"Bilge Egemen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bilge Egemen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bilge Egemen

Bilge Egemen

Çık depresyonlarından da dön hayata

8 Şubat 2019


Hani birazcık daha nazlansa, depresyonun karanlık delhizlerine elele girip, hep birlikte zeybek oynayacağız.
Ne Norveçliyiz, ne İsveçli. Biz Egeliler, alışık değiliz bu kadar güneşsizliğe.
Hani dokunsan ağladık, ağlayacağız. Öyle kırılgan ve titreğiz. Kara bulutlar altında.
Tanımlanamaz, nedeni belirsiz (halbuki belli, güneş yok tepemizde) bir mutsuzluk, bir “ah kalbim ben senden çok çektim vallahi” halleri üzerimizde.
Neyse ki sonunda güneş gül yüzünü gösterdi de keyiflerimiz yerli yerine geri gelip yerleşti.
Dipdibe takılan penguenler gibi doluştuk sahillere, yayıldık mis kokulu çimlere. Yüzümüzde bir tatlı gülümseme...

Yazının devamı...

Tilkiye karpuz, arslana ney, hayvanları sev

31 Ocak 2019

 


Her daim çiçeklere ve hayvanlara hayran olan, renklerine, tüylerine, şekillerine, desenlerine 3 yaşındaki çocuk gibi bıkıp usanmadan tekrar tekrar şaşıran annem, “Dur şimdi, hayvancağız kapımıza kadar gelmiş, belki de açtır” diye düşünüp, bahçenin öteki köşesine yemek bırakmış.
Tilki yemeği bir güzel silip süpürmekle kalmadığı gibi, ondan sonra yaklaşık 1 yıl boyunca her gün aynı saatte evin arkasındaki ıssız tepeden, payına düşenleri yemek için, annemin bahçesine geldi.
Tilkinin geliş saati yaklaştığında annemin, “Eyvah saat 7’ye geliyor” diyerek, elinde ne iş varsa bırakıp, kocası işten, çocukları okuldan aç gelecek bir kadının paniğiyle, tilkiye özel köfteler pişirdiğini, hatta karpuz bile kestiğini, benim de bu duruma içten içe içerlendiğimi (ta nerelerden ziyaretine geldik, bize böyle ihtimam gösterilmiyor bu evde, cık cık cık) bilirim.
Bu ıssız tilkinin, kış günlerinde kendi gibi ıssızlaşan sitede komşuya kahveye giden anneme defalarca eşlik ettiği, komşunun kapısında beklediği, sonra annemi eve bıraktıktan sonra tekrar dağlarına döndüğü de bütün sitede bilinirdi mesela.
Ayrıca, biz çocukken tek bir kare fotoğrafımızı çekmek aklına gelmemiş olan rahmetli babamın, biricik torunuymuşçasına tilkinin poz poz fotoğraflarını çekmesi de, ayrı bir yazının, ayrı bir kıskançlık hissiyatının konusu; düşün. Tilki o denli, sonradan başrolü kapan minik olduğu kadar da şımarık bir kardeşimiz gibi oldu.

Yazının devamı...

