköy’ün bu şekilde yenilenmesi zor. Hazine ve askeriyenin arazileri satılırken, bir gelir beklenmemesi gerekir. Gelecek nesil de düşünülmeli. Ne yazık ki, kentsel dönüşüm konusu üzerinde sağlıklı düşünmüyoruz. Yenilenme yoğunluk artırılarak yapılıyor; artı kazandırdığı için bu müteahhit faaliyet hız kazandı.

Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt NUHOĞLU

Yazının devamı...

Avrasya Zirvesi’nde neler tartışılacak

21 Şubat 2017

Azerbaycan, Afganistan, Bosna-Hersek, Fas, Karadağ, Kosova ve Romanya’dan da bakan düzeyinde katılım olacak. Ayrıca Avrupa Parlamentosu, Birleşmiş Milletler, İslam Konferansı, EBRD, Viyana Ekonomik Forumu, Moldova Bilimler Akademisi, Bulgaristan Slavyani Vakfı, Slovenya Life Learning Academy de yüksek seviyede temsil edilecekler.

40 ülkeden politikacı, diplomat ve bilimadamlarının katılacağı zirve hakkında bilgi veren Marmara Grubu Vakfı Genel Başkanı Dr. Akkan Suver şunları söyledi: 

“İstanbul’da gerçekleşecek bu yılkı zirvenin en önemli yanı AB’nin geleceğinin de tartışılması olacak.

Zira dünya büyük bir siyasal deprem yaşıyor. 1975-1985 arasında başlayan, Samuel P. Huntington’un 3. Dalga diye adlandırdığı demokratikleşme süreci sona ermişe benzemektedir. Onun yerine bir ters otoriterleşme dalgası dünyayı sarmaktadır. Popülist, nativist (yerlici), yabancı düşmanı (xenophobic) ulusalcılık temelinde seçmen desteği bulan hareket ve partiler adeta birer oy patlaması yaşamaktadır. Donald J. Trump’ın ABD’deki seçim başarısından sonra Fransa’da Marine Le Pen, Hollanda’da Geert Wilders’in, Almanya’da Alternatif Parti veya Avusturya’da Özgürlük Partisi gibi partilerin yakın zamanda gösterecekleri performans ister istemez endişe ile izlenmektedir. Acaba gelecekte hukuk devleti ile uyumlu liberal demokrasinin, sosyal adalet ve eşitliğin, özgürlükler ve insan haklarının ve liberal piyasa ekonomisi ile uyumlu serbest ticaretin yaşama şansı kalacak mıdır?

Şimdi gelişen milliyetçilik akımları gerçeğinden hareket ederek Avrupa kıtasının ve dünyanın bir 3. Dünya Savaşı’na gidip gitmeyeceğini sorgulamak zorundayız.

Şu bir gerçek ki AB için de yeni bir süreç başlamaktadır.

İngiltere’nin içinde yer almadığı bir birlik Avrupa’yı nereye götürür? Birlikten yeni kopmalar olur mu? AB’nin kurumsal yapısı değişir mi? Bunları ekonomik açıdan enerji noktasından ve yaşadığımız göç noktasından da ele alacağız.”

CAHİLCE KONUŞMA!

BENİM vatan sevgimle,/Hiç kimse yarışmasın!/Ben kurtlara seslendim,/Çakallar karışmasın! Ozan ARİF

 

AKP BULGARİSTAN’DAKİ SEÇİME HAZIRLANIYOR

BAĞCILAR Halk Sarayı’nda önceki gün ‘göçmenlere’ bir kahvaltı düzenlenmişti; 26 Mart tarihinde Bulgaristan’da yapılacak genel seçimler için... AKP seçimlere asılıyor. Birçok milletvekili gelmişti; diğerleri de mesaj göndermişlerdi. En dikkat çekici isim, eski AKP İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşçu, AKP’nin Bulgaristan seçim amiri olmuş. Türkler arasında birlik ve beraberlik istedi. Şu anda 38 milletvekili bulunan Ahmet Doğan’ın önderliğinde, ancak Mustafa Karadayı’nın genel başkanlığında görünen Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin (HÖH) geçmişten beri gücü var. AKP bunu yıkmak istiyor; bu amaçla Türkiye’den destekli iki parti kurdurmuş; Dost Partisi’nin genel başkanlığını Lütfü Mestan; Hürriyet ve Şeref  Halk Partisi’nin genel başkanlığını da Orhan İsmailov yürütüyor.

İkisi de eski partileri HÖH’ten uzak durup Türkiye’ye bakmak istiyor.

AKP açıktan bir müdahale etmiyor ancak derinden derine Dost Partisi’ne katkı veriyor.

Kahvaltıda çok sayıda AKP’li örgüt üyesi, belediye başkanları ve her iki ülkeden müftüler de vardı. Kahvaltıyı üstlenen, Bağcılar’da bir muhtar olan Şaban Hocaoğlu başkanlığındaki ‘Balkanlar’a Vefa Derneği’nin sloganı ‘Balkanlar’da huzur, üç kıtada barış’tı.

Mesajlarında ‘Ey Evlad-ı Fatihan! Anavatandasın, muhacirliği bırak... Seçmen kalma, seçilen ol. Yönetilen kalma, yönetime katıl, yöneten ol. İşçi kalma, işveren ol. Sen de sözünü söyle, ses ver. Birlik ol, vatanının birliğini koru’ deniliyor.

Fransa’da yaşayan ve komünist dönemde demokrasiyi savunduğu için 10 yıl hapis yatan, şimdi Avrupa’da, Bulgaristan’da yaşam hakkı bulamayan Bulgarların vakıf başkanlığını yapan eski milletvekili Peter Boyaciyev (82) “HÖH dışındaki iki partiyi desteklediklerini” belirtip, hapis arkadaşları Hacı Ramazan Korucu ve Seyfi Haciali’yi kürsüye çağırarak fotoğraf çektirdi. AKP’nin ekiplerinin seçim günü Türkiye’deki göçmenleri otobüslerle Bulgaristan’a taşıyacağı öğrenildi.

 

BİLİYOR MUSUNUZ?

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası’nın düzenlediği; Erol Yılmaz, Eyüp Muhçu, Yiğit Ozar, Özkan Ökten, Ahmet Atalık’ın konuşmacı oldukları ‘Büyükşehir Yasası, İstanbul ve Kentsel Tarım’ konulu panelin bugün 14.00’te Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi’nde yapılacağını...

İSTANBUL Kırım Derneği’nin Rusya’nın Kırım’ı işgalinin 3. yılında 26 Şubat Pazar 14.00’te Galatasaray Lisesi önünde toplanarak İstanbul Rusya Başkonsolosluğu’na yürüyüp basın açıklaması yapacaklarını...

