"Can Bartu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Can Bartu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Can Bartu

Sabır gösterilmeli

30 Eylül 2008
NEDEN çıkmasın? Öncelikle İspanyol çalıştırıcıya zaman verilmeli ve futbolcuları iyice tanımalı. Onları bildiği yok. Önder’i son dakikada keşfediyor, nerede oynatacağına yeni karar veriyor. Kendisine sezon başında verilen bilgilere göre futbolcuları oynatıyor, oyuncusunu henüz tanımadığı ortada.

Burada bir gerçek de var. Sakatı çok Fenerbahçe’nin. Geçen sezonun önemli ismi Deivid, talihsiz bir sakatlık geçirdi. Ondan faydalanamıyor. Alınan iki oyuncudan biri Emre, bir var bir yok. Josico geldi, 7 dakika oynadı sakatlandı. Alex zaten sakat sakat oynuyor. Bir de bunun yanında tek santrforla sahaya çıkıyorlar.

Tek santrfor diye bir şey yok. Kuvvetli takıma karşı, orta sahayı kalabalık tutarsın. Ama, Türkiye’de Fenerbahçe tek santrforla oynamaz. Kimden korkuyorsun? Bunu, Avrupa maçında yaparsın.

Teslim oluyorlar

Aragones
’e sabır gösterilmeli. Takımını ve futbolcusunu yeni tanıyan bir hoca. Sakatlar düzelince, defansa Edu gelince takımın durumu daha düzelir. Lugano ile iyi ikili oluyorlar, defans biraz daha sağlamlaşır.

Fenerbahçe çok moralsiz. Dinamo Kiev önünde çıkış arayacaklar. Kadıköy’deki sınav prestij maçı niteliği taşıyor. Şampiyonlar Ligi’nde bir yere gelmek zorundaysa Fenerbahçe, rakibini de yenmek zorunda. Nasıl yenecek? İşte sorun burada.

Fenerbahçe kazanabilir mi? Kazanır. Ama, Sivas deplasmanındaki formuyla, futboluyla ve tertibiyle bu kolay olmaz. Bu futbolcu kadrosuyla da sarı lacivertliler zorlanır. Güçlerini bu maçta göstermek zorundalar. Ama, ileride tek santrfor ısrarı sürerse, hücumda Fenerbahçe yine yokları oynar. Güiza, dört savunmacı arasında kayboluyor, nefes alamıyor. Ona da yazık. Büyük efor sarfediyor, çok koşuyor, topa sahip olmak için çırpınıyor. Enteresandır, bu seyirci tarafından alkışlanıyor. Taraftar, onun yalnız kaldığını görüyor.

Umut D.Kiev’de...

Dinamo Kiev maçı Fenerbahçe için kötü gidişi durdurabilir. Ama, sarı lacivertliler öne geçtikleri maçları kaybediyor. Öndeyken oyuna hükmedeceğine ve hakimiyeti eline alacağına, rakibine teslim oluyor. Ağırlığını koyamıyor. Rakibe ezik düşüyor ve maçları kaybediyor.

Kadıköy’de Dinamo Kiev’i yenerlerse, her şey düzelmez. Sadece morallenirler ve ileriye daha umutlu bakarlar. Oyuncuların kendine güveni gelir. Ama, ters bir sonuçta da Fenerbahçe istikrarlı bir kulüp. Kiev yenilgisi ve arkasından gelecek bir kötü sonuçta Aragones’i göndereceklerini tahmin etmiyorum. Böyle bir şey yöneticilerin kafasında varsa, bunu da bir an önce yapmaları lazım.

Bu hale Lincoln getirdi

 G.Saray, Konya önünde iki farklı görüntü sergiledi. Bunun sebebi neydi?

iLK yarı sahada yavaş oynayan bir Galatasaray vardı. O zaman Konyaspor da kafa kafaya oynadı rakibiyle. İkinci yarıda sarı kırmızılılar vitesi yükseltti, süratlendiler. İşte bu olunca da Galatasaray’ın büyük farkı ortaya çıktı. Sebep bu.

"Ben maçı kazandım" diye düşünen ve koşmayan, mücadele etmeyen bir takım rakibine çarpılır. Galatasaray’ın, Konyaspor karşısında ilk yarıda bir üstünlüğü yok. Hatta, Konyaspor daha iyi oynadı ve top kullandı. Çabuk oynayıp, rakip alana oyunu yıkınca Galatasaray, iş değişti.

Lincoln’e ayrı paragraf açmak lazım. Son haftalarda ağırlığını ve kalitesini sahaya koyuyor. Artık oynamaya başladı. Adam geçiyor, pozisyon hazırlıyor, gol atıyor, attırıyor. O devreye girdiği için de Galatasaray daha farklı oldu. Baros iyi bir golcü. Süratli ve vuruş tekniği mükemmel. Takımına katkısı büyük. Kewell, tecrübesiyle ve topa hükmetmesiyle ekstra bir güç. Bu üçlü işi bitiriyor.

