"Dr. Gündüz Tezmen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Dr. Gündüz Tezmen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Dr. Gündüz Tezmen

Gribi tanımıyoruz

29 Aralık 2003
Bazı illerimizden okulların tatil edilmesini gerektirecek kadar hastalığın sıklaşmakta olduğu haberleri de geliyor. Ayrıca çevremizdeki birçok kişi de hasta. Yani grip kapımızda değil, evimizin içinde.

ÜŞÜTMEYLE İLGİLİ Mİ

Grip ülkemiz için önemli bir sorun olma potansiyeli taşıyor. Bunun en önemli nedeni, gribi yeterince tanımamamız. Halkımız soğuk algınlığı ile gribi genellikle karıştırıyor. Ayrıca kış mevsimlerinde salgın yaptığı için, üşütmeyle ortaya çıkan bir hastalık olduğunu, soğuktan korunulursa hastalanma ihtimalinin bulunmadığını düşünüyor. Oysa hastalığın üşütme ile doğrudan ilişkisi yok. Soğuk ve nemli havada virüslerin canlı kalma potansiyeli daha fazla, bu nedenle kış aylarında daha sık görülüyor, ama hastalık kişiden kişiye bulaşıyor. Hasta kişilerin öksürük ve aksırığı ile havaya yayılan damlacıkların solunması, el sıkışma ve öpüşme ile virüsün aktarılması, bulaşmaya neden oluyor.

GRİBİN TİPLERİ

Tıp dilinde ‘‘influenza’’ olarak adlandırılan grip, A ve B alt gruplarını da taşıyan influenza virüsleri ile bulaşıyor. Virüsün çok tipi var. Bazı tipleri ile hastalık ortaya çıkması halinde hastalığın tehlikeli olma riski daha yüksek. Bu yıl salgın yapan A(H3N2) ve A(H1N1) virüsleri, geçmiş dönemlerde çok sayıda hastanın ölmesine yol açmış olan salgınlardan da sorumluydu.

ÇOK HIZLI YAYILIR

Çok hızlı yayılan grip, virüsün vücuda girmesinden kısa bir süre sonra, birden yükselen ateş, yaygın kas, eklem ve baş ağrısı, ileri derecede halsizlik, boğaz ağrısı, kuru öksürük ve burunda tıkanıklık ya da akıntısı ile kendini gösteriyor. Çoğu zaman herhangi bir tedavi gerektirmeden 1-2 hafta içinde kendiliğinden iyileşiyor. Küçük çocuklar, yaşlılar, kalp, akciğer, böbrek, kanser, diabet gibi sorunu olanlarda ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor. Bu komplikasyonlar arasında zatürree ve ölüm de yer alabiliyor.

KESİN TEDAVİ YOK

Virüslerin neden olduğu birçok hastalık gibi gribin de kesin tedavisi yok. Antibiyotiklerin virüsler üzerinde hiçbir etkisi yok. Bakterilerle oluşmuş bronşit ve zatürree gibi komplikasyonların oluşması halinde uygun antibiyotikler kullanılabiliyor. Tedavide temel, istirahat ve vitamin desteği ile vücut direncinin düşmesini engellemek. Ayrıca belirtileri azaltmak amaçlı olarak üretilmiş, ağrı kesici, burun tıkanıklığını ve öksüğü azaltıcı madde karışımları ile üretilmiş ilaçlardan da yararlanılabilir.

KORUNMAK DAHA ÖNEMLİ

Kesin tedavisi olmayan hastalıklarda korunmak çok daha büyük önem taşıyor. Bunun başında da aşılar geliyor. Korunmanın başlaması için aşı sonrasında bağışıklık oluşmasına kadar 8-10 günlük bir süreye gerek var. Aralık ayının sonuna geldiğimiz bu günlerde yapacak şeylerin başında hastalarla sağlamların ilişkisini azaltmak, sık sık el yıkamak, mümkün oldukça öpüşmek gibi yakın temastan kaçınmak, vücut direncini düşürmemek için gereksiz yorgunluklardan kaçınmak, bol miktarda sıvı ve C vitamini almak yararlı oluyor.

