"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

En şekil sitem!

26 Şubat 2017

Herkes herkese sitem etmeye bayılıyor.

Anne oğluna, baba torununa, arkadaş arkadaşa, hatta patron çalışanına...

Sitem treninde vagon çok yani, uçsuz bucaksız, uzayıp gidiyor.

Ama gördüğüm en şekil sitemi Ali Ağaoğlu’nun sevgilisi Duygu Su Gülpınar yapmış:

“O ağır antrenmanlarda yoktunuz.

Canım yanarken yoktunuz.

39 kilo olmak için pamuk yediğimde yoktunuz.

Ayak tırnaklarımı sökerken yoktunuz.

Elektrik faturamı düşünürken yoktunuz.”

İyi ki yokmuşuz Duygu Hanım!

Tırnaklarınız sökülürken neden yanınızda olalım, ben anlamadım.

Demek ki bu zor anları tek başınıza atlatmanız gerekiyormuş.

Neden şimdi bu sitem gözyaşları?

Bu arada ben esas elektrik faturasına takıldım.

Elektrik faturası ne ki, doğalgaz faturasını düşünürken olmalıydı o kısım.

Daha doğal olurdu sitem.

Bu DM başka DM

Diyor ki:

“Her şey bir blog açma niyetiyle başlamıştı.

Moda ve stil üzerine notlar yazacağım mütevazı bir paylaşım alanı...

Sonra iş büyüdü. Bir ekibe dönüştük; iddiamız da büyüdü.

Ve ortaya geniş bir platform çıktı.

Benim ve yakın çevremdeki insanlar için de şaşırtıcı değil aslında.

Hevesle yapılan bir şeyin büyümesi, ‘derinleşmesi’...

Hayatım böyle geçti. derinmermerci.com’a da hayatım biçim verdi.

Hayatım: Elbette ki her şeyden önce kızlarım, ailem, dostlarım...

Ve özgürlüğüm, tarzım, seçimlerim...

İlham veren şeyleri, ilham veren insanları arayışım...

Kendimce, birilerine ilham verebilme hayallerim...

Bu sitede neler olduğunu anlatmama gerek yok aslında.

Görüyorsunuz, göreceksiniz.”

Derin Mermerci uzun süredir üzerinde çalıştığı web sitesini, kısa adıyla DM’yi, 1 Mart’ta online yapıyor.

Yapar yapmaz da ilk davetini Zorlu Beymen’de vermeye hazırlanıyor.

Heyecanlı mı? Hem de çok!

Üstelik sitede sürpriz yazar isimler de var. Burcu Esmersoy onlardan biri...

Derin Mermerci’nin yaşam tarzını yakından takip edenler için sanırım DM önemli bir adres olacak. Bir tür Gwyneth Paltrow’ın Goop’u gibi...

Ya iki taraf da görmek istediğini görüyorsa?

Bu dizi bitmez. Sezon sezon sürer.

Futbolcu Caner Erkin ve eski eşi Asena Atalay’ın başrolde olduğu diziden bahsediyorum.

Gerçek hayat dizisi yani. Her şey gözümüzün önünde oluyor.

Hem de bayağı pata küte.

Kaçıranlar için son bölümde olanı aktarayım.

Caner Erkin oğlunun velayetini geri almak için dava açtı.

Gerekçe olarak da şu maddeleri bam bam sıraladı:

◊ Hamilelik döneminde zayıflama hapları kullanarak çocuğun sağlığını hiçe saydı.

◊ Çocuğuyla geçirmesi gereken zamanı birtakım özel ev partilerinde, hatta striptiz kulüplerinde direk dansları yaparak geçirdi.

◊ Oğlumun doğum günü partisine bile mumlar üflendikten sonra katılıp erkenden ayrıldı.

◊ Oğlumun yaşadığı evde, boşandıktan sonra beraber olduğu sevgilisi burnunu kırdı.

Şeytan da sensin melek de...

Böyle bakınca ve en baştan beri bu ikili arasındaki atışmalara göz gezdirince Asena Atalay “şeytan”, Caner Erkin “melek” gibi görünüyor.

Ama şu hayatta kimse ne tam bir melek ne de şeytan.

Keza “gerçek” denilen şey de iki tarafın bakış açısına göre değişiyor. Çünkü herkes olayları kendi zihin dünyasına göre kaydediyor ve öyle hatırlamayı tercih ediyor.

Kısacası, özellikle ilişkilerde hiçbir zaman tek bir gerçek yok.

‘The Affair’e bir dön bak...

Bol ödüllü “The Affair” dizisinin en azından ilk sezonunu hatmetmiş olanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır.

O dizide iki evli insanın yasak aşkı anlatılıyor.

Ve yaşanan olaylar önce kadının bakış açısından veriliyor.

Sonra erkeğin bakış açısından...

