"Ömür Gedik" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ömür Gedik" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ömür Gedik

5 yıldızı buraya basınız

23 Şubat 2017

Stadiumdb.com tarafından düzenlenen 2016 Dünyanın En İyi Stadı yarışmasında aday olan 29 stattan 4’ü Türkiye’den; Yeni Eskişehir Stadyumu, Beşiktaş Vodafone Arena Stadyumu, Sivas Arena ve Trabzonspor’un yeni yuvası Şenol Güneş Stadyumu.

Oylama 4 Mart 2017 gece yarısına kadar devam edecek ve sonrasında en iyi beş stadyum açıklanacak.
Her okuyucunun 29 stat arasından 5 stat tercih etme hakkı bulunuyor.

En beğendiğine 5 yıldız, diğerlerine de 4, 3, 2 ve 1 yıldız vererek sıralamasını oluşturup oylamasını tamamlıyor.

Bizim eller Türkiye’nin adaylarına oy verir ve tahminim yarışmayı da Beşiktaş Vodafone Arena kazanır.
Nedenini, aşağıdaki fotoğrafta da görüldüğü üzere gittim ve yerinde inceledim.

UEFA yetkilileri de hayran kaldı

BJK TV’nin güzel programcısı Hazal Kalkavan’la Vodafone Arena’yı gezdiğimizde bu geceki Beşiktaş-Hapoel Beer Sheva maçı için UEFA yetkilileri de oradaydı.

Hem onlar hem ben çimlerin üzerindeki solaryum cihazlarına bakakaldık.

Evet, güneş ışığı olmadığı zamanlarda, Türkiye’de sadece Vodafone Arena’da bulunan bu birbirlerine bağlı hibrit çimler, özel bir sistemle ışık alıyor ve ısıtılıyor.

Sadece akıllı statlarda olan ve asla dağılmayan bu tamamen hibrit çimlerin bakımı maçlar biter bitmez başlıyor ve tüm hafta boyunca sürüyor.

Stada bebek gibi bakılıyor anlayacağınız.

İlk kez daha çok küçükken koyu Beşiktaşlı babamın kucağında izlediğim Beşiktaş’a, 2003 yılında yönetime bağlı çalışan 100. yıl kutlama komitesinde görev alarak hizmet de etmiş bir Beşiktaşlı olarak, bir kez daha gurur duydum takımımla, yönetimle ve stadımızla.

132 desibel ile ses rekorunu kırdığımız mabedimiz, 45 bin 550 izleyici kapasiteli Beşiktaş Vodafone Arena Stadyumu’nun en iyi stat seçileceğine inanıyorum.

Ve tabii beş yıldızımı UEFA stadyum kategorilerinde en üst seviye olan 4. kategori kriterlerini karşılayan, Boğaz’a nazır eşsiz kartal yuvasından yana kullanıyorum.

Suat Suna, Seni Buldum

Suat Suna, yıllara meydan okuyan müzisyenlerin başında gelir benim gözümde.

Sadece fiziğiyle değil yaptığı müzikle de hep yeni, hep dinç, hep genç kalmayı başarmıştır çünkü.

Suat’ın tüm bu özelliklerini yansıtan “Seni Buldum” albümünün aynı adlı çıkış şarkısını piyasaya çıkmadan çok önce dinleme imkanı bulmuş ve çok sevmiştim.

Keman, gitar buluşmasının güzelliği, akan melodi, sıcacık sözler, Suat Suna’nın sesiyle birleşince insan sözlerdeki “Ne mutlu buldum seni” cümlesini şarkıyı dinlerken birebir yaşıyor.

Huzur veren, masalsı, bulutların üzerine çıkaran şarkılara sık rastlamadığımız günümüz müzik dünyasında, Suat Suna’nın kariyerinin 24’üncü yılını kutladığı albümüne kulak verin derim.

Aferin çocuklar

Bilim Kahramanları Derneği tarafından “Bilim Kahramanları Buluşuyor” adı altında, İZFAŞ ve Fuar İzmir ev sahipliğinde gerçekleştirilen FIRST LEGO League 13. Sezon Türkiye Turnuvaları İzmir buluşmasının bu yılki teması “Hayvanlar: Yaşam Ortaklarımız”dı.

