"Şenol Kalyoncu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Şenol Kalyoncu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Şenol Kalyoncu

Bel fıtığı tedavisinde yeni dönem

10 Temmuz 2018

NEDİR PEKİ BU BEL FITIĞI?

Omurga sistemi pek çok kemikten oluşur. Omurganın esnek olmasını sağlayan da bu kemikler arasındaki disklerdir. Bu disklerin hasar görmesiyle fıtıklaşma olur ve sinirlerde baskı oluşur. Bu baskı sonucunda da fıtık ağrıları dediğimiz şiddetli bel ve bacak ağrıları başlar. Genelde 30-60 yaş grubu arasında görülse de her yaşta ortaya çıkabilir. Sebeplerin başında obezite ve hareketsiz yaşam tarzı geliyor. Yanlış spor, ani hareketler hastalığın en önemli tetikleyicileri.

Şiddetli bel ve bacak ağrıları, ayakta uyuşmalar, idrar tutamama gibi belirtilerle kendini göstermeye başlıyor. Tabii ki her fıtık hastasının ameliyat olmasına gerek yok. Hastalık başlangıç seviyesindeyse yatak istirahati, ağrı kesici ve kas gevşetici kullanılması öneriliyor. Hasta hareketlerine ve yaşam tarzına dikkat ederek gerekirse fizik tedavi alarak ameliyata ihtiyaç duymadan bu hastalıkla baş edebilir. Ancak bel ve bacak ağrıları çözülemez duruma geldiğinde ameliyat da zorunlu hale gelir. Ameliyatla ve yeni yöntemle ilgili Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesinde görev yapan Prof. Dr. İbrahim Aşık’tan birkaç önemli nokta öğrendik.

YÜZDE 70 BAŞARI ORANIYLA İLERLİYOR

Bel fıtığı ameliyatlarında amaç diskin fıtıklaştığı kısmın çıkartılması. Klasik yöntemde yani açık ameliyatta fıtığa ulaşmak için kaslara, kemiklere ve bağlara bir miktar da olsa zarar verilir. İyileşme süresinin uzunluğu, fıtığın tekrar riski ve dokulara verilen zarar sebebiyle enfeksiyon riski bu yöntemi korkulan bir tedavi haline getirebiliyor.

Oysa ki perkütan diskektomi dediğimiz yöntemde ise iğne deliği kadar küçük bir bölgeden ilerletilen alet ile fıtıklaşan disklere ulaşılır ve fıtık temizlenir. İşlemden sonra aynı delikten 2 kez radyofrekans termokaogülasyon denilen sinir iletimini geçici olarak durduran bir işlem uygulanır. Görüntüleme eşliğinde uygulanan bu yöntem klasik yönteme göre oldukça basit. Lokal anestezi kullanılan yöntemde riskler ve iyileşme süreleri oldukça az. Hastalar hastaneye yatırılmadan ayaktan tedavi edilir.

Yazının devamı...

Renk körlüğünde elektronik göz

3 Temmuz 2018

 

 

 

Peki bu gördüklerimizi duyabiliyor olsaydık ne olurdu? Aslında bunu yapabilen biri var: Neil Harbisson.
***
Neil, doğuştan akromatopsi yani bir çeşit renk körlüğü hastası. Dünyayı sadece siyah beyaz veya gri olarak görüyor. Tabii bir süre öncesine kadar. Bir bilgisayar uzmanıyla yaptıkları elektronik göz sayesinde renkleri duyarak algılayabiliyor. Aslında bu elektronik göz başın arkasından öne kadar kafatasını kaplayan bir anten. Bu anten gözün algılayamadığı renklerin frekanslarını topluyor ve onların başın arkasındaki çipe gönderiyor. Rengin sesini kemiğin içinde duymanızı sağlıyor. Böylece renkleri hala göremeseniz bile tonlarını duyarak ayırt edebiliyorsunuz. Normal duyduğumuz sesler gibi değil elbette ki. Bir nevi renkleri düşünmek gibi. Bu göz sayesinde morun, sarının hatta insanların yüzlerinin bile renklerini duyulabiliyor.
***

Yazının devamı...