Peş peşe izleyince görüyorsun ki, yaşanan anlar aslında farklı algılanmış.

Seyirci olarak şaşırıyorsun tabii: “Peki ama hangisi gerçek?” diye.

Sonradan çakıyorsun, her ikisi de pekala gerçek!

Demem o ki, Caner’in iddiaları Asena’yı direkt “kötü anne” olarak gösterme eğiliminde. Ama bir de karşı tarafa kulak vermek gerekiyor.

Belki de olaylar hiç öyle değil.

Caner kendi dünyasına göre olayları öyle algılamak ya da algılatmak istiyor.

BELKİ DE...

Şu an üçüncü sezonunda olan “The Affair”den bir diyalogla yazıyı sonlandırayım.

Ana karakter Alison yakın arkadaşına yaşadığı yasak aşkı anlatırken diyor ki:

“Bana baktığı bir an var. O anı hiç unutmuyorum. Hep o ana geri dönmek istiyorum. Yaşadığım diğer her şey bu yüzden silik bir anı gibi geliyor.”

Arkadaşı kendiliğinden diyor ki:

“Belki de o an hiçbir zaman gerçek değildi. Sen bunu o an öyle algılamak istedin.”

Yazının devamı...

Sosyal hayatta ‘amazon’ etkisi

25 Şubat 2017

İstanbul’daki sosyal hayatın can damarı kadın arkadaş grupları...
Çünkü en çok onlar geziyor, dolayısıyla sosyal hayat ekonomisinin baş kahramanı onlar.
Eskiden ‘öğleden sonra kadınları’ vardı.
Yani saat 14.00 ile 17.00 arası bir araya gelip yemek yiyen ve kendi aralarında çeşitli kutlamalar yapan kadınlar.
O trend eskidi. Artık kadınlar akşam ya da akşamüstü buluşmaları yapıyorlar.
Buluşma nedeni olarak illa ki bir küçük kutlama kırıntısı bulunuyor elbet:
- Aylin’in sarı saçlarına vedası.
- Gizem’in yeni yaptırdığı estetiği.
- Melis’in bin beş yüzüncü kez kutlanan doğum günü.
- Feraye’nin bir haftada verdiği beş kilo.
Gibi gibi... Say say bitmez. Hayata dair her bir detay kutlama sebebi olunca kadın arkadaş grupları bazen ayda üç-dört kez bir araya gelip dışarıda yemek yiyorlar.
Misal: Çarşamba gecesi yine hangi popüler mekana gitsem, masaların çoğunda kadın arkadaş grupları vardı.
Bu trend işletmecilerin de gözünden kaçmıyor tabii.
Geçenlerde konuştuğum bir işletmeci halinden memnundu:
“Kadın arkadaş grupları yenilikleri çok sıkı takip ediyor. Menüye yeni bir şey koyduğumuzda anında denemek istiyorlar. Bu bizi de motive ediyor.
Erkekler öyle değil. Onlar hep aynı şeyi yiyorlar! Ayrıca erkek erkeğe yemeğe çıkma adeti bizde yok. Ancak iş yemeği olursa... Ama iş yemekleri de eskisi gibi değil, azaldı.”
Durum böyle. Mekanlardaki ‘amazon’ etkisi tam gaz yani.

Dijital dünyanın ev sahibi ve kiracıları

Bayağı delirdim.
Artık en ufak boş zamanım olduğunda Airbnb’ye girip farklı şehirlerdeki evlere göz atıyorum. Laf olsun diye.
Öncelikle evlere göz gezdirmek şahane.
Bazı evler öyle güzel oluyor ki, dekorasyon dergisinden fırlamış gibi.
O şehre gidip ‘oralıymış’ gibi yaşama duygusu zaten nefis.
En son Buenos Aires’te arkadaşlarla kiraladığımız evde bunun tadını uzun uzun alınca şimdi gözümü daha yükseklere diktim:
1 ay neden başka bir şehirde kalınmasın? Hatta coş, iki ay?
Hem süre uzayınca ev sahipleri indirim de yapmaya başlıyor.
Benim gibi Airbnb müdavimi olan Melike Karakartal’a geçenlerde sordum, “Ev seçerken sen nelere dikkat ediyorsun?” diye.
Meğer o direkt ev sahibinin profiline bakıyormuş.
Benim en son aklıma gelen şey! Bazen profili okumuyorum bile.
Direkt evin dekorasyonuna bakıyorum!
Melike diyor ki: “Ev sahiplerinin profillerinden aslında yaşayacağın deneyim aşağı yukarı belli oluyor. Bir de Airbnb iyi ev sahiplerine ‘superhost’ payesi veriyor. Dolayısıyla onlardan seçmek kötü sürprizleri engelliyor. Benim Los Angeles’ta odasını tuttuğum evin sahibi ile sonrasında arkadaş olduk mesela. Ona yemek yapıyorum, taze fasulye filan! Kadını Türk yemeklerine bayılır hale getirdim. O da beni gezdiriyor. Ver elini Palos Verdes, Hermosa Beach.”
Eh, her ev sahibi Melike’ninki kadar tatlı değil tabii.
Misal: Bir kere New York’ta kiraladığım evin sahibi o kadar takıntılıydı ki, “Şunu kullanmayın, burayı ellemeyin” diye bin tane madde söylemişti eve girerken, içim bayılmıştı. Evi de hiç fotoğraflardaki gibi değildi üstelik. Emlakçı mantığıyla evi geniş ve aydınlık gösteren fotoğraflar kullanmıştı. Hain.
Neyse, yine de ev bakmaya devam.
Kalbim şu sıra başka şehirlerde sürekli...

