"Oya Armutçu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Oya Armutçu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Oya Armutçu

Ömür boyu nafaka derdi - 2

18 Şubat 2017

Gelen maillerin büyük bölümü 3 ay 4,5 ay 10 ay gibi sürelerle, bir yıldan az süreyle evli kalıp, çocukları olmayan ancak hala eski karılarına yıllardır yoksulluk nafakası ödeyen, bu yüzden hapse giren genç erkek okurlarımdan. İsimlerinin saklı tutulmasını isteyen bu gruptaki erkek okurlarımın isyanı ve ortak talebi şöyle:
“Bu yasa insan haklarına aykırı kadını da erkeği de itibarsızlaştırıyor. Evlilik süresine bakılarak yoksulluk nafakasına süre sınırı getirilsin.”
Sosyal medyada örgütlenip, “Medeni Kanun değiştirilsin” diye imza kampanyası açan nafaka mağduru babalar bir başka grup. Üçüncü gruptakiler ise ikinci eşler. Kocaları ilk karılarına nafaka ödeyen ikinci eşler de çok dertli.

İKİNCİ EŞLER DE DERTLİ

Bu maillerden biri Bursa’dan Ayşegül’den. Madalyonun diğer yüzünü göstermiş. Kocasının çalışan ilk karısına 10 yıldır nafaka ödediğini belirterek, “İnsanın kendi evladına bile verilen nafaka süreli 18 yaşa kadar iken, el olmuş gününü gün eden eski karısına neden ömür boyu baksın?” diye isyan ediyor. O da Medeni Kanun’daki süresiz nafakanın kaldırılmasını istiyor. TBMM’ye seslenen Ayşegül’ün o maili özetle bakın şöyle:

ADALETSİZLİĞİ KALDIRIN

“Bu adaletsizliği ortadan kaldırın. Kişiler kaç sene evli kaldı ise o kadar sene nafaka ödesin. Süre sınırı konsun. Ayrılınca çocuk yoksa, kadın zenginse, sağlıklı, çalışıyorsa İslam ülkelerindeki gibi en fazla 4 ay nafaka alsın. Ya da Avrupa ve Amerika’daki gibi olsun. Lütfen bu kanun değişsin.

9 YILLIK EVLİYİM KOCAM 10 YILDIR NAFAKA ÖDÜYOR

9 senelik evliyim, 2 çocuğum var. Kocam ise ilk karısına 10 senedir yoksulluk nafakası ödüyor. Ondan çocuğu yok. Kadın zengin, genç, sağlıklı, çalışıyor, ayağına bağ yok. Geziyor tozuyor internette Türkiye turlarında resimleri var. Belki de kasıtlı koyuyor fotoğrafları, ‘geziyorum paranızı yiyorum’ der gibi. Ben de kredi borçları ile uğraşıyorum, ailemi geçindirmek için çırpınıyorum.

YA ÖTEKİ KADIN VE AİLESİ

Ayrıldıklarında 22 yaşındaymış, şimdi 32 yaşında. Ana sınıfı öğretmenliği yapıyor. Nafaka iptal davası açtık. Çalıştığını SGK evrakları ile ve şahitlerle ispat ettiğimiz halde kaybettik. Her ay eşimin maaşından 312 TL kesiliyor nafakaya. 10 senedir 1 ev parası gitti bu kadına. Eşim illa ki birine bakacaksa Tokat’ta fakir ana babası var onlara para göndermeli. Kendi annesine babasına bakamayan insan 10 senedir el olmuş gitmiş, çalışan, aileden zengin bir kadına nafaka ödüyor. Mahkemeler kadınlardan yana. Kadınlara pozitif ayrımcılık var, kabul. Ancak, kadına ayrımcılık yaparken öteki kadını tüketiyor ülkemiz yasaları, kanun koyucular.

1 HAFTALIK EVLİLİK İÇİN 5 YILDIR NAFAKA ÖDÜYOR

Sadece biz değiliz internet bu haberlerle dolu. 1 günlük evliliğe ömür boyu nafaka ödeyenler var. Denizli’de bir erkeğin ödemediği nafaka yüzünden evine haciz geldi, onuruna dokundu, intihar etti, öldü. Bir genç görücü usülü bir kızla evlendiriliyor. 1 hafta geçmeden kızın akıl hastalığı olduğu ortaya çıkıyor. Ayrılıyorlar hemen. O çocuk 1 haftalık evlilik için 5 senedir yoksulluk nafakası ödüyor. Kandırıldığına mı yansın? Düğün masrafına mı yansın? Yoksa bu adaletsiz karar yüzünden ömür boyu ödeyeceği nafakaya mı yansın?

KADIN CİNAYETLERİNİN NEDENİ DE BU

Bazı kadınlar boşanıp, yalancı şahitlerle ömür boyu yoksulluk nafakası alırken bir yandan başka erkekle gününü gün edince; kadının eski kocası guruna yediremiyor öldürüyor. Neden öldürdüğünü kimseye söyleyemiyor, gurur yapıyor. Binlerce erkek dertli. İntihar edenler, hapse girenler, kadınları öldürenler var. Ömür boyu nafaka yüzünden. Kadın cinayetlerin bir sebebi bu. Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’na, birçok milletvekiline yazdım, cevap yok.

HANGİ ÜLKEDE BU HAKSIZLIK VAR

Hangi ülkede böyle bir haksızlık var? Amerika’da, Avrupa’da genç sağlıklı birine ‘çalışabilir’ deniyor, nafaka bağlanmıyor. Sakat, yaşlı ve hasta ise nafaka bağlanıyor. İslam ülkelerinde çocuksuz kadına 4 ay nafaka bağlanıyor. Kadın erkek eşitse, herkes çalışsın. Kanuna göre çalışmak hak ve ödevdir.

DEDEKTİF Mİ TUTACAĞIZ

Deniyor ki, kanunda; ‘Evlenirse ya da başkasıyla yaşadığını ispat edersenizyoksulluk nafakası kalkar’. Bir de bu yoksulluk nafakası iptal davası sadece kadının yaşadığı yerdeki mahkemede açılabiliyor. Kanunda o kadar çok değişmesi gereken madde var ki. Biz Bursa’dan 12 saat uzaktaki Tokat’ta yaşayan birini nasıl takip edeceğiz. Dedektif mi tutacağız ? İnternette gezme tozma fotoğrafları var. Erkek arkadaşları da var. İspat etsek özel hayata müdahale denecek bu sefer de. Nasıl olsa her şeye bir kılıf buluyorlar. Yol masrafı, gitmek gelmek davaya girmek ayrı dert. Ülkemizde ölene kadar nafaka ödüyor erkekler. Ne suçları varsa. Ben de bir kadınım ama bu duruma isyan ediyorum, ahım var onbinlerce ah var. Sesimizi duyun artık...”