Tarihteki en öldürücü salgın

Tarih boyunca en hızlı ölüm nedeni, 1918-1919 yılları arasında en az 40 milyon kişinin ölümüne neden olan ‘‘İspanyol gribi’’ salgını oldu. ‘‘Pandemi’’ denilen ve tüm dünyayı tutan salgınlardan iki tanesi daha griple ilgili. 1957 yılındaki ‘‘Asya gribi’’ ve 1968 yılındaki ‘‘Hong-Kong gribi’’ salgınları çok sayıda insanın ölümüne neden oldu. Bu denli büyük salgınlardaki en önemli tehlike de, ölümlerin sadece risk grubundaki kişilerde değil, sağlıklı gençler arasında da olmasında yatıyor.
Yazının devamı...

Depresyon artık kalp sağlığını tehdit ediyor

24 Aralık 2003
Çoğumuzun bir karakter sorunu olarak algıladığı depresyon, tedavi edilmesi gereken kimyasal bir rahatsızlık.

DEPRESYONUN ve üzüntünün vücuda verdiği zararlarından hep söz edilir. Ancak bilimadamları artık hastalıklar ve depresyon arasındaki bağlantıyı kanıtladılar. Yapılan araştırmalar depresyon ve kalp hastalıkları arasındaki bilimsel bağlantıyı ortaya koyuyor.

Cleveland Kliniği psikiyatristlerinden Dr. Leo Pozuelo'nun yaptığı açıklamaya göre, depresyonda olan kişilerin kalp krizini takip eden altı ay içinde ölme riskleri, depresyonda olmayanlara göre çok daha fazla. Pozuelo, ‘‘depresyon, kalp sağlığı açısından yüksek kolesterol ve sigara kullanımı kadar büyük bir tehlike oluşturuyor’’ diyor.

Depresyon çoğu hastada kalp krizi ya da kalp ameliyatı sonrasında meydana geliyor. Eğer bir hasta, kalp krizinden sonra depresyona girmişse sonraki bir yıl içinde tekrar bir kriz geçirme olasılığı artıyor. İşte bu nedenle kalp sorunu yaşamış kişilerde depresyonun tedavi edilmesi büyük önem taşıyor. Depresyon kalp-damar hastalığı geçmişi olmayan kişilerde de kalp hastalıkları riskini iki kat artırıyor.

KİMYASAL BİR BAĞ VAR

Depresyon ve kalp hastalıkları arasında kimyasal bir bağ var. Depresyona girmiş kişiler daha çok kortizol hormonu salgılıyor. Normal seviyelerde olduğu zaman faydalı olan bu hormonun fazlalığı, pıhtılaşma ve iltihaplanma gibi kan ve damar problemleri yaratıyor.

Depresyonla kişilerde bozulan serotonin metabolizması ise trombosit faaliyetini çoğaltıyor. Bu da damar sertliği plakların oluşumuna neden olarak damarların tıkanmasına yol açıyor.

Depresyondaki kişilerin tipik bir özelliği de kalp atım hızı değişkenliklerinin genelde düşük olması. Bu durum kardiyovasküler hastalıkları olan hastalarda daha da belirgin olarak ortaya çıkıyor. Kalp krizi sonrası, kalp atım hızı değişkeni düşük olan kişilerde ölüm daha çok görülüyor.

Genel nüfusun erkeklerde ortalama yüzde altısını, kadınlarında ise 18'ini etkileyen depresyonun, hasta kişilerin ortalama yüzde 40'ında olumsuz gelişmelere sebep oluyor.

Depresyonun tipik belirtileri ise şunlar: Uzun süreli yorgunluk, aşırı suçluluk duygusu, iştah kesilmesi, konsantrasyon güçlüğü, azalan hareketlilik, sürekli kötü şeylerin akla gelmesi ve önceden zevk alınan şeylerden artık zevk alamama. Diğer belirtiler arasında ise uyku sorunları, normal aktivitelere ilgi azlığı, enerji azalması, ağlama isteği ve yaşama karşı umutsuzluk sayılabilir.

