"Uğur Ergan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Ergan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Ergan

Turani anısına

17 Aralık 2018

17 Aralık 2016’da aramızdan ayrılan Turani, Çankaya Sanat Galerisi’nden Turan Akyürek ile oğlu Can Turani’nin desteği ve Mira Koldaş’ın küratörlüğünde Sepa Sanat’ta (Yıldız) bugün açılacak sergisiyle anılacak. Turani sadece resim çalışmalarıyla değil yazdığı kitapları, üniversitelerde kurduğu bölüm ve kürsülerle de Türk resim sanatına önemli katkılar yapmış bir isim. Dünya Sanat Tarihi isimli kitabı her sanatçının, sanatseverin başucundan ayırmaması, okuması gereken bir eser.
Bu sergide Turani’nin tuval üzerine yağlı boya çalışmaları ile desenleri yer alacak. Sergi hazırlık çalışmalarından gözlemime göre, Turani’nin çok sevilen keman çalan kadın kompozisyonları ağır basıyor. Merhum Turani’yi birçok kez atölyesinde ziyaret etmiştim. Bir yandan onun resim yapışını izler, diğer yandan da pek çok konuda sohbet ederdik. Kendisine neden keman çalan kadın figürünü çok işlediğini sorduğumda, şu yanıtı vermişti:
“İstanbul Muallim (öğretmen) Mektebinden hocam Şevket Dağ, ‘Muallimler Meclisi’ne akademiye geçebilmem için öneride bulundu. Bu öneri sonrası çok sıkı, ciddi ve ağır bir sınavdan geçtim ve başarılı oldum. Artık akademi öğrencisiydim. Başarımdan dolayı bana bir keman hediye edildi. Dönemin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası baş kemancısı Ekrem Zeki Ün de müzik hocalığımı yaptı. Kemanı bana o sevdirdi. Parmağımda sık sık kramp baş gösterince bırakmak zorunda kaldım. Ekrem bey bu nedenle darılmıştı da bana...”



Turani, boya ve pentürü seven bir sanatçıydı. Bir yılda 100 kilodan fazla boya kullandığını anlatmıştı. Onun boya üretimine de şahit olmuştum. Özellikle kağıt desenlerinde tüp boyanın ucuyla yaptığı ve bir hareketle ışık verdiği beyaz çizgileri unutmam mümkün değil. Hoca, bir yılda 100 kilodan fazla boya kullandığını söyleyince, şaşırmıştım. Bana çıkışarak, “Niye şaşırıyorsun. Goya’nın, Picasso’nun kullandığı boya miktarını bir duysan dudağın uçaklar. Haddi hesabı yok adamların kullandığı boyanın. Benim miktarım onların yanında hiç bir şey” demişti. Turani ile sohbetlerimizin saatlerce uzamasının bir önemli nedeni de, sanırım ikimizin de Almanya geçmişinden kaynaklanıyordu. Hoca, 1953-1959 yıllarını Almanya’da Münih, Stuttgart ve Hamburg Güzel Sanatlar Akademilerinde lisans ve uzmanlık eğitimi alarak geçirmiş. Almancası müthişti. Türk toplumunda sanatın her yönünün fakir kaldığını ayrıntılarıyla örnekler vererek anlatır, sonunda da üstüne basa basa kalın ses tonuyla Almanca “Die Kunst ist sehr wichtig mein Herr (Sanat çok önemlidir bayım)” derdi. Bugünkü sergi Turani’yi anmak adına önemli. Ama bence Turani’yi daha sık yaşamak ve eserlerini izlemek için öğrencisi Mustafa Ayaz’ın Balgat’ta kendi adını tayışan müzesini de görmek lazım. Ayaz, hocasının eserlerini müzenin ilk katında sergileyerek bir anlamda kendisine duyduğu saygı ve sevgiyi gösteriyor.

Yazının devamı...