 

Yazının devamı...

Yaz gelsin, evet yaz gelsin

24 Şubat 2017

◊ BOZBURUN’DAN ORTAKÖY’E...
Marmaris Bozburun’un simgelerinden biridir Bozburun Yat Kulübü.
Hikayesi de harikadır, bir kuple çıtlatmazsam olmaz.
1979 yazı...
Bir deniz âşığı olan Süleyman Dirvana, eşi Zeynep ve henüz 2 yaşında olan oğulları Edhem ile yaptığı mütevazı tekne yolculuğu sırasında Bozburun’a ulaşır.
Süleyman Bey görür görmez Bozburun’a tutulur ve ertesi yılın yazında ne elektriği ne de suyu olan Bozburun’dan bir arsa satın alıp küçük bir taş evi inşa eder.
Yıllar sonra, 2009’da, oğul Edhem Dirvana evlerini Bozburun Yat Kulübü’ne çevirir ve annesi Zeynep Hanım’ın da yemekleri sayesinde burası kısa sürede dile düşer, çok popüler olur...
Çarşamba gecesinden itibaren artık Bozburun Yat Kulübü’nün İstanbul’un göbeğinde de bir şubesi var: Ortaköy Yat Kulübü.
Edhem Dirvana ve eşi Tanem Sivar’ın ev sahibi olarak bir açılış partisi yaptığı Ortaköy Yat Kulubü’nde çarşamba gecesi kimler yoktu ki...
En ünlü çift tabii ki Kıvanç Tatlıtuğ ve Başak Dizer’di.
Tanem çok heyecanlıydı. Kulübün terasının yazın çok güzel olacağından bahsediyordu.
Bu arada Ortaköy Yat Kulübü eskiden Sedir ve Lavanta’nın olduğu binada.
Umarım burası Ortaköy’ü yeniden hareketlendirir.
Ortaköy’e yolu epeydir düşmeyen bir kitleyi tekrar buraya getirir.

◊ BODRUM FISILTILARI
Bu yaz nasıl geçecek? Turizm canlanacak mı?
Bodrum ve Alaçatı’da yeni mekanlar olacak mı?
Şimdiden en çok merak edilen sorular bunlar...
O zaman şimdiden konuşulmaya başlanan Bodrum projelerinin bazılarını çıtlatalım:
- Yalıkavak’ın Tilkicik Koyu’na bir mekan projesi geliyormuş. Büyük bir beach club, içinde farklı birkaç restoranın olduğu bir proje...
Duyduğuma göre projenin adı Beyrut olacakmış...
- Malum, Anjelique kapandı. Bu yüzden Yalıkavak Marina içindeki Anjelique’in yerine de Ulus 29 açılması düşünülüyormuş...
- Yunan markası Interni’nin yerine ise bu yaz Cihangir’in popüleri Hazine gelecekmiş...

Yaz öncesi Sonar iyi gider

Geçen yılın haziranında Barselona’da katılmıştım ilk kez Sonar Festivali’ne.
Çok ama çok acayip bir deneyimdi.
İyi elektronik müzik vardı, teknolojik yenilikler vardı, zihin açan sohbetler vardı.
Dahası, müzik festivali diye delirmeye/dağıtmaya gelmiş serseri mayın bir kitle yoktu.
Ve şimdi yaz öncesi, mart sonunda yani, İstanbul’a geliyor Sonar.
Zorlu PSM’de gerçekleşecek Sonar İstanbul tıpkı Barselona’daki gibi olacakmış:
Bol müzik bol teknoloji.
Ajandanıza yazın derim (24-25 Mart). Programda Roisin Murphy var mesela.
Global tekno elçisi Nina Kraviz de...

Popüler kültürde yükselenler

Yeni albümüyle Ayşe Hatun Önal... Filmleri ve yan etkinlikleriyle konuşulan !f İstanbul...
Zorlu PSM’de verdiği Hayal Gazinosu konseri dile düşen Gaye Su Akyol...
Yemek, müzik ve tiyatroyu bir arada sunan Anadolu Yakası’nın Ataşehir’deki yeni yıldızı DasDas...

