"Dr. Gündüz Tezmen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Dr. Gündüz Tezmen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Dr. Gündüz Tezmen

Mercedes'in Başkanı'nın zırhlı aracını çaldılar

23 Kasım 2004
Daimlerchrysler Yönetim Kurulu Başkanı Jürgen Schrempp'in ve Frankfurt Anakent Belediye Başkanı Petra Roth'un, Mercedes marka son model zırhlı makam araçlarının çalındığı ortaya çıktı. Schrempp'in aracının 3, Roth'un aracının da 2 hafta önce çalındığı öğrenildi. Polis, Schrempp'in aracının bulunamadığını belirtirken, Roth'un makam otomobili araçtaki verici sayesinde bir gün sonra bulundu.
Yazının devamı...

Gözde yanıltıcı reklama dikkat

8 Mart 2004
Gözde ‘‘yanıltıcı reklamlar’’a dikkat çekti.

TÜRKİYE'de yapılan sağlık yatırımlarında göz hastanesi açmanın birinci sırada yer aldığına dikkat çeken İstanbul Cerrahi Hastanesi Göz Cerrahi Bölüm Başkanı Op. Dr. Sinan Göker, ‘‘lazerli göz tedavisi’’ olarak bilinen LASİK, EPİ-LASİK, LASEK, WAVE FRONT, CK yöntemlerinde karmaşa yaşandığını belirtti. Dr. Göker, ‘‘PRK, LASEK ve EPİ-LASİK yöntemleri cerrahi kavram ve sonuç olarak aynı tekniklerdir. Hastalar, bilinçlendirilmeli ve seçici olmaları sağlanmalıdır’’ dedi. Dr. Göker, göz hastalarının, tüm dünyada en son yöntem olarak kabul edilen ve kesinliği ispatlanmış olan LASİK yöntemini tercih etmesi gerektiğini ifade etti.

Op. Dr. Sinan Göker, gözlük ve lenslerden kurtulmak isteyen, miyop, hipermetrop ve astigmat gibi görme kusurları olan hastaların, tedavilerinde yeterli bilgiye sahip olmadığını açıkladı. Merkezi Amerika'da bulunan ISRS (The International Society Of Refraktif Surgery) Uluslararası Refraktif Cerrahi Cemiyeti Türkiye Temsilcisi olan Op. Dr. Göker, göz ameliyatı olacak hastalara uyarılarda bulundu:

‘‘Lazer ameliyatı olmak isteyen hastalar, LASİK, LASEK, ince kornealar için uygulanan EPİ-LASİK ile keskin gözlere sahip olmak için WAVE FRONT, 40 yaş sonrası için uygulanan CK (Presbiyopi) yöntemlerine ne derece güvenip, hangi yöntemi neye göre tercih edecekleri konusunda bilgi sahibi değiller. Yeni isimlerle, yeni tedavi olarak duyurulan yöntemlerin, eskilerinden farkı yok. Yıllar önce Türkiye'de göz ameliyatlarında ilk uygulanan yöntem PRK dediğimiz yöntemdi. Bir süre sonra LASEK yöntemi uygulanmaya başlandı. Sonuç olarak, PRK, LASEK ve EPİ-LASEK yöntemleri aynı yöntemlerdir.’’
Yazının devamı...

Kolesterol dışında da kalp zararlıları var

3 Mart 2004
Kalp ve damar hastalıklarının oluşumunda kolesterol dışında da etkenler var...

SON yıllarda yapılan çalışmalar kalp damar hastalıklarında risk belirlemek için yapılacak CRP analizini ön plana çıkarmıştır. Damar tıkanıklığına sebep olan pıhtıların oluşmasında, damar iç duvarında meydana gelen enflamasyonun (yangı) rol oynadığı düşünülerek CRP ölçülmesinin çok faydalı olacağı öne sürülmüştür. CRP seviyesinde meydana gelen değişiklikler kalp-damar hastalığı habercisi olabilmekte ve tedbir almamızı sağlamaktadır. Bu değişiklikler, bizlere damarın durumu hakkında bilgi vermektedir.

