"Bilge Egemen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bilge Egemen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bilge Egemen

Bilge Egemen

Ye, iç, eğlen, gül, oyna

16 Ağustos 2018

Hayırdır dedim sabah, sabah... Dönüp içimdeki yersiz pür neşeye bakarak.
Herhalde Yeliz, ben uyurken beynime misafirliğe gelmiş. Konserler verip ruhumu şenlendirmiş.
Neyse ki, “Bu ne dünya kardeşim böyle?”diye acı acı hesap sormadan, şarkının sadece nakaratlarını bırakıp gitmiş.
Böyle bir rüyayı öncelikle baş tacı eder, sonra da işaret sayarım sevgili okur. Dolayısıyla bugünkü tepsimde sizlere acılı ve acıklı hikayeler değil, sadece gökkuşağı renklerinde ve lay lay lom şekerlemeler sunacağım. Lütfen önden buyurun...


İZMİR’DE BİR KARADENİZ
İnstagram fenomeni Gezginkereviz (Deniz Sarıhanlıoğlu) ve İzmir aşığı Erhan Gölbey “Gel seni öğle yemeğine Karadeniz’e götürelim” dediler. “Cık cık... Bu ne lüks, bu ne şımarıklıktır bir öğle yemeği için onca masraf kardeşim” diye düşünürken ben ve tam da biz Alsancak Gül Sokak’ta yürümekteyken, “İşte” dediler, “Karadeniz’e geldik!”

Yazının devamı...

Gökçeyaka Köyü’nden Paris’lere, elveda yaşayan efsane

9 Ağustos 2018

 


İşte yine keçilere ve bulutlara, dağlara ve taşlara çam düdüğü çaldığın sıradan bir günde karşına dünyanın en büyük falcısı çıksa ve sana geleceğinle ilgili şunları söylese, gülüp geçer miydin?
“Sen ey kalbi tertemiz çoban! Gün gelecek, Paris’ten Brüksel’e Amsterdam’dan Strasbourg’a konserler vereceksin. Sorbonne dahil seçkin üniversitelerde dersler anlatıp, konuşmalar yapacak, uluslararası yarışmalardan köyüne ödüllerle döneceksin. Fransız belgeselci Gulya Mirzoeva da öyle... Çektiği, senin hayatını anlatan ‘Ormanın Arkasında’ adlı belgesel sayesinde.
Sadece ODTÜ ya da Boğaziçi’nden değil, Avrupa’dan Japonya’dan gençler, Gökçeyaka’ya senden dersler almaya gelecek... Senin hakkında yazdığı yüzlerce sayfalik tez, Etnomüzikolog Jerome Cler’e doçentlik getirecek.
Üstelik tüm bunlar gerçekleştikten sonra sen yine Gökçeyaka Köyü’nde keçilerine çobanlık yapacak, bahçendeki toprağını gübreleyecek ve üç telli curanla çam düdüğünü çalmaya devam edeceksin.
Gramın milyonda biri kadar şımarmayacak ve yooo zengin de olmayacaksın.

Yazının devamı...

Çeşme’de 1 pizza 500 liraysa ben kimim?

26 Temmuz 2018


1 değil 100 değirmen suyu gerekir tatilini bitirmeye.
Bir küçük suyu sana 10 liraya satarlar, üstelik “Hey gidi yiğidim, arslanım evinde para basma makinen var da ona mı güveniyorsun” diye sırtını sıvazlayıp, cesaretini alkışlamazlar.
Geçenlerde bizimkiler (Yasemin, Özlem, Betül, Berrin) çocuklar tutturunca daha da fazla direnememişler. Alaçatı’daki içinde su sporları yaptırılan plajlardan birine gitmişler.
Plaja giriş: 70, hamburger yiyiş: 50, şişme bota biniş: 50
Lütfen anne n’olur, n’olur... Bakın çocuğunuz da istekli, onları drone’la çekiyoruz han’fendi. Çekiş: 60 Te Le.
Al basmasın diye yanacıklarına bu sıcakta, suyu, meyve suyunu, kızarmış patatesi artık fiyatlandırmıyorum.

Yazının devamı...