Topaçlıoğlu'nun özgür figürleri

10 Aralık 2018

Sanatçının Grup Sanat Galerisi’nde (Hollanda Caddesi) açılan ve 22 Aralık’a kadar sürecek serginin kataloğunda sulu boyanın ustası Sabri Akça’nın, “Hayat dolu, heyecanlı ve sanatın istediği ataklık ve coşkulu bir fırça. Hem desen, hem de çok ‘içten gelen’ soyutlamaları ile yol gösterici tavır içinde. Resim için üç şey gereklidir: Desen, desen, desen. Kutluyorum Akdoğan” sözleri, Topaçlıoğlu’nun bu özelliğine işaret eder nitelikte. Eserleri yakından incelediğinizde az ama dolgun fırça darbeleriyle üretilmiş figürler, sanatçının desendeki ustalığını net şekilde ortaya koyuyor.
Keçiler, atlar, bisikletler ve “özgür” genç kızlar Topaçlıoğlu’nun vazgeçilmezleri. At ve bisikletle eserlerine hareketlilik, hız ve farklı bir enerji yansıtan sanatçı, keçiyle bu hayvanın esneklik ve hareketliliğinin yanı sıra, kendisini de bir anlamda tuvale yansıttığını söylüyor. Bisikletler aynı zamanda Topaçlıoğlu’nun çocukluğuna dair simgeler, iz bırakan anılar. Lekeci, figüratif tarzdaki resimlerinde soyut ve somut arasındaki dengeyi tutturmayı başaran sanatçı, resmin arka planına yerleştirdiği simge ve figürlerle sizi ister istemez öne çıkan kompozisyonun arka boyutuna da taşıyor. Soğuk ve pastel tonların arasından fışkıran sıcak renkler de sizi olumlu duygularla kucaklar.
Topaçlıoğlu’nun “Özgürlüğün sembolü” olarak gördüğü genç kızları mini eteklidir. Bakışları resmin akışına göre şekillenmiştir. Kimi zaman hüzün, kimi zaman sevinç vardır o kızların bakışlarında. Aslında Topaçlıoğlu’nun eserleriyle ilgili tam olarak ne demek istediğimi Kırıkkale Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Başkanı Doç. Dr. Ayşe Güler güzel özetlemiş:
“Sanatçının, resimlerinde kullandığı kadın, at ve keçi figürlerinin hareketleriyle ortaya çıkan devinim, kendini toprak tonlarının içinde özgürleştirerek izleyenleri de özgür olmaya davet ediyor. Durağan gibi görünen figürlerin bile aslında kendi lekesel gerçeklikleri içerisinde özünü ortaya koyarak hız kazandığını söyleyebiliriz. Sanatçı bu sergide gerçek dünyada algıladığımız hız kavramını oluşturan zaman ve mekan algısını, biz izleyenlere inanılmaz bir devinimle soyut figürlerindeki renk, leke ve çizgileriyle adeta akıtıyor. Resimlerdeki hayvan ve insan figürleriyle bilindik zaman ve mekan algısını, figürlerin içinde yaşadıkları gerçekle yeniden ortaya koyuyor. Sanatçı, farklı bir gerçeklik içerisinde kavrayabileceğimiz ögeleri, izleyenlere lekenin ve çizginin içerisine gömdüğü hız algısıyla yeniden yansıtıyor. Resimlerde oluşturulan belli belirsiz mekan algısı, izleyenleri o hızın içine alarak yüzeyde bir serüvene çıkarıyor. Bir atın kişnemesini sadece kahverengi bir lekeden bizlere duyurabilmeyi başaran Topaçlıoğlu, resimlerinde kullandığı insan ve hayvan figürleriyle sezgisel olarak adım attığı gerçekliği bizlere düşündürüyor.”

NEV’DE NEJAD DEVRİM

Galeri Nev (Kırlangıç Sokak) ilginç bir sergi dizisine başlıyor. Yalnızca bir eserin yer alacağı bu sergiler, eser etrafında galerinin sanat tarihi ve sanat eleştirisi konusundaki birikimini ortaya koyuyor. Düzenli olarak tekrar edecek sergi dizisinin ilki, Nejad Devrim’in 1954 tarihli başyapıtlarından birine ev sahipliği yapacak. Tablonun ortaya çıktığı tarihin öncesini ve sonrasını izleyenlerin zihninde canlandırmak üzere kurulan sergi, Galeri Nev arşivlerinde korunan sayısız gazete-dergi kupürü, sergi davetiyesi ve afişi, önemli resimlerin ve resimsel yolculukların eskizleri, mektuplar, kartpostallar, tanıklıklar, ses-video kayıtları ve özellikle de fotoğraflardan oluşacak. Serginin bir diğer ayağı ise Galeri Nev’in başlatacağı internet arşivi projesiyle ilgili. Sanatçının ailesinin ve çevresinin arşivlerinde korunan ve tek eserlik sergi için bir araya gelen tüm belgeler internet sitesine yüklenerek, arzu eden herkesin kullanabileceği bir hale getiriliyor. Şimdilik Nejad Devrim’e mahsus içerik, yakında tek eserlik yeni sergilerle zenginleşmeye, sanatçıların dünyalarına dair ipuçlarını birleştirmek isteyenlere yol göstermeye devam edecek. Kısaca Nejad Devrim 12 Aralık-12 Şubat tarihleri arasında Galeri Nev’de yeniden Ankaralı sanatseverlerle buluşacak.

