"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

Bir tek hâkim o karara karşı çıkıyor. Çünkü...

25 Şubat 2017

Öğretmen tacizi kanımızı dondurmuştu ya...

Yine cinsel taciz...

Bunun gibi onlarca, yüzlerce dava...

Bu da Diyarbakır’dan.

Genç kız K.Ç.’yi baltayla tehdit ediyorlar. Sonra cinsel istismar... Tecavüz...

V.B. ve M.N.E. daha sonra yakalanıyor.

Savcı 36’şar yıl ceza istiyor.

Bu arada genç kızın ölümle tehdit edildiği iddiası var.

Şikâyetçi olursa ölümle tehdit var.

Genç kızın avukatı ceza istiyor.

Mahkeme heyeti beraat veriyor.

Ama bir TEK hâkim bu karara karşı çıkıyor.

Ayşegül Özaltun Baba.

Kadın hâkim...

Aslında adalet üzerine bir cinsiyet ayrımı yapmayacaktım ama...

Elimde değil.

Çünkü ‘kadın hâkim’ diyor ki:

“Sanıkların ‘cinsel istismar’ suçundan cezalandırılması gerektiği kanaatiyle beraat kararına katılmıyorum.”

Ve devam ediyor:

“Sanıkların kendilerini suçtan kurtarmaya yönelik ifadelerine itibar edilmesin.”

Cezalandırılsın.

Hukuk her zaman hukuksa...

Mahkeme heyetindeki ‘kadın hâkim’in muhalefetini nasıl yorumlayacağız?

Yorum sizin.

NSEL SALDIRIYA NASIL BİR CEZA?

Yalnızca dün, ajanslardan geçen ‘cinsel taciz’ haberlerine baktım.

İnanılır gibi değil.

Türkiye’nin her yerinden benzeri davalar geliyor.

İşte Zonguldak...

Cüneyt. T. yanında çalışan kadına cinsel tacizde bulunuyor.

İşten ayrılmaya çalışan kadını önce silahla tehdit ediyor. Sonra evine gidiyor. Av tüfeğiyle vuruyor.

Cüneyt T. için savcının iddiası şöyle:

‘Tasarlayarak adam öldürmeye teşebbüs’, ‘cinsel amaçla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’, ‘nitelikli cinsel saldırı’...

Peki bu saldırgan ne ceza aldı?

1 yıl 8 ay ceza aldı. O da geri bırakıldı.

Yani?

Elini kolunu sallayarak çıktı.

İyi mi?

TACİZCİSİYLE AYNI EVDE

Bakırköy’den bir taciz davası.

Genç kız şöyle diyor:

“14 yaşında tacize başladı. Annem, o ve ben hâlâ aynı evde oturuyoruz hâkim bey...”

Peki ne oldu davada?

Savcı 10 yıl hapis istedi.

Babacan hâkim, “Kızım, kurda kuşa yem olma. Kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğren. İstersen sana devlet koruması verilir” dedi.

Bakanlık avukatı oradaydı. Savcı orada. Mahkeme heyeti yerinde.

Bir kişi duruşmada yoktu.

O da tacizci yaratık...

İyi mi?

6 ÖĞRENCİYE TACİZ TUTUKSUZ YARGILAMA

Bu da Diyarbakır’dan...

13 yaşındaki 6 öğrenciye cinsel istismar.

Fen öğretmeni bu.

Savcı, tutuklansın diyor.

Bakanlık avukatı, tutuklansın diyor.

72 yılla yargılanıyor.

Ama 6 kız öğrenciyi taciz eden yaratık hâlâ tutuksuz.

Dava bir sonraki tarihe ertelendi.

İyi mi?

Bunun hukuken bir açıklaması olmalı.

Hâkimlerin elini kolunu bağlayan bir şeyler olmalı.

Yoksa bu davalar bizi çıldırtacak hâkim bey.

Bir şey söyleyin lütfen...

Yazının devamı...

Ya sen nasıl bir okul müdürüsün arkadaş

24 Şubat 2017

Bir ilkokul koridoru...

İşte tam oradan devam ediyorum.

Van’ın Edremit ilçesindeki bir okulun koridorlarında...