Pek çok kişi depresyonun bir karakter zayıflığı olarak görüyor. Uzmanlar ise depresyonun karakterle uzaktan yakından ilgisi olmadığını söylüyorlar. Depresyon tamamen beyinde oluşan kimyasal bir rahatsızlık. Bu açıdan diğer organlardaki hastalıklardan hiç farkı yok. Depresyon hafife alındığı ve tedavi edilmediği takdirde ciddi sorunların ortaya çıkması ise kaçınılmaz. Derleyen: Ömür GEDİK

HAFTANIN KİTABI

Ayaklara bilinçli masaj yapıldığında, vücuttaki enerji kanalları aracılığıyla ilgili organlarda uyarılar ortaya çıkar.

Halk dilinde ayak masajı olarak bilinen refleksoloji tekniği, yaklaşık beş bin yıl önce Çin'de akupunktur ile birlikte doğmuş ve o zamandan beri çeşitli kültürlerde şifa aracı olarak uygulanıyor.

Adım Adım Sağlık serisinin bir kitabı olan Refleksoloji, Fransa ve ABD'de eğitim görmüş Zeynep Aksel Wilhelm tarafından herkesin anlayabileceği bir dilde yazılmış bir kitap.

Bu kitap bir hafta boyunca tüm D&R mağazalarında yüzde 15 indirimli
Yazının devamı...

Kulak sorunları erken fark edilmeli

22 Aralık 2003
Kulaklardaki sorunlar, ağrı verir, işitmeyi zorlaştırır, hatta çocuğun konuşmasına zarar verebilir. İşte bu nedenle o küçük narin organların sağlığına öncelikle özen gösterilmesi gerekiyor.

ÖNCE konuyla ilgili istatistiklere bir göz atalım: Her yıl dünyaya gelen bebeklerden en az 20 bininde işitme zorluğu saptanıyor. Bu bebeklerdeki işitme zorluğu farklı boyutlarda olabiliyor. Batı ülkelerinde işitme zorluğu, yeni doğan bebeklerde en sık görülen kusur sayılıyor. Bu bebeklerin yüzde doksanının hiçbir işitme problemi olmayan anne ve babalardan dünyaya gelmiş olmaları, sorunun erken fark edilmesini önlüyor. İşitme sorunu olmayan anne ve baba, yeni doğan bebeğin böyle bir derdinin olabileceğini aklına getirmiyor. Ve genellikle bebek, iki yaşını geçtikten sonra işitme zorluğu çektiği anlaşılıyor. Bazı çocuklarda işitme sorununun varlığı okul öncesi eğitim döneminde ortaya çıkıyor. Bu gecikme, çocuğun tüm hayatını etkileyebilmekte.

Bebeğin beyni, doğumundan çok kısa bir süre sonra dil yeteneğini edinmeye başlar. Eğer bebekte bir işitme sorunu varsa, bunun en kısa sürede teşhis edilmesi, ilerde büyük sorunlarla karşılaşılmasını önler. Yeni doğan bebeğe işitme testi uygulanmasa bile, en geç üçüncü ayda böyle bir test yaptırılmış olmalı.

Eskiden eliyle kulağını tutup ağlayan çocuğa hemen antibiyotik tedavisi uygulanırdı. Fakat son yıllarda tıp dünyasının antibiyotik kullanımına karşı tutumu çok değişti. Doktorlar, kulak enfeksiyonundan yakınan küçük hastalarına antibiyotik tedavi uygulamayı son çare olarak düşünüyorlar. Ağrı kesici ilaçlar çocuğu rahatlatabiliyor ama bazı durumlarda da antibiyotik kullanılması kaçınılmaz oluyor.