Yazının devamı...

O gelecek sadece bir rüya mı?

22 Şubat 2017

Onu şimdilik kıran ya da kırmaya çalışan tek şey popüler kültür ürünleri.
Hepsi umutlu bir geleceği, bir rüyayı vaat etmeye başladı bile.
“Love” adlı son şarkısında “Endişelenme” diye gençlerin kulağına fısıldayıp duran Lana Del Rey mesela.
Şarkının videosunda geçmişin ve günümüzün hızlı gençlerini bir başka gezegende buluşturuyor Lana Abla (ki ilk kez bu videosunda gülümsüyor).
“Burası biterse yeni dünyalar buluruz elbet, gençliğine ve aşka umudunu asla kaybetme” dercesine...
Yahut, “Make Love Not Walls” sloganlı ve David LaChapelle imzalı yeni Diesel reklam filmine bakalım.
Ünlü marka, Trump’ın örmeyi düşündüğü duvarlara ve onun ayrımcı diline karşı manifesto niteliğinde bir film çekmiş.
Gençler, aralarına örülmüş yüksek duvarları birbirlerine çiçek atarak aşıyor ve sonra bir araya gelerek kendileri gibi yaşıyor.
Mesela iki erkeğin düğününde dans edip günümüzün çiçek çocukları misali tek bir çatı altında birleşiyorlar. Aralarına örülen duvara koca bir kalp yapmayı ihmal etmeden...
Savaşın, şiddetin simgesi ise sadece eski bir oyuncak olarak aralarında:
Rengarenk şişme bir tank olarak...
Popüler kültür ya gerçekten “umutlu olmamızı istiyor” ya da fırsat bu fırsat deyip şimdi de umudu pazarlıyor. Seçim sizin.

Zeki Demirkubuz filmi gibi: Moonlight

Ağır bir hüznü var.
Bol travması var.
Şefkatli bir yanı var.
Ezilmişlik, dışlanmışlık, sistem dışı olmak ve sonra tam aksine sistemin içine onun öngördüğü biçimde yeniden dahil olmak var.
Uzun bakışmalar ve bir türlü söylenemeyen sözler var.
Ve çok kırık bir aşk var.
Sekiz dalda Oscar adayı olan “Moonlight”/“Ayışığı”ndan bahsediyorum.
Bu hafta !f İstanbul kapsamında ilk kez bizim salonlarda boy gösteren filmin içine girince düşündüğüm ilk şey şu oldu:
Bu tam bir Zeki Demirkubuz filmi!
“Kader” filmi aklıma geldi mesela.
Onun kadar ağır değil tabii...
Yine de “Moonlight”ı Demirkubuz’un eline verselerdi çok daha sarsıcı bir film olurdu diye düşünmedim değil.
Son olarak filmin en güzel, en çarpıcı cümlesi ise şu:
“Sadece hayatımı sürdürdüm dostum. Hiçbir zaman gerçekten istediğim bir şey yapmadım.
Tek yapabildiğim, diğerlerinin benim yapmam gerektiğini düşündüğü şeylerdi.
Hiçbir zaman gerçekten kendim olmadım.”

T2 gösterime girmiyor 

Bu arada acı haber: “Trainspotting”in devamı “T2 Trainspotting” bizde gösterime girmiyor.
İzlemek isteyenler için tek fırsat yine !f Bağımsız Filmler Festivali.
Film bu hafta sonu festivalde. Sonra festivalin Ankara ve İzmir ayağında gösterimde.

Türbülansın da aplikasyonu var!

Son uçuşlarımdan birinde yaşadığım şiddetli türbülansı benim gibi çok uçan bir yakın dosta anlatınca hemen bir aplikasyon önerdi:
Turbulence Forecast.
Evet, havadaki türbülansları gösteren bir tür AccuWeather gibi bu aplikasyon.
Tüm bölgelerdeki türbülans akımlarını gösteriyor.
“Haritadaki akımlar maviyse sorun yok” dedi arkadaşım, “Kırmızıysa şiddetli.”
Bazen bu aplikasyona bakıp uçuşunu ertelediği bile oluyormuş.
“Yok artık” dedim, “Valla aynen öyle” diye yanıt verdi.
İyi de, bineceğimiz uçağın türbülanslı hava koridorundan geçip geçmediğini nereden bileceğiz ki?
Bana biraz karışık geldi bu aplikasyon.
En iyisi her şeyi akışa bırakmak...

 

Yazının devamı...