9 yaşındaki bir kız çocuğu, külotlu çorabı yarıya inik koşuyordu.

Anlaşıldı ki öğretmen tacizi.

Küçük çocuklara ‘ücretsiz (!) ders veren’ bir öğretmen...

‘Duhul yok’ diye serbest kalmış...

İğrenç.

İltihaplı bir vicdan.

Niye?

- Çünkü okul müdürü “Kamera kayıtları yok” demiş.

Niye?

- Çünkü okul müdürü çocuğu koridorda o halde gören temizlik görevlisi için “Böyle bir görevli yok” demiş... (Oysa Milli Eğitim görevliyi tescil etmiş.)

Ve çocuk olayı ağlaya ağlaya anne-babasına anlatmış.

İnsan delirebilir.

Ama ben delirmeden bazı şeyleri yazmak istiyorum.

Mesela bu davayla Aile Bakanlığı ilgili mi?

Daha 25 gün önce Bakan Fatma Betül Sayan Kaya ile bir sohbet etmiştik.

Bakan Hanım’ın bu konulara olan hassasiyetini çok iyi biliyorum.

Ama bana o sohbette bir sıkıntıdan söz etmişti.

Adalet Bakanlığı’nın bilgi işlem merkezine henüz erişimleri yoktu.

Bu nedenle bu tür davaları Adalet Bakanlığı ile aynı anda görüp müdahil olamıyorlardı.

Yani...

Tacize uğrayan kadın ve çocukların haklarını savunamıyor...

Bu ve bunun gibi yüzlerce olay, çok sonra Aile Bakanlığı’na ulaşıyordu.

BOZDAĞ’A ÇAĞRI

Çok iyi biliyorum ki...

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da en az Bakan Fatma Betül Sayan Kaya kadar bu tür cinsel taciz olaylarına karşı duyarlıdır.

Ama bir türlü bürokrasi işlemiyor.

Adalet Bakanlığı’nın suç ve davalara erişim kayıtları Aile Bakanlığı’na açılmıyor.

Umarım Bakan Bozdağ bir talimat verir de bu ‘bürokratik yokuş’ aşılır.

TACİZE YATAKLIK

Okul müdürüne gelince...

Her türlü suç için ‘yardım ve yataklık’ maddesi varsa...

Bu cinsel taciz için de geçerli olmalı.

Genellikle okullarda ya da kamu alanlarında gerçekleşen taciz olaylarında ilgili kurumun yöneticileri, kendi kariyerleri ya da okulun adı için sessiz kalıyor ya da suçu hafifletici ifadeler veriyor.

Bir anlamda ‘delil karartıyor’lar.

Edremit’teki olaya bakınca okul müdürüyle ilgili böyle bir kuşku doğuyor.

En azından bu kuşku araştırılmalı.

Ortada çocuğun gözyaşı dolu ifadesi var.

Eğer ‘ıslak imza’ aranıyorsa, işte gözyaşıyla ıslanmış en gerçek imza...

Bu davalarda yardım ve yataklık ile delil karartma araştırması ve suçlaması da olmalı.

O zaman gerçeğe daha kolay ulaşılacaktır.

BU TRAVMA HANGİ SUÇA GİRER

Dikkat ettim...

Cinsel tacizle ilgili yasalar da hâkimlerin elini kolunu bağlıyor.

Tanımlamalar şaşırtıcı.

Mesela tacizin sürekli olması cezayı artırıyor. Bir defa olması sarkıntılığa giriyor.

Tecavüz yani ‘duhul’ yoksa, yaratık ucuz kurtuluyor.

Bu yasalarda çocuğun ya da kadının uğradığı psikolojik travma hangi suça girer?

Bunun bedeli nedir?

Ruhu çürümüş bu sapıkların, bu kusmukların hayatımızda açtığı yaralar için...

Çocuklar için...

Kadınlar için yarın devam edeceğim... 

Yazının devamı...

