"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

Dünyanın kör noktası

28 Mart 2017

Havadan bomba yağıyor. Ateş, kan, çeşit çeşit, yakıcı madde.

Sonra küçük bir haber... Reuters geçiyor:

SDG birlikleri Rakka’nın doğusundaki son önemli kasaba olarak nitelendirilen Karama’yı ele geçirdi.

Haritalar üzerinde ‘çizgi roman’ gibi anlatılan bu savaşın...

Aslında insan hayatı üzerine oynanan ağır bir oyun olduğunu anlamak için...

Olayın aslı şudur arkadaşlar:

ABD, ele geçirilecek bölgeyi DAEŞ’ten temizlemek için önce bölgeye yoğun bomba yağdırıyor.

Sonra kendi askerlerinin hayatı tehlikeye girmesin diye, mayınlı ve tuzaklı araziye PYD unsurlarını gönderiyor.

Böylece, hem ABD yönetimi kendi askerleri üzerine risk almıyor.

Hem de PKK’nın kuzeni PYD, ABD’den bir ‘özerk bölge vizesi’ almış oluyor.

Dikkat edin, bombalamalarda ağır sivil kayıplar var. Çünkü karadan girilmiyor.

Önce sivil kayıplar pahasına havadan temizlik...

Sonra Amerikan askerlerinin eğittiği PYD unsurları...

Pazarlık belli.

ABD, “Ben havadan DAEŞ’i vuracağım. Sonra sen karadan mayınlı ve tuzaklı alanda risk alacaksın. Aynı zamanda özerklik vizesini de almış olacaksın...”

İnsan hayatı üzerine...

Çoluk çocuk üzerine pazarlık yapılan yerdir burası.

Dünyanın kör noktasıdır...

RAKKA OPERASYONU BELLİ

Peki bu gidiş neyi gösteriyor?

Belli ki ABD, terör örgütü YPG ile işbirliğine devam edecek.

Maddeler halinde sıralarsam:

1) ABD kendi askerlerinin hayatını riske atmak istemiyor.

2) ABD YPG’nin özerlik hareketi için Esad’la masaya oturmuş görünüyor.

3) ABD, YPG’den vazgeçtiği an Rusya’ya kaptıracağını düşünüyor.

Yani YPG iki süper güç arasında ciddi bir rekabet yaratmış durumda.

Harita üzerinde ‘çizgi roman’ gibi anlatılan bu kanlı oyunda...

ABD ve Rusya bir şekilde YPG’yi meşrulaştırıyor. Rakka operasyonu böyle yapılacak gibi.

İşte bu da bizim için zor kısmıdır.

Esad’a gelince...

Toprak kaybı umurunda değil.

Yeter ki, koltuk devam etsin.

Ve yeter ki Türkiye zor durumda kalsın.

Peki bu haritalarda insan nerede?

Onu soran var mı?

İşte dünyanın kör noktası bu sorudadır.

YİNE BAYRAK MESELESİ

YAZ sezonu geliyor.

Tekne sahibi denizcilerden özellikle şu soru geliyor:

“Gümrük bize sorun çıkarıyor. Bu nasıl engellenecek? Gümrük mevzuatının bürokrasisi sıkıntı yaratıyor.”

Arkadaşlar, dün ilgili genelgenin sayı ve numarasını verdim.

Hangi liman başkanlığına başvuruyorsanız...

Gümrük ayrı bir uygulama yapmayacak. Beyanınız esas alınacak. Liman başkanlıkları bu konuda bilgi sahibi.

Gümrüklerden sorumlu bakanlık bu konuda kolaylığın sağlanması için gerekli düzenlemeyi yapmış durumda.

Yine de sorun çıkarsa...

İsim isim bildirin lütfen.

Mutlu bir sezon dilerim.

Rüzgârınız kolayınıza olsun...

Yazının devamı...

Umut ile Çiçek

27 Mart 2017

Rus general koluna YPG amblemi taktı.”

“ABD, PKK’nın yan kuruluşu YPG’ye zırhlı araçlar verdi.”

Flaşşş!... Flaşşş!... Çok önemli gelişme!... Falan filan.

Ama ben bugün çok daha önemli bir gelişmeyi yazacağım.

Umut ve Çiçek’i.

Birisi İzmir’den diğeri Bitlis’ten.

İki genç...

Türkiye’nin iki ucundan iki altın genç.

UMUT

Bitlis’in Adilcevaz ilçesinden...

Adilcevaz dediğim de Van kıyısında, 15 bin kişinin yaşadığı bir yerleşim.