Yazının devamı...

Ömür boyu nafaka derdi

9 Şubat 2017

Aile mahkemesi, çalışmayan ve ailesi ile yaşayan genç eski eşi için 550 lira yoksulluk nafakası ödemesine hükmetmiş. Nafakayı da ödüyor ama isyan ettiğini belirterek, şu soruyu soruyor:
“Ben bir ömür boyu niye yoksulluk nafakası ödeyecekmişim, neden? Karım yoksul değil ki? Çalışabilir ama çalışmıyor. Ödemezsem hapis cezası olduğu doğru mu?”
M.T.’yi isyan ettiren, Medeni Kanun’un 175. maddesindeki, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir” düzenlemesi hep tartışılıyor. Anayasa Mahkemesi(AYM) “süresiz nafaka” düzenlemesini bir kez reddetti bu nedenle 10 yıl süreyle iptal edilmesi mümkün değil.

MAĞDUR BABALAR DÜZENLEME İSTİYOR

“Mağdur Babalar” adıyla örgütlenen “süresiz nafaka mağduruyuz” diye bayrak açan M.T. gibi boşanmış erkekler ise bu konuda Meclis’ten adil ve hakkaniyete uygun bir düzenleme istediklerini belirtiyorlar. O babalardan mail yağdığı gibi biri de beni telefonla aradı ve “4,5 ay evli kaldım 5 yıldır nafaka ödüyorum. Kaç sene evli kalındıysa o kadar sene nafaka verilsin. Kanun böyle değiştirilsin. Daha adil olmaz mı?” diye sordu.

1 GÜN EVLİ KAL ÖMÜR BOYU NAFAKA VER

TBMM Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Olayları Araştırma Komisyonu’nda 3 Mart 2016’da konuşan boşanma davalarının temyiz incelemesini yapan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Ömer Uğur Gençcan’ın M.T’nin isyanına da hak veren şu tespiti ile başlayalım:
“Düşünebiliyor musunuz, bir kadın boşanıyor, boşanan kadın oluyor, bir saat evli kalan var, bir gün evli kalan var. Bir gün evli kal, bir ömür boyu nafaka ver, insanın fıtratına ters bir şey, olacak şey değil yani. Bir gün evli kalıyorsun, bir ömür boyu nafaka veriyorsun...”
Komisyon başkanı da devreye girip şöyle diyor:
“Tutanaklara geçmesi için söylüyorum: Hâkime hanımların daha önce verdikleri örneklerde, kâğıt üzerinde evlilik, fiilî evliliğin gerçekleşmediği bir durumda bile yoksulluk nafakası bağlanan dosyalarımız var dediler.”

ZATEN SAÇINI SÜPÜRGE EDEN YOK

Genççan’ın öteki değerlendirmeleri de bakın özetle şöyle:
“Boşanma hâlinde bir yoksulluk nafakası veriliyor. Şimdi, boşanma sonucunda alabileceğiniz akçeli sonuçlar var. Ya, boşanmanın bir felsefesi var, bir hukuku var, mantığı var. Şimdi, kanun koyucu diyor ki: ‘Eşit kusur hâllerinde ben sana bir ömür boyu yoksulluk nafakası verebilirim.’ Bunu Meclis dedi, eskiden bu bir yıldı. Neden bunu ömür boyuna çeviriyorsunuz? Şimdi, bana anlatılan örneklerde, efendim, “Yıllarını verdi vesaire, kadına yazık değil mi?” mantığıyla konu getiriliyor. Oysa bizim altmış yaş üstü boşanmalarımız çok azdır. Bizim önemli, ezici çoğunluğumuz gençlerin boşanmasıdır. Yani o türden insan zaten yoktur, zaten saçını süpürge eden de kalmamıştır.

EŞİT KUSURU AZ KUSURA ÇEVİRİN

Mesela, boşandığınız eşinizden maddi tazminat, manevi tazminat alabilmeniz için az kusurlu olmanız gerekiyor. Şimdi, bunu düzenleyen Meclis, ‘tazminat alacaksan bari az kusurlu ol ki istemeye yüzün olsun’ felsefe bu. Yoksulluğa gelince ondan vazgeçmiş; yok, eşit kusurda da veririz bunu. Sen tokat attın, ben attım. Ya, ben bir hata yaptım, sen de aynısı yaptın, ona rağmen eşit kusur, bir ömür boyu nafaka veriyoruz. Hiç olmazsa tazminatlarda olduğu gibi onu az kusurluya çevirin, değil mi? Adam desin ki: ‘Ya, ben veriyorum ama ondan bir kusurum fazla.’

SINIR KOYUN NAFAKA SÜRELİ OLSUN

Önerim şudur: Yoksulluk nafakası illa ki vereceğiz derseniz.Ki bana göre verilmelidir çünkü her yeri terk ederken bile bir makul süre olmalı, yani evliliğin de bir hatırı var, onuru var, insanın bir gururu var ama bu bir ömür boyu olmaz ki ya. Boşanıyorsunuz, kadının adını bile unutuyorsunuz. Araya iki evlilik giriyor, üç önceki eşiniz size dava açıyor; adını unutmuşsunuz, yüzünü unutmuşsunuz. Her ay bir de artan miktarlarda ona ödüyorsunuz otomatik Devlet ne yapmış? İşin kolayı bulmuş, ihaleyle kocaya o işi yıkmış. Öyle yani işin sonucu bu. Süreli olsun, deyin ki: “Bir yıl, en çok beş yıl.” Size öneri diye söylüyorum. Hâkim onu takdir etsin. Beş yıl az derseniz on deyin ama bir sınır koyun. Adam bilsin ki ben bundan günün birinde kurtulacağım. Bir ömür boyu zaten insanın ruh sağlığını da bozar.”