Aziz Yıldırım: ‘Kimden korkuyorsunuz kardeşim’

21 Şubat 2017

Telefonda aynen şöyle diyordu:

Bu benim şahsi meselem değil. Fenerbahçe’nin meselesidir. Bu, Cumhuriyet’in meselesidir. Ama bakın hâlâ korkanlar var. Niye gelip şikâyetçi olmuyorsun? Kimden korkuyorsunuz? Kulüplere sesleniyorum. Serdal Adalı’ya sesleniyorum. Gelin kardeşim, bu mücadeleyi verin. Bu kumpas yalnızca bana, Fenerbahçe’ye kurulmadı ki. Bütün kulüplere kuruldu. Türk futboluna kuruldu.”

Yıldırım konuşurken. Bir an geri gittim.

Metris’te bir öğleden sonraya... 

Bir sürü demir kapıdan geçip yanına gitmiştim.

Bir cam bölmenin arkasından telefonla konuşmuştuk.

O zamanki hava, cezaevinden yıllarca çıkamayacak gibi esiyordu.

Onu gözaltına alıp tutuklayan hâkimler, savcılar, imparator gibi geziyordu.

Ama o yine aynı ses tonuyla ve aynı kararlılıkla, aynı şeyleri söylüyordu:

Yahu her şey ortada. Yokmuş gibi davranıyorlar. Paraymış, silahmış. Hepsi kumpas. Bunu yapanlar elbette hesabını verecekler. Bunların derdi Aziz Yıldırım değil. Bunların derdi, Fenerbahçe’yi ele geçirmek. Cumhuriyet’i ele geçirmek. Yaşadığım sürece peşlerini bırakmayacağım...

İnsan ne zaman çıkacağını bilmediği bir hapiste biraz endişelenir değil mi?

Ama hayır...

Onca baskıya, güç kullanımına rağmen Aziz Yıldırım cesurca konuşuyordu.

Başka şeyler de söylemişti ama “Şimdi yazma” demişti.

O zaman da sormuştum.

Şimdi yine soruyorum:

“Aziz Yıldırım’a bu kumpası kuranlar, acaba onun yerine kimi düşünmüşlerdi?”

Bu davanın önemli sorularından birisidir bu.

Bu sorunun cevabı bulunmadan, bu dava tamamlanmış sayılmaz.

Aynı soru 15 Temmuz darbe girişimi için de geçerlidir.

ÇAPRAZ SORULAR, AÇIK CEVAPLAR

ABD, Türkiye’yi PYD ile ortak harekât için ikna edebilir mi?

Mümkün değil.

ABD, DAEŞ’le mücadelede Türkiye’siz kara harekâtı yapabilir mi?

Mümkün değil..

ABD, Rusya ile anlaşıp PYD’ye ortak destek sağlayabilir mi?

Bu, Türkiye’yi dışlamak ve silmek anlamına gelir ki... Mümkün değildir.

Esad, sırf Türkiye’ye karşı olsun diye, PYD ile anlaşmış olabilir mi?

Mümkündür.

ABD, Barzani’nin bağımsızlık isteğine nasıl bakıyor?

Olumlu bakıyor. Hatta hazırlığı da zaten ABD yönetimi yapmıştı.

ABD, PYD’nin zaman içinde Barzani gibi bir siyasi kimliğe dönüşmesini sağlayabilir mi?

Hiç kuşkunuz olmasın...

Başkan Trump, Gülen’i Türkiye’ye iade edebilir mi?

Mümkün görünüyor.

Trump, FETÖ elebaşını iade karşılığında PYD için Türkiye’den yumuşama bekleyebilir mi?

CIA böyle bir beklentiyi senaryolaştırabilir.

ABD, Suriye ve Irak’ın kuzeyinde DAEŞ’e karşı çok ciddi bir gövde gösterisi yapabilir mi?

Son günlerde dünya kamuoyunda çok eleştirilen, hatta alay edilen Trump, böyle bir güç gösterisiyle bütün dünyaya, “Bana karşı dikkatli olun. Hâlâ bu dünyanın etkin gücü benim” mesajını bir Kovboy diliyle verebilir.

Yazının devamı...

Altı çizilecek dosyalar

20 Şubat 2017

Şunun şurasında 5 yıllık bir süreç.

2023’e doğru...

100 yıllık Cumhuriyet tarihimizin en kritik dosyaları kapımızı çalıyor.

İçinde ağır sorular var.

Tehlikeli senaryolar var.

Dosyaların kapağını açmadan önce şunu söylememiz lazım.

