"Dr. Gündüz Tezmen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Dr. Gündüz Tezmen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Dr. Gündüz Tezmen

Miyomlardan korkmayın

1 Aralık 2003
MİYOM teşhisi pek çok kadının hayatının bir döneminde karşılaşmak zorunda olduğu bir gerçek. Çoğu kadın, miyom ya da tümör lafını duyunca ister istemez yıkılıyor. Kanser olduğunu sanıyor ya da artık çocuk doğuramayacağını düşünüyor. Neyse ki miyomlar adları kadar ürkütücü olmuyor çoğu zaman.

Miyomlar, yavaş gelişen ve genelde tedavi gerektirmeyen zararsız tümörler aslında.

BELİRTİLERİ NELER?

Miyomlar bazen bir bezelye kadar küçük olabildiği gibi bir greyfurt kadar iri olanlarına da rastlanıyor. Genelde 35 yaşından sonra her üç kadından birinde miyom görülebiliyor. Ancak çoğu kişi bunların farkına bile varmıyor.

Çoğu kadının rahmindeki miyom ya da miyomlardan habersiz yaşamasındaki en önemli etken, bunların çoğunlukla belirti vermiyor oluşu. Görülen en tipik belirti, fazla miktarda ve uzayan adet kanamaları. Buna bağlı olarak kansızlığın getirdiği yorgunluk nedeniyle kişiler cinsel yaşamlarında da sorunlar yaşayabiliyorlar. Bazı kadınlarda karnın alt kısmında veya sırtın altında ağrı ya da baskı hissi de olabiliyor. Sık tuvalete çıkma, karnın altında ani keskin sancılar da görülebilen belirtiler arasında. Miyomların dölyatağı borularını tıkayarak üremeyi engellediği nadiren de olsa görülebiliyor. Bazen rahim duvarına yapışık olan miyomun, kan ve oksijen ihtiyacı artıyor. Böyle durumda, karın altında keskin bir acı hissediliyor, bu durumda acilen ameliyat yapılarak tümörün alınması gerekiyor.

TEDAVİLER FARKLI

Miyomlar kadınların çoğunda hiçbir problem yaratmıyor. Miyom sanılan kütle nadiren kötü huylu olabiliyor ve ameliyat yoluna gidiliyor. Ameliyat öncesi kitlenin boyutlarını küçültme amaçlı olarak kısa süreli ilaç tedavisi yapılıyor.

Bundan bir dönem önce doktorlar ağız birliği yapmışçasına miyomların tedavisinde rahmin alınması anlamına gelen ‘‘histerektomi’’yi öneriyorlardı. Ama günümüzde histerektomiye pek çok alternatif sunuluyor.

Aslında histerektomi ileride oluşabilecek rahim kanseri ve rahimağzı kanserini engellediğinden avantajları olan bir ameliyat. Ancak pek çok kişi rahmin tümüyle alınması yerine sadece miyomların ameliyatla alınması tercih ediliyor. Miyom ameliyatının en büyük dezajantajı ise genel anestezi altında uygulanan çok kanlı bir ameliyat olması ve doğru uygulanmadığı takdirde gebeliğe engel teşkil etmesi. İşte bu nedenlerden dolayı miyomlar kişiyi çok rahatsız etmiyorsa hiçbir şey yapılmadan miyomun takip altına alınması tercih ediliyor. Bunun dışında sentetik hormonlar sayesinde miyomların büyümesi geçici olarak durdurulabiliyor. Bir tedavi yöntemi de miyomlara elektrik akımı vererek büzüşüp küçülmelerini sağlamak.

Derleyen: Ömür GEDİK

Karın ağrısı, kalp habercisi olabilir

HACETTEPE Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kaya Yorgancı, kalp krizinin genellikle sol omuz ve kola yansıyan göğüs ağrısına neden olmasına rağmen, seyrek olarak karın ağrısıyla da belirti verebileceğini bildirdi. Yorgancı, www.hacettepem.org adresindeki internet sitesinde yayınlanan makalesinde şiddetli, ani başlayan, bulantı-kusma, ateş gibi ek yakınmalarla birlikte olan karın ağrısının önemli bazı hastalıkların habercisi olabileceğini belirten Yorgancı, bu durumun mutlaka hekime başvurulmasını söyledi.

Hava kirliliği sivilce nedeni

ERCİYES Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ekrem Aktaş, kışla birlikte cilt sorunlarında artış yaşandığına dikkati çekti. Kışın daha az güneş gören cildin hava kirliliği ve kalın giysi gibi gibi dış etkenlerden daha fazla etkilendiğini belirten Prof. Aktaş, özellikle sivilce ve akne sorunu olanların cilt temizliğinde daha hassas olması gerektiğini söyledi. Prof. Aktaş, ‘‘Kalorifer ve sobalardan çıkan baca dumanı, egzoz gazı ciltte yer alan gözenekleri tıkıyor. Bu da sivilce ve aknelere neden oluyor’ dedi.
Yazının devamı...