İşte oradan geliyor Umut Beşkardeş.

Ve gelip Antalya’da Türkiye birincisi oluyor.

İşte böyle arkadaş.

Türkiye’nin büyük şehirlerinden, büyük kulüplerinden gelen 215 yarışçının katıldığı...

Türkiye Atletizm Federasyonu’nun yaptığı liselerarası Türkiye şampiyonasında 800 ve 1500 metrede iki altın madalya alıyor Umut.

İşte benim umudum budur.

ABD YPG’ye onu vermiş, Rus general şunu yapmış...

Ne yaparlarsa yapsınlar.

Benim ‘Umut’um var.

Van kıyısından geliyor.

Ve Atletizm Federasyonu Başkanı sevgili kardeşim Fatih...

Seni de kutluyorum.

Sahip çık bu çocuklara. Sahip çık umudumuza.

Ve bekliyorum.

Acaba hangi büyük ihalenin peşindeki hangi büyük markanın patronu...

Sahip çıkacak bu çocuklara.

Acaba diyorum ki...

Milyarlarca dolarlık ihale açan devlet, bu tür çocuklar için de burs şartı mı koysa?...

ÇİÇEK

Dün ajanslardan gelen  ikinci haberle ‘Umut’um ‘Çiçek’ açtı. 

İzmir’den kızımız Çiçek...

Çiçek Akyüz, İzmir’den Atina’ya gitti.

Avrupa Gençler Judo Şampiyonası’ında 44 kiloda Avrupa şampiyonu oldu geldi.

İşte ‘Umut’un ‘Çiçek’ açtığı yer de budur.

Çiçek üstelik ikinci kez Avrupa şampiyonu oluyor.

Bakar mısınız o gülen fotoğrafına...

Bir kez daha tekrar ediyorum öneriyi:

Büyük ihaleleri alan firmalar için bir şart koyulsa...

O bölgedeki başarılı çocuklara burs şartı...

Bravo ‘Umut’umuza. Yaşasın baharla birlikte İzmir’den açan ‘Çiçek’imize..

 

 

YABANCI BAYRAKTAN TÜRK BAYRAĞINA SORULAR

YABANCI bayraklı tekne sahibi denizci dostlarım onlarca, yüzlerce soru gönderdi.

Türk bayrağına geçiş sırasında yaşanan sıkıntılar...

Özellikle gümrük meselesi...

Önce şunu söylüyorum:

Arkadaşlar, genelgenin sayı numarasını veriyorum:

‘20117910-010.06.02’

Bakan adına Cenap Aşçı Bey göndermiş.

Bu genelgenin özeti sizin işinizi kolaylaştırmaktır.

Salı günü detaylarını da yayınlayacağım.

 

Yazının devamı...

Baltalanmış bir gökyüzü hikâyesi

25 Mart 2017

Nuri Bey’in hikâyesi.

Adını Sivas Havaalanı’na verdiler.

Ve yeni kuşaklar bilsin diye bir kez daha yazıyorum. Ruhu şad olsun.

Nuri Bey’in hikâyesi büyüktür.

Nuri Bey’in hikâyesi bir milletin girişimci ruhunun nasıl kırıldığının hikâyesidir.

Nuri Bey’in hikâyesi bu milletin dağları elleriyle nasıl deldiğinin hikâyesidir.

Nuri Bey’in hikâyesi, baltalanmış bir gökyüzü hikâyesidir.

1930’lu yıllardayız.

Atatürk’ün başlattığı demiryolu atağı sürerken...

Sivas demiryolu ihalesini yürüten yabancı şirket, o zor coğrafya karşısında havlu atar.

İşi bırakıp gider.

Yarım kalan demiryolu... Yarım kalan umutlar... Telgraflar... Mektuplar...

İşte o zaman karar verir Nuri Bey. O da bir mühendistir. Girişimcidir.

“Ben yaparım” der ve ihaleyi alır.

O günden sonra...

Sivas-Amasya-Erzurum-Aşkale-Erzincan-Kemah-Afyon-Isparta...

Nuri Bey bütün bu hattı 10 yılda tamamlar.

1141 kilometre demiryolu yapar.

Mühendisiyle, işçisiyle...

Dağları elleriyle kazarlar neredeyse.

Öylesine bir mücadeledir ki bu...

İşte bir sahne:

Yıl 1934.

Sivas-Erzurum demiryolu inşaatı.

Sivaslı, Kemahlı işçiler, Anadolu mühendisleri, kazma-kürek ilerlerken inşaat gelip Atma Boğazı’na dayanır.