Türkiye bu tehlikeli senaryolara karşı elbette kararlı ve dik duracaktır.

Tek devlet. Tek vatan. Tek bayrak. Tek millet o kararlı duruşun alfabesidir.

Demokratik, laik bir hukuk devleti olarak Cumhuriyetimiz, bu kararlı duruşun anayasasıdır.

Ama yine de oyun bitmiyor.

Bu coğrafyada sınır ötesi senaryolar tükenmiyor.

Gelip kapımızı çalıyor.

İşte o dosyalar.

BARZANİ BAĞIMSIZLIK İLAN EDERSE

Aslında fiili bir durum yaratıldı. Bunu biliyoruz.

Ve Barzani “Çok yakında bağımsızlık ilan edeceğiz” diyerek kapıyı aralamış durumda.

Bunun için iki önemli şey yaptı:

1) ABD ile Baas rejiminin diktatörlüğüne karşı savaştı. Batı’ya bu konuda sadakat mesajı verdi.

2) İsrail, Kudüs, Filistin konusunda Arap coğrafyasıyla birlikte hareket etmedi. İsrail aleyhtarlığından uzak durdu. Böylece ABD’yle olduğu gibi Rusya ile de sıcak ilişki kurdu.

3) Arap yönetimlerle meselesi olan İran’la da benzeri bir ortak nokta yakaladı.

Geriye biz kalıyoruz.

İşte bu dosyayı ağırlaştıran da budur.

Türkiye Barzani ile pozitif ilişkiler içinde. Özellikle PYD ve PKK’dan ayrı tutuyor.

Barzani, Trump yönetimiyle yakın zamanda bu meseleyi konuşacaktır.

Pentagon’un onay verdiği zaten belli.

Obama’nın, ‘oynaklığı’ ötesinde Trump, daha açık ve kesin bir diplomasi uygulayacak gibi görünüyor.

Bu noktada Türkiye’nin bölgede NATO müttefiki etkin bir güç olarak ne diyeceği önemlidir

Barzani’nin Türkiye’yi oldubittiye getirmeyecek kadar tecrübeli olduğunu biliyoruz

Dosyanın kapağı açıldı artık.

FIRAT KALKANI’NIN ÖNEMİ

PKK’nın Kobani özentisiyle Cizre’de denediği ‘kanton kalkışması’ halktan destek bulamadı.

PYD acaba PKK’dan ayrışır mı?

ABD bu konuda bir şey yapar mı?

Türkiye, Suriye-Irak’ın kuzeyinden Akdeniz’e kadar uzanacak bir kantonlaşmayı kabul etmeyeceğini zaten söyledi.

Fırat Kalkanı’nın önemi de işte buradadır.

Sonuçta Suriye için bir masa kuruldu.

Türkiye de Fırat Kalkanı’yla sahada olduğu için, masaya oturabiliyor.

Bu masa da işte böylesine ağır bir dosyanın adıdır.

AB ROTASI

2023 artık uzak bir tarih değildir.

Şunun şurasında 5 yıllık bir süreçtir.

Ve Avrupa Birliği ile ilişkilerin netleşeceği bir 5 yıldır bu.

Türkiye Avrupa Birliği rotasından sapmayacağını açık açık söyledi. Ancak oyalama ve bekletilmenin verdiği kırgınlık halkta giderek bir yılgınlığa dönüşmüş durumda.

Buna bağlı olarak müzmin Kıbrıs sorunu da yine bu 5 yıllık dönemde bir karar noktasına gelecektir.

ENERJİ DOSYASI

Artık çok iyi biliyoruz ki...

Ortadoğu’ya demokrasi getirmek için geldiğini söyleyenler, petrol ve enerji için buradalar.

Kim krallık kim emirlik diye baktıkları yok.

Önemli olan petrol ve anlaşmalarıdır.

Türkiye Hazar-Asya petrolleri, doğalgaz boru hatları ve transit geçişler açısından stratejik kararlar alıyor.

TANAP projesi çok önemli bir örnektir.

Türkiye’nin Rusya ile geliştirdiği enerji işbirliği, başta Almanya olmak üzere ABD’de rahatsızlık yaratıyor.