Mutfakta bekleyen tehlike: Donmuş gıda zehirlenmeleri

26 Kasım 2003
TIP dünyasında yapılan araştırmalar, sağlığımız açısından büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Bugün bir çok Batı ülkesinde gıda zehirlenmeleri salgın denecek boyutlarda. Özellikle de evlerde hazırlanan yiyecekler sağlığımızı tehdit ediyor.

Bu açıklamaları sakın abartılı bulmayın ve hatayı kendinizde aramayın. Asıl sorun, günümüzün mutfak koşullarında. Yiyeceklerin uzun süre buzdolaplarında veya evlerde bekletilmesi gibi günün koşullarından kaynaklanan nedenler gıda zehirlenmelerine yol açıyor.

Zevkle yenilen bir yemekten sonra ev halkını hastanelere taşımamak için öncelikle alış veriş yaparken dikkat etmeniz gereken hususları sıralayalım:

Marketlerde soğutucularda bekletilen yiyeceklerin 3 derece santigratta bekletilmesi gerekir. Dondurulmuş yiyeceklerin de en fazla -18 derece bekletilmesi şarttır. Soğutucu ve dondurucularda bulunan termometreleri mutlaka kontrol edin.

Dolapların soğutucuları genelikle alt kısmında yer alır, üst kısımlarda ısı sürekli değişebilir. Bu da üst raflardaki yiyeceklerin bozulmasına neden olur. Alt kısımdakileri tercih edin.

Yiyecek satın alırken her zaman üretim ve son kullanma tarihini kontrol edin.

ALINACAK TEDBİRLER

Buzdolabınızın ısısını 5 derecede tutmaya gayret edin

Satın aldığınız yiyeceklerin nasıl muhafaza edilmesi gerektiğini öğrenin.

Buzdolabını tıka basa doldurmak, yiyeceklerin bozulmasına neden olabilir.

Yiyecekleri buzdolabınızda kapalı kaplarda muhafaza edin. Hiç değilse üzerlerini folyo ile örtün.

Derleyen: Azize Bergin

Kedileri mutfağa sokmayın

Salmonella, listeria ve kampilobakter gibi bakteriler yiyeceklerin hızla bozulmasına ve sonuçta gıda zehirlenmelerine neden oluyor. Özellikle çiğ ya da yeterince pişmemiş et, tavuk ve yumurta bu açıdan riskli.

Bu arada kedi köpek gibi ev hayvanlarını okşadıktan sonra mutlaka ellerinizi yıkamalısınız. Kedilerin mutfak tezgáhlarının üzerinde gezinmelerine asla izin vermeyin.

Önceden hazırlanmış salatalarda ve yumuşak peynirlerde listeria adı verilen bir bakteri bulunur. Salata malzemesini çok iyi yıkayıp fazla bekletmeden tüketmek gerekir.

Stafilokokus adıyla bilinen bakteri, yiyeceklere bunları hazırlayanlardan geçer. Özellikle kesikler son derece etkilidir. Bu bakteriden zarar görmemek için, yemeği hazırlayan kişi ellerini sıkça yıkamalı ve yiyeceğin üzerine doğru aksırıp öksürmekten kaçınmalıdır.

HAFTANIN KİTABI

Uykunun sadece hafta sonları yakalanan, egzersizin bir zamanlar okulda yapılmış hareketler ve sağlıklı beslenmenin de eteğinize sığmadığınızda kalkıştığınız geçici bir heves olduğunu düşünüyorsanız eğer, 'Tembel Kızın Sağlıklı Yaşam Rehberi' tam size uygun bir kitap.

Anita Naik bu kitapta, sizlere bir top-model olmayı değilse de, yaşamınızda önemli kısıtlamalar yapmadan kendinizi daha enerjik hissetmenizi, bezginliği yenmenizi ve yaşlılığınızda kimseye muhtaç kalmadan yaşamanızı sağlayacak öneriler getiriyor.

Bu kitap bir hafta süreyle tüm D&R mağazalarında yüzde 15 indirimli olarak satılacaktır.
Yazının devamı...

Seyahat hastalığı tatili zehretmesin

19 Kasım 2003
Uzmanlar, insana seyahati zehir bulantının nedenini henüz kesin olarak saptamış değil. İç kulaklarındaki denge mekanizmasının aşırı derecede duyarlı olmasının böyle bir sorun yarattığı biliniyor. İç kulak, bizim zemin ile hangi pozisyonda olduğumuzu belirler. Sürekli hareket, iç kulaktaki denge mekanizmasını bozarak, insanda sarhoşluk etkisi yaratabilir. İki durumda da kendimizi kötü hissederiz, kusma ihtiyacı duyarız, hatta hasta oluruz.