Ancak, güçlü bir takıma karşı bu üçlü geriye yardım etmezse o zaman Galatasaray’ın hali ne olur. Onu daha göremedik. Başta derbiler olmak üzere Avrupa maçlarında rüzgar tersine esebilir. Avrupa arenasında bizdeki gibi rakip Galatasaray büyük takım diye bakmaz.

Mücadeleyi sonuna kadar yapar. Aynı mücadeleyi sarı kırmızılılar da yaparsa o zaman farkı ortaya çıkar. Yoksa, içerideki maçlarda aldıkları galibiyetle sevinirler.

Beşiktaş’ın hakkı yenmedi

 İstanbul BŞB maçı sonrası Beşiktaş hakeme isyan etti. Siyah beyazlılar, Bülent Yıldırım’a tepkisinde haklı mı?

BÜLENT Yıldırım ile Beşiktaş’ın geçmişe dayanan bir tatsızlığı var. Trabzon’da, Rüştü’yü haksızca oyundan attığı günden kalma bir tatsızlık. Zaten, o zaman Rüştü’nün de cezası kaldırılmıştı. Hakem yorumcularını okudum, hepsi İstanbul BŞB maçı sonrası Bülent Yıldırım’ın haklı olduğu fikrinde birleşiyor.

Beşiktaş’a kimse garezli değil. Öncelikle buna inanmalılar. Kimse onların aleyine de değil, bunu düşünen de yok. Beşiktaş kurmayları böyle başlar ve hakemler hakkında böyle söylemlerle yola devam ederlerse, kendilerini strese sokarlar. Hakemlere tepki göstermek hele hele gereksiz demeçlerle ortamı germek onların aleyhine olur.

Bir de yalan konuşmalar var. Yok hakem maç sonrası özür dilemiş. Dilemediğini söylüyor. MHK hemen açıklama yapıyor. Hakem neden özür dilesin? Yanlış da olsa, çeker gider.

Sinan Engin’e bakıyorum. Büyük gürültü koparırsa iyi Beşiktaşlı olduğunu kanıtlayacağını sanıyor. Bence böyle kötü Beşiktaşlı oluyor. Yanlış da yapıyor. Ertuğrul Sağlam da konuşuyor. Haksızlığa uğradıklarını belirtiyorlar. Ama pozisyonlara bakılıyor, haksız oldukları ortaya çıkıyor. Beşiktaş kötü de oynayabilir, berabere de kalabilir. Golün de verilmemiş olabilir. Futbolda bu var. Ama, adamlar kurallarıyla pozisyonları izah ediyorlar. Bu kadar gereksiz konuşmaya ne gerek var?

İstanbul BŞB maçında Beşiktaş’ın hakkı yenmedi. Öncelikle, kendi oynadıkları futbola bakmalılar. Oyuncuların verdikleri randımana bakmalılar. Bir takım her maçını muhteşem oynayacak diye bir kural yok. Zaten, dünyada böyle bir takım yok.

Beşiktaş yöneticileri ve teknik heyet lüzumsuz beyanatlarla ortamı germemeli. İyi ve dolu bir takımları var. Gereksiz polemiklerle, başarı gelmez.

Yattara büyük kayıptır

Trabzon liderliğe yükselirken, Yattara’sız nasıl görüntü verdi?

YATTARA’nın gitmesi Trabzonspor’un gücünden yüzde 20-30 götürür. Ama her şeye rağmen bordo mavililer güçlü bir takım. Bunu öncelikle herkes kabul etmeli. Yattara’nın yokluğunu nasıl dolduracaklar onu devre arasında göreceğiz. Ama bence, Gineli yıldızı Trabzonspor kaybetmemeliydi. Takımı ateşleyen, hücuma kaldıran, gole götüren ve atan bir adam aranır. 10 milyon 800 bin Euro gibi iyi para verince, Yattara’yı sattılar. Demek ki paraya da ihtiyaçları vardı. Katar kulübünün Yattara’nın kendisine verdiği yıllık 2 milyon Euro’yu bordo mavililer de verebilir oyuncusunu tutabilirdi. Kasayı düşündükleri ortada.

Trabzonspor seyircisi şimdi seyirci olmaya başladı. Artık takımının arkasında. Daha önce böyle değildi. Yetenekli ve mücadeleci bir takımları var. İki kez yenik duruma düşse de maçı çevirdiler. Bu saatten sonra üç büyüklerin şampiyonluk şansı neyse Trabzonspor’un da o kadar şansı var.
Yazının devamı...

