"Uğur Ergan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Ergan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Ergan

Anadolu’nun solmayan rengi

22 Ekim 2018

Edebiyattan plastik sanatlara, tiyatrodan sinemaya, söyleşilerden farklı atölye çalışmalarına kadar tüm programı bir yıl önceden belirlenir. Son derece profesyonel bir kadro tarafından yönetilir. CerModern, bu yıl da sezona önemli bir etkinlikle başladı: 5 Ekim’de açılan ve 10 Mart’a kadar sürecek olan Eren Eyüboğlu sergisi. Sanatçının yaşamı ve işlerinin anlatıldığı bu sergiyi görmezseniz çok şey kaçırmış olursunuz. Ankara dışındaki sanatsever dostlarınıza dahi tavsiye edebileceğiniz bir sergiden bahsediyorum.
Serginin tanıtımıyla ilgili herkesin sahip olabileceği çok güzel bir broşür hazırlanmış. Katlanarak kitap görünümüne bürünen bu broşürü açtığınız zaman, sanatçının kendi fırçasından çıkmış oto portresiyle karşılaşıyorsunuz. Çerçeveletip, evinize asabilirsiniz.



Eren Eyüboğlu’nu keşfetmek, daha yakından tanımak için bulunmaz bir fırsat olan serginin küratörlüğünü CerModern İcra Kurulu Üyesi Zihni Tümer üstlenmiş. Eserlerinde folklorik özellikleri plastik değerlerle bütünleştiren, doğaya ve yöreye bağlı kalıp çağdaş ve özgün bir biçime ulaştırmayı hedefleyen Eren Eyüboğlu’nun, 1930’ların Paris’inden 1980’lerin İstanbul’una uzanan değişimlerine şahit olunan sergide sanatçıya ait seramik, kara kalem, yağlı boya, sulu boya ve guaj boya eserlerinin yanı sıra eskizler ve özel fotoğraflar da yer alıyor. 1988 yılında kaybettiğimiz bu önemli sanatçımızın sergisiyle ilgili hazırlanmış broşürde, kendi ağzından Türkiye ve sanatıyla ilgili söylediklerini sizler için özetlemeyi uygun buldum:
“Türkiye’yi hiçbir zaman ikinci yurdum olarak görmedim. 1936 yılından beri (Bedri Rahmi Eyüboğlu ile evlenip Türk vatandaşı olduğu tarih) anayurdum oldu. Daha önce bilmediğim tanımadığım nice değerler, bana çizip boyama, yaratma coşkusu veren değerler buldum yeni ülkemde. Romanya’yı (doğduğu ülke) ailemi, herşeyi bırakıp Türkiye’ye geldim. Bedri ile çok güzel günlerimiz oldu. Çok zor günler de yaşadım. Hiç pişmanlık duymadım. En iyi dostlarım burada, en güçlü resimlerimi burada yaptım. Anadolu’yu ve insanlarını çok sevdim. İnsan yeni bir yere gidince yeni şeyler buluyor. Kutuyu eline alıp resim yapmaya çıkan ressam neyin resmini yapacağını önceden bilmez. Bu bakımdan herşey bir ressam için enteresan olabilir. Bir an gelir, her konu bir hareket noktası olur, bir önem kazanır. Bunda ressamın ruh halinin de büyük tesiri vardır. Mesela Bursa’ya gitmiştim, kaç sene hiç peyzaja çıkmamıştım. Bursa’da bu serbestliği buldum. Tabiata susamış gibiydim. Günde 12-14 saat çalıştım. Gün yetmiyordu. Denizli’ye gittim. Pazarlarını, yörükleri gezdim. Ben de bu çağın sanatçısıyım elbet. Yeniliklerden etkilendim. Ama sonunda, her şey kaynağına dönüyor. Ben de kendi resmime döndüm. Kendi yoluma. Bu yolun önü tıkanık mı, açık mı; ilerledim mi, geriledim mi, yoksa yerinde mi saydım? Bilmiyorum. Bildiğim tek şey var: Çalışmak. Yarım yüzyıldır sürdürdüğüm çabamı, ölüm elimden fırçayı alana değin sürdürmek. Bugün yaptığımdan kuşku duyarak, yarına güvenerek. Bugün başarısız bir resimle, yarın daha iyicesiyle. Yaşadım yaşayacağım kadar, çokça da resim yaptım.”

KENTTE NE VAR?

Yazının devamı...