Özellikle çocuklar, seyahat hastalığına sık yakalanırlar. Onların duyu organları, değişiklikleri çok çabuk algılarlar. İç kulak aşırı duyarlı olur ve en küçük bir sarsıntı bile çocuğu hasta edebilir.

Tedavisi mümkün

Eğer yolculukta hastalanmaktan korkuyorsanız, bazı tabletler belirtilerin çoğunu yok edebilir. Bazı durumlarda da bileklere geçirilen akupunktur etkili baskı bantları da işe yarıyor. Ancak bazı uzmanlar bu uygulamanın psikolojik etki yarattığı kanısındalar.

Çocukların durumu

Çocukların seyahat hastalığına yetişkinlerden daha sık yakalandıklarını belirtmiştik. İki yaşından küçüklerde çok seyrek olduğu halde, 3-12 yaş gruplarındaki çocuklarda çok sık görülüyor

En çok etkilenenler

Araştırmalar, seyahat hastalığının kadınları daha çok etkilediğini gösteriyor. Özellikle hamile kadınlarda seyahat hastalığı çok sık görülüyor. Ayrıca, adet kanamaları öncesi hastalanma olasılığı çok yüksek.

Tedbirler

Seyahat hastalığına karşı kullanılacak tabletler, yolculuktan önce alınmalıdır. Yola çıkmadan önce ağır yemekler yenmesi de sakıncalıdır. Hareketlenmelere aşırı duyarlı kişilerin, yolculuk sırasında okumaları da hastalığı tetikler. Seyahate çıkarken yanınızda plastik torba, içme suyu ve kağıt havlu bulundurmayı ihmal etmeyin.

HAFTANIN KİTABI

‘‘Antipsikiyatrinin, barındırdığı insancıl öze karşın, muhkem ve tutarlı bir bakış açısı yansıtmadığını sanıyorum. Duygusal yaşantının her bir parçacığını patoloji hanesine yazarak bir ilaç önermek ne kadar indirgemecilikse, ruhsal ıstırabı görmezden gelerek ilaç tedavisini yok saymak da o kadar indirgemeciliktir. İfrat ve tefrit arasında bir yol olmalı.’’

Doç. Dr. Kemal Sayar, Ruh Hastalığını Anlamak isimli kitabını böyle tanıtıyor.

Bu kitap bir hafta süreyle tüm D&R mağazalarında yüzde 15 indirimli.
Yazının devamı...

Bilinçli ilkyardım hayata döndürüyor

17 Kasım 2003
HER gün pek çok insan aniden gelen kalp krizlerinin kurbanı oluyor. Oysa bunların en azından bir kısmı, geri döndürülebilecek yaşamlar. Tek eksik ise anında müdahale edecek kişi ve ekipman eksikliği. Kalp krizinin en önemli özelliği, ani olması ve her yerde, her an insanı yakalayabilmesi. Ufak tefek belirtileri olabilen bu öldürücü krizler çoğu zaman hiçbir belirti vermeden de gelebiliyor. Bu ani gelen krizlerin öldürücü olmasını engelleyen en önemli şey ise birkaç dakika içinde ve doğru cihazla yapılan müdehale oluyor. Kalp krizi geçiren kişileri hayata döndürebilen otomatik defibrilatör cihazı, Kemal Sunal'ın ölümüyle uzun süre gündemdeki yerini korumuştu. Uzun süre, eğer uçakta defibrilatör bulunsaydı Sunal'ın belki de hayata dönmüş olacağı konuşuldu, tartışıldı. Geçtiğimiz günlerde Amerika'dan gelen bir araştırmanın sonucu, adeta bu iddiayı doğrular cinsten. Bu araştırmaya göre halka açık yerlere konulan defibrilatör cihazları, eğitilmiş kişiler tarafından kullanıldığında, kalp krizine bağlı ani kalp durmalarında hayata dönenlerin sayısı artıyor.

