"Uğur Ergan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Uğur Ergan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Uğur Ergan

İtalya şöleni

21 Ekim 2019

Hekimköy sitesindeki Güler Sanat, Ankara’da görülmeye değer galerilerden biridir. Sergi anlayışı ve galerinin iç dizaynı, Türkiye’de pek görmeye alışık olmadığınız seviyedir. Ne demek istediğimi anlamanız için gidip bizzat Güler Sanat’ı görmeniz daha doğru olur. Ayrıca galerinin girişindeki cafe’de de hoş vakit geçirebilirsiniz.
Güler Sanat’ın bir diğer önemli özelliği de, yabancı sanatçıları Ankara’ya taşımasıdır. Galeri, 11 Ekim’de açılışı yapılan sergiyle genç kuşak İtalyan sanatçıları Ankaralı sanatseverlerle buluşturdu. İtalya Büyükelçiliği’nin destekleriyle gerçekleşen ve “Uzak Bir Yakınlıktan” adını taşıyan sergide Dione Roach, Federica Cogo, Flavia Tritto, Maria Luigia Gioffré ve Nicola Guastamacchia’nın Ankara’daki atölyelerinde ürettikleri işler sergileniyor. İtalya’nın Ankara Büyükelçisi Massimo Gaiani’nin açılışını yaptığı sergi, bu yıl 15’incisi düzenlenen “Çağdaş Sanat Günleri–Çağdaş İtalyan Sanatı” etkinlikleri kapsamında düzenlendi.
Güler Sanat’ın sanatçı misafir programıyla (artist-in-residence) bir ay süreyle atölyelerini Ankara’ya taşıyan İtalyan sanatçılar, Türkiye’ye olan bu ilk ziyaretlerini sanatsal üretimleri ile birleştirerek karma bir sergiyle izleyiciyle buluşturdu. İtalya’nın farklı bölgelerinden gelerek kendi sanat yaklaşımlarını Türkiye’deki deneyimleri ile harmanlayan sanatçıların ortaya koyduğu yeni eserler oldukça etkileyici. Serginin küratörlüğünü yapan sanat tarihçisi Kemal Orta’yla beraber İstanbul, Eskişehir, Ankara ve Kapadokya bölgesinde Türk sanatçıların atölyelerini ziyaret eden, müze, fuar ve bienal gibi birçok sanat etkinliğine katılan İtalyan grup, Türk sanat ortamını yakından tanıma ve gözlemleme fırsatı da bulmuş. Sanatçılar kendileri için yeni olan Türkiye’nin değişik yerlerinde geçirdikleri süre boyunca kent ve halkla yakın bir bağ kurarak mimari, kültürel ve sosyal izlenimlerini zenginleştirmişler.
Proje kapsamında başka bir kültür ve coğrafyadan, tarihi ve sosyo-kültürel açıdan yeni bir ortama gelen İtalyan sanatçılar, deneyimlerini sanatsal üretimlerinin bir parçası haline dönüştürdükleri görüşündeler. Bu kapsamda doğal olarak ortaya çıkan “uzak” ve “yakın” kavramları bireysel, toplumsal ve kültürel perspektifle sanatçıların gözünden irdelenmiş. Küratör Kemal Orta, 29 Kasım’a kadar sürecek olan sergiye “Uzak Bir Yakınlıktan” ismi verilmesinin hem kendisinin, hem de sanatçıların ortak fikri olduğunu belirterek, gerekçesini de şöyle dile getirdi:
“Hiçbir sanatçı bu sürede ahkam kesiyor olarak gözükmek istemedi. Bir yeri tam olarak anlamak için 5 hafta çok da yeterli bir süre değil. ‘Buradayız, yakınlık olarak sıfır noktasındayız ama dışarıdan gelen bir gözle çok uzaktayız, yaklaşmaya çalışıyoruz, bu çabanın içindeyiz’ mesajını vermek istediler. Uzak ve yakın kavramı hem bireysel hem sosyolojik hem toplumsal anlamda birkaç noktada sanatçıların pratiklerinde gelişti. Doğrusal bir anlatım değil tamamen hayatın kendisi buradaki çalışmalar.”
Bu arada yolunuz eğer İstanbul’a düşerse, Türkiye’de modern resmin kurucusu kabul edilen 1914 kuşağının en önemli ismi Avni Lifij’in ilk kez biraraya getirilen 800’den fazla eserinin de Sabancı Müzesi’nde 12 Ocak’a kadar görülebileceğini hatırlatmak isterim.