APOLİPOPROTEİN-B (APO-B)

Apo-B, zararlı kolesterol olarak da adlandırılan LDL Kolesterol içinde bulunan en önemli proteindir. Her bir LDL kolesterol molekülü içerisinde 1 tane Apo-B molekülü bulunmaktadır. Genellikle Apo-B ölçümü ile LDL kolesterol seviyeleri büyük oranda ilişki gösterse de, özellikle damar sertliğinin ayırıcı tanısında Apo-B ölçümü son derece gereklidir. Bazı hastalarda IDL-kolesterol (intermediate density lipoprotein) metabolizması ve serum içindeki lipid kırıntıları yüzünden LDL kolesterol seviyeleri olduğundan yüksek ölçülmekte ve gereksiz yere ilaç alınmasına sebep olmaktadır. Bu gibi durumlarda gereksiz yere ilaç kullanmamak için Apo-B ölçülmesi yeterli olmaktadır. KKH riski yüksek hastaların tanı ve tedavisinin takibi sırasında Apo-B ve LDL kolesterol ölçümlerinin beraber yapılması tedavinin şekli ve süresinin tayini için hekimlere yardımcı olacaktır.

APOLİPOPROTEİN-A1 (APO-A1)

HDL kolesterol bazı alt gruplardan oluşmaktadır. Bu gruplardan HDL 2 dokulardaki kolesterolü karaciğere taşıyan en etkin fraksiyondur. Dolayısıyla serumda ölçülen HDL kolesterol düzeyinin düşük veya yüksek olması hastanın KKH'dan korunduğunun kesin bir göstergesi olarak kabul etmek mümkün değildir. Ancak HDL2 ölçümü yapılabilirse bu bilgi doğru olarak saptanabilir. HDL2'nin yapısında bulunan major protein Apo-A1'dir. Apo-A1 vücudumuzdaki kolesterol metabolizması için HDL kolesterolden daha hassas bir göstergedir. Apo-A1 sentezinden sorumlu olan gendeki mutasyonlar nedeniyle moleküler düzeyde meydana gelen bozukluklar HDL sentezinde problemlere yol açar ve bozuk HDL molekülleri oluşur. Egzersiz ve tedaviye rağmen HDL-kolesterol seviyesi yükselmeyen kişiler Apo-A1 eksikliği bakımından incelenmelidir.

HOMOSİSTEİN (hCys)

İnsan vücudunda sentez edilen bir amino asit olan homosistein (hCys), vücudumuzdaki birçok molekülün yapı taşı olarak kullanılmaktadır. Çalışmalar göstermektedir ki hCys ile kalp damar hastalıkları arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Ülkemizde yapılan bir çalışmada kalp damar hastalığı olanlarda hCys değerlerinin normal topluma göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Çalışmalar, hCys ile kalp ve beyin damarlarını etkileyen hastalıklar ve tıkayıcı pıhtılar arasında anlamlı bir bağlantı olduğunu göstermiştir. Kan hCys düzeyi normalin üzerine çıktığı zaman damar yapısını hasara uğratarak ve tıkaç mekanizmalarını harekete geçirmektedir.

LİPOPROTEİN(a)

Günümüzde yapılan çalışmalar, kısaca Lp(a) olarak gösterilen Lipoprotein(a)'nın koroner kalp hastalığı için bağımsız bir risk faktörü olduğunu kanıtlamıştır. İnsanlardaki Lp(a) konsantrasyonu genetik şifreyle belirlenmekte ve kalıtsal geçiş göstermektedir.

HAFTANIN KİTABI

Eklem romatizması da denilen artrit, gerek ağrıları ve gerekse de getirdiği hareket kısıtlılığı nedeniyle hastalarda önemli sıkıntılara yol açan bir sağlık sorunudur. Genellikle kesin tedavisi de olmadığı için önemi bir sorun olarak gündemi işgal eder. Mayo Clinic tarafından yayınlanmış olan ‘‘Artritler’’ isimli kitap oluşumundan tedavisine beslenmeden yaşam biçimine kadar bir çok alandaki sorulara yanıt veriyor.

Not: Bu kitap bir hafta boyuna tüm D&R mağazalarında yüzde 15 indirimli.
Yazının devamı...

Kolesterol ve kalp hakkında son bilgiler

1 Mart 2004
SON 10 yılda hem yeni kan testlerinin eklenmesi, hem mevcut testlerin daha gelişmesi, hem de bazı testlerin referans aralıklarında yapılan değişiklikler, koroner kalp hastalıkları ve ''hiperkolesterolemi‘‘ hakkındaki bilgilerimizin birçok kez değişmesine neden oldu. 2001 yılında ‘‘National Cholesterol Education Program (NCEP)’’ tarafından yayınlanan ‘‘Adult treatment panel 3 (ATP3)’’ ile bu bilgiler son şeklini aldı.

