"Dodo" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Dodo" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Dodo

O özel bir kadın

29 Nisan 2004
Bu sadece benim fikrim değil, herkesin düşüncesi. Eğer hiç tanımıyorsanız, lütfen yarın 10.00-13.00 arası Power FM’i dinleyin, Rana’nın verdiği enerjiyi (keşke bakışlarını da görebilseniz), hayat felsefesini hissedeceksiniz. Cidden mutlu mutsuz, zengin fakir, kadın erkek herkes kendindeki yanlışı doğruyu fark edecektir. Bu benim üçüncü haftam, ilk yazımı okuyup şu mesajı çekmiş: ‘Bugün Milano’dan geldim, uçakta gördüm! ‘3. Göz’ çok iddialı bir isim. Sen bu farkındalığı ve farkı yaratabilecek donanım ve güçtesin. Rast gelsin Dodo’m.’

Evet benim için çok önemli doğru. Ben kötü günler geçirdiğimde Rana hep yanımdaydı. Hastanede Rana Pirinççioğlu-Deniz Karamehmet ve Pelin Mutlu Pestilci hep başucumda. Reiki’lerle beni ayağa diktiler. Kalp-damar doktorum Prof.Dr. Kürşat Bozkurt bile şaşırdı. ‘Nasıl ayaklandın anlamadım’ diyordu. Kısacası önemli bir varlık Rana Pirinççioğlu.

Hakan ve 19

Hakan Karahan’ı tahmin ediyorum birçok kişi tanır, tanımayanlar da tanımalı. Ben Hakan deyince Akbank’ta yöneticilik, siyah kuşak 3. dan aikidocu, son olarak da yazar. Ama bence en önemlisi iyi bir insan. Yeni kitabı Alfa Yayınları’ndan ‘19 - Bu Bir Feramuz Güvenlik Macerasıdır’. Daha yeni geldiği için okumadım. Sakın gazetede yazıyorum diye yolladı sanmayın. 4 yıldır imzalar, güzel duygularını yazar. Çünkü ben uğuruyum.

İki haftasonu önerisi: Sedir ve Kalyon

Pazar günü Ortaköy’deydim, çok keyifliydi. Hava muhteşemdi, yabancı misafirlerimiz vardı. Hiç görmemişler, bayıldılar. Sedir Cafe’ye gittik. Çok keyifli bir yer. Ben daha önceden birkaç kez gitmiştim. Muhteşem bir binayı alıp restore etmişler, ama tam anlamıyla eskiye sadık kalınarak. Sanki yaşlı bir ailenin evine gidilmiş gibi. Burayı Kemer Country Group açmış. Yani Edinler... Eğer yanlış bilmiyorsam, Ortaköy’deki en muhteşem binanın da sahipleri. Tam iskelenin yanındaki o görkemli yapı... Dolmabahçe ya da Çırağan Sarayı’nı yapan mimarların saray bitene kadar yaşamaları için inşa edilmiş o görkemli muhteşem yapı. İnsanlara verilen değere bak, inanılmaz.

Biz Sedir Cafe’de otururken bir kadın çığlığı duyduk. Meğerse 12 yaşlarında bir çocuk hatunun çantasını çalmış, ama kadının çığlıklarından ürkmüş olacak ki hemen yakalandı. Aman, her kafadan bir ses anlatamam. Biri dövün, biri serbest bırakın, biri asın... Kıyamet kopuyor. Polisler geldi, götürdüler. Yaşı küçük, polis ne yapsın. Yasa bırakıyor.

***

Az kalsın unutuyordum, geçen cumartesi doktorumla Samatya’daki Kalyon Otel’de öğle yemeği yedik, inanılmazdı. Cidden bravo. Muhteşem bir servis, harika yemekler, beyaz kolalı masa örtüleri, keyifli bir manzara. Gelen insanları görünce inanın şaşırdım. Türkiye’ye bu kadar kaliteli turist geliyor mu diye düşündüm. Diğer insanlar da kaliteliydi. Aklınızda olsun, fiyatlar da mantıklı.

Sedir Tel: 0.212 327 98 70

Kalyon Tel: 0.212 517 44 00

Sigara içenler için bir küçük uyarı

‘Şu sigara ne gereksiz bir şeydir, içenlere anlam veremiyorum’
diyemeyeceğim. Ben nasıl gırtlağımı tutamıyorsam, sigara da öyle diye düşünüyorum. Ama onun o kokusu beni delirtmeye ve uyutmaya yetiyor. Philip Morris de aşağıdaki gibi bir prospektüs verdiğine göre durumun vahimliğini düşünün:

***

Philip Morris International’dan açıklama... Buradaki bilgileri, sigaranın sağlık üzerindeki etkileri, bağımlılık ve gençlerin sigara içmesinin önlenmesi gibi önemli konuları iletmek üzere gösterdiğimiz çabaların bir parçası olarak sunmaktayız. Sağlıkla ilgili tüm konularda olduğu gibi, sigaranın zararları ve sigarayı bırakma konularında da doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Sigara içmek bağımlılık yaratır ve tehlikelidir. Sigara kullanımı akciğer kanseri, kalp hastalıkları ve amfizem gibi birçok ciddi ve ölümcül hastalığa neden olmaktadır. Sigara yüzünden bir hastalığa yakalanma riskiniz çok yüksektir.