Yazının devamı...

Sezona merhaba

14 Ekim 2019

Aslında bu haftanın da geçmesini bekleyecektim ancak daha önce sosyal medya hesaplarımdan, “Ekim’in ortasından itibaren yeniden buluşacağız” duyurusu yaptığım için, sözümü yerine getirmek istedim. Çünkü bu coğrafyada bazı şeyleri fazla erteleme lüksünüz yok. Zaten erteledikçe de ipin ucunu iyice kaçırıyorsunuz. Türkiye’de gazetecilerin işi oldukça yoğundur. Birkaç işi bir anda yapmak ve birçok konuda bilgi sahibi olmak durumundasınız. Hatta öyle zamanlar vardır ki, hangi işi önce bitireceğinize dair kritik kararı verme durumunda kalırsınız. Çünkü zamana karşı yarışmaktasınız.
İşte böylesine bir ortamdan biraz uzaklaşmak için artık her yıl geleneksel hale getirdiğimiz, yakın dostlarla birlikte tatilimizi yaptıktan sonra Ankara’nın yine zamanı kovalamaktan yorgun düşüren ortamına döndük. Sevgili Kaan Akdoğan’ın yatıyla NTV Ankara Haber Müdürü Uğur Şevkat, Posta yazarı Murat Çelik ve Mehmet Gürbüz’le birlikte Göcek’in koylarını dolaşarak biraz enerji depoladık. Yüzmenin güneşlenmenin dışında, siyasi gelişmelerin yanı sıra hemen hepimiz özellikle resime meraklı olduğumuz için sanat dünyasının baş aktörleri olan ressamlar, galeriler, müzayedelerle ilgili fikir alışverişinde bulunup, değerlendirmeler yaptık. Göcek’ten ayrılırken limanda Bilkent’teki RC Art’ın sahibi Rahmi Çöğendez’i görmemiz de sürpriz oldu. Rahmi bey, Ankaralı kadın ressamlarla çalıştay yaptığı için Göcek’te olduğunu söyledi.
Asıl konumuza dönersek. Sezonun bir kaç hafta önce açıldığının farkındayım. Ama ben her zaman resim dünyasının Ekim ortasından itibaren canlanmaya başladığını düşünenlerdenim. Zaten çevreden duyduklarım da bu düşüncemi doğrular nitelikte. Bu yıl da mümkün oldukça düzenli şekilde pazartesi günleri bu köşede plastik sanatlara yer ayırmaya çalışacağız. Ama yazının başında verdiğim mesajı dikkate alın. Bu yoğun gündem içinde yazı yazmaya fırsat bulamayacağımız zamanlar olabilir. Bu nedenle bazı haftalar köşeye ara verebiliriz. En sağlıklı iletişim aracımız elektronik posta üzerinden yapılanı. Bu nedenle duyurularınızı daha önceki yıllarda olduğu gibi “uergan@hurriyet.com.tr” adresine gönderebilirsiniz. Gönderilen her bilgi ve duyurunun köşede yer alacağına dair bir kural ve garantinin olmadığını özellikle bilmenizi isterim. Kesin olan ise Ankara’da plastik sanatlarla ilgili tüm yenilikleri daha önceki yıllarda olduğu gibi yine Hürriyet Ankara’da okuyacak olmanız. Önümüzdeki haftalarda görüşme umuduyla sezon başlangıç yazısını sergi duyurularıyla noktalayalım.



KENTTE NE VAR?