HEDİYELİK TABLOLAR

Tam üç hafta sonra 2019’a “merhaba” diyeceğiz. Yeni yıl hediyeniz küçük bir tablo neden olmasın? Bana gelen elektronik postalardan, Ankara’da bir çok galerinin ay sonuna kadar değişik sanatçılardan çoğunlukla küçük ebatlı tabloları yılbaşı hediyeliği olarak sergileyeceği anlaşılıyor. Yanılmıyorsam ilk olarak Galeri Soyut’un başlattığı bu anlayış, Ankara’da bir çok galeri tarafından benimsenmiş. Bu hafta “Kentte ne var?” bölümü yerine, galerileri ziyaret edip yılbaşı hediyenizi resim olarak seçin önerisinde bulunuyorum.

Yazının devamı...

Uğur Mine Tamay'ın sanat yolculuğu

3 Aralık 2018

Son dönemde üç boyutlu çalışmalara ağırlık veren, geçmişin mirası ile Türk kültürünün sentezi üzerine yoğunlaşan sanatçının bu sergisi bir anlamda retrospektif tadında. Sanatçının her döneminden resimler sergileniyor. Kişisel sentezlemelerinde çağdaş anlamda kendi dilini oluşturmaya çalıştığını ifade eden Tamay, eserlerinde yarı değerli doğal taşlar, altın, hat sanatı, ebru sanatı, tel kırma, ağaç oyma, tezhip, halı-kilim sanatı, sedef kakma gibi örnekleri orijinal haliyle kullanıyor. Sanatçı, bu şekilde çağdaş eserlerle Türk kültürünün örneklerini harmanlayıp nesillere aktarmayı hedeflediğini belirtiyor. 
Farklı sanat anlayışından örnekleri resimlerine koymasına rağmen kendisinin minyatür, ebru, hat veya tezhip sanatçısı olmadığını vurgulayan Tamay, ressam olarak bu sanatları resimsel bir şiirle tuvale aktardığını belirterek, bunları “Soyut mekanda geleneksel sanatların bulunduğu özgün çalışmalar” olarak tanımlıyor. Işık-gölge konusunu çok seven Tamay, “Işık, gölge, mekan farklılıkları, espas mesafeleri ve hareket beni çok fazla ilgilendiriyor. Resimlerimde çevreden merkeze, merkezden çevreye doğru hareket eden formları, önlerine çıkan figüratif nesneler engellemez. Akademik eğitim aldığım için öncelikle resmin sanatsal yönünü önemsiyorum, konular hep ikinci planda kalıyor. Hatta ilk dönemlerde konunun hiçbir önemi yoktu, sadece sanat için sanat yapıyordum. Fakat zaman içerisinde farklılaştı durum, konular da öne çıkmaya başladı” diyor.
Tamay insanların soyut resmi anlayıp, sevmelerinde yaşadıkları sorunların da farkında. Bu nedenle insanların soyut resmi sevmeleri için yoğun çaba gösterdiğinin altını çizerek şunları söylüyor:
“Soyut resmin içinde herhangi bir figür olmadığı için ‘Ben anlamıyorum, o yüzden soyut resmi sevmiyorum’ tepkisini veriyor insanlar. Fakat benim resimlerimde objeler, gerçek olan şeyler var. İzleyici resimde birkaç zaman ve birkaç mekanı bir arada görüyor. Soyut, modern bir resim; sezgi ve bilinçle, akademik bakış açısıyla kurgulanıp doğru bir kompozisyonla sunulduğunda insanlar resme ‘ne kadar güzel’ diye yaklaşıp daha sonra soyut resmi sevme aşamasına geçiyor.”
Birçok uluslararası sanat fuarı ve çalıştaylara katılarak Türkiye’yi temsil eden Tamay’ın bir diğer ilginç özelliği de, 1988 yılından bu yana sanat eserleriyle ilgili adli bilirkişi olması. Tamay, Valör Sanat’taki sergisindeki çalışmalarında, “Türk kültürüne özgü anıtsal kaynakları evrensel dil ve çağdaş yorumla, tuval üzerine karışık teknikle sanatseverlere sunmayı hedeflediğini” belirtiyor.