NAFAKA ÖDEMEMEYE HAPİS CEZASI VAR

M.T.’nin “Nafakayı ödemezsem hapis cezası olduğu doğru mu?” sorusunun yanıtı da “evet”. Nafaka ödememe cezası İcra İflas Kanunu içerisinde yer alıyor. Nafaka ödememe suçunun cezası 3 aylık bir “tazyik hapsi.” Eski eşiniz icra mahkemesine yapacağı başvuru üzerine nafaka ödemediğiniz için 3 aya kadar hapis cezasına mahkum edilebilirsiniz. Bu ceza nafaka ödemesi gereken kişinin nafakasını yatırması ile birlikte ortadan kalkar. Ancak, nafaka ödememe cezası ile hapse giren kişi bu cezayı çekmesinin ardından yine borcunu ödemekle yükümlüdür. Haberiniz olsun...

Yazının devamı...

Cepten dolandırılmayın

2 Şubat 2017

Mail atan okurlarım gibi, annemin, kamu kurumunda çalışan bir arkadaşımın ve bizzat benim de başıma geldi. Özellikle dokunmatik telefonlara SMS yoluyla gönderilen “hediyeli soru servisi, ingilizce kelime soru servisi, spor servisi” vs gibi kampanya mesajlarını siliyorum derken yanlışlıkla onaylayabilirsiniz. Ya da “RET” veya “İPTAL” mesajı atmayı unutmuş olabilirsiniz... 

FATURA DETAYLARINA DİKKAT

Sonra ne mi oluyor? Farkına bile varmadan bu servislerin ücretlerini her ay düzenli ödüyorsunuz. Hele cep telefonu faturalarınız otomatik ödemede ve e-faturalarınızı da incelemiyorsanız. Aylar sonra farkına varınca bu kez iptal çilesi yaşıyorsunuz. İstemediğiniz bir servisi “iptal” için günlerce uğraşmak zorunda kalıyorsunuz. Serinkanlı ve son derece kibar müşteri temsilcilerinden şu yanıtı alıyorsunuz?

“Şu tarihte siz SMS/e-mail kampanyamızla abone olmuşsunuz. Geçmişe dönük ücret iadesi de maalesef yapmıyoruz.”
Meğer ben de geçen yıl haziranda bir ingilizce soru servisine abone olmuşum. İşim ilginç yanı önce dondurup sonra hattını kapattığım cep telefonuma bu sorular gönderilmiş. Yarışmalara katılmışım. Bu servis için her ay 15 TL ödediğimi müşteri temsilcisinden öğrendim. Benim adıma kayıtlı aynı operatörün cep telefonu hattını kullanan annemin de başına aynı şey geldi. O da SMS’le “hediyeli soru” servisine abone olmuş. 25 TL olması gereken faturasını hediyeli soru servisi nedeniyle 66 TL olarak ödemişiz aylarca.
Bilişim Hukuk Derneği(BHD) Başkanı Avukat Kürşat Ergün’le konunun uzmanı olarak konuştum. Kanunen yasaklanmasına rağmen izinsiz SMS/e-mail gönderimi ile bu tip servislere farkına bile varmadan onay veren ya da “RET” mesajı atmadıkları için abone yapılan vatandaşların izlemesi gereken hukuki yolları sordum. İşte Ergün’ün yanıtları:

ONAY ANLAMINA GELMEZ

“1 Mayıs 2015’ten itibaren reklam amacıyla izinsiz SMS ya da e-mail yanında her türlü faks, akıllı ses kaydedici sistemler ve telefon gibi iletişim araçlarının reklam amaçlı olarak izinsiz kullanılması kanunla yasaklandı. Cevapsız çağrı olması ya da “RET” mesajı göndermemek onay anlamına gelmez. Ayrıca tüketici istediği her an onayına son verme hak ve yetkisine sahiptir. Tüketicilerin gerçekleştirdiği alışverişler esnasında kendisi ile iletişime geçilmesi amacıyla firmaya iletişim bilgilerinin verilmesi halinde bu durum onay kabul edilebiliyor. Bu tip bilgileri gerekli görmediğiniz firmalara vermeyin.

ŞİKÂYET EDEBİLİRSİNİZ

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, kendi internet sitesine izinsiz reklam SMS’lerini ve mailleri şikâyet etme bölümü oluşturdu. Bu mesajaları şikâyet edebilirsiniz. (Şikâyet sisteminin adresi tiss.gtb.gov.tr. Bu adrese ya da bakanlığın resmi internet sitesine girdiğinizde e-devlet şifrenizle işlem yapabiliyorsunuz)

HAKEM HEYETİNE BAŞVURUN

İzinsiz atılan SMS, yapılan servis aboneliği işlemleri nedeniyle bir zarara uğradıysanız ilgili Tüketici Hakem Heyetlerine müracaat edebilir siniz. O servisten şikayetçi olabilirsiniz.

SUÇ DUYURUSUNDA BULUNUN

İzinsiz atılan bu tip SMS ve e-maillerin yüzde 70’i dolandırma amaçlı. Vatandaşlarımız, uygun fiyatlı ürün, çekiliş, ücretsiz check-up, kaplıca gibi vaadlerle dolandırılıyor. Kesinlikle bu telefon ve mesajlara kanmayın. Bu şekilde dolandırıldıysanız, bu suçtur. Konunun takibi açısından cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunun.