Yapı Kredi Özel Koleksiyonu-14 Kasım’a kadar (ÇSM/Çankaya), Tanzer Arığ-21 Ekim’e kadar (Siyah Beyaz/ Kavaklıdere), Fatih Urunç-15 Ekim’de açılacak (Valör Sanat/Yıldız), Veysel Günay-Zafer Gençaydın-Canan Atalay-Chung Young İl-16 Ekim’de açılacak (Atlas Sanat/Cinnah Caddesi), Işıl Özışık-Gülay Yüksel-19 Ekim’de açılacak (Emin Antik/Kale), Fatih Kaya-Sami Gedik-Sinan Eronat-26 Ekim’e kadar (Nurol Sanat/Kavaklıdere), Cengiz Gürer-25 Ekim’de açılacak (Bilkent Üni. Sanat Galerisi), Sera Uzel-16 Ekim’de açılacak (Armoni Sanat/Yıldız), Yeliz Selvi-10 Kasım’a kadar (CerModern/Sıhhiye), Cüneyt Şenyavaş-29 Ekim’e kadar (Fırça Sanat/Hilal Mahallesi), Mehmet Alagöz-Hamid Alioğlu-Demet Kaya (heykel)-23 Ekim’e kadar (Galeri Soyut/Yıldız), Muzaffer Oruçoğlu-22 Ekim’de açılacak (Galeri Çankaya/Kızılay), Ender Güzey-8 Kasım’a kadar (Galeri M/Armada AVM), Emel Ertürk-31 Ekim’e kadar (İsmail Altınok Sanat Merkezi/Kolej), Hasibe Yavuz-25 Ekim’de açılacak (Rosetta Art/Hollanda Caddesi).

Yazının devamı...

Yaz molası

27 Mayıs 2019

Tatille birlikte sanat dünyası da yaz molası verecek. Dolayısıyla bu yazıyı da, mola yazısı olarak değerlendirin. Bu nedenle biraz kısa olacak. Aslı Kutluay’ın geçen cumartesi günü BoHo Art’ta (Kale) açılan sergisi 2 Haziran’a kadar sürecek. Kutluay, Ankara’ya, Ankaralı olmaya önem veren bir sanatçı. Türkiye’de sanatın her alanda yeşermesinde, Ankara’nın payının çok büyük ve önemli olduğunu düşünüyor. Bu düşüncesi nedeniyle ben kendisinden “Ankaralı sanatçı” olmayı anlatan bir yazı rica etmiştim. Biraz gecikmeli de olsa bu yazıyı gönderdi. Ama güncel etkinliklerin yoğunluğu nedeniyle bir türlü bu yazıyı köşeye taşımam mümkün olmadı. Zaman ne gösterir, bilemem. Ancak buralarda kalırsak, sonbahar ortalarında yeniden başlayacağımız sanat köşesinin ilk yazısı, Aslı’nın bu yazısı olacak.


Kutluay, ODTÜ Endüstriyel Tasarım Bölümü Lisans ve Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü Yüksek Lisans mezunu olması nedeniyle aynı zamanda tasarımcı da. Sanatında hayal kurmanın en önemli yaratıcılık ve yaşama sevinci olduğunu belirtiyor. Kendi yetiştiği coğrafyanın çıkmazlarını ve zenginliklerini gözlemleyip, buradaki içerikleri resim, heykel, tasarım ve düzenlemelerinde öyküleştiriyor. Kutluay’la ilgili geçmişte ne yazılıp, ne çizilmiş diye internette bakınırken, küratör ve sanat yayıncısı Tchera Niyego’nun söyledikleri dikkatimi çekti. Niyego, “Eğlence, Aslı Kutluay’ın çalışmalarını anlatan anahtar kelimedir. Aslında tüm işlerinde zarif bir şakacılık ve sevinç görülür. Coco Chanel, Kutluay’ın resmettiği birçok karakterde altını çizdiği bir arketiptir (model karakter). Aslı, çevresinin ona sağlayabildiğinden çok daha uçarıdır; sınırların ötesine geçmek ister. Sanatçının karakterlerinde, çevrelerindeki şiddet olasılığına karşı duruşlarında; görgülü güzelliklerinden, kırılganlıklarından ve özgür dişi çekiciliklerinden bir an bile ödün vermeyen siyaset, siyasal eylemcilik ve toplumdaki kendi cinsi için tanımlanmış rollere karşı saldırı tavrı sezilir. Kutluay aşk dolu şarkılar söyleyen dişi savaşçıyı temsil eder” sözleriyle Kutluay’ı tarif ediyor. Kutluay’ın sergisine gidin, izlerken gerçekten eğlenirsiniz.
Başlarken “kısa bir yazı olacak” demiştim. Herkese iyi bayramlar ve iyi tatiller. Umarım sonbahar ortalarında yeniden bu köşede buluşuruz. Sanatla, sevgiyle ve sağlıkla kalın.