BÜYÜK MÜZAYEDE

Önümüzdeki pazar günü, yani 9 Aralık’ta Ankara’da iseniz ve resime meraklıysanız, size oldukça heyecanlı geçeceğini tahmin ettiğim bir müzayedeyi önermek isterim. Başkentte yıllardan beri mezat denilince akla gelen ilk yerlerden biri olan RC Müzayede’nin bu müzayedesinde Türk çağdaş resminin ünlü isimlerinden önemli eserler satışa çıkacak. Her zaman olduğu gibi Rahmi Çöğendez yönetiminde yapılacak müzayedede Nuri İyem, Neşet Günal, Nuri Abaç, Burhan Doğancay, Adnan Turani, Avni Arbaş, Fikret Otyam, Eşref Üren, Mustafa Ayaz, Söbütay Özer, Yalçın Gökçebağ, Mürşide İçmeli, Habip Aydoğdu, Sabri Akça, Hakan Esmer ve daha pek çok ünlü ressamın eserleri satışa çıkacak. Sadece Ankara’dan değil başta İstanbul olmak üzere yurtiçi ve yurtdışında değişik şehirlerden katılıcımların pey verdiğini öğrendiğim ve 70’den fazla eserin sanatseverlerin beğenisine sunulacak bu müzayede Bilkent Center’da saat 18.00’de başlayacak.

KENTTE NE VAR?

Yazının devamı...

Oryantalist resmin ustası Ankara'da

25 Kasım 2018

Cem, bu yıl sanat yaşamının 50. yılını kutluyor. Bu vesileyle Bilkent’teki RC Art Gallery’de açılan ve 9 Aralık’a kadar sürecek olan Yakup Cem sergisini görmenizi tavsiye ediyorum. Özellikle oryantalist resime ilgi gösterenlerin kesinlikle kaçırmaması gereken bir sergi.
Resime olan ilgisi çocuk yaşlarda başlayan sanatçı, ilk eğitimini minyatür alanında ünlü bir hoca olan Hacı İslamiyan’ın yanında almış. Daha sonra, yeteneklerini hat ve tezhip gibi farklı alanlarda kullanıp birçok eser üretmiş.
Sanatçının çalışmalarında, Osmanlı ve Türk kültürünün büyük etkisi olduğu gözlemleniyor. Daha önce yaptığı İran ekolü minyatür ve tezhipleri, Türk ekolleriyle sentezleyerek kendine özgü yeni bir stil geliştiren Cem, Osmanlı padişahlarının tuğralarını, insan ve hayvan figürleriyle zenginleştirip, Rumi tarzda tezhiplerle bezemiş.
Yakup Cem’in natürmortlarında, Avrupa objeleri yerine Anadolu tarihinde, özellikle Osmanlı döneminde kullanılan malzemelerden kurduğu kompozisyonlar ağır basıyor. Savaş gereçlerinden yatağanlar, kılıçlar, alemler, kalkanlar, miğferler, zırhlar ile günlük eşyalardan kitaplar, divitler, kalemler, saatler, lambalar, çömlekler, taslar, kumaşlar ve elbiseler natürmortlarda öne çıkan objeler olarak görülüyor. Her detayın büyük bir özenle işlendiği bu eserlerde resmedilen Kur’an sayfaları, Hilye-i Şerifler ve fermanların üzerinde yazan yazılar okunaklı olup, orijinallerine de sadık kalınılmış. Sanatçının bazı tablolarında saf altının yanısıra, zümrüt, yakut ve inci gibi değerli taşlar kullandığı da görülüyor.
Sergiyi gezdiğimde sanatçının bazı eserlerinde ince ayrıntıları çıplak gözle görebilmenin mümkün olmadığını da gördüm. Bazı eserlerdeki ince ayrıntılara ancak mercek kullanarak vakıf olabiliyorsunuz. Sanatçının elinden çıkmış Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Yavuz Sultan Selim gibi Osmanlı padişahlarından bazılarının portreleri de etkileyici. Aynı zamanda serginin küratörlüğünü de yapan RC Art Gallery’nin kurucusu Rahmi Çöğendez, “Ankara’nın ses getiren sergilerinden birine ev sahipliği yapmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Sanatçının 35 eserinin yer aldığı serginin bir kısmı minyatür, bir kısmı oryantalist eser seçkisinden oluşuyor” diyor. Yakup Cem’in, 1999’da Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun 700. yıldönümü nedeniyle İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi tarafından şükran plaketi ile onurlandırıldığını da hatırlatmakta fayda var.

