"Necati Yalçın" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Necati Yalçın" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Necati Yalçın

Dil Bayramı

1277: Bir devlet adamı, Karamanoğlu Mehmet Bey, fermanla kıvılcım çakmış. “Her yerde Türkçe kullanılsın!” Kıvılcım ateşe dönüşememiş. 700 yıl önce Yunus Emre, 500 yıl önce Karacaoğlan veya 400 yıl önce Dadaloğlu gibi ozanlarla bu güzel dil ışıldamaya devam etmiş elbet.

Dil Bayramı
1932: Derken, yine bir devlet adamı çıkmış. Gazi Mustafa Kemal. Dolmabahçe’de Dil Kurultayı’nı toplamış. Bir süre tabelalar eski ve yeni harflerle yazılmış. Dr. Koray Özalp’ın koleksiyonundan alınan fotoğraf, o günlere ait. Dili bayram yapmış...

Dil Bayramı

Türk Dil Kurumu (TDK): Başkanı Prof. Dr. Mustafa Sinan Kaçalin ile TDK binasında görüştük. TDK, bu yılı “Türk Dili yılı” ilan etmiş. Çok duyulmadığını düşündük. Kendisine sorduk. Çok yere yazmışlar, sadece yüksek yargı organlarından çağrılarına yanıt bulmuşlar. Türk Dilini önemsiyor. Dile ilgisizlikten şikâyetçi. Dilimizi yazılı kullananların bir dilci barındırmalarını istiyor.
Dil Derneği: Başkanı Sevgi Özel ile Konur Sokak’taki derneğin merkezinde görüştük.
“Derneğimiz, Atatürk’ün kurduğu TDK’nın süreği bir dernek. 1983’de, 12 Eylül’den sonra yapısı bozuldu, 51.yaşında kaldı... Devrimde 85. yıla eriştik. İstanbul, Bursa ve Ankara’da çeşitli etkinliklerle kutlayacağız.” Dile sahip çıkanlara, bugün, Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde ödül veriyorlar…
Türkçe’nin Diriliş Hareketi. Sosyal medyada milyonlarca takipçisi var. Kurucularıyla Adakale Sokak’taki yerlerinde görüştük.
Yalçın Mıhçı: “Bu yılın Türk Dili ilan edilmesi bizi çok mutlu etti. Üniversitelerde söyleşilere katılıp, Türkçe Birliği’nin oluşmasında başlangıç olmasını diliyoruz. Dil Bayramı’nda konser ve söyleşiler düşünüyoruz.”
Suat Özer: “Dil, varlık nedenimizdir. Siyaset üstüdür. Herkes gücünün yettiğince bize katılmalıdır. Dil Bayramı, Atatürk’ün bize emanetidir. Herkes sahiplenmek zorundadır. Koruyup, kollamak da bize yakışır.”

Dil Bayramı

 

* * *
Konu “dil” olunca, Ankara’daki kalemlerden üç tanesine değinmek istiyorum: Nazlı Eray, Yaşar Seyman ve Turgut Özakman.
Eray, Ankara’yı bambaşka buluyor.
“Gevrek gibi kuru, kendi tadıyla. Çiroz gibi...” Şimdi dolan, önceleri boş tepelerini “Çıplak bir kadın yatıyor, uzanmış” şeklinde tanımlıyor. Cebeci Mezarlığı’ndan geçerken, kendisini anneannesine yakın hissediyor. Dikmen’de, tepeden aşağı inerken, kafeler, ciğerciler... İnsanlar, insanların savaşları, ekonomik krizler, dostluklar… Bayıldığını söylüyor.
“Ankara’da deniz yok diyorlar. Olması gerekiyor mu bilmiyorum ama daha geç yatması gerekiyor. Perdelerin kapatılması, bir içine çekilme.” diyor.
Seyman, Ankara’dan söz ederken ayazını da acılı sabahını da anıyor, iki kere ah çekiyor. ‘Sevdalandığım kent’, ‘ışıklı başkentim’ diyor. Kopmaz bağları, silinmez anılarından dem vurup, yıllarca otobüsle Ankara’ya girerken gördüğü lacivert ama kirli Ankara tabelasının gözlerini ışıldattığını söylüyor. Hüznü, coşkuyla birleştiriyor. Ayazına bile toz kondurmuyor örneğin! İnsanı kendine getiren, direnç tazeleten bir ayaz olduğunu söylüyor. Yüklediği anlam kodunun sevimliliğiyle ayazı hissetmek istiyorsunuz! Son kitabı Benazir, okundukça baskı yapıyor, ses veriyor. Şimdilerde Pakistan’dan ses geldi. İngilizce basılmış...
Özakman, tarihte bu ay doğdu ve hayata gözlerini yumdu. “Okumaz!” denilen bir millete, 800 sayfalık “Şu Çılgın Türkler”i yazdı. Korsan baskılar hariç, 400’den fazla baskı yaptırdı.

Dil Bayramı

Özakman, onlarca kitabının yanında, Millî Mücadele’yi anlatan 9 kitap yazdı. Devlet tiyatrosunda oyununun oynandığını gören en genç yazar oldu. Türk yayıncılık tarihinin baskı rekorunu kırdı. Yayınevini vergi rekortmenleri arasına soktu. Sakarya Meydan Muharebesi’nin devlet töreniyle kutlanmasında emeği büyük. Sürekli çalıştı, üretti. Rahatsızlandı. Maske takmak zorunda kaldı. Doktorlarına ve rahatsızlığına rağmen saatlerce kitaplarını imzaladı.
“Hiç yorulmuyorum ki!” diyordu. Son zamanlarında “Günde sadece 6 saat çalışabiliyorum” diye sıkıntılıydı! Hep şakacı ve kocaman yürekliydi. Hep Ankara’daydı. Ailece ziyaret ettiğimiz bir gündü, aşağıdaki romantik kareyi ben çektim. Hocama rahmet, sevgili eşi Ayla Özakman’a selamla...

Dil Bayramı

Özakman’ın bir kitabı da Romantika’dır. Yazıldıktan 17 yıl sonra, bugünlerde “çok satanlar” listesinde. 8 baskısı vardı, son bir yılda 38 baskı yaptı. Ankara’da geçer. Pek çok mekânın yanında en çok bir parkın adı göze çarpar; Gül Parkı. Kitaptaki tarifte “Çankaya’ya çıkan ikinci yolda” yazıyor...
Özakman, perşembe akşamı Polatlı’da, ailesi, dostları ve sevenlerinin katılımıyla anılacak. Bilgi için Polatlı Tanıtım Merkezi’nin telefonunu veriyorum: 0312 622 5808.
TDK Binası: “Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki, bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”
Gazi, Sadri Maksudi Arsal’ın Türk Dili kitabının iç kapağına yazmış. 2 paragraf. 5 cümle. 7 kez “dil” geçiyor! Hiç rahatsız etmeden. Hatta 6 olsa eksik kalırmış! Aşkla yazılmış! Belli. Şimdi, TDK’nın düz duvarında. Zemininden tavanına. Mıh gibi çakılı. İmzası da altında. Atatürk Bulvarı’nda... Cadde okuması yapın! İçerde güzel bir kütüphanesi, kitap satış yeri var. TDK’nın bastığı onlarca sözlük dahil, binlerce kitabın içine girin. Dil ile aşkınız alevlensin!
Son salı yazısıyla birlikte olduğumuzu siz değerli okurlarıma üzülerek duyuruyorum ama bugün Dil Bayramı.
Umutlu ve mutlu olmak gerek. Kutlu olsun!

X