9-16 yaş arası gençlerden deniz kırlangıçları için hazırladıkları projeyle en yüksek puanı alan Özel Takev Fen Lisesi öğrencileri de ulusal turnuvaya katılmaya hak kazanan takımlardan biri oldu.

Turnuvaya “Auxilium” adıyla katılan 9. sınıf öğrencilerinden Öykü Erdalkıran ve Serra Albayrak projeyi çok güzel özetlemiş.
“Deniz kırlangıçları yuvalarını ve yumurtalarını taşlık alanlara konuşlandırıyorlar. Fakat gerek rüzgar ve dalgalar, gerekse insanların verdiği zararlardan dolayı yuvaları zarar görüyor ve yumurtaları kırılıyor. Bu yüzden deniz kırlangıçlarının nesilleri tükeniyor. Biz de İzmir Kuş Cenneti’nde deniz kırlangıçları için üreme platformları hazırladık."

Turnuvanın ikinci gününde Narlıdere Özel Takev Ortaokulu öğrencileri hayvanlar için ücretsiz olarak tasarlanabilen bir klima projesiyle en yüksek puanı alan takım oldu.

Klimanın, başta hayvanların yaşadığı kapalı alanlarda olmak üzere her yerde kullanılabileceğini belirten 8. sınıf öğrencileri, ilk olarak hazırladıkları projenin patentini alacaklarını belirtti.
Bu duyarlı, yaratıcı ve akıllı gençleri tebrik ediyorum.

Yazının devamı...

Et yerim ama bir şartım var

21 Şubat 2017

Bana bir video yollamış.
Videodaki bilim insanları, kök hücrelerden hamburger yapılacağını ve et tüketimi için artık dana, koyun, domuz, tavuk, hindi, ördek vs. gibi hayvanların kesilmek zorunca kalmayacağını söylüyorlar.
Gelecekte artacak nüfusu doyurmak için bu yönteme başvurduklarını belirtseler de beni daha çok işin vicdanı boyutu ve hayvan hakları kısmı ilgilendirdi.
“Mezbahaların duvarları camdan olsa kimse et yemezdi” diyen Linda McCartney geldi aklıma.
Tarihte hayvanları öldürmeden et üretilebileceğini söyleyen ilk isim Winston Churchill’di aslında.
Churchill, 1931 yılında, “1980’lere gelindiğinde tavuk kanadı üretilecek” demişti.
1980’lerde olmadı ama günümüzde laboratuvarlarda et üretimi konusunda ciddi gelişmeler kaydedilmiş durumda.
2013 yılında Maastricht Üniversitesi’nden Mark Post ve ekibi labaratuvarda hamburger üretmeyi başarmıştı.
İnsanlar ilk kez mezbahada kesilen hayvandan değil kök hücreden üretilen eti yediler.
Ama daha yol uzun.
Memphis Meats dünyanın ilk üretim köftesini yaptı.
İsrailli SuperMeat firması tavuk hücresinden et üretti.
Sadece burger eti değil sosis ve hatta inek sütünün (ki bu veganlar için önemli bir gelişme) bile laboratuvarda üretilmesi söz konusu.
Laboratuvar etinin fiyatını markettekine yakın bir fiyata getirmek için çalışmalar sürüyor.
Eğer tüm bunlar hayata geçerse, et endüstrisinde hayvanlara yapılan işkence kadar salmonella, E. Coli, deli dana gibi hastalıkların, özellikle üçüncü dünya ülkelerini kasıp kavuran açlığın ve aşırı çiftlik hayvanı üretiminden kaynaklı çevre ve hava kirliliğinin de önüne geçilmiş olacak.
Laboratuvar üretimi et yüzde 96 oranında daha az sera gazı emisyonu, yüzde 99 daha az arazi, yüzde 96 daha az su demek.
Bir gün marketlerde laboratuvarda üretilen etlerin satılacağını biliyoruz.
Tek soru işareti, bunun ne zaman olacağı.