KENTTE NE VAR?

Perincan-Reha Yalnızcık-11 Haziran’a kadar (Nurol Sanat/Güvenevler), Lütfiye Yazan-12 Haziran’a kadar (Fırça Sanat/Hilal Mahallesi), Fatih Ürunç-21 Haziran’a kadar (Bilkent Üniversitesi Sanat Galerisi), Frigyes König-20 Haziran’a kadar (Güler Sanat/Ümitköy), Kayıhan Keskinok-29 Haziran’a kadar (Keskinok Sanat Vakfı/Cinnah Caddesi), Rıfak Koçak-19 Haziran’a kadar (Galeri Soyut/Yıldız), Mustafa Salim Aktuğ-21 Haziran’a kadar (Atlas Sanat/Cinnah Caddesi), Mehmet Yılmaz-29 Haziran’a kadar (Detay Sanat/Kocatepe), Erhan Lanpir-20 Haziran’a kadar (Platform A/Taurus AVM), Sevil Karabay-Murat Erkan-18 Haziran’a kadar (Emin Antik/Kale), Büyülü Afrika-23 Haziran’a kadar (CerModern/Sıhhiye).

Yazının devamı...

Lütfiye Yazan’ın peyzaj çalışmaları

20 Mayıs 2019

Belli ki bu yıl da, siyasi açıdan oldukça sıcak bir yaz geçireceğiz. Tüm ülke, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararıyla 23 Haziran’da yenilenmesine karar verilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimine odaklanacak. YSK’nın kamuoyunda oldukça tartışılan yenileme kararı sonrası, bence 23 Haziran İstanbul seçimi olmanın çok ötesine geçti. Gerek iktidar, gerek muhalefet “Sonuçta bu İstanbul seçimi” dese de, benim kişisel gözlemim halkın önemli bir kesiminden farklı sinyallar geldiği yönünde. Her neyse, yaşayıp göreceğiz.
Konumuza dönersek...Geçmiş yazıları taradığımda, bu yıl çok sayıda kadın ressamın köşemize konuk olduğunu gördüm. Kadının sanata olan ilgisinin artması ve bu ilginin gazete sayfalarına yansıması önemli ve iyi bir şey. Ne yazık ki, yazmayı arzuladığım bir çok kadın ressama, bu sezon yer veremedim. Sonbahar ortalarında yeni sezon yazılarına onlarla başlama niyetindeyim.
Bu hafta da konuğumuz kadın ressamlardan Lütfiye Yazan. Nedeni de 22 Mayıs Çarşamba günü Fırça Sanat Galerisi’nde (Hilal Mahallesi) yeni kişisel sergisini açacak olması. Sanatçıyı, bir başka arkadaşıyla birlikte kullandığı atölyesinde ziyaret ederek konuştum. Sevimli ve benim gördüğüm dağınık olmayan nadir atölyelerden biriydi. Yazan, sanatsal açıdan ilginç bir kişilik. Çünkü ressamlığının yanı sıra ayakkabı ve kostüm tasarımları yapmak sanat yaşamında önemli bir yer tutuyor. Gazi Üniversitesi Resim Bölümü’nden mezun olduktan sonra birçok okulda resim, grafik tasarım ve ayakkabı tasarım öğretmeni olarak çalışmış. Kurucu başkanlığını da yaptığı ayakkabı tasarım eğitimi programları hazırlamış.



Yazan’ın resim serüveni lise yıllarında başlamış. Resime olan ilgisi öğretmenleri tarafından keşfedilen sanatçı, “Lisede öğretmenlerim sayesinde resim öğretmeni olmak istediğime karar verdim. O zamanlar öğretmenlerim sayesinde çok iyi bir alt yapı oluşturdum. Yüksek öğrenimimi de bu alanda yaparak hedefime ulaştım” diyor.

Yazının devamı...