Yeniden merhaba

15 Ekim 2018

 

Yeni sezonda eylül ortasından itibaren sergilerin başladığının farkındayım. Ama yaz tatili öncesi bu köşede yazılara sonbaharın ortalarına doğru başlayacağımızı belirtmiştim. Gazeteciler açısından oldukça yoğun bir yaz mevsimini geride bıraktık. Aslında Türkiye çok uzun zamandır yaz aylarında hem iç politikada, hem de dış politikada baş döndürücü trafiğe ve gelişmelere sahne oluyor. Bu yaz, sanat dünyasında acıyı da yaşadık. Önce 8 Haziran’da Demirören Holding Kurucusu, Yönetim Kurulu Başkanı, sadece Türkiye’nin değil dünyanın önde gelen koleksiyonerlerinden sanat ve sanatçı dostu Erdoğan Demirören’i kaybettik. 45 gün sonra 23 Temmuz’da Ankaralı işinsanı, Erdoğan Bey’in dünürü, Hürriyet Yönetim Kurulu üyesi Tayfun Demirören’in eşi Reyhan Demirören’in babası, dostumuz, sanatsever ve koleksiyoner, birlikte seyahatlere çıktığımız, galerileri dolaştığımız, geleneksel haftalık öğle yemeklerinde buluştuğumuz, sevgili Ayhan Bozkurt’un aramızdan ayrılmasıyla kısa süre içinde ikinci kez sarsıldık. Her ikisinin de mekânı cennet olsun.
Acıyı yaşasanız da hayat devam ediyor. Çalışma tempomuzda pek fazla bir değişiklik olmadı yaz aylarında. Fazla yoğunluğun olmadığı günleri ise biraz olsun dinlenebilmek için değerlendirmeye çalıştık. Yaklaşık 10 gün önce deniz aşığı, sanatsever dostum Kaan Akdoğan’ın daveti üzerine Göcek’in dantel gibi işlenmiş doğa harikası koylarını gezdim. Elbette Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun 1974’te bir mavi yolculuk sırasında kaya üzerine yaptığı balık resmini görmek için ustanın kendi adıyla bilinen Taşyaka’ya yani “Bedri Rahmi koyu”na da uğramadan etmedik.
İşte mavi, yeşil ve turkuvazın birbirine karışıp harmanlandığı Göcek koylarında depoladığımız enerji ile yeni sezonu başlatıyoruz. Geçen yıllarda olduğu gibi Hürriyet Ankara’da pazartesi günleri başkentin resim dünyasında olan bitenleri sizlere duyurmaya, ressamları tanıtmaya, sergilerden haber vermeye çalışacağız. Bir aksilik olmadığı takdirde köşeyi düzenli olarak sürdürmeyi planlıyorum. Kimi zaman resimle ilgili değerli ressamlarımızın, sanat eleştirmenlerimizin düşünce ve duygularını da bu köşede bulabileceksiniz. Duyurularımız elbette sadece sergilerle ilgili olmayacak. Ankara’da yapılacak müzayedelerle ilgili bilgilere de bu köşede elimizden geldiğince yer vermeye çalışacağız. Kısacası geçmiş yıllarda olduğu gibi sanat dünyası, Hürriyet Ankara ayrıcalığını yaşamaya devam edecek. Geçen hafta başkentin resim dünyasında ne var, ne yok diye şöyle kısa bir tur yaptım. Görebildiğim kadarıyla galerilerin büyük çoğunluğunda karma sergiler var. Ekonomide yaşanan bazı sıkıntıların sanat dünyasını da etkilediğini söyleyebilirim. Dileğimiz ülke olarak bu sıkıntıyı biran önce aşıp, geride bırakmak. Yeni sezona bu hafta böyle genel bir giriş yaptık. Ankara’nın önemli sanat merkezlerinden birisi olan Çağdaş Sanatlar Merkezi’nin bu yıl açılışının 20. yılı olduğunu, bu kapsamda bir takım etkinlikler yapılacağını da belirtmek isterim. Önümüzdeki haftadan itibaren daha ayrıntılı yazılarda buluşmak dileğiyle.

KENTTE NE VAR?

Işıl-Tanju Özışık-20 Ekim’e kadar (Nurol Sanat/Güvenevler), Aydın Ayan-10 Kasım’a kadar (Çağdaş Sanatlar Merkezi/Çankaya), Mustafa Salim Aktuğ-17 Ekim’de açılacak (Atlas Sanat/Cinnah Caddesi), Sema Ilgaz Temel-18 Ekim’de açılacak (Bilkent Üniversitesi Sanat Galerisi), Hasip Pektaş-13 Kasım’a kadar (Detay Sanat/Kocatepe), Ahmet Şinasi İşler-Alaybey Karaoğlu-20 Ekim’de açılacak (Emin Antik/Kale), Filiz Onat-Suna Özkalan-20 Ekim’de açılacak (Galeri M/Kızılay), Dilşad Atasoy-Günsu Saraçoğlu-25 Ekim’e kadar (Kent Sanat/Yıldız), Sibel-Cemalettin Sevim-19 Ekim’de açılacak (Medya Sanat/Çankaya), Ece Gauer-21 Ekim’e kadar (Sepa Sanat/Yıldızevler), Nurdan Bozkurt-30 Ekim’e kadar (Zülfü Livaneli Kültür Merkezi/Yıldız), Ali Fuat Sürer-20 Ekim’de açılacak (Ata Sanat/Ulus), Canip Taşkıran-17 Ekim’de açılacak (Mustafa Ayaz Müzesi/Balgat), Salim Başyiğit-20 Ekim’de açılacak (Platform A/Taurus AVM), Yeni nesil müzayede-21 Ekim (Bilkent Center).