Oscar’a Cem Yılmaz yorumu

Sinemaseverler, sinefiller, Oscar gecesini iple çekenler, Oscar muhabbetlerinden mahrum kalmak istemeyenler, pazartesi sabahına kadar Digiturk 1 no’lu kanalı takipte olun.
Bein Movies Oscars kanalında Oscar gecesine dek her gün bir başka Oscar’lı film gösteriliyor.
Akademi ödüllerinin dağıtılacağı 26 Şubat Pazar günü gece 00.00’da başlayacak canlı yayınlara kadar gün boyunca 2017’nin adayları izlenebilecek.
11.45’te En İyi Belgesel ödülüne aday “Denizdeki Ateş”, 13.45’te En İyi Animasyon ödülünün en güçlü adayı sayılabilecek “Zootropolis: Hayvanlar Şehri”, 15.50’de En İyi Görsel Efekt Oscar’ına aday “Orman Çocuğu”, 17.50’de En İyi Yapım Tasarımı Oscar’ına aday “Yüce Sezar”, 20.00’de En İyi Ses Kurgusu ve Görsel Efekt Oscar’larına aday olan 110 milyon dolarlık dev prodüksiyon “Deepwater Horizon: Büyük Felaket” ve 22.00’de özgün senaryosuyla 2017’nin Oscar adayları arasına giren “The Lobster” ekranda olacak.
Oscar gecesi ise hayli renkli geçecek gibi.
Törenin canlı yayını öncesinde stüdyoda Cem Yılmaz, Berrak Tüzünataç, Buğra Gülsoy ve Muzaffer Yıldırım olacak ve yorumlarını paylaşacaklarmış.
Amerika’dakinden bile daha eğlenceli Oscar programı bizde olacak anlayacağınız.

Yazının devamı...

Kuyu nasıl kurtuldu?

16 Şubat 2017

Sahneden iner inmez bu dilek ve umutla gittim Beykoz’a.
Adını Kuyu koyduğumuz kangal yavrusu, 10 gündür yerin metrelerce altında yaşam savaşı veriyordu.
Kapkaranlık ve daracık bir yerde.
Hızlı da büyümemesi gerekiyordu.
Ne de olsa yavru bir köpekti, hızla gelişmesi ve dar kuyudan çıkamayacak hale gelmesi kaçınılmazdı.
Azar azar beslenmesine dikkat edildi.
O gece hepimiz önceki günlere oranla çok daha umutluyduk aslında.
Evet çok üşüyorduk, kâh çadırın içinde, kâh ormanın içinde yaktığımız ateşin başında geçirdik saatleri.



Ama hiçbirimiz evlerimize gitmedik, ayrılmadık.
Bahçeşehir Koleji Robotik takımının yaptığı robot kolla kuyunun dibinde daha rahat hareket ediliyordu artık.
Kameralarla izleyip, Kuyu’nun boynuna mekanizmanın geçirilmesi için verilen uğraşlar gece boyunca başarısızlıkla sonuçlandı.
Kuyu ne yapıp edip halattan kurtuluyordu.
O bizi göremese de biz onu aşağıya sarkıtılan kameradan izliyorduk ama.
Derken gece 04.30 civarında kamera bozuldu, biz de bozulduk tabii.
İlk günden beri olay yerinden ayrılmayan ve büyük bir çaba gösteren Barış Şengün, sağ olsun kabloları tekrar birleştirerek sorunu çözdü.
Saat 05.30 civarlarında mekanizma bir kez daha aşağıya sarkıtıldı.
Kuyu’nun esnemesini gördük kameradan.
Uykusunu almıştı ve gayet sakindi.
Çember yavaşça boynuna yaklaştırıldı.
Nefesler tutuldu.
Herkes çok yorgun ve uykusuzdu.
Bir kez daha kaçarsa umudumuz iyice kesilecekti artık.
Ve işte saat tam 05.50’de Kuyu, onun için metrelerce süren, dakikalar alsa da bize saatler gibi gelen kurtuluş yolculuğuna çıktı.
Çığlıklar arasında yeryüzünde, yanımızdaydı artık.
Zonguldak’tan gelen TTK, AFAD, Beykoz Belediyesi, İBB ve İstanbul İtfaiyesi çalışanları benim gözümde gerçek birer kahraman. Onlara binlerce teşekkür.
Gece sonunda HAÇİKO Derneği Genel Koordinatörü Okan Oflaz, Ümit Akyüz, Zeynep Arslan, Barış Şengün, Nil Yeşim Dursun, Hale Bayrak, Levent Berker, Batuhan Nathur ile birlikte bu kahramanlarla bir anı fotoğrafı çekmeyi ve isimlerini tek tek yazmayı çok istedim ama yapamadık.
Biz manevi destekçileriydik ama Kuyu’yu sağ salim, burnu bile kanamadan hayata döndüren onlar oldu.
Bu güzel insanların hepsinin ellerinden öpüyorum.
Sizlerin de evlerinizde dualarınızı esirgemediğinize eminim.
Gönderdiğiniz güzel enerji için sizlere de binlerce teşekkürler.
Kuyu şimdi çok mutlu, oyunlar oynuyor, oradan oraya koşuyor ve neşe içinde kuyruğunu sallıyor.

