"Can Bartu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Can Bartu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Can Bartu

Mustafa Denizli yanlış yaptı

2 Aralık 2008
ARAGONES'in elinde pek fazla silahı yok. Derbiye de klasik kadrosuyla çıktı. Zaten beklenen 11'i de buydu. Mustafa Denizli ise en büyük sürprizi yaptı. Bu sürprizi ise baştan aşağı yanlıştı. Holosko, Bobo ve Tello'yu kulübeye hapsederek, Fenerbahçe'nin ekmeğine yağ sürdü.                      

Derbide, Fenerbahçe'nin Beşiktaş'a karşı hiçbir fazlalığı yok. Cisse atıldı ama maç boyunca topla daha çok oynayan, daha iyi pas yapan, daha organize olan Beşiktaş'tı. Üstelik Fenerbahçe rakibinden daha eksikti. Alex yok, Kazım yok, Deivid etkisiz. Mustafa Denizli'nin böylesine kritik bir maça böylesine acemice bir kadroyla çıkması şaşırtıcı. Ondan beklenmedik bir takım sahaya sürdü. Anlaşılır gibi değil. İlk yarı Fenerbahçe'yi durdur, ikinci yarı vur.

Kaleciler gol attırdı                            

Böyle bir mantıkla bir derbiye çıkılır mı? Üstelik şampiyonluğa oynayan bir takımın böyle bir anlayışı olur mu? En iyi kadronu sahaya süreceksin. Nerede olursan ol ezeli rakibini yenmek için oynayacaksın. F.Bahçe'nin ölüsü, Beşiktaş'a yetti. Bunda da Mustafa Denizli'nin rolü çok büyüktü. İki takım da komik goller yedi. Kaleciler asist yapıyor. Olacak şey değil. F.Bahçe'de Alex eski görüntüsünden çok uzaklarda. Üstelik Aragones onu daha geride oynatıyor. O zaman sambacının verimi de düşüyor. Nitekim oyundan da çıktı.

İyi bir Alex, güçlü olduğu zaman ve ileriye dönük oynadığında her takım için büyük tehlike.

Derbiden Fenerbahçe zaferle ayrıldı. Aragones'in bunda payı yok. Fenerbahçe kazandıysa, Mustafa Denizli'nin yanlış kadro sahaya sürmesi en büyük etkendi.

Uyumları yok...

Gökhan Zan ve Zapotocny ikilisi Beşiktaş savunmasının ideal ikilisi midir?

DERBİDEKİ
kadroya bakıldığında, Mustafa Denizli'nin tercihi göz önüne getirildiğinde ideal ikili diyebiliriz Gökhan Zan ve Zapotocny için. Israrla bunları oynatıyor. Bana göre bu ideal mi değil mi, derbide ortaya çıktı. Hücum yapmaya gücü olmayan ve yapamayan Fenerbahçe, kornerden gelen bir topla ilk golü, kalecisinin pasıyla da ikinci golü bularak üç puanı aldı.

Burada bir tuhaflık var. Gökhan Zan ve Zapotocny için kötü futbolcu diyemeyiz. Ama, bu ikisi büyük uyumsuzluk gösteriyor. Bunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Oyundan kopuklar. Konsantreleri hiç yok. Volkan topa vuruyor. Beşiktaş ceza sahasına doğru süzülen topu ikisi de seyrediyor. Güiza alıyor, şık bir vuruşla galibiyet golünü atıyor. Yerleşimi ve adam paylaşmayı da bilmiyorlar.

Cisse de dengesiz. O da rakibe çok ters giriyor. Hep arkadan hareket yapıyor. Derbide ilk gördüğü sarı kart bence ağırdı. Ama ikinci hareketi kartlıktı. Uğur'u iki kez kaçırdı ve çok erken atılarak bir anlamda takımına ihanet etti.

Yakışanı yaptılar

F.Bahçe-Beşiktaş derbisinde tansiyon beklenenden düşük oldu. Bunun sebebi hakem mi yoksa futbolcular mıydı?

BU
maçın tansiyonu diğer derbilere nazaran düşüktü. Bunda da en büyük sebep yöneticilerin maç öncesi gereksiz demeçlerden kaçınmalarıydı. Olay böyle olunca, centilmenlik içinde geçen bir derbi izledik. Tribündeki idarecisinden, taraftarına sahadaki futbolcularına kadar iki camiaya da yakışan buydu.