O nedenle pek kamu gündeminde görünmese de...

Enerji dosyaları büyük krizlerin, savaşların tetikleyici dosyasıdır.

Bu nedenle 100’üncü yılımızın en kritik dosyalarındandır.

Doğrusu bu dosyaların başlıkları bile, önümüzdeki 5 yılın ne kadar çetin geçeceğini göstermeye yetiyor.

Türkiye, büyük badirelerden alnın akıyla çıkmış büyük bir devletin adıdır.

Bu dosyaların altından da elbette kalkacaktır.

Yeter ki içimize atılan, ‘fitne’ye ve ‘güvensizliğe’ kapılmayalım..

Yazının devamı...

Beş bin yıkım dosyası ne olacak

18 Şubat 2017

Şimdi sıra bu sahillerin doğrudan ilgilisi olan belediyelerde...

Dün Marmaris Belediye Başkanı Ali Acar aynen şöyle diyor:

“Sahillerde yapılaşma, imara açılma, kaçak iskele ve benzeri yapılar binlerce dosya tutuyor.”

- Başkan ne dosyası bunlar?

- Yıkım dosyası... Kaçak iskeleler, yapılar, sit alanına yapılmış iskeleler bütün bunlar binlerce dosya tutuyor.

Yaptığım araştırmalar sonucunda şu gerçekler ortaya çıktı:

Kaçak yapı ve yıkım kararları kıyıların kangreni haline gelmiş..

1- Yöre köylüsü mecburen tarlalara ev yapmış durumdu. Ama o evler yasal değil.

2- Devlet köylüye oturacağı ev için proje geliştirmediği için tam bir imar kaosu yaşanıyor.

3- Bir de kaçak iskele sorunu var. Birçok koy kaçak marinamsı iskelelerle kapatılmış durumda. Buralar için de bir proje gelişmediği için koylar kapanıyor, kirleniyor.

4- Resmi marinaların fiyatlarını yüksek bulan birçok tekne sahibi daha ucuz olan derme çatma ve iskele uzantısı kaçak marinaları tercih eder duruma gelmiş. Bu da kaçak yapılaşmayı arttırıyor.

5- Çevreciler Gökova Hisarönü, Göcek ve Fethiye körfezlerindeki yapılaşmaya karşı sesini duyurmak istiyor.

6- Yıllarca çevrecilerle Çevre Bakanlığı arasında pozitif bir ilişki yeterince gelişmediği için yapılan her çalışmaya karşı bir güvensizlik atmosferi oluşuyor.

7- Sevinerek söylemeliyim ki Çevre Bakanlığı ve Tabiat Varlıkları Koruma Genel Müdürlüğü sivil toplum kuruluşlarının görüşlerini alma konusunda kararlı.

MASUM YAPILAŞMA

Marmaris Belediyesi son dönemde 60 civarında yıkım yapmış...

Yalnızca Orhaniye’de onlarca iskele yıkmış.

Ancak kıyılar için kapsamlı bir proje oluşmadığı için yıkılan her kaçağın yerine yenisi yapılmış.

Yüzlerce kilometrelik sahil hattında kaçak yapılaşmayı takip edecek bir fiziki altyapı yok.

8- Doğayı koruyarak yapılacak çevre dostu tesisler ise bir türlü geliştirilemiyor.

9- Karadaki tesislerden gelen atıkların arıtması ciddi bir sorun olarak devam ediyor, deniz yüzeyini ve deniz dibini tehdit ediyor.

10- Sahillerdeki çevre belediyelerinin kaçak yapılaşmayla mücadele imkânı çok kısıtlı. Binlerce kaçak yapı ve iskelenin yıkılması ise mümkün görünmüyor.

DENİZ TİCARET ODASI DEVREDE

Görünen o ki önümüzdeki dönemde başta Çevre Bakanlığı olmak üzere Ankara’da sahillerin yeniden projelendirilmesi ve yapılaşmaların yasal bir zemine oturtulması için ciddi çalışmalar sonuç verecek.

Bu arada önceki gün Deniz Ticaret Odası’nın yönetim kurulu ile Çevre Bakanı’nın yaptığı toplantıdan olumlu sonuçlar çıktı.

