"Oya Armutçu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oya Armutçu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oya Armutçu

Elektrik abonesine kötü haber... Kayıp kaçak davaları düşecek

19 Şubat 2018

ANAYASA Mahkemesi (AYM) milyonlarca tüketicinin merakla beklediği kararını verdi.

AYM, “Kayıp-kaçak bedelinin elektriğin bir maliyet unsuru olarak tarifeye eklenmesi ve tüketicilerden alınması Anayasaya uygundur” dedi. Bu kararı vatandaşlar gibi mahkemeler de önlerindeki kayıp kaçak davalarını karara bağlamak için bekliyordu. Tüketici dernekleri ile vatandaşlar tarafından açılan binlerce kayıp-kaçak davası bu karar ışığında düşecek. Yasal güvenceye kavuşan ve Anayasa vizesi alan kayıp-kaçak bedelinin tüketicilerden tahsiline de devam edilecek.

TEK MADDEYE İPTAL

Tüketici dernekleri, elektrik faturalarındaki bedelin yüzde 40’ının kayıp-kaçak, dağıtım, iletim, perakende satış hizmet ve sayaç okuma bedeli adı altında haksız bir şekilde vatandaştan alındığı iddiasıyla, “Elektrikte soyguna son” davaları açmıştı. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 2014’te tüketicileri haklı bulunca, yasa değişikliği yapılmış ve bu bedellerin alımı mevzuatla uyumlu hale getirilmişti. Ancak hem CHP hem de 26 mahkeme değişiklikleri iki yıl önce AYM’ye götürmüştü.

AYM, 28 Aralık 2017’de kayıp-kaçak bedeliyle ilgili kararını verdi. Kayıp-kaçak bedeli alınması Anayasa’ya aykırı görülmedi ve başvurular oyçokluğu ile reddedildi. AYM, sadece tüketici hakem heyetleri ile mahkemelerin açtıkları davaların sınırlanmasına ilişkin hükmü ise adil yargılanma hakkını ihlal edip, hak arama özgürlüğünü kısıtladığı gerekçesiyle iptal etti. Bu karar da 15 Şubat’ta Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Tüketici Dernekleri Federasyonu Başkanı (TÜDEF) Hasan Atak’a, AYM kararını sordum. Bakın nasıl değerlendirdi:

DÜRÜST ABONEYE CEZA

“AYM bu kararı ile elektriği çalmayan ve kurallara uyan dürüst aboneleri cezalandırmıştır. Elektrik dağıtım şirketlerinin isteklerini kabul etmiştir. Elektrikten alınan kayıp-kaçak, dağıtım, iletim, perakende satış, hizmet ve sayaç okuma bedellerinin hukuk ve adalet anlayışına aykırı olduğuna ilişkin yüksek mahkeme Yargıtay’ın kararları dikkate alınmayarak, hukuk ve adalet anlayışı ile tüketici ve insan hakları hiçe sayılarak bir karara imza atılmıştır.

AYM’nin bu kararıyla; ‘Kayıp-kaçak bedeli yasal güvence altına alınarak dürüst elektrik tüketicileri ve aboneleri cezalandırılmış olacak, dürüst elektrik aboneleri çalmadıkları, kullanmadıkları kaçak elektrik ile sorumlusu olmadıkları kayıp elektrik bedelini ödemek zorunda bırakılacaktır. Devam eden davalar geçersiz kılınacak, Tüketici Hakem Heyetleri’ne yapılan başvurular ile tüketici mahkemeleri ve icra müdürlüklerinde devam eden her türlü icra takibi, dava ve başvurular düşecektir.

Yazının devamı...