Yazının devamı...

Gökçebağ’dan değinmeler

28 Mayıs 2018

Gökçebağ’ı atölyesinde sık sık ziyaret ederim. Bu yıl hem Gökçebağ’ın, hem de benim gündemimin yoğun olması nedeniyle geçmiş yıllara göre daha az görüştük. Aslında Yalçın hoca, son haftasına girdiğimiz Mayıs ayında atölyesinin bulunduğu Armoni Sanat’ta sergi açmayı planlıyordu. Ancak kısmet değilmiş. Hoca şimdi sergi için bu yıl sonunu düşünüyor.
Gökçebağ’ı ziyaret ettiğimde yaşamın hemen her alanından sohbet ederiz. Bu sohbetler içinde resim ayrı bir yer tutar. Yalçın hoca özellikle kendisini ziyarete gelen genç kuşak ressamlarla yaptığı sohbetleri anlatır. Onlara neler tavsiye ettiğini, özellikle işin başında neye dikkat etmeleri gerektiğini ayrıntısına kadar söyler. Bu sohbetlerden duyduklarımı ben de kaleme alıp, özetlemek istediğimi söyleyince Yalçın hoca, “Genç arkadaşlarımızın yararlanması için çok iyi olur” dedi.

FİYATLANDIRMA

Dinlediklerimi derleyip toparladığımda, Gökçebağ’ın gençlere tavsiyesinde fiyat konusu öne çıkıyor diyebilirim. Elbette üretilen ve tuvale yansıyan emeğin karşılığı olacak. Ancak hoca özellikle gençlerin, daha işin başında sanatseverleri ürkütecek boyutta fiyatlandırma yapmalarını doğru bulmuyor. Gençlerin eserlerine uygun fiyatlar koydukları takdirde, satışların artmasının kendilerini daha çok teşvik edeceğini, arz-talep dengesi içinde eserin fiyatının belirli bir süre sonra sanatçının istediği boyuta ulaşabileceğini düşünüyor Gökçebağ. “Zaten önce yapılması gereken, paradan daha çok sanatın duygusunu öne çıkarmak olmalı. Bu işin en önemli kuralı çalışmak, çalışmak ve bir daha çalışmak. Üreten kazanır” diyor.

TEKNİK VE ÜSLUP

Gökçebağ’ın üzerinde durduğu bir başka konu da, teknik açıdan üslup. Yalçın hocaya göre üslup, sanatçının kendine özgü fırça darbelerini tuvale yansıtmak. Yani sanatseverin o eseri gördüğünde, hangi ressamın olduğunu anlayabilmesi. Bunun daha kolay anlaşılabilmesi için, “Nasıl ki, çay tarlaları, tepeden bakış hasat resimleri Yalçın Gökçebağ’la özdeşleşmiş ise” diyerek, kendinden örnek veriyor. Bunun için oldukça bir zamana gereksinim olduğunu inkar etmiyor. Ancak sanatçının, sanat dünyasında bir yer edinebilmesi için kendi üslubunu yaratması gerektiğini vurguluyor. Bu nedenle gençlere üslupta hazıra konma anlayışından kurtulmalarını tavsiye ediyor. Hoca, resimde ışık unsurunun da son derece önemli olduğunu belirtip, bunun da gözardı edilmemesi gerektiğini vurgularken, “Elbette bu da çok çalışılarak zaman içinde edinilecek bir yetenek” diyor.

DESENİN ÖNEMİ

Yazının devamı...