Sigaranın sizin sağlığınızı etkilemeyeceğini asla düşünmeyin.

Eğer hamile iseniz, kesinlikle sigara içmemelisiniz. Hamileyken sigara içmeniz halinde, bebeğiniz bu durumdan zarar görebilir ve sigara, başka birçok sorunun yanı sıra, düşük kilolu doğuma neden olur.

Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu da dahil olmak üzere kamu sağlığı yetkilileri, çevreye yayılan sigara dumanının (pasif içim) sigara kullanmayan kişilerde hastalıklara neden olduğu veya bu kişilerin hastalığa yakalanma riskini artırdığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle, sigara içilen yerlerde bulunup bulunmamaya veya sigara içiyorsanız başkalarıyla beraberken ne zaman ve nerede sigara içeceğinize, bu hususları gözönünde bulundurarak karar vermeniz gerekmektedir.

Çocuklar sigara dumanından çok daha fazla etkilenebildiği için onların yanında sigara içmeyin.

Sigarayı bırakmanız hastalıklara yakalanma riskinizi büyük ölçüde azaltır.

Sigarayı bırakmak zor olabilir, ama imkánsız değildir. Bu konuda doktorunuzdan, sağlık kliniklerinden veya eczacınızdan yardım ve tavsiye alabilirsiniz.

Ne varsa doğada var

Cilt için HBK yağı: Cilt kırışıklıklarını yok ediyor, nemlendiriyor, en önemlisi hücre yeniliyor. A, B, E vitamini var. H-havuç, B-buğday, K-kayısı yağı... Tam 10 yıldır kullanıyorum. Ama yine de cilt doktorunuza sorun. Tel: (0 212) 233 51 44
Yazının devamı...