KENTTE NE VAR?

Rukiye Epli Dede(resim)-Duygu Şenocak (baskı)-8 Aralık’a kadar (Galeri Akdeniz/Yıldız), Mustafa Salim Aktuğ-21 Aralık’a kadar (Atlas Sanat/Çankaya), Uğur Mine Tamay-17 Aralık’a kadar (Valör Sanat/Yıldız), Ali Candaş-1 Aralık’a kadar (Fırça Sanat/Hilal Mah.), Nazlı Er-1 Aralık’a kadar (Ata Sanat/Ulus), Hayati Misman-1 Aralık’a kadar (Sevgi Sanat/Yıldız), Harun Antakyalı-7 Aralık’a kadar (Krişna Sanat/Çankaya), Eda Gecikmez-8 Aralık’a kadar (Galeri Nev/Kırlangıç Sokak), Salar Ahmadian ve Mehmet Bayraktar-16 Aralık’a kadar (CerModern/Sıhhiye), Semih Kaplan (resim/seramik)-Tamer Derican-6 Aralık’a kadar (Galeri Soyut/Yıldız), Zahit Büyükişleyen-10 Aralık’a kadar (Armoni Sanat/Yıldız), Serap Selçuk Atabaş-Nadire Özbek-6 Aralık’a kadar (BoHo Art/Kale), Feyza İlkyaz-16 Aralık’a kadar (Detay Sanat/Kocatepe), Muammer Durmuş-15 Aralık’a kadar (Emin Antik/Kale), Haluk Evitan-12 Aralık’a kadar (Medya Sanat/Çankaya).

Yazının devamı...

Misman’dan farklı sergi

18 Kasım 2018

Soyut çalışmalarıyla bilinen Misman’ın Sevgi Sanat Galerisi’nde (Yıldız) 1 Aralık’a kadar sürecek sergisi alışılagelmiş gravür baskılardan değil, tuval üzerine akrilik eserlerden oluşuyor.
Yaptığı eserleri izleyenlerin bakış açısına bir sınırlama getirmemek için isimlendirmediğini belirten Misman, buna gerekçe olarak “Ben resmin altına bir isim koyarsam onu yorumlamak isteyen sanatsever, mecburen benim koyduğum ismin etrafında dönmek durumunda veya o isimle ilişkilendirmek zorunda kalıyor. Oysa ben resimlerime bakanları serbest bırakıyorum. Kendi öz yaşamlarıyla nasıl bir ilişki kuruyorsa öyle bir ilişki kursun istiyorum” görüşünü dile getiriyor. Bir sanatçının olayları hangi teknikle yorumluyorsa o teknikle anılmasını doğru bulmadığını vurgulayan Misman, “Ben istediğim zaman gravür yaparım, bir başka gün yağlıboya çalışırım, bir diğer gün suluboya, ya da heykel yaparım. Bu sergide olduğu gibi akrilik çalışmalarımı sunuyorum şimdi. Demem o ki, sanat yaparken kullandığınız teknik o kadar önemli değil. Önemli olan sanat yapmak” diyor. Misman bir söyleşisinde, sanatını ve sanatçıyı nasıl tanımladığını da şöyle anlatıyor: “Ben objeleri olduğu gibi resmeden bir sanatçı değilim. Optik görüntüden hareketle kendime göre yorumlar getiriyorum ve bana ait bir yorumla onu başka bir biçime sokuyorum, soyutluyorum. Sanat bir şeyi olduğu gibi kopya etmek değildir. Bir şeyi yaratma, üretme sürecinde sanatçıyı etkileyen birçok koşul var. Bu etkilenme doğadan olabilir, toplumsal olaylardan olabilir, içinde yaşadığı koşullardan olabilir. İkliminden tutun da ekonomik koşullara kadar her şeyden etkilenebilir. Sanatçı, içinde yaşadığı toplumdan esinlendiği, onlardan algıladığı, içinde bulunduğu koşullara yorum getirdiği; kendi ideolojik bir yapısı varsa onun savaşını verdiği bir durumu kendine göre yorumlayıp tekrar topluma sunan kişidir.”