İjlal Marmarisli’nin anne ve çocuk vurgusu

21 Mayıs 2018

Dumlupınar Üniversitesi Geleneksel Türk El Sanatları ve Çini İşletmeciliği ile Dokuz Eylül Üniversitesi Heykel Bölümü mezunu olan sanatçı, yüksel lisansını Gazi Üniversitesi Bileşik Sanatlar Bölümü’nde yapmış. Marmarisli, geleneksel sanattan sonra neden heykel eğitimi almaya karar verdiğini, “İleride anne olduğumda, çocuklarıma tek bir bakış açısıyla yaklaşmak istemiyordum. Farklı değerleri, disiplinleri öğrenerek harmanlamak, bir arada görmek, eleştirmek, okumak, bana, aileme ve çevreme çok şey katacaktı. Bu nedenle heykel benim dönüm noktamdır diyebilirim. İyiki gözümü üç boyutlu görmeye alıştırırken, beynimi, benliğimi ve sanatımı da buna hazırlamışım” sözleriyle anlatıyor.



Marmarisli’nin eserlerinde “kadın, anne ve çocuk” konusu ön planda. Sanatçının, kadın ve çocuk figürleri yapmasındaki ana neden, milenyumla birlikte kadının mesleğindeki yeri, idealleri ve anne olmanın sorumluluğu içindeki sıkışmışlığı. Kadın olduğu için pek çok hemcinsinin yaşadığı sorunsalı öne çıkarmayı hedeflemesi de bir diğer etken. Marmarisli, çalışmalarıyla ilgili özetle şunları söylüyor:
“Kadın tarih boyunca bereketi, doğurganlığı, birleştiriciliği temsil ettiğinden dolayı, “Bereket, Toprak Ana, Kybele, Kadın, Anne” benim için vazgeçilmez ifade biçimleridir. Eserlerimi ‘formsal ifadelerle’ güçlendirirken, bunu ışık-gölge, doluluk-boşluk kovalıyor. Bazı yerlerde çizgiler son buluyor ve onu göz tamamlıyor. Tam bir oyun gibi aslında. Soyut heykellerimde de anne-çocuk teması ağır basar. Çünkü anne kavrayıcıdır ve koruyucudur. O nedenle mutlaka bir ana kütle ve içeri doğru aldığı, koruduğu yavrusu vardır. Soyut bazı çalışmalarımı bronza aktararak kalıcılığını sağlıyorum. Seramik, kil, metal, taş, polyester, ahşap çalışmalarımı da sürdürüyorum elbette.”
Şu sıralar ahşap çalışmalarına ağırlık veren sanatçı, eserlerini toplumla paylaşmak, özellikle çocukların sanatla buluşmasında katkı sağlamak amacıyla çeşitli sanat festivallerine katılmaya özen gösteriyor.

Aynı zamanda çalıştaylar düzenleyerek, anne-çocuk, baba-çocuk, aile günleri etkinlikleriyle günümüz koşuşturmacası içinde olan ailelerin buluşma günlerini gerçekleştiriyor. Çocuklara ve stresli geçen gün sonu da yetişkinlere huzur ve terapi niteliğinde çini, seramik ve heykel dersleri veren sanatçının, bir diğer önemli özelliği de Türkiye’de ilk kez patlamış uçak bombası (şarapnel) parçalarıyla dört eser üretmiş olması. Bu eserlerden biri Ereğli Demir-Çelik Fabrikası’nda “Erdemir-Çelik ve Yaşam” isimli Heykel Ödülleri daimi sergisinde bulunuyor. İjlal Marmarisli’nin eserleri Yıldız’daki Sepa Sanat’ta görülebilir.

Yazının devamı...