Fırat geçit vermez.

Dağları kazmayla delmek gerekecektir.

Teknik heyet çaresiz, Ankara’ya bir telgraf çeker.

Nafia (Bayındırlık) Vekili Ali Çetinkaya’dan cevap gelir:

Bir işçi yediği ekmek kadar taş koparabiliyorsa, yolunuza devam edin.”

İşte böyle bir azimdir Cumhuriyet’in ilk yılları.

Yürürler böylece. Elde kazma sarp dağların arasından...

Ölümler olur. Onur intiharları yaşanır.

Bu şekilde tam 131 tünel açılır.

Atatürk o günden sonra Nuri Bey’in soyadını verir: Demirağ...

Peki, demiryolu yapan bir insanın adı neden Sivas Havaalanı’na verilir?

Evet kardeşim...

İşte mesele de burada.

Çünkü o Demirağ, bu defa genç Türkiye’nin milli uçak sanayini kurmak ister. Demiryolundan kazandığı paraları buraya yatırır.

Nuri Bey, Sivas’ın Divriği’ne bir ‘Gök okulu’ kurar.

Şimdiki Atatürk Havalimanı’nın olduğu yere de uçuş okulunun pistini yapar.

Ve Beşiktaş’ta uçak fabrikasını inşa eder.

Amacı Beşiktaş’ta uçak fabrikası, Sivas’ın Divriği’nde motor fabrikası...

Çünkü Divriği maden açısından zengindir.

Nuri Bey hummalı bir çalışmanın ardından, mühendis arkadaşlarıyla, yabancı danışmanlarla üretimi başlatır. Ama mesele de işte bundan sonra başlar.

Nuri Bey, ürettiği kendi uçağıyla seyahatler yapar.

Uçuş okulunda 290 pilot yetiştirir.

Ve nihayet!

Türk Hava Kurumu Nuri Bey’in uçak fabrikasına 64 okul uçağı, 10 planör sipariş eder.

Ama ne olursa ondan sonra olur.

Bana göre bugün okullarda ders diye okutulması gereken bu hikâyenin hazin özeti şudur:

Yerli uçakların üretimi bir bahaneyle durdurulur.

Demirağ, İsmet İnönü’ye uzun bir şikâyet mektubu yazar:

Memlekette havacılık sanayi yolunda ilk teşebbüs, idare heyetini teşkil buyurduğunuz Türk Hava Kurumu tarafından işte bu suretle baltalanmıştır. Kurumunuzun sipariş edip de sonra haksız sebeple almaktan imtina ettiği tayyareler ise bugün Yeşilköy’de her an uçuşa amade beklemektedir.”

İşte Sivas’tan dönerken omzuma yüklenen hazin öykü budur.

Türk milli uçak sanayi işte böyle baltalanmış, söndürülmüştür.

Girişimciliğimiz kırılmış, özgüvenimiz çökertilmiş...

Evet, Nuri Bey’in ürettiği uçaklar, İnönü’ye yazdığı günden beri hâlâ beklemektedir.

Müzelerde beklemektedir. Yalnızca bu olay mı?

Dünya çapındaki uçak mühendisimiz Necdet Eraslan, Türkiye’de değer bulamaz, ABD’ye çağrılır. 20 yıl orada kalır. 12 yıl NASA’da çalışır.

Mühendis mucit Ali Yıldız ABD’ye gider.

Bir başka hazin gökyüzü öyküsü Vecihi Hürkuş’tur. Kendi uçağını yapar, Çekoslovakya’ya uçar, uçağı tescil olur.

Ama onun da önü kesilir, üretime geçemez.

Bir başkası Ali Yar’dır.

Fransız uçak sanayini kuran Marcel Dassault ile aynı okulda okumuştur.

Geldik bugüne...

Bugünlerde, Türk Hava Yolları’na alınan Airbus uçaklarını düşündükçe...

Hatırlatayım dedim:

Bu Airbus uçaklarını yapan ülkeler; Fransa, Almanya, Hollanda, İngiltere’dir...

Bilmem anlatabildim mi?...

Genç kardeşim.

Yazının devamı...

'Kozmik Oda'nın sırrı

24 Mart 2017

Diyorlar ki:

“15 Temmuz darbe girişiminin ardında FETÖ izi bulamadık.”

Bu söze karşı, “Nerede adalet?” diye sormak biraz safça olmuyor mu?

Doğrusu merak ediyorum...

Devletin en hassas makamlarına, kurullarına yerleşmiş FETÖ mensuplarından yurtdışına acaba ne kadar istihbarat sızdırıldı?