Yüz germede yeni teknik iple yüz asma

25 Haziran 2018


Yüzdeki hacmin azalması ve yer çekiminin etkisiyle oluşan sarkmalar, kırışıklıklar için en etkili yöntem olarak akla ilk önce ‘estetik uygulamalar’ geliyor. Son zamanlarda geliştirilen ‘iple yüz asma’ tekniğiyle cerrahi müdahale olmadan iyi sonuçlara ulaşılabiliyor.
İşte bu nedenle, son zamanların bu popüler uygulamasının her yönünü Dr. Jale Şenyurt’a sordum.
* * *


Öncelikle uygulama için herhangi bir yaş sınırı yok. Ancak yine de çok genç yaşlarda yapılması tavsiye edilmiyor. Yaşlanmanın öncü belirtileri olan sarkma, torbalanma ve kırışıkları düzeltmek için kullanılıyor. Düzeltilmek istenen bölge belirledikten sonra hedef bölgeyi uygun açı ile çekip germek üzere cilt altından ip ilerletiliyor. İp hedef bölgeye ulaşınca diğer uçtan çekilerek istenen gerginlik ve düzelme sağlanıyor. Uygulama yapılan yerde istenen görünümü elde etmek için birden fazla ip değişik açılardan yerleştirilebiliyor.İşlem süresi çalışılan sahanın büyüklüğüne göre değişmekle beraber genellikle yarım saatten az bir sürede işlem tamamlanıyor.

Yazının devamı...

Variste lazerli tedavi dönemi

19 Haziran 2018

Peki nedir bu varis? Sadece estetik açıdan mı zararlı? Varis kısaca bacak toplardamarının genişlemesi, uzaması ve büklümlü hale gelmesiyle deride görünür olmaya başlaması durumudur. Estetik açıdan kötü bir görünüm olmasının yanında kişinin yaşam kalitesini düşürebilir ve daha tehlikeli durumlara yol açabilir. Varisin ortaya çıkması için genetik faktörler olduğu kadar çevresel etkiler de önemli. Fazla ayakta kalmak ya da uzun süre oturmak, obezite, hareketsiz yaşam tarzı gibi etkiler de varisi tetikleyebiliyor. Kadınlarda erkeklere oranla 4 kat daha fazla görülen bu damar hastalığı dikkat edilmezse bacak ağrıları, ödemler, egzama, zor iyileşen yaralar gibi istenmeyen durumlara yol açabiliyor. Muayene sırasında rahatlıkla teşhis edilebilen bu hastalığın tekrarlamaması için de erkenden tedaviye başlanması gerekiyor. Varis tedavilerinde yeni yaygınlaşmaya başlayan lazer tedavisini kalp ve damar cerrahı Prof. Dr. Haşmet Bardakçı anlattı:

İĞNE DELİĞİNDEN İŞLEM

“Varis tedavisinde genellikle cerrahi yöntem tercih edilmekteydi. Ancak bu yöntemde iyileşme uzun sürüyor ve narkoz kullanılması hastaları tedirgin ediyordu. Varisli bacakta kasığa en az 7-8 cm bir kesi yapılan bu işlemler de hasta için daha ağrılı bir sürece sebebiyet verebiliyordu. En önemlisi de bu yöntemle varislerin tekrarlama riski var. Lazer tedavisi yönteminde ise asıl amaç kapak yetersizliği olan büyük damarı tedavi etmek. Varis kaynağı olan bu damar tedavi edildiğinde artık varis oluşmuyor ve var olan varisler de kayboluyor. Yani vücuda zarar veren damarlar iptal ediliyor. Bu yüzden başarı oranları çok yüksek. Nasıl uygulandığına gelirsek; diz seviyesinden küçük bir iğne ile girilip varisli damar lazer veya radyofrekans enerjisi kullanılarak kasığa kadar içten kapatılıyor.

 

Kasıkta ya da herhangi bir yerde kesik olmuyor. Sadece bir iğne deliğinden işlem gerçekleştiriliyor. Eski yöntemde hastanın tam olarak ayağa kalkabilmesi için en az iki hafta istirahati gerekirken lazer yönteminde 2 saat içinde günlük yaşamına dönebiliyor. Bu sebeplerden hastalar için de rahatlıkla tercih edilebilecek bir yöntem.”

GÜNEŞLİ GÜNLERE DİKKAT

Tatil sezonu açıldı. Özelikle sahil kesimlerinde sıcaklar ve nem oldukça yüksek derecelerde seyrediyor. Deniz, kum, güneş üçlüsü çok güzel ama dikkat edilmezse bu keyif ölümcül olabilir. İyisi mi siz güneşin tadını çıkartayım derken sağlığınızdan olmayın. Sıcak havada vücut kan akışını deri yüzeyinde arttırarak, terleyerek ve soluk yoluyla vücudu soğutmaya, kendi ısısını dengede tutmaya çalışır. Fakat bu sıcağa fazla maruz kalındığında vücut bu işlevleri yerine getiremez ve kaybettiğinden fazla ısı üretmeye başlar ve güneş çarpması meydana gelir. Güneş çarpmaları özelikle öğle saatlerinde ve genelde 40 derecenin üzerindeki havalarda ortaya çıkar. Ancak yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı sebebiyle ilaç kullananlar bu sıcaklara daha fazla dikkat etmek zorunda. Bunun yanında yaz aylarında daha fazla su tüketmek, öğlen olabildiğinde güneşten uzak durmak, güneş kremi kullanmak gibi küçük önlemler alınabilir. Belirtiler genelde 6 saat içinde ortaya çıkar ve en yaygın olanları bulantı, baş ağrısı ve yüksek ateş. Terleyemeyen vücut ısıyı iyice yükseltir. Bu da cilt kızarması, sersemlik gibi belirtileri yanında getirir. Fark edildiğinde vücut soğutulmaya çalışılmalı ve hemen bir hastaneye gidilmeli.