Kişilerin kalp krizi ve buna bağlı olarak gelişen kalp durması sırasında tıbbi donanımlı bir merkezde bulunma şansları oldukça düşük. İşte bu nedenle halka açık yerlerde kalp durmalarında ilk müdahalede büyük önem taşıyan defibrilatör cihazlarının bulunması büyük önem taşıyor. Defibrilatör kalp kası zayıflaması, kapak bozukluğu ve damar tıkanması gibi nedenlerle, kalp dokusundaki bozulan elektrisel ahengi düzenleyen ve kalbi tekrar çalıştıran bir alet. Derleyen: Ömür GEDİK

SORULAR SORUNLAR

HER İLAÇ BÖBREĞİ BOZMAZ

İlaçların üç günden fazla alınması halinde böbrekleri bozduğunu biliyoruz. Ancak, bir çok hastalıkların tedavisinde bazı ilaçların devamlı olarak kullanılmasında zaruret olmaktadır. Bu ahvalde, böbrekleri bozmamak için ilaç almazsak, hastalık nasıl tedavi olacak...

B.EMEL/İSTANBUL

Sizin mektubunuz da halkımızın sağlık bilgisinin önemli kısmını, kulaktan dolma, yalan yanlış bilgilerin oluşturduğunu gösteriyor. Bazı ilaçların böbrek için zararlı olabileceği doğrudur. Ancak bunu ‘‘Her ilaç zararlıdır‘‘ şeklinde yorumlamak yanlıştır. İkinci konu, ilaçların üç günden daha fazla kullanılmaması. Bu da yanlış. Bazı ilaçların ömür boyunca kullanılması gerekir. Bu denli uzun süreli kullanılan ilaçların dozları ve yapıları, sadece uzun süre kullanmaya bağlı olarak yan etki göstermesini önleyecek niteliktedir. Sizin ilaçlarınız da ömür boyu kullanılabilecekler arasındadır. Zaman zaman olan kanlı idrar şikayetiniz, prostat ve gut hastalıklarının belirtileri arasında olabilir.
Yazının devamı...

Kalp krizini önleyen mucize ilacın hikáyesi

12 Kasım 2003
Yakın zamana kadar yapılan tüm tedaviler damarlardaki daralmanın artmasını önlemeyi amaçlıyordu, oysa Amerika'nın önde gelen sağlık kuruluşlarından The Cleveland Clinic'de, yeni bir ilaçla ilgili yapılan bir araştırma, tıkalı damarların ameliyata gerek kalmadan açılması yönünde büyük umutlar getiriyor. İki arkadaşıyla birlikte bu araştırmayı yapan Prof. Dr. Murat Tuzcu, bu mucize tedavi hakkında sorularımızı cevaplandırdı.

Kalp krizi neden olur?

- Kalp kasının yaşaması için gerekli kanı götüren koroner damarlardan biri ya da bir dalı, damar sertliği (ateroskleroz) sonucu daralınca ortaya çıkan, tıpta 'iskemi' dediğimiz yetersiz kan akımı, damarın beslediği bölgenin zayıflamasına, hatta ölmesine (infarktus) yol açar. Tüm araştırmalar Türkiye'de de en önde gelen ölüm nedeni olan kalp damar hastalıklarının (koroner kalp hastalığı) oluşumunda kolesterolün çok önemli rol oynadığını göstermiştir.

Kolesterolün çeşitleri var mıdır?

- Kolesterolün iki önemli çeşidi vardır: Bir tanesi, 'LDL kolesterol' veya 'kötü kolesterol' dediğimiz türdür. LDL kolesterol, damar duvarlarının içine girerek damarı daraltıp tıkayıcı birikintileri (plak) oluşturur. LDL kolesterol ne kadar yüksekse, plak yapma olasılığı o kadar artar. HDL kolesterol (iyi kolesterol) ise damarın içine girmiş yağ birikintilerini temizlemekle görevlidir. Onun için HDL ne kadar yüksekse, ötekinin yaptığı kötülüğü azaltma şansınız var. Ne yazık ki Türk halkında ortalama HDL düzeyleri, Batı ülkelerindekilere göre yüzde 10 ila 20 oranında düşük. LDL yüksek bile olsa, eğer HDL yüksekse, kalp krizi riskiniz çok da yüksek değil. Ama HDL, 20'ler gibi düşük rakamlarda ise, LDL düşük bile olsa kalp krizi riski yükseliyor.

Geliştirdiğiniz ilaç nasıl etkiliyor?

