"Necati Yalçın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Necati Yalçın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Necati Yalçın

Necati Yalçın

Dil Bayramı

26 Eylül 2017


1932: Derken, yine bir devlet adamı çıkmış. Gazi Mustafa Kemal. Dolmabahçe’de Dil Kurultayı’nı toplamış. Bir süre tabelalar eski ve yeni harflerle yazılmış. Dr. Koray Özalp’ın koleksiyonundan alınan fotoğraf, o günlere ait. Dili bayram yapmış...



Türk Dil Kurumu (TDK): Başkanı Prof. Dr. Mustafa Sinan Kaçalin ile TDK binasında görüştük. TDK, bu yılı “Türk Dili yılı” ilan etmiş. Çok duyulmadığını düşündük. Kendisine sorduk. Çok yere yazmışlar, sadece yüksek yargı organlarından çağrılarına yanıt bulmuşlar. Türk Dilini önemsiyor. Dile ilgisizlikten şikâyetçi. Dilimizi yazılı kullananların bir dilci barındırmalarını istiyor.
Dil Derneği: Başkanı Sevgi Özel ile Konur Sokak’taki derneğin merkezinde görüştük.
“Derneğimiz, Atatürk’ün kurduğu TDK’nın süreği bir dernek. 1983’de, 12 Eylül’den sonra yapısı bozuldu, 51.yaşında kaldı... Devrimde 85. yıla eriştik. İstanbul, Bursa ve Ankara’da çeşitli etkinliklerle kutlayacağız.” Dile sahip çıkanlara, bugün, Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde ödül veriyorlar…

Yazının devamı...

Sonbaharda Ankara’da yapılacak 10 etkinlik

18 Eylül 2017

“Sen ne zenginsin!” diyecek, Ankara’yı daha çok seveceksiniz!



Uçuş! Ayaş’ta. Kumludoruk Tepesi’nde. Bu mevsimde rüzgâr, dağa çarpıp kaldırıcı bant oluşturur. Bu bantla yapılan uçuşa yelken uçuşu deniyor. Bilgiler Yamaç Paraşütçü Gökçe Arslan’dan… Dönüşte, Güllüdere Mutfağı’ndan halis tereyağı veya lezzetli ve yerel ürünler ile tarladan domates. Üstelik konserve zamanı!
Yürüyüş! Kıbrıs Vadisi’nde. Kızılay’a 20 km. 1 km en, 4 km uzunlukta. 1. derecede doğal sit. İçinde Frig Tümülüsü ve Kadının Kayası. Çevresinde taş ocakları. Bilgiler Kırsal Çevre Derneği’nden Ahmet Demirtaş’tan. Biyolog Serdar Aslan tespit etmiş; 624 bitki türü var, 67’si endemik. Deresi 4 mevsim akıyor. Şelaleler, küçük gölcükler oluşuyor. Bugünlerde kara, ak ve servi kavakların yaprakları altın sarısı renkte. Yerlerde. Üzerinde çıtırtılı yürüyüş garantisiyle.



Yazının devamı...

“Bu memleket kolay kazanılmadı” Turu

13 Eylül 2017

Alagöz ve Malıköy:

Alagöz, savaşın yönetildiği yer. Karargâh. Savaşın kaderinin çizildiği yer. Malıköy biraz farklı. Bir tren istasyonu. Aslında istasyondan çok öte. O da savaşın kaderine dokunmuş. Anadolu’dan cephane ve yiyecek hatta tüm ihtiyaçlar taşınmış. Vagon, vagon yaralılar Ankara’ya gönderilmiş. Kimi gönderilememiş, burada şehit olmuş. Bugünlerde unutuyor gibiyiz ama savaşı Başkomutan dahil herkes “Melhâme-i Kübrâ” yani “Büyük Kan Seli” diye tanımlamış… Demiryolları denilince ilk gelen isim Behiç Bey, diğer bölgelerdeki traversleri sökmüş, tahrip edilmiş rayları kesmiş, 6 ayda yapılamaz köprüleri tamir edip kullanışlı hale getirilmiş. Bütün erkekler silâh altında, kadınlarla çalışmış. Mustafa Kemal Paşa, 10. yıl marşındaki
“Yurdun her bir tepesinde dumanlar tütüyor” mısraını onun için değiştirmiş;
“Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan”… O günlerde kullanılan bir avuç lokomotiften ikisi burada. Müze’de gezinti “Bu memleket kolay kazanılmadı turu” gibi...