Fenerbahçe taraftarı sadece takımını destekledi. Ne rakip seyirciyle ne de rakip futbolcuyla uğraştı. Örnek bir tablo sergiledi.

F.Bahçe ile G.Saray arasındaki maçlar daha farklı oluyor. Orada medya da devreye giriyor. Eski yaralar kaşınıyor. İki camianın dışında federasyondan, MHK'dan bile demeç verenler çıkıyor. F.Bahçe-G.Saray derbisindeki heyecan da yüksek tansiyon da Beşiktaş ile oynanan karşılaşmalarda bu yüzden görünmüyor.

Hacettepe'yi doğradı

G.Saray-Hacettepe maçındaki skandal yönetimiyle gündeme oturan Süleyman Abay, maçın kaderini belirledi mi?

BİR
yerde tesir etti. Galatasaray'ın böyle bir maçı kazanması için hakeme ihtiyacı yoktu. Kötü de olsa üç puanı alırdı. Hacettepespor, ilk yarıda Tozo atılana kadar fevkalade başarılıydı. İyi top kullandı, pozisyonlar buldu ve de öne geçti. İkinci yarıda da penaltıyı yapan oyuncuyu değil, yanlış oyuncuyu oyundan atan Süleyman Abay, Hacettepespor'un kolunu kanadını kırdı. Tek kelimeyle, doğradı. Böyle bir Süper Lig hakemi olur mu?

G.Saray'ı Berlin'de çok kritik bir maç bekliyor. Hacettepespor önündeki gibi mücadele ederlerse büyük hayal kırıklığına uğrarlar. Daha fazla mücaele edecek, sahada daha sağlam olacak. Skibbe de düzgün kadro sahaya çıkarmak zorunda.
Yazının devamı...

Güzel skor

30 Kasım 2008
Beşiktaş, oyunun büyük bölümünde iyi oynayan taraftı. 10 kişi kalmalarına rağmen, Fenerbahçe karşısında bunun eksikliğini hissetmediler. Fenerbahçe de Alex ile zaten 10 kişi oynuyordu. Sambacı çok kötü günündeydi. Sarı lacivertliler, girdiği pozisyonları da cömertçe harcadılar. Rahat kazanacakları maçı zora sokarak bitirdiler. Güiza, nihayet gole kavuştu ama kaçırdığı yine akıl almaz pozisyonlar var. Herşeye rağmen Fenerbahçe kazandı. Beşiktaş gibi ezeli bir rakibi yenmek önemlidir ve keyif verir. Ancak, sarı lacivertliler futbol adına bir şey vermiyor. Bir kere paslaşmayı bilmiyorlar. İleriye topu götürecek orta sahada oyuncuları yok. Alex oyundan çıkıyor, ama Emre yedekler arasında otururken şans bulamıyor. Ali Bilgin en son olarak sahaya giriyor, Emre yine kulübede oturuyor. Fenerbahçe’de antrenör kaprisine gerek yok. Alex yoksa, Emre sahada olmalı.

Kazım enteresan bir adam. Oyunla alakası yok. Eğlenmeye sahaya çıkıyor. Ne pozisyon üretiyor, ne mücadele ediyor, ne rakibi rahatsız ediyor ne de oyunu. Varlığı ile yokluğu belli değil.

Skor, Fenerbahçe açısından çok güzel ama futbol olarak aynı şeyleri söylemek güç. Bu tabloyla, Fenerbahçe şampiyonluğa nasıl gider, bilemem. Zor görünüyor. As oyuncuları kenarda bekletilen ve eksik kalan bir rakibi daha rahat ve iyi futbolla yenmeleri gerekirdi.

Holosko oynamalıydı

Beşiktaş tarafında da Mustafa Denizli’nin enteresanlıkları vardı. İmkanlarını kullanmadı. "Benim bildiğim" doğru diyor. Bizim ülkemizde biryerlere gelmiş hocalar, tuhaflıklar yapıyorlar. Fenerbahçe’nin arkası yavaş. Oraya süratli adam koyacaksın. Kim bu? Holosko. Beşiktaş savunması iki gol yiyor. Evlere şenlik. Böyle bir defans ve kademe anlayışı olur mu? Fenerbahçe’nin yediği gol de komedi.