Unutmayın!

Petshop ya da üretim çiftliklerinden aldığınız her kedi ya da köpekle, barınaktaki bir hayvanın yuva edinme hakkını elinden almış oluyorsunuz!

Yazının devamı...

Sinemaya hücum

9 Şubat 2017

!f İstanbul’un 3 Şubat’ta başlayan ön satışlarında bu yıl da rekor satış yaşandı.
Danny Boyle’un küllerinden 20 yıl sonra yeniden doğan filmi ve Türkiye’de sadece !f İstanbul’da gösterilecek “T2 Trainspotting”in biletleri iki gün içinde tükenirken, yılın en iyi Amerikan bağımsızı sayılan, 8 dalda Oscar adayı “Moonlight”tan Reha Erdem’in son filmi “Koca Dünya” ve Natalie Portman ile Lily-Rose Depp’i buluşturan “Planetarium”a, yılın merakla beklenen filmlerinin biletleri de kapış kapıştı.
Renkli ve kalabalık bir sinema şöleni bizleri bekliyor.

Eyvah Nusret!

Nusret’e giden ünlüler bunalıma giriyormuş.
Nasıl girmesin!
Restoranda kim var kim yoksa herkesin ilgi odağı elinde bıçakla ve tuzla gezen Nusret.
Şehir dışından gelenler onunla fotoğraf çektirmek için kuyruklar oluşturuyor.
Çoluğu, çocuğu, genci, yaşlısı, yerlisi, turisti hepsi şu meşhur tuzlama pozunu veriyor.
Nusret’e “Hadi söyle seni dünya çapında fenomen yapan şu sosyal medyacının kim olduğunu?” deyince yeminler etti tek bir çalışma bile yapmadığına, her şeyin kendiliğinden geliştiğine.
Tuzlama pozunda kıvılcımı ilk çakan Bruno Mars olmuş, gerisi çorap söküğü gibi gelmiş.
Nusret 33 yaşında ve bugünlere gelebilmek için 20 yıldır günde ortalama 15-16 saat hiç durmaksızın çalıştığını söylüyor.
Hâlâ da aynı.
Arı gibi.
Her şeyi yakından takip ediyor.
Herkesin gönlünü almasını biliyor.
Beni kapıdan uğurlarken, tüm yemek artıklarının barınaklara gittiğini söyledi mesela.
Et yemediğim için Nusret’te salata yedim ben.
Onun da lezzetli olduğunu söylemeden geçmeyeyim.

Annem gözlüğü attı

Eski topraklar, özellikle de kadınlar çok dayanıklı oluyor.
Annem meğerse neredeyse hiç görmüyormuş da bize söylememiş, yıllardır çaktırmıyormuş.
Benim Çanakkale Savaşı’nı anlatan “Sarı Siyah” adlı filmin yönetmeni olarak tanıdığım, sonrasında iyi bir göz doktoru da olduğunu öğrendiğim Levent Akçay sayesinde şimdi hepimizden iyi görüyor.
Hem de çıplak gözle, gözlüksüz.
Annem şimdi kataraktla birlikte gözlüklerden de kurtuldu.
Katarakt ameliyatları sırasında göz içine mercek yerleştirme yeni sayılabilecek bir yöntem.
Ve ağrısız, hızlı, kesinlikle mucizevi.