ANTAKYALI KRİŞNA’DA

Yazının devamı...

İstanbul’dan sevgiler

12 Kasım 2018

Gündem asıl ilgi alanınız olan işlerde aniden yoğunlaşınca, hobi olarak yazmaya çalıştığınız resim yazılarında öncelik vermeyi düşündükleriniz bir anda aklınızdan çıkıyor. Emin olun, kimi gün öylesine bir yoğunluk yaşıyoruz ki, insan hangisine yetişeceğine şaşırıyor. Tam bir konuya odaklanmışken, bir bakıyorsunuz, sizlerin televizyon ekranlarında kırmızı şerit üzerinde yazılı olarak gördüğünüz “son dakika”lar birbirini ardına geliyor. Bu “son dakika”ların büyük çoğunluğu da, gazetelerin baskıya girmesine kısa süre kala gelir zaten. Bu durumda iyice allak bullak olursunuz. Biliyorum Devrim Erbil ismi tüm bu gerekçeleri hak etmiyor ama oldu bir kere. Oysa Erbil’in “İstanbul’dan sevgiler” adını verdiği sergisinin Grup Sanat’taki açılışına gitmiş, hocanın adıma imzaladığı sergi kataloğuna sahip olmanın mutluluğunu yaşamıştım. “Vakit geçti, artık bir başka Devrim Erbil sergisini yazarız” diye düşünsem de, Erbil hoca bir daha kimbilir ne zaman Ankara’ya gelecek? Ancak serginin bitiş tarihi 22 Kasım olunca bayağı rahatladım. Yani demem o ki, Devrim Erbil sergisini 22 Kasım’a kadar Grup Sanat Galerisi’nde (Hollanda Caddesi) hâlâ gezebilirsiniz.

MAVİ İSTANBUL’UN RENGİDİR

Sergiyle ilgili yazıya gelince de, imdadıma Erbil’in kültür ve sanat portalı “dünyabizim.com”da Ezgi Aşık ile yaptığı söyleşi yetişti. Tamamını okumanızı tavsiye edeceğim bu röportajda, Ankara’daki serginin adına uygun olarak, Erbil’in İstanbul sevgisini anlatan bölümü sizlerle paylaşmayı uygun buldum:
“(...)Mavi, huzurun, iç zenginliğinin ve derinliğinin rengidir. Zenginliği ve derinliği olan insanlarda maviye bir kayış vardır. İstanbul’da mavi, bambaşka bir mavidir. Çünkü İstanbul’da mavi turkuvazdır, mavi camidir, mavi çinidir, mavi her mevsimde zenginleşen denizin rengidir. Mavi, İstanbul’a yakıştığı kadar başka hiçbir kente yakışmaz. Mavi, İstanbul’un rengidir. Siz hem iç zenginliğine sahip olacaksınız hem bu mavilerle iç içe olacaksınız hem de maviyi sevmeyeceksiniz. Mümkün değil.(...)İstanbul’un hepimiz için bir önemi var. Çünkü İstanbul’da Türkiye’nin birçok yerinde olmayan bir şey var; tarih var, üç imparatorluğa başkentlik etmiş on bin yıllık kent var, kültürel birikim var. İstanbul her şey demek, İstanbul’un her köşesi benim farklı bir şiirsel yanımı kucaklar. Ben nasıl kuşları alıp kanatlarını suya değdiriyorsam, gökyüzünde bulutlarla kucaklaştırıyor ve insanların hayal güçlerini alıp götürüyorsam...İnsanlara resimlerimle 10 saniye mutluluk nefesi verebiliyorsam, bir sanatçı için bundan daha güzel bir şey olamaz.(...) Hayat çok düz ve detayları olmayan bir yer değil. Benim resimlerim yaşam gibidir. Hem kendileri yaşasın hem de yaşayanlar yaşamın getirdiği zorlukları o detaylar içinde ya kaybetsin ya da kendisini bulsun. O detaylar öyle detaylardır ki siz ona baktıkça ya içinde kaybolacaksınız ya da detaylardan bütünü görmeye başlayacaksınız.”