2001 yılında National Cholesterol Education Program (NCEP) tarafından yayınlanan bidiriye göre;

‘‘Total kolesterol için istenen
’’ 200 mg'ın altında olması. 240 mg'ın üzerindeki rakamlar tedavi gerektirecek düzeyde yüksek, aradaki değerler ise dikkat edilmesi gereken sınır olarak kabul edilmektedir.

LDL kolesterol için hedef değer, bilinen bir koroner kalp hastalığı olanlarda 100 mg'ın altı, diğerleri için de 130 mg'ın altında olması istenmektedir.

Faydalı kolesterol olarak da adlandırılan HDL Kolesterol için, kandaki düzeyin 40 mg'ın üzerinde olması istenmektedir.

Kan yağlarının bir başka türü olan ‘‘Trigliseridler’’in 150 mg'ın altında olması istenmekte, 150-199 mg arasında hafif yüksek 200-499 mg/dL arasında yüksek, 500 mg'ın üzerinde ise çok yüksek olarak değerlendirilmektedir.

Kolesterol yüksek çıkarsa ne yapmalı ?

Kan yağlarının yüksekliği demek olan Hiperlipidemi, farklı tipleri olan ve her tipi farklı şekilde tedavi edilmeye çalışılan çok etkenli bir hastalıktır. Bu yüzden tedaviye başlanmadan önce kesin tanının konması ve tedavinin şekillendirilmesi gerekir. Bireylerin hekime danışmadan kullandıkları ilaçlar daha sonra ciddi rahatsızlıklara sebep olabilmektedir. Doktor tavsiyesiyle uygulanacak diyet ve ilaç tedavisini belirli periyotlarda yapılacak laboratuvar testleriyle takip etmek mümkündür.

Sadece Kolesterol ölçümü yeterli midir?

Kolesterol yüksekliğinin tedavisi, masraflı, iyi takip edilmesi gereken bazen ömür boyu sürebilecek bir iştir. Dolayısıyla tedaviye başlama kararı almak iyi bir laboratuvar analizi ve fizik muayene yapılması gereklidir. Özellikle kolesterolü yüksek veya sınırda yüksek olan hastalarda kolesterolün alt gruplarına ilave olarak iyi huylu kolesterol (HDL kolesterol) ve kötü huylu kolesterolü (LDL kolesterol) taşıyan proteinlerin analiz edilmesi gerekir (Apolipoprotein A1 ve Apolipoprotein B). Son yıllarda bu testlere ilave olarak yeni parametrelerin ölçülmesiyle birlikte bağımsız risk faktörleri daha detaylı olarak incelenmeye başlanmıştır. Bu amaçla özellikle homosistein ve highsensitive-CRP tarama amacıyla rutin biyokimya testleri arasında yoğun olarak kullanılmaya başlanmıştır.

SORULAR- SORUNLAR

TOPUK DİKENİ YÜRÜMEME ENGEL

Halen 67 yaşında olup, sekiz sene önce by-pass ameliyatı geçirdim, bir seneden beri de kalp pili ile yaşama devam etmekteyim. Dört seneden beri de her iki ayağımdaki topuk dikeni problemini yaşamaktayım. Şimdiye kadar değişik ilaçlar ve önlemlerin dışında 5 defa kortizon iğnesi yaptırmak mecburiyetinde kaldım.

Kalp ve damar hastalığına karşı yürümem gerekliyse de, topuk dikeni rahatsızlığını asgari duruma indirmem için de yürümemem icap etmektedir.

ESWT ( Extracorporeal Shock Wave Therapy) maalesef kalp pili nedeniyle uygulanamamaktadır (Özel klinik şartlarında kullanabilme imkanı olabilir mi?) Kortizon uygulamasının da çok sık yapılması tavsiye edilmemekte.

Erdogan Karakas

Olayı iki farklı boyuttan ele almak gerekiyor. Kalp-damar hastalığınız için yürüme tavsiyesinde bulunulur, ancak yürüyüş yegane yöntem değildir. Aerobik eksersizler denilen ritmik, zorlanma yaratmayan ve uzun süreli uygulanan eksersizlerin tümü, bu durumda olan kişiler için uygundur. Bunlar arasında yüzme ve bisiklet sıklıkla önerilir. Evinize alacağınız bir kondüsyon bisikleti ile, topuk dikeni sizi rahatsız etmeden bu ihtiyacı kolayca karşılayabilirsiniz.