O özel bir kadın

29 Nisan 2004
Rana Pirinççioğlu... Onu tanımak hele dostu olmak çooook büyük bir ayrıcalıktır.Bu sadece benim fikrim değil, herkesin düşüncesi. Eğer hiç tanımıyorsanız, lütfen yarın 10.00-13.00 arası Power FM’i dinleyin, Rana’nın verdiği enerjiyi (keşke bakışlarını da görebilseniz), hayat felsefesini hissedeceksiniz. Cidden mutlu mutsuz, zengin fakir, kadın erkek herkes kendindeki yanlışı doğruyu fark edecektir. Bu benim üçüncü haftam, ilk yazımı okuyup şu mesajı çekmiş: ‘Bugün Milano’dan geldim, uçakta gördüm! ‘3. Göz’ çok iddialı bir isim. Sen bu farkındalığı ve farkı yaratabilecek donanım ve güçtesin. Rast gelsin Dodo’m.’Evet benim için çok önemli doğru. Ben kötü günler geçirdiğimde Rana hep yanımdaydı. Hastanede Rana Pirinççioğlu-Deniz Karamehmet ve Pelin Mutlu Pestilci hep başucumda. Reiki’lerle beni ayağa diktiler. Kalp-damar doktorum Prof.Dr. Kürşat Bozkurt bile şaşırdı. ‘Nasıl ayaklandın anlamadım’ diyordu. Kısacası önemli bir varlık Rana Pirinççioğlu.Hakan ve 19Hakan Karahan’ı tahmin ediyorum birçok kişi tanır, tanımayanlar da tanımalı. Ben Hakan deyince Akbank’ta yöneticilik, siyah kuşak 3. dan aikidocu, son olarak da yazar. Ama bence en önemlisi iyi bir insan. Yeni kitabı Alfa Yayınları’ndan ‘19 - Bu Bir Feramuz Güvenlik Macerasıdır’. Daha yeni geldiği için okumadım. Sakın gazetede yazıyorum diye yolladı sanmayın. 4 yıldır imzalar, güzel duygularını yazar. Çünkü ben uğuruyum.İki haftasonu önerisi: Sedir ve KalyonPazar günü Ortaköy’deydim, çok keyifliydi. Hava muhteşemdi, yabancı misafirlerimiz vardı. Hiç görmemişler, bayıldılar. Sedir Cafe’ye gittik. Çok keyifli bir yer. Ben daha önceden birkaç kez gitmiştim. Muhteşem bir binayı alıp restore etmişler, ama tam anlamıyla eskiye sadık kalınarak. Sanki yaşlı bir ailenin evine gidilmiş gibi. Burayı Kemer Country Group açmış. Yani Edinler... Eğer yanlış bilmiyorsam, Ortaköy’deki en muhteşem binanın da sahipleri. Tam iskelenin yanındaki o görkemli yapı... Dolmabahçe ya da Çırağan Sarayı’nı yapan mimarların saray bitene kadar yaşamaları için inşa edilmiş o görkemli muhteşem yapı. İnsanlara verilen değere bak, inanılmaz.Biz Sedir Cafe’de otururken bir kadın çığlığı duyduk. Meğerse 12 yaşlarında bir çocuk hatunun çantasını çalmış, ama kadının çığlıklarından ürkmüş olacak ki hemen yakalandı. Aman, her kafadan bir ses anlatamam. Biri dövün, biri serbest bırakın, biri asın... Kıyamet kopuyor. Polisler geldi, götürdüler. Yaşı küçük, polis ne yapsın. Yasa bırakıyor.***Az kalsın unutuyordum, geçen cumartesi doktorumla Samatya’daki Kalyon Otel’de öğle yemeği yedik, inanılmazdı. Cidden bravo. Muhteşem bir servis, harika yemekler, beyaz kolalı masa örtüleri, keyifli bir manzara. Gelen insanları görünce inanın şaşırdım. Türkiye’ye bu kadar kaliteli turist geliyor mu diye düşündüm. Diğer insanlar da kaliteliydi. Aklınızda olsun, fiyatlar da mantıklı.Sedir Tel: 0.212 327 98 70Kalyon Tel: 0.212 517 44 00Sigara içenler için bir küçük uyarı‘Şu sigara ne gereksiz bir şeydir, içenlere anlam veremiyorum’ diyemeyeceğim. Ben nasıl gırtlağımı tutamıyorsam, sigara da öyle diye düşünüyorum. Ama onun o kokusu beni delirtmeye ve uyutmaya yetiyor. Philip Morris de aşağıdaki gibi bir prospektüs verdiğine göre durumun vahimliğini düşünün:***Philip Morris International’dan açıklama... Buradaki bilgileri, sigaranın sağlık üzerindeki etkileri, bağımlılık ve gençlerin sigara içmesinin önlenmesi gibi önemli konuları iletmek üzere gösterdiğimiz çabaların bir parçası olarak sunmaktayız. Sağlıkla ilgili tüm konularda olduğu gibi, sigaranın zararları ve sigarayı bırakma konularında da doktorunuza danışmanız gerekmektedir.Sigara içmek bağımlılık yaratır ve tehlikelidir. Sigara kullanımı akciğer kanseri, kalp hastalıkları ve amfizem gibi birçok ciddi ve ölümcül hastalığa neden olmaktadır. Sigara yüzünden bir hastalığa yakalanma riskiniz çok yüksektir.Sigaranın sizin sağlığınızı etkilemeyeceğini asla düşünmeyin.Eğer hamile iseniz, kesinlikle sigara içmemelisiniz. Hamileyken sigara içmeniz halinde, bebeğiniz bu durumdan zarar görebilir ve sigara, başka birçok sorunun yanı sıra, düşük kilolu doğuma neden olur.Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu da dahil olmak üzere kamu sağlığı yetkilileri, çevreye yayılan sigara dumanının (pasif içim) sigara kullanmayan kişilerde hastalıklara neden olduğu veya bu kişilerin hastalığa yakalanma riskini artırdığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle, sigara içilen yerlerde bulunup bulunmamaya veya sigara içiyorsanız başkalarıyla beraberken ne zaman ve nerede sigara içeceğinize, bu hususları gözönünde bulundurarak karar vermeniz gerekmektedir.Çocuklar sigara dumanından çok daha fazla etkilenebildiği için onların yanında sigara içmeyin.Sigarayı bırakmanız hastalıklara yakalanma riskinizi büyük ölçüde azaltır.Sigarayı bırakmak zor olabilir, ama imkánsız değildir. Bu konuda doktorunuzdan, sağlık kliniklerinden veya eczacınızdan yardım ve tavsiye alabilirsiniz.Ne varsa doğada varCilt için HBK yağı: Cilt kırışıklıklarını yok ediyor, nemlendiriyor, en önemlisi hücre yeniliyor. A, B, E vitamini var. H-havuç, B-buğday, K-kayısı yağı... Tam 10 yıldır kullanıyorum. Ama yine de cilt doktorunuza sorun. Tel: (0 212) 233 51 44
Yazının devamı...

Kampanya başlatıyorum... Numaranız görünür olsun

22 Nisan 2004
Yazımı teslim edeceğim günden bir gün önce okudum ve yazdım, Klasik Dodo ruhu son anda yaratma gücüm gelişiyor. Tam yazımı yazarken telefonum çaldı. Baktım gizli numara, açmadım. 10 yıldır aynı numaramı kullanıyorum ve çaldırdığım zaman aradığım numarada kocaman DODO yazıyor. İstiyorlarsa ve müsaitlerse açıyorlar ya da sonra Beyaz’ın dediği gibi ‘Döncem sana’ diyorlar. Hiç anlamıyorum. Neden gizli numara? Kendinden bir şüphen mi var? Neden aradığında kocaman ismin yazsa, şahsiyetin çıksa, demek bir problem var... neyse. Kampanya başlatıyorum. Herkes numarasını görünür yapsın. Evet bu toplumsal problemi de çözdükten sonra konuyu kapatalım.