ANKARA ATO Başkanı Gürsel Baran’ın 28-29 Nisan tarihlerinde coğrafi işaretli ürünler zirvesi düzenleyeceklerini bildirerek, “Türkiye’de bir ilki gerçekleştireceğiz” dediğini... CHP İstanbul Milletvekili Gülay Yedekçi’nin Başbakan’a “2002 yılından bu yana İstanbul’un doğasının katledilmesine, gökdelenlerin ve AVM’lerin yapılmasına izin veren, imar yapısını değiştiren kurumlar hangileridir? İstanbul’da dikine yapılaşma hangi yıllarda artmıştır?” diye sorduğunu...

Yazının devamı...

AB’ye neden giremedik

17 Şubat 2017

“Arşivler tarandığında Aralık 1999 gazetelerinin haberlerinde ve bazı köşe yazılarında Helsinki kararının alınmasının ardından Sayın Ecevit’in üç noktada itiraz ettiği görülecektir. Bu itirazlar, adaylar arasındaki ihtilafların çözüm şekli (özellikle Türkiye ve Yunanistan arasındaki ihtilaflar), Kıbrıs görüşmeleri tamamlanmadan, Türkiye müzakereleri tamamlanmadan GKRC’nin AB’ye alınmaması ve Ege sorunlarının çözümünün Türkiye üyelik müzakerelerinin başlaması için bir önkoşul olarak getirilmemesidir. Sayın Ecevit itiraz edilen üç konuda garanti verilmeden Türkiye’nin AB’ye aday ülke olması için kabul verilemeyeceğini açıklamıştır.

Bunun üzerine AB Konseyi Dönem Başkanı Finlandiya Başbakanı Sayın Lipponen gerekli garantiyi AB hukukunun bir parçası olarak yazılı bir mektupla vermiştir. Bu garanti mektubunu getiren AB Temsilcisi Solana ile görüştükten ve gerekli değerlendirmeler yapıldıktan sonra Helsinki Kararı’nın kabul edilmesi Bakanlar Kurulu’nda itirazlarımızın garantisi şartı ile kararlaştırılmıştır.

Bu süreçte Cumhurbaşkanı Sayın Demirel, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac ile Sayın Ecevit, ABD Başkanı Clinton ve Almanya Başbakanı Schröder ile görüşmeleri sürdürür. Gerekli garantiler alındıktan sonra üye ülke kararını onaylamak üzere Sayın Ecevit ve kurmayları Helsinki’ye gitmiştir. AB üyeliğine adaylık Türkiye tarafından KKTC garanti altına alınmadan onaylanmamıştır.”

Türker bir soru üzerine Bakanlar Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu’nun aynı andaki kararları sonucu Kıbrıs’a harekât düzenlendiğini de söyledi.

 

KADIKÖY’DE ‘İMAR’ ENDİŞESİ

 

KADIKÖY’de çalışan mimar Ahmet Erkurtoğlu’nun bir önerisi var:

“Kadıköy’de uygulamaya geçilecek olan 15 kat yasağı kesinlikle karşı olduğum bir konudur. Kadıköy’de yıkılıp yeniden yapılması gereken 15 katı geçen yüzlerce bina var. 15 kat yasağı ile bu binalar yenilenmeye gittiğinde 15 katın üstündeki mal sahiplerinin daire paylaşımı nasıl olacak? Buradaki maliklerin şerefiye hakları nasıl korunacak? Elbette ki bir haksızlık söz konusu olacak ve bu binalardaki kat malikleri şerefiye hakları sebebi ile bir dava açarlar ise bu plan iptal olabilir. Aynı zamanda binalar yıkılıp yeniden yapıldığında müteahhitler genelde üst katları aldığından dolayı 12-13 katı geçen binlerce yenilenecek binada da yenilenmenin önüne geçen bir karardır. Çünkü hiçbir müteahhit ön bloku arsa sahiplerine verip arka blokta veya arka cephede daire alarak bina yenilemeyi kabul etmeyecektir. Tarihi yarımadayı (Eminönü) ve Boğazları korumakta zorlandığımız İstanbulumuzun Kadıköy’ünde 15 kat yasağı getirilerek Haydarpaşa hariç hangi silueti, neyin siluetini koruyacağımızı merak etmekteyim. En azından yeşil alanların, sosyal ve donatı alanlarının fazla kalmadığı Kadıköyümüzde bundan dolayı yatayda yapılaşma yerine dikeyde yapılaşma taraftarı bir mimar olarak 15 kat yasağını istemeyerek de olsa kabul etmek zorunda kalıyoruz. Bu yasak, mevcutta 15 katı geçen binalarda bir yenilenmeye gidilmesi durumunda “Mevcut katı geçilmeyecektir” şeklinde bir ilave konularak yapılsaydı en azından 15 katı geçen ve yıkılıp yeniden yapılacak binalardaki mal sahiplerinin hakkını biraz da olsa korumuş olurduk diye düşünüyorum.”

 

KOROZYON OLMUŞ

Son deprem haberlerinden sonra da Kadıköy’de, 15 kat meselesi ile ister kentsel dönüşüm, ister rantsal dönüşüm deyin, mülk sahiplerinin kafası karıştı. Dün bir meslektaşımız bu yazıyı okuduktan sonra “Kadıköy’deki evimin sağlam olup olmadığını kontrol için bir kolonunu kırdım, korozyon gördüm ve irkildim, karım ben burada artık oturamam” dedi... Kiralık bir daire aramışlar 2 bin 750 liraya bulmuşlar; artık canlarını korumaya başlamışlar.

 

 BİLİYOR MUSUNUZ?

 

‘KARA GÜN PARASI’ KİME DAĞITILIYOR

- CHP PM üyesi ve İstanbul milletvekili Ali Özcan’ın, Başbakan’a “18-30 yaş arası yaklaşık 15 milyon genç seçmene mektup gönderme kararınız üzerine posta giderleri ile kâğıt, baskı ve işçilik masrafları kaç TL’dir, kim ya da hangi kurum tarafından karşılanacaktır? Aslında bu 15 milyon mektup, yapılan açılışlar, mitingler yanında devede kulak kalır. Ancak yine de bu soruma cevap verileceğini ümit ediyorum” diye sorduğunu...

- TBMM’de konuşan CHP’li Dr. Ali Şeker‘in “Referandumda partilere seçim yardımı yapılmıyor. Ancak iktidar partisi işçinin kara gün parası 103 milyar TL’yi İşkur aracılığıyla bir bir seçim bölgelerinde dağıtıyor. Bir yandan da Varlık Fonu’na devredilen 3 milyar TL Savunma Fonu yine iktidarın isteği doğrultusunda kullanılıyor. Bu para, kara gün parası, ulufe gibi dağıtılamaz” dediğini...