Profesör babanın nafaka isyanI

12 Şubat 2018

İSTANBUL’da bir üniversitede profesör olan H.C., on yıl önce eşinden boşandı ve yeniden evlendi. İkinci eşinden de ikiz kız çocukları doğdu. Özel bir üniversiteden geçen yıl mezun kızı Ö.C., ABD’de yüksek lisansa gidince 500 liralık yardım nafakası, bin 500 liralık eğitim yardımıyla 2 bin liraya yükseldi. Üç kızının bakımına yetişemeyen baba büyük kızının nafakasının 500 liraya indirilmesi için dava açtı. Davası reddedildi. Maaş bordrosunu mahkemeye delil gösteren davacı baba, “Davalı kızım üniversiteyi bitirdi. Çalışıp hayatını idame ettirebilir. Geçinemiyorum” diyerek İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne (istinaf) başvurdu. O babanın avukatının 18 Ocak tarihli itiraz dilekçesi bakın şöyle:

ABD’YE MASTER’A DEĞİL GÖNÜLLÜ STAJA GİTTİ

“Müvekkilim H.C.’nin kızı davalı Ö.C.’nin 19 Ocak 2017 tarihi itibarı ile üniversite eğitimi sona ermiştir. Müvekkilim, kızının bir an önce hayata atılması için kendisine yol göstermek ve iş imkanları yaratmak için defalarca aramış ancak kızı hiçbir olumlu yaklaşımda bulunmamıştır. Yerel Mahkeme,‘Ö.C.’nin Amerika’da yüksek lisans eğitimine başlayıp başlamadığı, başlamış ise hangi tarihte başladığı konusunda beyanda bulunması ve yüksek lisansa ilişkin öğrenci belgesinin noter onaylı tercümesini ibraz etmesini’ ara kararı ile istemiştir. Ancak, davalı vekili, sadece müvekkili Ö.C.’nin gönüllü staj yaptığına ilişkin tercümesi noter tasdikli bir yazı sunabilmiştir.”

NAFAKA YÜKÜMLÜLÜĞÜ İÇİNE GİRMEZ

“Doktrinde belirlendiği üzere, nafaka yükümlülüğünün sona ermesi için çocuğun bir işe girmesi veya meslek sahibi olması gerekmez. Nafaka yükümlülüğünün süresinde belirleyici olan, çocuğun uygun mesleki eğitimini tamamlamış olmasıdır. Eğitimini tamamlayan çocuk iş bulamamışsa, eğitim nafakasına devam olunmaz. Ancak koşulları mevcutsa çocuk, TMK 364. maddesi gereğince yardım nafakası talep edebilir. Çocuğun mesleki eğitimi için zorunlu olmayan yüksek lisans eğitiminin nafaka yükümlülüğünün içinde olması mümkün değildir ve nafaka yükümlüsünden beklenemez.”

MÜVEKKİLİM BABA GEÇİNEMİYOR

“Evli olan müvekkilim, ikiz bebeklerinin de bakım ve eğitimlerini düşünmek zorundadır. Profesör olarak asgari bir yaşam sürmesi gerekmektedir. Son bordrosuna göre, maaşından eline kalan 3 bin 810 TL’dir. Nafaka dışında, kızı davalının iki ayrı haczi nedeniyle de maaştan kesinti yapılmaktadır. Müvekkilim, kendi yaşamını sürdürebilmesi konusunda ciddi endişeler yaşamaktadır.”

BOŞANMIŞ BABALAR DÜZENLEME İSTİYOR

Yazının devamı...

Çocuğa hâkim kararıyla ameliyat

5 Şubat 2018

BOŞANMIŞ ve velayeti ortak kullanan çiftler çocuklarının eğitimi gibi sağlık sorunlarının tedavisi konusunda da karşı karşıya gelebiliyor. Örneğin çocuklarının ameliyat edilmesi konusunda, biri “evet” derken diğeri “hayır” diyebiliyor. Bu durumda ortak velayet altındaki çocuğun ameliyatı konusunda hâkimin müdahalesini istemekten başka çare kalmıyor.

Aile hâkimi çocuğun ameliyatı ile ilgili kararı verirken, gerektiğinde kendiliğinden ve “acele” olarak konunun uzmanı hekimlerden veya sağlık kurullarından görüş alıp, çocuğun üstün yararını da gözeterek hızlı bir şekilde gerekli tedbirleri alabiliyor. Çocuk mahkemenin tedbir kararıyla “ameliyat” ediliyor. Ya da “ameliyat edilmemesi” şeklinde tedbir kararı verilebiliyor.