Bünyamin Gezer, Cisse’yi oyundan attı. Fransız, Uğur’a arkadan sert girdi, kartı haketti. Ama ilk gördüğü sarı kart ağırdı. Birinci sarıyı verince, ikinciyi de başka bir pozisyonda vermek zorunda kalıyorsun. Beşiktaş’ın kaderiyle oynadı. Ama, Beşiktaş 10 kişi kalmanın eksikliğini hisseti mi? Bence hissetmedi. Fenerbahçe’den daha iyi oynayan taraftı. Bu yüzden sahadan yenilgiyle ayrılmadı, savunmasının kurbanı oldu.









Yazının devamı...

Volkan yaktı

26 Kasım 2008

Porto karşısında maça çok iyi başlayan bir Fenerbahçe var. Volkan o kadar akıl almaz bir gol yiyor ki bir anda her şey bitiyor. Tahmin edilmeyecek şekilde diri başlayan bir Fenerbahçe, pozisyonlar buluyor ve rakip kaleye yükleniyor. Ama bu sezon birçok maçta takımını yakan Volkan yine sahneye çıkıyor ve yapacağını yapıyor. Yumruk vuracağı topu eliyle kontrol etmek isteyince, golü de yediriyor. Bir kalecinin görevi golü önlemektir, golü attırmak değil.

İkinci gol ise Fenerbahçe’yi oyundan koparmaya yetti. Lisandro topu düzeltiyor, vuruyor savunma hala seyrediyor. Yasin, çenesini konuşturuyor. Rakip topu eliyle alır veya başka bir şeyiyle düzeltir. Sen müdahaleni yap. İtirazını sonra yaparsın. Bu kadar çok hata yapılır mı, amatör maç mı bu? Böyle iki tane abuk subuk gol yersen, nasıl maç kazanacaksın?

En iyisini alsan da boş

Şampiyonlar Ligi’nde geçen sezon yarı finalin kapısından dönen takım ikinci tura şimdiden mendil salladı. Kadıköy’de galibiyeti yok. Tek hedef kaldı o da UEFA Kupası. Dinamo Kiev’i deplasmanda yenmek zorundasın. Ama, daha sahalarında maç kazanamıyorlar, Ukrayna’da zoru nasıl başaracaklar. Göreceğiz. Porto’yu yenselerdi, işin şekli daha başka olacaktı.

Güiza, böyle devam edecek. Bu adamın, "takımın oyun mantalitesiyle gol atması mucize" dedim. Yine tekrarlıyorum. Dünyanın en iyi golcüsünü al Fenerbahçe’ye getir, rakip savunmanın arasında yok olur gider. Doldur, boşaltlarla hiçbir şey yapamazlar.

Fenerbahçe’nin Ankaragücü maçıyla, dünkü maçı arasında dağlar kadar fark var. Golü yiyene kadar oyunun tek hakimi sarı lacivertliler. Net pozisyonlar da buldular. Bu tip maçlar öncesi oynayacakları karşılaşmaları hiç önemsemiyorlar. Umursamıyorlar. Fenerbahçe için en tehlikeli maçlar işte bunlar. O yüzden sarı lacivertliler çok enteresan bir takım.

Fenerbahçeli oyuncular sürekli hakemle diyalog halindeler. Neden? Türkiye’de böyle oynuyorlar da ondan. Alışkanlık edinmişler. Bizdeki hakemler de muhabbeti seviyor. Ama, Avrupa arenasına çıkınca da takır takır kartları görüyorlar. Hep itiraz, hep isyan. Futbol ise yok.

 

Yazının devamı...

Şahsiyetsiz oynuyorlar

25 Kasım 2008

İKİ takımın da becerikli diye nitelendirilen oyuncuları iş yapamıyor. Becerili diye nitelendirilen oyuncular sahada yok. Fenerbahçe'nin zayıf bir orta sahası var. Topu kaybetmemek için sürekli geriye oynayan bir orta saha ne yapar? İleriye doğru şişirilen bilinçsizce toplarla sonuca gitmek mümkün değil. Serseri mayın gibi atılan toplar var. İsabetli pas yok. Bu bakımdan da iyi futbol beklemek Fenerbahçe açısından çok lüks.        

Galatasaray'a dönüyoruz. Bütün golleri yabancılar atıyor. Yabancılarını çıkarın, sarı kırmızılılar da vasat bir takım olur. Onlar da Fenerbahçe gibi top kullanamıyor. Hem süratli değiller hem de çabuk oynayamıyorlar. İyi de top kullanamıyorlar. Paslar yerini bulmuyor.