Bir örnek vermek gerekirse yalnızca Göcek’te deniz yüzeylerinin kiralanması konusunda medeni ve çevreci bir proje için fikir birliğine varıldı.

Sonuç:

- Yasak, kaçağı teşvik ediyor.

Yıllarca devlet Hazine arazilerini vatandaşa yasakladı. Şehirler gecekondu çöplüğüne döndü. Sahillerde de benzeri bir kaçak yapılaşma aynı nedenle sürüyor.

Yöre köylüsünün tarlasına yaptığı masum ev ile kıyıları betondan otellere dönüştüren, koyları kaçak iskelelerle kuşatan yapı birbirinden ayrılmalıdır. Çevre dostu turistik tesislerde; estetik kaygılara ve yeşile olan saygıyla yapılmış projeler öne çıkmalıdır.

Yoksa her geçen yıl biraz daha yok oluyor bu sahiller. Akdeniz’in en güzel koyları, yat turizmine kapanacak hale geliyor...

Betondan oteli her yere yaparsınız.

Ama Göcek’i, Gökova’yı, Hisarönü’nü bir daha bulamazsınız...

Şehitlerimize Allah’tan rahmet dileyerek hatırlatmak gerekir ki...

Vatanseverlik yalnızca cepheden ibaret değildir...

Doğayı korumaktır aynı zamanda vatan sevgisi...

Yazının devamı...

‘Kıyılar imara mı açılıyor?’a en yetkili ağızdan cevap

17 Şubat 2017

Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürü Kemalettin Cengiz Tekinsoy...

Kemalettin Bey de Muğla Valisi Amir Bey ile aynı tepkiyi veriyor:

Fatih Bey nereden çıkıyor bu yalanlar?”

Ben cevap veriyorum:

- Yani sit alanlarını değiştiren, kıyıları imara açacak bir planlama projelendirilmiş. İlgili belediyelere gönderilmiş.

Ben tam cümlemi tamamlıyorum ki Tekinsoy şu keskin açıklamayı yapıyor:

İnanın Genel Müdürlük olarak böyle bir kararımız yok. Bakanlık için de aynı şey. Yalnızca şu olmuş. İki yıl önce kıyıların durumunu belirlemek için bakanlık bir ihaleye çıkmış. Bu ihaleyi alan firma böyle bir çalışma yapmış. Bu çalışmada acaba bölgedeki belediyeler ne düşünüyor diye ilgili yerlere gönderilmiş. İşte ne oluyorsa bundan sonra oluyor. İhaleyi alan firmanın projesi sanki bir hükümet kararı gibi algılanmış.”

- Peki bu ne anlama geliyor?

- Olay şu... İhaleyi alan firmanın belirlediği bilim insanları, bir rapor hazırlamışlar. Bu aslında bir ön çalışma. Henüz Tabiat Varlıkları Genel Müdürlüğü’ne bağlı 28 ayrı komisyona bile bu çalışma gelmedi. Daha o komisyonlar çalışmayı incelemedi. Bu sırada ilgili belediyelere de gönderildi. Onlar da görüşlerini verdiler. O görüşler de dikkate alınacak. Doğru yanlış tespit edilecek.

- Yani daha bir karar yok öyle mi?

- Hayır efendim. Bırakın kararı, daha komisyon aşamasına bile gelinmedi. Yalnızca bazı yerlerde tesciller var. Ve bu tescillere göre imar için eskisinden daha ağır koşullar getiriliyor. Daha bu komisyonlara gidecek, orada ne yanlış ne doğru incelenecek sonra Ankara’ya gelecek biz bakacağız.

- Peki Sayın Genel Müdür, çevreciler ayakta, yöre sakinleri ayakta, belediyeler ayakta... Bu işin aslı nedir?

- İşin aslı şudur... Elbette biz bu varlıkları koruyacağız. Bu çalışma için herkes endişesini dile getirecek, ilgili belediyeler, sivil toplum kuruluşları düşüncelerini söyleyecek, ondan sonra bir karar verilecek. Ama daha komisyonlara bile gitmeden ne yazık ki böyle bir tartışmanın içine düştük. İşin aslı, ortada bir şey yokken varmış gibi bir yanlış anlaşılmayı tartışıyoruz.