DOKTOR ANNENİN MAIL’İ

İstanbul’da doktor bir anne olan okurum A.Y., ortak velayetleri altındaki dört yaşındaki kızının bademcik ameliyatı konusunda boşandığı eşi B.D. ile bir türlü anlaşamadığını yazmış. Avukat baba, kendi götürdüğü çocuk doktorunun görüşüne göre bu müdahaleye izin vermediğini aksi halde çocuğun velayetini almak için dava açacağını eski eşine bildirmiş.

Çaresiz kalan anne A.Y., “Ben bir doktorum. Kızımın sağlığını en az babası kadar düşünürüm ve mesleki olarak bu durumu ondan ve başka bir doktordan da daha iyi değerlendirebilirim. Eşim izin vermiyor. Ben hukuken nasıl bir yol izleyip kızımın ameliyat olmasını sağlayabilirim” diye sormuş. Bu soruyu eski aile hâkimi avukat Mustafa Karadağ’a sordum. Karadağ’ın yanıtı bakın şöyle:

VELAYETİN KULLANILMASI SINIRLANDIRILAMAZ

“Türk Medeni Kanunu’na göre velayet kendisine verilen ebeveyn çocuğun eğitimi ve sağlığı ile ilgili tüm tedbirleri kendiliğinden alabilir. Velayetin kullanılması sınırlandırılamaz. Bununla beraber önemli konularda çocuğun üstün yararı ve diğer ebeveynin ihtiyaçların karşılanmasına katkıda bulunma yükümlülüğü nedeniyle görüşünün alınmasında fayda vardır.

Küçüğün sağlık problemlerine ilişkin olarak önemli olan velayeti kullanan ebeveynin tıbben yeterince aydınlatılmış olmasıdır. Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre mümkün olduğunca idrak yaşındaki çocuğun kendisi ile ilgili konularda düşüncesi alınmalıdır.

Yazının devamı...

Gen hukuku

29 Ocak 2018

Gen, DNA’nın bir parçası ve bu “yönetici” molekül saç rengimizden boyumuza, hangi kalıtsal hastalıkları geçirmeye eğilimli olduğumuza kadar A’dan Z’ye yaşam döngümüzü belirliyor. 1990-2003 arasındaki 13 yıl süren uluslararası araştırma olan Human Genome Projesi’yle (HGP) insanın genetik şifresinin yüzde 99’u çözüldü. İnsanın genetik şifresinin çözülmesinin ardından hücre, gen ve yeni nesil kanser tedavileri baş döndürücü bir hızla gelişti.

GEN TEDAVİLERİNİN ÜSSÜ

İsviçre Basel’deki Novartis Kampus, sağlık alanında bu teknolojinin üssü gibi. 23-24 Ocak’ta 2017 yıllık değerlendirme toplantısı için davetli olarak gittiğimde kampusu ve labarotuvarları gezme fırsatı buldum. Önce şirket yetkililerinden aldığım bilgiler ve izlenimlerim:

Araştırma-geliştirme faaliyetlerinde 23 bin kişinin çalıştığı, yılda 9 milyarlık araştırma/geliştirme bütçesi kullanan ve Ar-Ge yatırımlarının tüm sektörlerde her defasında dünyanın ilk 20’si arasına girdiği şirket, “gen yeni ürün adaylarından” oluşan geniş bir araştırma portföyüne sahip. Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi’nin (FDA) geçen yıl ilk kez onay verdiği hastanın kendi bağışıklık sistemini kanserli hücreleri öldürmesi için yeniden programlanması olarak tanımlanan kök hücre temelli gen terapi yöntemi “canlı ilaç” (CAR-T) yönteminin lösemi dışındaki diğer nadir kanser türleri ve oftalmoloji (göz hastalıkları) ile kellik tedavisi alanlarında da kullanılması için çalışma yapılıyor. Bilim adamları, “gen değiştirme” gibi yenilikçi tedavileri kullanarak ölümcül hastalıklara çare arıyor.