İkili mücadelelerde ayakta kalamıyorlar. Kötü takım olunca, deplasmanda maç kazanmak da zorlaşıyor. Fenerbahçe de Galatasaray da iç sahada bir şekilde oyunu koparıyorlar ama dışarıda şahsiyetsiz oynadıkları için tel tel dökülüyorlar.

Gol atması mümkün değil

 A.Gücü önünde 30 kez topla buluşan ve sadece 1 şut atabilen Güiza, gol atmayı niçin unuttu?

FENERBAHÇE
'de Güiza, bir maçta 30 kez topla buluşmuşsa bu büyük başarı. Fenerbahçe'de oyuncular önlerinde bir santrforun oynadığının farkında değil. Onların kafasında dikine oynamak yok.

Yan pas, geri pas. O kadar. Güiza ne yapabilir? Kendisine doğru şişirilen topları alabilmek için çırpınıyor. Dört savunma oyuncusu arasında yalnız bırakılmış. Hep söyledim. İçeride de dışarıda da Güiza ile Semih birlikte oynamalı. Semih sakat. O zaman Alex ona daha yakın oynar,

Emre de çizgiden içeri alınır. Emre'den bu şekilde faydalanırsın. O da yanlamasına oynuyor ama dikine oynatılabilir. O yeteneği var. Ama bir gerçek var ki, bu sistem, bu oyun tarzıyla, bu kadar beceriksiz adamla Güiza'nın gol atması mümkün değil. Atarsa da sürpriz olur. Zaten gol sıkıntısı çektiği için her maça moralsiz çıkıyor.

Skibbe ile devam edilmeli

Devre arasında Skibbe ile yolların ayrılması gündemde. Galatasaray'a hoca değişikliği ne getirir?

GALATASARAY
Yönetimi ne düşünüyor o önemli. teknik direktör Skibbe'nin yerine getireceği isim belli mi, değil mi? Bunun için bir şey diyemeyiz. Yeni hoca takıma iki, üç maç hava verir.

O zaman hocanın gözüne girebilmek için oyuncular daha fazla çalışır ama birkaç hafta sonra herşey normale döner. Türkiye'de bu böyledir ve bu çark hep böyle dönmüştür.

Skibbe ile devam etmek daha mantıklı. Düzgün bir takım çıkarıyor sahaya. Ufak tefek yanlışlıklar yapmıyor değil. Ama, sahadaki oyuncuların da yeteneklerini daha fazla göstermeleri gerekiyor.

Galatasaray, elindeki kadroya rağmen çok kötü oynuyor. İyi netice alınmadığı zaman her zaman olduğu gibi hoca eleştirilir. Oyuncularla yola devam edileceğine göre her zaman hoca hedeftedir.

Bu sadece Türkiye'de böyle değil. Dünyanın her yerinde ilk ipi çekilen teknik direktörler olur.

Kalitesi ortaya çıktı

Mustafa Denizli, Tello'yu Beşiktaş'ın saha içindeki lideri mi yaptı?

ESKİŞEHİRSPOR
galibiyetinde Tello başroldeydi. Oyun görüşü, ayağındaki top hakimiyeti, pasları ve performansıyla neticeyi belirleyen adam oldu. Beşiktaş'ta üç- dört isim var liderliğe soyunabilecek tarzda. Liderlik ne demek? Diğerlerinden fazla iş yapmak demek, daha fazla performans sergilemek demek, daha etkili olmak ve iş bitiren adamlığa soyunmak demek.

Her oyuncuyu sevdiği yerde oynatırsan daha fazla verim alırsın. Bu da takıma olumlu yansır. Doğrusu bu. Mustafa Denizli, Tello'ya serbestlik verdi. Ertuğrul Sağlam, Şilili oyuncuyu sol beke hapsediyordu. Mustafa Denizli, en iyi kararı verdi.

Tello, topa vurabilen, iyi top kesebilen ve asist yapabilen bir oyuncu. Olağanüstü yetenekli değil ama kafası oyuna çalışan ve ne yaptığını bilen bir yapıya sahip. Denizli'nin gelişi en çok Tello'ya yaradı ve kalitesini gösterdi.

Yattara takıntısı bitmeli

 Trabzonspor, kritik maçları niçin kazanamıyor?