Ne ekersen onu biçersin

27 Eylül 2008
Takımın her yeri tel tel dökülüyor. Defans arızalı. Ayakta kalan tek oyuncu yok. Fenerbahçe takımı rakibine bu kadar pozisyon verir mi? Sivasspor bu maçı kazanacağını ikinci yarı bağıra bağıra söyledi. İlk yarı biraz olsun mücadele eden Fenerbahçe, ikinci yarıda adeta sahadan silindi. Tamamen geriye çekildiler ve rakibe davetiye çıkarttılar. İleriye gidecek güçleri de kalmadı.

Volkan Babacan, genç yaşına ve tecrübesizliğine rağmen dün farkın daha da büyük olmasını engelledi. İki gol yemesine rağmen 4 gollük pozisyonu da önledi. Gollere de yapacak bir şeyi yoktu. Volkan Babacan, tek başına takım gibiydi, tek başına savaştı ama gücü yetmedi. Sivasspor bu kadar rahat top kullanıyorsa, oyuna bu kadar hakim oluyorsa, pozisyon üzerine pozisyon buluyorsa, Fenerbahçe hiç yok demektir. Bu eseri yaratanlar, şapkalarını önlerine koyup düşünmeli.

Defans yok, orta saha yok, forvette İspanya Gol Kralı’nı, 27 gol atmış adamı tek başına sahaya sürmüşsün. Onun da yapacak bir şeyi yok, rakip savunmanın arasında nefes alamıyor. Böyle bir Fenerbahçe olmaz. Yedek kulübesine bakıyorsun, oyuna girip takımı ateşleyen tek bir isim yok.

Sakatlar ordusu

Josico diye bir adam aldılar, sakat. Emre ne zaman oynayacak. Dün ilk yarı var, belli ki gene arıza çıkardı ikinci yarıda yok. Alex sakat sakat oynuyor, ikinci yarıda koşamıyor, yürümekte bile zorlanıyor. Kazım ve Uğur’un ne yaptığı meçhul. Nasıl bir takım olmuş F.Bahçe, yazık haline.

Hacettepe önünde olduğu gibi öne geçtikleri maçı bile kazanamıyorlar. Mücadele edemiyorlar. Bırakın onu skoru bile koruyamıyorlar. Sonra da Avrupa’da başarı bekliyorlar. Sen önce ligi kurtar, oradaki durumunu sağlamlaştır. Aragones’in sahaya çıkardığı takım yanlış, verim alınacak bir oyuncu olmaz mı koca F.Bahçe’de. Bu kadar mı kötü bir takım olur.

İkinci yarıda Sivasspor var sahada. Musa Aydın üç tane karşı karşıya gol kaçırdı. 5-6 olurdu dün gece.

F.Bahçe’nin kurmayları hiç konuşmasın, kimseyi de kandırmasın, hiç de ağlamasın. Ne ekerseniz, onu biçersiniz.
Yazının devamı...

Lincoln’ün performansı diğerlerini de ateşledi

23 Eylül 2008
YABANCILARIN ön plana çıkması normal. Yabancılar bunun için alınıyor. Takıma katkı sağlasın diye. Burada tek bir gerçek var. Lincoln’ün kendine gelmesi, daha istekli olması ve koşmaya başlaması, diğerlerini de harekete geçirdi.

G.Saray’ın yabancıları kalite olarak çok iyi. Bazılarının sakatlıkları vardı, iyileşti. Takıma kısa sürede uyum sağladılar. Lincoln’ün son maçlarda kendine geldiğini göstermesi ve oyuna futboluyla, golleri ve asistleriyle etki etmesi G.Saray’ın görüntüsünü de değiştiriyor. Sambacı oynadıkça daha da keyif alıyor ve açılıyor. Kewell ve Baros da çok iyi oyuncular. Tecrübeliler ve futbolun da ustası bu isimler. Bu üçlünün uyumu, sarı kırmızılı takımın gücünü yukarı çıkarmaya yetiyor. Bunlara bir de Nonda katılıyor. O zaman G.Saray da tehlikeli oluyor. Baros kısa sürede takıma ısındı. Gollerini de peşpeşe sıralamaya başladı.

İşin özeti şu, yabancılar neticeyi değiştirsin ve meziyetleri itibariyle takımlarına ekstra katkı sağlasın diye alınır. G.Saray’ın yabancıları bu sezon bu işi başarıyla gerçekleştiriyor.