İŞTE BHD’NİN TÜKETİCİLER İÇİN HAZIRLADIĞI YOL HARİTASI

1 Mayıs 2015’ten itibaren onay alınmaksızın gönderilen e-posta ve kısa mesajlar ile yapılan otomatik aramalara ilişkin şikayetler şöyle yapılabiliyor:
1-Şikâyet başvuruları, alıcının ikametgâhının bulunduğu yerdeki Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İl Müdürlüğü’ne yapılır. Şikâyet edilen hizmet sağlayıcının sicile kayıtlı merkezinin başka bir ilde bulunması halinde, bu başvuru ilgili İl Müdürlüğü’ne gönderilir.
2-Şikâyet başvuruları, yazılı olarak ıslak imzayla veya elektronik ortamda e-Devlet kapısı üzerinden güvenli elektronik imza ya da mobil imza yoluyla İl Müdürlüğü’ne yapılabilir.
3-Şikâyetçi; gerçek kişi ise adı ve soyadı ile imzası ve ikametgâh adresinin; tüzel kişi ise unvanı ve temsile yetkili kişinin veya vekilinin adı ve soyadı, iş adresi ve imzasının başvuruda yer alması gerekir.
4-Kısa mesaj yoluyla yapılan ticari iletişimde; şikâyetçinin telefon numarası, şikâyetçinin abonesi olduğu GSM operatörünün adı, şikâyete konu iletiyi gönderenin numarası, bu numaranın bulunmaması halinde marka ve işletme adı gibi alfanumerik bilgisi, iletinin gönderilme tarihi, saati ve içeriği ile esnaf veya tacir olmaları halinde bu bilgisine yer verilir. İletinin yazılı veya görsel bir örneği başvuruya eklenir.
5-Elektronik posta yoluyla yapılan ticari iletişimde; şikâyetçinin elektronik posta adresi, şikâyetçiye elektronik posta hizmeti sağlayan işletmenin adı, şikâyete konu iletiyi gönderenin elektronik posta adresi, iletinin gönderilme tarihi, saati ve içeriği ile esnaf veya tacir olmaları halinde bu bilgisine yer verilir. İletinin yazılı veya görsel bir örneği başvuruya eklenir.
6-Sesli arama yoluyla yapılan ticari iletişimde; şikâyetçinin telefon numarası, şikâyetçinin abonesi olduğu GSM veya sabit hat operatörü adı, şikâyete konu iletiyi gönderenin numarası, bu numaranın alınamaması halinde marka ve işletme adı gibi bilgisi, iletinin gönderilme tarihi, saati ve içeriği ile esnaf veya tacir olmaları halinde bu bilgisine yer verilir.
7-Diğer elektronik iletişim araçları ile yapılan ticari iletişimde, iletişim aracının türüne bağlı olarak gerekli bilgilere yer verilir.
8-Şikâyet başvurusu, ticari elektronik iletinin gönderildiği tarihten itibaren en geç 6 ay içinde yapılır. Şikâyetçi ancak kendisine ait elektronik iletişim adreslerine gönderilen iletilere ilişkin şikâyette bulunabilir. Bu maddede yer alan şartları taşımayan başvurular İl Müdürlüğü’nce işleme konulmaz.
9-İl Müdürlüğü tarafından, hakkında şikâyet bulunan hizmet sağlayıcı tespit edilir. Konuya ilişkin bilgi ve belgeler ilgilisinden temin edilerek şikâyet sonuçlandırılır. Ancak, gerekli hallerde İl Müdürlüğü’nce denetim için görevlendirilen personel tarafından yerinde denetim yapılabilir.
10-Hizmet sağlayıcı, İl Müdürlüğü tarafından söz konusu şikâyetle ilgili olarak talep edilen bilgi ve belgeleri, bu talebin tebliğinden itibaren 15 gün içinde teslim etmekle yükümlüdür. Gerekli hallerde bu süre bir defaya mahsus olmak üzere 15 gün uzatılabilir. Aksi takdirde, hizmet sağlayıcıya kanunda öngörülen idari para cezası uygulanır.
11-İl Müdürlüğü, hizmet sağlayıcının doğrudan tespit edilmesine imkân bulunmadığı hallerde, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile elektronik haberleşme hizmeti sunan işletmecilerden bilgi ve belge talep edebilir.

Yazının devamı...

Eşinizi cihaz yerleştirip dinleyemezsiniz

26 Ocak 2017

Okuruma yanıtım, evet. 

Neden mi?
Yargıtay, son örnek kararı ile cihaz yerleştirip eşi dinlemeyi özel hayatın ihlali olarak değerlendirdi ve dinleyen eşin boşanmasına karar verdi. Yargıtay eşinin kendisini cihaz yerleştirip dinleyerek, boşanma davası açtığını söyleyen diğer eşi haklı buldu. Yargıtay, 2 Aralık 2016 tarihli kararında bakın özetle şöyle dedi:
“Eve cihaz yerleştirip diğer eşi dinlemek boşanma sebebidir. Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.”

BOŞANMAK İSTİYORSANIZ SİZ DAVA AÇIN

Yargıtay kararları çerçevesinde siz cihaz yerleştirip eşinizi dinlemek yerine bir avukat kanalıyla boşanma davası açın. Avukatınız boşanma davası çerçevesinde aile mahkemesinden telefon kayıtlarının dökümlerini mahkeme kanalıyla incelenmesini isteyebilir. Aldatıldığınızın ortaya çıkması halinde mahkeme, sizi boşanmada “kusurlu” görmezse, size “kusursuz eş” olarak maddi ve manevi tazminat ödenmesine de hükmedebilir. Ama, siz son örnek karar çerçevesinde cihaz yerleştirip kocanızı dinlemeyin.

YARGITAY’DAN ELEŞTİRİYE SÜREKLİLİK KRİTERİ

İkinci maili atan erkek okurum K.K. ise “Üç yıllık evliliğimiz boyunca eşim hep başbaşa hem de başkalarının yanında sürekli beni eleştirdi. Bıktım bu tavrından. Şu anda işsizim. Sürekli eleştirdiği gerekçesiyle boşanma davası açabilir miyim? Çocuğmuz yok. Eşim çalışıyor ve maddi durumu benden çok daha iyi. Yine de karıma nafaka ödemek zorunda mıyım?” diye sormuş.
Erkek okurumun iki sorusunu da iki örnek Yargıtay kararı ışığında yanıtlamak istiyorum. Eğer eşiniz sizi “sürekli” eleştiriyorsa bu gerekçeyle boşanma davası açabilirsiniz. Örnek kararda da Yargıtay, karısının sürekli eleştirdiği ve kararlarını beğenmediği için boşanmak isteyen davacı erkeği haklı bulmuştu. Boşanma davasının ret kararını ise bozmuştu. Bu karar da özetle şöyle:
“Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden davalı-davacı kadının eşine sürekli eleştirel ve aşağılayıcı konuşmalarda bulunduğu, eşinin kararlarını beğenmediği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı-davalı erkek dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, erkeğin davasının da kabulüne karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.”

ERKEKTE NAFAKA TALEP EDEBİLİR

Nafaka sorusuna gelince, siz işsizken, eşiniz hem çalışıyor hem de maddi durumu çok iyi olduğu için boşanmayla birlikte nafakada talep edebilirsiniz. Yargıtay içtihatları ışığında, boşanma sonucu yoksulluğa düşecek ‘ağır kusurlu olmayan’ erkeğe, ‘ekonomik durumu yeterli olan’ karısının ‘yoksulluk nafakası’ ödemesi gerekiyor. Yargıtay son örnek kararında, bu iki kriter ışığında, işi, evi ve malvarlığı olmayan davalı-karşı davacı erkeğe, ayda 9 bin lira kazanan evi ve arabası bulunan doktor karısının ödediği 250 TL nafakayı ‘az’ bulup bozmuştu. Yargıtay mahkemeden erkeğe “hakkaniyete uygun” bir nafaka bağlamasını istemişti. Nafaka kararında özetle şöyle denildii:
“Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, davacı-karşı davalı kadının doktor olarak çalıştığı aylık 9 bin TL geliri, evi ve arabası olduğu, davalı-karşı davacı erkeğin ise herhangi bir işinin, gelirinin ve malvarlığının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davacı-karşı davalı erkek lehine takdir edilen yoksulluk nafakası azdır. Mahkemece TMK’nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir.”