ONLARDA
da aynı dert var. Gol sıkıntısı çekiyorlar. Yattara önemli bir oyuncu ama iyi bir form grafiği çizemiyor. Düşüş içinde. Ersun Yanal'ın bana göre Yattara konusunda hatası ve takıntısı var. Onu sürekli oyundan alıyor. Yattara, yavaş yavaş ısınacak, keyif alacak ve o zaman da iş yapacak. Bu adamın yapısı bu. Yattara'yı oyundan çıkarmayacaksın. Kazanacaksın. Kötü de oynasa, oynat. Sahada kalanlar ondan iyi mi?

Gökhan Ünal da hazır değil. Umut ise kendi kendisiyle kavga ediyor. Hakemle çok diyaloğa giriyor. Devamlı itiraz halinde. Kendisini bozuyor. Sivas çok mücadele eden ve koşan bir takım. Trabzonspor, kötü bir takıma puan kaybetmedi. Avni Aker'de bu kadar dirençli bir takım son dönemde seyretmedim. Sivasspor'a karşı oynamak zor. Trabzonspor da zorlu bir rakibe takıldı.

Yazının devamı...

Mehter takımı

23 Kasım 2008
Dün, Ankaragücü karşısında bu iki oyuncu dört kez topa vurabildi. Olacak iş değil. Böyle bir savunma, böyle bir orta saha, böyle bir forvet ne iş yapar? Böyle bir Fenerbahçe olabilir mi? İleriye top şişiren bir takım nasıl şampiyonluğa oynar? Futbol özürlü adamlarla Fenerbahçe nereye kadar gider? İyi niyetle oynuyorlar. İyi niyetle ve yeteneksizlikle de bu kadar olur. İleriye bir tek top getiren Gökhan var. O da topu kime vereceğini, kime atacağını bulamıyor. Yazık çocuğa, çırpınıp duruyor. Ona bir kişi ayak uyduramıyor. Alex, geriye geliyor. Sol bekten topu alıyor, sağ beke veriyor. İleriye doğru hiçbir hamle yok. Duran toplarda görünüyor. Onlarda da etkili değil. Korner atmaya giderken yoruluyor herhalde.

A.Gücü’ne helal olsun

Rakip sahada ne çoğalma var, ne kaleye şut atmak var, ne verkaç denemesi var, ne kanat bindirmesi var. Böyle bir sistem, böyle bir kadro tek kelimeyle ayıp. Koskoca Fenerbahçe’de hiçbir şey yok. Yazık günah verilen paralara. Mehter takımı gibiler. Bir ileri, iki geri gidiyorlar.

Ankaragücü kafa kafaya oynadı. Daha iyi mücadele etti. Sağlamdı ve toplara sert girdi. Varını yoğunu ortaya koydu. Helal olsun. Başkanları Cemal Aydın ceza kurulunda. O da ayrı konu ya. Hakemlerle temas halinde. Sanane hakemlerden. Fenerbahçe, hakemleri ayarlıyormuş. Ne işi olacak Fenerbahçe’nin hakemlerle. Bunlar her sene ortaya konan aynı oyunlar. Ne hikmetse, kritik durumdayken herkes konuşuyor. Bunlar güzel şeyler değil. Takımını da moralsiz hale getiriyor. Seyirci, yönetimi istifaya davet ediyor. Sahadaki takımla işi yok, oyuncularına destek vermek yerine yönetime tepkisini gösteriyor. F.Bahçe böyle şartlar altında sahaya çıkan bir rakibe teslim oldu. Ankaragücü önünde pozisyonları yok. Maliyeti küfelerle Euro yüklü bir takım, ligde tutunmaya çalışan başka bir takım karşısında tel tel dökülüyor. Bu takımın adı da Fenerbahçe.

Hakem Fırat Aydınus, olgun bir maç yönetti. Güleryüzlü. Bu güzel. Ama faul veriyor, pozisyonu anlatmaya çalışıyor. Sen düdüğünü çal, ilerle. Futbolcu topunu oynasın. Sen sohbet yapmayacaksın. Fenerbahçe, ligdeki kayıplarına bir yenisini daha ekledi. Zirveden bir adım daha uzaklaştılar. Zaten, yokları oynayan bir takım için dün bir puan bile çoktu.
Yazının devamı...