- ‘BALKANLARA Vefa Derneği’nin düzenlediği istişare ve dayanışma programının 19 Şubat Pazar 10.00’da Bağcılar Halk Sarayı’nda (Gül Salonu) yapılacağını...

- SIRASELVİLER’deki Çiçek Bar’ın 26 yıl boyunca sahibi, nice filmin, kitabın, aşkın, dostluğun temellerinin atıldığı ‘Arif’in Yeri’nin ‘babası’ Arif Keskiner’in ‘Yaşar Kemal’li Anılar’ söyleşisiyle yarın 16.00’da Tarihçi Kitabevi’nde bulunacağını...

 

-SP’ye yakınlığı ile bilinen Anadolu Gençlik Derneği’nin Arnavutköy’de 6 bin m2’lik eğitim merkezinin inşaatına katkıda bulunmak isteyenlerden 1 m2 için bin TL destek istendiğini, merkezde mescid ve Kur’an-ı Kerim eğitim merkezi, liseli öğrencilere yatılı ve üniversiteye hazırlık yatakhaneleri, 192 kişilik etüt sınıfı ve derslikler, 750 kişilik kongre ve konferans salonu, 800 kişilik bölünebilen düğün ve etkinlik salonu, 60 kişilik yüzme havuzu ve spor alanlarının yeraldığını...

 

MESAJ PANOSU

CUMHURBAŞKANI, tek başına yöneterek ülkeyi uçuracağını söylüyor. Oysa gezilerinde kullandığı 80 kişilik A330’u iki pilot uçuruyor. Kendi hayatını tek pilota emanet etmezken, 80 milyonu tek başına uçurabileceğine inanmamızı nasıl bekleyebilir?

Eriş GÜRSEL

 

 

CHP’li vekil KHK’ların bilançosunu çıkardı

 

CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan, Meclis genel kurulunda OHAL döneminde yaşanan gözaltılar, işten çıkarmalar ve KHK’lar üzerine konuşma yaptı. Konuşmasında 20 Temmuz’da çıkartılan ilk KHK’dan bugüne değin toplam 21 KHK’nın çıkartıldığını ve tablonun şu şekilde olduğunu söyledi:


“Resmi makamların açıklamış olduğu rakamlara göre; 15 Temmuz ya da OHAL’in ilanından itibaren 71.274 kişi gözaltına alınmış, bunlardan 41.326’sı tutuklanmış durumda.”


14 Şubat Salı günü tutuklu olan Hava Harp Okulu öğrencilerinin bir bölümünün tahliye edilmesinden duyduğu sevinci dile getiren CHP’li vekil Sarıhan;askeri okul öğrencilerinin yaşadığı süreçteki mağduriyetlerin altını çizerek iddianamenin yedi ay sonra hazırlanmış olmasının da eleştirdi.


“Balıkesir’deki astsubay okulunun öğrencileri, aynı durumdalar. 47 çocuk, 9’u bırakıldı. Peki ya diğerleri?’ şeklinde konuşan CHP’li vekil, OHAL gerekçesiyle hukuksuzluklara göz yumulamayacağını belirtti. Sarıhan ‘Hukuksuzlukları savunursak burada hukuku sağlamak için bir araya gelmiş olmamızın bir anlamı olamaz, bir Meclis sayılamayız” dedi.


CHP’li Sarıhan, konuşmasını OHAL döneminde toplumun geniş kesiminde oluşturulan mağduriyetleri sıralayarak tamamladı: Sarıhan şu şekilde konuştu:


‘15 Temmuzdan sonra OHAL kararıyla 121.183 kişi ihraç edildi ve atılanların sadece 19.248’i geri alındı. 120 bin nerede arkadaşlar? 19.248 rakamı nerede? Daha arada 80 binden fazla ya da 100 bine yakın insan yargılanmayı bekliyor idari ya da adli yolla, yargılanmayı da beklemiyor aslında sokağa bırakılmış durumda. Sayın savcım, hukuk bize ne emreder? Hukuk der ki: “Önce delilleri toplayın, delilleri topladıktan sonra herhangi bir hukuki işlem yapın.” İnsanlar sadece varsayımla görevlerine son verilmiş.


Akademisyenler, yani bilim insanları. Bilim insanlarının 4.180’i şu anda üniversiteden atılmış durumda ve 2.808 akademisyen de kapatılan üniversiteler nedeniyle işsiz kalmış durumda. 13.170 öğretim üyesi yetiştirme programı kapsamındaki akademisyen kadrosunu kaybetmiş bulunuyor ve cezaevlerinde 156 gazeteci ve de milletvekillerimizden 12 kişi tutuklu bulunuyorlar. Her birinin durumu aynıdır arkadaşlar ve BM Sivil ve Politik Haklar Sözleşmesi açık bir biçimde siyasetçilerin özel bir koruma altında olmaları gerektiğini emreder. Biz, bırakın siyasetçileri, yurttaşları ya da tersinden söylemem lazım, Hava Harp Okulu öğrencileri ya da diğerleri ya da Eğitim-Sen’li öğretmenler ya da doktorlar ya da mühendisler, bırakınız bunları kendi kürsümüzdeki siyasetçileri dahi koruyabilme başarısına ulaşamıyoruz. Bu gerçekliği hepimizin hep birlikte kabul etmesi ve bu kabul üzerinden “Ne yapılabilir?” konusunu ciddi bir şekilde düşünmemiz gerekiyor. Elbette biz yargıya emir veremeyiz.”

 

 

 

 

Yazının devamı...

İşsizin parası nereye?

16 Şubat 2017

İşyerinde ek istihdam sağlayan patronlar, sigorta primi ve gelir vergisinden muaf tutulacak. 687 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile İŞKUR’a kayıtlı ve 2017’de son üç aydır işsiz olan kişileri istihdam eden işverenler sigorta primi, gelir vergisi ve damga vergisi de ödemeyecek. Ek istihdam sağlayan işveren toplam 773 lira teşvikten yararlanacak.

Terörün ardından ülkenin en önemli sorunu olan işsizlik giderek artıyor. TÜİK’in dün açıkladığı rakamlara göre işsizlik oranı yüzde 12.1 olarak gerçekleşti. Bu oran son ayların en yükseği... Resmi rakamlara göre işsiz sayısı 3 milyon 715. Ancak İŞKUR’a kaydı olmayanlar, yani gizli işsizlerle birlikte 6 milyonu aşkın kişi yana yakıla iş arıyor.

Şüphesiz böyle bir tablo karşısında hükümetin istihdam seferberliğini başlatması iyi niyetli, olumlu bir adım... Ne var ki çalışanın ödediği prim ile oluşan İşsizlik Sigortası Fonu’nun seferberlikte kaynak olarak kullanılması doğrusu tartışılır.

