"Sibel Bağcı Uzun" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sibel Bağcı Uzun" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sibel Bağcı Uzun

Sibel Bağcı Uzun

Hadi bir iyilik yap!

15 Ekim 2018


Bu süre zarfında gerek bilinçlendirme çalışmaları gerekse sosyal sorumluluk projeleriyle sağlıklı nesiller yetiştirmek ve bu hastalıkla mücadele eden çocukları hayata tutundurmak adına önemli çalışmalara imza attılar. Derneğin hedef ve projeleri hakkında bilgi veren Kazancı, tüm kan hastalıkları için önleyici bir adım olacak kanun tasarısının da hazır olduğunu belirtti. Kazancı, söyleşimiz vesilesiyle özellikle kan ve kök hücre bağışçısı olma yolunda gönüllü bağışçılara “hadi bir iyilik yap” mottosuyla bir kez daha seslendi.

41 İLDE TEST YAPILIYOR

-Öncelikle HETADER hakkında kısaca bilgi alabilir miyiz?
Derneğimiz 2013 yılında kuruldu. Hastalarımızın anneleri, hastanedeki hemşirelerimiz ve gönüllerimizle bir araya geldik ve bir gönüllü ordusu olduk. Amacımız ülkemizde ve dünyada en sık görülen kalıtsal hastalıklardan biri olan ve Akdeniz anemisi olarak da bilinen talasemi konusunda farkındalık yaratmaktı. Hetader olarak da kurulduğumuz ilk andan itibaren ilimizin gerek yöneticilerinden gerek iş insanlarında ve sivil toplum kuruluşlarından aldığımız destekle bu farkındalığı yaratmaya çalıştık.

-Talasemi hastalığı anne babadan çocuklarına geçiyor ve bir ömür boyu sürüyor. Önlemek mümkün mü?
Aslında en önemli nokta farkındalık çalışmalarının bu hastalığı önlemek adına yapılmasıdır. Evlilik öncesi testi yapılarak talasemi taşıyıcılığı olan çiftlerin belirlenmesi ve her doğumda yüzde 25 oranında olan hasta çocuk doğumunu engellemek adına seminerler gerçekleştirdik. Ülkemizde 41 ilde talasemi testi yapılmakta. Fakat tüm Türkiye’de yaygınlaştırmak için de çabalarımız oldu. Sağlık Bakanlığı tarafından da yapılan planlamalar ile de önümüzdeki yıl tüm iller de yapılacak.

BURSA’DA ARTTIĞI DÜŞÜNÜLÜYOR

Yazının devamı...

Toplumsal cinsiyet eşitliğinden vazgeçmeyiz

1 Ekim 2018

Kadının Güçlenmesi Bursa Platformu davetlisi olarak Bursa’ya gelen Güllü ile BUSİAD Evi’nde organize edilen “Gücümüz Eşitliğimiz” panelindeki konuşması sonrası bir araya geldik. Başkan Canan Güllü, kadın politikası üretilmesi konusunda da iş dünyasına çağrıda bulundu.