AB MEVZUATI UYGUN

Teknik tarafını gördükten sonra hukuki tarafını Novartis Kardiyometabolizma İş Birimi Global Marka Direktörü Bahadır Pakiş’e sordum. Pakiş, gen araştırmalarının AB mevzuatına göre sorunsuz yürütüldüğünü, bir engelle karşılaşmadıklarını söyledi. Pakiş son olarak, kalp yetmezliğinde ani ölüm riski ve hastaneye yatış ihtiyacını yüzde 20 azaltan, yenilikçi bir tedavinin SGK kapsamında ödenmesi için Sağlık Bakanlığı ile çalışma yapıldığını da belirtti.

YENİ MEVZUAT GEREKLİ Mİ?

Bu gelişmelere paralel, genetik kopyalama ile önce koyun, sonra maymun gibi yeni canlılar meydana getirilmesi, gıdaların üretilmesinde ve hastalıkların teşhis-tedavisinde gen tekniklerinin kullanılması, tüm ülkelerin hukuk düzenlerinin çözüm bulmak zorunda olduğu yeni konular arasına girdi.

Yazının devamı...

Polise kedi demek suç sayılmadı

22 Ocak 2018

TARTIŞTIĞINIZ polislere “Dışarıda kedi gibi oluyorsunuz, üniformayı giyince aslan kesiliyor sunuz?” derseniz ne olur?

“Polise hakaretten” dava açılır, sanık olursunuz.

Önce Eskişehir’deki o olay:

Ü.Ç. adlı vatandaş geçen yıl tartıştığı polislere “Dışarıda kedi gibi oluyorsunuz, üniformayı giydiğiniz zaman aslan kesiliyorsunuz” dedi. Polisler bu sözler üzerine tutanak tuttu ve konu savcılığa intikal ettirildi. Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, TCK’nın 125/3. maddesi çerçevesinde “kamu görevlisine hakaret” suçundan dava açtı. Ü.Ç. mahkemede polisin üniformayı kullanarak vatandaşlara olumsuz davranışlar sergilediğini savunarak, tepkisini dile getirmek için bu sözleri sarf ettiğini söyledi.

MAHKEMEDEN 1 YIL 4 AY HAPİS

Yargılamayı yapan Eskişehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi, Ü.Ç.’nin bu savunmasını yerinde görmedi. Mahkeme polislere yönelik bu sözleri “hakaret” suçu olarak nitelendirdi. Mahkeme, üçüncü fıkradaki, “Hakaret suçunun; kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz” ibaresi ışığında, sanık Ü.Ç.’yi 1 yıl 4 ay hapse mahkûm etti.

Ü.Ç., mahkûmiyet kararını, Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nde temyiz etti. Yargıtay, 1 yıl 4 aylık mahkûmiyet kararını bozdu ve ne dedi, biliyor musunuz? Bu sözler “hakaret” sayılmaz ve “suç” olmaz. Yargıtay kararında, hakaretin “tahrik edici olup olmadığının, zamana, yere ve duruma göre değişebileceği” belirtildi.

HAKARET KRİTERİ UYARISI

Yazının devamı...

Gürültü hukuku

15 Ocak 2018

“Bu sene üst katımıza bir aile taşındı. Küçük çocukları akşam başlayıp gece 01.00 sularına kadar sürekli koşuyor ve bağırıyor. Ses yalıtımı kötü olduğu için huzurumuz kalmadı. Kendileriyle konuştuk, özür dilediler. Ancak değişiklik olmadı. Muhtemelen çocuğu gündüz geç saatlere kadar uyutuyorlar. Bu durum bizim uykumuzu etkiliyor. Ben de kiracı olduğum için adım atmak konusunda emin değilim. Bu sorunun çözümünün yasal bir dayanağı var mı?”