Çünkü 2002 yılında kurulan, işçinin brüt ücreti üzerinden yüzde 1, işverenin yüzde 2, devletin de yüzde 1 oranında ödediği primlerden oluşan fonun asıl amacı, kusuru olmaksızın işini yitirenlere belirli süre maaş ödeyerek katkı sağlamak.

Ancak 15 yıldan bu yana fonun işini kaybedenlere çok yararı olmadığı net şekilde görüldü. Fonda 104 milyar lira birikmesine karşın, bu paranın ancak yüzde 10’undan biraz fazlası işsizlere maaş olarak ödenebildi. Yararlanma koşullarının ağırlığı ve maaşın düşük olmasından ötürü işsizin derdine istenilen şekilde derman olamadı fon.

Fondan işsizlere çalışma sürelerine göre en fazla brüt asgari ücretin yüzde 80’i, en az yüzde 40’ı tutarında işsizlik maaşı ödenebiliyor. Yani en yüksek maaş bin 421, en düşük 711 lira. Ancak bu maaşı alabilmek için ağır olan yararlanma koşullarını yerine getirmek gerekiyor.

Hem maaşın düşük olması hem ödenme süresinin kısalığı hem de koşulların ağırlığından ötürü işsizlere 2002’den bu yana ancak toplam 13-14 milyar lira ödenebildi. Bu rakamlar fonun işsizlere çok yararı olmadığını açıkça gösteriyor.

İşçi uzmanı Şükrü Karaman’a göre, fondan toplam 12 milyar lira ek istihdamın teşvikinde kullanılacak. “Türk-İş’in talep ettiği gibi fondan yararlanma koşulları basitleştirilmeli, en düşük işsizlik maaşı halen net 1401 lira olan asgari ücret düzeyine yükseltilmeli, ödeme süreleri de uzatılmalı” diyor Karaman... Bakalım kim dinler.


TÜRKİYE VARLIK FONU MU DENETİMSİZ HAZİNE Mİ?


TÜRKİYE Varlık Fonu neden kuruldu diye bakınca, amaçları arasında büyüme oranına katkı sağlamak var. Bunun sağlanacak kaynaklarla büyük projelerin finansmanına katkı sağlamak yoluyla olacağı söyleniyor.

Burada biraz durup geriye dönelim. Eskiden Kamu Ortaklığı Fonu (KOF) diye bir fon vardı. Bu fon o zamanki otoyol ve baraj gibi büyük yatırımları finanse etmek için kurulmuştu. KOF daha sonra, aynen bugünküne benzer bir şekilde, otoyollar ve barajların gelecekteki gelirlerine karşılık Gelir Ortaklığı Senetleri çıkardı. Sonunda 2001 krizinde KOF’un borcunu temizleyene kadar anamız ağladı.

Bir soru var: TVF, Hazine’nin yapamadığı neleri yapacak? Dışarıdan borçlanacak ise, Hazine garantisi olmadan borç alması çok mümkün değil. Ama fon, Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikle, Hazine Müsteşarlığı’nın izni olmadan garanti verebilecek. Neyiyle garanti verebilir? Tabii ki, elindeki şirketlerin hisselerini rehin vererek.

En yaygın İslami enstrüman örneği olan Sukuk nedir diye de soralım. Evet adı faiz olmayan ama oranı faiz kadar olan ve fonların ellerindeki varlıkların gelirlerine endekslenen kâğıtlardır.

Bu bağlamda TVF’nin her borç işleminin arkasında Hazine, ister istemez olacaktır.

Çok tartışılan Duyunu Umumiye borçlanması (1854-56) ile ilgili komisyon raporlarını okursanız çok şey öğrenirsiniz.

Hakan ÖZYILDIZ


BİLİYOR MUSUNUZ?


TROYA Folklor Araştırmaları Derneği’nin düzenlediği ‘24. Troya Kültür-Sanat Ödülleri Töreni’nin 19 Şubat Pazar 19.00’da, Bahçeşehir Üniversitesi, Beşiktaş Yerleşkesi, Fazıl Say Salonu’nda yapılacağını...

YÖK’ün ‘Mezun Belgesi Sorgulama Sistemi’ndeki mezun sayısının 8 milyona ulaştığını açıkladığını...

BÜTÇE Komisyonu’nda Gelir Vergisi Kanunu ile ilgili kanun teklifinin görüşülmesinde CHP’li Çakırözer’in “Ahilik sandığı adı altında esnaftan hükümete fon yaratılıyor. Yabancıya vergisiz konut, vatandaşa ayıp! ‘İşsizlik Fonu’yla kaçak işçiliği teşvik ediyorsunuz” diye konuştuğunu...


ŞİŞLİ'DE YÜZLERCESİ VAR


ŞİŞLİ Kurtuluş’ta 40 yıldır esnafım, terziyim. 58 yaşımdayım. Salı günü çıkan ‘Yapana değil yaptırana bak!’ yazısındaki içler acısı yapı tam Şişli Zabıta Müdürlüğü’nün karşısındadır. Bunlardan yüzlerce var, geneli Kurtuluş’ta. Bu bozuk sistem sayesinde benim borç harç krediyle açtığım işyeri ruhsatlı apartmanın bodrum dairesini mühürlediler. Neden? Namuslu vatandaş olduğumuz için. Şu an oturduğum evin yan binasının alt katı pavyon, üst katı kumarhane ve her şey alenen... Yani anlayacağınız deveye sormuşlar neren düzgün diye!...

İsmail AFŞAR

MEB’nin taslağında ciddi bir tutarsızlık var


TARİH Vakfı Öğretmenler Platformu, MEB tarafından 13 Ocak 2017’de askıya çıkarılan ortaöğretim Tarih dersi (9, 10 ve 11. Sınıflar) taslak programları üzerine bir atölye çalışması gerçekleştirdi. Bu çalışmada yapılan tespitler ışığında, programın felsefesi, kavramlaştırdığı tarihsel dönem ve kazanımlar, pedagojik ve bilimsel yaklaşımlar üzerine önemli sonuçlara varıldı. Platformun, MEB’e ilettiği inceleme sonucunda şu değerlendirme yapıldı:Tarihsel ilişkileri, siyasi ve ekonomik yapıları ‘güç’ üzerinden açıklayan ve güce indirgeyen, Türk-İslam toplumlarının dışındaki halkları ve insan gruplarını ötekileştiren, cinsiyetçiliğin izlerinin hâlâ derin biçimde hissedilmekte olduğu bu taslak programı; çoğulcu, sorgulayıcı, öğrenci merkezli, tarihi sosyal bilimlerin bir parçası olarak gören ve farklı disiplinlerden beslenen, dünya tarihiyle bütünleşen pedagojik yaklaşımların bir örneğiymiş gibi sunulmasını ciddi bir tutarsızlık olarak gördüğünü belirtti. Bu bağlamda ders kitaplarının yayınlanması ve programın aktif olarak uygulanmaya başlanması süreçlerinde de gözlemci olmaya devam edeceğini ve demokratik, bilimsel, seküler, toplumun ve insanlığın tüm kesimlerine sosyal bilimlerin sağladığı olanaklarla, ötekileştirmeden yaklaşan, çağdaş bir eğitim anlayışının ısrarlı savunucuları olacağını bildirdi.