Sarı kırmızılı takımda bu görünen iyi taraf. Bir de uyumsuz tarafı var Galatasaray’ın. O da savunması. Oradaki açık kapanmadı. Bunun da bir numaralı sebebi, orta sahanın geriye yardım etmemesi. Defanstaki iki adam Meira ve Servet, çok boş bırakılıyor. Savaşçı bir yapısı olan Mehmet Topal’ın oynamaması bütün yükü bu ikilinin üzerine yıkıyor. Mehmet Topal oynadığında durum çok farklı oluyor.

Skibbe’ye anlatmamışlar

Türkiye’deki maçları kazanırsın. Formanın ağırlığınla ve isminle bir şekilde gülersin. Ama durum Avrupa’da farklı oluyor. Kimse orada sarı kırmızı, sarı lacivert, siyah beyaz takmıyor. Galatasaray’ın Avrupa maçları ile ligdeki maçları bir değil. Dışarıda zorlandıkları ortada. Bir takım düzgün top oynayacaksa, onu yapacak isimleri sahaya süreceksin. Skibbe, henüz oyuncularının kalitesini anlamış değil. Kimse de bunu ona doğru düzgün anlatmamış. Fenerbahçe’de Aragones neyse, Galatasaray’da da Skibbe o. Takımından habersiz.

Kaliteleri yükseldi

4 maçta 10 puan alan Trabzonspor, yarışta iddialı olacağını kanıtladı. Bordo mavili ekipte bu sezon değişen ne oldu?

OYUNCULAR değişti. Yönetim değişti. Bakış açısı değişti. Daha kaliteli, daha bilgili ve daha neticeye giden oyuncular forma giyiyor bordo mavili takımda. Gökhan Ünal’a top atılıyor, duvar pası yapacak arkadaşını arıyor. Rakip, onu kapatır veya pas izni vermez. Ama, bakış açısı çok güzel. Paslaşmayı iyi yapıyorlar. Topa sahip oluyorlar. Song gibi bir yıldız savunmayı toparladı. Egemen ile çok iyi ikili oldular. Gol yemiyorlar. Ersun Yanal, hücumda daha iyi olmaları gerektiğini söylüyor. Yattara gibi bir yıldızdan daha faydalanamadılar. Sakat ve o döndüğünde Trabzonspor’un gücü otomatikman yükselecek.

Defans yapmak kolaydır. Hücum etmek zeka ister, kalite ister, güç ister. Zordur. Trabzonspor bunu yapmaya çalışıyor. İyi bir hava yakaladılar ve bu takım evinde çok zor puan kaybeder. Ama bütün iş tabi ki seyircide. Trabzonspor’a gönül verenler bu takımı sonuna kadar desteklemeli. Çünkü, iyi bir takımları var.

İtalya’da oynamanın avantajını kullanıyorlar

Son 5 maçında gol yemeyen lider Beşiktaş’ın kalesine duvar örmesinin sırrı nedir?

BEŞİKTAŞ bu sezon çok önemli bir yapıyla oynuyor. Bütün takım yardımlaşıyor. Geride de iki iyi uyumlu stoperleri var. Bunlar yeni transfer olmalarına rağmen kısa sürede vazgeçilmez olacaklarını gösterdiler. Zapotocny ve Sivok ikilisi zor bozulur. Bu uyumun da en önemli sebebi hem vatandaş olmaları, hem de İtalya’da Udinese’de birlikte boy göstermiş olmaları. İtalya’da top oynayan oyuncular kademenin ve yardımlaşmanın ne olduğunu en iyi bilen futbolculardır. Çek stoperlerin mücadele hırsları üst düzeyde ve müdahaleleri de yerinde. O zaman Beşiktaş için tablo güzel oluyor. Geçmişte olduğu gibi saçma sapan goller yenmiyor. Bu sezon Beşiktaş taraftarı, "Bu gol de yenir mi?" diye saçını, başını yolmaz. Hata olmaz mı, olur. Ama bu oyuncularla bu çok nadir olur.

Ertuğrul Sağlam, elindeki futbolcuların kapasitesini çok iyi bilmeli. Beşiktaş her maçı kazanmak için sahaya çıkmalı. "Bu maçta, bir puan iyidir" mantığıyla takımını sahaya çıkarırsan, olmaz. Ertuğrul Sağlam, bunu Trabzon deplasmanında yaptı. Bütün silahlarını kullanacaksın. Bobo, Nobre ve Holosko ile Delgado kesin oynayacak. Bu dört ismi yazacaksın, sonra da takımını kuracaksın. Nasıl kurarsan kur. Bazı oyuncuları dinlendireceksin ama olmadık anda olmadık şekilde kulübede oturtmayacaksın.