İkinci Tayyare Bölüğü burada. Bölük ama varlığı 1 uçak! İlerleyen günlerde 1 Yunan uçağı ele geçirilmiş. Bölüğün uçak sayısı ikiye katlanmış! Tüm hava gücümüzün inip kalktığı pist burada. Karşı cephenin uçak sayısı 20. Fark, Sakarya’nın karada verilen destansı mücadelesinin, havada da gerçekleştiğini anlatıyor... Bu iki uçak, cephe uzunluğu 120 kilometreye ulaşan, böylece dünyanın en uzun cephesi rekoru kırılan bu savaşta, 40 sorti yapar. Düşmanın tüm hareketini tespit eder... O iki uçak, aslına uygun yapılmış. Burada. “Bu memleket kolay kazanılmadı turu” devam ediyor…

Yazının devamı...

Anılar ve gezi notlarıyla Polatlı

12 Eylül 2017

Ankara gururlandır, göğsünüz kabarır. Heyecanlandırır, kalbiniz küt küt atar. Bazen coşturur, gözleriniz ışıldar veya dolar. Etkiler, tüyleriniz diken diken olur... 10 Kasım, 23 Nisan, 29 Ekim veya 30 Ağustoslarda... Anıtkabir’de mozolenin karşısında, Müze Köşk’te Zübeyde Ana’nın odasında... Direksiyon Binası’nda Fikriye Hanım’ın lambası veya 1.Meclis’in ahşap okul sıraları arasındaki odun sobasıyla...

TARİHTE EYLÜL

Gurur, heyecan, coşku... Pek çok duygu birbirine karışır. Nasıl karışmasın? Sakarya Meydan Muharebesi tüm şiddetiyle sürüyor. Ulus’taki Meclis’te top atışları duyuluyor. Meclis taşınsın! Taşınmasın! Gürültü. Aksakallı Diyap Ağa kürsüye çıkar. Yumruğunu vurur. Sessizlik! Gerekirse burada öleceklerini haykırır. Alkış tufanı. Bu mekân, 1. Meclis. Bugün müze. Diyap Ağa’nın bir canlandırması olsun isterdim. Sakarya Meydan Muharebesi’nde bir tepe alınır. Sonra tüm tepeler. Biz makûs talihimize hamle, onlar, U dönüşü yapıyor. O tepe, Duatepe. Bugün Heykeltıraş Metin Yurdanur’un yaptığı anıtlarla süslü. Bir de tribünler eklendi. Tepenin heykeltıraşına bir fikir sorulsun isterdim.

Halide Edip cepheye gelmek ister. Telgraf çeker. Güçlü bir kalemle, bir dâhi. Ateşin ortasında buluşurlar. Yazarların harp günlükleri önemli. 100 yıl kadar öncesinde Anadolu’ya, kendi memleketinin ordusuyla gelen ve gördüklerini yazan Puşkin gibi. 40 yıl sonra yazdıklarından etkilenen Tolstoy, Savaş ve Barış’ı yazar. Koca imparatorluktan kalan, dört yanı işgal altındaki küçücük bir toprak parçasına sıkışmıştır Koca Türk. Önceki başkentleri elinde değildir. Şimdilik merkez, iki yıla kalmaz da başkent yapılacak, en güvenli yerin, tam da yanı başındadır savaş. Yunanlı bir esir “Önümüzdeki her tepe için, Ankara arkasında deniliyordu” demiş. Anlaşılıyor ki bu yakınlık ciddi bir propaganda ve motivasyon aracı olarak kullanılmış. Halide Edip, Kalaba’daki karargâh binasından İstasyon’a, oradan Mallı İstasyonu’na gelir. Ardından Alagöz ve cephe… Dâhi ile cephede karşılaşma da farklı. Mustafa Kemal Paşa, savaş ortamında inanılmazı başarır, yazarın ata düzgün binmediğini fark eder! Üzengileri ayağına düzgün geçirmesi için Ali Çavuş’u gönderir. Burada savaşırken müze kurma hazırlıklarını başlatıyor, Çalıkuşu okuyor. Şaşırmamak gerek… Tozun, dumanın içinde değil de baloda Halide Edip’i dansa davet edercesine; “Geliniz Hanımefendi, harp ediyoruz” der. Halide Edip de kalemini konuşturur elbet. Başının üzerinde uçan Yunan savaş uçaklarını dev arılara, ordularını kara dev canavara benzetecektir.