 

“Turizm’de sorunun nedeni siyasidir”


TURİZM eski Bakanı Bahattin Yücel, krizi aşmak için önce teşhisinin doğru konması gerektiğini söyledi. Yücel, krizi aşmak için önce teşhisinin doğru konması gerektiğini belirterek “Tarihinin en ağır krizini yaşayan sektörde sorunun nedeni ekonomik ya da sektörel değil siyasidir” dedi.İstanbul Sultanahmet-Cankurtaran’daki Armadra Otel’de kısa adı TURAD olan, Turizm Araştırmaları Derneği’nin düzenlediği “Turizmde Çıkış Yolu” Çalıştayı’nın açılışında konuşan 54. Hükümet döneminin Turizm Bakanı Bahattin Yücel, Türkiye’de turizmin 2016’da tarihinin en ağır krizini yaşadığını 2017 yılında da işlerin iyi görünmediğini belirterek, soruna çözüm ararken önce sorunun nedeninin doğru teşhis edilmesi gerektiğini söyledi.Yücel, sektörün birçok sorunu olduğunu ama bunların hiçbirinin krizin nedeni olmadığını krizin nedeninin içeride izlenen politika ve dış politikaların eseri olduğuna işaret etti.Son siyasal gelişmelerin etkisiyle ortaya çıkar duruma çıkış yollarının aranması gerektiğini belirten Yücel, şunları söyledi:“Bütün pazarlarda ciddi bir düşüş var. Bu ilk kriz değil, son kriz de olmayacak. Biz sektör olarak pek çok şey söylüyoruz, ancak bunların hayata geçirilmesi biraz fazla zaman alıyor. Şunu söylemek zorundayız: Bu krizi daha az hasarla atlatmak mümkündü. “Sektöre  farklı pencerelerden bakan; yurt içi ve yurt dışından profesyoneller, uzmanlar ve ilgili STK’ların bir araya gelerek yapılması gereken çalışmalardan birini yapıyoruz. Sektörün farklı kesimlerini temsil edenler ile sektör ile ilişkili kesimlerin temsilcileri bir araya gelerek hızla bilinmezliğe sürüklenen Türkiye’nin geneli ve sektör için çıkış yolu aramalı. Bunun içi önce sorunun nedeni doğru teşhis edilmeli. Gerçekçi çıkış yolu; eldeki olanakların küresel trendlere uyum hedefiyle belirlenecek çözümler sayesinde bulunabilir.Ben sektörün içinden gelen, siyasetin de içinde bulunmuş, ulusal ve uluslararası alandaki siyasal gelişmeleri izleyen biri olarak Türkiye’nin turizmde yaşadığı tarihinin en ağır krizinin sektörden kaynaklanmadığını biliyorum. Krizin nedeni siyasal kökenlidir.”



MESAJ PANOSU


BEN dayak yerim, posta yemem...

Meral AKŞENER

YAVRU köpeğin kuyudan kurtarılmasında özlediğimiz Türkiye’ye ait her şey var: Kolektif akıl, emek, vicdan, dayanışma, bilim.

Fatih YAŞLI


GÜNÜN SÖZÜ


İş bulma umudunu kesenlerle birlikte işsiz sayısı 6 milyona (yüzde 12.1) yükseldi. İşsizler ordumuz 85 ülkenin nüfusundan kalabalık hale geldi.

 Umut ORAN

Yazının devamı...

Rant çeteleri FETÖ el ele

15 Şubat 2017

Bu konuda çok sayıda yazı yazdık; Kemerburgaz’ın nasıl yağmalandığını ‘utanarak’ gündeme getirdik. Vurguncuları biliyorduk; o zaman Çevre ve Şehircilik Bakanı olan Erdoğan Bayraktar, dönemindeki ‘götürücüleri’ bize anlatmıştı. Söz konusu ranttan daha fazla pay almak amacıyla “bürokrat, siyasetçi ve işadamı” birlikteliğinden oluşan hafriyat rantı çetesi, her türlü kılığa girmişti. Çıkmadıkları makam, çalmadıkları kapı bırakmamışlardı. Serbest piyasa koşullarına uygun ve ‘0 hatayla’ gerçekleştirilen hafriyat ihaleleri hakkında ortaya attıkları yalan ve iftiralarıyla ne yazıktır ki siyasi otoriteyi de yanıltmışlardı. Yasal değişiklikle oluşturulan ihalesiz sistemlerin yürürlüğe girmesinde ve söz konusu sistemde görev alacak kişilerin belirlenmesinde etkili olmuşlardı. Yetmemiş, ihaleleri başarıyla gerçekleştiren ve kamuya olağanüstü gelir sağlayan kadroları da etkisizleştirmişlerdi. Oluşturdukları tekelleşmeye ve yüksek fiyata dayalı ‘saadet zinciri’ ile kamu kaynağı olduğu yargı kararlarıyla da teyit edilen hafriyat gelirlerine tamamen el koymuşlardı. Bu da ormanları işgal edecek kadar ranta dayalı organizeli kaçak hafriyatı artırmıştı.

Hafriyat rantı çetesinin amaçlarına engel olabilmek için yıllar önce devletin en önemli makamlarına sunulan 01.12.2010 tarihli raporda bugün Belgrad Ormanı’nda yaşanan ve basın organlarında (Hürriyet ve A Haber) da manşet haber olan hafriyat sorununa “Hafriyat rantı çetesinin isteği doğrultusunda yürürlüğe giren ihalesiz sistemlerden dolayı yaşanacak yolsuzluk ve usulsüzlüklerin dışında ranta dayalı organizeli kaçak hafriyatın ormanları işgal etmesi de kaçınılmaz olacaktır” ifadesiyle alenen vurgu yapılmıştı.