Olayın ikinci boyutu ise topuk dikeninin size getirdiği rahatsızlık. Bununla ilgili olarak bir çok çare denenmiş ama doğal olarak kalıcı bir çözüm olamamış. ESWT veya ESWT olarak kodlandırılan ve böbrek taşlarını ameliyatsız kırma amaçlı olarak kullanılan bu teknolojiden, kalp pili taşıyanların yararlanabilmeleri açısından bir olanak olup olmadığını araştıracağım ama bir ortopedi uzmanı ile görüşmenizi tavsiye ederim.


Kalp hastalıkları için kimler risk altında?

Ailesinde koroner kalp hastalığı olanlar.

Ailesinde hiperlipidemi olanlar.

Aşırı katı yağ ile beslenenler.

Sigara içenler.

Fazla miktarda alkol alanlar

Obes (aşırı şişman) olanlar.

Yüksek tansiyonu olup tedavi görmeyenler.

Kontrol altında tutulmayan Diabet (şeker hastalığı) olanlar.
Yazının devamı...

Mikropları evinizin dışında aramayın

25 Şubat 2004
Oysa gerçek bizim düşündüğümüz gibi değil. Belki fark etmiyorsunuz ama evlerimiz mikrop kaynıyor.

Evin küçük delikanlısı sofradaki yerini alırken annesi 'Oğlum ellerini yıkadın mı?' diye sordu. Delikanlı 'Odamda ders çalışıyordum, ellerim kirli değil' diye karşılık verdi. Anne bu karşılığı makul bir savunma sayıp sesini çıkarmadı. Halbuki evin dört bir yanında mikroplar onların peşindeydiler.

Bilim adamları bir evde en az 14 farklı yerde hastalık üreten mikropların yaşadığını kanıtladılar. Ancak evinizi istila eden mikropların hepsi de zararlı olmayabilir. Vücudumuzda derinin üzeri yararlı bakterilerle örtülüdür, ayrıca sindirim sisteminde de yararlı bakteriler bulunur. Mikrobiyoloji uzmanları zararlı mikroplardan kurtulmak isterken yararlıları da yok etmenin yanlış olduğunu hatırlatıyorlar. Sadece zararlı mikroplardan kurtulabilmek için daha fazla temizlik yapmanız gerekmez. Zararlı mikropların toplandıkları bölgeleri iyi saptamanız yeterlidir. Bu, işinizi kolaylaşacak.

Uzmanlar enfeksiyon hastalıklarından korunmanın en emin yolunun el yıkamak olduğunu belirtiyorlar. Soğukalgınlıkları, enfeksiyona bağlı ishal, hepatit A ve menenjit gibi hastalıklar, ellerinize mikrop bulaşması sonucu ortaya çıkıyor. Mikroplu ellerinizle gözlerinize, ağzınıza, burnunuza dokunmanız mikropların vücudunuzda faaliyete geçmesini sağlıyor.

EL YIKAMANIN ÖNEMİ

Unutmayın, sabunu avucunuzda gezdirip sonra çarçabuk çalkalamakla ellerinizi temizlemiş sayılmazsınız. Tırnak diplerini de ihmal etmeden, ellerinizi sabunla en aşağı on beş saniye güzelce oğuşturmalısınız. Ellerinizi güzelce çalkalayıp, iyice kurulamalısınız.

Arizona Üniversitesi araştırma merkezinde yapılan bir çalışmaya göre, her dört mutfak süngerinden biri sağlık için tehlike yaratan mikropları muhafaza etmektedir. Mutfak süngerleri, Salmonella bakterileri için ideal bir ortam oluşturur. Gıda zehirlenmeleri salmonella bakterilerinin marifetidir. Mutfakta kullandığınız süngerleri her gün iyice yıkamayı ihmal etmeyin. Mutfakta kurulama bezleri yerine kağıt havlu kullanın.

Dikkat edilmesi gereken bir diğer unsur iç çamaşırlarının yıkanması. İç çamaşırlarının başka giyeceklerle birlikte makineye atılması, sağlık açısından sakıncalıdır. İç çamaşırlarının ayrı yıkanması ve de bunlar için dezenfektanlı deterjan kullanılması mikropların ölmesini sağlar.

Derleyen; Azize BERGİN

HAFTANIN KİTABI

Mayo Clinic tarafından hazırlanan Alzheimer Hastalığı isimli kitap, beynin nasıl işlediğinden başlayıp Alzheimer hastalığı olanların bakımında dikkat edilecek konulara kadar bu alanda doğabilecek her türlü soruyu aydınlığa kavuşturuyor.