Ey hayat, maymun ettin bizi

19 Temmuz 2018

 

Üstelik, “Artık beni hiçbir şey şaşırtamaz bu hayatta!” ukalalığımızın tavan yapmış olduğu bir sırada.
Hayatın bizi şaşırtma kapasitesi o kadar sınırsız ki, 3 yaşındaki çocuğun annesine, “Seni buradan taaaa Ay’a kadar seviyorum” dediği kadar...
En az...
Al Adnan Oktar’ı mesela. Ver sosyologlara ve antropologlara, çocukluğundan alıp getir 2010’lara... Nerelere koyar, hangi filmlere sığdırırsın?
Gerçekten ilk kez bir belgeselde (diyelim Hindistan’da geçen) karşına çıksa ve izlesen adamın bütün hayatını, inanır mısın?
Hani eski bir Temel fıkrası var. Temel kitap yazmış da Dursun’unki gibi satmamış. Sormuş Dursun’a benim kitabım niye seninki gibi satmıyor usta diye. Dursun da demiş ki; oğlum kitabının içinde merak, asalet, şehvet, din gibi unsurlar olmalı ki, satabilesin. Velhasıl finalde, Temel’in yazdığı kitabın adı, “Allah Allah Kontes’i kim öptü?” olmuş.

Yazının devamı...

Bir çadır bir hamakla yaşar mısın?

12 Temmuz 2018

 


İstanbul’dan arabasıyla Güney’e inen bütün arkadaşlarım beni arıyor. “Koy kahveyi ocağa, ver ekmeği fırına bir saate sendeyiz. Sende biraz mola verip, Bodrum’a devam ederiz.”
Halbuki İstanbul’da yaşarken böyle miydi ya? Göremezdik böyle kolay kolay birbirimizin gül yüzlerini. Diyelim ki, buluşmak için ip cambazı titizliğinde her şeyi, ama her şeyi ayarladık, gökteki yıldızların açısını bile tam tutturduk... Ama çalışmadığın bir yerden öyle bir tokatlar ki, seni o zalim İstanbul, tak diye çelmesini öyle bir takar ki ayağına, bakarsın yine tökezlemiş ve buluşamamışsın. Hadi canım hadi, başka bir bahara hayırlısıyla dersin arkadaşına. Çabucak konuyu kapatırsın.
Çünkü, ortalama bir insan ömrü yetmez, öyle ha deyince buluşmalara İstanbul’da.
Ebru Keser Erda, arkadaştan da öte kardeş kontenjanından girmiştir defterime. Ta Milattan Önce (M.Ö.) Kanal D’de yıllarca birlikte yaptığımız ve maceradan maceraya koştuğumuz ‘Devriye’ programı sayesinde, dünyanın dört bir yanından öyle unutulmaz anılar biriktirdik ki, heybemizde dolayısıyla Japon tutkalıyla yapıştık birbirimize.
Yurtdışında bir yerlerde tek başıma yürürken ben, yani Ebru yanımda yokken, bir Türk’ün diğerini dürtükleyip beni göstererek “Aaaaa bak Ebru’yla Bilge” dediğini bilirim mesela. Hoppala, ama şu an Ebru yok ki, yanımda! Zeki ile Metin, Edi ile Büdü gibi olmuşuz düşün.

Yazının devamı...

Benim hala umudum var

5 Temmuz 2018

Ya da en iyi ihtimalle, tarifsiz bir kara bulut çöker böğrüne, hiç beklemediğin bir anda bardaktan boşanırcasına yağmak üzere kalbinin üstüne. Dersin ki kendine; dünya hep mi böyleydi yoksa gözüme toz mu kaçtı kuzum yine? Bir çocuğun daha “kayıp”,  bir köpeğin daha “işkence”, bir askerin daha “şehit” haberini duymaya yer kaldı mı kendi bedeninin akıl ve ruh sağlığı biriminde? 3 kilo soğan, 2 kilo limon almak için hovardaca harcayacak paran var mı cebinde? Ya da halin kaldı mı, koca koca aklı başında sandığın siyasilerin, köşe yazarlarının didişmesini dinlemeye?

Tam da böyle karalar bağlamışken ben, performans sanatçısı Marina Abromovic’le ilgili bir yazı düştü önüme. Açıp Google’larsan onu, 1960’lardan günümüze bir vücut sanatçısı olarak birbirinden ilginç performanslarını okuyabilirsin.