Ercan Kesal’dan İzmirli liselilere, sepet dolusu tavsiye

17 Ocak 2019


Güneşler battı battı, çıktı... Mevsimler mevsimleri yedi düvelde kovaladı ve ben hala, hala çok şaşırıyorum cep telefonlarımız içinde taşıdığımız şu canlı kanlı dünyaya. Çok sevdiğimiz kuzenimiz Avustralya’da hapşırır hapşırmaz, anında “çok yaşa” diyebiliyor olmamıza.
2019’a girdik gireli Arap yallellisi gibi bitmek bilmeyen grip yüzünden, ailecek gün yüzü göremedik. Hacı yatmaz gibi o koltuktan bu yatağa devrildik. Tam iyileştim derken, grip sinsice sırtımızdan bir daha hançerledi bizi, tekrar tekrar yataklara çiviledi.
İşte, tam da böyle yatak döşek perişan bir haldeyken, aaa bir baktım, Cem’in okulu İzmir Gelişim Koleji Instagram’da canlı yayında... Dur dedim, yattığım yerden evladımı görürürüm belki, yanakları al al olmuş, yine ateşler basmış mı kendisini, çünkü bugün hastalıktan sıyırtıp ilk kez okula gitti.
Fakat öğrenciler yerine, şu sıralar rol gereği habire adam döven Ercan Kesal çıktı okulun sahnesine. Ve başladı öğrencilere ondan, bundan, hayattan bahsetmeye.
Nuri Bilge Ceylan’ın filmleri başta olmak üzere daha birçok film ve diziden tanıyorsun zaten onu. Oyunculuğunun da senaristliğinin de güzelliğinin farkındasın. 1959 Nevşehir Avanos doğumlu, üniversitede önce siyasal, sonra diş hekimliğine girse de en son Ege Tıp’tan mezun olmuş. Üzerine psikoloji ve antropoloji eğitimi almış. Belki bu bilgiler de kulağına çalındı. Belki okudun bir yerlerde. Belki de onun yazdığı kitaplardan ya da gazete yazılarından birini okudun. Belki yazarlığına aşinasın, belki o doktorken, sen hastasıydın.
Bilemem, tanışma şeklinizi... Ama illa ki, bilirsin kendisini...

Yazının devamı...

Kenya’dan İzmir’e içimde kalan bir hikaye

3 Ocak 2019


O gün, biri oğlum (Cem), üçü yeğenim (Can, Aksel, Deniz) olmak üzere boy boy 4 erkek çocuğunu almışım, İzmir’de eğlendirmeye çıkmışım.
Oğlanlar da hani uzun metraj düz duvar tırmanışçısı. Her biri 100 Chucky, 50 inatçı keçi gücünde. Birinin elini tutsan öteki kaçıyor. Judo yapanı durdursan, diğeri tekme tokat karateye başlıyor. Bunların tehlikeli hareketleri yüzünden tam da trombolinden kovulduğumuz sırada Mustafa Olpak aradı:
“Bilge Hanım derneğimize bekliyorum sizi.”
Zaten İstanbul’dan iki günlüğüne sırf Mustafa Olpak’la tanışmak için gelmişim. Çocukları da alıp hemen Kemeraltı’ndaki ‘Afrikalılar Kültür ve Dayanışma Derneği’nin yolunu tutuyorum.
Mustafa Olpak kapıyı açtığında çocuklar şaşırıyor.
Olpak, televizyon dışında, hayatlarında gördükleri ilk siyahi insan.

Yazının devamı...

Tezgahımda senin için neler var?

20 Aralık 2018

 

Bakın sihirli şapkasından tavşanın yanı sıra neler çıkaracak.
İzle: “Of çok mutsuzum şu sıralar” diyorsan 2015 yapımı “Human”ı izle. Mutsuzum dediğine diyeceğine bin pişman olur, utanırsın. Yönetmen Yann Arthus-Bertrand 60 ülkede 2000 insana mutluluktan aşka, adaletten savaşa 40 aynı soruyu sormuş. Ortaya görüntüleri ve müziğiyle de muhteşem bir belgesel çıkmış. Youtube’da var.
Ye: Maş fasulyeyi aynı yeşil mercimek yemeği gibi pişirip afiyetle ye. Hem lezzetli hem çok yararlı. Yemek yapmam ben, üşenirim diyorsan öğle yemeği için Alsancak Kıbrıs Şehitleri’nde Talat Usta’ya git. Elbasan Tava ye.
İç: Sübye. Bulmak gittikçe zorlaşıyor. Tarihin tozlu sayfalarında kaybolacak diye ödüm patlıyor.
Gül: Instagram’da Sefa Doğanay’ın canlandırdığı, ayaklı gıybet makinası Neriman Abla bizi güldürdüğü gibi, güldürebilir seni de.
Oyna: Çoluk çocuk, genç yaşlı sülalece müptelası olduk. “Hadi” diye bir aplikasyon var, indir cep telefonuna. 12 soruluk canlı bilgi yarışmasında günde 2 kere elenip, ya biliyordum aslında cevabı, elim yanlışlıkla b’ye kaydı deyip, kahrol.