Başta Ertuğrul inanmalı

Beşiktaş bu sezon farklı. Defansı düzeldi. Ancak, Tello ve Cisse az da olsa standart üstü oyuncular. Ama star değiller. Delgado yıldız, Holosko yararlı. Bobo rakip için büyük tehlike. Kalbiyle oynayan Nobre, yetenekleri kısıtlı olsa da iş bitiriyor. Beşiktaş’ın silahlarını kullanmak önemli. En başta Ertuğrul Sağlam, şampiyonluğa inanacak. Futbolcular da, "Şampiyonluğun en büyük adayıyız" diye sahaya çıkarlarsa, Beşiktaş çok daha iyi olur.

Allah’tan Alex var

Fenerbahçe’de bütün yük Alex’in omuzlarında. Sambacı, takımını nereye kadar sırtlayabilir?

ALEX maçlarda çok büyük bir efor sarfetmiyor. Olağanüstü bir sol ayağı var ve beyni de olağanüstü çalıştığı için topu nereye vuracağını biliyor. Makine düzeninde mücadele eden bir futbolcu değil. Ama, takımını skora taşıyor. Neticeye o götürüyor ve karşısındaki takımın kilidini açıyor. Fenerbahçe öncelikle futbol anlayışını değiştirmeli. Bir adamın üzerine bu kadar yük bindirilmemeli. Sarı lacivertlilerin yedek kulübesi zayıf. Rakiplerine bakıldığında bu sırıtıyor. Kadroyu doldurmak için oradalar. Sahaya girip, oyunu değiştirecek oyuncusu yok Fenerbahçe’nin.

G.Birliği karşısında ikinci yarıda etkili oldular. İyi top kullandılar. Rakip 10 kişi kalınca çok rahatladılar. Gençlerbirliği üstlerine hiç gelemedi. Paslaşma istatistiklerine bakıldığında F.Bahçe, herkesin üzerinde. Gözüken o. Ama ileriye doğru değil bu geriye doğru oluyor maalesef. Gerideki oyuncular da ne yapıyor, ilerideki Güiza’ya topu şişiriyor. İspanyol golcü eliyle o topları tutsa, kaleye gitmesi zor.

Güven vermiyorlar

Fenerbahçe ileriye doğru ağırlığını koyamıyor. Rakibinin top kullanmasına izin veriyor. Futbolcular ikili mücadeleye girecek. Daha fazla enerji sarfedecek. Ama o karakterde oyuncusu da yok Fenerbahçe’nin. Her şey bu durumda Alex’in üzerine kalıyor. O gününde olursa Fenerbahçe’nin de şansı artıyor. Her yerden o çıkıyor. Allah’tan Alex var. Koşmuyor diye tenkit ediliyor ama sonucu yazan hep o.

Aragones, elindeki oyuncu kalitesine göre sistem kurmalı. "Sen böyle oynayacaksın" diyemezsin. Onu oyuncular yapamaz ve yapmazlar.

Fenerbahçe hala güven veren ve umut veren futbol oynamıyor.
Yazının devamı...

Önemli olan galibiyet

21 Eylül 2008
Kendi sahanda oynuyorsun, üzerinde bir tutukluk, bir korkaklık var. Bunun nedeni peş peşe alınan başarısız sonuçlar. İleride tek başına kalan Güiza doğru dürüst top alamadı. Bir de üstelik iki tane açık, bir santrforla oynuyorsun. İki açığın görevi ileri gitmek mi, yoksa sağbekle solbeki korumak mı? Anlamak mümkün değil.

Fenerbahçe takımı kendi sahasında oynarken gol yemekten mi korkuyor? Yoksa hücum yapmaktan mı? Birinci devre sahada hiç kimse yok. Topu kullanan, ayakta duran tek adam Maldonado. Pası veren de o. Ne hikmetse futbol ulemaları onu hiç beğenmiyor. Esasında gerçek anlamda futbol oynayan bir oyuncu Maldonado. Emre ileri gitmeyi seviyor.

Kaleci Volkan Babacan hiç aksamadan oynadı. Gayet rahattı ve ilerisi için ümit verdi. Önder gerçek yerinde oynadı. Böyle olunca Fener defansı da pozisyon vermedi. Elli kere söyledik, yazdık. Önder’in gerçek yerinin stoper olduğunu belirttik. Bunu antrenöre kimse anlatmıyor mu? Aragones de sonunda uyandı ve onu stopere koydu.

Çift forvet başlamalıydı

Ligde ilk golünü Kadıköy’de atan Güiza’yı hocası taraftarı alkışlasın diye oyundan çıkardı. Onun yerine İlhan Parlak’ı soktu. İyi de yaptı. En azından 10 kişi kalmış rakibe karşı İlhan Parlak’ı alması akıllıca bir işti. Hatta Güiza’nın yanında İlhan’la başlayıp çift forvet düşüncesinde olsaydı daha iyi olurdu.