Ada yaramış

20 Kasım 2008
Öncelikle, mükemmel bir Tuncay seyrettim. Teknik olarak çok bir şey yapmıyor ama müthiş fırsatçı ve ateşleyici bir oyuncu. Üç tane birbirinden güzel gol attı. İngiltere onda büyük değişiklik yapmış. Kendisini pozisyona sokarak topa vuruyor. Doğal yeteneklerini çok iyi kullanıyor. Oyunun hep içinde ve takip halinde. Daha bir şuurlu olmuş. Böyle bir Tuncay, Milli Takımımız için büyük bir silah. Üstelik takımını ileriye de götürüyor. Devamlı atak halinde.

İki gol yedik. Kimsenin hatası yok. Toplar çok pis yere gitti. Kaleci Volkan’ın boyu 3 metre olsa o topları çıkaramazdı. Milli Takım yardımlaşma açısından fevkalade olumluydu. En azından galip durumdayken, ileride top kullandılar. Eksiklerimiz çoktu. Nihat yok, Emre yok, Servet yok, Semih yok, Arda yok, Hamit yok. Bunlar ay yıldızlı ekibimizin temel taşları. Yarım bir Milli Takım, Viyana’da güzel bir oyun sonrası farklı bir galibiyete imza attı.

Fatih Terim’in takıntıları var. Bazı oyuncuları kadroda değerlendirmiyor, inat ediyor. Fatih Tekke gibi, Gökhan Ünal gibi. Santrfor sıkıntısı ortada. Mehmet Yıldız belki mücadele edebileceği, rakibi bozacağı topları alamadı. Bu tip toplar maçların ikinci yarısında gelir. İlk yarı karambol olmadı ve o toplar ona gelmedi. Genç Eren, çok iyi oynadı. Mehmet Aurelio’yu ise biraz halsiz gördüm. Üstelik çok da pas hatası yaptı.

Hazırlık maçlarını daha fazla oynamalıyız. İspanya karşısına diri çıkmak için bu takımdaki oyuncuların birbirlerini çok iyi tanıması şart. Terim, bir çekirdek kadro oluşturmalı. Milli Takım’da oynatmak için oyuncuyu kadroya çağırmamalı. İki-üç isim denersin ama komple bir takımla bir maça başka kadro, diğer maça bambaşka bir kadroyla çıkmazsın. Beyin ahengi önemli. Bunu da hazırlık maçlarında yakalarsın.

Ay yıldızlılar, Viyana’da güzel bir prova yaptı ve oynadıkları futbol da aldıkları sonuç da çok olumluydu.
Yazının devamı...

Güiza alternatifsiz

18 Kasım 2008
FENERBAHÇE kadrosunda Güiza'nın alternatifi yok. Ondan randıman alınacaksa, orta sahadaki oyuncuların İspanyol golcüyü beslemesi lazım. Fenerbahçe, Ankaraspor'u 2-0 yeniyor ama 18 içinde çoğalamıyor. Orta sahada pas verecek çabuk oynayacak oyuncu yok. Güiza, bitik bir oyuncu değil. Kötü de oynamıyor, mücadele ediyor, çalışıyor. Ama ne göbekten, ne kenardan adama top gelmiyor. Ne yapacak Güiza o savunmanın arasında. Aragones, doğru yapıyor. Güiza bu takımda oynar ama geriden destek şart.

Semih, Güiza'nın yanında görev yapmalı. O orta sahada oynatılıyor. Semih ceza alanı içinde verim alınacak bir isim. Orta sahada da bir şeyler yapmaya çalışıyor ama oranın adamı değil. Golcülüğünden de uzaklaşıyor. Sorun burada. Alex gelince, Güiza da Semih de daha farklı olur.

Carlos için çok şey demeye gerek yok. Kalitesi malum. Büyük bir isim. Sadece fiziki durumu eleştirilebilir ama onun böyle bir durumu da yok. Hücumu seviyor. Ankaraspor maçında atılan iki golde de o var.

Carlos ile oynamayı bilmiyorlar. O ileriye gidince, arkasını kapatacaksın. İyi niyetiyle oynayan ama hiçbir şey yapamayan Uğur da ileri çıkıyor. Edu savunmasına giriyor bu kez o zaman da savunmanın göbeği boşalıyor.