Kat Mülkiyeti Kanunu’na (KMK) göre apartmanda, huzur bozup uyku kaçıracak kadar “çekilmez hal” alan gürültü yasak. “Komşuyu rahatsız etmemek” yasal bir yükümlülük. Kiracı ve ev sahibi fark etmiyor ve aynı yasal yükümlülüklere tabiler. KMK’nın 18. maddesindeki “genel kural” şöyle:

“Kat malikleri, gerek bağımsız bölümlerini, gerek eklentileri ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine uymakla, karşılıklı olarak yükümlüdürler.”

BİR KEZ DAHA UYARIN

Yasal durum bu. Benim önerim, “komşuluk hukuku” çerçevesinde üst kat komşunuzu bir kez daha kesin bir dille uyarın. Ev sahibinize de durumu bildirin ve apartman yöneticinize başvurun. Apartman yönetim planını isteyip inceleyin. Kat Malikleri Kurulu’nca önceden bu tip davranışları yasaklayıp yaptırıma bağlayan bir karar alınmış olabilir. Bu kararın girişe asılmasını ve “hassasiyet” gösterilmesi için tüm kat maliklerine gönderilmesini sağlayın.

Bu kadar uyarıya rağmen üst kat komşunuz gürültüye devam ederse, belediye zabıtasına şikâyet ederek, idari para cezası kesilmesini sağlayın. Apartmanlarda Gürültü Yönetmeliği ve Kabahatler Kanunu’nun 36’ncı maddesi çerçevesinde bu yıl için gürültü cezası 124 lira. Özeti hiç caydırıcı değil.

Komşunuz cezaya rağmen aynı şekilde davranırsa son çare mahkemeye gitmek. Bulunduğunuz yer sulh hukuk mahkemesine başvurup komşunuzun gürültü yapmasını yasaklatabilirsiniz. Mahkeme, desibel ölçümü de yaptırarak, bu konuda tedbir kararı verebilir. Komşunuz, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın belirlediği değerlerin üzerinde gürültü yapıyorsa hâkim yasaklar, aksi halde tedbir talebiniz reddedilir.

Basit apartman kurallarına uymamak hukuki olmaktan çok ortak yaşam kültürünün yerleşmemesinden kaynaklı bir sorun. Keşke, “komşuluk hukuku” ile çözülebilse ve mahkemeye gitmesek.

Yazının devamı...

Devletin ‘mezun sanatçıları’ da kadro istiyor

8 Ocak 2018

Devlet Tiyatroları’nda çalışan devlet konservatuvarlarını bitiren “mezun sanatçıların” sahneye çıkıp asgari ücretin yarısından az 440-770 lira kazandıklarını biliyor musunuz?

Devlet Tiyatroları’na oyuncu yetiştiren devlet üniversiteleri, özel üniversitelere bağlı konservatuvar ve güzel sanatlar fakültelerinin tiyatro bölümü mezunu onlarca genç tiyatro sanatçısı 2010’dan bu yana kadro sınavı açılmadığı için kötü ve güvencesiz çalışma koşullarına mahkûmlar.

Bakmayın sözleşmelerindeki “mezun sanatçı” unvanlarına. “Mevsimlik işçi” statüsünde günlük sigorta ve yevmiye ile sahneye çıkıyorlar. Statüleri gereği de herhangi bir sendikaya bağlı değiller. Sayıları da milyonlar değil 450-500. Özetle devletin kurumundaki sanatçılar taşeron işçilerden daha mağdur. Önce onların talepleri:

AYLIK KAZANCIMIZ 440 TL

“Mezun sanatçılar olarak çalıştığımız gün başına yaklaşık 110 lira alıyoruz. Aylık oyun takvimi ve görevli olduğumuz oyun sayısına bağlı aylık kazancımız 440-770 TL arası değişiyor. İmzaladığımız sözleşme mesleğin diplomasına sahip olmayan ‘Figüran’ adı altında emek veren mesai arkadaşlarımızla imzalanan sözleşme. Yalnızca Mezun Sanatçı/Figüran ibarelerinden ‘Mezun Sanatçı’ ibaresi seçilip 20 lira fark sağlanıyor.