Yazının devamı...

Van Persie’ye dizi teklifi

7 Şubat 2017

Ben bile dayanamamış, delirmişken, o adam kim bilir ne hale gelmiştir.
Robin van Persie sahada futbolu bırakıp başka şeyler yapıyor, karşı takımı çok iyi provoke ediyor, hakemleri de fena kandırıyor.
Olur da beklenen cezayı alırsa, kendisini hemen bir diziye koysunlar, gayet güzel rol yapıyor çünkü.

Kedi köpekle konuşmak

Mahallenin köpeğiyle dertleşen gencin videosu sosyal medyayı salladı.
Gencin köpekle sanki karşısındaki 40 yıllık arkadaşıymış gibi uzun uzun konuşmasına, üstüne cevap alamayınca sitem etmesine bayıldım ben de.
Çok da yadırgamadım, hatta kendimi de gördüm onda.
O adam kadar felsefik muhabbetlere girmesem de kedi ve köpeklerimle konuşurum ben de her gün.
Gözlerinin içine bakar, onları ne kadar çok sevdiğimi söylerim.
Allah’a da şükrederim o sırada, bana o anı yaşattığı, o özel sevgi bağını verdiği için.
Kedi köpekle birliktelik anne babalık, kardeşlik, evlatlık gibi.
Ömür boyu yani.
Çoğu var azı yok hatta.
Küsme, ayrılma ihtimali bile olmayan bir yakınlık hali bu.
Anne, baba, kardeş, çocuk, akrabayla bile yeri geliyor küsüyor, ara verebiliyor insan.
Ama kedi ve köpeklerimizle olan kesintisiz, ömürlük bir birliktelik ve koşulsuz bir sevgi.
İki taraftan biri hayata veda edene kadar göz göze, kalp kalbe olmaya devam etmesi garanti olan anlatılmaz, yaşanır bir ilişki.
“Bir insan bir hayvanı gerçekten
sevene kadar ruhunun yarısı uykudadır” diyen Nobel edebiyat ödüllü Anatole France ne kadar da haklı.

Tiyatro biletine vergi

Bugünlerin
en çok tartışılan #tiyatro-biletimdenver-gialmayın hashtag’ine ben de destek veriyorum.
Ama bir farkla.
Bu verginin tamamen ortadan kalkmayacağını bildiğim için alınan miktarın azaltmasını talep ediyorum.
Mevcut sistemde tiyatro biletine izleyicinin ödediği paranın yüzde 50’ye yakını vergiye gidiyor.
Ve bu sanatın beline vurulan büyük bir darbe.
Sanatın lüks değil, modern, sağlıklı bir toplumun ihtiyacı olduğunu düşünerek vergiler azalsın; ne de olsa sanat toplum, toplum da sanat içindir.

Yazının devamı...

Akıllı seks robotları

2 Şubat 2017

Üzülmemin nedenleri, kadını metalaştıran bu buluşun kadının varlığını iyice hiçe sayması ve gerçeklikten uzak, iyice hasta bir toplum yaratacak olması.
Sevindiğim yanı ise şu ne yazık ki; sapıklar, kadına şiddet gösterenler, çocuklara bile tecavüz edecek kadar gözü dönmüş ruh hastaları belki de bu robotlar sayesinde masumların canını yakmaktan uzak duracak.
Öyle bir çıkmazdayım ki, sevindiğim şey bile insanlık adına çok üzücü.

BKM, Mika-Der el ele

Dün Cengiz Semercioğlu çocuklar için olan Güldüy Güldüy’ü yazdı.
Ben ise Güldür Güldür’den bahsedeceğim.
Onlar da çocuklar için bir şeyler yapıyor çünkü.
BKM, 7 Şubat’taki Güldür Güldür’ün tüm gelirini Mika-Der aracılığı ile, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne bağlı kurum ve kuruluşlarda yaşamak zorunda olan 0-18 yaş arası çocuklara, yani Minik Kalpler’e bağışlıyor.
Derneğin kurucu başkanı Nesrin Ercan’dan aldığım bilgiye göre Güldür Güldür’den elde edilecek gelir, Mika-Der’in Tekirdağ Kapaklı’da geçmişlerindeki ağır travmalar nedeniyle yaşama küsmüş, madde kullanımına ve intihara meyilli 40 çocuğun hayata yeniden kazandırılacağı ve birkaç ay sonra açılışı yapılacak olan rehabilitasyon merkezine aktarılacak.
BKM, Güldür Güldür ailesi ve
Mika-Der’in bu değerli ortaklığına kocaman bir alkış.

