"Şenol Kalyoncu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Şenol Kalyoncu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Şenol Kalyoncu

Obeziteye balonlu çözüm

11 Temmuz 2015

Obezite boyutuna geldiğinde hayatı ciddi biçimde tehdit edebilecek, çağın en önemli problemlerinden biri. Kalp-damar ve şeker başta olmak üzere birçok önemli hastalığın temelinde aşırı kilolar yatıyor. Dolayısıyla obezite ile mutlaka mücadele edilmesi gerekiyor. Elbette bunun için diyet, spor ve ilaç gibi pek çok yöntem var. Ama bugün sizlere çok etkin bir başka yöntemden bahsedeceğim. Tıptaki adı, ‘İntragastrik Balon’. Daha anlaşılır adıyla; mide içi zayıflama balonu. Ameliyatsız bir yöntem olan İntragastrik Balon yöntemini ve obeziteyi Akay Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Adnan Bulut’la konuştuk.

İntragastrik Balon yönteminin ne olduğunu anlatır mısınız?İntragastrik balon ameliyatsız bir yöntem. Tamamen kansız-kesisiz olup, endoskopik bir girişim. Mideye şişirilebilir bir balon yerleştirerek kilo verdirme yöntemi, ilk defa 1982 yılında ünlü kalp cerrahı Debakey tarafından geliştirilmiştir. İlk kullanım amacı obez kalp hastalarını cerrahi operasyonlar öncesinde zayıflatmak ve böylece ameliyat risklerini en aza indirmektir. Bu yöntemin etkili olduğunun görülmesi ile en ideal mide balonunun geliştirilmesi için çalışmalar hızlandırılmıştır ve günümüzde de devam etmektedir. Sistem hastanın midesine yerleştirildikten sonra bir kitle etkisi oluşturup, dolgunluk ve doygunluk hissi yaratmaktadır. Mide balonu sistemi mide boşalımını da geciktirerek Ghrelin hormonu üzerinden açlık hissini azaltmaktadır.

BEŞ YIL GEREKİYOR

Hangi hasta tipi balon takılması için uygundur?Balon uygulanacak hastanın vücut kitle indeksi (VKİ) 30-40 arasında olmalıdır. Ameliyata hazırlanacak morbid obez ve süper obezlerin cerrahi risklerini azaltmak için de operasyon öncesi balon uygulaması yapılabilir. Hasta en az beş yıldır obez olmalıdır. Balon uygulama kararı diyet, egzersiz ve ilaç tedavilerinden sonuç alınamamış obez hastalarda veya yapılacak cerrahi operasyonlar öncesinde bir seçenek olarak önerilmelidir.

Peki hangi hasta tipi balon takılması için uygun değildir?
Yemek borusunda iltihap ve ülser gibi hastalıkları bulunan veya daha önceden mide-bağırsak sisteminden ameliyat geçirmiş obez kişilerde, bağırsakların iltihabi hastalıklarında, laparotomili (karın ameliyatı geçirmiş) hastalarda, ciddi laparoskopi ameliyatı geçirmiş hastalarda, mide fıtığı olan obez kişilerde, mide -bağırsak sisteminden kanaması veya kanama eğilimi olan obez kişilerde, uyuşturucu bağımlısı veya alkolik kişilerde, yaşı 16’dan küçük, 60 yaşından büyük obezlerde, romatizmal ağrı kesici, kan sulandırıcı veya sistemik kortizon kullanan kişilerde, mental bozukluğu olan obez kişilerde, vücut kitle indeksi uygun olmayan şişmanlarda sadece kozmetik amaçla bu yöntemin kullanılmaması gerekir.

Yazının devamı...

Prostata karşı hızlı buharlaşma

27 Haziran 2015

Sık idrara çıkma, idrar akışının yavaş olması, idrarı tam olarak bitirememe, aniden idrara sıkışma, idrarda kan varlığı gibi belirtilerle kendini gösteren prostat büyümesi, iyi huylu bir hastalıktır ve tedavi gerektirir. Günümüzde kullanılan güvenilir tedavi yöntemlerinin başında ise bir lazer sistemi olan “Greenligt XPS” geliyor. Prostat dokusunu buharlaştıran ve kanama durdurucu etkinliği olan bu yöntemi TOBB ETÜ Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı Dr. Şükrü Ali Altan ile konuştuk.

Prostat büyümesi tedavisinde son yıllarda kullanılan lazer sistemi Greenlight hakkında bilgi verir misiniz?