Vederson ile daha uyumlu olurlar. Carlos ileriye gittiğinde kademesine girecek yapıda ve o da vatandaşı gibi toplara iyi vuran, orta yapabilen bir isim. Carlos ileri çıktığında arkasındaki boşluk kapatılırsa, Fenerbahçe o kanattan çok daha etkili gelir.

Baros tek başına olmaz

 Ümit, Nonda ve Baros gibi hücumcuları bulunan G.Saray'ın forveti niçin suskun kalıyor?

TEK santrfor hüviyeti Baros'a uymuyor. Galatasaray ileride tek forvetle oynayacaksa bu ya Nonda ya da Ümit olmalı. Skibbe bunları oynatmıyor. Baros fizik olarak çabuk, süratli ama ikili mücadelede zayıf. Ufak bir darbede dağılıyor. Sağa, sola çok koşuyor. Skibbe tek bir şey yapacak. Rakip savunmayı sırtına alan bir adamı onun yanına koyacak ve birlikte oynayacaklar. O zaman Baros'tan daha fazla verim alır.

Her takım gol sıkıntısı çekebilir. Ama elindeki mevcut kadroya göre bunu en az yaşaması gereken takım Galatasaray. Oyuncu, "Bu maç ben mi oynayacağım, yoksa öbürü mü?" derse kötü. O zaman durum tatsızlaşır. Adamlar bir maç oynuyor, diğerinde yedek kulübesinde. Skibbe, bu işi rayına koymalı.

İstanbul BŞB. karşısında Galatasaray kötü değildi. Çok da iyi değildi ama mücadele ederek kazanmasını bildi. Önemli olan da 3 puan zaten. Lincoln, biraz hareketlenince çok şey kazandırıyor takımına. Mükemmel de bir gol attı. Henüz gene normalin altında. Geçen sezon aldığı ceza nedeniyle futboldan soğudu, ayrılmak istedi. Bu sezon rüzgar tersine esti. Biraz daha moralli ve bu da Galatasaray'ın işine yarıyor. Türk futbolseveri bu tip adamları sever. Galatasaray taraftarı da Lincoln'e büyük destek verdi. Bu sezon daha yararlı bir Lincoln var.

Yönetici işini bilecek

Benfica maçı sonrası hocasından izin alarak Meira ile birlikte gece şehir turuna çıkıyorlar.

Biraz kafa dağıtmak istiyorlar. Lincoln, pofpoflanmayı ve rahat olmayı seviyor. Geç dönmeleri eleştirilebilir, ama gitmelerine kimse karışamaz. Hoca izin vermiş. Yöneticiler bu durumda devreye çıkıyor kendilerinden de izin alındığını söylüyorlar.

Futbolcuya, takımdan sorumlu adam söylemesi gerekeni söyler. Bu da Galatasaray'da Adnan Sezgin ve Michael Skibbe'dir. İdareciler, idareciliği bilecek. Kendilerine farklı şeylerle rüzgar yapmayacaklar. Senin işin Galatasaray'ı yönetmek. Kulübü idare etmek. Futbol takımına maydonoz olmayacaksın. Yöneticiler bir şeyin içine çok girerse, orada huzursuzluk olur.

Avantajları kazanmaları

Trabzonspor, lig ve kupada niçin ayrı görüntü sergiliyor?

KÖTÜ
oynamıyorlar, çok da iyi değiller. Yeni bir takımlar. Ama netice almasını biliyorlar. Kupada, Beşiktaş'a karşı kötü oynamadılar, son dakika golüyle puansız ayrıldılar. Bundan sonra bütün her şeylerini lige verecekler. 5-6 yeni isimle oynamalarına rağmen çok iyi yerdeler.

Maçları kazanarak da liderlik koltuğunda oturmayı hakediyorlar. Üç büyükler çok iyi de Trabzonspor mu kötü? Onlar da beklenin altında gidiyorlar. Trabzonspor'un avantajı, rakiplerinden daha fazla maç kazanmış olması. Bordo mavililer, her hafta tecrübe ve moral kazanıyor. Zirve yarışında da sonuna kadar olacakları kesin.

Konuşmayı bilmiyorlar

Bursaspor ile Beşiktaş yöneticileri arasındaki demeç savaşı, maça nasıl yansıdı?

GÜZELLİKLER
isteniyor ama güzel şeyler yapılmıyor. Bursa'da, Beşiktaş seyircisi olsaydı sahadaki mücadele daha güzelleşirdi. Ama önce şu gerçekleşmeli. Seyirci birbirine hakaret etmemeyi öğrenmeli. Olay oradan patlıyor.