Yazının devamı...

Akciğer kanserinde erken teşhis

12 Haziran 2018


Bunun en büyük etkeni sigara kullanımının artmış olması ve geç teşhis. Çünkü akciğer kanserine sahip hastalar, sinsi ilerleyen bir hastalık olması sebebiyle çoğunlukla farkına varamıyor. Özellikle kemik, karaciğer, beyin ve böbrek üstü bezlerine hızla yayılabilen bu hastalık, erken teşhis edilmediğinde tedavisi çok daha zor oluyor ve ölümle sonuçlanabiliyor.

NEFES TESTİYLE ÖN TANI MÜMKÜN

Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü’nde çalışmalarını yürüten Doç. Dr. Levent Pelit ve ekibi, sadece hastanın nefesi ile ön tanı koyulabilen bir cihaz geliştirdi. İkili çalışma prensibine sahip bu cihazda öncelikle laboratuvarlardaki fiberler, insan nefesindeki birleşikleri tutuyor. Sonraki aşama ise analiz. Elde edilen bileşikler kemometrik tekniklerle hesaplanıyor. 6 bin satır ve 50 sütundan oluşan kümelerde data analizi yapılan örnekler sonucunda ortaya bir spectrum çıkartılıyor. Değerleri her insana göre değişse de ortalama olarak vücutta 3 bin uçucu organik birleşik var. Kanser hastalarında ise bu oran çok daha yüksek çıkıyor. Vücutta tümörün oluşmadan fark edilmesini sağlayan sistemin hiçbir veri sıkıntısı yok. Bu yüzden hastanelerde de altın standart haline getirilmesi bekleniyor. Bu değerlerden yola çıkarak yapılan tanılarla, cihazın geliştirilerek hastalığın iyiye veya kötüye gitmesiyle ilgili de veri alınması için çalışmalar yapılıyor. Çalışmalarını Prof. Dr. Durmuş Özdemir ve Prof. Dr. Tuncay Göksel ile yürüten Doç. Dr. Levent Pelit, girişimsel olmayan bu yöntemin diğer hastalıkların teşhisi için de kullanılması yönünde çalışmalara başlanacağını belirtiyor. Yakın zamanda hastanelerde yaygınlaşması beklenen cihaz erken teşhisle çoğu hayatı etkileyecek gibi duruyor.

ÖĞRENMEDEN GEÇMEYİN Bİ KANIM ÇEKİLDİ GALİBA

Herkeste zaman zaman ortaya çıkabilen yorgunluk, halsizlik, nefes darlığı gibi şikâyetler kansızlığın habercisi olabilir. Çoğu kişi tarafından önemsenmeyen bu belirtiler dikkat edilmezse daha ciddi sorunlara yol açabilir.
* Peki nedir kansızlık?

Yazının devamı...

İnsülin molekülü

4 Haziran 2018


İnsülin salınımıyla alakalı bu hastalığa sahip kişiler, bütün yaşamlarını buna göre düzenlemek -özellikle tip1 diyabete sahip hastalar- günde 3-4 kez insülin iğnesi yapmak zorunda kalıyor.
* * *
Danimarka’da geliştirilen bir molekül ile bu enjeksiyonlar artık haftada bire düşüyor.
* * *
Vücudun temel ihtiyacı olan şekerin kullanılabilmesi için insülin gerekli. İnsülin ise pankreasta salgılanan ve şekerin hücrelerin içine geçmesini sağlayan bir hormon. Bu hormonun eksikliği ya da gerektiği gibi kullanılamaması durumunda şeker hücrelere taşınamaz ve kandaki şeker oranı yükselir. Bu da karşımıza insülin direnci ve diyabet olarak çıkar.
* * *

Yazının devamı...

Burun ameliyatlarında piezo tekniği

28 Mayıs 2018

Son senelerde daha da yaygınlaşan bu ameliyatta hastaların korktuğu asıl nokta, ameliyat sonrası oluşacak ödem ve morluklar. Yani normal hayata dönme süresinin uzunluğu. Artık yeni geliştirilen “piezo tekniği” ile bu komplikasyonların önüne geçilebiliyor.
* * *
Burun estetiği çoğu kişinin ihtiyaç duyduğu, son zamanlardaki gelişmelerle de çok daha rahat tercih edilebilen bir ameliyat haline geldi. Biz de bu yeni tekniği ünlü estetik cerrah Prof. Dr. Birol Civelek’e sorduk.