Rakip 10 kişi kalınca ve skor 2-0 olunca Fenerbahçe, Fenerbahçe gibi oynamaya başladı. Alex çok farklı bir oyuncu. Nefis bir gol attı, bir golün de pasını verdi. Bakmayın siz Fenerbahçe’nin 3 gol attığına, doğru dürüst iki akın yaptı. İkisinde de Alex vardı. Birinde golünü attı, diğerinde Lugano’nun kaçırdığı golün pasını verdi. Başka da gol pozisyonu yok.

Gençlerbirliği pozisyon bulamasa da takım olarak Fener onsekizinin üzerinde çok dolaştı.

Bu durumda önemli olan galibiyetti. Bu galibiyet, sarı lacivertli takıma moral verir. İlerisi için daha bir organize olmaya çalışırlar.
Yazının devamı...

Hata oranı çok

18 Eylül 2008
Nasıl bir takım Fenerbahçe çözmek güç. Yedek kulübesi de çok zayıf. Oyuna girip, havayı değiştirecek bir isim yok. Böyle bir takım dün gene de oyunun büyük bölümünde etkili oldu. Ama savunmadaki hatalar akıl alacak gibi değil.

Avrupa arenasında mücadele eden bir takım bu kadar komik ve basit goller yememeli. Böyle gol yersen, maçı da kazanma şansın yok olduğu gibi puanla evine dönmen de mucizelere kalıyor. Fenerbahçe kötü goller yese de savunmada büyük hatalar yapsa da oyunu kafa kafaya getirmeyi başardı. İki üç tane de net pozisyon buldular ve değerlendiremediler.

Volkan pimi çekilmiş bomba gibi

Son dakikalarda Lugano’nun Porto savunma oyuncusu tarafından formasından tutulup çekilmesi ve yere düşürülmesi kesin penaltı. Hakem hiç oralı olmadı. Zaten bu tip maçlarda hakemler evsahibine yüzde 20’lik bir tolerans gösterir.

Porto’nun temel futbol anlayışı Fenerbahçe’den iyi. Topu kullanan daha çok Fenerbahçe. Nasıl kullanıyorlar, geriye doğru. Topu orada çeviriyorlar. İleri gidemiyorlar. Herkes iyi niyetli bu yüzde yüz ama ağırlıkları yok oyunda. Emre daha formsuz. 10 top alıyor, 8’inde yerde kalıyor. Maldonado’da büyük bir çıkış var. Dün gece de çok çalıştı. Fenerbahçe’nin vazgeçilmezi oldu. Topu nereye vereceğini biliyor. Müdahaleleri de çok iyi.

Volkan abuk subuk işlerine dün gece de devam etti. Fenerbahçe kalesini koruyorsan böyle laubali olmayacaksın. Topa vuramıyor, ileri çıkıyor. Üzerine gelen topu kolunun altından kaçırıyor. Ona yakışmayacak goller yiyor. Volkan’ı kimse çalıştırmıyor mu? Bu takımın kaleci antrenörü yok mu? Volkan, pimi çekilmiş bomba gibi. Kalecisi ve stoperi bu kadar çok hata yaparsa Fenerbahçe’nin işi kolay olmaz.

Fenerbahçe kötü bir başlangıç yaptı. Bundan sonra bir üst tur için evlerindeki maçları kazanmak zorundalar ve Avrupa arenasında da hata oranını çok aza indirmek mecburiyetindeler.





Yazının devamı...

29 yıl sonra ligdeki en kötü başlangıcını yapan

16 Eylül 2008
Kazım da kafasına göre takılıyor. Orta yok, pas yok, verkaç yok, geriye yardım yok. İki kişi eksik oynuyorsun. Gökhan yardım gelmeyince iki-üç kişinin arasında kalıyor. Zaten sakatlıktan yeni çıkmış, güçsüz. Tek başına ne yapabilir ki? Güiza ileride tek başına kalıyor. Türkiye Ligi, Avrupa’nın en sert ve mücadeleci liglerinden biri.

Orta sahada Maldonado takıma yeni yeni adapte oluyor. Josico da alışırsa daha iyi olacak. Bu bölgeye topu bilen bir tane savaşçı lazım. O da F.Bahçe’de yok. Uğur Boral ve Kazım’la başlarsan F.Bahçe defansı büyük gedikler verecektir. İyi hücum yapmayacakları da bir gerçek.

F.Bahçe, Porto maçına bir sürü problemle çıkacak. Kaleci dersen kendine münhasır bir tip. Milli Takım’da oynuyor ama yapılmaması gereken şeyleri yapıyor.

Yerine adamın yoksa Terim’le devam edersin

 Belçika maçı öncesi ve sonrası yaşanan olaylardan sonra Futbol Federasyonu, Terim’le yoluna devam etmeli mi?