Derleyen: Azize BERGİN

BEBEĞE EVDE TEST UYGULAMA

Bebeklerin işitme sorunu olup olmadığını anlamanın en basit yöntemi, şu küçük testi uygulamak:

Üç aylık bebek, gürültülere karşı duyarlı olmalı. Birden büyük bir gürültü duyarsa silkinmeli. Annenin sesini duyunca sakinleşmeli. Anne ona bir şeyler söyleyince gülümsemeli.

Üç aydan altı aya kadar, bebek ses çıkaran oyuncaklardan hoşlanmalı. Yabancı bir ses duyunca, örneğin kapı zili gibi, hemen başını sesin geldiği yöne çevirmeli. Annenin çıkardığı sesleri hemen taklit etmeye başlamalı.

Bebek altıncı ayını geride bıraktıktan sonra yalnızken bile kendi kendine sesler çıkarmalı. Adı söylendiği zaman bunu fark etmeli. Bazı eşyalardan ya da resimlerden söz edilirken bebek de sözü edilen cisimlere bakmalı.

Bir yaşını geçen bebekler iki üç kelimelik cümleler kurabilmeli. 10-20 kelimeyi doğru söyleyebilmeli.

SORULAR SORUNLAR

KABIZLIK TEDAVİ EDİLEMEZ Mİ?

Yıllardan beri devamlı olarak kabızlık çekiyorum. Çok ıstırap veriyor, kanamalar oluyor. Bir eczacı bayanın tavsiyesiyle değişik ilaçlar kullandım, ama ilaçlar, alışkanlık yapmaz denmesine rağmen, birkaç ay sonra etki etmez oluyor. Bu hastalıklarımın bir tedavisi yok mu?

K.E./ANKARA

Kabızlık, basit bir sorun olarak sanılmakla beraber, tedavisi güç bir sağlık sorunudur. İlaçların alışkanlık yapması olayına gelince. Alışkanlık deyimi biraz yanlış anlaşılıyor. Uzun süre kullanılması gereken birçok ilaça zaman zaman aralar vermek ve bu süre içinde aynı etkiyi sağlayacak başka ilaç kullanmak gerekebilir. Kabızlığın tedavisine gelince, bu, temelde yanlış beslenme ve tuvalet alışkanlıklarından gelir. Bir insan belirli oranda bitkisel lif almazsa, bağırsağındaki posa oranı düşecektir. Ayrıca kabızlık için ağızdan alınan ilaçlar yerine, gliserinli fitiller ya da tüp şeklinde satılan mikro lavmanlar kullanmak, makattan, dışkılama refleksinin doğması açısından, daha doğrudur.
Yazının devamı...

Yardım edeyim derken hastayı öldürmeyin

17 Aralık 2003
Bu nedenle acil durumlara hazırlıklı olmak ve yapılması gerekenleri bilmek büyük önem taşıyor.

ACİL hizmetine yılın 365 günü, 24 saat ihtiyacımız var. Hepimizin başına gelebilecek acil durumlara karşı çabuk ve doğru tedbirler almayı bilmek gerek. Bu yönde eğitim veren birçok kuruluş var. Kaza ne zaman geleceğini önceden haber vermez, bu nedenle her an için hazırlıklı olmakta yarar var.

Acil bir durumda yardıma koşanlar öncelikle paniği önlemek zorundalar. Panik önlendikten ve güven sağlandıktan sonra yaralının başını sabitlemek için başın altına havlu ya da ceket katlanıp konulabilir. Yaşam kurtarıcı girişimlerde bulunarak zararı en aza indirdikten sonra acil yardımı aramak gerekiyor. Bu arada yaralının üzerinde acil tıbbi kimlik kartı olup olmadığını aramak da doğru bir davranış. Profesyonel tıbbi yardım ekiplerinin yaralının sara ya da kronik bir rahatsızlığı olup olmadığını bilmesi çok önemli.