Greenlight prostat büyümesinin cerrahi tedavisi için geliştirilmiş bir lazer sistemidir. Bu sistemle lazer ışınları idrar kesesi ile idrarın çıktığı yer arasındaki kanal boyunca ilerletilen bir teleskop aracılığıyla prostata iletilip, büyümüş olan dokusu buharlaştırılır. Bu lazerin alyuvarlar içerisinde bulunan hemoglobine yüksek ilgisi vardır. Bu nedenle işlem esnasında kanama görülmemektedir. Lazer ışınları 1-2 mm derine etki ettiğinden etkisi kontrol altındadır, buharlaşan alanın altında hasar yapmaz.

Bir de Greenlight XPS var. Bu sistem hakkında neler söyleyeceksiniz?


Yazının devamı...

Psikoterapiye kulak verin

20 Haziran 2015

Sevgili okurlar bu hafta konumuz ‘Psikiyatrik Bozukluklarda Psikoterapi Yöntemi; Bilişsel Davranışcı Tedavi’. Yaşamın akışında her insanın uğraşmak zorunda kalabileceği bir çok psikolojik soruna çözüm olanağı sağlayan, psikoterapilerden biri ve en yaygın olarak karşılaştığımız terapi yaklaşımı ise Bilişsel Davranışçı Terapidir (BDT). Günümüz dünyasında psikolojik sağlık alanındaki gelişmeler ve buna bağlı olarak alternatif tedavi yöntemleri ön plana çıkmakta. İşte bu tedavi yöntemlerinden biri olan BDT’yi, yaklaşık 20 yıldır hem araştırma hem uygulama alanında çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Mehmet Hakan Türkçapar’a sizin için sorduk o da yanıtladı.

Bilişsel Davranışçı Terapi nasıl bir terapi türüdür?
BDT bilimsel bulgulara dayalı olarak geliştirilen ve bilimsel ilkelere dayanan bir psikoterapi türüdür. Bu nedenle etkili olduğu bilimsel olarak bir çok klinik çalışmayla ortaya koyulmuştur. Sözel olarak görüşmelerle ve davranış değişimleriyle, psikolojik problemlere çözüm olmayı hedefler. Diğer psikoterapilerden farkı, psikoterapi süreci ve içeriği yapılandırılmıştır. Sorunun türüne ve gelen kişinin özelliklerine göre 6 görüşme ile 24 görüşme arasında değişen sürelerde olabilir. Öncelikli amacı terapiye başvuran kişinin sorunlarına çözüm bulmaktır. Bu bağlamda BDT terapist-danışan işbirliğine dayanır. Yani bir nevi ekip çalışmasıdır. Danışanın da, terapist kadar etkin rolü vardır. Bu sayede danışan, terapiden sonra da sorun çözmekte kullanabileceği beceriler kazanmış olur.

Peki BDT yaklaşımını açıklayabilir misiniz?
BDT olayları nasıl gördüğümüze, nasıl anlamlar yüklediğimize bakar. Buna “algı” deriz. Örneğin aynı olay karşısında farklı insanlar farklı şeyler düşünür ve farklı tepkiler verirler. Farklı tepkiler vermemiz, farklı şeyler düşünmemizle; yani olan biteni farklı algılamamızla yakından ilişkilidir. Bilişsel kuram işte tam da bu noktayla ilgilenir. Sıkıntılı ve baskı hissettikleri zamanlarda insanların net ve açık bir biçimde düşünmeleri zorlaşır. Düşünceler olan bitenle uyumsuz hale gelir ve bu yüzden işlevsizdir. BDT, danışana bu uyumsuz düşüncelerini bulmasına, değiştirerek gerçeğe daha yakın düşünceler geliştirmesine yardımcı olur. Davranışçı kısımda ise danışan için sorun olan davranışın alternatifleri bulunur, görüşmeler sırasında ve sonrasında bu alternatifler denenir.

O zaman, terapi almayı düşünen bir kişi neden BDT’yi tercih eder?
Yapılandırılmış ve göreceli olarak kısa süreli olması tercih sebeplerinden biri olabilir. Ayrıca danışanı pasif gören sadece ilaç kullanımındansa, danışanın sorununun çözümüne aktif bir biçimde katkıda bulunduğu bir tedavi yöntemini seçmesinin sonuçları daha olumlu ve kalıcı olacaktır. Bunun yanında BDT’nin sonucunda danışan, bir çok beceriyi kazanmış olarak terapiyi noktalar.