Bir Selfie’ye Ne Dersin?

Metin Zakoğlu’nun çalışkanlığına, enerjisine bayılıyorum.
Kendi tiyatrosunda hız kesmeden izleyicisiyle buluştuğu gibi farklı projelerle de çıkıyor karşımıza.
İkili oyunlara tiyatro düeti diyorum ben.
Metin Zakoğlu’nun tiyatro düeti Ayşe Kökçü ile.
“Bizimkiler” dizisiyle tanıyıp en son “Kardeş Payı”ndaki rolüyle iyice hayran olduğumuz Ayşe Kökçü ile usta tiyatrocu, komedyen Metin Zakoğlu, Murat İpek’in yazdığı “Bir Selfie’ye ne Dersin?” adlı oyunla izleyici karşısındalar.

Makyaj hilesi

Instagram’da en popüler olanlar makyaj videoları.
Binbir çeşit makyaj önerisi ve tüyoları izlerken vaktin nasıl geçtiğini anlamıyor insan.
Ekran karşısında yine böyle vakit geçirirken gözleri yukarı kaldırmanın yöntemini gösteren bir video izledim.
Eyeliner’ı gözünüzün tamamına değil, yarısından itibaren dışa ve yukarıya doğru kalınlaştırarak çekerseniz gözler bir anda Japon’a çalmaya başlıyor.
Bakışlar canlanıyor.
İzlediğim videoda Burcu Esmersoy’un da bu yöntemi uyguladığı söyleniyordu.
Deneyin, şahane oluyor.

Yazının devamı...

Koton oldu, ya diğerleri?

31 Ocak 2017


Sadece kürk giydikleri için değil, kürk sattıkları için de kendilerini kötü hissedecekler.
Kürkü için öldürülecek son hayvanı kurtarana kadar “Bu devirde kürk kullanmayı ve pazarlamayı etik ve vicdanlı buluyor musunuz?” sorusunu sormaktan bıkmayacağız.
Kürk satan mağazaların satış elemanlarını dahi “Neden bu vahşete ortak oluyorsunuz?” diye suçlayan, lafını asla esirgemeyen biri olarak son zamanlarda kürklü ürünler içeren markalara karşı olan tavırdan, yükselen seslerden, sosyal medyadaki TT’lerden son derece memnunum.
“Gerçek kürk” etiketini marifetmiş gibi giysilere yapıştıran Koton’un geri adım atıp, üzgün olduklarını belirterek mağazalarında bir daha gerçek kürk satmayacağını açıklaması önemli bir adım.
Darısı hayvanların daha canlıyken derilerinin yüzülmesiyle elde edilen kürkleri satan diğer markaların başına.
Biraz zor gelebilir ama ne dediğimi anlamak için Instagram hesabımdan paylaştığım kürk videosunu izlemenizi rica ediyorum.
Gözyaşlarınıza engel olamayıp, insanlığa lanet okuyacağınıza eminim.
Bu arada, sosyal medya hesaplarından günlerce kürk karşıtı etkili paylaşımlar yaparak yıllardır devam eden bu mücadelemize büyük destek veren Cem Adrian’a da teşekkür etmek istiyorum.
İyi ki var ve iyi ki hissettiklerini söylemekten, mücadele etmekten, bir şeyleri değiştirmek için çaba harcamaktan vazgeçmiyor.