İlkyardımda temel amaç hiç kuşkusuz öncelikle kişinin hayatta kalmasını sağlamak. Bu nedenle acil yardım gelene kadar solunum ve dolaşımın sürmesini sağlamak gerekiyor. Solunumu duran hastalara hemen müdahale edilmesi şart. Birkaç dakikalık bir gecikme bile kalıcı beyin hasarına ya da ölümüne yol açabiliyor.

Yapay solunumun birkaç püf noktası var. Öncelikle başı geri, çeneyi ise dik duruma getirmek gerek. Burnu iyice kapattıktan sonra, soluk almak ve ağzı yaralının ağzına yapıştırmak suretiyle yapay solunum yapılıyor. Yavaşça ağza soluk verdikten sonra geri çekilip yaralının da soluk vermesine fırsat tanımak gerekiyor. Bunu tekraladıktan sonra nabzı kontrol etmekte fayda var.

KAN KAYBI

Kan kaybının yapılacak müdahale ile bir yardım gelene kadar durdurulması gerekiyor. Kanayan yerin üzerine temiz bir bez koyarak üzerine bastırmak en azından profesyonel yardım gelene kadar hastanın kan kaybını en aza indirebilir. Burnun kanadığı durumlarda ise baş ve işaret parmağıyla buruna basınç uygulamakta fayda var. Cam kırıklarının göze girdiği durumlarda bu kırıkların hiçbir şekilde gözden çıkarılmaması gerekiyor. Bu gözde geriye dönüşü olmayan tahribatlara yol açabilir.

Kaza yerindeki yaralıların hastanelere yönlendirilmesi son derece önemli bir adım. Burada unutulmaması gereken nokta hafif yararıların uzak, ağır yaralıların ise yakın hastanelere yönlendirilmesi. Acil servislerde yaşanacak kargaşayı göz önünde bulundurmak gerekiyor.

İlk yardımda yapılan yanlışların en önemlileri, yaralıları hareket ettirirken yaşanıyor. Öyle ki bilgisiz kişiler yeni yaralanmalara yol açabiliyorlar.

Yaralıyı taşımak gerekirse iki ya da üç kişinin bu işi birlikte yapması daha doğru. Buradaki kural ise taşıma sırasında yaralının hareketinin en aza indirgenmesi. Taşıma gerektirmeyen durumlarda yaralı tehlikeli bölgeden sürükleyerek de uzaklaştırılabilir. Yaralıyı başı önkollarınızın arasında kalacak şekilde yakadan kavrayarak güvenli bir yere sürükleyebilirsiniz.

Derleyen: Ömür GEDİK
Yazının devamı...

İğne yaptırmaktan korkmayın

15 Aralık 2003
Çocukların korkusu bir derece de, yetişkinlerin de enjeksiyon aletinden ürkmeleri, işlem sırasında kendilerini kötü hissetmeleri şaşırtıcı.

Yetişkinlerde enjeksiyon korkusunun nedenlerini araştırırken karşınıza çocukluk günlerinde yaşanmış acı veren bir olay çıkabilir. Bilinçaltına yerleşen korkuyu gidermek pek de kolay olmaz. Çocukluğunuzda, annenizin ya da babanızın enjeksiyon yaptırtmaktan korktuğuna tanık olmuşsanız, bu korku sizde de etkisini gösterebilir. Bazı uzmanlar enjeksiyon korkusunun kalıtsal olduğunu ileri sürüyorlar. Çocukluk yıllarında sık sık enjeksiyon yapılmışsa, enjeksiyon korkusu bilinçaltına yerleşir.

Enjeksiyon korkusunu yenmek, büyük ölçüde kişilerin kendi çabalarıyla mümkün olabilir. Bazen psikolojik terapi de gerekebilir. Eğer enjeksiyon korkusundan yakınıyorsanız, doktorunuza ya da hemşireye durumunuzu önceden bildirmenizde yarar var.