İstanbul’daki hafriyat rantı, sadece çevre kirliliğine, orman işgaline ve yolsuzluklara neden olmamış; ahlak, adalet ve hakkaniyet duygularıyla birlikte vicdan, izan ve akıl melekelerini de tamamen yok etmişti. Öyle ki, en son haberlere konu olan ‘moloz ormanı’ dışında hafriyat kamyonlarının protesto eylemleri de dahil yaşanan diğer tüm olaylar ile kesinleşen 9 yargı kararıyla da doğruluğu teyit edilen rapordaki gerçeklere tamamen duyarsız kalınmıştı. Devleti soyan hafriyat çetesinin yerine çeteyle mücadele edenler kamu gücüyle acımasızca cezalandırılmıştı.

KİRLİ İLİŞKİLER


Kamu kaynaklarından beslenmeyi alışkanlık haline getiren ‘rant çeteleri’ ile ‘FETÖ’nün İstanbul’da büyük bir rant kaynağı olan hafriyat gelirlerinin paylaşımında da işbirliğine gittikleri 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra ortaya çıkan kirli ilişkiler ağıyla kesinlik kazanmıştır. Tıpkı İstanbul’daki hafriyat rantında olduğu gibi milletin yerine çeteleri, devletin yerine de rantı koyan kamu yönetimindeki hastalıklı anlayışlar FETÖ’nün soygun faaliyetlerine de olabildiğince destek vermiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki hain terör çetesinin 15 Temmuz gecesi bombalarla yapamadığını kamu yönetimindeki işbirlikçileri 15 Temmuz’dan sonra da hukuksuz işlemlerle yapmaya olağanüstü gayret göstermiştir. İktidar FETÖ soruşturması kadar bu konuyu da hassasiyet göstermelidir.


'MENDERES DEMOKRASİ YILDIZI?' KİTABININ YAZARI VEFAT ETTİ


BAFRALI ünlü avukat Şevket Çizmeli (82) yaşamını sürdürdüğü Bodrum’da vefat etti. Cenazesi bugün Ankara’da Kocatepe Camisi’nde kılınacak öğle namazından sonra Gölbaşı’nda toprağa verilecek.

Fatma Çizmeli’nin eşi Ahmet ve Zeynep Çizmeli’nin babası olan Çizmeli, Ankara’da eski Dışişleri Bakanı Prof. Turan Güneş’le uzun yıllar aynı avukatlık bürosunu kullanmışlardı.

2007 yılında yazdığı ‘Menderes Demokrasi Yıldızı?’ (Arkadaş Yayınları) kitabıyla Türkiye’de Menderes dönemine yeni bir boyut getirmiş, uzun yıllara dayalı en kapsamlı çalışmayı ortaya koymuştu. Yeni belgeleri, yeni bilgileri, yeni yaklaşımları içeren kitap çok tartışılmıştı. Çizmeli’nin yayına hazır bir kitabı daha bulunduğu belirtildi.


BELEDİYE VE ÖZEL İDARELERE 4 AYLIK NEFES


BELEDİYELER ve il özel idareler için kesenin ağzı açıldı; borç ödemeleri ertelendi.

Belediye ve il özel idarelerine İller Bankası aracılığıyla ödenmekte olan genel bütçe gelirleri paylarından yapılması gereken borç kesintileri, (10.02.2017 günlü Resmi Gazete’de yayınlanan, Bakanlar Kurulu kararıyla) 4 aylığına kaldırıldı. Bu suretle referandum öncesi yerel yönetimlere ek kaynak sağlanmış olmaktadır.

Mahmut ESEN (E) Mülkiye müfettişi


YSK yetkileri OHAL ile kaldırılamaz


CHP, OHAL konusunda Anayasa Mahkemesi’ne gitmeyeceğini açıklarken, Ankara’lı avukat Sedat Vural ise Anayasal seçmen hakkını kullanarak  “YSK’nın halk oylaması seçimindeki yetki ve denetimini kısıtlayan OHAL kararnamesinin ‘yok’ hükmünde ve tam kanunsuzluk hali olduğunu belirterek YSK’ya başvurdu. Vural önceki gün verdiği dilekçesinde YSK’nın bu konuda Anayasal tek merci olduğunu ve onun bu yetkisinin OHAL ile kaldırılamayacağını vurguladı.Vural dilekçesinde şöyle diyor:Anayasa hükümlerine göre; OHAL KHK’leriyle getirilen düzenlemeler olağanüstü hal’ın amacını ve sınırlarını aşamaz. Demokratik ülkelerde OHAL yönetim usulleri, hukuku dışlayan keyfi bir yönetim anlamına gelmez. OHAL yönetimler kaynağını anayasa’da bulan yasal kurallara göre yürürlüğe konulan, yasama ve yargı organlarının denetiminde varlıklarını sürdüren rejimlerdir. ayrıca, olağanüstü hal yönetimlerinin amacı, anayasal düzeni korumak ve savunmak olmalıdır. bu nedenle olağanüstü yönetim usulleri yürütme organına önemli yetkiler vermesine, hak ve özgürlükleri de önemli ölçüde sınırlandırmasına karşın, demokrasilerde sonuçta bir “ hukuk rejimi” dir. olağanüstü hal khk’leri anayasanın 121-122. maddeleri ile saptanan sistem içerisinde “olaganüstü halin gerekli kıldığı konularda” uygulamaya yönelik olarak çıkartılabilir. bu tür  khk’ lerle yalnızca olağanüstü hal ilanını gerektiren nedenler gözetilerek bu nedenlerin ortadan kaldırılması için o duruma özgü kimi önlemler alınabilir. Anayasal temel hukuk ilkelerine aykırı OHAL kararnamelerinin şekil ve esas bakımından anayasaya aykırılığı iddiasıyla anayasa mahkemesine dava açılamaz hükmünü içeren anayasanın 148 maddesi usulü ve çok tartışılan bir hüküm olup; seçimlerin genel yönetim, denetim ve ysk nın görevlerini güvenceye alan anayasanın 79. maddesini işlevsiz bırakan “yok hükmünde”ki bir kararnamenin “yokluğuna; talebim konusunda karar vermeye; anayasal esası amir  hükümlere göre tek görevli ve yetkili anayasal kurum YSK’dır.”



MÜFREDAT GERİ ÇEKİLMELİDİR


EĞİTİMCİ, 16. ve 22. dönem Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı müfredatla ilgili eleştiriler için bakın ne diyor: “MEB’in bir oldubittiyle hazırladığı müfredatla ilgili görüş bildirme süresi sona erdi. Üstelik Anayasa değişikliğiyle ilgili halkoylamasının ve yaşadığımız sıkıntıların gölgesinde kalmıştır. Eğitim tarihi geleneklerimize aykırıdır. Yöntem ve içerik yanlıştır. MEB bu taslağı geri çekmelidir.” Peki, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu konuda bir açıklaması olmayacak mıdır?


BİLİYOR MUSUNUZ?