***

Gelelim beni günlerdir düşündüren olaya. Beyoğlu’na bayılıyorum. Rengárenk her insan karakterini görmek mümkün. Muhteşem oluyor, mesela Nişantaşı’nda bu insanların % 85’i aynı. Beyoğlu’nda geçen gün New York’ta insanların girmek için kuyrukta bekledikleri bir mağazaya girdim. Gümbür gümbür müzik çalıyor, insan bir şey seçemiyor. Zor zor alışveriş yaptım. Kasaya indim. Ödeme yaparken aniden müzik kesildi. Sesli olarak ohh beee dedim, ama bu müzik sessizliği uzun sürünce dayanamadım. Görevliye sordum. Beynimi mi okudunuz da bangır bangır müziği kapattınız diye, ‘Yooo, ezan okunuyor’ dedi!..

Butik okulların adresi Güliz

Bu hafta yaz geliyor diye yurtdışındaki lisan okulları hakkında bilgi vermek istedim. Türkiye’nin en güzel annesi Güliz Onursal’ın dünyanın çok özel ve en seçkin okullarında butik eğilimler veren şirketinden bahsetmek istedim. ‘Japonu en iyi Japon anlar’ derler ya, bunu da en iyi Güliz anlar. Neden mi? Çünkü ikizlerini en iyi şekilde yetiştiriyor olmasından! Güliz ve Yeşne, dünyanın en iyi lisan okulu ve liselerine Türkiye kontenjanından, çocuklara iyi bir gelecek sağlamak için bir şirket kurdular. 3 sezondur herkes onların aracılığıyla çocuklarını yolluyor. İngiltere’de Hurtwood House, Millfield, Harrow House, İsviçre Zuos Lyceum Alpinunm, Les Elfes Fransa Ecole des Roches, Avusturya Sacre Coewr, İtalya Lingua Viva bunlar benim aklımda kalanlar. Bir özendim anlatamam. Ben herhalde İtalya’da Zinguaviva Group’ta fotoğraf okumak isterdim. Of of of... Geçti dedim de neden geçsin ki, daha liseyi yeni bitirdim.

Bu da çoook moda Birkenstock

Madonna, Prenses Carolina, Galliano, Barış Berker, Til Schweiger, Bill Clinton, Dodo, M.Jackson, Heidi Klum bunlar aklıma gelenler. Bu yılın erkek tasarımını M.Jackson, kadını da Heidi Klum yapmış. 2’nci kez. Türkiye’de yayınlandı mı bilemiyorum, ama Heidi Klum anadan üryan bir kılıkta tanıtmıştı kendi tasarladığı modelini. (Nişantaşı’nda Şakayık Sokak’ta açılmış Birkenstock hemen 2 tane edinildi.)

Çocuk festivalini kaçırmayalım

Yarın 23 Nisan, neşe doluyor insan... Dün Burger King’te Chicken Deluxe yedim. Diyetimi bozup, meğerse yeni çıkmış süperdi. Hamburgerle 23 Nisan’ın alakası ne demeyin. Çok war. 23- 24 Nisan’da Park Orman’da Çocuk Festivali varmış. Aynı zamanda lunapark ve çocuk tiyatroları. Hem de giriş ücretsiz. Tüm anne ve babalar demek ki çocuklarınızı oraya götürüyorsunuz. Geçen hafta sünnet olmuştum. Demek ki ben de bedava girebilirim bu partiye.

Wanna’nın garsonları...

Gönül Madra’nın Londra’ya dönmeden son gecesiydi. Wan-na’da yemek yedik. Zeynep Madra, Nahide, ben, Gönül ve İstanbul’un en yakışıklı mimarı ile. Wan-na çok keyifli bir yer. İnsan kendini New York’ta zannediyor. Levent’ler (Levent- Rıza Büyükuğur) bu işi biliyorlar. Ve dekorasyonu da çok keyifli, kim yaptı bilmiyorum. Aynı benim yaptığım yerler gibi... Garsonlar müşterilerden çok daha yakışıklı ve güleryüzlü ve espritüeller ama mesafeli tabii. Bazı garsonlar mesafe koyamıyor, işin cılkını çıkarıyorlar. Haftaya görüşmek üzere. Sizi seviyorum, siz de insanları ve tüm canlıları sevin...
Yazının devamı...