Vagonlar arkamdan gelir

20 Şubat 2017

Arkadaşlar arasında sürekli bunu kullanmaya başladık bile, vagonlar aşağı vagonlar yukarı...
Bülent Abla’nın bu cümleyi neden söylediği çok önemli değil.
Demiş işte, gerekçesinin ne önemi var?
Yakışıyor kendisine böyle bodoslama laflar, raydan çıkan egolar, özgüven yanardağından patlatıp üzerimize üzerimize saldığı kızgın lavlar...
Ego elbisesini iyi taşıyan bir başka isim de Ayşe Hatun Önal.
Savaş Özbey’e verdiği röportajda şöyle saçmış içindekileri:
“Senelerce inkâr etmiş, toplum baskısından dolayı bu tarafımı gizlemiş olabilirim ama kendine âşık biriyim.”
Elbette Önal’ın açıklaması bir Bülent Abla’nınki kadar eğlenceli değil ama şeffaf.
Sonuçta kendini çok sevmek pek alışık olunan bir durum değil ya bizde.
O yüzden böylelerinden pek hoşlanılmaz ve hemen ’bencil’ denilir.
Oysa kendini sevmenin bencilikle pek bir ilgisi yok.
Lakin Önal’ın ego elbisesinde sıradanlık da var.
Aynı röportajda söylediği şu şeyden dolayı:
“Kendi şarkılarımın bile birbiriyle yarışması beni sinirlendiriyor.”
Vagonlarım birbiriyle yarışıyor misali, çok tipik olmuş bu, sırıtmış.
Kendine aşık birinin düşmemesi gereken bir hata.

Herkesin konuştuğu mekan

Cumartesi gecesi ilk kez Fenix’in üst katına gittim.
Yeni açıldı burası. Ama namı kulaktan kulağa hızla yayıldı bile.
Kimisi Fenix Disko diyor buraya, kimisi Fenix’in Gizli Barı.
Ben ‘Üst Kat’ dedim, daha kolay ve kestirme.
Gerçekten de mekanın bir adı yok ama.
“Herkes nasıl isimlendirirse kabulümüz” diyor mekanın yaratıcısı Elvan Karakimseli.
Sonuç olarak dans hitlerini peş peşe sıralayan, bol bol Türkçe de çalan küçük ve samimi bir bar Fenix Üst Kat.
Cumartesi gecesi herkes dans ediyordu, ki uzun süredir bu kadar çok dans eden insanı bir arada görmemiştim.
Malum, bizde pek dans edilmez, hafifçe salınmak suretiyle etraf süzülür genelde...

Bu arada Fenix Üst Kat’ın kapısı biraz zor, herkesi içeri almıyorlar.
Buna karşı değilim ama kapıda duran kişinin de kibar olmayı öğrenmesi gerekiyor.
Fenix Üst Kat’ın en çok konuşulan yanlarından biri ise disko toplu tuvaletleri.
Nefis olmuş gerçekten, hakkını vermeli.
Kadın-erkek ayrımı olmaması da cabası.

‘Altın Liste’deki tek yerli mekan

Conde Nast Traveller’ın son sayısında yayınlanan “The Gold List 2017”de Türkiye’den sadece tek bir mekan var:
Bodrum Maça Kızı.
‘Klasik Beach Club’lar kategorisinde yer verilmiş Maça Kızı’na.
Peki kimlerle beraber? Dünyanın dört bir köşesindeki diğer ünlü beach club’larla:
◊ Uruguay’dan Parador La Huella (Jose Ignacio’da)
◊ St. Tropez’den Le Club 55
◊ Mikonos’tan Nammos
◊ Bali’den Kudeta
◊ Formentera’dan 10 Punto 7.
Bence çok hoş bir şey.
Biz çoğu zaman pahalı lahmacununu dilimize dolayıp dursak da Maça Kızı’nın klasikliği başka gözler için daha ön planda...

Yazının devamı...

Tembel, saf ve samimi

19 Şubat 2017

Bir kere Airbnb’den kiraladığım evin sıkı kuralı şuydu, hemen uyardılar:
“Apartman kapısını dışarı çıkarken, gece gündüz fark etmez, mutlaka kilitle.
Misafirin geldiğinde bile aşağı inip kapıyı kendin açmak zorundasın. Otomatiğe basıp kapı açma olayı yok. Çünkü burada hırsızlık olayı çok fazla!”
Tamam dedim, hay hay.
Ama Buenos Aireslilerle tanıştıkça olayın korku boyutu biraz daha üst seviyelere tırmandı:
“Evin Congreso civarında mı? Aman geceleri pek yürüme oralarda, gasp çok. Taksiyle eve dönmeyi tercih et!”
“Bazen sokakta cep telefonuyla konuşurken bir anda gelip telefonunu da kapıyorlar, ona da dikkat!”
Böyle devam eden uyarılar zinciri ve insanların başlarına gelen hırsızlık olayları...
Meğer buranın başa çıkamadığı en büyük sorun buymuş.
Bu yüzden tek katlı evlerin caddeye bakan kısmı mesela hep kapı duvar.
Pencereler açık değil. O sıcağa rağmen uçuşan bir tül yok şöyle Latin Latin...
Dışarıdan bakınca kimse yaşamıyor sanıyorsun.
Oysa öyle değilmiş, meğer güvenlikten dolayı böyle yapıyorlarmış. Bir anda gelip soyulabiliyormuşsun.
Bazı restoranlar bile dışarıdan kilitliydi, düşünün!
Önüne geliyorsun ve garson gelip açıyor kapıyı. Yoksa ı-ıh giremiyorsun.
Peki bu uyarıları dinleyip ben ne yaptım?
Hiçbir şey! Endişe ederek yaşanmaz ki kuzum.
Bir de İstanbul’da yaşıyoruz, bu ne ki?