Gizemli kadınlar

13 Mayıs 2019

Ben kendisiyle önce Art Ankara Fuarı’nda tanıştım. Sonra da kısa süre önce sona eren Bilkent Sanat Festivali’nde sohbet etme fırsatım oldu. Aslında, “Sohbet ettim demek” pek doğru olmaz. Çünkü Alpar, kendisini ve çalışmalarını anlatmayı seven bir sanatçı değil. Röportaj tarzı bir konuşma yapılacaksa, konuşamayacağını çünkü heyecanlandığını söyledi. Çekingen tavrından anladım zaten. Kendisini rahatlatmak için, o tuvalin başında resim yaparken, havadan sudan sohbet ederek ağzından aldım lafları. Çekingen tutumuyla ağzından ilk kelimeler çıkarken, aslında sanat tarzıyla ilgili ilk flaş cümleyi verdiğinin farkında bile değildi: “Kendimle ilgili konuşmayı sevmiyorum. Heyecanlanıyorum nedense. Resimlerimdeki kadınlar gibi. Bakın onlar da konuşmaz. Dikkat edin ağızları hep kapalıdır. Gözleriyle konuşur onlar. Benim gibi. Mutlular mı, hüzünlüler mi, endişeleri var mı, yok mu, gözlerine bakarak anlayabilirsiniz. Kim bilir belki de benim o anki ruh halim yansımıştır yüzlerine...”



Alpar’ın fırçasından çıkan kadınların gülümsemelerinin altında hüznü ve melankoliyi barındıran mağrur, zeki ve sorgulayıcı bakışları fark ederseniz. Kadınlar kimi zaman tek başınadır, kimi zaman da birkaçı birlikte. Çoğunlukla da soyutlanmış peyzaj önünde veya üzerinde kahve fincanı ya da vazonun pek eksik olmadığı sehpa yanında. Sanatçı çalışmalarının renkçi, figüratif ve naif nitelik taşıdığını vurguluyor. Resime ilk başladığı yıllarda peyzaja ağırlık vermiş. Resim yapma serüveninin başında daha gerçekçi iken, zaman içinde edindiği bilgi ve deneyimler sonrası çalışmalarında daha az detaycı bir yol izlemiş. Zamanla figüratif çalışmayı tercih etmiş. Şu an kadın figürlerinin arkasında zaman zaman soyut peyzajlara da yer veriyor. Picasso, Modigliani ve Klimt esin kaynağı olmuş Alpar’ın. Özellikle de Amedeo Modigliani. Figüratif çalışmaları başlarda detaycıyken, daha sonra yüzeysel soyutlamalar ve parçalamalara geçmiş; renkli resimden, renkçi ve soyutlamacı bir renk anlayışına yönelmiş.
Bir dönem galericilik de yapan Alpar, “Bir süre sonra anladım ki, galericilik benim işim değil. Galericilik ayrı, ressamlık ayrı. Galeriyi bundan böyle atölye olarak kullanmaya karar verdim. Çünkü önümde açacağım üç ayrı sergi var. Bunlar için sıkı şekilde çalışmalıyım” diyor.
Resim çalışmalarına Gür Dalkıran’la başlayan Alpar, daha sonra Gürcü ressam David Ugralidze ve Haluk Evitan ile devam etmiş. Eserlerindeki güçlü dokuyu Evitan’dan öğrendiklerine borçlu olduğunu söyleyen Alpar’ın yanından aynılırken çekingen tavrıyla dile getirdiği “Aslında gizemli kadınlar esin kaynağım” sözleri, bir anlamda hayatının da gizemlerle dolu olduğunu ortaya koyuyordu.

Yazının devamı...