- Sivil toplum örgütlerine gönül vermenizin özel bir hikayesi var mı?
Bireysel olarak 9 yaşından beri sivil toplum için çalıştığımı düşünüyorum. Babam devlet memuruydu bu nedenle çok yer gezdik. Küçükken trafik kazası geçirmiştim, çelimsiz bir kızdım ve ailemin kıymetlisiydim. Buna rağmen annemin beni komşu teyzelere sürekli bir şeyler almam için göndermesine anlam veremiyordum. Gittiğim yerlerde elime sarı zarflar verirlerdi. Annem de öğretmendi ancak çok sık yapılan tayinler nedeniyle mesleğini bırakmıştı. Sonradan anladım ki bugünün sivil toplum dediğimiz fahri gönüllülükle kendini dernek işlerine vermişti. Her bölgede imkansızlıklar nedeniyle okuyamayan önce kız çocuklarının sonra tüm çocukların okula gitmesi için çalışıyormuş. Verilen zarflarda çok büyük paralar da yokmuş, dönemin 5-10 lirası. Ama o paralar toplandığında çocukların çantası, ayakkabısı, önlüğü alınarak okula gönderilmesi sağlanıyordu. Bu çocukluğumdan itibaren benim içime işleyen bir şey oldu.
- Profesyonel olarak dernek çalışmalarına nasıl adım attınız?
Üniversiteye başladığımda hemen kendime üye olarak çalışabileceğim bir sivil toplum örgütü aradım. Prof. Dr. Afet İnan’ın, Atatürk’ten Yazdıklarım diye bir kitabı vardı. Kendime bir yol çizmede Afet İnan’ın 1953 yılında kurduğu dernek karşıma çıktı ve ilk kapısını çaldığım örgüt Kadının Sosyal Hayatını araştırma ve İnceleme Derneği oldu. Tamamen kendi başarılarıyla karar mekanizmalarında bir yerlere gelmiş kadınların oluşturduğu dernek, tabandaki kadınlara eğitimsel anlamda bilinçlendirmeye yönelik çalışmalar yapıyordu. Uzun süre alınmadım açıkçası! Daha sonra ısrarlı davranışlarım nedeniyle üye kabul ettiler ve ben arada 30 yıl yaş farkı ile birlikte, ciddi anlamda 30 yıl yaşamadan bu deneyimi edinmiş kadınlarla bir yol haritasına başladım. Bu süreç beni genel başkanlığa kadar getirdi. Ardından da federasyon yapılanması ile birlikte TKDF Başkanlığı geldi.

ASIL SORUN POLİTİKASIZLIKTIR

Yazının devamı...

Gelecek Artık YouTube'da

18 Eylül 2018

En sondan, kitabından başlayalım istiyorum. Gördüğümde isminden çok etkilendim. Son ana kadar açıklamamasının bir sebebi varmış dedim?

İçeride bir yazı var “Babamı ben öldürdüm” diye. Aslında kitabın kalbi de o yazı. Editörüm orada geçen, ‘Önce hayallerim öldü, sonra babam’ cümlesi için “Aslında önce insanın babası ölür, sonra hayalleri ölür. Ama sen de tam tersi olmuş. Kitabın adı bu olmalı!” dedi. Duyduğumda boğazım düğümlenmişti, sanki o cümleyi ben kurmamışım gibi (gülerek). Ben de, kesinlikle adı bu olmalı dedim.

E tabii sen bir Youtuber’sın. Kitapta içerik olarak konuştuğun konuların derlemesi mi bekleniyordu?

Aslında bunu ben de fark ettim ve biraz üzdü de. Çünkü ben hiçbir zaman kişisel gelişim videoları yapayım, insanları motive edeyim derdinde olmadım. Sadece kitapları, belgeselleri, filmleri anlatıyorum ve de araya hep kendi hikâyemi sıkıştırıyorum. Beni sevmelerinin sebebi de buydu aslında. Bu kitapta öyle bir kitap oldu. Benim hiçbir zaman çıkıp kendimi direkt anlatmaya cesaretim olmadı. O yüzden hep içeriklerimin arkasına sığındım. Ama bu sefer ham haliyle sadece kendi hikâyemi anlattım. Hiç yaşanmamış, eşsiz hikâyeler değil. Sadece kendi hayatımda yaşadığım olayları trajik, bazen de komik bir şekilde anlatmaya çalıştım.

ÖNCELİĞİM YAZMAKTI

Kitap yazma hayalin var mıydı yoksa popülerlikle gelen bir talep mi oldu?

Yazının devamı...

Türk müziğini dünyaya tanıtmalıyız

3 Eylül 2018

- Müzik eğitimine 12 yaşında başlamışsınız, yeteneğinizi nasıl keşfettiniz?
Aslında çok da farkında olduğumu söyleyemem. Babam amatör olarak gitar çalardı onunla şarkılar söylerdim ama ilkokuldayken müzik öğretmenim çok kibar ve dost canlısı biriydi. Gülfem öğretmenimle birlikte müziğe karşı bir merak oluştu ve onu etkilemek için blok flüt çalmaya başladım (gülerek). 10 yaşındaydım; hatırlıyorum babamla Ankara’da Evrensel Müzik’e gidip bir Yamaha markalı blok flüt almıştım ve akşamında bütün notaları çözmüştüm. 2 hafta sonra da hem İstiklal Marşı hem de bizim okulumuzun marşını çalabiliyordum. Sonrasında daha fazla zaman ayırmaya başladım ve okulda kurulan blok flüt korosunda da baş blok flütçüsü gibi bir pozisyondaydım.