GEZİ NOTLARI

Karargâh: Ankara’daki ilk karargâh ve ev. Halide Edip’in Anadolu Ajansı’nın da çalıştığı. Keçiören’de. Bugün Meteoroloji Genel Müdürlüğü. İkinci katta bir oda, o günlerin anısına Atatürk’ün odası olarak korunur.

Yazının devamı...

Koca Sinan’dan ilk ve tek namlı hatıralar

5 Eylül 2017

“Ten fanidir can ölmez
Dün gitti geri gelmez
Ölürse tenler ölür
Canlar ölesi değil”... Yunus Emre’nin bu 4 mısralık şiirine uygun olsun, Gogol’un 2 ciltlik ‘Ölü’ canlar romanındaki gibi olmasın, ‘Ulu’ olsun denilerek isimlendirilen Ulucanlar Caddesi… Mimar Sinan’ın Ankara’daki tek eseri bu caddede, Koca Sinan’ın Türkiye’deki ilk anıtı Ankara’dadır.

Cenabi Ahmet Paşa ve Camisi (Yeni Cami)

Gürcü’dür. Devşirilir. Adı Ahmet olur. (Bir kaynakta Boşnak da olabileceği yazıyordu.) Kariyeri sarayın mutfağında başlar. Önce alınanların kontrolü, bütçesi gibi konulardan sorumlu Kilercibaşı, sonra mutfakta yemeklerin kontrolünü yapan Çeşnicibaşı olur. Sonra sarayın ahırlarına geçer. Hasahırbaşı yani ahırların amiri olur. Hep başarılı olmak onu beylerbeyliğine taşıyacaktır. Beylerbeyi olarak yolu Ankara’ya düşer. Burada 20 yıl kalır. Ankara’nın imarına önem verirken gazeller de yazmaktadır. Şiirlerinde takma isim olarak ‘Cenabi’ ismini kullanır ve adı bugün kullanıldığı gibi anılmaya başlar.

Yazının devamı...

Sanatçılarıyla Pilavlıoğlu Hanı

4 Eylül 2017

Her biri zamanında Ankara meydanlarının isimleriymiş. Atpazarı “Bayramlık Ankara” turlarımızın son gün mekânı. Eşimle gittik. Arabamızı Aslanhane Camisi önüne park ettik. Park ettiğimiz yere saydığım tüm meydanların olduğu zamanlarda gelenler atlarıyla gelir, atlarını hanlara bırakırlarmış. Atlarını “park” ettikleri yerdeki görevlilerinin elinde “değnek” olurmuş. Otoparklardaki görevlilere bugün ne deniyordu sahi?

* * *

İlk durağımız önce alaylı, sonra Ege Heykelli Şerif Akşit’in çalıştırdığı Akşit Sanat. Akşit, müzelerdeki tüm eserlerin bire bir kopyasını yapabiliyor. Korunmaya alınan ancak görülmesi istenen eserlerde sıkça uygulanan yöntemin sanatçısı yani. Bir süre öncesine kadar tüm müzelere, içinde bulunan eserlerin küçük kopyalarını yapıyormuş. Önceleri müzelerin hediyelik eşya bölümünde satılıyorlardı. Akşit, müzelerdeki hediyelik eşya satış işini önceden müzeyi koruma ve yaşatma dernekleriyle doğrudan yaptıklarını anlattı. Sonra bu işin farklı işletmelere devredildiğini anlattı. Aracı firmalardan sonra ürünlerinin fiyatlarının yükseldiğini, kendilerinin de ürün vermeyi durduğunu belirtiyor.

Müzelerde gördüğünüz eserleri, burada bulabilirsiniz. Hemen yakındaki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ndeki Bereket Tanrıçası burada satışta örneğin. Akşit, Müze içinde ve dışında kullanılan ve sergilenen malzemelere imza atmış. Orta salondaki sfenksli kaidede bir baş, çivi yazısı tabletlerle dolu küp, buhurdanlığın eksik Urartu aslanı müzede sergilenen eserleri. Dükkanının biraz ilerisinde, Pilavlıoğlu Hanı’nın yan duvarlarında bitişik düzen dükkanlar devam ediyor.

* * *

Yazının devamı...