Seni Sevmiyorum Artık

Buray’ın “Aşk mı Lazım” klibini ilk izlediğimde, klipteki tatlı mı tatlı kedicik şarkıcının şans ve başarısını perçinler diye düşünmüştüm.
Aynı zamanda bir HAÇİKO gönüllüsü olan ve bu yıl sokak hayvanları yararına çıkan HAÇİKO takvimine de poz veren Buray, ilk albümü “Bir Şişe Aşk” ile iyi bir çıkış yakalamış ve tüm dikkatleri üzerine çekmişti zaten.
Kasım ayında çıkardığı ikinci stüdyo albümü “Sahiden” ile başarısını perçinlemiş gözüküyor. Albümün ilk klip şarkısı “Aşk mı Lazım” son 5 haftadır MusicTopTR verilerine göre, Türkiye radyo ve televizyonlarında en çok çalınan şarkı oldu.
“Aşk mı lazım, dert mi lazım, söyle sevdiğim bize ne lazım?” sözleri dillerde.
Bol arızalı günümüz ilişkilerini çok iyi özetlemiş gerçekten de.
Türkiye’de ve Avrupa’da konserlerine hız kesmeden devam eden Buray, hızını alamayıp ay sonunda Sydney ve Melbourne’e kadar uzanıyor.
Ve bekleyenlerine bir dip not; “Seni Sevmiyorum Artık” klipleniyor. Gelecek hafta çekilecek klibin yönetmeni daha öncekindeki gibi yine Hasan Kuyucu olacak.

Genç bir La La Land eleştirisi

Gençlerin algılarının açık olması umut veriyor.
Filmleri doğru okuduklarını görünce hayatı da doğru okuyacaklarını düşünüyorum.
Ve mutlu oluyorum.
Koç Özel Lisesi 11. sınıf öğrencisi Mehmet Efe Ümit’ten aldığım mail’de kendi blog sayfası için yazdığı “La La Land” eleştirisi vardı.
14 dalda Oscar adaylığıyla gündeme oturan “La La Land”le ilgili öyle güzel tespitler yapmış ki.
O yaşta hayallere duyulan aşkı ve tutkuları mükemmel okumuş ve özetlemiş. Paylaşmazsam olmazdı, buyurun o zaman:
“Filmde iki insanın aşkı, sadece tutkularına karşı duydukları aşkın gücü üzerinde durmak için bir araç. Yönetmen Damien Chazelle, tutkumuzun peşinden gitmenin önemini 2014’ün en iyi filmlerinden biri olan ‘Whiplash’de, başarısızlığa duyulan korku ve nefret kanalıyla daha olumsuz bir bağlamda anlatmıştı.
‘La La Land’de ise yeniden tutkularının peşinden koşan iki karakterin hikayelerini anlatıyor.
Fakat amacına ulaşmak için tutkularına olan aşklarının birbirlerine olan aşkla çekişmesini kullanıyor.
Dediğim gibi, filmde ana tema aşk. Karakterlerimizin birbirilerine değil, tutkularına karşı duydukları aşk.” Bir de yerinde karşılaştırmalarla dolu bir tavsiyede bulunmuş genç adam:
“Tom Cruise’un kötü adamları yakalamasından ve Marvel’ın yeni bir karikatür kahramanını, çoğunlukla hayatında karikatür okumamış izleyici kitlesine sunmasından sıkıldıysanız, kesinlikle ‘La La Land’i görmenizi öneriyorum.”

 

Yazının devamı...

Sağlıkta şiddete hayır

26 Ocak 2017



Eğitim süresinin uzunluğu, zorlukları, direkt insan hayatıyla ilgili olması gibi pek çok açıdan diğer mesleklerden ayrılan doktorluk, artık tehlikeli meslek grubunda!
Evet, yanlış okumadınız, her geçen gün artan doktora şiddet vakaları, bu mesleği yapılmaz hale getirmek üzere.
İşte bu nedenle geçen gün Harbiye Hilton’da gerçekleşen buluşma büyük önem taşıyordu.
Bu özel buluşmada dizi yapımcıları, senaryo yazarları ve sağlık sektörünün önde gelen isimleri
bir araya geldi.
Türk Nöroşirürji Derneği Başkanı Prof. Dr. Talat Kırış önderliğinde yapılan toplantıda ilginç notlar aldım.
Talat Hoca son yıllarda sağlık sektörü çalışanlarına yönelik şiddetin giderek tırmandığına parmak bastı.
Ve tabii her şeyde olduğu gibi bu konuda da eğitimin öneminin altını çizdi.
İnsanlar ne görüyorsa onu taklit ediyor, halkın televizyon yoluyla eğitimi çok önemli.
Bu nedenle senaryo yazarlarından hastanelerde şiddeti körükleyecek değil, şiddete karşı mesajlar verecek sahneler yazmaları istendi.
Çünkü dizilerde doktora şiddet örnekleri verildiğinde, bu gerçek yaşamdakini tetikliyor.