Yazının devamı...

Türkiye’de evlilik sözleşmesi yok

24 Ocak 2017

Önce ilki...
Sevgili okurum B.A., “Nişanlım evlilik sözleşmesi yapmak istiyor. Hukuki sonuçları nelerdir? Mal paylaşımını da kapsar mı?” diye sormuş.
Diğer okurum T.Z. ise “Beş yıl önce evlendik. Şiddetli geçmisizlik nedeniyle boşanıyoruz. Kocam bana boşanma davası açtı. Kasadaki düğün takılarından kendi anne ve babasının taktığı bilezikleri vermemi istiyor. Hukuken vermek zorunda mıyım?” şeklinde soru yöneltiyor.
* * *
Boşanma davalarının temyiz incelemesini yapan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Uğur Gençcan’a göre Türk hukukunda evlilik sözleşmesi diye bir şey yok. Yapılsa da hukuken bir anlamı yok. “Örneğin ‘evlenmeden sonra kadın eş başını örtecektir ya da başını örtmeyecektir. Evlilik yıldönümünü hatırlamayana para ceza verecektir. Aldatma olursa tazminat istenmeyecektir.’ şeklinde sözleşme yapılamaz. Yapılsa da hiçbir hukuksal sonuç doğurmaz” diyen Gençcan, -Facebook sayfasından- Türkiye’de hep tartışma konusu olan evlilik sözleşmesine ilişkin bakın şu değerlendirmeleri yapıyor:
“Türk hukukunda evlilik sözleşmesi şeklinde bir hukuki düzenleme yoktur. Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmeler adına evlilik sözleşmesi denilse dahi kesin olarak hükümsüzdür.
Hukuken geçersiz bu beyanlar, örnekler:

İŞTE O ÖRNEKLER

* Evlendikten sonra 4 yıl boyunca taraflar müşterek çocuk sahibi olmayacaklardır.
* Taraflar en çok iki çocuk sahibi olabilecektir.
* Evlendikten sonra kesinlikle doğum yapılmayacaktır.
* Doğum ve evlilik yıldönümünü hatırlamayan para cezası verecektir
* Taraflar bayramlarda birbirlerinin ailelerini ziyaret etmek zorunda değildir.
* Boşanma halinde taraflar birbirlerine nafaka vermeyecektir.
* Evlilik sırasında aldatma olursa diğer eş tazminat istemeyecektir
* Doğacak çocukların adları erkek/ya da kadın eş tarafından verilecektir.
* Evlenmeden sonra sigara ve içki içilmeyecektir.
* Evlenmeden sonra her ne sebeple olursa olsun yurtdışı gezisi yapılmayacaktır.
* Evlenmeden sonra kadın eş başını örtecektir ya da başını örtmeyecektir.

MAL REJİMİ SÖZLEŞMESİ YAPILABİLİR

Evlenmeden önce veya sonra ancak mal rejimi sözleşmesi yapılabilir. Kaldı ki taraflar, mal rejimi sözleşmesini ancak kanunda yazılı sınırlar içinde yapabilecektir. Evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi hâlinde, eşler ancak ayrı ayrı veya birlikte hakimin müdahalesini isteyebilirler.
Hakim onayına sunulmayan boşanma ve sonuçlarına ilişkin sözleşmeler hiçbir hukuksal sonuç doğurmaz. Doğmayan hiçbir haktan adına evlenme sözleşmesi denilse dahi önceden feragat mümkün değildir. Yukarıdaki kurallara aykırı yapılan sözleşmelere evlilik sözleşmesi adını koysanız dahi böyle bir sözleşme geçersiz olup hiçbir hukuksal sonuç doğurmaz.”
* * *
Okuruma bu açıklamalar çerçevesinde, evlenmeden önce veya sonrasında mal rejimi sözleşmesi yapabileceğini, ancak imzalanacak bir evlilik sözleşmesinin hukuki geçerlililğinin olmadığını söylemek istiyorum.

İADE ETMEK ZORUNDA DEİLSİNİZ

Düğün takısı sorusuna gelince. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, kural olarak evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları ve nakit para kim tarafından takılırsa takılsın, aksine bir anlaşma bulunmadıkça kadına bağışlanmış sayılır ve artık onun “kişisel malı” niteliğini kazanır. (Yargıtay 8 Hukuk Dairesi 26.01.2016 günlü karar). Diğer iki örnek karar da ise bakın şöyle:
* Kural olarak, evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kim tarafından alınmış olursa olsun kadına bağışlanmış sayılır. (Yargıtay 3.Hukuk Dairesi, 02.05.2016 günlü karar)
* Evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kim tarafından takılmış olursa olsun ona bağışlanmış sayılır. (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 12.10.2009 günlü karar)
Bu açıklama ve kararlar ışığında sizin de eşinizle aranızda aksine bir anlaşma yoksa o’nun anne babasının taktığı takılar da “kişisel malınız” ve iade etmek zorunda değilsiniz...

Yazının devamı...

Yazlıkta Rus yöneticiniz varsa

14 Ocak 2017

Önce, İngiltere’de yaşayan okurum Halit Öztoplu’nun maili ve sorusu:
“İngiltere’de yaşamaktayım, Antalya’da bir yazlığım var. Ancak sıcaklardan ötürü mayıs ve haziranı orada geçiriyoruz. 19 daireden 12’si Rus vatandaşların ve çoğu yıllardır uğramıyor. Rus idareci (Türkçesi yok) bu daireleri günlük kiraya veriyor. Gelir bildiriyor mu bilmiyorum! Bu şahıs, hükümlülüklerinin hiçbirini yerine getirmemekte. Yıllardır hiçbir toplantı yapılmadı, gelir ve giderler hakkında hiçbir bilgi verilmiyor. Kapıcı dairemizin kiraya verilmesi kararlaştırılmıştı, ne olduğu hakkında bilgi yok. Ben oradayken, zaman zaman günlük kiralanıyordu. Tabii geliri hakkında bir bilgimiz yok. Kendisine Rusça isteklerimi bildirdim. Kaale almıyor.

