"Sibel Bağcı Uzun" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sibel Bağcı Uzun" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sibel Bağcı Uzun

Sibel Bağcı Uzun

Yeter ki engel siz olmayın!

15 Şubat 2019

Gazetede engelli bir vatandaşa törenle verilen tekerlikli sandalye haberini okuduktan sonra projeyi hazırlamaya karar verdiğini anlatan Kaplan,  “Bu projeden önce yapılan tüm çalışmalarda, biz kendi gözümüzden onlara bakarak, neler yapabiliriz diye tartışmışız. Ancak biz bu projeyle ilk defa onların gözünden bizlere bakarak, ‘neler yapmamamız gerektiğini’,  3 belgesel, 2 kısa film ve 10 fotoğraftan oluşan sergiyle gözler önüne serdik. Unutmayın, onlar değil biz EngelİZ” dedi.

Fotoğraflar: Mehmet Uzun

- Fotoğraf sanatı ile sosyal sorumluluk projelerini başarılı bir şekilde yansıtıyorsunuz. Bir nevi yaşam felsefeniz oldu sanırım?
Ben kendimi sanatçı olarak adlandırmıyorum. Ortaya koyduğum imgelere de “sanat eseri” demiyorum. Yaptıklarımın niteliğini ve niceliğini zamana ve size bırakıyorum. Elbette ki yaşamım boyunca edindiğim tecrübeler, kazanımlarım ve kendi akıl bilincimle ortaya koyduğum projeler, bir nebze olsun mesaj veriyor, birilerini rahatsız ediyorsa, yaşamlarımız da bizleri dikkatli davranmaya zorluyorsa, bundan mutluluk duyuyorum. İşte burada algı ve tespitlerim ile yaşadığım estetik kaygılar, tecrübelerimin doğrultusunda eğitilmiş aklımın görsel karşılığıdır. İnsan merkezli bir yaşamım olduğunu fark ettiğim zaman, hümanist ilkeler doğrultusunda, bu dünyaya olan borcumun biriktiğini görüyorum. İnsanlığa olan bu borcumu toplumda farkındalık yaratmak amacıyla, fotoğrafı bir anlatım dili olarak kullanıp, sosyal sorumluluk projeleri ile yoluma devam ediyorum.
- EngelİZ adlı projeniz nasıl hayat buldu?
Çocuk gelinler Ölüm Bizi Ayırana Kadar projemden sonra, bir sonraki aşamada kimlere ses olabilirim diye düşünürken, okuduğum, ‘’Belediyeden engelli bir vatandaşa tekerlekli sandalye hediyesi’’ haberi proje konumu netleştirdi. Çok sevindirici mutlu edici bir haberdi aslında. Tabii ki detaylarını okuyana kadar! Kalabalık insan grubu karşısında bir hediye merasimi vardı. Makas kurdele ile kesilen kanımca engelli kişinin duygularıydı. Alkışlar ise tokat gibi geliyordu besbelli. Fotoğrafta herkesin yüzünde gülümseme ve mutluluk, onda ise mağrur bir tebessüm…

Yazının devamı...

MOZAİK 35 yıl sonra bir araya geldi

8 Şubat 2019

Fotograflar: Cihan Atasever

İkinci büyük konserini geçtiğimiz günlerde Bursa’da veren grupta, 1983-1995 kadrosundan Ayşe Tütüncü, Saruhan Erim, Mehmet Taygun, Timuçin Gürer, Serdar Ateşer, Mehmet Tütüncü, Sumru Ağıryürüyen, Levon Balıkçıoğlu ve Yağız Üresin‘in yanı sıra, iki Bursalı sanatçı Ezel Akay ve Gevende grubundan tanıdığımız Gökçe Gürçay da yer aldı. Bursalı sanatseverlerin “yeniden doğuş”a şahit olduğu performans öncesi biz de grup üyeleriyle bir araya gelerek hem keyifli provalarındaki heyecana ortak olduk hem Mozaik’in müzikal hikâyesinde bir yolculuğa çıktık.