YALNIZCA İLETİŞİM SORUNU MU

Takvime göre gidersek..

Önce, bakanlık kaynaklı bir proje ya da plan hazırlığı piyasaya sürüldü...

Belediyelere gönderilince, belediyeler de konuyu sivil toplum kuruluşlarına açtı.

- Oysa bu çalışma belediyelere gönderilirken, bunun bir karar olmadığı, yalnızca bir öneri/çalışma olduğu anlatılsaydı...

- Anlaşılan odur ki, bu konuda ciddi bir iletişim sorunu yaşanmış.

- Başta Muğla Büyükşehir Belediyesi olmak üzere, bölgedeki turizm beldelerinin tüm sivil toplum kuruluşları haklı olarak tepki gösterdi.

- Bu yanlış anlaşılma, “Birileri acaba kıyıları imara mı açıyor? Rant peşinde olanlar mı var?” türünden iddialar sosyal medyayı sardı.

- Muğla Büyükşehir Belediye Meclisi, “oybirliğiyle” çalışmanın yanlış olduğu kararına vardı.

- Çevreciler, imza kampanyası başlattı.

Çevreci gazeteciler, araştırmalar, yorumlar yayınladı.

HÜLYA KOÇYİĞİT’TEN MESAJ

- Önceki gün bir başka çevre duyarlılığı da Hülya Koçyiğit’ten geldi.

Hülya Hanım aradı. Bu konudaki hassasiyetini açıkça dile getirdi. Kıyıların bu şekilde imara açılmasına karşı bir çevreci olarak, mutlak bir şeyler yapılması gerektiğini söyledi.

Geldik bugüne...

Şimdi konunun en önemli ve en kritik ismi Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürü Kemalettin Bey, açıkça söylüyor:

- Ortada böyle bir karar yok.

Aman olmasın... Aman dikkat... Karar alınacaksa bile çevreci kuruluşların görüşleri mutlak değerlendirilmelidir...

Son durum şu:

Kemalettin Tekinsoy, en yetkili ağız olarak, açık yüreklilikle sorulara cevap verdi.

Dedi ki:

“Kıyılarda betonlaşma konusunda eskisinden daha ağır şartlar geliyor...”

Yakında bu detayları da inceleyeceğiz...

Yazının devamı...

Muğla Valisi: Sahilleri imara açma söz konusu değil

14 Şubat 2017

Bozburun’dan Kelebekler Vadisi’ne kadar çevreciler soruyordu...

- Cennet koylar imara mı açılıyor?

- Yat turizmi bitiriliyor mu?

- Sit alanları kaldırılıyor mu?

Bu sorular şu yüzden geliyordu:

Çevre Bakanlığı’ndan sahiller ile ilgili bir çalışma ve harita gündeme gelmişti. Bu çalışma tamamlandı ve sit alanlarında değişiklik olarak kamuoyuna yansıdı.

Çevreciler, denizciler arasında müthiş bir sosyal medya trafiği başladı.

Ali Boratav ve arkadaşları imza kampanyası başlattı.

Ben de önceki gün bu gelişmeleri bütün çıplaklığı ile anlattım.

“Gerçek nedir” diye sordum.

Ve dün akşamüzeri Muğla Valisi Amir Çiçek aradı.

Sevgili çevreciler...

Cennet kıyılarımızın koruyucu denizcileri... İşte virgülüne dokunmadan Muğla Valisi’nin sözleri:

“Fatih Bey siz de yazmışsınız. Okudum. Kıyılar inşaata açılıyor, sit alanları kaldırılıyor gibi bir endişe ve soru  var.

İşte buradan Muğla valisi olarak söylüyorum. Böyle bir şey kesinlikle yok.

Kültür ve Tabiat Varlıkları Genel Müdürü’nü aradım. O da aynı şeyi söylüyor. Yani sevgili çevreciler yarın inşaat başlayacakmış gibi endişe içindeler. Ama böyle bir şey yok.”

Bu durumda biraz da şaşırarak soruyorum:

Sayın Valim peki bu kadar tartışma nereden çıkıyor?