Remzi Taşkıran'dan İstanbul ve Anadolu

13 Mayıs 2018

İstanbul’un büyüsünden etkilenmiş bir sanatçı olan Taşkıran, kentin tarihi dokusunun, sokaklarının, yalılarının, çeşmelerinin, çarşılarının, Boğazın ve tarihi yarım adanın kendisine ilham verdiğini söylüyor. Anadolu folklorüne ve kültürüne olan hayranlığı da Taşkıran’ın eserlerine yansıyor. Resimde ışığa önem veren sanatçılardan olan Taşkıran, “Vurgulamak istediğim asıl konuyu, ışığın yardımıyla izleyiciye sunup, diğer alanları bunu destekleyici unsurlar olarak değerlendiriyorum. Ben resmi yaparken değil, onu kurgularken yoruluyorum. Resimlerimin bitmiş hali benim için hiç sürpriz olmuyor. Çünkü bitmiş halini sanki önceden görüyorum. Renklerle aramda bir aşk yaşarım, onlarla konuşur, sohbet ederim. Benim yaşam enerjim resim yapmaktır” diyor.
1961 yılında doğduğu Adıyaman’da, ailevi nedenlerden dolayı küçük yaşta verildiği yetiştirme yurdunda 18 yaşına kadar devlet korumasında kalan Taşkıran’ın sanat eğitiminde ressam Sadettin Çağlarca’nın rolü çok büyük. İstanbul’daki atölyesinde yaptığı resimlerle günlük yaşamını sürdüren Taşkıran, sergilerine hazırlanırken günü birlik yaşam kaygılarından uzaklaşıp sanatının özgün temalarını oluşturmaya özen gösterdiğini belirtiyor. Özellikle yöresel izlenimlere dayalı resimlerinde günlük çabalarının dışında, kendi yüreğinin, bilincinin, yeteneğinin ve eğilimlerinin öne çıktığını, böylelikle özgün resimlere imza attığını ifade ediyor. Taşkıran, geçmişte kendisiyle yapılmış bir röportajda yaşamını ve sanatını şöyle özetliyor:
“Yetimhanede geçen günler zor günlerdi tabii ki. Çocuksun ve kalabalık içerisinde yalnızlığı yaşıyorsun, beraberinde de var olma savaşı veriyorsun. Okul yıllarımda resim yapmak benim için bir hobiydi. Öylesine zaman geçirmek diyelim. Elimin ve ruhumun yatkın olduğunu hissetsem de bir gün ressam olacağım düşüncesine hiç kapılmadım. Sefalet çekmedim değil, çok çektim. Şimdi düşünüyorum da ‘iyi ki de çekmişim’ dediğim bile oluyor. Yokluğu yaşamadan, ne diğer yokluk çekenleri anlayabiliyor insan, ne de varlığın kıymetini. Hani sert rüzgarlar ağaçları daha da kökleştirir ya, işte öyle. Resimlerimde hep acı yok. Sevinçlerim, hayallerim de var. Ben rüyalarımda bile resim yapardım. Sanat bana göre para kazanma mesleği olmamalıdır yaşamın döngüsü ve profesyonellik bunu gerektiriyor. Eğer hiç resim satamasaydım yine de resim yapardım. Nasıl ki canlılar yemeden yaşayamazlar, sanatçılar da üretmeden asla yaşayamazlar. Sanatla yaşama karşı her türlü duygu ve düşüncelerimizi ifade edebiliriz, olumlu ve olumsuz yönleri eleştirebiliriz. Sanat bir dışa vurum eylemidir. Resime başladığım an ile bittiği anda, her fırça darbesinde benden kesitler mevcut. Ne zaman ki fırça önce havada kalır sonra yere bırakırım işte o resim tamamlanmış demektir. Sonrasında resim onu alana aittir zaten.”

KENTTE NE VAR?

MUSTAFA Ayaz-31 Mayıs’a kadar (M.Ayaz Müzesi/Balgat), Feyha Özsoy-19 Mayıs’a kadar (Kültür Bakanlığı Hasan Rıza Sergi Salonu/Çiğdem Mahallesi), Serap Bulat-Mustafa Bulat (heykel)-26 Mayıs’a kadar (Galeri Akdeniz/Yıldız), Sümeyye Yuşan (resim)-Mine Poyraz (seramik)-23 Mayıs’a kadar (Galeri Soyut/Yıldız), Canan Atalay-31 Mayıs’a kadar (Atlas Sanat/Cinnah Caddesi), Canan Atıcı-19 Mayıs’ta açılacak (Ata Sanat/Kale), Bağdat Demircioğlu-23 Mayıs’a kadar (Galeri N/GOP), Esin Seyrek-20 Mayıs’a kadar (Zülfü Livaneli Kültür Merkezi/Yıldız), Evrim Özeskici-22 Mayıs’a kadar (Nurol Sanat/Güvenevler), İhsan Çakıcı-26 Mayıs’a kadar (Detay Sanat/Mithatpaşa Caddesi), Henri Roousseau’ya saygı karma sergisi-13 Haziran’a kadar (Bilkent Üniversitesi Sanat Galerisi), Ustalardan karma-31 Mayıs’a kadar (Valör Sanat/Yıldız).

Yazının devamı...

Berrak düşler saydam gerçekler

7 Mayıs 2018

2010’dan bu yana Greyart adını verdiği atölyesinde üretimini sürdürüyor. Albayrak’ın flu insan hallerini şehir yaşamının değişik boyutlarında görebiliyorsunuz. Platform A’daki “Berrak Düşler, Saydam Gerçekler” isimli son sergisi de, İstanbul’un flu ve ıslak hallerini izleyiciye yansıtıyor. Eserlerdeki mekanların büyük bir çoğunluğu Beyoğlu civarından. Sanatçının boya resimleri ile birlikte eski duvar ve masa saatleri, ahşap çerçeveler, bağlama, eski tip tansiyon aletleri gibi birbirinden farklı üç boyutlu nesneler üzerinde çalışarak zaman kavramına gönderme yaptığı eserler de son derece dikkat çekici. Asetat fotoğraf ve led kullanılarak yapılan bu müdahaleler, eskiyen nesnelere sanat yoluyla yeniden ruh ve anlam kazandırmış.