İki problemim var, çözümü için ne yapabilirim ?
1- Havuzumuzu Rusya’da okullar kapandıktan sonra, normal olarak 7 Haziran’dan sonra açıyor. Ben ise, en geç 15 Mayıs’ta açılmasını istiyorum. Çünkü Antalya’da yaz mevsimi uzun ve tek kişi de olsam bunun benim hakkım olduğuna inanıyorum. Yani, asansörü nasıl kısıtlayamazsa, havuzun kullanılımını da istediği gibi kısıtlayamaz. Doğru mudur?
2- Gelir ve giderlerin, aylık olarak tarafıma bildirilmesini istiyorum. E-postama, göndermesi bu olmazsa, verdiğim adrese postalaması veya her ay belirli tarihlerde girişteki panoya aylık olarak, asılmasını istiyorum. Bölgede yaşıyan bir dostum kopyasını alabilir. İkisini de yaptıramadım. Şimdi, noterden ihtarname çekerek bu isteklerimi idareciye bildireceğim. Bunun haricinde yapabileceğim birşey var mıdır?

YÖNETİCİ VEKİL GİBİ SORUMLU

Kat Mülkiyeti Kanunu’nun(KMK) 38. maddesine göre, “Yönetici, kat maliklerine karşı aynen bir vekil gibi sorumludur”. Yöneticiniz Rus bile olsa bu görevi yürüttüğü için, kat maliklerine karşı sorumlu. Bu görevi yürüttüğü sürece temsil ettiği kimselerin yani siz ve diğer kat maliklerinin çıkarlarını koruyacak önlemleri almakla ve hesap vermekle yükümlü. Kanunun, 39. maddesine göre, yöneticiniz yönetim planında yazılı zamanlarda eğer böyle bir zaman yazılmamışsa her takvim yılının birinci ayı içinde kat malikleri kuruluna, anagayrimenkul dolayısıyle o tarihe kadar elde edilen gelirlerin ve yapılmış olan giderlerin hesabına vermekle yükümlü. Ayrıca, sizin siteniz 19 daireli olduğu için kat maliklerinin yarısı yani 10 kat malikinin istemesi halinde, hesabın gösterilmesini her zaman isteyebilirsiniz.
Noter ihtarnamenize rağmen apartmanın hesaplarının iletilip, havuzun açılışı ile ilgili talebinize yanıt alamamanız halinde ya da ret yanıtı verilmesi halinde; bir avukata danışarak ya da kat maliki sıfatıyla sizin Antalya Sulh Hukuk Mahkemesi’nde dava açabilir siniz. Hakimden yeni yönetici belirlemesini, hesapların denetiminin yapılmasını ve havuzun açılışına ilişkin karar verilmesini isteyebilirsiniz. Hukuka aykırı şekilde günlük kiralama yapılıp gelir elde edildiği konusunda ise Maliye Bakanlığı’nın sayfasından şikayette bulunmanız ayrıca mümkün.

ASANSÖR SORUSU

İkinci okurumun sorusu ise asansör konusunda. Soru şöyle:
“Apartmanımız 15 daireli ve asansörsüz. Ferdi tapular mevcut. Geniş aydınlık sayesinde asansör yapacak fiziki yer de var. Teknik kişilere incelettiğimizde asansörün yapılabilir olduğu da anlaşıldı. Karar almak için kaç malikin olur’u gerekmektedir? Geniş aydınlık 2 dairenin tuvaletlerine açılmakta kattaki diğer daire ile ilişiği bulunmamaktadir. Aydınlığa teması olan dairelerin bir ayrıcalığı olur mu?”

ÇOĞUNLUK İSTERSE ASANSÖR YAPTIRILABİLİR

Binanızın eski tip ve mimari projede asansör boşluğu olmadığı, aydınlık olarak ayrılan yere asansör yapılabileceği tespit edildiği görülüyor. Öncelikle KMK 42.madde gereği, Kat Malikleri Kurulu’nda asansör yaptırılması konusunda karar alınmasını istemeniz gerekir. 42. maddede bu yol şöyle gösteriliyor:
“Kat malikleri, anagayrimenkulün ortak yerlerinde kendi başlarına bir değişiklik yapamazlar ortak yerlerin düzgün veya bunları kullanmanın daha rahat ve kolay bir hale konulmasına veya bu yerlerden elde edilecek faydanın çoğaltılmasına yarıyacak bütün yenilik ve ilâveler, kat maliklerinin sayı ve arsa payı çoğunluğu ile verecekleri karar üzerine yapılır”
“Faydalı yenilikler” başlıklı bu düzenlemeden anlaşılacağı gibi siz tek başınıza ortak alanda asansör yaptıramazsınız. Ancak, apartmanız 15 daireli olduğuna göre, 8 kat maliki yani komşunuzun “asansör” istemesi halinde karar alınarak, asansör yaptırılmasını sağlayabilirsiniz.
Kanuna göre asansör yapım ve bakım giderleri konusunda da karar alınması ve yönetim planında yer alması da gerekir. Kanunda, hakkaniyet ve dürüstlük kuralları çerçevesinde, “yeniliklerden faydalananlar tarafından, faydalanma oranına göre asansör, yapım, bakım ve giderlerinin ödenmesi” kuralı var. Bu nedenle zemin katta oturanların asansörü çok daha az ya da hiç kullanamayacakları gerekçesiyle çok daha az ya da hiçbir ödememe yapmamaları, üst kattakiler daha fazla faydalanacağı için daha yüksek oranda ödeme yapıp asansör bakım giderlerine de daha yüksek oranda katılmaları şeklinde karar çıkartılabilir.

Yazının devamı...