Bir taraf seyircisi, diğerine yükleniyor. Öbürü de ona. Karşılıklı hakaretler maçı da iğrenç hale getiriyor. Sinirler geriliyor bu sahaya da yansıyor. Küfür etmeyi bırakacaklar. Takımlarını destekleyecekler. Türk seyircisi bunu beceremiyor. Küfür edince çok iyi taraftar olduğunu sanıyor.

Bursa'da, Beşiktaş iyi mücadele etti. Yeşil beyazlılar da karşılık verdi. İki taraf da yenilmek istemedi. Beşiktaş, iki pozisyona girdi. Birinde Nobre boş kaleye atamadı, diğerinde de Serdar Özkan. Maçı kazanabilirlerdi ama bir puanla yetindiler. Bursaspor da pozisyona girdi değerlendiremedi.

Gerginlik maça da yansıdı. Yansımamasına da imkan yok zaten. Yöneticiler, verecekleri beyanatlara çok dikkat etmeli. Konuşmayı bilmiyorlar. Ayıp denen bir şey var. Futbol seyredeceğimize, futbol konuşup, yazacağımıza nelerle uğraştırıyorlar bizi.
Yazının devamı...

3 puan önemli

16 Kasım 2008
Ben, Aragones’in maça Emre ile başlayacağını tahmin ediyordum. Ama o geçen hafta Galatasaray derbisindeki 11’i bozmadı. Semih sakatlanıp, Emre oyuna girince takım değişti. Emre, sahadaki mücadeleye hareket getirdi. İleriye doğru oynamak isteyen bir oyuncu ve dün gece de iyiydi. İki şut attı bunlar güzel şeyler. Böyle giderse becerisini ve şahsiyetini ortaya koyarak takımına daha çok fayda sağlayacak.

İki gol var maçta ve ikisinde de Roberto Carlos’un imzası bulunuyor. Fenerbahçe etkili olduğunda o da iyi oynuyor. Kalitesi ve futbol bilgisi tartışılmaz. Orta sahada iyi niyetle mücadele eden iki adam var. Selçuk ve Josico. Ama dün onlara yardım eden yoktu. Uğur Boral çok kötü. Her aldığı topu eziyor, ileriye doğru gidemiyor ve hücumdaki Güiza’yı besleyemiyor. Geriye oynuyor. Sol açıktaki bir futbolcu yan top yapmaz, geriye oynamaz. Sağ bek Gökhan bile ondan daha fazla bindirme yapıyor. Uğur, her geçen gün kötüleşiyor. Hiç bir olumlu hareketi yok. Top kullanmasını geçtim, pas bile veremiyor. Böyle futbolculuk olmaz. Fenerbahçe forması giyen bir oyuncu, bu kadar laubali mücadele edemez. Aragones onu kesmeli. Her hafta oynatarak genç oyuncusunu daha çok köreltiyor.

Güiza’ya yazık

Güiza ileride yalnız başına. Top gelmiyor. Ne uzun top atılıyor, ne de çizgiye inip önüne top bırakılıyor. Adam da böyle olunca kötü görünüyor. Kezman ile mukayese ediyorlar. Alakası yok. Kezman gene top alıyordu. Ama o topla bile etkisizdi. Güiza’dan bu takım böyle faydalanamaz. İkili mücadeleye giriyor, yeri geliyor defansına yardım ediyor. Çaba harcıyor. Ama arkadaşları onun futbol dilinden anlamıyor. Güiza’ya yazık oluyor.

Alex gelince, Deivid daha çok devreye girince bu takımın gücü daha da yükselecek. Deivid henüz sakatlık sonrası üzerindeki ürkekliği atmış değil. Ama her maç üzerine koyuyor. Carlos’a attırdığı goldeki akıl dolu pası övgüye değerdi.

Ankaraspor iyi bir takım. Topu da iyi kullandılar. Son 15 dakikadaki oyunu, maçın başında sergilese sonuç daha değişik olurdu. Çok enerjik bir ekip ama bunu 90 dakikaya yayamadılar.

Fenerbahçe sezon başındaki o çok kötü görüntüsünü üzerinden atmış. Henüz istenen seviyede değiller daha ama en azından kazanmayı beceriyorlar. Uzun maratonda da önemli olan bu.
Yazının devamı...