Mozaik olarak, 1983 – 1995 arasında kaset olarak çıkardığımız albümlerinizi CD-Set olarak yeniden çıkardınız. Ayrıca yeni çalışmalar da içeriyor mu?
Ayşe Tütüncü (piyano, klavyeler, vokal) : Dört albümümüz, Ölümden Önce Bir Hayat Vardır, Ardından, Çook Alametler Belirdi ve Plastik Aşk olmak üzere dijital ortama aktarılarak, Külliyat adıyla 2014 yılında tek bir CD-Set olarak piyasaya çıktı. Bu işi yapmakta bu kadar gecikince dört albümümüzün yanına ilave bir hoşluk da eklemek istedik ve arşivdeki kayıtlarımıza daldık. 12 yıl boyunca kayda aldığımız prova çalışmalarından, gün ışığına çıkmamış bestelerimizden, ev ve konser kayıtlarından tarayarak bir seçki daha hazırladık. Zaman zaman kaydı fazla eski olduğundan ya da oldukça az işlenmiş parçalarımızı işin içine katıp katmamakta tereddüt geçirdik elbette. Ancak sonunda bunca yıl sonra bizi etkilemiş olan müzikal veya toplumsal çok çeşitli şeylere verdiğimiz tepkileri sizlerle paylaşmayı daha çok istediğimizi fark ettik. Böylece 5’inci ve 6’ncı CD’de şekillendi (Yayımlanmamış Besteler ve Yorumlar) ve Külliyat oluştu.

MAKARA TEYPTEN KASETE

Arşivlerinizin kayıt edildiği koşullara bu zamandan bakarsak, müthiş bir dönüşüm söz konusu olmalı?

Yazının devamı...

Ahşaba hayat veriyor

1 Şubat 2019

Öncelikle eğitim hayatınız hakkında kısaca bilgi almak isterim. Öğretmenlik istediğiniz bir meslek miydi?
Bursa Mustafakemalpaşa’da 1946 yılında doğmuşum. İlk ve ortaokulu burada okudum. Bolu Öğretmen Okulu kökenliyim ancak daha bitirmeden başarılı öğrenciler arasında Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’na seçildim. Ardından Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’ni kazandım, okurken de bir yandan 4 yıl boyunca pedagojik formasyon aldım ve kimya öğretmeni olarak hayata atıldım. O dönemde kimya mühendisliği çok popüler bir meslekti. Bir yıl daha okursanız yüksek kimya mühendisi oluyordunuz; ama tamamen bilinçli bir seçimle öğretmen olmayı tercih ettim. Benim için çok özel bir meslek olan öğretmenlikte bu yıl 50 yılımı tamamladım.

‘AHŞAP MERAKIM DERSLERLE BAŞLADI’

- Ahşap işçiliğine olan merakınız nasıl başladı?
Ahşap benim için özel bir tutku. Belki de merak sarmamın nedenlerinden biri de, Türkiye’de çok özel olan muhtelif gayeli ortaokul diye 5 tane uygulama okulu vardı. Biri de Mustafakemalpaşa’daydı. Bir dönem torna tesviye atölyesinde bir dönemde marangoz atölyesinde çalışırdık. Çok değişik programı olan pilot bir okuldu. Benim merakım derslerle daha da ön plana çıktı. Ne yazık ki pilot okullar daha sonra kapandı ama merakım hiç eksilmeden devam etti. Öğretmen okullarında da el işleri çok önemsenen bir branştı. Köy okullarına tayin olunacağı için öğretmenlerin resim, müzik, el işleri gibi konularda iyi yetişmiş olması arzu edilirdi. Ahşap ve ahşap işçiliği de benim hep hobim olmuştur.
- Çocuk yaşta bu tutkunuzu geliştirmeye başlamışsınız anlaşılan. Ailenizin de yönlendirmesi oldu mu hiç?