‘Bülent Arınç’a suikast’ şüphesi yaratıp, Türkiye devletinin en hassas kurumu ‘Kozmik Oda’ya girenler...

Alınan o bilgileri kim bilir nerelere servis ettiler...

Milli projeler... Gizli operasyonlar... Acaba daha neler servis edildi?

Suriye ile ilişkiler... MİT TIR’ları olayı...

MİT’in, PKK’nın Avrupa kanadıyla yaptığı görüşme nasıl deşifre oldu?

Saflığı bırakalım:

“Yahu ortada bu kadar olay varken, darbe itirafları varken... Nasıl olur da bunu görmezler!?”

Görmez olurlar mı?...

Elbette görüyorlar arkadaşım...

Siz bugüne kadar yakalanmış casusunu kabul eden bir istihbarat örgütü gördünüz mü?

Hangi devlet casusunu, casusluğunu kabul etmiştir.

Gerçekçi olmak lazım.

Başkasına batıracağımız çuvaldızdan önceki iğne...

İhanetin zehriyle içimizi acıtıyor.

Bu kadar basit işte.

Şimdi anladık mı ‘Kozmik Oda’ soruşturmasının sırrını...


BU TURİZM KÂŞİFLERİNİN SESİNİ DUYACAK MI THY?
MUĞLA yöresinde organize olan DOKTOB (Dalaman, Ortaca, Köyceğiz Otelciler ve Turizm İşletmeleri Birliği)...

Baktı ki, Avrupa’nın kapıları kapanıyor...

İş başa düşünce, gözlerini başka ve uzak coğrafyalara çevirdi.

Hindistan’a gittiler.

Ben bu arkadaşlara ‘turizm kâşifleri’ diyorum.

Çünkü öyle bir ölüdeniz afişiyle olmayacağını biliyorlar.

Birer kâşif gibi gittiler yeni kıtalara.

Oradaki acentelerle uzun toplantılar yaptılar.

IITT Direktörü Manish Gandhi tarafından ağırlandılar.

Ve davet ettiler.

Hindistan’ın önde gelen turizm acentelerinin birlik başkanları gelmeyi kabul etti.

Amaç, Avrupa’da kapanmaya başlayan kapı Asya’ya, Hindistan’a açılsın.

DOTKOB, Hindistan’dan gelecek misafirler için ciddi bir hazırlık yaptı.

Ama o da ne?

Son dakika bir sıkıntı...

Hintli acentelere vize var. Bir de ücreti elbette.

Sonra THY fiyatları... Kişi başı 750 dolar.

Turizm kâşifleri şimdi harıl harıl uğraşıyor.

Vize konusunda ve bilet fiyatlarının indirilmesinde...

Arkadaşlar!

Hindistan’da 60 milyon pasaportlu insan var.

Yılda 18 milyon insan yurtdışına çıkıyor.

Türkiye’de tatil yapan Hintli sayısı ise yalnızca 80 bin.

18 milyon neresi, 80 bin neresi?

Bu işte bir terslik yok mu?

Avrupa’da kapılar kapanırken, Asya’ya, Hindistan’a, Çin’e açılmaz mı?

Vizeyle, bilet fiyatıyla böyle gidersek...

Elbette kendi ayağımıza sıkmış olmaz mıyız?

Dışişleri Bakanlığı ile THY yönetimine çağrımdır.

Tutun elinden bu kâşiflerin.


DENİZLERDE TÜRK BAYRAĞI MESELESİ
YABANCI bayraktan Türk bayrağına geçiş için çok büyük bir adım atıldı.

Büyük bir kolaylık sağlandı. Şimdi bir meseleyi daha açıklıyorum.

Denizci dostlar...

Acenteye hiç gitmeden, yalnızca sizin beyanınızla...

Liman başkanlığında Türk bayrağına kavuşacaksınız.

Bürokrasi sıfır.

Sorun yaşayan beni arasın.

Yazının devamı...

Başbakan: ‘Elimizi sıkmaya korkuyorlardı şimdi vatandaşa güven geldi’

21 Mart 2017

Kurtuluş Savaşı’nın kongre şehri.

Başbakan Binali Yıldırım’ın otobüsü ilerlerken...

Yol boyunca müthiş bir ilgi var. Kadınlar, gençler neredeyse otobüsün önüne atlayacak.

Sivas Meydanı tıklım tıklım.

Erzincan ve Sivas’taki heyecanı ve sevgiyi görünce...

“Doğu Anadolu için kâhin olmaya gerek yok” dedim...