İKİ FARKLI DİSİPLİN

Sanatçı çalışmalarını genel olarak günümüz kent insanının en önemli sorunlarından biri olan hız ve devinim üzerine kurguladığını belirtiyor. Gündelik yaşantı içerisinde önemli bir yere sahip olan caddeler ve sokaklardaki koşuşturmaca, görsel temalarının başında geliyor. Fotoğraftan faydalandığını, iki farklı disiplin olan fotoğraf ve resim sanatını birleştiren bir anlatım biçimini sunduğunu ifade eden Albayrak’ın eserlerinde, başta fütüristler olmak üzere kübistler ve post kübistlerle bağlantı kurduğunu söylemek mümkün. Sanatçının şehir peyzajlarında, lekeci tarzda soyutlamalar da görüyoruz.

HIZIN YALNIZLIĞI

Türkiye’nin en hareketli merkezlerinden biri olan İstiklal Caddesi’ndeki gündelik yaşamın rutin akışını irdeleyen, insan kalabalığının sel olup aktığı hareketliliği gece ışıklarıyla birlikte doruğa ulaştırmayı amaçlayan Albayrak, “Resimlerimde teknik ve estetik unsurların dışında hız ve devinimle birlikte sorgulayıcı bir yaklaşım içerisine giriyorum. Günümüz kalabalık toplumlarında teknolojik yeniliklerle birlikte her işini kısa sürede bitirip her istediği yere en kısa zamanda ulaşma çabasında olan bireyin yalnızlaşmasını, bireysel ilişkilerin azalmasını ve kimliksizleşme sorunlarını irdeliyorum. Kapitalizmin bireyi her yönüyle kuşattığı bu dönemde sokaktaki insan üzerinden bu durumu ele alarak kalabalığın doruk noktasında olduğu bu ortamdaki yalnızlığını görselleştiriyorum” diyor. Sanatçı çalışmalarında kullandığı tekniği de, “Kendimi teknik açıdan sınırlamıyorum. Elde etmek istediğim sonucu görebilmek için birbirinden çok farklı tekniklerde çalışıyorum. Tuval üzerine yağlı boya, fotoğraf kağıdı üzerine bana ait kazıma tekniği ve fiberglas üzerine röntgen filmi uygulayarak çalışmalarımı oluşturuyorum. Ayrıca genel temaya ve içeriğe paralellik gösteren mekan kurgulamaları yapmaktayım” sözleriyle açıklıyor.

KENTTE NE VAR?

Mustafa Ayaz-31 Mayıs’a kadar (Mustafa Ayaz Müzesi/Balgat), Evrim Özeskici-22 Mayıs’a kadar (Nurol Sanat/Güvenevler), Dajana Hacısüleymanoğlu-Bugün açılacak (Çağdaş Sanatlar Merkezi/Çankaya), İhsan Çakıcı-26 Mayıs’a kadar (Detay Sanat/Mithatpaşa Caddesi), Behruz Kuul-14 Mayıs’a kadar (Çağdaş Sanatlar Merkezi/Çankaya), Mine Ataç Üke-15 Mayıs’a kadar (Krişna Sanat/Kennedy Caddesi), Ecmel Sarıkaya-14 Mayıs’a kadar (Çağdaş Sanatlar Merkezi/Çankaya), Esin Seyrek- Yarın açılacak (Zülfü Livaneli Kültür Merkezi/Yıldız), İlkyaz karması-25 Mayıs’a kadar (Fırça Sanat/Hilal Mahallesi), Sokak karması-28 Mayıs’a kadoar (Stillife/Yıldız), Karaca Koleksiyonundan Seçkiler-Yarın açılacak (İsmail Altınok Sanat Merkezi/Kolej), Büyük Müzayede-13 Mayıs’ta (RC Art/Bilkent Center).

Yazının devamı...