Yazının devamı...

Turizmde yeni devrim yolda!

25 Ocak 2019

Fotoğraflar: Cihan Atasever

Yarbay bir babanın çocuğusunuz, Anadolu’da geçen bir çocukluk yanında, İstanbul’da da aile büyükleriyle konakta ayrı bir dünyanız olmuş. Hayatınıza yön verme konusunda etkileri ne oldu?
İstanbul doğumluyum ama 40 gün kalmışım. Sonra babamın mesleği nedeniyle hayatımın ilk 11 senesi Aşkale/Erzurum, Diyarbakır ve Ağrı’da geçti. Ağrı Alpaslan İlkokulu‘ndan mezun olduktan sonra da 1969-1977 yılları arasında İstanbul Avusturya Lisesi‘nde okudum. Anadolu coğrafyası, tarihi, müziği, mimarisi, gastronomi ve insan mozaiği ile dünyanın kültür kütüphanesi. Etkilenmemeniz mümkün değil. Hele çocuk yaşta iseniz tam yoğruluyorsunuz bütün bu özelliklerle.
Arkasından Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okudum. Hayatıma bir de Avusturya gelince toplam 12 bin yıllık geçmişin, dünyanın en büyük medeniyetlerinin ve imparatorluklarının süzgecinden kıymetli kazanımlar elde ediyorsunuz.

Kitabınızda zor bir süreçten geçtiğinizi anlatıyorsunuz. Sizin için nasıl bir dönemdi?
İnsanlarını tanımadığım, yaşam tarzını bilmediğim bir ülkede çok zor bir tahsili tamamladım. İçinde acı da mutluluk da olan önemli bir yolculuktu benim için. İleride hayatta ne olacağımın bütün temel taşlarını meydana getirdi.

Yazının devamı...

Akla gelen ilk isim olmak istiyor

18 Ocak 2019

Osmangazi Belediyesi tarafından düzenlenen Bursa Liselerarası Müzik Yarışması’nda jüri olarak yer alan Türkan ile yarışma öncesi bir araya gelerek, müzik kariyerinden hayatını anlamlandırdığı An albümüne uzanan keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Fotoğraflar: Cihan Atasever

* Türk müziğine nasıl gönül verdiniz? Ailenizde müzikle ilgilenen var mıydı?
Aslında beni kimse yönlendirmedi, kendi yönümü kendim çizdim. Ağabeyim Balıkesir’de halk eğitim merkezinin korosuna gidiyordu, ben de sosyal aktivite olsun diye peşine takılmıştım. 10-11 yaşlarındaydım ve annemin radyoda dinlediği şarkılar dışında Türk müziği ile ilk karşılaştığım andı. Alışık olduğum bir müzik türü değildi ama çok kısa sürede büyülendim. Sanırım o dönemde bu müziği iş olarak yapmaya karar verdim.
* Daha çocukken üstelik küçük bir şehirde bunu kafaya koymuşsunuz. Aileniz nasıl karşıladı?
Evet, kafaya koymuştum. Babam da müziğe meraklıydı, bağlama çalardı. Benim müziği meslek olarak yapabileceğime de inandı. Ama kısa bir süre sonra babamı kaybettim. Onun da istediğini bildiğim için, babama kendimi kanıtlama arzusu beni daha çok motive etti. Üniversite sınavlarında ikinci sınava girmedim bile. Olur da başka bölümü kazanırsam konservatuvara gidemem diye. İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nı kazandım ve okumak için 16 yaşında tek başıma İstanbul’a geldim.

Yazının devamı...