Yazının devamı...

Acı, iyiliğe dönüşürse Ayvalık’tan bir hikaye

14 Aralık 2018


Hafif hafif serpiştirerek gelmedi kar; annesi Zeynep Abla’nın üzerine çığ düştü. Ölümünden 10 gün sonra Zeynep ve eşi Mustafa’ya yaşadıkları Ankara dar geldi. İçlerindeki dünyanın o en konsantre acısı, değil Ankara’ya dünyaya sığamama hissini getirdi. Bindiler arabaya, Ogan’ın çok sevdiği yazlıklarının olduğu Ayvalık’a doğru düştüler yola. Önce evin bahçesini ekip biçtiler, rengarenk çiçeklerle cennete çevirdiler. Sonra da bahçeye “Ogan’ın Dünyası” adını verdiler.
3 ay sonra Ogan’ın ilk Ogan’sız doğum gününe (18 Kasım) bir hafta kala, Zeynep Abla’nın telefonu çaldı:
“Zeynep teyze, haftaya doğum günü olacaktı ya... Biz arkadaşları olarak aramızda para toplayıp mama alacağız, Ogan’ın Ankara’da gönüllü olarak çalıştığı hayvan barınaklarına bağış yapacağız. Böyle bir hediye Ogan’ı çok sevindirirdi diye düşündük...”
Zeynep Abla o sırada eşiyle arabada. Duydukları onu çok mutu etmişken, telefonu kapattığı anda gözüne bir levha ilişiyor: Ayvalık Köpek Bakım Çiftliği.
Kır diyor direksiyonu eşine. “Şu barınağa bir bakalım.”

BARINAKTAN HASTANEYE

Yazının devamı...

Türe Teyze

23 Kasım 2018


1932 İzmir doğumlu ve bugün onun doğum günü.
Hava soğuk ve yağmurlu... Olsun. Üşenmez ve türlü türlü bahanelerle fikir değiştirmez. Onu fırtınalar ve tsunamiler bile yapacağı işten döndüremez.
Konser de çay partisi de İzmir şubesi başkanı olduğu Türkiye Kas Hastalıkları Derneği yararına.
Bütün arkadaşlarımız Serdar’ın annesi olduğu için Türe Teyze diye hitap ediyor ona...
“Teyze” deyince havada yufkalara yedi takla attıran, dumanı tüten baklavalar açan, ağzına 40 baharatlı ballar tıkmaya çalışan tonton biri gelir ya aklına... En azından Adile Naşit filmleriyle büyümüş bizim nesillerin.
Halbuki Türe Teyze, her ne kadar birbirinden nefis yemekler ve reçeller pişirse de bildiğimiz bu klişe teyzelerden biraz farklı.

Yazının devamı...

Kadınları 594 ton zayıflatan kızkardeşler

8 Kasım 2018


Taşı ver ellerine, şrik şrak, hop diye altına çevirirler.
Bataklığı ser önlerine, sen gözlerini kırpana kadar çiçek tarlasına döndürürler.
Lütfen, “Amma da abarttın yine. Mübalağa etme bizlere!” demeyin de güzel bir hikaye anlatayım sizlere.
İzmir Türk Koleji mezunu Aslı, benim üniversiteden sınıfdaşım. Üstelik 90’ların başında İstanbul’daki ev arkadaşım.
Yeni mezunduk ve amma da havalı işler bulmuştuk. Ben Sabah’tan atv’ye transfer olmuştum. Aslı, Serdar Erener’in Reklamevi’nde, 3. ev arkadaşımız Didem de en artistik halkla ilişkiler şirketinde... Çalışmaktayız, gençlik ateşiyle.
Nişantaşı’nın göbeğindeki en az işlerimiz kadar havası üçbinbeşyüz evimizde, önce yangın çıktı; ucuz atlattık. Tam ortalığı toparladık derken bir sabah yataklarımız sular içinde yüzmekteyken uyandık. Venedik evimizi tam da kurutmuşken, kaloriferler patladı. Arkasından evi fareler bastı.

Yazının devamı...