- 25 yıl önce, İtalyan bilim adamları Milano yakınında bir köyde yaşayan 40 kişinin HDL kolesterol düzeylerinin tehlikeli düzeyde düşük olmasına rağmen kalp damar hastalıklarına pek de sık yakalanmadıklarını gözlemlemiş. Bu insanların kanı incelendiğinde, HDL kolesterollerinin normalden farklı olduğunu, bunun da genetik bir değişikliğe bağlı olduğunu saptamışlar. Bu HDL molekülüne Apo A-1 Milano adı verildi. Çok verimli ve etkin olan bu HDL kolesterol molekülleri az düzeyde olsalar da işlerini fevkaláde iyi yapıyorlar. Bunu gören bilim adamları, HDL molekülünü sentetik olarak ürettiler. Hayvanlara verilen Apo A-1 Milano'nun, damar sertliğini durduduğu, hatta gerilettiği gösterildi. Bu ilk verilerden sonra ilacın insanlardaki etkisini görmek için ben ve arkadaşlarım iki yıl önce bir araştırma başlattık. 47 hastadan 36'sına beş hafta süreyle haftada bir kere damardan Apo A-1 Milano verdik. 11 kişiye ise karşılaştırma amaçlı olarak etkisiz ilaç (plasebo) verdik. Başlangıçtan altı hafta sonra ultrason işlemini tekrarladık. Tedaviden önce ve sonra aldığımız görüntüleri karşılaştırdığımızda, boş serum verdiğimiz hastaların plak hacminde bu kısa sürede bir değişiklik olmadığını ama Apo A-1 Milano verdiğimiz hastalarda plak hacminde gerileme başladığını gördük.

Bu buluşun önemi nedir?

- Bu araştırmanın sonuçları bir kaç açıdan çok önemli. Şimdiye kadar damar sertliğinin geriletilebileceği konusunda şüphelerimiz vardı. Bu çalışma damar sertliğinin geriletebileceğini açıkça ortaya koydu. Ayrıca, bugüne kadar aterosklerozun yıllar, hatta on yıllar süresince oluştuğu ve ilerlemesinin durdurulmasının da yıllar aldığı düşüncesindeydik. Bu çalışma gösterdi ki, damar sertliğini altı hafta gibi kısa bir zamanda değil durdurmak, geriletmek bile mümkün. En önemli nokta ise HDL kolesterol faaliyetini arttırarak damar sertliğini gerileteceğimizi göstermek oldu.

Mevcut ilaçlardan farkı ne?

- Bugün elimizde damar sertliği ve bunun sonucu olan koroner kalp hastalıklarıyla savaşmakta kullandığımız çok etkin ilaçlar var. Bunların başında LDL kolesterolü düşüren statin grubu ilaçlar var. Bu ilaçlar kalp krizlerini, kalpten ölümleri, anjiyoplasti ve bypas ameliyatı gereksinimini azaltmış olsa da hálá bir çok hastanın bu sorunlarla mücadele ettiği bir gerçek. O halde ek yeni ilaçlara gereksinmemiz var. İşte Apo A-1 Milano bu arayışın bir ürünü. Bu ilaç tam olarak geliştirildiğinde, özellikle HDL kolesterolü düşük kişilerde büyük yarar sağlayacağını düşünüyorum.

İlaç piyasaya ne zaman çıkacak?

- Bu buluş çok önemli olsa da yalnız 47 hasta üzerinde yapılmış bir çalışma. Bizim bulduğumuz sonuçların binlerce insandan oluşan bir hasta grubunda teyit edilmesi gerekiyor. Ancak böyle bir çalışmadan sonra Apo A-1 Milano'nun ilaç olarak piyasaya sürülmesi söz konusu olabilir. Bu da en az 3-4 yıllık bir çalışma süresini gerektirmektedir.

Sağlığı korumak çok önemli değil mi?

- Bu konu çok önemli. Koroner kalp hastalıklarının nedenlerini ve nasıl korunacağımızı oldukça iyi biliyoruz. Sağlıklı kalmada en önemli unsur ilaç tedavisi değil, sağlıklı yaşam tarzı.

HAFTANIN KİTABI

Ülkemizde sağlık hizmetinin kalitesi giderek artsa da, hasta-hekim iletişiminde kayda değer bir iyileşme olduğundan söz etmek pek mümkün değil. Hekim hastayı, hasta da hekimi anlayamıyorsa, bu ilişkiden tam sağlıklı bir sonuç çıkması beklenemez.

Prof. Dr. Ahmet Dinççağ, yazdığı 'Sevgili Doktorum Anla Beni' isimli kitapta, hasta-hekim iletişimini tüm ayrıntılarıyla ele alıp sorunların çözümleri konusunda çareler öneriyor. Hekimler kadar hekimlerle iletişim kurmak zorunda olan herkesin bu kitabı okumasında yarar var.

Not: Bu kitap bir hafta süreyle tüm D&R mağazalarında yüzde 15 indirimli.
Yazının devamı...