Sosyal medya kullanıcılarında bencillik ve yalnızlık artıyor

11 Ocak 2019

Fotoğraflar: Mehmet Uzun

Yakın zamanda gençlerin sosyal medya kullanımı ile bencillik, yalnızlık arasındaki ilişkiyi inceleyen bir araştırma yaptınız. Özellikle neden bu iki kavram üzerinde durdunuz öğrenmek isterim?
Küreselleşen modernlik sürecinde, yeni teknolojiler geleneksel toplumsal bağları çözmekte ve giderek artan bir hızda bireyselliği, bencilliği ve yalnızlığı artırmaktadır. Türkiye’de de modernleşme süreci, toplumsal yapıda ve kültürde köklü değişmeleri beraberinde getirmiştir. Çağımızda modern insana ilişkin en büyük vurgu, onun “tek başınalığına”dır. Günümüzün modern kentleri, sunmuş olduğu imkânlara rağmen, yalnızlık ve tehlike doludur. İnsanların çoğunluğu için yalnızlık hiçliğe ve ölüme eş bir kavramdır. Bu sebeple bireyler, toplum tarafından dışlanmamak ve sürüde kalmak için olağanüstü bir çaba harcar. Bu uğurda birçok insan özgürlüğünden vazgeçmeye hazırdır. Çağımız insanının, kendi yalnızlığından kaçmak için en çok kullandığı araçlardan birisi sosyal medyadır.

YETERİNCE EMEK HARCANMIYOR

Peki, sosyal medya kullanımı insanların yalnızlıklarını azaltıyor mu gerçekten?
Vaktiyle Walkmen’i icat edip piyasaya sunanların onu, “Bir daha asla yalnız kalmayacaksınız!” şeklinde pazarladıklarını söyler. Sonraki dönemlerde de evlerdeki sıcaklığın yerine, televizyonların geçtiği; insanların dostluğun sıcaklığına inançlarını kaybederek, kendi kabuklarına çekildiklerine vurgu yapılmıştır. Sosyal medyanın da, yalnızlık içinde kıvranan insanın uzun süredir kaybettiği dostunun online olarak geri dönüşü gibi görüldüğü belirtiliyor. Tıpkı susuzluğunu gidermek amacıyla deniz suyu içenler gibi, yalnızlığını gidermek için kalabalıklara karışanlar, yalnızlıklarını daha çok hisseder hale gelmektedir. Yeterince emek harcamadan sosyal medya üzerinden edinilen arkadaşlıkların değerleri de elbette bunlar için harcanan emek kadar olacaktır.

Daha önce bu konuda yapılan araştırmalar mevcut mu?

Yazının devamı...

2030 yılı sonları olacak!

4 Ocak 2019

* Bir yazınızda okumuştum, “Yeni fikirleri, farklı fikirleri olanlar, toplumda pek kabul görmezler. Bu da toplumsal egonun yüksekliğindendir” demiştiniz. İnsan yeniliğe neden karşı çıkar?
İnsan psikolojisi bu, bilinçaltında oluşmuş bir şey; çünkü herkesin bir konfor alanı vardır ve o konfor alanını bozabilecek her şey potansiyel tehlikedir. Buna karşı refleks gösterilir. Toplumumuzda ise aynı zamanda aile ve toplum yaşamımı nasıl etkiler diye yaşamsal konulara giriyoruz. Kendimizi yetersiz gördüğümüz için böyle bir yeniliğe adapte olamam diye düşünüyoruz. “Eyvah başkası adapte olursa, ben olmazsam ne olur?” soruları başlıyor ardından. Sonra da “Hiç olmazsa daha iyi ol olur” diyerek kestirip atıyoruz.
İş dünyasındaki yetersiz yöneticiler için de geçerli aynı şey. Patronsanız ağırlıklı olarak, “Bu yeniliğin bana maliyeti ne olur?” sorusu gündeme gelir. “Benim bu işten anlamadığım ortaya çıkarsa, var olan düzenimi bozabilir” şeklinde korku olabilir. Dolayısıyla bilginin ve özgüvenin arttığı ortamlarda, yeniliğin kabullenmesi artıyor. Bu kesin!