EMEKLİLİK ÜMİDİMİZ DE YOK

Yevmiye usulü ve sigortamız çalıştığımız gün üzerinden yatırılıyor. Emeklilik ümidimiz yok. Yaz aylarında ne sigorta ne kazancımız var. Devlet Tiyatroları’ndaki mezun sanatçılar olarak diplomamız cep harçlığından ileri gitmeyen bir kazanç sağlıyor. Kurumdan ayrılmak, başka arayışlara girmek zorunda bırakılıyoruz. Bu da genç kadrosu giderek azalan kurumun güvenle oyun seçebilme şansını düşürüyor.

SON KADRO SINAVI 2010’DA YAPILDI

Yazının devamı...

Yeni Tüketici Kanunu faturasını ödemeyen tüketiciyi vuracak

1 Ocak 2018

Vatandaşlar artık 6 bin liraya kadar akıllı cep telefonlarına dönük şikâyetlerini mahkeme yerine il hakem heyetine ücretsiz olarak yapabilecek. Hatta ocak başından itibaren Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun uyarınca, tutarlar “Yeniden Değerleme Oranında” artırılacak. İl hakem heyetlerinin parasal görev sınırı 7 bin liraya yaklaşacak.

Ankara Barosu Tüketici Hakları Kurulu Saymanı ve Sincan Kaymakamlığı Tüketici Hakem Heyeti üyesi avukat Buğcan Çankaya’ya göre 6 Aralık 2017’de Tüketicinin Korunması Kanunu’ndaki değişiklikle parasal sınırın artırılması tüketicinin lehine görünse de asıl abonelik hizmeti veren şirketlerin önü açıldı. Bu şirketler artık 6 bin TL’ye kadar olan her türlü alacak için tüketiciye doğrudan icra takibi yapabilecek. 300 liralık fatura için tüketici icra masrafıyla 1500 lira bedel ödemek zorunda kalacak. Çankaya’nın tüm tüketicileri ilgilendiren değerlendirmeleri bakın şöyle:

KANUN NASIL DEĞİŞTİ

“6 Aralık 2017 tarihli ve 7063 sayılı Kanun’nun 11. maddesiyle, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’nun 68/1 fıkrasında değişiklik yapıldı. Bu fıkradaki ‘değeri’ ibaresi ‘Tarafların İcra ve İflas Kanunu’ndaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri’ şeklinde, ‘iki bin’ ibareleri ‘dört bin’ ve ‘üç bin’ ibareleri ‘altı bin’ şeklinde değiştirilmiştir. Yeni düzenleme ile 68. madde şu şekilde değiştirildi:

‘Tarafların İcra ve İflas Kanunu’ndaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri dört bin TL’nin altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, altı bin TL’nin altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise dört bin TL ile altı bin TL arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.’

YARGITAY İÇTİHADI KALDIRILDI

Maddeye “Tarafların İcra ve İflas Kanunu’ndaki hakları saklı olmak kaydıyla” ibaresi eklenmiştir. Bu değişikliğin amacı, Yargıtay’ın anılan bedeller kapsamında hakem heyetine başvurmadan doğrudan icra takibine geçilemeyeceği içtihadının kaldırılmasıdır. Bu düzenlemeye kadar tüketici, satıcı ve sağlayıcıların birbirleriyle olan uyuşmazlıklarında 3 bin 610 TL’ye kadar hakem heyetlerine başvurması zorunluydu. Bu zorunluluk abonelik sözleşmeleri kapsamında ortaya çıkan fatura borçlarının ödenmemesi nedeniyle, sağlayıcıların icra takibini önlemekteydi. Ancak, uygulamada bu şirketler, doğrudan icra takibi yaparak, tahsilat işlemlerini hukuksuz zeminde sürdürmekteydi.

FATURA BORCUNA DOĞRUDAN İCRA YOLU AÇILDI

Yazının devamı...