Kolesterol hakkında en yeni 2 araştırma

10 Kasım 2003
KOLESTEROLÜN yararlı (HDL) ve zararlı (LDL) olmak üzere iki tipi var. Aslında kolesterol bazı vücut fonksiyonları için ihtiyaç duyulan, kan ile taşınan mum kıvamında yağımsı bir madde. Kandaki zararlı kolesterolün (LDL) yükselmesi, bazı damarların iç yüzeylerinde birikerek damarların yavaş yavaş tıkanmasına neden oluyor. Kolesterol miktarının artması, damarları tıkayarak kalp krizi riskin i önemli ölçüde artırıyor. Bu nedenle her yetişkin insanın belli aralıklarla kolesterol seviyisine baktırması gerek. Kolesterol konusundaki son iki çalışma ve sonuçları şöyle:

İRİ TANELİ KOLESTEROL

Kolesterol taneciklerinin büyüklüklerinde rol oynayan bir genin insan ömrünün uzunluğunu etkileyebileceği açıklandı. Amerikan Tıp Birliği Dergisi'nde yayımlanan çalışma, Dr. Nir Barzilai ve arkadaşlarına ait. Uzun yaşayan insanlarda yaşa bağlı hastalıkların oluşumunun geciktiği gerçeğinden yola çıkan araştırmacılar, bunu etkileyen biyolojik faktörleri incelemeye aldılar. Yaş ortalaması 98.2 olan 213 kişi ve bunların yaş ortalaması 68.3 olan 216 çocuğu üzerinde inceleme yapıldı. Araştırma sonunra uzun yaşayan grubun çocuklarındaki yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) ve düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) taneciklerinin boyutları diğer iki kontrol grubuna oranla çok daha büyüktü. Lipoproteinlerin boyutları genlerle bir sonraki nesle geçiyordu ve tanecikler ne kadar iri olursa insan ömrü o kadar uzuyordu.

KRİZ İÇİN APO-B TESTİ

Kolesterol konulu ikinci araştırmanın konusu ise kolesterol seviyesini ölçen testlere odaklandı. Kalp krizi riskini anlamak için şimdiye kadar damarlara yapışarak onları daraltan ve kalp krizine yol açan kötü kolesterola (LDL) bakılması gerektiğini biliyorduk.

Oysa yeni yapılan bir araştırma kolesterolün parçası olan apoB'un (apoliproprotein B) LDL'den daha önemli bir belirleyici olduğunu ortaya koydu. Teksas Sağlık Bilim Merkezi Üniversitesi profesörlerinden Dr. Steve Haffner, bu araştırmayı etnik çeşitliliği olan 1522 kişi üzerinde yaptı. LDL düzeyleri normal, apoB düzeyi yüksek olan hastaların karın bölgesinde obezite, yüksek insülin seviyesi ve pıhtı riskleri, yüksek LDL ve normal apoB seviyesine sahip olanlara göre daha çok. Görünen o ki bu son çalışmanın ardından kolesterolü ölçmek için yapılan LDL testleri çok daha detaylandırılarak hastaların apoB düzeylerine de bakılmaya başlayacak. Şu anda Amerikan Kalp Birliği apoB testini mutlaka bakılması gereken testler arasında önermese de, bu yeni araştırmanın ışığı altında yakında bir değişiklik yapılacağı tahmin ediliyor. Kanada, bundan iki yıl önce apoB testini ulusal programına dahil etmişti.
Yazının devamı...

Kanda inceltici kullanırken dikkat

5 Kasım 2003
Yanlış kulanımda tehlikeli kanamalara yol açabilen bu ilacın doz ayarı çok önemli. Kumadin kullanırken yiyeceklere ve alınan diğer ilaçlara özel olarak dikkat etmek gerekiyor.

KALP problemleri olan ya da ortopedi ameliyatı gibi ciddi bir ameliyat geçirmiş pek çok kişi kumadinin (Coumadin) kullanımının ne kadar gerekli ve bir o kadar da zor olduğunu gayet iyi bilir. Peki kaç kişi bu ilacın bir zamanlar fare zehiri olarak kullanıldığını biliyor? İlacın kullanımı süresince kan değerlerini yakından takip etmenin neden bu kadar önemli olduğunu anlayabilmek için kumadinin, bir diğer adıyla warfarinin geçmişine şöyle bir bakmak gerekiyor. Warfarin ilk olarak Wisconsin Üniversitesi'nde fare zehiri olarak geliştirilmişti. Prof. Karl Paul Link, ineklerin çürümüş şeker yoncası yedikten sonra neden kanama geçirerek öldüklerini araştırırken, kanın pıhtılaşmasını engelleyen bu maddeyi bulmuştu. Prof. Link, daha sonra bundan bir fare zehiri geliştirdi ve araştırmalara maddi destek veren Wisconsin Mezunları Araştırma Vakfı (Wisconsin Alumni Research Foundation-WARF)'dan yola çıkarak warfarin adını verdi. Vakıf 1948 yılında warfarinin patentini aldı.