Derleyen: Azize Bergin

Bir süre sonra iğne sorun olmayacak

Enjeksiyondan korkan çocuğa doktor ya da hemşire, bir oyuncak bebeğe enjeksiyon yaparak aslında korkmaya gerek olmadığını anlatabilir. Çocuğun enjeksiyon yapılırken acı duymaması için iğnenin yapılacağı bölgeye anestetik krem sürülür. Enjeksiyon korkusu had safhada olanların endişeyi giderici bir ilaç almaları uygundur Enjeksiyon korkusunu unutturmayı amaçlayan psikolojik terapilerden başarılı sonuçlar alınıyor.

Bu arada yakın bir gelecekte enjeksiyon korkusu tamamen ortadan kalkacak. Yeni geliştirilen aygıtlar sayesinde ilaç deri altına kolayca zerkedilecek. Bu yöntem yaygınlaşıncaya kadar korkunuzu yenme yöntemlerini denemeye devam etmek zorundasınız.
Yazının devamı...

Sağlıklı kalbin yolu sağlıklı dişten geçer

10 Aralık 2003
Ağız hijyenine özen göstererek, kalp krizi ve inme riskinizi azaltabilirsiniz.

BUNDAN yıllar önce, 'dişleriniz ne kadar sağlam, ağzınız ne kadar temiz olursa kalp krizi ve inme riskiniz o kadar azalır' denilse kimse inanmazdı herhalde. Gerçekten de dolaşım sistemi ve kalp hastalıkları ile ağız sağlığı arasındaki bağlantıyı anlayabilmek kolay değil. Ne var ki, yapılan son araştırmalardan çıkan sonuçlar bu ilişkiyi doğruluyor.

Ağız sağlığımız konusunda neler yapmamız gerektiğine geçmeden önce kısaca Amerikan Kalp Birliği'nin dergilerinden birinde yayımlanan bu araştırmadan söz edelim sizlere.

Araştırma, yaşları 57 ile 75 arasında değişen 711 kişi üzerinde yapıldı. Bu kişiler, geçmişteki ağız-diş sağlığının göstergesi olan diş kayıpları yönünden incelendi. Buna göre, diş kaybı çok olan yaşlılarda beyne giden ana damarların tıkanma ve inme geçirme riski, daha az diş kaybı olanlara göre çok daha fazlaydı.

Teoriye göre, diş ve damarlar arasındaki bağlantı şöyle: Ağızda oluşan bakteriyel enfeksiyon, bir dizi olay başlatarak tüm vücutta iltihaplanmalara neden oluyor. Damarlardaki kronik enfeksiyon ise kan damarlarının daralmasına yol açıyor ve bu da inme ve kalp kriziyle sonuçlanıyor.

Bu araştırma, hiç kuşkusuz ağız sağlığının önemini daha da arttırdı. Çürüklerin, diş eti hastalıklarının ve diş taşlarının nedeni, yemeklerden sonra dişlerin üzerinde biriken yemek artıkları ve bakteri tabakasının iyi temizlenmemesi. Yemeklerden sonra yeterince temizlenmeyen bakteri plağı, zaman içinde çürüklere ve diş eti hastalıklarına neden oluyor. Dişeti hastalıklarının en önemli nedeni olan diş taşları, tükürüğün içindeki minerallerle birleşen bakteri plağının zaman içinde sertleşmesiyle meydana geliyor ve ancak diş hekimleri tarafından temizlenebiliyor.

Derleyen: Ömür GEDİK

Dilinizi de fırçalayın

Ağız ve dişlerin iyi şekilde temizlenebilmesi için, her yemekten sonra dişleri fırçalanması gerekir. Bu fırçalamanın da en az üç dakika sürmesi ve dişlerin tüm yüzeylerinin, iç ve arka taraflarının doğru olarak fırçalanması şarttır. Dilin fırçalanması da genelde unutulan ama mutlaka yapılması gereken bir uygulama. Bunun dışında, diş ipiyle dişlerin ara yüzlerinin temizlenmesi de öneriliyor.

HAFTANIN KİTABI

'Sorular ve Cevaplarla Diyabet' isimli kitap diyabet hastaları tarafından sorulmuş 45'den fazla sorunun cevabını, herkesin anlayabileceği bir dille açıklıyor.