Resim piyasası üzerine

30 Nisan 2018

24 Haziran tarihinin açıklanmasıyla döviz kurunda önlenemeyen yükseliş bir ara durur hale geldi, hatta gerilemeye başladı. Ancak bu olumlu rüzgar kısa sürdü. Ardından geçen hafta Merkez Bankası’nın faiz oranını 75 baz puan artıran açıklaması geldi. Piyasalara bakıldığında, bu açıklama da doların ateşini düşürmeye yetmedi. Ekonomideki durgunluk özellikle başta inşaat sektörü olmak üzere, hemen her alanda artık net görülüyor. Kimle konuşsanız, herkes paranın dönmemesinden şikayetçi. Çünkü ekonominin en önemli çarkını oluşturan tabanda büyük bir durgunluk var. İnsanlar para harcamıyor, nakitte kalmayı tercih ediyor. Alacağı olan parasını alamıyor. Borçlu olan “yok ki ne vereyim” diyerek ödemesini yapmıyor.
Bu olumsuz hava elbette sanat dünyasını da etkiliyor. Bir parça müzayedelerde hareketlilik olduğu söylenebilir. Ancak duyduğuma göre burada da sıkıntı, yukarıda belirttiğim gibi satın alınan eserin bedelini ödemede karşımıza çıkıyor. Gerçek sıkıntının özellikle galerilerde yaşandığını söyleyebilirim. Geçmiş yıllarla karşılaştırdığımda galerilerin bu yıl daha çok karma sergi düzenlediğinden bahsedebiliriz. Ben bu durumu, galerilerin yeni sergi açmak yerine ellerinde bulunan resimleri çıkarma veya konsinyeyi boşaltma gayreti olarak yorumluyorum. Çünkü bir ressama sergi açmanın maliyeti var. Davetiye bastırmak, davetiye postalamak, açılış partisi düzenlemek vs. Söyleseniz inkar edeceklerdir ama, ben bu yıl bazı galerilerde açılan sergilerde, sergi karşılığı ressamdan alınan eser dışında satış olmadığını gördüm.

Ressam temelli pek fazla sergi açılmayınca, sanatçı tanıtmakta bu sezon oldukça zorlandım. Ankara’da etkinliklere baktığınızda, bilinen birkaç galeride ressam temelli sergi açıldığını görüyoruz. Tercihim her yıl Ankara’daki galerilere mümkün olduğunca bir kez yer vermek. Hadi diyelim ki, çok sıkışık bir durum oldu aynı galeriyi yılda en fazla iki kez yazmaktan yanayım. Aksi durumda bu köşede hep aynı yerleri yazıyor algısı oluşur. Karma sergilere karşı mesafeliyim. Geçmişte karma etkinlikleri “Kentte ne var?” bölümünde duyuruyordum. Fakat açık söyleyeyim, bazı ressamlardan gelen, “Benim ismimi, falancanın arkasına yazmışsın” gibi kaprisli tutumları hiç çekme niyetinde olmadığım için karma sergi duyurularına yer vermiyorum. Aynı tutumu amatör çalışmalar için de gösteriyorum. Ayrıca, meslektaşları hakkında hiçbir kanıt ortaya koyamadan, “O sahte resim satıyor” söylentisi çıkaran galeri sahipleri ile bu tür dedikoduları oradan oraya taşıyan alıcı veya ressamlara da bu köşe hiç bir zaman açık olmayacak. Sahte resimle elbette amansız şekilde mücadele edilecek ama “kötü niyetli, kanıtsız çamur atıcılara” itibar edilmeyecek.

Sadede gelirsek. Türkiye gibi ne yazık ki çok fazla kitap okumayan, müzik dinlemeyen, resim almayan ülkelerde ekonomik durgunluk önce kültür ve sanatı vurur. İnsanlar hemen bu alanda tasarrufa giderler. Umarım erken seçim sonrası bu hava ortadan kalkar. Ekonomide beklenilen canlanmadan kültür ve sanat dünyası da hak ettiği payı alır.

HOCA ALİ RIZA

Bir yılda aynı yerle ilgili en fazla iki kez yazı yazmaktan yanayım dedim ya, TOKİ de bunu hak ediyor. TOKİ Başkanı Ergün Turan gerçekten Türk resim sanatı için müthiş işler yapıyor. Hatırlayacaksınız kısa süre önce bu köşede TOKİ’nin, Kütahyalı merhum ressam Ahmet Yakupoğlu’nun hayatı ve eserlerini tanıtan iki ayrı ciltten oluşan muhteşem çalışmasını tanıtmıştım. Bu kez TOKİ’den Türk resminin ünlü ismi Hoca Ali Rıza için hazırladığı iki ciltlik eser geldi. Hoca Ali Rıza kitabı beni çok heyecanlandırdı. Çünkü ben de Hoca Ali Rıza gibi Üsküdar-Bulgurlu’danım. Hoca Ali Rıza’nın desenleri arasında doğup büyüdüğüm Hanım Seti Sokağı’nı görmek heyecanımı daha da artırdı. Hala ayakta kalmayı başaran Namazgah’ı, çocukluğumuzun geçtiği Çilehane’yi, Bulgurlu Demirci Çeşmesi’ni, Oduncu Fethi Amcanın ahşap evini, Hoca Ali Rıza’nın desenlerinde görünce şaşırmadan edemedim. İstanbul’un özellikle Anadolu yakasının uzun bir süre değişime direndiğini, geçmişten kalan güzellikleri, benim çocukluğuma kadar koruduğunu gördüm. Ne yazik ki Hoca Ali Rıza’nın desenlerine, sulu boya ve yağlı boya tablolarına işlediği bu güzellikler artık yerini benim “ucube” diye tanımladığım rezidanslara bırakmış vaziyette. TOKİ, Türk resminin ustalarını tanıttığı için teşekkürü hak ediyor. Özel olarak basılmış bu kitaplar kitapçılarda satılmıyor. TOKİ yetkilileri kitapların sanatla ilgilenen yazar ve kurumlar ile Türkiye genelinde mimarlık ve güzel sanatlar fakültelerine gönderildiğini, üniversitelerin ilgili kütüphanelerinde bulunabileceğini söylediler.