İBB/Üsküdar CHP meclis üyesi, İnşaat Mühendisi Nezih Küçükerdem’in Kadir Topbaş’a “Milyon dolarlar harcanıp tadilatı yaptırılarak trafiğe açılan Beylerbeyi Sarayı Tüneli 4 ay hizmet verdirildikten sonra neden trafiğe kapatıldı? Tünelin kapanmasının nedeni teknik bir hata mı? Yoksa hatalı imalatlar mıdır?” diye sorduğunu...

EDİRNE/Ahval gazetesinde yer alan habere göre; Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü’nce 24 milyon TL’ye yaptırılacak ‘çok amaçlı spor salonunun’ yer seçiminin tartışma konusu olduğunu; müdürlüğün belediye tarafından yer verilmediğini öne sürerken, Belediye Başkanı Recep Gürkan’ın “Benim dönemimde yer istenmedi” yanıtını verdiğini...

Yazının devamı...

Yapana değil yaptırana bak!

14 Şubat 2017

“Bendeniz Ankara’da yaşıyor, ayda ortalama bir kere de işlerim nedeniyle İstanbul’a gidiyorum. Halaskârgazi Caddesi’nin Şişli-Osmanbey mevkisine denk gelen bölümündeki, sağda fotoğrafını göreceğiniz bina tam bir ‘hilkat garibesi’ niteliğinde. Binanın bu garip, hatta yüz karası halini sorduğumda, çevredeki esnaftan aldığım cevap şu oldu: ‘Ağabey, bu eski iki binanın ön cephesinin arka tarafını tıraşladılar, arka tarafından yükselen ‘modern’ görünümlü binaları da temelden oturtarak bu ‘eseri’ ortaya çıkardılar.’ Yani fotoğrafta görülen ön cephe tahminen 40-45 cm kalınlığında bir ‘şekil’. Mimarlık ve mühendislikle hiçbir alakam olmadığı için, binayı bundan 7-8 yıl önce ilk gördüğümde “Allah Allah, bu eski binalar, üzerindeki bu yükü nasıl taşıyor” diye çok safiyane, hatta aptalca bir de algı içine düşmüştüm. Meğerse cephenin arka tarafı tıraşlanıp, orada boşalan alana bu yeni binaları dikiyor ve tarihi binalara zarar vermiyorlarmış! Neresinden tutsanız elinizde kalacak bir hikâye doğrusu. Bu tür binalardan, Osmanbey’den yukarıya, Şişli’ye doğru yürüdüğünüzde daha da fazla örnek görüyorsunuz. Hani bizde “yapana değil, yaptırana bak” derler ya. İşte bu yapı, bizim uluslararası mimari çevrelerinde ciddiye alınmamamızın nedeni olabilir. Uluslararası bir konferansta bu bina bir sunum ekranında belirirse uluslararası haklı üne sahip mimarlarımızın diyecek hiçbir sözü olamaz. Mahcup olurlar. Bu binanın 100 metre ilerisinde, yolun diğer tarafında ‘Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nı başlatmadan önce, ordu komutanı olarak kaldığı ev’ yer almaktadır. Umarım sırada, bugün müze olarak kullanılan ‘o ev’ yoktur!”

Av. Ömer BERKİ

GEMİ İNŞA SANAYİMİZİ NİYE KALKINDIRAMIYORUZ

GEMİ inşa sanayi, gerek istihdam gerekse orta teknoloji gerektiren, tam bize uygun emek yoğun bir sanayi koludur. Gemi inşa sanayinde Türkiye’de, 2015 yılında kapasite düşerek 200 bin grostonluk (gt) bir kapasite oluşmuştur. Türkiye son 14 yılda bir kez 1 milyon tonluk kapasiteye ulaşmış, hep öyle olacağı varsayılarak uyunmuştur. 80 küsur irili ufaklı tersanenin Tuzla ve Yalova’da yoğunlaşmasına dışarıdan bakanlar, ‘kalkındık’ diye kendilerini avutmaktadır! 1 milyon gt’luk bir tersane işçi gücü 30 bin kişi civarındadır. Oysa Deniz Ticaret Odası istatistiklerine göre Türkiye tersanelerinde çalışan işçi sayısı 20 bin kişidir. Askeri tersanelerin tören amacıyla yaptıkları sayılı gemi ve kotra yapımı gerçeği yansıtmamaktadır. Gemi inşa sanayi ihracat geliri olan bir sanayidir. 1 milyon gt’luk geminin ihracat değeri 1 milyar dolar kabul edilir. Aşağıda dünya 2015 yılı gemi yapımcı ülkeleri görürsek dram anlaşılır.

1- Çin 25.1 milyon gt, 2- Güney Kore 23.272 milyon gt. (Çin yıllarca lider olan G. Kore’yi kovalayarak bu yıl geçmiştir. G. Kore’de en büyük tersaneler Hyundai tersaneleridir.), 3- Japonya 13.05 milyon gt, 4- Filipinler 1.86 milyon gt, 5- Diğer dünya ülkeleri kalan % 17’yi üretirler. Avrupa’da ise 485 bin gt ile Romanya önde gelmekte, Romanya’yı 206 bin gt ile Türkiye, Avrupa içinde gerilerden izlemektedir. Türkiye’nin esamisi bile okunmamaktadır. 2015 yılında gemi inşa sanayinde dünyada petrol fiyatlarının düşmesiyle büyük bir kriz oluşmuştur. Ama bizdeki kriz eskiye dayanmaktadır.

Bu durum karşısında kendileri birer gemi mühendisi olan Başbakan Binali Yıldırım ve Ulaştırma ve Denizcilik Bakanı Ahmet Aslan’ın, inşaat projelerine ayırdıkları zamanın bir kısmını gemi inşa sanayimizin hızla ayağa kalkmasına ayırmaları gerekmez mi? Türkiye’de inşaat mühendisi çoktur. Birinci elden yönetici mevkisinde olan gemi mühendisi 67 yılda bir kez olmuştur.

- Türkiye’nin gemi inşa istatistikleri yoktur. Gemi Mühendisleri Odası başta olmak üzere bu istatistikleri hazırlayıp yayınlamaları gerekir. Ben istatistikleri (google.com-global ship building countries) sitesinden aldım. Ne yazık ki Türkiye’de hangi tersane var, rakamlarını oradan aldım!

- Gemi inşa sanayi, sac üretiminin önemli bir sarf yeridir. Üretilen 1000 gt’luk geminin 500 tonu sacdır. Demir çelik, sadece inşaat demiri yapmak değildir. Öte yandan yaptığımız gemi motorları ve yan sanayisi önemli bir girdidir.

Tersanelerimizi sac imal yeri İskenderun’a ve Samsun’a doğru büyük kapasitede yaymalıyız.