Hümeyra sergisi

6 Mayıs 2019

Kemal’in, bir diğer ünlü şair Nazım Hikmet’in annesi Celile’ye olan aşkının ardından öylece bakakalışını anlatır o şiir. Rivayet odur ki, o zaman genç Bahriyeli olan Nazım Hikmet, annesinin Kemal’le evlenmesine karşı çıkar. Ancak Kemal, Celile Hanıma olan sevgisini, sevgilisinin Heybeliada’dan gemiyle ayrılışını anlatan “Sessiz Gemi” şiiriyle ölümsüzleştirir. Bu hüzünlü hikayenin ayrıntısını internette bulabilirsiniz.
Ama “Sessiz Gemi” denilince akıllara önce kadife sesiyle Hümeyra gelir. Evet, evet, “Avrupa Yakası”, “Muhteşem Yüzyıl” dizilerinden tanıdığınız, hani hepinizin hiç saklamadan hıçkıra, hıçkıra ağlayıp kızarmış sulu gözlerle çıktığınız Çağan Irmak’ın unutulmaz filmleri “Babam ve Oğlum”daki babaanne, “Dedemin İnsanların”daki Peruzat rolünü oynayan Hümeyra’dan bahsetmek istiyorum sizlere. 1969 yılından bu yana kuşaklararası bir sanatçı olan Hümeyra, bu kez resimleriyle ilk kez Ankaralı sanatseverlerin karşısına çıkıyor. Hümeyra, sanat yolculuğunun 50. yılında kişisel sergisiyle doğduğu şehir olan Ankara’ya dönüyor. İlk kişisel sergisini geçen yıl İstanbul’da açan Hümeyra’nın ikinci kişisel sergisi, Armoni Sanat Galerisi’nde (Yıldız) 8 Mayıs Çarşamba günü açılacak.



Sanatseverler bu sergide sanatçının, soyut figuratif, son dönem çalışmalarını izleyecekler. “Bu sergi, benim Ankara’ya saygı duruşumdur” diyen Hümeyra’nın resimle ilgisi lise yıllarına dayanıyor. Lisede ağırlıklı grafik dersleri alan sanatçı, 1970’lerde hem kendisinin, hem dönemin diğer popüler şarkıcıları için plak kapaklarını tasarlamış. 1999-2001 arasında Berkeley’de çeşitli resim ve sanat atölyelerinde eğitim gören sanatçı, Türkiye’ye dönüşünün ardından Yusuf Taktak’ın atölyesinde resim çalışmalarına başlamış. Orhan Taylan atölyesinde de çalışan Hümeyra, resim çalışmalarına İstanbul’da kendi atölyesinde devam ediyor.
Hümeyra’nın eserleri ağırlıklı soyut kadın figürlerinden oluşuyor. Kadınların yüzünde ve gözlerinde hüzün de görebilirsiniz, sevinç de. Aslında bu resimlerde neyi, nasıl görmek istediğinize bağlı. İstanbul’da açılan ilk sergiyle ilgi kendisiyle yapılan söyleşileri okuduğumda, Hümeyra’nın “Neden kadın?” sorusuna verdiği yanıtları şöyle derleyebilmek mümkün:

Yazının devamı...

Mustafa Ayaz’ın Kadınları

29 Nisan 2019

Nilay Ayaz’dan gelen “Mustafa Ayaz, ‘İlişkisizlerin ilişkisi-II’ resim sergisi, 2 Mayıs Perşembe günü Mustafa Ayaz Müzesi’nde açılıyor” mesajı bu haftaki kurtarıcım oldu. Aslında her yıl, sergi açsın açmasın Ayaz hocaya bu köşede yer vermeye özen gösteriyorum. Yeni serginin açılışı tam denk geldi.