PEKİ GÜNEYDOĞU’DA DURUM NE?

Bu soruyu Sivas’tan Ankara’ya uçarken Başbakan Binali Yıldırım’a sorduk.

İşte cevap:

m Güneydoğu’da vatandaşa güven geldi. Çok iyi gelişmeler var. Güneydoğu’dan iyi bir çıkış bekliyoruz.

m Ne tür bir çıkış?

Başbakan devam ediyor:

m Terör örgütünün yaptıkları vatandaşın canına yetmiş durumda. O hendek olayları bıktırdı. Artık millet terörü istemiyor. Terörü bir çözüm olarak görmüyor. Böylece terör örgütü etkisini büyük oranda kaybetti.

ÖRNEK

Bir örnek istiyoruz.

Başbakan anlatıyor:

 Millet eskiden bizim elimizi sıkmaya korkardı. Çünkü bizim elimizi sıktıklarında terör örgütü tehdit ederdi. Geceleri evlerine gelip, ‘Sen nasıl el sıkarsın! Nasıl destek olursun!’ diye tehdit ediyorlardı. Kepenk indirmeler vardı. Ama şimdi böyle değil. Vatandaşa güven geldi. Ayrıca terör bitince oraya giden hizmeti gördü.

10 MİLYAR TL YATIRIM

Güneydoğu’da yıkılan evlere, işyerlerine 10 milyar TL harcanıyor.

Başbakan bu yatırımların da güveni artırdığını söylüyor.

NURİ BEY...

Akşam geç saatlerde Sivas Havaalanı’ndan dönüyoruz.

O sırada eski genel müdür, değerli dostum Orhan Birdal’la sohbet ediyoruz.

Yavuz Donat soruyor...

Orhan Bey Sivas Havalimanı’nın geçmişini anlatıyor.

Özeti şu:

 Sivas Havaalanı uzunca bir süre kapalı kalmış. Ama yatırım ve yenilemeden sonra yılda 580 bin yolcu kapasitesine ulaşmış.

Aslında Anadolu, benzeri yatırımlarla dolu.

Gerçek ise şu:

Yıllardır uçak inmeyen bu coğrafyada şimdi çok modern havaalanları var. Kimsenin uğramadığı Anadolu şehirlerine şimdi havaalanları yolcu taşıyor.

Sivas Havaalanı’na da Nuri Demirağ’ın adını vermişler.

Nuri Bey’in hayatı bence ders olarak öğretilmeli.

Niye mi?

Eğer çocuklarımıza yaratıcılığı öğretmek istiyorsak...

Eğer girişimi ve cesareti öğretmek istiyorsak...

Nuri Bey’in hayatını öğretmeliyiz...

Nuri Demirağ...

Bir yatırım kahramanıdır.

Cumhuriyet’in ilk demiryolu ağını döşeyen insan.

Atatürk bu nedenle soyadını ‘Demirağ’ olarak vermiş.

Tam bir memleketçi.

Ve bize yaratıcılık cesaretini anlatan işadamı.

Biliyor musunuz ki...

Bugünkü Atatürk Havaalanı’nı Nuri Bey yapmış... Onun projesi...

Bir de ‘Gök okulu’ var.

Dahası ilk Türk uçağını da yapmış.

Sonra birileri onun fabrikasını kapatmış.

Ürettiği uçakları yasaklamış.

Arkadaşlar...

Sivas’ta bir kez daha gördüm ki...

Anadolu mucizelerle dolu.

Nuri Bey’ler bu topraklardan boşuna çıkmamış.

Bu kurtuluş boşuna değil.

Burası Anadolu.

Not: Yoğun siyasi gündem ve uzun seyahatler sırasında bazen yazılarımızda hatalar yapabiliyoruz. Yazının ilk versiyonunda Nuri Bey'in soyadı 'Demirağ' yerine yanlışlıkla 'Demirbağ' yazılmış. Uyaran okuyucularıma teşekkür ediyorum. Cuma günü bu büyük kahramanın hayat hikayesini sizlerle paylaşacağım.

Yazının devamı...

Başbakan: ‘Alman istihbaratının başında bu adam varsa, vay haline Almanya’nın’

20 Mart 2017

Karlı dağların arasında...

Refahiye’nin Kayı köyünde...

Başbakan Binali Yıldırım’la yürüyoruz.

Binali Bey, köyünde geçen çocukluk anılarını anlatıyor:

“Şu derenin karşı kıyısı bize büyük denizlerin öte yakası gibi gelirdi.”

Binali Bey’in damadı veteriner.