ÜÇ BOYUTLU SES DALGALARI

“Piezo tekniği, kemiğe herhangi bir basınç ya da titreşim uygulamadan, üç boyutlu ses dalgaları ile kemiklerin kesilmesi işlemine deniyor. Piezotom adı verilen cihazla yapılan ameliyatlarda doku hasarı en aza indirilebiliyor. Aslında yeni bir cihaz değil. Senelerdir beyin ve çene cerrahisinde kullanılıyor. Burun estetiğinde kullanılmaya başlanmasıyla da hastalar için ameliyat daha az korkulu bir hâl aldı.

ŞEKİL VERMEK ÇOK DAHA KOLAY

Normalde burun kemiklerinin kesilmesi osteotom adı verilen aletlerle yani çekiç ve keski ile yapılıyor. Ancak oluşturulan bu kırıklar istenmeyen şekilde ilerleyebiliyor ya da ince kemikler söz konusu olduğu için istenmeyen oyuklara sebep olabiliyor. Bu da hastanın burnuna istenilen şeklin verilmesini zorlaştırıyor. Piezo tekniğinde ya da diğer adıyla ultrasonik rinoplastide ise ince kemik kesimleri ve törpüleme olanağı ile bu risklerin önüne geçilmiş oluyor. Milimetrik oynamalar ve kontrollü kırıklar ile buruna istenildiği gibi şekil verilebiliyor.

Yazının devamı...

Sinir transferi

21 Mayıs 2018


Beyin felci; beyne giden damarların tıkanması, damarlarda meydana gelen yırtılmalar gibi sebeplerde birçok insanın başına gelebiliyor. Beyindeki sinirlere büyük oranda hasar veren bu hastalığın tedavisi kısmen de olsa mümkün hale geldi. Beyin felci geçiren hastalara normal şartlarda sadece rehabilitasyon uygulanıyordu. Spastik hemipleji diye de bilinen bu hastalık rehabilitasyonla biraz daha yumuşatılabiliyordu ancak eklem ve kasların kullanımı oldukça sınırlıydı. Bu yeni yöntemle hastanın felçli olmayan kolundan alinan sinir felçli olan tarafa cerrahi olarak transfer edildi. Bu şekilde tedavi gören hastalarda sadece rehabilitasyon alan hastalara oranla çok iyi derecede eklem ve kas hakimiyeti gözlendi.

Tabii bu yöntem sinir transferi için vücudun her noktasına yönelimi başlatmış oldu. Sadece beyin felci değil, herhangi bir sebepten dolayı yaşanan travma ve kazalarda oluşan sinir zedelenmelerine de kullanılmaya başlandı. Ülkemizde de birkaç örneği bulunan bu ameliyat oldukça zor. Çünkü sinirler vücudun en hassas ağını oluşturuyor ve bu yüzden riskler çok fazla. Yine de sonuçlar göz önüne alınınca çoğu doktorun tercih etmek isteyebileceği bir yöntem. Beyin felcinde olduğu gibi hastanın bacağından alınan sağlam sinirler ve kas dokuları hasar görmüş bölgeye naklediliyor. Sinirlerin iyileşmesi çok uzun zaman aldığı için rehabilitasyonla beraber hastanın yaşamı bir süre kısıtlanmış oluyor. Ancak yaklaşık 12 aylık bir tedavinin ardından hasta kullanamadığı kas ve eklemleri çok büyük oranda kullanabilir hale geliyor.

Yöntemin tabii ki hasta açısından bazı komplikasyonları da var. Sinirin alındığı bölgede uzun süreli hissizlik ve ağrı oluşuyor. Bunun önüne geçmek için İngiltere’de yine benzer ama çok daha ilginç bir sistemle denendi. Bu sefer hastanın vücudundan değil ölen bir bağışçıdan alınan sinirlerle tedavi sağlanıyor. Tabii ki vücudun direkt başkasından alınan bir sinire adapte olması mümkün değil. Bu yüzden alınan sinirler özel bir enzimle bağışçının kalıntılarından temizleniyor ve donduruluyor. Nakil sağlandığında da hastanın kendi sinirleri arasında bir köprü işlevi sağlamış oluyor. Bu şekilde hasta daha ağrısız ve adapte sorunu yaşamadan kas yeterliliğine ulaşabiliyor.
Bunların ikisi de çok yeni ve denenen yöntemler. Ancak hastalar üzerinde alınan sonuçlar oldukça umut verici.


Yazının devamı...