Serginin ismi, Ayaz’ın kadınlardan hiç vazgeçme niyetinde olmadığını ortaya koyuyor. İyi de yapıyor. Ayaz’ın neden kadınlardan vazgeçmediğinin yanıtı, onun yaşamını ve sanatını anlatan 278 sayfalık ‘Mustafa Ayaz’ kitabında şöyle veriliyor: “Ayaz’ın kadınları, kaynağını Anadolu’dan alan binlerce yıllık bir kültür yapısının sanatsal genlere dönüşmüş ürünüdür. Koyu-açık ve çizgi değerlerin ince geçişleriyle kadınsallığın tüm renkliliğini ve dokusal yumuşaklığını duyumsatan bu duyarlılığın altında, kadının gizemli evrenine olan ulaşılmazlığın çekiciliği ve duyduğu saygı yatar. Mitoslaştırdığı kadınlarındaki saf ve temiz bir erotiklik görkemi Ayaz’ın figürlerinin özelliğini oluşturmaktadır. Ağır basan bu erotik duyguların dışa vurumuna yalın bir anlatım yolu olarak figüratif yorum anlayışının seçimi, sanatçının kendine uygun bir biçim dilini seçenek olarak benimsemesiyle ilgilidir. Önceleri renk ve boya maddesinin serüvenine ve plastik olanaklarının araştırılmasına dayanan soyut çalışmalara büyük ölçüde önem ve yer veren sanatçının, 1970’li yılların ortalarında çizgisel anlayışa dayanan figürlü bir anlatım da yer vermeye başladığı görülmektedir.”
Ayaz’ın en önemli özelliklerinden biri de, eserlerinde kendisine yer vermesi ve bunun tuvale yansıttığı modelleriyle bir bağlantısının olması. Bunun nedeni de aynı kitapta şöyle anlatılıyor: “Kişisel portreleri dışında ressamların, tablolarında kendilerine yer vermeleri sanatın tarihi içinde geride kaldığı genel kanı olmakla birlikte, Ayaz’ın her kompozisyonunda bir biçimde, ya modelin yanında kendine yer vermesi ya da resmin bir köşesine belli belirsiz de olsa çırpıştırması, onun resimlerinin değişmez nişanıdır neredeyse. Çoğunlukla arka planda belli belirsiz yer alan kendi portreleri, esin kaynağı olan modellerinden ya da imgelemenin yarattığı güzel kadın figürlerinden bağımsız olarak yer almazlar. Resmin ana motifini oluşturan kadın figürleri hep ön planda yer alarak, ressamın kendilerine dikkatle baktığının farkında oldukları izlenimini veren bir yüz anlatımına sahiptirler. Onun resimlerinde kadınlar beğenilmek, kendilerini ressama beğendirmek için oradadırlar sanki. Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa’sı ne ise, Ayaz’ın kadın figürleri de odur. Mona Lisa gibi baştan çıkarıcı muzip bir erotiklikle bakar gibidirler.” Ayaz hoca ne zaman görse, “Sergiyi boşver, müzeyi ön plana çıkar” der sürekli. “Yazdım ya hocam kaç defa” desem de, “Bir daha yazmanın zararı yok” yanıtını verir. Müze bölümü de aynı kitaptan: “Müzelerin eski yapıt ya da sanat mezarlığı değil, en az okullar kadar eğitimsel işleve sahip olduğunun bilincinde olan bir eğitimci olarak Ayaz, bir müze dolduracak sayıdaki yapıtlarından başka, gelecek kuşaklara ışık tutacak bir kültür merkezini de armağan etme erdemini gösterebilmiştir. Ülkemizde sanatçılar adına ya da anısına kişisel olarak veya çeşitli kurumlar, kuruluşlar tarafından mekanlar ve müzeler düzenlenmekle birlikte, hiçbir destek ve yardım almadan, salt müze ve sanat merkezi olarak tasarlanmış olan bu yapıyla bir ilki de gerçekleştirmiş oluyor Ayaz. Böylece yalnız bir sanatçı olarak yapıtlarıyla değil, aynı zamanda kamunun yararlanabileceği bir kültür hizmetinden dolayı da adını tarihe daha şimdiden yazdırmıştır.” Bu yazıda son sözüm, hem sergiye gidin, hem de müzeyi gezin.

Yazının devamı...