İki tane kuzu getiriyor...

O kadar güzeller ki...

Binali Bey birini kucağına alıyor diğerini ben.

Ana kuzuları parmaklarımızı emiyor.

Eve doğru yürürken sohbete başlıyoruz...

ALMANYA İÇİN

- Sayın Başbakan, Almanya ile durum nasıl gidiyor?

Cevap:

- Almanya ortamı germeye devam ediyor. Baksanıza Alman istihbaratının başkanı ne diyor. Eğer Alman istihbaratının başındaki adam buysa, Almanya’nın vay haline. Şimdi anlaşılıyor gelen geçen nasıl dinlemiş Almanya’yı.

Binali Bey sözün burasında bir de espri yapıyor:

- Adamın FETÖ’den haberi yok, ayakta uyuyor.

Heyettekiler bu espriye kahkahalarla gülüyor.

ERKEN SEÇİM YOK

- Efendim, referandum sonrası erken seçim olacağı yolunda iddialar var.

Binali bey şöyle diyor:

- Niye erken seçim olsun? Daha yapacak çok işimiz var. Bugün referandum dışında yapılan anketler AK Parti’nin oyunu yüzde 52’nin üzerinde gösteriyor. Halk desteğimiz tamdır. Seçime harcayacak ne paramız ne de vaktimiz var.

TÜRKİYE’NİN GELECEĞİNİ OYLUYORUZ

Karlı dağların Sivas tarafından...

Zirvelerden yamaçlara doğru hummalı bir çalışma var. Dev künkler, borular iniyor.

İş makineleri harıl harıl çalışıyor...

Başbakan o çalışmayı göstererek şöyle diyor:

- Bu gördüğün boru hattı, TANAP projesidir. Muazzam bir enerji hattıdır. İşte Türkiye geleceğini böyle yazıyor. 16 Nisan’daki oylama Türkiye’nin şahlanışı için yapılıyor. Bu projeleri hiçbir engele takılmadan gerçekleştirebilmemiz için yapılıyor.

Dikkat edin, siyasi tarihimizde hep iki başlılık ve çatışmalarla geleceğimizi harcamışız. 1950-1960 yılları arasında tek parti ile yükselmişiz, 1970-1980’lerde kaosa harcamışız. 1990 başlarında yükselmişiz. Ve ondan sonra tekrar harcamışız. AK parti döneminde tekrar yükselmişiz. Yani çok başlı kaos dönemleri bir eğri olarak hep düşüşü göstermiş. Tek parti ile yükseliş. İşte bunu aşmak için cumhurbaşkanlığı sistemini getiriyoruz. Millet seçecek. Seçilen hizmet yapacak. Millet beğenmezse. Hizmet olmazsa, seçilen gidecek.

PYD PKK’NIN KUZENİDİR

Bir ara konu Fırat Kalkanı ve Suriye’nin kuzeyine geliyor.

Soruyorum:

- Efendim, son dönemde Rusya ve ABD’nin YPG’yi desteklediğini görüyoruz.

Binali Bey kesin bir cevap veriyor:

- PYD-YPG, PKK’nın kuzenidir, terör örgütüdür. O terör örgütü ile işi olanın bizimle işi olmaz. Meseleye böyle bakıyoruz.

Türkiye kendi bekası ve geleceği için her türlü önlemi alacak yetenekte ve büyüklükte bir ülkedir.

YOLLAR... YOLLAR...

Erzincan’dan Refahiye’ye, oradan Sivas, Amasya ve Karadeniz’e kadar muazzam yollar yapılmış.

Zigana Geçidi ayrı bir olay.

İran’dan Karadeniz’e, Avrupa’ya uzanan üç şeritli yollar...

Bu yollardan geçip Kayı köyünde Başbakan’ı bulduğumuzda ilk sözü şu oldu:

- Memlekete, köyüme gelince, suyunu içip havasını koklayınca öylesine enerji doluyorum ki...

Her defasında yeni projelerle dönüyorum. İşte yine böyle bir gündeyim.

Erzincan meydanı tıklım tıklım, hıncahınç hemşerisini beklemiş.

Buradan Sivas’a geçiyoruz. Oradan Ankara.

Erzincan’dan bu kadar. Ama yazmaya devam.

Yazının devamı...

Orman Bakanı’ndan hodri meydan

18 Mart 2017

Bunca tartışmanın dibinde...

Bunca atışmanın, çarpışmanın üzerinde...

Güzel bir söz duydum.

Kıyılardaki orman arazilerinin yeni düzenlemeyle imara açılacağı haberleri vardı...