MİLLİ Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim görevine devam eder ya da etmez. Bunun kararını Futbol Federasyonu verecektir. Bu, tamamen federasyonun prensiplerine bağlı bir durum.

Federasyon Fatih’i ihtar edebilir. Zaten Fatih Terim de çıktı, yaptıklarından dolayı pişman olduğunu söyledi, "Tahrik oldum, olmaması gereken şeyler oldu" dedi ve kamuoyundan özür diledi. Bundan sonraki kararı Futbol Federasyonu verecektir. Eğer Fatih Terim’in yerine koyacak başka bir adam bulamıyorsan o görevinde kalacaktır.

Baros ve Lincoln’ü niye oynatmıyorsun?

 G.Saray, pozisyona giriyor ama gol atamıyor. Bu durumu neye bağlıyorsunuz?

FUTBOLCU pozisyona giriyor gol atamıyorsa ya şanssızdır ya da beceriksizdir. Bunun başka bir izahı olamaz. Galatasaray’ın perşembe günü Avrupa maçı var. Milan Baros adında yeni bir santrfor almışsın. Onu oyunun başından itibaren oynat ki, UEFA maçına kadar hazır olsun. Lincoln’ü kenarda başlatacağına oyuna başta al, kendini hazırlasın. Böyle garip işler olmaz. Bazen disiplin yapılırken takıma zarar verirsin. Bunu çok iyi etüd etmen lazım.

Trabzon 2 puan kaybetti Beşiktaş 1 puan kazandı

 Trabzonspor ile Beşiktaş’ın mücadelesini nasıl buldunuz. Bu oyunla şampiyonluk yarışında ne yaparlar?

BENCE ikisi de şampiyonluk yarışında var. Gol olmasa da orta sahada müthiş bir mücadele oldu. Yattara’nın olmaması Trabzon için büyük kayıptı. Burada 1 puanla mutlu ayrılan Beşiktaş oldu. Çünkü en zor deplasmandan puanla çıkıyorsun. Trabzonspor açısından kayıp 2 puan var.

Beşiktaş, Trabzon’a kazanmaya gittiyse çift santrforla mücadele etmeli. Tek santrforla bir şey yapamazsın. Bobo ile Nobre yan yana oynamalı.

Sen ne yapıyorsun? Bobo’yu çıkarıp Nobre’yi alıyorsun. Nobre topa çıkacak rakibin dengesini bozacak, seken topları da Bobo gol yapacak. Beşiktaş’ın ’ben beraberliğe gidiyorum’ demeye hakkı yok. Her maça kazanmak için çıkmalı.

Trabzon’da her şeyi toparlayan oyuncu Song. Egemen de ona yardımcı oluyor. Eğer Beşiktaş sahada çift santrforla yer alsaydı, Song ile Egemen bu kadar çok rahat hareket edemeyecekti.
Yazının devamı...

Böyle gitmez

14 Eylül 2008
Oyunun hakimi de sarı lacivertlilerdi. Ancak daha sonra yavaşlamaya başladı. Geri çekilmelerinin bir sebebi, Hacettepe’nin mücadeleci futboluydu. Hacettepe mükemmel oynadı. İkili mücadelelere girdiler, müthiş yardımlaştılar.

Fenerbahçe topu çabuk kullanıyor, bunlar doğru ama golün dışında son dakikadaki Burak’ın kaçırdığının dışında pozisyonu yok. Fenerbahçe defansında büyük hatalar yaptı. Can Arat iki büyük hata yaptı. Birinde topu rakibe bıraktı, ilk gol geldi. Diğerinde kendi kalesine gol attı.

Fenerbahçe kötü oynayarak yenilmedi. Kendine göre iyi oynadı. Çabuk oynamaya çalıştı. Ben, Alex’i bu kadar çok çalışkan görmedim. Herkes bir şey yapmaya çalışıyor ama kimin ne yaptığı belli değil. Sağda Kazım kendi kafasına göre oynuyor. Soldaki Uğur süratini kullanamıyor. Verdiği gol pasının dışında üretken değil.

Güiza ileride tek başına bir şeyler yapmaya çalışıyor. Dolaşıyor, top gelmiyor. Ara sıra şişirme toplara koşuyor. İleride tek başına kaldığı için de pozisyona giremiyor.

Hakem art niyetliydi

Kaleci Volkan enteresan bir maç çıkardı. Penaltıya sebebiyet verdi ki, bana göre penaltı kararı doğru değil. Kaçan penaltının ardından ’Yukarıda Allah var’ dedi, kırmızı kartı görüp atıldı. Çok kötü bir yönetim gösteren hakem herhalde fırsat kolluyordu. Hiç tereddüt etmeden kırmızı kartını gösterdi. Penaltı kararı son derece yanlış. Kaleci çıkacak tabii. Temas da gayet normal. Hakem, o kadar ters kararlar verdi ki... Bariz faulleri çalmadı, penaltıyı uydurdu.