Aslan ÖZMEN

KARAYALÇIN’DAN AB VE KIBRIS ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

GEÇEN hafta KKTC ile ilgili yazılarımızda, Lefkoşa’ya gittiğimizde, geçmişten akla takılan isimler arasında ‘Çiller-Karayalçın (Kıbrıs Rum kesiminin AB’ye girmesine onay veren Başbakan ve Başbakan Yardımcısı’ ifadesi üzerine Murat Karayalçın bir açıklama gönderdi ve “Kastedilen anlamda böyle bir ithamın tümüyle geçersiz olduğunu” söyledi. Karayalçın’ın açıklaması şöyle:

GKRY, Ağustos 1990’da AB’ye üyelik başvurusu yapmış, Aralık 1999 Helsinki doruk toplantısında Türkiye ile birlikte adaylık statüsü almış ve 2004’te Annan Planı oylamasından hemen sonra AB’ye üye olmuştur. Yani GKRY’nin AB’ye üyelik başvurusu benim hükümete girmemden (Eylül 1993) 3 yıl önce, adaylık statüsü alması da benim hükümetten ayrılmamdan (Mart 1995) 4 yıl sonra olmuş. Nasıl oluyor da hükümetten ayrılmamdan yıllar sonra meydana gelen bu olaydan sorumlu tutuluyorum? Hem bu konuda “bir şeyler yapmışsam” onların hükümette olduğum sıralara denk düşmesi gerekmez miydi? 6 Mart 1995 günü Türkiye’nin 50. Hükümetinin Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak Brüksel’de yapılan Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısında; Kıbrıs konusu gündemde olmadığı halde, yaptığım konuşmada, Kıbrıs sorunu çözülmeden ve Türkiye AB’ye üye olmadan, GKRY’nin AB’ye üyeliğinin kabul edilmemesi gerektiğini; böyle bir yola gidilmesi durumunda da Türkiye’nin KKTC ile bütünleşme durumunun ortaya çıkabileceğini söyledim. Konuşma, Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki duruşuna ilişkin olarak AB’ye yaptığı en net açıklamalardan birisidir. Konuşma metni hem AB hem de Dışişleri Bakanlığımızın kayıtlarında bulunmaktadır. 50. hükümetin bu tavrı daha sonraki hükümetler tarafından da sürdürülebilseydi GKRY’nin AB’ye üyeliği belki de önlenebilirdi. Şimdi soruyorum; benim içinde olduğum hangi olaya, hangi görüşmeye, hangi karar sürecine ya da benim hangi konuşmama dayanarak GKRY’nin AB üyeliğine, bırakın ‘onay’ vermeyi, ışık yaktığım ileri sürülmektedir?”

İŞSİZLİK DAHA DA ARTACAK

HÜKÜMET referandum nedeni ile seçmene cazip gelecek öneriler peşinde. Bu öneriler buzdağının tümü görülmeden yapılıyor.

Çalışma yaşamı ve ekonomi çok olumsuz sinyaller veriyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre geniş tanımlı işsizlik sayısı 5.9 milyonu aştı.

Kayıt dışı çalışanların sayısı 9.2 milyon.

Son altı ayda 375 bin sigortalı çalışan işini kaybetti.

Ülkemizde konuk edilen yaklaşık 4 milyon Suriye’nin bir milyona yakını merdiven altlarında kayıt dışı çalıştırılıyor ve işsiz Türklerin işini çalıyor. Cumhurbaşkanı, TOBB Ekonomi Şûrası’nda işverenleri istihdam seferberliğine çağırdı ve her istihdam edilen her yeni işçi için işverenlere İşsizlik Fonu’ndan Aralık 2017 tarihine kadar 770 TL ödeneceği sözünü verdi.

Ülkemizde 1 milyon 800 bin işyeri var. Her iş yerinin bir yeni işçi aldığını varsaysak bile işsizler havuzunu boşaltmak mümkün olmayacak.

Alacak Sigortası Şirketi Euler Hermes, 2017 yılında 12 bin şirketin iflas edeceğini söylüyor. Bu şirketlerin çalışanları sokağa konulacağı gibi her yıl bir milyon dolayında genç insan çalışma pazarına girip iş arayacak.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi Adalet Bakanlığı hazırladığı İş Mahkemeleri Yasa Tasarısı taslağı ile işsizlik yangınına körük sağlama çabasında. Hazırlanan taslağa göre işten çıkarılan işçilerin 1475 sayılı İş Yasası’nın 19-22 maddelerine göre işe iade davası açabilmesi için önceden zorunlu olarak arabulucuya gitmesi öngörülüyor. Böylece arabuluculuk kurumu zorunlu duruma getiriliyor. Buradan bir sonuç alamayan işçiye işe iade davası açma hakkı tanınıyor. Amaç iş mahkemelerinin yükünü azaltmak ama arabulucunun, ”mahkemeye gidersen üç sene beklersin, gel tazminatı al ve davadan kurtul” deme olasılığı yüksek. İşsiz kalan işçiye peşin tazminat cazip gelecek ve o işçi de işsizler ordusuna katılacak. Bu, işçinin işverenle karşılıkla anlaşarak, ikale yolu ile işini sona erdirmesi olarak yorumlanıp işçinin işsizlik ödeneği almasını da önleyecek. Açlıkla karşı karşıya kalan işsizlerin hangi toplumsal patlamalara neden olacağını da hiç kimse kestiremez.

Sendikalar, işçiler için çok büyük bir tuzak hazırlayan İş Mahkemeleri Yasa Tasarısı Taslağı’nın yasalaşmasını mutlaka önlemelidirler. Hükümet ithalata dayalı tüketim ekonomisi politikalarından derhal vazgeçmeli ve devletin yeniden üretici konumuna geçmesi için önlemleri başlatmalıdır. Hükümet, referandum odaklı, büyükannelere nisana kadar İşsizlik Fonu’ndan aylık verme politikası ile ÖTV indirimi, vergisini düzgün ödeyen işverene (işçiye, memura değil) %5 indirim vaadi ile ne işsizlik havuzunu boşaltabilir ne de ekonomiyi düzlüğe çıkarabilir.

Haraç-mezat sattığı o kamu kuruluşlarını yeniden kurma savaşı başlatarak tüketen devlet değil üreten devlet olmak AKP’nin tek çıkış yoludur. Hükümet 420 milyar dolar dış borcunu daha da çoğaltmak için Ulusal Varlık Fonu’na devrettiği kuruluşları da yabancılara kaptırabilir. Anayasa değişikliğini referandumda seçmene kabul ettirse bile ekonomik çöküntünün altında kalmaktan nasıl kurtulacağının hesabını yapan yok.

Bu güzel ülkeye yazık ediyorlar.

Yrd.Doç.Dr. Engin ÜNSAL

Yazının devamı...