Kampanya başlatıyorum... Numaranız görünür olsun

22 Nisan 2004
Aman ilk gün ne yazacağım, nasıl başlayacağım diye 15 gün düşündüm.Yazımı teslim edeceğim günden bir gün önce okudum ve yazdım, Klasik Dodo ruhu son anda yaratma gücüm gelişiyor. Tam yazımı yazarken telefonum çaldı. Baktım gizli numara, açmadım. 10 yıldır aynı numaramı kullanıyorum ve çaldırdığım zaman aradığım numarada kocaman DODO yazıyor. İstiyorlarsa ve müsaitlerse açıyorlar ya da sonra Beyaz’ın dediği gibi ‘Döncem sana’ diyorlar. Hiç anlamıyorum. Neden gizli numara? Kendinden bir şüphen mi var? Neden aradığında kocaman ismin yazsa, şahsiyetin çıksa, demek bir problem var... neyse. Kampanya başlatıyorum. Herkes numarasını görünür yapsın. Evet bu toplumsal problemi de çözdükten sonra konuyu kapatalım.*** Gelelim beni günlerdir düşündüren olaya. Beyoğlu’na bayılıyorum. Rengárenk her insan karakterini görmek mümkün. Muhteşem oluyor, mesela Nişantaşı’nda bu insanların % 85’i aynı. Beyoğlu’nda geçen gün New York’ta insanların girmek için kuyrukta bekledikleri bir mağazaya girdim. Gümbür gümbür müzik çalıyor, insan bir şey seçemiyor. Zor zor alışveriş yaptım. Kasaya indim. Ödeme yaparken aniden müzik kesildi. Sesli olarak ohh beee dedim, ama bu müzik sessizliği uzun sürünce dayanamadım. Görevliye sordum. Beynimi mi okudunuz da bangır bangır müziği kapattınız diye, ‘Yooo, ezan okunuyor’ dedi!..Butik okulların adresi GülizBu hafta yaz geliyor diye yurtdışındaki lisan okulları hakkında bilgi vermek istedim. Türkiye’nin en güzel annesi Güliz Onursal’ın dünyanın çok özel ve en seçkin okullarında butik eğilimler veren şirketinden bahsetmek istedim. ‘Japonu en iyi Japon anlar’ derler ya, bunu da en iyi Güliz anlar. Neden mi? Çünkü ikizlerini en iyi şekilde yetiştiriyor olmasından! Güliz ve Yeşne, dünyanın en iyi lisan okulu ve liselerine Türkiye kontenjanından, çocuklara iyi bir gelecek sağlamak için bir şirket kurdular. 3 sezondur herkes onların aracılığıyla çocuklarını yolluyor. İngiltere’de Hurtwood House, Millfield, Harrow House, İsviçre Zuos Lyceum Alpinunm, Les Elfes Fransa Ecole des Roches, Avusturya Sacre Coewr, İtalya Lingua Viva bunlar benim aklımda kalanlar. Bir özendim anlatamam. Ben herhalde İtalya’da Zinguaviva Group’ta fotoğraf okumak isterdim. Of of of... Geçti dedim de neden geçsin ki, daha liseyi yeni bitirdim. Bu da çoook moda Birkenstock Madonna, Prenses Carolina, Galliano, Barış Berker, Til Schweiger, Bill Clinton, Dodo, M.Jackson, Heidi Klum bunlar aklıma gelenler. Bu yılın erkek tasarımını M.Jackson, kadını da Heidi Klum yapmış. 2’nci kez. Türkiye’de yayınlandı mı bilemiyorum, ama Heidi Klum anadan üryan bir kılıkta tanıtmıştı kendi tasarladığı modelini. (Nişantaşı’nda Şakayık Sokak’ta açılmış Birkenstock hemen 2 tane edinildi.) Çocuk festivalini kaçırmayalımYarın 23 Nisan, neşe doluyor insan... Dün Burger King’te Chicken Deluxe yedim. Diyetimi bozup, meğerse yeni çıkmış süperdi. Hamburgerle 23 Nisan’ın alakası ne demeyin. Çok war. 23- 24 Nisan’da Park Orman’da Çocuk Festivali varmış. Aynı zamanda lunapark ve çocuk tiyatroları. Hem de giriş ücretsiz. Tüm anne ve babalar demek ki çocuklarınızı oraya götürüyorsunuz. Geçen hafta sünnet olmuştum. Demek ki ben de bedava girebilirim bu partiye. Wanna’nın garsonları...Gönül Madra’nın Londra’ya dönmeden son gecesiydi. Wan-na’da yemek yedik. Zeynep Madra, Nahide, ben, Gönül ve İstanbul’un en yakışıklı mimarı ile. Wan-na çok keyifli bir yer. İnsan kendini New York’ta zannediyor. Levent’ler (Levent- Rıza Büyükuğur) bu işi biliyorlar. Ve dekorasyonu da çok keyifli, kim yaptı bilmiyorum. Aynı benim yaptığım yerler gibi... Garsonlar müşterilerden çok daha yakışıklı ve güleryüzlü ve espritüeller ama mesafeli tabii. Bazı garsonlar mesafe koyamıyor, işin cılkını çıkarıyorlar. Haftaya görüşmek üzere. Sizi seviyorum, siz de insanları ve tüm canlıları sevin...
Yazının devamı...