Not: Bu kitap bir hafta süreyle tüm D&R mağazaların yüzde 15 indirimli.
Yazının devamı...

Her öksürük, bronşit değil

8 Aralık 2003
TIP dünyası bronşit ile geçen yüzyılda sanayi devriminin başladığı dönemde tanıştı. Özellikle İngiltere'de sanayi tesislerinin havayı kirletmesi sonucu ortaya çıkan hastalığın bir başka adı da ‘‘İngiliz Hastalığı’’ idi. Yirminci yüzyılın başlarında hava kirliliği bu hastalığın başlıca nedeni olarak biliniyordu. Günümüzde ise sigara, bronşit nedenlerinin listesinde bir numaraya yükseldi.

Aslında bu hastalığın iki türü var. Ama her ikisinde de akciğerlerdeki ana hava tüpleri (bronşlar) iltihaplanıp şişiyor. ‘‘Akut bronşit’’ dediğimiz tür, soğukalgınlığının ciğerleri de etkilemesiyle ortaya çıkar. Hasta öksürürken balgam çıkarır. Virüs ya da bakterilerin neden olduğu akut bronşit, bir kaç gün süren kısa bir tedavi sonucunda geçer.

SİGARA VE KİRLİ HAVA

Özellikle yaşlılar için tehlike oluşturan bronşit türü, ‘‘kronik bronşit’’tir. Uzun süre geçmeyen öksürük nöbetleri sonunda akciğerlerin enfeksiyondan korunma güçlerini yitirmelerine neden olur. Yıllar yılı sürekli kronik bronşit geçiren kişilerin akciğerlerinde kalıcı hasar oluşur. Bu kişilerde zamanla ‘‘amfizem’’ adıyla bilinen hastalık ortaya çıkar. Amfizem, akciğerlerdeki hava keseciklerinin sayısının azalması sonucu solunum kapasitesinin sınırlanması hastalığıdır.

Akciğerlerin kendilerini temizleme sistemi vardır. Fakat sigara içenler ve hava kirliliğine maruz kalanların akciğerlerinde bu sistem görev yapamaz hale geliyor. Bu yüzden de kirletici maddeler o kişilerin solunum sisteminde birikiyor ve kişiler de sık sık balgam çıkarma ihtiyacı duyuyorlar.

Solumun sistemini temizleme isteği çok geçmeden sabah öksürüklerine dönüşüyor. Gece göğüste biriken balgamları çıkarma ihtiyacı öksürük nöbetlerine yol açıyor. Bu aşamada kronik bronşit solunum sistemine yerleşmiş oluyor.Kronik bronşiti olanlar, en küçük soğukalgınlığı sonrasında akut bronşit ataklarına yakalanmaya aday oluyorlar.

SORULAR SORUNLAR

SİZE YANLIŞ TEDAVİ UYGULANIYOR

Bir kaç yıl önce bana ‘‘Thalassemia Minor’’ teşhisi koydular. Bu hastalığımın geçmesinin zor ama o kadar da tehlikeli olmadığını söylediler. Ömür boyu günde bir defa ‘‘folium asidi’’ almam tavsiye edildi. Fakat ben düzenli almadım. Bir süre önce halsizlik ile gittiğim ev doktoru bana ‘‘Colhicine’’ adlı ilacı verdi. Geçen temmuz ayına kadar iyiydim bu süre içinde iki kez benim bir gözüm bir süre için çok zayıf ve bulanık görmeye başladı. Bana Colhicine hapının ters etki yapabileceği söylendi. Böyle bir durum söz konusu mu?