* Eğitim ile oyunun artık iç içe olduğu bir çağa girdik. Öncelikle, eğitim sistemimiz ne kadar beklentilerimizi karşılıyor. Görüşlerinizi almak isterim?
Eğitim sistemi sadece Türkiye’de değil bütün dünyada değişiyor. Dolayısıyla değişime hepimizin ayak uydurması gerekiyor. Bu yıl yapılan çalıştaya, fütüristlerden Ufuk Tarhan’ı da davet ettiler. Bu çok önemli bir gelişme, bizim için heyecan verici oldu. Çıktılarına çok hakim değilim ancak tüm katılımcıların fikirlerinin alındığını biliyorum. Uzun vadeli planlarda eğitim sisteminin değişeceği ile ilgili maddeler var. Çocukların eğitim sistemi ile ileride ne kadar uyumlu olacakları konusunda şunu söyleyebilirim; söylem başka uygulama başka şeylerdir, onu şu anda bilemeyiz. Ancak söylemler uygulanabilir hale gelirse, önümüzdeki 10 yıl içinde eğitim sisteminde peyderpey değişim başlayabilir.

Fotoğraflar: Cihan Atasever

EBEVEYNLER TEKNOLOJİYE HÂKİM DEĞİL!

Yazının devamı...

Çok seslilik bizde ortak değer

28 Aralık 2018


Masis Aram Gözbek ile dört yıl önce röportaj yaptığımda onu kendini müziğe adamış deli bir yetenek olarak anlatmıştım. Bu süreçte koro sayısını 6’ya yükseltirken korist sayısını da 10’a katlayarak, çağdaş müzikten çok sesli türkü düzenlemelerine kadar uzanan repertuvarıyla tüm dünyada adından söz ettirmeyi sürdürdü. Çok sesliliğin ortak bir değer haline gelmesi yolunda önemli bir adım attıklarına dikkat çeken Gözbek ile konuşmacı olarak katıldığı JCI Türkiye’nin Bursa etkinliğinde bir araya geldik. Gözbek ile hala imkânsızlıklar içinde önemli çalışmalara imza attıkları korolarının başarı hikâyesine kaldığımız yerden devam ettik.

*Son röportajımızdan bu yana dört yıl geçti. Öncelikle kısa bir hatırlatma yapalım isterseniz?
2007-2011 yılları arasında şefliğini üstlendiğim BÜMK Caz Korosu’nun ardından, 2011 yılının Haziran ayında benim yönetimimde kurulan Boğaziçi Caz Korosu ile yeni bir sayfa açtık aslında. İki dünya şampiyonluğu dâhil ulusal-uluslararası alanda birçok ödül kazandık. Yaklaşık 40 kişilik kadrosuyla çağdaş müzikten caza ve çok sesli türkü düzenlemelerine kadar uzanan çok geniş bir repertuvara sahip koromuz, 2012 yılında INTERKULTUR’un yayımlamış olduğu dünya sıralamalarında folklor kategorisinde birinci ve dünya genelinde ise on üçüncü olarak gösterildi.

KORO MÜZİĞİNİN ZİRVESİNDE YER ALDIK

*Bu süreçte yeni korolar kurmaya nasıl karar verdiniz?
2014 yılının Eylül ayında ülkemizde koro müziği kültürünün yaygınlaşması ve çok sesliliğin bir ortak değer haline gelmesi amacıyla önemli bir adım atmaya karar verdik. Ailemize 15-19 yaş arası yaklaşık 45 genç koristi de katarak Boğaziçi Gençlik Korosu’nu kurduk. Aynı yıl Boğaziçi Caz Korosu’yla, Fransa’da düzenlenen dünyanın en prestijli koro festivali Polyfollia’ya davet edildik. Dünya koro müziğinin zirvesi olarak gösterilen bu organizasyonda Türkiye’yi temsil eden ilk koro olduk. 

Yazının devamı...
Sibel BAĞCI UZUN Kimdir?

.