Sakıp Sabancı ile bir Şamsa anısı...

16 Nisan 2004
Ama ne yazık ki kalemle yazmayı seviyorum. Çok zevkli, hele o güzel mürekkep kokusu, yani utanmasam divit ve mürekkeple yazacağım. Divit deyince aklıma rahmetli Sevgi Gönül geldi. Sürekli yazılarını okurdum, nasıl da gerekli insanların çoğu aramızdan erken gidiyorlar. Bunun en son örneğini geçen hafta gördük. Sakıp Sabancı ne acı ki önüne sayın değil de ‘rahmetli Sabancı’ yazmam gerekiyor. Nur içinde yat Sakıp Sabancı. Renkli kişilik değil, bence gökkuşağı gibi... Zekásı, alçakgönlü ve yapıcı kişiliği bence önemli üç noktası. Mütevazılığını Dilek’e, Sevil’e de vermiş, kaç yıldır tanıyorum hep aynı düzgünlükte gidiyorlar. Sakıp Bey’e 2000 yılındaki röportajında bir soru yöneltilmişti üniversiteli bir çocuktan, ‘Hayatta vicdan azabı duyacağınız bir hata yaptınız mı?’

Cevap tam Sabancı’ya yakışan dürüstlükteydi. ‘Tabii ki var. Türkán’la akraba evliliğimizin sonucu ortada, oğlum Metin Sabancı!’

Bir de benim anılarım var Sabancı ile. Bir tanesini anlatayım. Olay 90’lı yıllarda Yeniköy’deki Sabancı Korusu’nda Şamsa’da geçiyor. Şamsa bugünün Laila’sının (ki o zaman Alarko’nun Pasha’sıydı), Renia’sının ve birçok mekánın babasıydı. Celal Çapa’nın Şamsa’sına girmek, eğlenmek cidden önemliydi. Herkes birbirini tanırdı. Kaliteli bir mekándı. Bu koru Sabancı’lara ait çok yaşlı ağaçların bulunduğu ve içinde mütevazı bir köşkün yer aldığı Sakıp Bey’in annesinin yazları yaşadığı muhteşem bir araziydi. Anne vefat edince yıllarca boş kalmış ve Celal Çapa burayı kiralayıp dünyada eşi benzeri olmayan bir mekán yaratmıştı. Ve buranın da işletmecisi bendeniz Dodo kuşuydum. Bir gün Sakıp Sabancı gündüz uğrayacağını söyledi. Biz de oradaydık. Celal Çapa ile geldi ve bize neşe getirdi. Espri üstüne espri yapıyordu. Yanında da Amerikalı bir adam vardı. ‘Ne içersiniz’ dedim, ‘Yooo siz yorulmuşsunuzdur ben şimdi size hazırlarım’ dedi ve bara girdi. Kendisi bize sordu ve servis yaptı.

Tabii anlatacağım bu değil. Sakıp Bey’in yanındaki Amerikalı bakın kimmiş; doğa bilimcisi. Derken asırlık ağaçları incelemeye başladılar. Ben şoklarda tabii!

Profesörümüzün sonucu ürkütücüydü. Bazı ağaçlar yüksek sesli müzikten rahatsız olmuşlardı ve dinlenmeleri gerekiyordu. Çünkü önlerinde çok uzun yıllar vardı. Düşünün, bundan 15 yıl önce Sakıp Sabancı bunlarla uğraşıyorsa, kimbilir 2000’li yıllarda ne faydaları dokundu ve daha dokunacaktı bu yaşlı dünyaya...

Acaba yine sünnet mi olsam?

Babam gazeteci olduğu için evimize İstanbul’da basılan tüm gazete ve dergiler gelirdi. O kadar gazete içinden Hürriyet’i seçerdim. Köşesindeki Atatürk ve bayrak beni duygulandırırdı. Hálá da Hürriyet gazetesini okumasam kendimde bir boşluk hissediyorum. (Hayatta hürriyet gibi var mı?)

Şimdi düşünüyorum da, Hürriyet gazetesi sevgim sünnetime Erol Simavi’nin bana getirdiği bisikletle daha da artmıştı. Herhalde Erol Simavi ‘Ne hediye istersin’ diye sorduğunda, ‘Arka selesi yüksek, RK 1000’ (nasıl hálá markasını hatırlıyorum inanamıyorum, galiba bu erken bunama başlangıcı) cevabını vermiştim. ‘Ne renk istersin?’ sorusuna pişkin pişkin ‘Renk renk’ cevabını vermiştim.

Sünnet günü 18 Ağustos akşamı kimi karadan, kimileri de tekne ile geliyordu. (Tabii aklınıza acaba Laila’da mı sünnet oldu sorusu gelebilir) Tabii ki değil. Yeşilköy Çınar Hotel’de.