Akyıl H. / Belçika

Akdeniz Kansızlığı ya da Talasemi olarak adlandırılan bu hastalık, kandaki alyuvarların (eritrosit) içinde oksijeni taşımakla görevli hemoglobinin, kalıtsal nedenlerle normal olmamasına bağlıdır. Talasemi, major ve minor olmak üzere başlıca iki türde görülür. Sizde görülen şekil, minör olarak adlandırılan ve herhangi bir sorun yaratmayan türüdür. Size uygulanan tedavilerde hatalar var. Bir kere, hastalığın tedavisi ‘‘zor’’ değil, ‘‘yok’’tur. Talasemide demir eksikliği değil, hatta fazlalığı bile olur, folik asit ve kolşisinin tedavide yeri yok. Kolşisin yan etkileri de olan bir ilaç. Size tavsiyem tüm ilaçları kesmeniz, çünkü sizdeki durumun tedavisine de gerek yok. Normal yaşantınızı sürdürün.
Yazının devamı...

AIDS'e karşı önlem almak herkesin elinde

3 Aralık 2003
Sağlığı korumada en önemli unsurun bilgi olduğu bilinen bir gerçek. Bu nedenle AIDS hastalığı nedeni olan virüsün (HIV), hangi yollarla bulaştığının bilinmesi çok önemli. Ancak, dedikoduların ve yanlış bilgilerin önüne geçmek için, nelerle bulaşmadığı hakkında da bilgilenmek gerekiyor.

Hastalığa sebep olan virüsün (HIV) en önemli bulaşma yolu cinsel temastır. Bulaşma için, hasta olmasa bile kanında virüs bulunan (HIV pozitif) kişi ile bir kez bile cinsel ilişkiye girilmesi yeterli oluyor. İlk yıllarda hastalığın sadece homoseksüel (eşcinsel) ilişki ile bulaştığı sanılıyordu. Bu gün bulaşmanın yüzde 55-60'ının heteroseksüel (karşı cinsle) olan ilişkiyle bulaştığı biliniyor.

Virüs kanda yoğun bir şekilde bulunduğu için, kan ve kan ürünü nakilleri ile de bulaşma görülebilir. Bu amaçla, nakledilmesi düşünülen kanda tahliller yapılmalıdır. Ne var ki, virüs bulaşmasından sonra, tahlillerle görülene kadar geçecek 10-12 haftalık pencere döneminde yapılacak kan nakilleri ile bulaşma riski vardır.

Virüs taşıyan (HIV pozitif) annelerden bebeklere, gebelik süresince, doğum sırasında ya da emzirme döneminde virüs bulaşma olasılığı yüzde 20-30 civarındadır.

Sağlık personeli de risk altında. Ameliyat ya da enjektör iğnesi batması, virüs içeren vücut sıvılarının bulaşması gibi yollarla hastalık kapma riski bulunmaktadır. Bu risk yüzde binde 2-5 civarındadır.

Damar içi yolla uyuşturucu madde kullananlarda, aynı enjektörün birden fazla kişi tarafından kullanılması da önemli bulaşma yollarından birini oluşturmuştur.

Korunmak mümkün

Görüldüğü gibi günlük sosyal yaşam bulaşma açısından risk oluşturmuyor. Bulaşma yolları bilindikten sonra bunlara karşı önlemler almak zor değil. Cinsel ilişki sırasında kondom kullanmak, kan ürünleri kullanımı sırasında ilgililerin önlem alması, bulaşmayı önleme açısından büyük önem taşımaktadır.

AIDS nelerle bulaşmaz

HIV birçok vücut sıvısında bulunmasına rağmen sadece kan, meni ve vajina salgısı gibi sıvılar aracılığıyla bulaşabilmektedir.

Dokunmak, el sıkışmak, sarılmak, aynı yerde oturmak, aynı banyoyu, tuvaleti, havuzu kullanmakla bulaşmaz. Masum öpüşme denilen, travma ve kanama yaratmayacak şekilde öpüşmekle de bulaşmaz. Sivrisinek, arı ve böcek sokması da bulaşma açısından risk oluşturmaz. Ayrıca, ortak kullanılan giysilerle, telefon ahizesi gibi eşyalarla veya gözyaşı ve terle de AIDS bulaşmaz.
Yazının devamı...