Nedir bu beceriler biraz bahseder misiniz?

Yazının devamı...

Sağlıklı gelişim için gerekli

13 Haziran 2015

Sevgili okurlar bu hafta konumuz kronik yani uzamış öksürük. Kimi zaman enfeksiyondan kimi zaman da alerjiden kaynaklanan kronik öksürük rahatsız edici olmakla beraber, bir süre sonra hastaların bu duruma alışmasıyla ihmal edilebilmektedir. Ancak kronik öksürükler de tüm diğer hastalıklar gibi tedavi edilmelidir. Bu önemli konuyu özellikle de çocukluk çağı kronik öksürüklerini sizlerden gelen sorular doğrultusunda Ankara Acıbadem Hastanesi doktorlarından Çocuk Hastalıkları ve Alerji Uzmanı Doç. Dr. H. Cem Razi ile konuştuk.Hafta boyunca sizlerden gelen mailler doğrultusunda merak edilenleri sorduk, o da yanıtladı.
Özellikle kış geldiğinde, enfeksiyonlar artmakta, bir de pek çok çocuk kreşe veya anaokuluna başlamakta ve düzelmeyen, anne ve babaların kabusu olan sık tekrarlayan öksürükler tekrar başlamaktadır. En sık karşılaşılan senaryo nedir?
En sık karşılaşılan senaryolardan birisi şöyle; 2-4 yaş arası sağlıklı, daha önce ailesi tarafında özenle bakılan ve enfeksiyonlardan sakınılan bir çocuk kreşe veya anaokuluna başlar. Doğal olarak bir üst solunum yolu enfeksiyonu olur, fakat öksürük düzelmez ve uzar. Bir şekilde biraz düzeldikten sonra aile, ?tamam her şey rayına giriyor” diye düşünürken tekrar ateşi yükselir veya tekrar burnu akmaya başlar ve öksürük tekrar artar. Aile çocuğu tekrar doktora götürür, ilaçlar, antibiyotikler derken öksürük yine biraz azalır veya düzelir. Aile yine bir ?ohh” çeker, ama kısa süre sonra olay tekrarlar. Bu durum kış boyu devam eder. Bazı çocukların ise nefes yolu ile astım ilaçları (ventolin) kullanması bile gerekebilir. Çocukların bir kısmında antibiyotik kullanımı ile burun akıntısı düzelir ama ilaçlar kesilince tekrarlar ve çocuk çok sık antibiyotik kullanmak zorunda kalır. Bu durumda çocuk, okula gitmediği günler nedeniyle okuldan geri kalmakta ve ailelerin iş gücü kaybı olmaktadır. Ayrıca ve ailenin psikolojisi bozulmaktadır.

ANTİBİYOTİK GEREKMİYOR

Kreşe veya anaokuluna başlayan çocuklar kış mevsiminde neden diğer çocuklara göre daha sık hasta oluyor? Kreşe başlama ile sık enfeksiyon arasında nasıl bir ilişki vardır?
Okul öncesi yaş grubundaki çocuklar daha büyüklere göre daha sık hasta olmaktadırlar. Özellikle kreşe veya anaokuluna yeni başlayan çocuklarda enfeksiyon sıklığında belirgin artış olmaktadır. Çünkü immün sistemleri henüz gelişme aşamasındadır ve bazı mikroplarla henüz ilk defa karşılaşmaktadır. Ayrıca hergün sınıftaki çocukların en az bir tanesi hasta gelmekte ve diğer çocuklara bu enfeksiyon kolayca bulaşmaktadır. Aileler şunu çok iyi anlamalıdır ki 2 yaşına kadar olan çocuklar yılda 6-8 arasında basit üst solunum yolu enfeksiyonu geçirebilmekte ve bu enfeksiyonların yüzde 80’den fazlası virüsler aracılığı ile olduğu için antibiyotik tedavisi gerekmemektedir. Yaş arttıkça enfeksiyon sıklığı biraz daha azalmaktadır. Bu geçirilen üst solunum yolu enfeksiyonları immün sistemin sağlıklı gelişmesi için gereklidir. Fakat ilk 3 yılda virüslerle olan solunum yolu enfeksiyonlarının tekrarlaması astım gelişimi için de en önemli risk faktörlerinden birisidir.
Peki çocuklarda sık solunum yolu enfeksiyonuna neden olan durumlar nelerdir?

Yazının devamı...