Erol Bey tekne ile geldi ve her renginden bisiklet getirmişti. Benim ruh halimi tahmin edersiniz. O devirde yabancı malların Türkiye’ye girmesi yasaktı. Çok lüks sayılırdı, bisiklet, viski, blue-jean, ketçap bile yoktu. Pilavcı Pasajı’ndan alınırdı bu tür kaçak mallar.

Neyse konu bisikletti. Onları görünce çok sevinmiştim. Kısacası Hürriyet sevgim beni mahçup etmemişti. Acaba yine sünnet mi olsam? Bu sefer de renk renk Mini Cooper’lar istesem ama kimden? Sonra kesildiğinle kalmasın!!!

MUTLAKA DENEYİN

Sıkılaştırıcı maske

Yarım salatalık

1 adet domates

1 bardak yoğurt

İyice karıştırın.

Yüze ve boyna sürün.

15 dakika bekletin.

l Haftada bir yapın.

Bir fal bakmışım ki...

Haftasonu evimde yemek daveti verdim. Hazır Paris’te yaşayan Mine Kırıkkanat ve siyah-beyaz fotoğraf sanatçısı Daniel Colagrossi İstanbul’a gelmişken... Çünkü kutlamamız gereken olaylar vardı. Mart’ın başında Mine Kırıkkanat’a, evimde bir fal bakmıştım. Üç (kutlanması imkánsız olan) olayı bilmiştim ve kutlanacağını söylemiştim, inandıramamıştım. Ama Paris’teki olaylar dediğim gibi çıktı ve kutladık. Onlara Türk mutfağı yapmıştım. Daniel hep merak ederdi benim yemeklerimi, cumartesi akşamı da o bize İtalyan yemekleri yaptı. Mine’nin evinde o gece gazeteci Yazgülü (Aldoğan) ve muhteşem kadın Donatella (Piatti) ve 3 arkadaşı daha vardı.

Çok yazdım mürekkeplerim bitecek. Sonra haftaya yazamayacağım. Kelebek’te yazmak bana inanılmaz bir mutluluk verdi. Evimizde gazete yere düşer ve yanlışlıkla üstüne basarsak babamın tepkisi şu olurdu: ‘Orada kaç kişinin alın teri var biliyor musunuz?’ Sizi seviyorum, siz de insanları ve tüm canlıları sevin.

Moda size uysun

Artık markaların arkasına saklanmayın. Yoksa bu duruma düşersiniz. Ön plana, giydiklerinizle değil kişiliğinizle çıkın. Parayla herkes, her şeyi satın alır. Siz modaya uymayın, moda size uysun.
Yazının devamı...

Sakıp Sabancı ile bir Şamsa anısı...