Apartmanda ‘kötü komşu’ hukuku

28 Aralık 2016

Arkadaşımız hamile ve Başbakanlık muhabirliği yapıyor. Türkiye’nin gündemi sıkışık ve işi çok yoğun. Evine çoğu zaman gece yarısı gidebiliyor. Tek istediği şey de o saatte yatıp uyumak oluyor. Bir gece komşu gürültüsü yüzünden hiç uyuyamamış. Kalkmış bana mail atmış.
Önce onun maili:
“Üst kat komşularım evde sürekli topuklu ayakkabı ile geziyor. Yüksek sesle konuşup tartışıyorlar. Gürültü yapıyorlar. Bir yıl oldu. Dün gece uyuyamadım topuk seslerinden. Sabah 08.00’de tekrar. Buna yapılacak birşey yok mu?”
Bu da öteki arkadaşımın maili:
“5 katlı bir apartmanın en üst katındayım. Alt katta oturan ev sahibi, diğer alt kat komşularım kapıları çok hızlı kapatıyor. Çelik daire kapılarını çarpıyorlar. Apartman sarsılıyor. Müziği gürültülü dinliyor. Evde duramıyoruz. Ne yapacağımızı şaşırdık? Bunu önlemenin yolu ne öğrenmek istiyorum, şaşırdım”
* * *
Benzer şekilde okurlarımdan, gece yarısı ev dekorasyonunu değiştirmeye karar verip, kanepe, halı, eşya çekerek, apartmanı ayağa kaldıran, kavga eden, sürekli gürültü yapan komşularından onlarca şikâyet maili var.
* Apartmanlarda bu konudaki yasal mevzuat ve kurallar nelerdir?
* Kiracı ya da kat maliki taşkınlık yaparak, diğer apartman sakinlerini rahatsız ederse ne yapılabilir?
İşte okurlarımızın sorularının yanıtları:

ÖNCE UYARIN, EV SAHİBİNE BİLDİRİN

Size rahatsızlık veren veren kişi ya da kişileri size rahatsızlık verdiğini belirterek önce ‘komşuluk hukuku’ çerçevesinde uyarın. Bu davranışta bulunan kişi kiracı ise durumdan mutlaka ev sahibini de haberdar edin. Apartman yöneticinize şikâyetinizi iletin. Apartman yönetim planınızı incelemeyi unutmayın. Kat Malikleri Kurulu’nca önceden bu tip davranışları yasaklayan kararlar alınmış olabilir. Bu uyarıları içeren kararın apartman girişine asılmasını isteyin. Gerekli hassasiyetin gösterilmesi için yöneticiden ayrıca başta sizi rahatsız eden komşunuz olmak üzere tüm kat maliklerine kurallara ilişkin bu yazının gönderilmesini talep edin.

RAHATSIZ ETMEME KANUNİ YÜKÜMLÜLÜK

Kat Mülkiyeti Kanunu’na (KMK) göre daha önceki bir yazımda belirttiğim gibi apartmanlarda cam veya balkonlardan eşya silkelemek gibi çekilmez hal alacak şekilde gürültü yapmak yasak. Komşuyu rahatsız etmemek kanuni bir yükümlülük. KMK’nın 18. maddesindeki ‘genel kural’ şöyle:
“Kat malikleri, gerek bağımsız bölümlerini, gerek eklentileri ve ortak yerleri kullanırken doğruluk kaidelerine uymak, özellikle birbirini rahatsız etmemek, birbirinin haklarını çiğnememek ve yönetim planı hükümlerine uymakla, karşılıklı olarak yükümlüdürler.”
Yargıtay’ın da dava yolunu gösteren yerleşik içtihatı şu şekilde:
“634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 18. maddesine göre, kat malikleri, gerek kendi bağımsız bölümlerini, gerekse ortak yerleri kullanırlarken birbirlerini rahatsız etmemek ve haklarını çiğnememekle yükümlüdürler. Böyle olunca, davacının, rahatsız edici hareketlerle ilgili iddiasının mahkemece bu madde çerçevesinde araştırılması ve toplanacak kanıtların takdir edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.”

SULH HUKUK MAHKEMESİ’NDE  DAVA AÇABİLİRSİNİZ

Bu açıklamalar ışığında, şikâyetçi olanların bulundukları yerdeki Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak, kapı çarparak, topuklu ayakkabıyla gezerek, yüksek sesle müzik dinleyerek rahatsızlık verdiğini kanıtlayıp tedbiren yasaklatması mümkün. Avukat kanalıyla dava açabileceğiniz gibi kendiniz de Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurabilirsiniz. Açılacak bu tip bir davanın 2016 harç masrafı 27 lira. Keşif ve diğer mahkeme masraflarıyla 400-500 lirayı bulabilir.

SAVCILIĞA DA ŞİKÂYET EDEBİLİRSİNİZ

Kişi veya kişilerin yaptıkları her taşkınlık suç değildir. Ancak, tedbir kararına rağmen komşunuz rahatsız etmeyi sürdürürse, savcılığa şikayet edebilirsiniz. Bu durumda toplanan deliller ışığında sulh ceza dava açılır.

SON ÇARE DAİREYİ SATIN ALMAK

KMK’nun 25. maddesine göre kötü komşudan kaynaklı “çekilmezlik hali” süreklilik kazanırsa, diğer komşular birleşerek o dairenin satın alınmasına son çare olarak başvurabilirsiniz. Hakim, davalı komşunuzun dairesinin mülkiyetinin davayı açmış olan kat maliklerine yani diğer komşularına arsa payları oranında bedelini ödemek şartıyla devredilmesine karar verir. Böylece, çekilmez hale gelen kötü komşu apartmandan uzaklaştırılır.

İCRAYLA BİLE DAVA AÇAMAYAN KOMŞUYA KÖTÜ HABER

“Kat mülkiyetinin devri mecburiyeti” başlıklı 25. maddedeki bu haller şöyle:
“a) Ortak giderlerden ve avanstan kendine düşen borçları ödemediği için hakkında iki takvim yılı içinde üç defa icra veya dava takibi yapılmasına sebep olunması;
b) Anagayrimenkulün bulunduğu yerin sulh hakimi tarafından 33. madde gereğince verilen emre rağmen bu kanunda yazılı borç ve yükümleri yerine getirmemek suretiyle öteki kat maliklerinin haklarını ihlal etmekte devamlı olarak bir yıl ısrar edilmesi;
c) Kendi bağımsız bölümünü randevu evi veya kumarhane veya benzeri yer olarak kullanmak suretiyle ahlak ve adaba aykırı harekette bulunması.”
Tüm okurlarıma ‘komşuluk hukukunun’ hüküm sürdüğü sağlıklı, huzurlu, mutlu ve ülkemiz için hayırlı bir yeni yıl diliyorum.

Yazının devamı...