 

En iyi tango nerede izlenir

Sokakta tango izlemek için en iyi adres San Telmo’daki Plaza Dorrego.
Birbirinden iyi tangocular öğleden sonra bu meydanda durmadan dans ediyor.
Aralarında bir Türk’e de rastladım: 10 yıldır orada yaşayan Ayşe Gençalp.
Gece tango kulübe gitmek isteyenler için en eski ve iyi adresi de zaten Ayşe önerdi: Lavalle üzerinde tango kulübü.
Unutmadan-1: El Querandi adlı mekan tangonun tarihinin de aktarıldığı tematik bir şov sunuyor.
Unutmadan-2: La Boca’da dans edenler çok kötü. Dans etmekten çok sizinle yan yana fotoğraf çektirerek para kazanmaya odaklanmışlar.

Trump’ın izinden yürüyor

Buenos Aires’lilerin dilinde de siyaset var.
Devlet başkanları Mauricio Macri’nin Trump’ın izinden yürüyor oluşunu konuşuyorlar.
Macri, tıpkı Trump gibi mültecilerin ülkeye girişine artık izin vermiyormuş.

Türkiye deyince...

Sokak satıcısından tangocusuna, restorancısından avukatına...
Herkesin aklına Türkiye deyince önce terör olayları geliyor.
Sonra Türk
dizileri.
Binbir Gece mesela o dizilerden biri.

Nerede yiyip içmeli

Hızlıca bir liste veriyorum. Yolunu oraya düşürmek isteyene gün gelir lazım olur:
◊ Tipik Arjantin mutfağından uzak, farklı menüleriyle dikkat çeken Freud&Fahler ve Las Pizarras.
◊ Gizli barlar Floreria Atlantico, Victoria Brown ve The Harrison.
◊ Et yemek isteyene Don Julio, La Cabrera ve La Brigada.
◊ Sosyalleşmek için Rey De Copas ve Sans Deli&Drinks.
◊ Peru mutfağıyla Japon mutfağını harmanlayan Osaka.
◊ Lüks takılmak için Puerta Madero’daki Faena Oteli’nin havuz başı. Ya da aynı otelde geceleri yapılan erotik tango şovu, namıdiğer Rojo Tango.
Ayrıca Tegui ve Elena adlı restoranlar...

Neler benziyor neler benzemiyor

İstanbul’la Buenos Aires arasındaki benzer iki nokta:
Metrobüs ve sokağa hararetle tükürenler!
Benzemeyenler ise şöyle:
◊ Hayata aktif bir şekilde devam eden yaşlılar.
Avrupa’da bile bu kadar sosyal, aktif yaşlı görmedim. Buenos Aires’te hepsi sokakta, kafede, meydanda. Tek başlarına geziyor, gazetelerini okuyor ve tatlı tatlı yürüyorlar.
Bir de acayip şıklar!
◊ Tiyatro ve müzikal çılgınlığı!
Düşünün sadece cumartesi gecesi aynı anda 300 oyun sahneleniyormuş. Hepsinin önünde kuyruğa giren insanlar da cabası...
◊ Gazete ve dergi okuma tutkusu...
Öyle bir şey ki, bazı bulvarlar üzerinde peş peşe gazete-dergi satan bayiler var. Kafelerde titiz bir şekilde saatlerce gazete okuyanlar da gözlerimi yaşartmadı değil hani...

Bu iki şeyi sevmedim 

Buenos Aireslilerin bazı tatlıları beni hiç açmadı. Mesela elle yenilen, şehrin en eski kafesi Tortoni’nin klasiği sayılan Churro.
Mesela süt karameli olarak tarifleyebileceğim aşırı tatlı Dulce de leche.

Para çekmek neden zor 

Şu uyarıyı da sıkça duydum:
Hafta sonları ATM’lerde para kalmayabiliyor, önceden para çekmeyi unutma.
Bu uyarıya da kulak asmadım ama bir gün kredi kartı geçmeyen bir antikacıdan bir şey almaya kalkınca dersimi aldım!
Pazartesi olmasına rağmen hiçbir bankanın ATM’sinden para çekemedim. Para kalmamıştı!
En sonunda bir banka buldum. Onun ATM’sini de kilitlemişlerdi, “Saat dörtte açacağız” dediler. Neyse ki saat dörde çeyrek vardı!