Yazının devamı...

Kadın heykeller

5 Kasım 2018

Sanatın özellikle kadının ellerinde yükselmesi iyi bir şey. Hayatın her alanında kadını ön planda tutsak, sanırım ülke olarak karşılaştığımız sorunların önemli bir kesimini yaşamazdık.
Marmarisli soyut kadın-çocuk silueti ve figüratif çalışmalara ağırlık veren bir isim. Ahşap çalışmayı seviyor. Metal, taş, polyester, kil ve seramik çalışmaları da yapıyor elbette. Önemli bir hatırlatma: 2011 Ağustos’unda Datça’daki mezarı kimliği belirsiz kişi veya kişilerce parçalanan usta şair Can Yücel’in anıt mezarının yeniden yapımında Marmarisli’nin de katkısı var. Ünlü heykeltıraşımız Mehmet Aksoy, Can Yücel’in parçalanan mezar taşını yeniden yaparken asistanlığını ressam Ebru Demirkıran ile birlikte İjlal Marmarisli yapmış.



Marmarisli, eserlerinde kadına daha fazla yer ayırarak, hem bu topraklarda kadının yaşama kattığı berekete, koruyuculuğa, yaşamı devam ettiren doğurganlığına ve birleştirileceğine vurgu yapmayı; hem de onların kadın oldukları için yaşadıkları sorunları ön plana çıkarıyor. Marmarisli, günümüz kadınının ayrıca “mesleğindeki yeri, idealleri ve anne olmanın sorumluluğu” üçgeninde sıkıştığını, ama kadınlığıyla bunu aşabilecek güçte olduğuna inanıyor.
Genç nesillerin çini çalışmasını ve öğrenmesini de önemseyen Marmarisli, şu sıralar özel bir ortaöğrenim okulunda güzel sanatlar dersi veriyor. Öğrencilere pano, duvar tabakları, sehpa, vazo gibi ev eşyalarının yanı sıra takı üretimi, heykel ve resim sevgisi aşılamayı hedefleyen Marmarisli, “Hiç kimse ‘ben çizgi bile çizemem nasıl sanatla uğraşayım’ demesin. Adım adım yol aldıkça her şeyi başarabiliriz” diyor.

Yazının devamı...

İyce Tuncel’in sol eli sol aklı

29 Ekim 2018

Merak edip sordum. Bir ressamın en önemli sermayelerinden biri çalıştığı elidir. İyce Tuncel, sağ elini hem de en hassas noktasından bileğinden kırınca, başlamış düşünmeye “ben ne yapacağım” diye. Hastanede deneyince bakmış ki, sağlam olan sol eliyle de desenler çizebiliyor. Derken başlamış yavaş yavaş sol eliyle çalışmaya.
Peki, ressamlığa başladığından bu yana sağ eliyle çalışan bir sanatçı nasıl başardı bunu? Kendisine bunu sorduğumda, “Dur, ben seni telefonda lafa boğmayayım. En iyisi yazayım” dedi. Bu arada sol eliyle yaptığı çalışmalarını 2 Kasım’da Kent Sanat Galerisi’nde sergileyeceğini hatırlattı. Sol elle üretilince serginin ismi de, “Sol aklım” olmuş. Buyurun okuyun, sağ eliyle üreten bir ressam, sol elini kullanmaya nasıl başlamış, beyniyle ona nasıl hükmetmiş:
“Sağ el bilekte yedi kırık... Üç saat süren ameliyatla takılan platin tabaka, çiviler ve kanca... Bir ay sonra platine bağlı çivilerden birinin sebebi belirsiz bir şekilde kırılması ve sonrasında ikinci ameliyat. Her şey sil baştan. Ama bu defa kalçadan kemik takviyesi vesaire vesaire...



Bu iki satır son üç aylık zorlu, sancılı, alçılı dönemimin kısa bir özeti. Bu süreçte herkes bana sürekli olarak ‘Funda belki de dinlenmen gerek bir süre resim yapmaman sana iyi gelecek, zaten çok çalıştın’ diyordu. Oysa bilmiyorlardı ki, ben resim yaparak yaşıyorum, üretmezsem, mutsuz, amaçsız, sıradan depresif bir varlığa dönüşürüm.

Yazının devamı...