Kalıcı bozukluğa sebep olabilir

6 Haziran 2015

Sevgili okurlar bu hafta konumuz insanoğlunun yüzyıllardır karşılaştığı hastalıklardan biri olan üriner sistem taş hastalığı. Üriner sistem (böbrekler ve idrar yolları) taşları, maalesef kişilerin yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyecek ağrılara yol açmakta, böbrek işlevlerinin bozulmasına neden olabilmektedir. Toplumda görülme sıklığı giderek artan bu hastalığa karşı farkındalık yaratmak amacıyla bu hafta konunun uzmanı, Medical Park Ankara Hastanesi’nden Üroloji Uzmanı olan Doç. Dr. Cengiz Kara ile üriner sistem taş hastalığının oluşumu, risk faktörleri, belirtileri, tanısı ve tedavisini konuştuk. - Öncelikle hastalığın toplumda görülme sıklığı ve taş oluşumuna neden olan faktörler hakkında bilgi verir misiniz?Üriner sistem taş hastalığı, toplumun her kesiminde rastlanılan en sık ürolojik hastalıklardan biridir. Toplumda her 10 kişiden biri yaşamının bir döneminde taş oluşumu ile karşılaşır. Yaşam tarzı ve diyetsel değişikliklere bağlı olarak erkeklerde yaklaşık 3 kat daha fazla oluşur. Tedavi edilmeyen ve ihmal edilen taş hastalığı böbrek fonksiyonlarının kalıcı bozukluğuna neden olabilir, Bu nedenle taş hastalığı ile ilgili bilinçli ve dikkatli olmak gerekmektedir. Taş oluşumuna neden olan faktörler ise yeterli sıvı alınamaması, beslenme alışkanlıkları, yaş ve cinsiyet, böbrek şekil bozuklukları/hastalıkları ve metabolik bozukluk ve hastalıklar, genetik faktörler, coğrafi ve iklimsel faktörler, idrar yolu enfeksiyonları ve idrar akışını engelleyen darlıklar ve tıkanıklıklar, bazı ilaçların kullanımı diyebiliriz.

BELİRTİ GÖRÜLMEYEBİLİR

- Peki hastalığın belirtileri nelerdir, tanı nasıl konulmaktadır?
Hastalığın belirtileri genellikle ağrı, idrar yollarında kanama, bulantı ve kusma, idrarda yanma ve/veya zorlanma, ateştir. Bu belirtiler tanıya yardımcı olmakla beraber hastada hiçbir belirti olmayabilir. Şüphe ihtimalinde mutlaka üroloji hekimi tarafından muayeneye gidilmelidir. Hekim gerekli gördüğü taktirde kan ve idrar tahlillerine ek olarak röntgen, ultrasonografi veya tomografi gibi radyolojik tetkiklerle tanıyı koyabilir.
- Üriner sistem taş hastalığının tedavisinde uygulanan yöntemleri ve bu yöntemleri tercih sebeplerinizi kısaca açıklayabilir misiniz?Eğer taş semptomatik ise, ağrı kesiciler, bulantı ilaçları ve sıvı tedavisi gerekebilir. Taşın boyutu, yeri ve tıkanıklık yapıp yapmamasına göre tedavi şekli değişebilir. Taşların çok büyük bir çoğunluğu küçüktür (6 mm’den küçük) ve kendiliğinden düşerler. Fakat bu boyuttaki taşlar da tıkanıklık yapabileceğinden düzenli takip gerektirir. Aktif taş tedavisinde ise çeşitli yöntemler vardır.
Bu yöntemlerden biri Şok Dalgaları ile Taş Kırılması (ESWL). Söz konusu yöntemde taşın kırılması için odaklanmış ses dalgaları ciltten taşa doğru aktarılır. Taş ses dalgalarının enerjisini emer ve parçalanır, idrar yollarından küçük parçalar halinde dökülür. Genellikle 1.5 cm’den küçük taşlara önerilir.

Yazının devamı...

Kronik ağrıya radyofrekans

30 Mayıs 2015

Sevgili okurlar uzun süreli ve inatçı ağrılar için, günümüzde, eski yıllara göre devrim olarak nitelendirilebilecek gelişmeler elde edildi. Özellikle; bir türlü iyileşmek bilmeyen, sık tekrarlayan bel, sırt ve boyun ağrılarının tedavisinde farklı ağrı tedavi yöntemleri uygulanmaya başlandı. Bunların en önemlisi, cerrahi tedavi olmaksızın ağrıların hızla ve en az yan etki ile tedavi edilmesidir ve modern girişimsel tedavi yöntemleri ile kronikleşen ağrıların yüzde 90´ına artık çare bulunmaktadır. Biz de ağrı tedavisiyle ilgili yeni yöntemleri bu hafta Ankara Acıbadem Hastanesi doktorlarından Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Kemal Erdemoğlu ile konuştuk. Konuyla ilgili merak edilenleri sorduk o da yanıtladı.