Başkent’in sincaplarla sınavı: Saraçoğlu Mahallesi

3 Eylül 2017

“Hadi canım! Bir türlü açılmayan Hayvanat Bahçesi burada mı açıldı?” diye sormayın! Sincaplar az sonra... Anıtı, Holzmeister tasarlamış. Hanak başlamış, ömrü vefa etmemiş. Thorak tamamlamış. Sadece isimler kente verilen özeni özetliyor sanki. Eh, kentlere de özen göstermek gerek... Anıt bugün Ankara’nın göbeğinde. Minibüslere teslim parkta. Son cümle de başka bir özet! Mamak taşı ve bronzdan yapılmış Anıt’ı ve Park’tan günümüze dek gelebilen kısmı arkanıza alın. Bulvar değil, sokak tarafına yürüyün. İki-üç dakika. Solunuzda bir farklılık hissedeceksiniz. Hava güneşli ve sıcak mı? Sihir gibi ama burada gölge ve serinlik var! Yukarı bakın. Vay canına! Sokakları karşılıklı tutan ağaçlar üstte buluşuyor. Doğal bir gölgelik. Burası Saraçoğlu Mahallesi. Ben yazayım, siz rastlarsanız şaşırmayın. Ağaçkakanlar yaşar bu mahallede. Onların açtıkları oyuklarda da sincaplar... Solunuzdaki sokaklardan birine girin. Bulvarın, geçen yıllar içinde günümüzdeki çok katlı haline gelmesine direnmiş 2-3 katlı evler sarar dört yanınızı. Sihir değil. Belki, rüya! 70 yıl kadar önce yapılmışlar. 70’li yaşlarına gelen ünlü bir mimar tasarlamış. 70’li yıllarda ilk kez korunmasına karar verilmiş. Bir ara “riskli alan” denilmiş. Satışı gündeme gelmiş. Protestolar falan derken dönemin Cumhurbaşkanı Demirel noktayı koymuş. “Riskli alan” sözü iptal olmuş.

75 BİNA 434 KONUT

Duvarda asılı, korunma kararını gösteren pirinç levhadaki yazı, içinizi ısıtıp, rahatlatıyor. Mimarın ismi de yazıyor; Paul Bonatz. 75 bina 434 konutluk mahalleyi tasarlamış. Almanya’da en ünlü eseri olan Stuttgart Tren Garı’nı yapmış. 2. Dünya Savaşı bitmeden Türkiye’ye gelmiş. On yıldan fazla kalmış. İstanbul’da hocalık, Ankara’da çeşitli üniversite yapıları, Şeker Fabrikaları Genel Müdürlüğü binasını yapmış. Sergi Evi’ni Opera Binası’na dönüştürmüş. Anıtkabir yapımında jüri üyesi olmuş. Bir bu mahalleyi tasarlamış. Mimar, devletin ilk toplu lojmanlarını yapınca mahallenin adı dönemin başbakanının Şükrü Saraçoğlu’nun soyadıyla veya Devlet ile anılmaya başlamış. Günümüzde Namık Kemal Mahallesi. Derken 2010’lu yıllar... Yine “risk” tespit edilmiş. “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun” çıkmış. Atatürk Kültür Merkezi alanları, Ulus ve burası riskli alan ilan edilmiş. Lojmanlara tahsisler durmuş. Oturanlardan evlerinden çıkmaları istenmiş.
İlgili Bakanlık’tan “Yıkılmayacak, AVM yapılmayacak, restore edilecek!” açıklaması gelmiş.

SAKLI BİR CENNET

Mahalle’yi Mimar Bonatz planlamış. Bir başka Mimar, Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, korunmasını planlamaya çalışıyor. Başkan ve üyeleriyle görüştüğüm mahallenin derneğiyle etkinlikler düzenliyor. Son çaya sivil toplum örgütleri temsilcileri, milletvekilleri ve gazeteciler katıldı. “Kentin Ortasında Saklı Bir Cennet” olarak tanımlıyor. “Bu evlere kıymak vicdansızlıktır” diyerek vicdanlara sesleniyor. “Mahalle tescilli kültür varlığımızdır. Baltalarla kapıları kırılamaz, zorla tahliye işlemleri gerçekleştirilemez” diyerek, yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunuyor. Mimar’a ve aynı odanın Kent İzleme Merkezi Üyesi Redife Kolçak’a suç duyurusunda bulununmuş... Başkent Dayanışması ile evlere ve ağaçlara kırmızı kurdele bağlamış, Kaymakamlığa siyah çelenk koymuş. Son, mahallede 5 çayı dağıttı. Tango günleri gibi öneriler geldi...