79’daki bir performansında bir masa üzerindeki rastgele seçilmiş objelerin yanında (çiçek, kek, bıçak gibi) kendisini de bir obje gibi sergilemiş. 6 saat boyunca hareketsiz ve pasif kalarak. Seyircilerden önce Abromovic’in saçını okşayanlar, eline masadaki çiçeği tutuşturup, keki yedirmeye çalışanlar çıkmış. Derken biri gelip yanağına ilk tokatı atmış. Arkasından acımasızlıklar çorap söküğü gibi akmış. Bir tokat, bir tokat daha... Elbiselerini yırtmalar, tacizler, bıçağı alıp vücudunu kesmeler... Ta ki biri tecavüze kalkışıncaya kadar... Ve ta ki birbirlerinden destek ala ala kötülüğü büyütenler arasından iyi bir insan çıkana kadar... İyi insan kötülere bağırıp, hareketsiz duran Abromovic’in gözyaşlarını silmiş önce. Başka iyiler onu tekrar giydirmiş. 6 saat bitip de Abromovic hareket ettiğinde seyirciler dört bir yana kaçışmış.

Neyse bak, yine bir teselli bulduk kendimize: Kötüler varsa iyiler de var bu yeryüzünde. Ve dün, yaralı ve kendinde olmayan bir kedi yavrusunu, yolun ortasından kaldırıma taşımaya çalışan başka bir kedi yavrusunu gördüğümde “Şükürler olsun, şükürler olsun...” dedim kendi kendime...

Yazının devamı...

Sen hiç gördün mü 3 kulaklı bir adam?

28 Haziran 2018

İnan, bu hayatta. Sanki zoru başarmak çok kolaymış gibi, üstüne üstlük bir de o dikenli ve çamurlu yollara ‘kadın’ olarak çıkacaksın demek, al o en zoru 10’la çarp gibi bir şeye denk...
Gazetemizin yazarlarından ve lisemin sıralarından çok eski arkadaşım Ayçe Bükülmeyen bu meseleyle ilgili öyle güzel bir proje başlattı ki, al o projeyi gözlerinden öp. Ama mutlaka bir bebek misali sar pamuklara, koy beşiğe ve büyüt.



Ayçe daha önce de Ege’nin öncü kadınlarını anlatan çok güzel çalışmalara imzasını atmıştı. Şimdiki projesi ‘Ezber Bozan Kızlar’ adından da belli olduğu üzere yine şahane bir proje. Ve Ayçe bu kez işe, ağaç yaşken eğilir misali, meseleyi çocuklara anlatmakla başlamayı hedefliyor. Üstelik, Ezber Bozan Kızlar’ın hikayelerini yaratılan çizgi karakterler ve bebeklerle destekleyip anlatmakla kalmayıp projeden gelen gelirle çocukların eğitimine EÇEV aracılığıyla katkıda bulunulmasına destek oluyor. Yerim dar, lafım koca bir kazanda pişmiş çorba misali.
Eğer sen de ‘dünyayı güzellik kurtaracak’ diyenlerdensen git ve elele tutuş Ayçe ve ekibiyle, projeye destek olmak İçin www.ezberbozankizlar sitesini incele.
Ve kim bilir belki de bu sayede daha ne ezberleri çatır çatır yıkıp, yıkan kızlar göreceğiz ileride.

Yazının devamı...

Sıraya dizdin bizi zaman

14 Haziran 2018

 

 

Kendime yeni bir tişört ve kot almışım. Zamanın ruhuna uygun yeşilli ve turunculu. Bir ada vapuru kadar yandan çarklı ve cafcaflı. Alsancak'taki artık günümüzde olmayan bir dükkandan, Tiffany & Tomato'dan.

O yıllarda (ki 80'ler) gardıroplarımız cetvel kıvamında. Bir deri bir kemik güzelliğiyle nam salmış dünyaca şöhretli manken Twiggy'den bile incecik. Düşün, o kıtlıkta.

3-4 tişört ya da gömlek. 2-3 pantolon. O kadar.

AVM'ler yok. Tişörtler ve etekler bir çaput misali, '3 al, 10 öde' değil. Gözlerini gaz lambalarında köreltmiş, dirseklerini okul sıralarında çürütmüş doktor babanın maaşını sarsıp, çalkalayacak kıvamda, tanesi belki de günümüz parasıyla şuursuzca 250 LİRA!.

Yılda bir, taş çatlasın iki defa alışverişe çıkarırlar seni dolayısıyla.

Yani çok mutlu olursun, tek bir yeni tişörte sahip olduğunda. Havai fişekler patlatırsın utangaç ruhunda.

Yazının devamı...