Not; Bu kitap bir hafta süreyle tüm D&R mağazalarında %15 indirimli

İÜ HASTA OKULU DEVAM EDİYOR

İstanbul Üniversitesi'nin kronik hastalığı olanlar ve yakınları için düzenlediği ücretsiz hasta okulu çalışmalarını sürdürüyor. Programlar her çarşamba saat 14.00'te başlıyor. Çapa'da Tevfik Sağlam Amfisi'nde bugün Spina Bifida'lı Çocuklar, 3 Mart'ta Kronik Başağrısı Olan Hastalar, Cerrahpaşa Oditoryum'da ise bugün Astımlı Hastalar, 3 Mart'ta da Sigara Tiryakileri konuları ele alınacak.
Yazının devamı...

Okuma yazma sorunu disleksi işareti olabilir

23 Şubat 2004
Toplum genelinde her 10 çocuktan birinde görülen disleksinin fark edilmesi genelde ilkokulun ilk yıllarına rastlıyor. Tedavisi için ise özel eğitim şart.

SÖMESTR tatili, kar tatili derken öğrenciler bir türlü ikinci döneme ısınıp öğrenime başlayamadılar. Okuma yazmayı bu yıl öğrenmesi beklenen birinci sınıf öğrencileri için bu durumun büyük bir dezavantaj yarattı. Bu yılın 1. sınıflarının kimisi ilk dönemin ortasında, kimisi ise dönem sonuna doğru okumayı sökmüştü, bir kısmının ise halen bir atılım yapması bekleniyor.

Okuma yazma konusunda her çocuktan aynı performansı beklemek mümkün değil elbette. Bu sorunu yaşayan öğrencilerde farklı nedenler söz konusu olabiliyor. Zeká geriliği, görme-işitme özürleri, ruhsal sorunlar, aile içi sorunlar bunlardan sadece birkaçı. ‘‘Disleksi’’ olarak adlandırılan ve neredeyse her 10 çocuktan birinde görülen öğrenme bozukluğu ise okuma yazmayı öğrenme konusunda karşımıza sık sık çıkan bir rahatsızlık.

Gelişimsel okuma bozukluğu olarak da tanımlanan disleksiye erkek çocuklarda kızlara oranla 4 kat daha fazla rastlanıyor. Nedeni kesin olarak bilinmese de hamilelik sırasında annenin yetersiz beslenmesi, doğum sonrası görülen yüksek ateşli enfeksiyonlar, doğum sırasında plasenta ve göbek kordonu anomalileri, başa alınan darbeler ve kalıtımın disleksi gelişiminde rol oynadığı düşünülüyor.

HARFİ TERS ALGILIYOR

Tabii ki her okuma yazma öğrenemeyen çocukta disleksi var demek son derece yanlış. Bunu kesin olarak söyleyebilmek, çocuğu inceleyen, tetkiklerini yapan hekime düşüyor. Disleksili çocuklar, harfleri ya da rakamları ters algılayabiliyor. Okurken cümle içinde kelime atlamaları görülebiliyor ya da farklı satırlardan okumaya geçiliyor. Tahtadakini defterine farklı bir şekilde geçirebiliyor. Bunların dışında çocuk yön tayininde, sağını solunu öğrenmede güçlükler yaşayabiliyor. Aynı şey uzaklığın algılanmasında da görülüyor. Disleksili çocuklar taşıdıkları şeyleri sık sık yere düşürüyorlar, sağa sola çarpıyorlar. Ödevlerini yapmayı unutan bu çocuklar anne babalarının haksız yere hışmına uğrayabiliyorlar.

ÜSTÜN ZEKALI MI?

Disleksili çocuklar, belki de yaşıtları arasında en sık eleştirilen çocuklar oluyorlar. Tembel, dağınık, dikkatsiz, sakar gibi sıfatlarla üzerlerine gelinen bu çocuklar, kendilerinde ne sorun olduğunu anlayamamanın sıkıntısıyla yaşıyorlar. Özgüvenleri azalıyor, içe kapanık çocuklar haline geliyorlar. Oysa disleksi, bir zeká düşüklüğü göstergesi değil. Disleksili çockların bazılarının üstün zekálı oldukları da biliniyor.