Yazının devamı...

Domates ve yamaç paraşütüyle Ayaş

2 Eylül 2017

Ayaş. Ankara’ya yarım saat uzaklıkta. Bir Türkmen oymağı. Sizin yazıyı okuduğunuz zaman da olmayı planladığımız Ayaş’a, bayram öncesi gittik. Ayaş’ın hakimleri Hititlerden başlamış Romalılara dek gelmiş. Malazgirt’le Oğuz Türklerinin Bozok Kolu, Günhan Oğulları, Bayat Boyu, Barak Obası, Ayaş oymağı yerleşmiş buraya. O günden sonra istila görmemiş. Cumhuriyetin ilk ilçelerinden... Tarihi cami ve evleri, yeşillikleri, bağları veya kaplıcaları… İnanç, doğa ve sağlık turizmi. Ayrıca yazacağım.
Ayaş’a girdiniz. Solda bir cep var. Yöresel ürünler yan yana dizili. Dönüşte uğramayı unutmayın. Az daha ilerlediniz. Sağa çıkan yol sizi Kumludoruk Tepesi’ne götürür. Tam karşısında uygun fiyatlarla yöresel yemekler tadabileceğiniz Güllüdere Mutfağı var. Ayaş Belediyesi Basın Yayın Müdiresi Demet Şen, Türk Hava Kurumu Ankara Sportif Havacılık Kulübü Derneği (ANKA) Başkanı (Mustafa Çelik) ve Hocası (Ertan Balkiraz) ile tepeye çıkmadan önce burada buluştuk. Uçuş sonrası da yorgunluk giderdik. Öğrencisi olan müşterilerin saygıyla elini öpüp, girip çıktığı 70’li yaşlarındaki Mütmine Şen öğretmen kasadaydı. Harika bir sohbet yaptık. Kendisi gibi öğretmen eşi yanında, kızıyla lokantada, oğluyla tarlada. Nefis ve doğal tereyağı, turşu, reçel, tarhana, bazlama, burma... 7/24 üretime devam ediyor.

ANKA, Spor Bakanlığı’ndan kulüplük tescili yapılan ilk yamaç paraşütü derneği. Özay Görgülü, tepeden ilk uçan kişi. Uçma aşkıyla çarpan kalbi ve kanadının, Kumludoruk ile taçlandığını belirtti. Tepeye birlikte çıktığı Balkiraz Hoca, bizi, tandemle uçurdu. Tandem, önde acemi (örneğin ben), arkada hocayla uçma şekli. Güvenli, keyifli ve heyecanlı. Uçuşu kaydedebiliyorsunuz. Rüzgârın yüzünüze değdiğindeki özgürlük duygusunu anlatamayacağım... Uçuyorduk. Hoca gösterdi. Döndüm. Beyaz bir kartal bize eşlik ediyordu. Harikaydı! Güzel Ankara, kim bilir sende daha neler saklı? Adını bilmeden internette aramaya başladım. Bayramın 1.günü yayınladığımız “Kuşlar” yazısında fotoğraflarını kullandığım Adnan Ataç Hoca’nın takvimi geldi aklıma. Bilin bakalım ne oldu? Masamın üzerindeki takvimde, ağustos ayının kuşu, bizim kartaldı! İnternette ararken, masamda buldum! Adı küçük kartalmış.

ANKA’nın ve Ankara’daki üniversite havacılık kulüpleri eğitim ve uçuşları Kumludoruk Tepesi’nde yapılıyor. Mesafe uçuşunda 200–250 km’lik rekor uçuşları, Türkiye’de paramotorla 100 km üzeri ilk uçuş burada yapılmış. Türkiye’de uçuş için çok yer var. Merkeze yakınlık konusunda burasının üstüne yer yok. Kalkış noktasına kadar araçla gidilebilmek diğer bir ulaşım artısı. Tepe, bulvar gibi geniş ve uzun. Aynı anda 5 paraşüt uçabilir. 300 metre kadar yüksekliği var. Bunun 3’te birini koşup durabiliyorsunuz. İnanılmaz… Kulübün yıllık aidatı 150 TL. Üyelere, yol ve uçuş için gerekli malzemeler dahil 30 TL. Üye olmadan da uçabilirsiniz. Bu rakamlar bir başka Ayaş nimeti!

Yazının devamı...