Duydukça nefesimiz kesildi.

Belki de dünyanın birkaç nadir kıyısı.

Seferihisar’dan Kekova’ya kadar, orman kıyılarının dantel gibi örüldüğü bu coğrafyada...

Orman alanları imara açılacak iddiası alıp yürümüştü.

Hatta Çevre Bakanlığı’nın bir çalışması kıyı belediyelerine ulaşmıştı.

Sonradan Muğla Valisi ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü böyle bir karar olmadığını açıkladı.

Ama orman ve kıyılar üzerine söylentiler aldı yürüdü.

İşte bu soruların cevapları için Orman Bakanı Veysel Eroğlu’na açıkça sordum:

m Kıyılardaki orman alanları imara mı açılıyor?

Veysel Bey o kadar keskin bir cevap verdi ki:

m Kim çıkarıyor bunları!? İşte buradan hodri meydan diyorum! Bir metrekare orman alanı imara açılırsa ben buradayım. Açılan varsa da göstersinler...”

Evet, Bakan Eroğlu açıkça ilan ediyor.

Eğer gören-bilen varsa, bana göndersin.

SUİKAST PEŞİNDE BİR BELEDİYE BAŞKANI

KISA bir Ankara ziyaretinde sohbet ettik.

Dedi ki:

- Bütün  bu faili meçhul suikastların arkasında FETÖ var. Bu belki çok bilinen bir iddia gibi gelebilir. Ama ben hepsinin izini sürüyorum. Buluyorum. Belgeleri görüyorum.”

Soruyorum:

- Kimler var?

Gökçek cevap veriyor:

- Tabii ki, Hrant Dink... Ve Danıştay suikastı... Gaffar Okkan’ı araştırıyorum... Ve daha onlarca suikast var. Bunların hepsini dosya dosya ortaya koyacağım... Bunlar öylesine bir örgüt ki... Devlete sızmak için, karıştırmak için her şeyi yapmışlar.

Yakında Gökçek’ten çok önemli suikast dosyalar duyabiliriz.

İKİNCİ GÖKÇEK ETKİSİ

GÖKÇEK’le sohbet ederken konu oğlu Osman’a geliyor.

Osman, kısa süre önce Ankara’da muazzam bir gençlik toplantısı organize etti.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da orada konuştu.

Erdoğan, kürsüden bu organizasyonu yapan Osman Gökçek’i överek kutladı.

Bu gelişmeyi hatırlattıktan sonra Melih Gökçek’le aramızda şu sohbet geçti:

- Osman Gökçek ATO başkanlığına aday oldu. Çok az bir oyla kaybetti. Anladım ki karışmadın...

Evet karışmadım. Çünkü öyle istedi. (Baba bırak, ben kendim karar vereyim) dedi.

- Ama bu gençlerle toplantı organizasyonu çok etkili oldu. Anladım ki bir siyasi hazırlıktır bu?

Gökçek işte orada durdu. Derin bir nefes aldıktan sonra şu cevabı verdi:

“Osman iyi yetişti. Allah ne yazdıysa öyle olur...”

Ben bu cevabı biliyorum.

İkinci bir Gökçek adının siyasete adımıdır bu.

Yeni dönemde adını duyacağımız bir Osman Gökçek işaretidir.

YPG’NİN ŞIMARIKLIĞI

ANKARA turunda diplomasi kulislerine uğramadan olmaz.

Kısa bir özet:

- Dışişleri Bakanlığı muazzam bir mesai halinde.

- Bir yandan Suriye-Irak kuzeyindeki Kürt devleti arayışları...

- Rusya ve ABD’nin bu oluşuma olan ilgisi...

- Türkiye’nin her fırsatta Rusya ve ABD’ye hassasiyetini anlatmak için diplomatların raporlar yazması.

- Avrupa ile gerilim...

- FETÖ’nün yurtdışı propagandasıyla mücadele...

- Ve bütün bunların üzerine Rusya ile ABD’nin paylaşmak için yarıştığı YPG...

YPG’nin dünyanın iki devi arasındaki bu paylaşılmaz hali elbette bir şımarıklığa neden oluyor.

Diplomasi işte bunu sorguluyor.

Mesela şu soru:

- Eğer Suriye’deki genç nüfus bu IŞİD’le adam gibi mücadele etseydi... YPG’ye bu fırsat doğmazdı.

Ama Esad yönetimi genç nüfusu kırıp döktüğü için... O gençlerin büyük bölümü kaçmayı tercih etti. Meydan YPG’ye kaldı.