Favorim şu oldu

Tabii ki Palermo Soho.
Butikleri, mekanları, duvarlarındaki rengarenk graffitileri ve çoğu tek katlı evleriyle öyle tatlı bir semt ki, burada yaşanır dedim!
Zaten en çok orada vakit geçirdim.

Yazının devamı...

Buenos Aires günlüğü

18 Şubat 2017

Üzerimde haliyle bir sersemlik, salaklık.
Çünkü 18 saatlik uçuş boyunca yaptıklarım şundan ibaret oldu:
Uyudum uyandım, yemek yedim yine uyudum, konsepte uysun diye Evita izleyip tekrar uyudum.
Qatar Havayolları’nın nazik hostesi Young Bin, sıkça tekrarladığım “Yine acıktım, ne yapacağız?” sorum karşısında yüzündeki gülümsemeyi bir saniye bile eksiltmedi.
Türkiye-Güney Kore kardeşliğinden dem vurduğunda herhalde Atlantik üzerindeydik, hatırlamıyorum, kafa gitmiş!
Yeri gelmişken, uçaklarda çalışan kabin ekipleri onca saat uçup hâlâ güler yüzlü servis nasıl yapabiliyorlar, hepsine bin tebrik. Sabırlarına en yüksek irtifadan hayranım.
Gelelim sonuca:
Buenos Aires’e indiğimde bünye şişmiş, damardaki kan bile nereye akacağını şaşırmış vaziyetteydi.
Geriye tek bir hedef kalmıştı: Airbnb’den kiraladığım eve ulaşmak.
Nitekim o da öyle kolay olmadı!



KİM AÇACAK BU EVİN KAPISINI?

Kiraladığım evin sahibi Nicolas New York’ta yaşıyor.
Airbnb’deki profilinde öyle diyordu.
Bana demişti ki, “Kız kardeşim Silvina gelip check-in işlemlerini yapacak. Uçağın iniş saatini ona söyler misin?”
“Hay hay” diye yazmış ama sonra Silvina’nın İstanbul’dayken bana attığı şu mesajı unutup gitmişim:
“Evin kapısını açmaya arkadaşım Eric gelecek, ben gelemiyorum.”
Duruma aymam Whatsapp mesajlarını karıştırınca oldu tabii.
Apartmanın önünde bavullarla bir saat Eric adlı arkadaş beklendi mi beklendi, o ayrı.

Allahtan ev iyi çıktı!

Airbnb’den ev kiralamış olanlar bilir. Fotoğraflarına bakıp vurulduğunuz o ev çoğu zaman fotoğraflardaki gibi çıkmaz.
Ya metrekaresi çok küçüktür ya da evin başka bir sıkıntısı çıkar, kıl olursunuz.
Neyse ki Arjantinli Nicolas’ın evi tam da fotoğraflarındaki gibiydi.
Yeri gayet merkezi, gecelik fiyatı da bizim paramızla karşılaştırınca makul (çünkü 1 Türk lirası yaklaşık 4 Arjantin pesosuna denk geliyor).
Ama Nicolas’ın “ev kuralları” kısmını okumayı unutan bendeniz şu minik sürprizle karşılaştı tabii:
Meğer 22.00’den sonra eve giriş (ya da çıkış) yapılınca ekstra bir ücret varmış, 30 dolar!
Sonradan sürprizle karşılaşmamak ve “Nedir bu şimdi?” dememek için ev sahibinin belirlediği ev kurallarını dikkatle okumak gerekiyor yani.

 

GÜNDELİK HAYAT BAŞLASIN!

Madem otel değil evde kalıyorum, sabah uyanır uyanmaz yapılacak ilk iş nedir? Tabii ki market alışverişi! Arkadaşımla beraber semtimizin minik Carrefour’undan ıvır zıvır bir sürü şeyi alıp kasaya yanaşınca bir sürpriz: Kredi kartı kullanmak istiyorsak kimlik göstermek zorundaymışız. Evet, Buenos Aires’te kredi kartı kullanmak bir problem. Bazı restoranlarda kredi kartı hiç geçmiyor. Bazılarında ise visa ya da master olan kart geçiyor. Kredi kartı kabul eden mekanlarda ise kasaya gidip pin kodu girmeniz gerek. Öyle masaya pos makinesi filan gelmiyor. Yani her şey eski usul. Bir de buna Arjantinlilerin tatlı tembel ve yavaş hallerini ekleyin...YARIN:   Apartmanın kapısını kilitlemeyi asla unutma!  Tango yapan Türk’e rastlamak ne güzel sürpriz!  Ve bir Uruguay macerası...