Korkunç olaylar

Doktora şiddetin vardığı noktaları anlamanız açısından birkaç örnek yeterli olur sanırım. Aşağıdakiler şaşırtıcı, üzücü ve ne yazık ki hepsi de ülkemizde yakın zamanda yaşanmış olaylar.
Bir hasta, beyin kanaması sonrası ameliyata alınıyor. Anevrizma ameliyatı. Hastane bahçesinde 10-15 kalaşnikoflu adam dolaşıyor, “Hoca ameliyatı iyi yapar mı?” diye soruyorlar.
Doktor hastayı ameliyat edip bir yıl daha yaşatıyor. Bir yıl sonra öldüğünde ailesi doktoru hastane otoparkında onu niye daha fazla yaşatmadın diye öldürüyor.
Bir doktor, ruh sağlığı bozuk bir hasta tarafından öldürülüyor.
Genç bir adam, ölen dedesinden 500 TL bakım parası almaya devam edemediği için dedesinin doktorunu öldürüyor.

1111

Son iki yılda 38 bin sağlık çalışanı saldırıya uğramış.
Dahası şiddete uğrayanların çoğu bunu bildirmiyor, çoğu korkusundan ve daha fazla sorun açmamak için.
Beyaz Kod uygulamasını bir kenara not edin lütfen.
Bir sağlık çalışanı saldırıya uğrarsa 1111’i arayabiliyorsunuz.

Yasalar yetersiz

Biz hayvan hakları yasasındaki değişiklikleri beklerken, Meclis’ten yasa değişikliği bekleyen bir grup da doktorlarmış meğer.
Sağlık sektörüne yönelik şiddete karşı kanunda ek madde önergesi var. Avustralya’da hastanede şiddetin cezası 14 yıl hapse kadar uzanıyor. Bizde ise “saldır, bir şey olmaz”a giden bir yasa var. Eğer değişiklik yapılırsa yetersiz cezalar yerini daha caydırıcı olanlara bırakacak.
Haydi Meclis, bizi de gör artık, bekletme daha fazla.

Defansif tıp korkusu

Doktora şiddet böyle tırmanmaya devam ederse, yakında riskli vakaları ameliyat edecek doktor bulamayacağız. Şiddetin kaçınılmaz sonucu olarak defansif tıp gelişiyor çünkü.Özellikle riskli beyin ameliyatlarında doktorlar, hasta yakınlarının tepkilerinden korktuklarından hastaya dokunmaktan kaçınır hale geliyorlar.Zaten son zamanlarda kimse beyin cerrahı olmak bile istemiyormuş.Uzun lafın kısası, doktora şiddetin sonu aslında dönüp dolaşıp yatan hastayı ve yakınlarını vuracak gibi...

Gani Müjde’nin haklı isteği

Toplantıyı birlikte takip ettiğim Gani Müjde, diğer senaryo yazarları gibi, dizilere sağlık sektörüyle ilgili farkındalık yaratacak sahneler yazmaktan yanaydı.
Ama Gani bu konuda çok da haklı bir yardım talebinde bulundu.
Sağlık, hastane ve doktorlarla ilgili sahneleri yazarken senaristlerin danışacakları bir birim oluşturulmasını istedi.
Toplantıya katılan doktorlar bu konularla ilgili her türlü soruya cevap vermeye hazır olduklarını söylediler ama bence de Gani’nin dediği gibi, Türk Tabipler Birliği’nde bu konuya odaklı özel bir birim kurulmalı. Ve bu birim senaryo yazarlarıyla sıkı irtibat halinde olmalı.
“Cesur Yürek” dizisinde ameliyat yapan doktorlara silah çeken ve tehdit eden mafya babasının olduğu sahnelere benzer sahnelerin tekrarlanmaması adına bu gerekli.

Yazının devamı...