Ankara sanatla renkleniyor

22 Nisan 2019

Yarın da Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlayacağız. 23 Nisan, hepimize kutlu olsun. Bu güzel bayramı kutlayacağımız hafta, 27 Nisan’da Bilkent’te başlayacak Sanat Festivali ile başkent daha da renklenecek. 
Bu yıl üçüncüsü yapılacak olan Bilkent Sanat Festivali, 5 Mayıs’a kadar sürecek. Festival canlı performansları, müzik dinletileri, dans gösterileri, atölyeleri ile dokuz gün boyunca sanatseverlere zengin bir program sunacak. Sanatın geniş kitleler tarafından sevilmesini ve gelişmesini sağlamak için birbirinden değişik projelere ev sahipliği yapan Bilkent Sanat Sokağı kurucusu Rahmi Çöğendez’in yönetiminde gerçekleşecek festivalde plastik sanatlar disiplinlerinde yerli-yabancı 78 sanatçı canlı performanslarıyla Bilkent Center’da olacak. Türkiye’nin yanı sıra Ukrayna, İspanya, Kuveyt, Yunanistan, Umman, İran, Makedonya ve Gürcistan’dan sanatçıların da katılacak olması nedeniyle festival uluslararası kimliğe bürünecek. Festival öncesi Çöğendez’le konuşma fırsatım oldu. Bilkent Center yönetiminin verdiği desteğin projenin devamlılığında önemli rol oynadığını ifade eden Çöğendez, proje çalışma arkadaşlarına ve tüm sanatçı dostlarına katkılarından dolayı minnettar olduğunu özellikle vurguladı. Çöğendez, festivalin sosyal sorumluluk ayağına da dikkat çekerek şunları anlattı:
“Bu başlangıçta bir Bilkent projesiydi. Geçen yıl ise bana göre tüm kenti hareketlendiren ‘Ankara Sanat Festivali’ne dönüştü. Bu yıl festivali daha coşkulu şekilde kutlayacağız. Ankaralılara yeni bir soluk ve ruh katan festival, ülkemize gelen misafir sanatçıların başkentin dokusunu, sanat ortamını keşfetmesine de olanak sağlayacak. Sanat üretimini, izleyicisini destekleyen, yani geleceğin sanatçılarına yol açan ve sanatseverlere temas eden festivalde sosyal sorumluluk projelerini de unutmuyoruz. Bu yıl Türk Eğitim Vakfı (TEV) ile bir araya gelerek geleceğin sanatçıları için festival kapsamında özel bir çalışmaya imza atacağız. TEV ile birlikte gerçekleşecek ‘Bluebrush/ Mavifırça’ etkinliği ile sanat eğitimi alan başarılı öğrencilere RC Sanat Fonu ile bağış sağlanacak.”
Bu yıl plastik sanatların dışında özellikle programa yoğun şekilde sahne sanatları eklenen festivalin açılış programında müzik ve dans gösterileri başrolde olacak. Resim atölyelerinin yanı sıra her yıl olduğu gibi bu yılda “Dans Et” ekibinin eğlenceli dans gösterisi, Türkiye Barolar Birliği Türk Halk Müziği Topluluğu’nun konser ve Seğmenler gösterisi ile tüm gün müzik dinletileri olacak festivalin açılışı ise Musa Göçmen Orkestrası ve Ömer Türkmenoğlu ile yapılacak. Sanatseverler nitelikli bir içerikle “Herkes için sanat” sloganıyla yola çıkan festival açılışının ardından Orhan Cebrailoğlu ve Deniz Soykan’ın etkileyici sanat performansına, “Koleksiyoncu” oyununun sanatçıları Berkan Şal ve Özbir Erciyas ile tiyatro söyleşisine, sessiz müzayede etkinliklerine ve özel “DJ” performanslarına tanıklık edecekler.

KENTTE NE VAR?

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle birçok galeride, çocuk konusunun işlendiği karma sergiler açılıyor. Ayrıca yetenekli çocukların fırçasından çıkmış resimler de sergileniyor. Diğer bazı sergiler de şöyle: Akın Ekici-8 Mayıs’a kadar (Akçaoğlu Art/Üsküp Cad.), Asaf Erdemli-12 Mayıs’a kadar (CerModern/Sıhhiye), Ayşegül Yarar-24 Nisan’da açılacak (Fırça Sanat/Hilal Mah.), Gültekin Serbest (resim)-Funda Açıkgöz (seramik)-13 Mayıs’a kadar (Emin antik/Kale), İsmet Birsel-1 Mayıs’a kadar (Medya Sanat/Çankaya), Eslina Abacı-Yarın açılacak (Ata Sanat/Ulus), N.Seydi Ferahoğlu-4 Mayıs’a kadar (Grup Sanat/Hollanda Cad.), Hasan Mutlu-2 Mayıs’a kadar (BoHo Art/Kale), Vicdan Nalbur-İnal Uşşaklı-4 Mayıs’a kadar (Galeri Akdeniz/Yıldız), Filiz Çarkoğlu-3 Mayıs’a kadar (Galeri Çankaya/Kızılay), Tansel Türkdoğan-A.Fatih Küçükosmanoğlu-Azimet Karaman(Heykel)-27 Nisan’a kadar (Galeri Soyut/Yıldız), Mihriye Dinçer (heykel)-30 Nisan’a kadar (Galeri Z/Samanpazarı), Gamze Şiriner-9 Mayıs’a kadar (Platform A/Taurus AVM), Emin Güler-30 Nisan’a kadar (Valör Sanat/Yıldız).

Yazının devamı...