Warfarinin kan inceltici olarak ilk kullanılışı 50'lerde oldu. Günümüzde warfarin, kumadin adı altında satılıyor. İnme, kalp problemleri ve bazı ameliyatlardan sonra kan inceltici olarak veriliyor. Ancak, bu ilacın kullanımı, herhangi bir başka ilaçtan çok daha dikkat ve yakın takip gerektiriyor.

K vitamini normalde kanın pıhtılaşmasına neden olan bir vitamin. İşte bu nedenle K vitaminin fazla alınması kumadinin etkisini azaltıyor. Kumadin kullanan hastaların bazı yiyeceklerin tüketiminde dikkatli olmaları gerekiyor:

Pazı, lahana, maydanoz (yemeklerde ancak süsleme olarak yenebilir) tüketmemeye özen gösterin.

Ispanak, semizotu, şalgam ya da brokoli yiyecekseniz miktarı kısıtlayın. Bunlardan her gün çiğ olarak bir tabak ya da pişmiş olarak yarım tabak yiyebilirsiniz.

Meyve, tahıl ve süt ürünlerindeki K vitamini miktarı düşük. Bunların tüketeminde bir sakınca yok. Ancak sebze yeme alışkanlıklarınızda yapacağınız değişiklikleri ya da kilo vermek için yapacağınız diyeti mutlaka doktorunuza bildirmeniz gerekiyor.

Kanınızın pıhtılaşmasını önleyecek sarmısak, zencefil, gingko biloba ve ginseng katkılarından almayın.

Alınması gereken günlük miktarı aşan vitamin takviyelerini kesin.

Fazla alkol almaktan kaçının.

Derleyen: Ömür GEDİK

AMAN DİKKAT

Kumadin alırken yapılan takiplerdeki aksamalar ölüme varan sonuçlar doğurabiliyor. En önemli tedbir hiç kuşkusuz doktor takibinde olmak ve testleri düzenli olarak yaptırmak. Kumadin kullanan hastaların kendi kendilerini de sürekli kontrol etmesi de gerekiyor. Hemen doktoru aramayı gerektiren durumlar şöyle:

Ateş, kusma, ishal, enfeksiyon

Ağrı, şişkinlik, huzursuzluk

Başağrısı, baygınlık

Uzayan kanamalar(burun ve adet kanamaları gibi)

Kırmızı ya da koyu kahverengi idrar

Gebe kalma ihtimali ya da isteği

Yeni bir ilaca başlama ya da bir ilacı bırakma (bazı ilaçlar kumadinin etkisini azaltırken, bazıları artırabiliyor)

Kumadinin rakibi yolda

Yaklaşık 50 yıldır kan inceltici denince akla ilk gelen ilaçlardan olan Kumadin'e rakip olabilecek ilk potansiyel ilaç üzerindeki çalışmalar son aşamaya geldi ve ilacın piyasaya sunulması için gün sayımına başlandı. Kullanımının kumadine oranla daha kolay olduğu söylenen Exanta isimli bu yeni ilaç 17.000 hasta üzerinde denendi ve ilacın bazı durumlarda kumadinden daha iyi sonuçlar aldığı görüldü. Exanta'nın en önemli özelliği daha çabuk sonuç vermesi ve kumadin kullanımının vazgeçilmez parçası olan sık kan testlerini gerektirmemesi. Geçtiğimiz hafta yapılan açıklamada ilacı yapan AstraZeneca adlı firmanın, Avrupa'da Exanta'nın onayına başvurduğu, Amerika'dan onay almak için ise bu yıl içinde başvuru yapacağı bildirildi.

HAFTANIN KİTABI

Yaşam temposunun ağırlaştığı an, yorgunluk başlıyor. Yorgunluk da, enerji depomuzun kırmızı alarm verdiği zamanlarda, bedenimizin bize bu durumu duyurma şeklidir. Prof. Dr. Emin ERGEN tarafından yazılan 'YORGUNLUK dost mu, düşman mı?' isimli kitap, bedenimizin yorgunluk mesajı gönderdiği anlarda, bedenimizin dilini nasıl anlamamız, ihtiyaçlarını nasıl karşılamamız gerektiği konusunda bize yol gösteriyor.

Not: Bu kitap bir hafta süreyle tüm D&R mağazalarında yüzde 15 indirimli.
Yazının devamı...