- Öğrenim hayatınız boyunca öğretmenlerinizden yana hep şanslı olduğunuzu belirtiyorsunuz. Sizi en çok etkileyen şey ne oldu?
Öncelikle iyi iletişime çok inanıyorum. Benim de öğrencilerimle aramdaki sistem bunun üzerine kurulu. Önce iyi insan olabilmek adına, sonrasında bildiğim doğru şeyleri öğretmek için çalışıyorum. Eğitim hayatıma Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda solfej eğitimiyle devam ederken, yine şans eseri bu alanda en iyi müzisyenlerden değerli Prof. İlhan Baran’ın sınıfına denk geldim. 12 yaşındaydım ve yarı zamanlı gitmeme rağmen bu vizyon açma durumu İlhan Baran ile devam etti. Çünkü kendisi solfejden olduğu kadar, güneş sisteminden, kara maddeden de bahsederdi. Beni ekstradan pazar günkü derslerine de çağırdığı gibi, her hafta kendi koleksiyonundan İngilizce National Geographic dergilerinden de verirdi. İşte eğitimin bir parçası olan bu sosyal ve de kaliteli yaklaşım, size o yükselişi getiriyor ve de hayal gücünüzü destekleyerek vizyonunuzu açıyor. Özetle dünya insanı olmanızı sağlıyor.

TAM BURSLU OKUL KAZANDI

- Sonrasında uzun soluklu bir eğitim hayatınız başlamış, enstrüman olarak flütü seçmeye nasıl karar verdiniz?

Yazının devamı...

Bursa gastronomik kent olduğunu hatırlamalı

20 Ağustos 2018

- Marka Doktoru olarak gastronomi turizminin ne olduğunu ve Gastronomi Turizmi Derneği’nin kuruluş amacını sizden dinleyelim?

Etimolojik olarak gastronomi mide bilimi anlamına gelir. Gastronomi Turizmi ise insanların lezzet ve tadımlama deneyimi yaşamak için seyahat etmeleridir. Bu seyahat organizasyonuna uçak bileti, konaklama, transfer gibi harcamalarda dâhildir. Gastronomi Turizmi tanımı ilk defa tarafımdan kullanılmıştır. Bu yolculuk da Türsab içerisinde Gastronomi Turizmi Komitesi’ni kurarak başladı. Markalaşma her şeydir. Marka Doktoru sektörde 30 yıldan beri kişi kurum ve derneklere hizmet verdi. Tüm tecrübe ve birikimlerimi Gastronomi Turizmi Derneği yararına aktarmaya çalışıyorum. Derneğimiz de Türk mutfağını dünyaya tanıtmak; dünya mutfaklarını tanımak amacı ile kurulmuştur. 10 ülke, 20 şehirde faaliyet gösteriyoruz.

- Dernek olarak Gastronomi Turizmi’ni ön plana çıkarmaya yönelik bir kampanya başlattınız ve bu kapsamda Bursa’yı da dâhil ettiniz?

Bursa ülkemiz için çok kıymetli bir değerdir. Herkesin bildiği döner –kestane şekeri benzeri ürünlerinin yanı sıra çok kıymetli destinasyonları ve özel ürünleri de içermektedir. Önce yerel yöneticilerin ve şehrin işadamlarının farkındalığı ve GTD işbirliği ile basın konseyimizin katkılarıyla Gastronomik Marka Kent projemiz kapsamına alınmıştır. Yerli yabancı turizm hareketini arttırmak istiyoruz. Bunların ötesinde Bursa Osmanlının ilk kurulduğu topraklardır ve buradaki yerel kültürler aslında Osmanlının fethettiği topraklar içerisindeki farklı kültürlerden bir araya gelmektedir. Böylece adeta bir dünya başkenti olan Bursa bizim için gastronomik anlamda çok değerlidir. Biz de bu anlamda üstü biraz tozlanmış olan Bursa’nın tozunu kaldırmaya geldik.