Amir Bey büyük bir samimiyetle cevap veriyor:

“Efendim, iki yıl önce Çevre Bakanlığı bir proje açmış. Amacı sahillerimizin bir fotoğrafını çekmek. Var olan durumu bilimsel olarak güncellemek. Bunun için bir çalışma yapılmış, işte söz konusu edilen bu çalışmanın kendisi. Yoksa bir hazırlık yapılmış, Bakanlar Kurulu kararı alınmış, imara açılmış, yarın inşaatlar başlayacak, böyle bir şey söz konusu değil. Bu yalnızca bir değerlendirme. Daha ilgili komisyonlara bile gelmiş değil. Bu konuda daha etraflıca bilgiyi Kültür ve Tabiat Varlıkları Genel Müdürlüğü’nden alabilirsiniz.”

Telefonu kapatıyorum.

Ve doğrusu biraz olsun rahatlayıp derin bir nefes alıyorum.

En azından şu anda...

Ne bakanlığın böyle bir önerisi var...

Ne de böyle bir uygulama var.

En yetkili ağızdan bunu öğreniyoruz.

Arkadaşlar, akşam saatlerinde gelen bu bilgiyi sizinle hemen paylaşmak istedim.

Gazetenin ilk baskılarına yetişsin diye bir son dakika gelişmesi olarak aktarıyorum.

Detayları elbette konuşacağız.

Yazının devamı...

Bu referandumu onlar belirleyecek

13 Şubat 2017

Haliç Kongre Merkezi‘nin önü tıklım tıklım.

Bakıyorum...

Yolun iki tarafına doğru gençler yürüyor.

SETA’nın toplantısındayım.

Kongre merkezine giriyorum.

Yine bütün koridorlar gençlerle dolu.

Niye buradalar?

Çünkü bir cevap arıyorlar:

m Başkanlık nedir?

Aslında onlar...

Geleceklerini arıyorlar.

O yüzden bu referandumu asıl sorgulaması gereken gençlerdir.

Ne garip...

SETA’dan Serdar’la konuşunca bunu daha iyi anladım.

- Benden daha çok sorması gereken onlar...

Geleceklerini konuşacaklar. Geleceklerini sorgulayacaklar.

Büyük salona doğru yürüyorum.

Bir genç görevli karşılıyor.

Bir kitap vererek oturacağım yeri gösteriyor.

Kitabın başlığı şu:

Türkiye’de siyasal sistemin dönüşümü ve cumhurbaşkanlığı sistemi.”

Yazanlar...

Nebi Miş ve Burhanettin Duran...

Kapsamlı bir başkanlık araştırması. Dünyadaki örnekleri detaylarla anlatılıyor.

Toplantının başlamasını beklerken çevreme bakıyorum.

Ve tam bu sırada salonun balkonundan muazzam bir slogan patlaması geliyor:

Oleeeey... Oleeey... Oleeeeyy...”

Gençler... Gençler... Gençler...

Önceki gün Haliç Kongre Merkezi’nde gençleri gördüm...

Müthiş bir heyecan...

O kadar coşkulular ki...

Bu referandumda Türkiye’nin bütün sandıkları...

Gençliğin oy vereceği birer demokrasi stadyumuna dönüşebilir.”

O gençlerin gözlerinde gördüm ki...

Her sandık bir stadyumdur.

İşte o yüzden diyorum ki:

Ortalama yedi milyonluk ve isimsiz bir parti devreye giriyor...

Gençler bu defa referandumun kaderini belirleyecek kadar ön plandalar.

İşte bu yüzden... Bu sözüm de sana, genç kardeşim:

m19 yaşında bu vatan için canını veriyorsan...

Vatanın geleceği için oyunu da ver.

m Düşlerin, hayallerin ve en önemlisi bu referandum senin geleceğinse eğer...

O zaman vereceğin oy, benden çok seni ve senin çocuklarını ilgilendiriyor.

Evet...

Haliç Kongre Merkezi’nden çıkarken kendi kendime sordum:

m Eğer bu referandumda geleceğimiz oylanıyorsa...

Ve eğer gelecek dediğimiz de gençlerimizse...

O zaman gençliğimiz oylanıyor arkadaş.

O yüzden bu referandum...

Gençlerin ve geleceğin referandumudur.

Yazının devamı...