Disleksili çocukların ebeveynlerine verilecek en doğru öğüt, sabırlı ve anlayışlı olmaları. Bu çocuğun hasta değil, özel çocuklar olduklarını düşünmek gerekiyor. Sorunun üstesinden aile içinde gelmek, genelde zor olduğundan bir uzman yardımı almak gerekiyor çoğu zaman. Sınıf ortamında ise öğretmene ve tahtaya yakın olmaları için ön sıralara yerleştirilmeleri doğru bir tercih. Bu çocukların yazılılarda performansları düşük olduğundan sözlü sınavlarda test edilmeleri de daha doğru. Disklesinin çözümü ise anlayıştan ve özel eğitimden geçiyor. Derleyen: Ömür GEDİK

SORULAR SORUNLAR

DENGE SORUNU VAR

Annemde iki ay önce kusma, dengesizlik, yürüme bozukluğu ve göz kararması rahatsızlığı başladı. Annem 58 yaşında, baş dönmesi yok, fakat denge problemi var. Orta kulaktaki vücudun dengesini sağlayan sıvılardan kaynaklandığını düşünerek KBB'ye gittik, fakat kulaklardan kaynaklanmadığını söylediler.

Ayhan OĞUZ ANTALYA

Boyun damarları denildiğinde, kafaya giden bütün damarlar anlaşılıyor. Bunlardan ‘‘şahdamarlar’’ denilenleri beynin beslenmesini sağlar. Bunlarda oluşan tıkanıklıklar beyinde beslenme bozukluklarına yol açar. Beynin hangi bölgesinin beslenemediğine bağlı olarak da hastada farklı şikayetler ortaya çıkar.

Denge ile ilgili merkezler beyinin arka kısmında beyincik bölgesinde yer almaktadır. Bu bölgeyi besleyen atardamarlar da boynun arka kısmından gelir. Boyun omurlarındaki aşırı kireçlenmeler, bazen bu damarları sıkıştırarak yeterli kan taşımasını engeller. Annenizin sorunu ikinci tabloyu düşündürüyor. Annenize uygulanan ilaç tedavileri bir sonuç vermediyse, damar cerrahisi uzmanları ile görüşmeniz yararlı olacaktır.
Yazının devamı...

Yatak ıslatma deyip geçmeyin

18 Şubat 2004
Kalıtımdan mesane darlığına, duygusal travmalardan davranış bozukluklarına kadar pek çok nedeni olan bu rahatsızlık tedavi edilmediği takdirde çocukların ruh sağlığı üzerinde derin izler bırakabiliyor.

Halk arasında 'altına kaçırma' olarak nitelendirilen olay sanıldığından çok daha fazla çocuğu ve ailelerini rahatsız ediyor. 7 yaşındaki çocuk nüfusunun yüzde 10'u altını ıslatıyor. 12 yaşındakilerin ise yüzde 3'ünün bu sorunu yaşadığı biliniyor. Yatak ıslatma hem aile hem de çocuk için hayal kırıklığı yaratan ve utanç kaynağı olan bir durum. Zamanında müdahale edilip olayın önüne geçildiğinde çocukların rahatlıkla üstesinden gelebildiği bu durum, önemsenmezse ciddi problemlere neden olabiliyor.

Yaygın inanış yatak ıslatmanın arkasında çoğu zaman duygusal sorunlar ve davranış bozuklukları yattığı yönünde. Ancak bazı durumlarda fiziksel bir sorun bile çocukları geceleri bu sorunla karşı karşıya getirebiliyor. Bu fiziksel sorunlar arasında ilk sıraları idrar yolu ihtihapları, şeker hastalığı ve idrar yolundaki fonksiyonal ya da yapısal bozukluklar alıyor.

Son araştırmalar altına kaçıran çocukların uyku sırasında yeterli antidiuretic hormon salgılamadığını gösteriyor. Bu hormonun azlığı mesanenin tutabileceğinden çok daha fazla idrar üretilmesine neden oluyor. Fazla gelen idrar ise ister istemez çocuğun altına kaçırmasına yol açıyor. Yatak ıslatma konusunda kalıtımın rolünün de büyük olduğu biliniyor.

Neden ne olursa olsun yatak ıslatma çocuklar ve aileleri için ciddi bir sorun teşkil ediyor. Önemli olan çocuk duygusal açıdan yıpranıp aşağılık duygusuna kapılmadaya başlamadan önce bu sorunun üstesinden gelebilmek.