KENTTE NE VAR?

Yazının devamı...

Haydi Bilkent'te sanat şenliğine

23 Nisan 2018

28 Nisan-6 Mayıs tarihleri arasında yerli ve yabancı onlarca sanatçının katılımıyla Bilkent Center’da yapılacak festivalde, resimden müziğe, dans gösterilerinden ünlü isimlerin söyleşisine kadar birçok etkinlik sanatseverlerle buluşacak. Festivalde 40’ı aşkın Türk sanatçının yanı sıra aralarında Rusya, Gürcistan, Azerbaycan, Ukrayna, Umman ve Kuveyt gibi ülkelerin önde gelen sanatçıları yer alacak. Festival sosyal sorumluluk projelerine de destek verecek. ‘Blue Brush’ adındaki konseptte Rotary ve SERÇEV (Serabral Palsili Çocuk Derneği) sanat festivalinde birlikte çalışacak. Sanatçılar rotary için canlı performans eşliğinde resim yapacak. Hazırlanan resimler müzayede yoluyla sanat meraklılarına satılıp, elde edilen gelir de SERÇEV’e aktarılacak.
Bu kadar giriş yaptıktan sonra, sözü artık festivalin başkanlığını ve küratörlüğünü yapacak olan Rahmi Çöğendez’e bırakma zamanı:
“Ankara Türkiye’nin vitrini. Kente yılda 300 bin diplomatik giriş çıkış oluyor. Sanat evrensel bir dil ve bu diplomatik kişiler, yabancı misyon temsilcileri Ankara’da sanata oldukça önem gösteriyor ve takip ediyor.
Festivalde bambaşka bir dünya yaratmak istiyoruz. Politikadan, siyasetten, günlük sıkıntılardan uzak, pozitif bir atmosfer. Gri Ankara’yı sanatla yeşillendirmeyi amaçlıyoruz. Ankara’nın dolayısıyla Türkiye’nin böyle sanat etkinliklerine ihtiyacı var. Türkiye’de sanatın hak ettiği değeri görmesi, sanatın ve sanatçının sevilmesi için büyük çaba sarf ediyoruz. Bu alanda yenilikler yapmak ve sanatı daha ön plana çıkarmak amacıyla Ankara’ya değer katacak bir festival düzenlemek istedik. Bilkent Center yönetimiyle iş birliği içinde festivalin birincisini geçen yıl yaptık. İnanılmaz keyifli ve sanat anlamında verimli bir festival olmuştu. Festivalimize Ankara’da yer alan sanat mekanlarını, sanatçıları, sanatseverleri davet ediyoruz. Geçen yıl yabancı sanatçı sayısı 5’ti, bu yıl 16’dan fazla olacak. Ziyaretçiler 70’e yakın sanatçıyla tanışacak ve sanatı hakkında bilgi sahibi olacak. 9 gün dolu dolu sürecek festivalde birçok sanat şovu da yapılacak. Festival kapsamında 2015 Ukrayna güzeli resim yapacak, Dans Et Akademisi’nin 50 öğrencisinin dünyaca ünlü ressam Van Gogh’u ve hayatını canlandıracağı dans şovu sunulacak. 3 sanatçı 8 gün boyunca canlı performans eşliğinde büyük heykeller yapacak. Müziğin bir an olsun durmayacağı festivalde her yer sanat kokacak. Festivalde ayrıca saygın akademik kariyeri olan isimler tarafından seminerler düzenlenecek. Katılımcılara ise sertifika verilecek.”

İKON YÜZLER

Elbette başkentteki festivalle birlikte galerilerdeki sergi etkinlikleri de sürüyor. Bu hafta sizi tarihi Ankara Kalesi’ndeki BoHo Sanat Galerisi’ne götürmek istedim. Geçen cumartesi günü açılan ve 3 Mayıs’a kadar sürecek sergide Sera Uzel’in eserlerini görebilirsiniz. Türkiye’nin birçok kentinde sergi açmış olan Uzel, sergideki eserlerini özetle şöyle tanımlıyor:

Yazının devamı...