Hacettepe mükemmel oynadı. Koştular, topu iyi kullandılar. Faullü oynamaları, vakit geçirmeleri doğal. Bunlar futbolun içinde olan şeyler. Hakemin vakit geçiren adamı kartla cezalandırması lazım. Tatlı sert oynadılar, iki tane hediye golle de 3 puanı aldılar.

F.Bahçe öne geçiyor, iyi de oynuyor. Ancak mücadele gücünü yavaş yavaş kaybederek oyunun üstünlüğünü rakibe veriyor. O halde bir eksiklik var. Gol pozisyonu üretemiyor.

Fenerbahçe düzelmek mecburiyetinde. Çünkü böyle gidemez. Çok eksiği var, doğru. Lugano ülkesinden dönemiyor, Edu sakat. Yeni alınan Josico fena değil. O da Maldonado gibi çabuk oynuyor. Ancak bu oyuncular bir takımın ağırlığını taşıyacak isimler değil.
Yazının devamı...

Vatan, Millet Sakarya ile olmaz

11 Eylül 2008
Oyunun hakimiyetini bir türlü ele geçiremiyoruz. Kendi sahamızda olmamıza rağmen rakibe üstünlük sağlayamadık. Telaş içinde top kullanıyoruz. Yetenekli dediğimiz oyuncular demek ki yetenekli değil.

Mehmet Topuz bu takımda banko oynar. Fatih Terim onu ikinci yarı oyuna sürüyor. Doldur, boşalta gidecek bir oyunda üstelik 1-0 mağlupken Mevlüt’ü sokuyor. Gökhan Ünal’ı hiç düşünmüyor. Zaten Gökhan Ünal 18 kişilik kadroda bile yok. Mevlüt bu takımda ne iş yapar? Sana hava hakimiyeti olan, top indirecek adam lazım. Yanlış işler yapıyoruz.

Fatih Terim, her yaptığının doğru olduğunu sanıyor. Ama doğru olmadığı ortada. Hakan Balta’nın sakatlığında sol kanatta ilk kez forma giyen Çağlar sırıtmadı. İyi de oynadı ama tecrübe eksikliği var. Bu adamları hazırlık maçlarında ay yıldızlı formaya alıştırsana. Bu tip puan maçlarında tecrübe çok önemlidir. Tamam, Çağlar ve Mevlüt belki ileride çok iyi olacaklardır. Burada Fatih Terim ile beraberim ama dünkü maçta riske girerek onlara görev vermesini anlamış değilim.

Yediğimiz gol komik

Belçika’ya puan kaptırdık ve iki puanı da çöpe attık. Kazanmamız gereken maçta pozisyona bile giremedik. Doğru dürüst akın bile yapamadık. Bir tek Semih’in bir volesi var, o kadar. Kazım’ı anlamış değilim. Nasıl bir futbolcudur hala onu çözemedim. Bir iyi oynar gözüküyor, bir bakıyorsunuz sahada hiç yok. Ne zaman ne yapacağı meçhul. Dün de kayıptı.

Mehmet Topuz’un oyuna girmesiyle ikinci yarıda daha diri göründük ama Belçika defansını ancak penaltı ile aşabildik. Biz, "Vatan, Millet, Sakarya" oynuyoruz. Milli hislerle sahaya çıkıp, kazanmaya çalışıyoruz. Ama onu da başaramıyoruz. Avrupa Şampiyonası’nda Çek Cumhuriyeti’ni mağlubiyetten gelerek deviren, Hırvatistan gibi bir takımı eleyen ve final oynayan Almanya’ya kök söktüren bir ekip olarak Belçika’yı yenmeliydik. Genç bir takım kurmuşlar, ileriye bakıyorlar ve çok tecrübesizler. Kadıköy’de bu beraberliği almamalıydık. Kendi sahamızda her takımı yenmemiz gerekirken, seyircimiz önündeki ilk sınavda kötü bir tablo sergiledik. Bu kayıp kötü oldu.

Bir de yediğimiz gol var ki evlere şenlik. Adam paylaşımından haberdar değiliz. Savunma oyuncularımız rakip forveti nasıl bozacağını bilmiyor. Kalecimiz Volkan ise golü adeta seyretti. Sert bir kafa vuruşu da değildi. Topa hamle yapması gerekirken, yerinde kaldı. Komedi bir gol yedik yine.

Oynadığımız oyunla keyif vermiyoruz. Dün geceki beraberliği telafi ederiz ama ilerisi için sahadaki mücadelemizle umut da vermiyoruz.
Yazının devamı...