TEDAVİLER ÇEŞİTLİ

Çocuğun yatağı neden ıslattığının tam olarak anlaşılamadığı durumlarda bile sorunun tadevisi başarıyla yapılabiliyor. Ancak yatak ıslatma konusunda akıldan çıkarılmaması gereken en önemli nokta tedavinin çocuğun kuru bir yatak istediği durumlarda çok daha başarılı olduğu.

Çoğu durumda davranış terapisi işe yarıyor. Buna mesane kontrolü egzersizleri, çocuğu gece uyandırma, pozitif yaklaşım, nem alarmı ve alışkanlık düzenlemeleri (çocuğun yatak öncesi yeme içme alışkanlıklarının değiştirilmesi gibi) de eklendiğinde çok çabuk sonuca ulaşılabiliyor.

Davranış terapisinin işe yaramadığı ender durumlarda ise ilaçlara başvurmak gerekiyor. Bu ilaçlar genelde böbreklerin ürettiği idrar miktarını düşürenler arasından seçiliyor. Gündüz altına kaçıran çocuklarda ise işeme isteği yaratan kasları rahatlatan ilaçlara gidiliyor.

Cleveland Kliniği şu sıralar akupunktur gibi tamamlayıcı tedavilerin bu rahatsızlığın tedavisindeki etkilerini araştırıyor.

Derleyen: Ömür GEDİK

NE ZAMAN YARDIM İSTENMELİ

Çoğu vaka zaman içinde müdahaleye gerek kalmadan kendiliğinden düzeliyor. Ancak bazı özel durumlarda en kısa zamanda bu konuda tecrübeli bir doktordan yardım istemek olabilecek en iyi çözüm. Aşağıdakilerden herhangi biri sizin çocuğunuzun durumuna uyuyorsa vakit kaybetmeden önlem almanız gerekiyor:

Çocuğunuz 6 yaşın üzerindeyse ve yatağını ıslatıyor olması onu üzüyorsa.

3-6 ay kuru kaldıktan sonra aniden yatağını ıslatmaya başlamışsa.

Gece yatağını ıslatmasının yanı sıra gündüz de altına kaçırıyorsa.

Çocuğunuzun altını ıslatması evde sorunlara yol açıyorsa.


SORULAR-SORUNLAR

Beta mikrobu nedir

Bir tanıdığımın kızında yüksek tansiyon var. Annesine sorduğumda, beta mikrobu taşıdığını söyledi. Dediğine göre bu hastalığın tedavisi yokmuş. Dünyada kırk kişide bir görülüyormuş. Ama bu hastalığı araştırmaya kalktığımda çelişkili cevaplar aldım ve kafam karıştı. Bu hastalığın tedavisi varmış ve normal bir çocuk hastalığıymış. Ama kızın annesi çocuğun ölüm tehlikesi bile geçirdiğini söyledi. Ayrıca hırıltılı soluk alıyor ve sürekli öksürüyor. Bir oğlan kardeşi varmış, ölmüş. Kuşkulu bir ölüm. Zaten otopsi falan da yok. Ben çocuğun da aynı hastalıktan öldüğü kanısındayım. Anneannelerinde yüksek tansiyon var ama beta mikrobunun taşıyıcısı mı orası belli değil. Ayrıca babalarının da bünyesi zayıf. Bu ikisi birleşip ağır hastalığa yol açabilir mi? Bu hastalığın tedavisi var mı? Eğer düşündüğüm gibi kalıtımsalsa kök hücre yöntemiyle tedavi edilebilir mi?

Tülay KUTKAN

Anlattıklarınızda doğru yönler olmakla beraber, belirtiler ile tanılar arasında uyumsuzluklar var. Beta mikrobu olarak adlandırılan şey, genellikle bademcikler ve boğaz kısmına yerleşen, zaman zaman anjin türü ataklar yapan bir mikroptur. Diğer mikroplarla oluşan anjinden farklı olarak, bu mikropla oluşan anjin sonrası, böbrekler ya da kalpte kalıcı sorunlara da yol açma ihtimali yaratabilen akut ateşli eklem romatizması oluşturması riski yaratmasıdır. Bu nedenle bir çocuğun boğazına beta mikrobu yerleşmiş ise tetkik sonrası uygun antibiyotiklerle tedavisi ve daha sonra da periyodik olarak uygulanan antibiyotiklerle (örneğin depo penisilin iğneleri) korunması gerekir.