16 Nisan 2004
Yazmaya bayılıyorum, ne zamandır kitap yazmak istiyorum. Herhalde onun da zamanı var.Ama ne yazık ki kalemle yazmayı seviyorum. Çok zevkli, hele o güzel mürekkep kokusu, yani utanmasam divit ve mürekkeple yazacağım. Divit deyince aklıma rahmetli Sevgi Gönül geldi. Sürekli yazılarını okurdum, nasıl da gerekli insanların çoğu aramızdan erken gidiyorlar. Bunun en son örneğini geçen hafta gördük. Sakıp Sabancı ne acı ki önüne sayın değil de ‘rahmetli Sabancı’ yazmam gerekiyor. Nur içinde yat Sakıp Sabancı. Renkli kişilik değil, bence gökkuşağı gibi... Zekásı, alçakgönlü ve yapıcı kişiliği bence önemli üç noktası. Mütevazılığını Dilek’e, Sevil’e de vermiş, kaç yıldır tanıyorum hep aynı düzgünlükte gidiyorlar. Sakıp Bey’e 2000 yılındaki röportajında bir soru yöneltilmişti üniversiteli bir çocuktan, ‘Hayatta vicdan azabı duyacağınız bir hata yaptınız mı?’Cevap tam Sabancı’ya yakışan dürüstlükteydi. ‘Tabii ki var. Türkán’la akraba evliliğimizin sonucu ortada, oğlum Metin Sabancı!’ Bir de benim anılarım var Sabancı ile. Bir tanesini anlatayım. Olay 90’lı yıllarda Yeniköy’deki Sabancı Korusu’nda Şamsa’da geçiyor. Şamsa bugünün Laila’sının (ki o zaman Alarko’nun Pasha’sıydı), Renia’sının ve birçok mekánın babasıydı. Celal Çapa’nın Şamsa’sına girmek, eğlenmek cidden önemliydi. Herkes birbirini tanırdı. Kaliteli bir mekándı. Bu koru Sabancı’lara ait çok yaşlı ağaçların bulunduğu ve içinde mütevazı bir köşkün yer aldığı Sakıp Bey’in annesinin yazları yaşadığı muhteşem bir araziydi. Anne vefat edince yıllarca boş kalmış ve Celal Çapa burayı kiralayıp dünyada eşi benzeri olmayan bir mekán yaratmıştı. Ve buranın da işletmecisi bendeniz Dodo kuşuydum. Bir gün Sakıp Sabancı gündüz uğrayacağını söyledi. Biz de oradaydık. Celal Çapa ile geldi ve bize neşe getirdi. Espri üstüne espri yapıyordu. Yanında da Amerikalı bir adam vardı. ‘Ne içersiniz’ dedim, ‘Yooo siz yorulmuşsunuzdur ben şimdi size hazırlarım’ dedi ve bara girdi. Kendisi bize sordu ve servis yaptı. Tabii anlatacağım bu değil. Sakıp Bey’in yanındaki Amerikalı bakın kimmiş; doğa bilimcisi. Derken asırlık ağaçları incelemeye başladılar. Ben şoklarda tabii! Profesörümüzün sonucu ürkütücüydü. Bazı ağaçlar yüksek sesli müzikten rahatsız olmuşlardı ve dinlenmeleri gerekiyordu. Çünkü önlerinde çok uzun yıllar vardı. Düşünün, bundan 15 yıl önce Sakıp Sabancı bunlarla uğraşıyorsa, kimbilir 2000’li yıllarda ne faydaları dokundu ve daha dokunacaktı bu yaşlı dünyaya...Acaba yine sünnet mi olsam? Babam gazeteci olduğu için evimize İstanbul’da basılan tüm gazete ve dergiler gelirdi. O kadar gazete içinden Hürriyet’i seçerdim. Köşesindeki Atatürk ve bayrak beni duygulandırırdı. Hálá da Hürriyet gazetesini okumasam kendimde bir boşluk hissediyorum. (Hayatta hürriyet gibi var mı?)Şimdi düşünüyorum da, Hürriyet gazetesi sevgim sünnetime Erol Simavi’nin bana getirdiği bisikletle daha da artmıştı. Herhalde Erol Simavi ‘Ne hediye istersin’ diye sorduğunda, ‘Arka selesi yüksek, RK 1000’ (nasıl hálá markasını hatırlıyorum inanamıyorum, galiba bu erken bunama başlangıcı) cevabını vermiştim. ‘Ne renk istersin?’ sorusuna pişkin pişkin ‘Renk renk’ cevabını vermiştim.Sünnet günü 18 Ağustos akşamı kimi karadan, kimileri de tekne ile geliyordu. (Tabii aklınıza acaba Laila’da mı sünnet oldu sorusu gelebilir) Tabii ki değil. Yeşilköy Çınar Hotel’de. Erol Bey tekne ile geldi ve her renginden bisiklet getirmişti. Benim ruh halimi tahmin edersiniz. O devirde yabancı malların Türkiye’ye girmesi yasaktı. Çok lüks sayılırdı, bisiklet, viski, blue-jean, ketçap bile yoktu. Pilavcı Pasajı’ndan alınırdı bu tür kaçak mallar.Neyse konu bisikletti. Onları görünce çok sevinmiştim. Kısacası Hürriyet sevgim beni mahçup etmemişti. Acaba yine sünnet mi olsam? Bu sefer de renk renk Mini Cooper’lar istesem ama kimden? Sonra kesildiğinle kalmasın!!! MUTLAKA DENEYİNSıkılaştırıcı maskeYarım salatalık1 adet domates1 bardak yoğurtİyice karıştırın.Yüze ve boyna sürün.15 dakika bekletin.l Haftada bir yapın. Bir fal bakmışım ki... Haftasonu evimde yemek daveti verdim. Hazır Paris’te yaşayan Mine Kırıkkanat ve siyah-beyaz fotoğraf sanatçısı Daniel Colagrossi İstanbul’a gelmişken... Çünkü kutlamamız gereken olaylar vardı. Mart’ın başında Mine Kırıkkanat’a, evimde bir fal bakmıştım. Üç (kutlanması imkánsız olan) olayı bilmiştim ve kutlanacağını söylemiştim, inandıramamıştım. Ama Paris’teki olaylar dediğim gibi çıktı ve kutladık. Onlara Türk mutfağı yapmıştım. Daniel hep merak ederdi benim yemeklerimi, cumartesi akşamı da o bize İtalyan yemekleri yaptı. Mine’nin evinde o gece gazeteci Yazgülü (Aldoğan) ve muhteşem kadın Donatella (Piatti) ve 3 arkadaşı daha vardı. Çok yazdım mürekkeplerim bitecek. Sonra haftaya yazamayacağım. Kelebek’te yazmak bana inanılmaz bir mutluluk verdi. Evimizde gazete yere düşer ve yanlışlıkla üstüne basarsak babamın tepkisi şu olurdu: ‘Orada kaç kişinin alın teri var biliyor musunuz?’ Sizi seviyorum, siz de insanları ve tüm canlıları sevin.Moda size uysunArtık markaların arkasına saklanmayın. Yoksa bu duruma düşersiniz. Ön plana, giydiklerinizle değil kişiliğinizle çıkın. Parayla herkes, her şeyi satın alır. Siz modaya uymayın, moda size uysun.
Yazının devamı...