Yazının devamı...

‘Cuma magazini’ne buyrun...

17 Şubat 2017

◊ SAÇ KAZITAN SERENAY
Serenay Sarıkaya reklam yüzü olduğu şampuan markasının basın toplantısında, “Rol için saçlarınızı kazıtır mısınız?” sorusuna şöyle yanıt vermiş:
“Güzel bir rol ise neden olmasın?”
Serenay’ın yerinde başka bir star olsa şampuan markası üzülmesin diye yanıt vermekten kaçınır, “Saçlarımı kazıtırım” filan diyemezdi.
Politik davranırdı yani.
Nitekim o basın toplantısından geriye kalan tortu bir tek “saç kazıtma” haberi olmuş.
Ama olsun, Serenay samimi davranmış. Kafasına estiği gibi.

◊ KADIN GİRDABI
Kıvanç Tatlıtuğ’un eşi Başak Dizer, evlendiklerinden bu yana kendini Kıvanç’ın kadın hayranlarına bir türlü sevdiremedi.
En son sosyal medyada dalgalanmalar yaratan, “Kıvanç’tan beş yaş büyükmüş” geyiği de bunun son halkası.
Kadınlar bunu kendilerine neden yapıyor merak ediyorum.
Kendisinden üç, beş ya da on yaş küçük bir erkekle beraber olan hemcinslerini içten içe küçümsüyor, kıl oluyorlar. Hatta onlar için, “Bulmuş kendinden küçük adamı...” diye başlayan cümleler kurarak epey kötü şeyler söylüyorlar.
Tek kelimeyle fena bir şey bu. Bir kadın girdabı.

◊ ŞAMDAN İÇİN SON DURAK
Şamdan meselesi de en çok konuşulan şeylerden biriydi.
Seda Sayan bir güzellik yapıp bir süre daha Şamdan’ın yerinde kalmasına izin verse dahi ünlü mekan kendisini bekleyen sondan kurtulamayacak gibi.
Çünkü nihai gerçek değişmiyor: Şamdan kendini yenileyemedi.
Yeni nesilden müdavim edinemedi. Eskilerle idare etti.
Onlar da, gerçekçi olalım, çok az gitmeye başlamışlardı zaten Şamdan’a...

◊ DEFİLE ÖPÜCÜĞÜ
Çağla Şıkel, New York’taki defile sonrası Hakan Akkaya’yı dudaktan öpmesiyle ilgili şöyle konuşmuş:
“Bunun konuşulması çok enteresan. Bu kadar başarı elde ettikten sonra o fotoğrafın konuşulması enteresan.”
Bu bol enteresanlı demeç göleti gerçekten enteresan.
İnsan bir şey anlamıyor, kafası karışıyor ve çemkiresi geliyor:
“Ne konuşulsaydı?”

Bunlar da başka tip magazin 

◊ Atatürk Havalimanı’nın geliş kısmındaki her yer yakında duty free alanı olacak gibi. Ne zaman görsem yeni bir duty free alanı açılıyor burada. Peki ilk duty free’nin ne zaman açıldığını biliyor musunuz? 1947’de, İrlanda’daki Shannon Havalimanı’nda.
◊ En iyi uçak kitabı hangisi diye sorsanız hiç sektirmeden Homo Deus derim.
Yuval Noah Harari’nin kitabı o kadar sürükleyici ki, saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz bile. Eski Romanya diktatörü Çavuşesku’nun yıkılışını tetikleyen olay, algoritmaların hepimizi ele geçirişi ve ‘ölümsüzlük’ün yeni gelecek kaygısı olması gibi gibi onlarca ilginç konuya değinen kitap mutlaka edinilmeli.
◊ Conde Nast Traveller, 2017’nin en top destinasyonları olabilecek yerleri sıralamış.
Kamboçya ve Şili de var listede, Kopenhag gibi çok bilinen şehirler de...
Bana en ilginç gelen yer Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki Paphos oldu.

Buenos Aires günlüğü başlıyor

Kurtuluşunuz yok. Uzun uzun, dolu dolu anlatacağım.
Çünkü şu an cebimde en çok biriken şey bu:
11 gün boyunca oralı biriymiş gibi yaşadığım Buenos Aires anıları...
◊ Bankalardan para çekmek neden zor?
◊ Başbakanlarının Trump’la ortak yanı ne?
◊ Onların metrobüsü nasıl?
◊ Restoranlarının kapısı neden kilitleniyor?
◊ “Türkiye’den geliyorum” deyince akıllarına gelen ilk şey Türk dizileri ise ikincisi ne?
◊ Airbnb’den ev kiralamak ucuz mu pahalı mı?
◊ Dahası: İki adım ötedeki Uruguay nasıl bir yer?
Hepsi hafta sonu burada...

Yazının devamı...