Beta mikrobunun yüksek tansiyonla bir ilişkisi yok. Bu çocukta hem yüksek tansiyon yaratan, muhtemelen doğumsal bir anormali var, ayrıca da beta mikrobu taşıyor. Beta mikrobu yukarıda belirttiğim şekilde tedavi edilmeli ama yüksek tansiyon konusu da en kısa zamanda ayrıntılı olarak incelenmelidir.

HAFTANIN KİTABI

Bu haftaki kitabımız Yaşamsal Arınma adını taşıyor. Önceki haftalarda diğerlerini tanıttığımız Detox programının tamamlayıcısı olan bu kitapla, bir hafta içinde mutlu, sağlıklı ve canlamış bir yaşam için kolay adımlar atma yollarını öğreneceksiniz.

Bu kitap bir hafta boyunca tüm D&R mağazalarında %15 indirimli
Yazının devamı...

Karaca'nın ölümünden çıkarılacak dersler

16 Şubat 2004
CEM Karaca'da da olduğu gibi bir kişinin solunumu ve dolaşımı durursa, solunum ve dolaşım desteği sağlanması için, önümüzde 5 dakika kadar bir zaman var. Bu süre içinde etkili bir yapay solunum ve kalp masajı yapılmadığı taktirde, ne kadar donanımlı bir ambulans gelirse gelsin, ambulansın yapacağı tek şey cenazeyi taşımaktan öte geçmez. Normal oda ısısında 10-15 dakikadan daha fazla süre geçtiği takdirde beyin ölümü gerçekleşir. Bundan sonra kalp çalıştırılsa bile beyin ölümü olduğu için, ortaya çıkacak tablo geri dönüşümsüz bir bitkisel hayattır. Oysa yapılacak etkili kalp masajı ve yapay solunum, beyin ölümünü engelleyeceği için sağlık görevlilerinin ulaşmasına kadar zaman kazandıracaktır.

İLKYARDIMI ÖĞRENİN

Şimdi diyelim ki, Tanrı korusun, çok sevdiğiniz bir kişi kalp krizi geçirdi ve kalbi durdu; siz kalp masajı ve yapay solunum yapmayı bilmiyorsunuz: çağırdığınız ambulansın merkezi sizin evinizle aynı sokakta bile olsa, ne kadar hızlı hareket ederlerse etsinler, bu kadar süre içinde size ulaşmaları mümkün değil. Bu durumda kusurlu olan ambulans mı, yoksa ilk yardımı zamanında öğrenmediğiniz için siz mi?..

Bu gibi durumlar, sadece kalp krizi için söz konusu değildir. Aralarında büyük damarların yaralanmasına bağlı kanamaları ya da şofben veya soba nedeniyle zehirlenmelerin, suda boğulmaların da yer aldığı bir çok acil durumda ambulans gelinceye kadar yapılacaklar çok büyük önem taşımaktadır.

Şimdi ambulans konusuna bir başka açıdan bakalım. Günlük trafik içinde ilerlerken ambulans sireni duyduğunuzda lütfen bir bakın, kaç araç kenara çekilip ambulansa yol açıyor, kaç tane uyanık da açılan yola girip birkaç metre daha ileri gitmeyi kár sayıyor!.. Ara sokaklar iki taraflı park yeri halinde, çoğu zaman dükkanlara mal getirip götüren kamyonetler yolun ortasında durup yolu kapattığını umursamadan, ticaretine bakıyor, öbür tarafta da ölümle yaşam arasındaki kıymetli dakikalar geçip gidiyor.

112 numaralı acil telefonunu ‘‘geyik’’ yapmak için meşgul eden sapıklar da ayrı bir olay.

Bu durumda olayı sadece ‘‘ambulans rezaleti’’ olarak sunmak, en azından yanlış yapmaktır. Çünkü bu tür haberleri okudukça insanların kafasındaki ambulans kavramı, insanlara yardıma koşan, bu nedenle de işlerinin kolaylaştırılması gereken bir ekip olarak değil, işleri ciddi olarak yapmayan vicdansızlar şekline dönüşüyor ve ekip, giderek daha çok sürücüyle, daha çok hasta sahibiyle mücadele etmekten iş yapamaz hale geliyor.

AMBULANSA YOL VERİN

Bunları söylerken ambulans sitemimizin kusursuz olduğunu söylemek istemiyorum. Bu sistemin kusurlarının irdelenmesi düzeltilmesi için gerekir ama popülizm uğruna, evde etkili ilk yardım bilgisinin eksikliği ve ambulans sürücülerinin trafikte karşılaştıkları sorunları ele almadan da olmaz.
Yazının devamı...