Ağrı Tedavi yöntemlerinden en sık kullanılan hangileridir?
Ağrılı bir hastaya ilaç, istirahat ve fizik tedavi yöntemleriyle yeterince yararlı olunamıyorsa, cerrahi girişim düşünülmüyor veya yapılamıyorsa; minimal girişimsel yöntemler ile radyofrekans uygulaması ideal bir çözüm olabilir.
Bununla beraber, hastanın ağrısının nedenine göre birkaç yöntem bir arada uygulanabilir ve bu sayede de etkinlik artırılabilir.

Peki kronik ağrıda Radyofrekans tedavisi nedir ve nasıl uygulanır?
Ağrıda Radyofrekans tedavisi; sürekli olarak ağrı üreten bölgedeki sinir iletim liflerinin devre dışı bırakılmasıdır. Bu alandaki sinirlere veya dokuya hasar verilmeksizin, radyofrekansın uygulandığı bölgedeki sinirler üzerinde düzenleyici etkisinden yararlanılır. Böylelikle uzun süreli ya da kalıcı ağrı tedavisi sağlanır. Steril şartlar sağlanarak, “küçük girişim” olarak adlandırılan yolla, özel bir cihaz ve çok yüksek titreşimli bir akım, özel bir kablo ve iğne aracılığı ile yalnızca ağrıyı taşıyan sinir lifine uygulanır. Böylelikle bu cihazı kullanarak yapılan müdahalelerde belirli bir sinire, kontrollü olarak uyarı verilir ve sinirin ağrı sinyallerini iletme özelliği kaybolur.
AMELİYAT GEREKTİRMİYOR

Radyofrekans uygulamasının diğer tedavilerden farkı nedir?

Yazının devamı...

Cerrahi tedavide yeni teknikler

23 Mayıs 2015

Sevgili okurlar bu hafta konumuz böbrek kanserleri ve bu kanserlerin tedavisinde kullanılan yeni cerrahi yöntemler. Böbrekler iki adet kuru fasulye şeklinde ve her biri birer yumruk büyüklüğünde organlardır. Karnın alt kısmında her iki tarafta bulunan böbrekler omurga boyunca uzanır. Böbrek kanserlerinin cerrahi tedavisi önceleri tam nefrektomi, yani böbreğini tamamen cikarilmasiyla gerçekleştiriliyordu. Son yıllarda ise gelişen tip teknolojisiyle yeni tedavi seçenekleri kullanılmaya başlandı. Bugün köşemizde böbrek kanserlerinin yeni tedavi yöntemleriyle ilgili Ankara Acıbadem Hastanesi doktorlarından Ürolog Doç. Dr. Cenk Acar ile konuştük, sizlerden gelen mailler doğrultusunda sorular sorduk, o da yanıtladı.

Öncelikle bize böbrek kanserlerinden kısaca bahseder misiniz?
Böbrek kanseri tüm yetişkin kanserlerinin yüzde 2-3’ünü oluşturmaktadır. Genellikle 60 yaş üzerinde ortaya çıkar. Bazı ailesel geçişli türlerinde erken yaşlarda da görülebilir. Böbreğin en sık idrarı süzen hücrelerinden kaynaklanan tümörüdür. Bunun yanında kanser, kan ve lenf yolu ile yayılarak vücudun diğer alanlarına yerleşebilir. Büyük boyutlara ulaştığında idrarda kan, ağrı ve böğür bölgesinde kitle hissi oluşur. Yine böbrek kanseri vücutta bazı metabolik denge mekanizmalarını bozarak, ateş ve gece terlemesi, halsizlik, kansızlık, kanda kalsiyum seviyesinin yükselmesi, karaciğer fonksiyonlarında bozulma ve kilo kaybı gibi şikayetlere neden olabilmektedir.