Sarı nokta hastalığı kolay tedavi edilir

3 Kasım 2003
Sarı nokta hastalığı, ülkemizde sıkça görülse de halk arasında çok bilinen bir rahatsızlık değil. ‘‘Makula dejeneresansı’’ olarak tanımlanan hastalığın tanısı, rutin bir göz muayenesi sırasında konulabiliyor. Bu önemli ve kadınlarda biraz daha fazla görülen göz hastalığı tedavi edilmediği takdirde yüzde 90'lara varan görme bozukluğuna yol açabiliyor. Hastalığın gelişiminde yaş, kalıtım ve çevresel faktörler önemli bir rol oynuyor. Yaşa bağlı sarı nokta hastalığı, katarakttan farklı olarak hastaların göz sağlığı üzerinde olumsuz ve kalıcı etkiler bırakmasıyla tanınıyor. Hastalık genelde 50 yaşın üzerindekileri etkisi altına alıyor ve giderek ilerleme eğilimi gösteriyor. Hastalık retinanın merkezindeki ‘‘makula’’ (sarı nokta) denilen yerde ortaya çıkıyor. Burası okuma yazma, araba kullanma, televizyon seyretme gibi keskin görme işlevini sağlamasıyla beraber kontrast hassasiyeti ve renkli görmeden de sorumlu çok önemli bir bölge. Milyonlarca göz hücresinin yüzde 90'ı burada bulunuyor. Yaşla birlikte buralarda lekeler oluşmaya başlıyor. Bu hastalık 50 yaş civarındaki insanların yüzde 2'sinde mevcut. 65 yaş üstü grupta ise her 100 kişiden 20'sinde görülüyor, 75 yaşından sonra ise 3 kişiden biri bu hastalıktan yakınıyor.

GÖZE ANJİYO

Hastalığın tipine karar verebilmek için uygulanan yöntem, göz anjiyosu. Hastalığın ıslak ve kuru olarak iki tipi bulunuyor. Kuru tip, ıslak tipe göre daha sık görülse de ıslak tip daha hızlı ilerleyip daha çok görme kaybına yol açıyor. Islak tipin tedavisinde argon lazer ve fotodinamik lazer kullanılıyor. Argon lazer yöntemi yavaş yavaş yerini fotodinamik lazere bırakmaya başladı ve sadece seçilmiş hastlarda uygulanıyor. Fotodinamik lazerde amaç hastalığı durdurup ilerlemesini önlemek. Bu yöntemde özel bileşimde bir ilaç damaryolundan veriliyor ve sarı noktaya lazer uygulanıyor. Yan etki ise oldukça az. Kuru tipin koruyucu tedavisinde ise doktor kontrolünde yüksek doz A, C, E vitaminleri ve çinko veriliyor. Bir de Akdeniz tipi beslenme tarzı öneriliyor. Bu tedaviden sonra hasta 2 gün evde yatıyor ve özel koruyucu gözlük kullanıyor. Cildi güneş ışığından korumak da önemli. Tedavinin üç ayda bir tekrarlanması ve hastanın 2 yıl süreyle izlenmesi gerekiyor.

Sigara içen birinin bu rahatsızlıktan kurtulması için öncelikle bu alışkanlığından vazgeçmesi gerekiyor. Yüksek tansiyon için de önlem alınması şart.

Amerika'da yapılan bir çalışmaya göre, yaşa bağlı sarı nokta hastalığı 60 yaş üzerinde ciddi görme bozukluklarına en fazla neden olan hastalıkların başında yer alıyor.

Sarı nokta hastalığının tedavisinde her geçen gün yeni adımlar atılıyor. Yeni sayılan bir tedavi şekli olan fotodinamik tedavi sayesinde bu hastalığın ilerlemesi önlenebiliyor. ABD'de 2000 yılında onaylanan bu yeni tedavi yöntemi 3 yıldır ülkemizde de uygulanıyor.

SORULAR SORUNLAR

Hormonlarınızı kontrol ettirin

G.A./MALATYA

Saçlarınızın dökülmesi, vücudunuzda kıllanma ve kilo almaya başlamanızı bir bütün olarak ele aldığımızda, hormon sisteminizin düzensiz çalıştığını düşünebiliriz. Böbrek üstü bezleri, kortizol adlı bir hormon salgılarlar. Bu hormon, yüzün yuvarlaklaşması (ay dede yüz), boynun gövde ile birleştiği yerde yağ birikmesi (buffalo sırtı), genelde kilo alma, ciltte çatlaklar (verjetür), kadınların erkek tipinde kıllanmaya başlaması gibi belirtilere yol açabilir. ‘‘Cushing’’ hastalığı denilen bu hastalıkta, böbrek üstü bezleri kontrolsüz olarak hormon salgıladığı için yukarıda tarif ettiğim şikayetlerin büyük bir kısmı bir arada görülür. Eğer tarif ettiğim şikayetler sizde de varsa, tercihan bir üniversite hastanesinin endokrinoloji (hormon bilimi) bölümüne başvurmalısınız.
Yazının devamı...