TANITIM ATAĞINA GEÇİLMELİ

- Gastronomi turizmi alanında Bursa dışarıdan nasıl görünüyor, gezinizle birlikte görüşleriniz neler oldu? 

Yazının devamı...

Cafe ve restorana doyduk, yüksek teknolojiye açız

6 Ağustos 2018

 

- Günlük hayatımıza Avrupa Birliği Müzakereleri ile giren hibe ve teşvik kavramları bu süreçte nasıl bir gelişim gösterdi? Farkındalık arttı mı?

Başlangıç dönemi olan 1999’dan beri önce kamu kurumları, sonra sivil toplum örgütleri ve son yıllarda da ticari işletmeleri kapsayarak açılan hibe programları, geniş kitleleri kapsayacak şekilde yayıldıkça bilinirliği arttı. Bu programlar toplumun refah seviyesini artırmak amacıyla, belirli bir çizgide gelişim gösterdiler. Kamu kurumlarının verdikleri hizmetin etkisi ve alanı belirli bir seviyeye geldikten sonra sivil toplum kuruluşlarına dönük fonlar serbest bırakıldı. Böylece toplum hayatında sorun olan, cinsiyet eşitliği, insan hakları, kültürel çeşitlilik gibi alanlarda yürütülen projeler sayesinde STK’lar büyük ilerleme kaydetti. Hibe programları devam ederken, işsizlik ve istihdam sorunlarını çözmek için ticari nitelikli hibe programları açıldı. KOSGEB, İŞKUR, BTSO gibi oda ve dernekler ortaklığında yürütülen 32 saatlik girişimcilik eğitimlerinden bugüne kadar yüz binlerce insan yararlandı.

FİKRİ PROJEYE DÖNDÜRÜN

- Genellikle bir fikrim var ama sermayem yok diye başlanır söze? Günümüzde bu durum ne kadar geçerli?

Bir iş fikrinizin olması çok önemli! Çünkü bir iş fikriniz yoksa bir işletme açmak istemezsiniz. İş fikri üretmek konusunda ve kendi işine sahip olma arzusu hakkında dünyada ilk üç sıradayız diyebilirim. Ama bizde genellikle yanlış kullanılır; bir projem var ama sermayem yok deniyor. Oysa fikir ile proje arasında büyük farklar vardır. Biz kervanı yolda düzmeyi seven bir toplum olduğumuz için iyi bir fikrin para edeceğini sanıyoruz. Maalesef bu mümkün değil. Bizim iş fikrimizi projeye, projemizi girişime dönüştürme konusunda atılacak adımları öğrenmeye ve sürdürülebilirlik konusunda fikir sahibi olmaya ihtiyacımız var. Mevcut işletmelerimizin ise teknolojiyi ithal etmek yerine üretmeye teşvik edilmesiyle proje üretimimizin de aynı oranda hızlanacağı kanaatindeyim.

-Fikirlerin projeye dönüşmesi için öncelikle atılması gereken adımlar nelerdir? 

Biz buna iş fikrinin planlanmasını da içeren proje döngüsü yönetimi diyoruz. Fikri olan biri öncelikle sermayesi olan ama nereye yatıracağını bilmeyen biri gibi düşünmeli. Parasını istediği kişinin, bu fikri hayata geçireceği yer ve bölge konusunda bir fikri var mı? Bu fikir daha önce gerçekleştirilmiş mi veya benzer örnekleri var mı? Var ise muadil ürün/hizmetlerin yapılış şekli, sunum ve maliyeti ile satış fiyatı gibi kavramlar biliniyor mu? gibi pek çok sorusu olacaktır.

Yazının devamı...