Ankara izlenimlerine pazartesi devam edeceğim.

Daha sırada NATO sorgulaması var.

Yazının devamı...

‘Görev tamamlandı normale dönebiliriz’

17 Mart 2017

Oldu işte.

Seçimlerin hemen ardından iktidardaki parti açıklama yaptı:

Türkiye ile gerilimi düşürmeliyiz...”

Hollanda Savunma Bakanı Jeanine Hennis-Plasschaert söylüyor.

Bu isteğin Türkçe meali şudur:

Hollanda’da ırkçı partiye karşı oy kaybetmemek için Türk bakana bu rezil tavrı gösterdik. Oyları kaptırmadık. Yine iktidardayız. Artık Türkiye ile yeniden normale dönebiliriz...”

Bu kadar basit...

Ve bu kadar ucuz olmamalı.

Irkçılık ve yabancı düşmanlığının oya tahvil olduğu bir Avrupa’da...

Değerler, yaşama kültürü ve ifade özgürlüğü nasıl bir erozyona uğruyorsa...

Bu açıklama işte bunun kanıtıdır.

KİM ARABULUCU OLACAK?

Türkiye’ye karşı yapılan bu alçaklık...

Yabancı düşmanlığı...

Irkçılık...

İnanç ayrımcılığı...

Gerilen ilişkiler... Nasıl düzelecek?

Ben hep şuna inandım:

İnsanlar arasında aşk ilişkisi olur.

Devletler arasında ise tamamıyla menfaat ilişkisi vardır.”

Öyle, “Bende seçim bitti. Hadi normali dönelim” sözleri inandırıcı olmuyor.

Türkiye’den bunun beklenmesi bile ayıptır.

Bu anlamda Hollanda’nın başta ‘özür’ olmak üzere atması gereken adımlar varken...

Nasıl normale dönülecektir?

Ve bir başka soru:

Avrupa Birliği hangi liderlikle arabulucu olabilecektir?

Dahası...

- Normale dönüş için arabulucu olmak isteyen bir Avrupa ülkesi var mıdır?

KORKTUĞUM ŞEY

Bu tür puslu havalarda çakallar oynamaya başlar.

Avrupalı Türklerin sinir katsayısı yükselmişken...

Provokatörlerin ortaya çıkmasından korkarım.

Birileri düğmeye basar da...

Terör eylemleri başlatır... Arkasında da Avrupalı Türklerden sahte izler bırakırsa...

Ve bu da Avrupa’daki Türklere karşı bir toplumsal öfkeye dönüşürse...

İşte bundan korkarım.

Bu bağlamda MİT başta olmak üzere yurtdışı organizasyonlarımızın çok dikkatli olması gerekiyor.

Siyasilerimizin konuşmalarına özen göstermesi gerekiyor.

EKO-PROVOKASYON

Korktuğum bir başka konu ise şu:

- Bu siyasi krizi fırsat bilen bazı spekülatörler, Türkiye düşmanları...

Türkiye ile Avrupa arasındaki ticari ilişkileri dondurmak için ellerinden geleni yapacaktır.

Başta dış ticaret ve turizm sektörlerinde, ‘Türkiye düşmanı’ bir kampanya başlatabilirler.

Önümüzdeki turizm sezonunu sabote etmek isteyen bu alçaklara fırsat verilmemelidir.

Elbette Türkiye’nin onurundan, haysiyetinden taviz vermeden...

İşte yine yazıyorum:

-  Hollanda’da Türklere yapılan muamele insanlık dışıdır.

- Kadın bakanımızı sınır dışı eden bu kafanın bırakın Avrupa değerlerini, insanlık değerleriyle ilgisi yoktur.

Bir NATO üyesi olarak Türkiye, Afganistan’dan Somali’ye kadar insanlığın ihtiyaç duyduğu her yerde görev yapmıştır.

Eğer Türkiye’yi yalnızca cephede askeri bir güç olarak gören bir anlayış varsa şimdi anlayacağız.

Yok eğer Türkiye’yi dost ve müttefik olarak aynı ortak değerlere mensup bir ülke olarak görüyorlarsa bunu da anlayacağız.

Özetle soruyorum:

Türkiye, yalnızca NATO istediği zaman askeri güç veren bir ülke mi?

Yalnızca, Sovyet zamanı bir kanat ülke mi?

Yalnızca İncirlik Üssü mü?

Yoksa ortak değerleri eşit şekilde paylaşan bir müttefik mi?

Bizim yalnız ve güzel ülkemiz...

Avrupa ve Amerika için hangisidir?

Yazının devamı...