Günümüzde kullanılan görüntüleme yöntemlerinin, böbrek kanserinin erken tanısında etkisi nasıl oldu?
Ultrason, tomografi ve manyetik rezonans görüntüleme (MR) gibi görüntüleme yöntemlerinin yaygın kullanılması, kanserlerin büyük bir kısmı erkenden teşhis edilebiliyor. Böbreğe sınırlı ve 7 cm’den küçük kitlelere “küçük böbrek kanseri” diyoruz. Yapılan çalışmalar, sadece böbrekteki kitlenin çıkarılmasının böbreğin tamamen alınmasıyla aynı onkolojik sonuçlara sahip olduğunu göstermiştir. Ayrıca, sadece kitle çıkarıldığında böbreğin diğer kısımlarının normal işlevine devam ettiği bilinmektedir. Böbrek fonksiyonlarının korunması böbrek kanserli hastaların cerrahi sonrası yaşam kaliteleri ve süresi için oldukça önemlidir.

HER HÜCRE ÖNEM TAŞIYOR

Peki, böbrek kanserleri tedavisi sonrası böbrek fonksiyonları ne ölçüde etkilenmektedir?İlginç olarak, kanserli böbreğinin tamamı çıkarılan hastaların kanserleri nüks etmese bile sadece kitlesi çıkarılanlardan daha kısa yaşadığı gösterilmiştir. Bunun nedeni tek böbrekli kalan hastaların kronik böbrek hastalığı gibi hayatı tehdit eden durumlara yatkınlıklarının daha fazla olmasıdır. Bu nedenle küçük böbrek kitlelerinde korunabilecek her böbrek hücresinin önemli olduğu bilinmelidir.

Böbrek kanseri cerrahisindeki son teknolojik gelişmeler hakkında bilgi verir misiniz?

Yazının devamı...

Yaşlanmak hastalık değil

16 Mayıs 2015

"Öleceğini bile bile yaşayan tek canlı insandır. Ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar” demiş, üstad Necip Fazıl Kısakürek... Ne ölümü, ne yaşlılığı kabullenir insanoğlu... Yaşlılık hastalık gibi algılandığı, öyle kabul edildiği için olsa gerek. Oysa yaşlılık bir hastalık değildir. Hatta Prof. Dr. Teslime Atlı’ya göre yaşlanmak, hayatın bize sunduğu güzelliklerden birisidir. Yukarıdaki satırlardan da anlayacağınız üzere bugünkü konumuz, ‘yaşlılık’, konuğumuz ise Güven Çayyolu Sağlık Kampüsü Dr. Aysun Küçükel İkinci Bahar Geriatri Merkezi’nden Geriatri uzmanı Prof. Dr. Teslime Atlı. Kendisine yaşlılık üzerine sorular sorduk o da yanıtladı.

Pek çok toplumda yaşlılık, hastalık gibi algılanyor. Siz yaşlılığı nasıl tarif ediyorsunuz?
Aristo yaşlılığı menfi bir durum olarak görmüş, “hastalığı zamansız gelen yaşlılık, yaşlılığı ise doğal bir hastalık” şeklinde tanımlamıştır. Artık böyle değil demeyi çok isterdim ama ne yazık ki hekimler de dahil olmak üzere bir çok insan hala yaşlanmanın bir hastalık olduğuna inanıyor. Oysa Goethe, yaşlılığın olumsuz bir dönem olarak algılanmasını reddeder, deneyim ve tecrübelerin zirveye ulaştığı bir dönem olarak tanımlar. Yaşlılara tecrübe birikimleri sebebiyle eski çağlarda her zaman saygı gösterilmiştir. Bilge oldukları düşünülmüş, yetenek ve tecrübelerinden istifade edilmiştir.

Yaşlanmayı hızlandıran etkenler nelerdir?Yaşlılık, tıpkı çocukluk ve gençlik gibi yaşamın normal bir evresidir. Her insan yeterince yaşarsa yaşlanır. Yaşlanmanın hızı ve şekli kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Aynı yaştaki iki kişiden birisi diğerinden daha yaşlı görünebilir. Hatta aynı bireyin farklı organları farklı hızlarda yaşlanabilir. Bazılarının cildi, bazılarının eklemleri, bazılarının ise kalbi veya beyni daha hızlı yaşlanabilir. Genetik özellikler, çevresel faktörler, iyi-kötü alışkanlıklar, beslenme şekli, aktivite düzeyi, geçirilen kazalar ve hastalıklar yaşlanmanın şeklini ve hızını etkiler.

DAMARLARDA ORTAYA ÇIKIYOR

Yaşlılıkta genellikle hipertansiyon ortaya çıkıyor. Bunun nedeni ve yol açtığı rahatsızlıklar nelerdir?

Yazının devamı...