Ankara’da adalet dörde bölündü

23 Aralık 2016

Dava açmak için ya da adli sicil kaydı almak için yolunuz en az bir kere düşmüştür. Ama şu günlerde dava açacaksınız adliyeye gitmeden önce “hangi mahkeme gidiyorum” diye bakmanız gerekiyor. Neden mi? Çünkü adliye binasına artık sığamıyor. Ek binalara bölündü. Şimdi yeniden bölünmeye ve bir kez daha taşınmaya hazırlanıyor.
Önce Ankara Adliyesi’ndeki icra mahkemeleri ve icra müdürlükleri “fiziki yetersizlik” gerekçe gösterilerek Yenimahalle’ye, iş ve ticaret mahkemeleri Balgat’ta taşındı. Şimdi de Ankara Merkez Adliyesi’ndeki tüketici, asliye hukuk ve sulh hukuk mahkemelerinin, yeni kurulacak ağır ceza mahkemelerine yer açmak için Dışkapı’ya taşınması kararı alındı. Taşınma gerçekleştiğinde Ankara Adliyesi üçüncü kez bölünmüş olacak. Fikri ve sınai haklar mahkemelerinin zaten ayrı binada hizmet verdiğini dikkate alınca Ankara Adliyesi şu anda dörde bölünmüş durumda.
Bu işten şikayetçi olan başta vatandaş sonra da avukatlar. Avukatlar, mahkemelerin farklı yerlerde bulunmasının işlerini zorlaştırdığı artık rutin duruşmalarına bile yetişemediklerini belirterek, son taşınma kararına ateş püskürüyorlar.

AVUKATLAR BÖLÜNMEYE KARŞI

Ankara Barosu Başkanı Hakan Canduran’a sordum. Canduran, iki taşınmada olduğu gibi bu üçüncü taşınmaya da itiraz ettiklerini söyledi. Başkan Canduran yaşanan sıkıntıyı ve itiraz gerekçelerini bakın şöyle anlattı:
“İş ve ticaret mahkemelerini geçen yıl adliye olarak hizmet vermeye uygun olmayan Balgat’taki bir binaya taşıdılar. Ankara Barosu olarak, taşınma kararını duyar duymaz harekete geçtik. Taşınmaya karşı imza kampanyası başlattık. Binlerce avukat imza attı. Taşınmayı engelleyebilmek için dava açtık. Adliye’de koridor yürüyüşü ve basın açıklamaları yaptık; dönemin Adalet Bakanı’nı, adalet ve yargı bürokrasisini ziyaret edip yanlış yaptıklarını anlattık. Ama bizi dinlemediler.

GARABET BİNA

İş ve ticaret mahkemeleri, bir yıldır Başkent’e yakışmayan o garabet binada adalet dağıtmaya çalışıyor. Vatandaşlar ve avukatlar, o binaya ulaşmakta güçlük çekiyor. Mahkeme salonlarından asansörlerine, otoparkından güvenliğine kadar her şeyi yetersiz. Altında bir sucuk restoranı var. Balgat’taki ek adliye binası, artık ‘İkbal Adliyesi’ adıyla anılıyor. Üstelik o binaya aylık 370 bin lira kira ödüyorlar.

ÜÇÜNCÜ BİNA DA YURT BİNASI

Şimdi de tüketici, asliye hukuk ve sulh hukuk mahkemelerini Dışkapı’da yurt olarak inşa edilen başka bir binaya taşımaya hazırlandıklarını öğrendik. Ankara Barosu olarak, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kenan İpek’i ziyaret edip itirazlarımızı ilettik. Adliye’de FETÖ/PDY soruşturmalarına ayrılan birimlerin başka bir binaya taşınması halinde Merkez Adliye Binası’nın yeterli olabileceğini söyledik. Aksi halde Merkez Adliye’deki hukuk mahkemelerinin, Balgat Ek Hizmet Binası’nda bulunan iş ve ticaret mahkemeleriyle birlikte kamu kuruluşlarından boşalan şehir merkezindeki bir binaya taşınmasını önerdik. Konuyu tekrar gözden geçireceklerini söylediler.

VATANDAŞ DA BİZ DE GÜÇLÜK ÇEKİYORUZ

Fikri ve sınai haklar mahkemelerinin de ayrı binada hizmet verdiğini dikkate alırsak Ankara Adliyesi hali hazırda dörde bölünmüş durumda. Bu taşınma gerçekleşirse adalet, Türkiye’nin başkentinde birbirinden kopuk beş ayrı binada hizmet vermeye başlayacak. Vatandaşlar ve onları mahkeme salonlarında temsil eden biz avukatlar, adalete erişmekte zaten güçlük çekiyoruz. Ama bu taşınma gerçekleşirse bırakın adaleti, adliyeye erişmek bile neredeyse imkansız hale gelecek.

VATANDAŞLARIMIZI TAVIR ALMAYA DAVET EDİYORUZ

İcrada, iş, ticaret fikri ve sınai haklar mahkemelerinde dosyası bulunan vatandaşlar ve avukatları, zaten kentin dört bir yanına dağılmış bu binaları her gün kapı kapı gezmek zorunda. Tüketici, asliye ve sulh hukuk mahkemeleri de taşınırsa bu kapılara bir yenisi daha eklenecek. Ankara Barosu olarak, tüm hemşehrilerimizi bu taşınmaya karşı tavır almaya davet ediyoruz.

ADALET BÖLÜNEREK NE ÇOĞALIR NE DE HIZLANIR

Adalet, bölünerek ne çoğalır ne de hızlanır. Bilakis yavaşlar ve azalır. Yapılması gereken, Adliye’deki mahkemeleri parti parti ek binalara taşımak değil, bir an önce Başkent’e yakışır, tüm mahkemeleri tek çatı altına toplayacak ve herkesin kolayca ulaşabileceği yeni bir adliye inşa etmektir.”

TBB BAŞKANI FEYZİOĞLU BAŞKAN’A İLETTİ

Bu konu, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu’nun sürekli gündeminde. Feyzioğlu, Başbakan Binali Yıldırım’la geçen hafta yaptığı görüşmede, Ankara Adliyesi’nin bölünmüşlüğünü anlattı. Feyzioğlu, Başbakan Yıldırım’a adliyenin hemen arkasındaki Kültür Bakanlığı’na ait arsaya ek bina yapılmasını ve adliyenin birleştirilerek sorununun çözümünü önerdi. Feyzioğlu’nu da arayıp ek bina önerisiyle ilgili bir gelişme olup olmadığını sordum. Başbakan Yıldırım’ın kendisine Adalet ve Kültür bakanları ile görüşeceğini ve konuyu incelettiğini söylediğini bildirdi...
Ankaralı avukatlar şimdi dört gözle Başbakan’dan haber bekliyorlar.

Yazının devamı...