Güç ülkelerden ağlara kaydı

23 Temmuz 2018


Akademik çalışmalarının yanı sıra Bursa kültürüne ışık tutan kitaplarıyla da tanınan Prof.Dr.Necmi Gürsakal ile eğitimden aile yapısına, sosyal ilişkilerden istihdam sorununa kadar geleceğimizi etkileyen “yeni küreselleşme”yi konuştuk. Benim için bu röportajın ayrıca özel bir yanı var ki, o da hem üniversitede hem de yüksek lisansta tez hocamla son 25 yıldaki değişimi ve zamanın ruhunu birlikte yakalama şansını elde edebilmek…

Bundan altı yıl önce sizinle bulut sistemi, büyük veri üzerine yaptığımız röportajdan bu yana hayatımıza inanılmaz kavramlar girdi?
Amerika kıtasının keşfi, İstanbul’un fethi, baskı makinelerinin yapılması, uzayın keşfi, bilişim teknolojileri alanında yaşanan devrim gibi dünya tarihindeki dönüm noktalarında hep “küreselleşme, teknoloji, ağlar ve güç” kavramların etkisi var. Sürekli birlikte ve iç içe geliştikleri için matruşka bebeklerine benzetmemiz doğru olur. Çünkü günümüzde her şey her şeyi etkiliyor ve artık hiçbirinin diğerlerine üstünlüğü yok. Zaman öylesine hızla geçti ve öylesine olağandışı gelişmeler oldu ki, gezegenler arası sınırların aşılması olan “gezegenleşme”ye yaklaşmış durumdayız. Henüz insan başka bir gezegende yaşamasa da geldiğimiz nokta bu. Herhalde Mars’ta birileri yaşamaya başladığında, küreselleşme yerine gezegenleşme kavramı ile ilgilenmeye başlayacağız.

TWİTTER’A TEŞEKKÜR ETTİM

Siz de bu değişimi kitaplarınızla incelemeye aldınız?

Yazının devamı...

Çocuk ihmalini ve istismarını önlemek elimizde

9 Temmuz 2018

Bu kapsamda Mor Salkım Kadın ve Dayanışma Derneği tarafından hazırlanan Çocuk İstismarı’na yönelik bilgilendirme ve önerilere dayalı kitap çalışması kapsamında Cinsel Terapist Burcu Üzümcüler ve Psikolog Eylül Baykara ile bir araya geldik. İstismarın ceza artırımı ile önlenemeyeceğinin altını çizen Üzümcüler ve Baykara, acilen koruyucu ve önleyici tedbirleri içeren çocuk politikasının oluşturulması ve yasalaşması gerektiğine dikkat çektiler.

- Öncelikle “istismar” kapsamına neler giriyor, genel bir tanımlaması var mı?

B.Üzümcüler: Dünya Sağlık Örgütü (WHO); çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da ülkesi tarafından yapılan davranışları çocuk istismarı olarak tanımlamıştır. Şunun altını öncelikle bir çizelim; çocuğa ciddi zararlar veren bir davranışın çocuk tarafından algılanmaması ya da davranışı gerçekleştiren tarafından bilinçli olarak yapılmaması bu davranışın istismar olduğu gerçeğini değiştirmez. Ve ne yazık ki çocuklar üzerinde pek çok açıdan olumsuz etki yaratan istismar; genelde çocuğun yakından tanıyıp, bildiği ve güvendiği kişiler tarafından yapılıyor.

- Çocuk İstismarı kitabında hangi konular yer alıyor?

B.Ü. : Çocuklar üzerinde fiziksel, duygusal, sosyal, bilişsel, cinsel ve zihinsel pek çok açıdan olumsuz etkiler yaratan istismar söz konusu. Çalışmamızda özellikle, Fiziksel İstismar, Cinsel İstismar, Duygusal İstismar ve İhmal Etme üzerinde durarak, istismarın belirtileri, nasıl yardımcı olmamız gerektiği, ebeveynler ve aileler olarak istismarla mücadele ve önlem için yapılması gerekenler konusunda bilgilendirici detaylı bir çalışma gerçekleştirdik. İsteyen herkes www.morsalkim.org sitemizden indirebilir. Basılı hale getirmek, öncelikle okullar olmak üzere daha fazla kişiye ulaştırmak için ilgili kurum ve kuruluşların desteğine ihtiyacımız var.

EN SIK FİZİKSEL İSTİSMAR GÖRÜLÜYOR

- Hangi durumlarda fiziksel istismardan şüphelenmeli, belirtileri nelerdir?

Yazının devamı...
Sibel BAĞCI UZUN Kimdir?

.