"Sibel Bağcı Uzun" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sibel Bağcı Uzun" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sibel Bağcı Uzun

Sibel Bağcı Uzun

Kadınlar için bu kez erkekler konuştu

7 Aralık 2018

25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele günü kapsamında Bursa’da da Mor Salkım Kadın ve Dayanışma Derneği tarafından organize edilen “Erkek Dili ile Şiddeti Konuşuyoruz” etkinliği, DB Pozitif ve İlham Veren Konuşmalar (İVK) işbirliğiyle, Almira Otel’de gerçekleştirildi.
Moderatörlük görevini üstlenmekten onur duyduğum etkinlikte, hep birlikte daha güzel bir dünyayı mümkün kılabileceğimize olan inancım daha da arttı. Farkındalık yaratmak adına desteğini esirgemeyen tüm konuşmacılarımız sadece bilgi donanımlarıyla değil, yaşanmışlıkları, hayata bakış açıları ve de şiddete karşı duruşlarıyla da gerçekten bizimle birlikte olduklarını hissettirdi.
Etkinlikteki, 3 farklı oturumdan önemli mesajları sizlerle de paylaşarak, toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığını çoğaltmayı diliyoruz.

ŞİDDET DİL DÜZEYİNDE BAŞLAR

İlk oturumda, toplumsal cinsiyet rollerinin ve şiddetin temelinde yatan nedenler psikolojik perspektiften Psikolog Ferhat Aydın ve Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Batı tarafından tartışıldı.
Prof Dr. Uğur Batı:

Yazının devamı...

Evrenin sırrı deneyimde gizli

26 Kasım 2018

Mert Ruscuklu, kitabıyla okuyucularını sıra dışı bir hayata değil, göremediği yeteneklerini deneyimler yardımıyla keşfetmeye davet ediyor. Mert Ruscuklu’yla Mor Salkım Kadın ve Dayanışma Derneği ile İVK (İlham Veren Konuşmalar) tarafından düzenlenen Erkek Diliyle Şiddeti Konuşuyoruz etkinliği için geldiği Bursa’da, kendi ruhsal deneyim yolculuğu ve yeni projeleri üzerine konuştuk.

-Özellikle radyo programında her sabah seni farklı ruh hallerinde dinleyen insanlara, bir nevi yol arkadaşlığı yapıyorsun. Onlara seslenirken özellikle dikkate aldığın şeyler var mı?
Aslında her alanda yaptığım yayınlarda tek bir şeye önem veriyorum; oda samimi olması ve bir amaca hizmet etmesi. Radyodaki sabah yayınlarının da amacı insanları yeni güne hazırlamak ve enerjisini onlara aşılamaksa ben de bunu sevgiyle ve umutla yapıyorum. Var olan sevgiyi karşıya yansıtabildiğimi ise son gelen ratinglere baktığımda görebilmek beni çok mutlu etti.


‘BİR YAŞAM MODELİ KURGULADIM’

-Ruhsal Deneyim’in hikâyesine geçelim mi?

Yazının devamı...

Güldürürken yüzleştiren psikolog

12 Kasım 2018

-24 Kasım’da Bursa’da “Erkek Diliyle Şiddeti Konuşuyoruz” etkinliğinde de konuşmacı olarak yer alacaksınız.
Evet, Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği’nin düzenlediği etkinlikte, farklı alanlardan değerli konuşmacılarla birlikte olacağız. Şiddet aslında insanın çok ciddi bir problemidir. Kolay çözülecek bir mesele değil ama minimize edebiliriz. Özellikle konuşulması gereken cinsiyet rolleri, sıkıntıları var; ancak küçüklüğünden itibaren yüklenen sorumluluklar nedeniyle, bence erkeğin durumu pek de iç açıcı değil. Psikiyatrik bozukluk anlamında şiddet gören çocukların, yetişkin olduklarında psikiyatrik bir bozukluk yaşama ihtimalleri diğerlerinden daha fazla olduğunu biliyoruz. Ben devlet tarafından bütün çiftlere evlilik öncesi danışmanlığın zorunlu tutulmasını savunuyorum. Çünkü şiddet uygulayan kişinin mutlaka geçmişinde bir kalıntı oluyor. Sevildiğini hisseden bir insan kolay kolay şiddet uygulamıyor. Aileden, eğitimden başlıyor her şey. Yeni bir şey söylemiyorum ama önemli olan bu farkındalığı sağlamak. Eğitim ve toplum bunu ne kadar törpülerse o kadar faydamıza olacak.

Fotoğraflar: Cihan Atasever

 SEVİLMEYİ BİLMİYORUZ

-Şiddeti kabulleniş ya da yüzleşememek nerden kaynaklanıyor?

Yazının devamı...

Torunlarımız bizden az yaşayacak

29 Ekim 2018

Doç.Dr Halit Yerebakan’ı, öncelikle yüksek enerjisi, heyecanı ve de samimiyeti ile kalbinizi kazanmayı bilen bir doktor olarak tanıtabilirim size. Sanırım adına hayran sayfası açılmasının sebeplerinin başında da bu özellikleri geliyor. Başarısının sırrını “çok çalışmak” olarak özetleyen Dr.Yerebakan için uzmanlığı konusunda ise dünyaca ünlü Prof.Dr. Mehmet Öz’ün asistanlığını yaptığını, yurtdışında önemli araştırmalarıyla birlikte organ nakli konusunda ödülleri de bulunduğunu belirtmemizde fayda var.
HETADER hastaları için düzenlenen gecede sağlıklı beslenme konusunda bilgiler veren Dr.Yerebakan’la, birlikte konuşmacı olduğu Şef Ömür Akkor’un restoranında bizim için hazırladığı keyifli sofrada buluştuk. Sağlıklı yemekler eşliğinde gerçekleşen sohbetimizde son dönemlerde sıkça tartışılan şekerden ekmeğe, beslenmeyle ilgili aklımızda ne varsa tüm sorularımızı yönelttik.

Uzun yaşamanın 5 sırrı var diyorsunuz. Sırasıyla alalım mı nerede hata yapıyoruz, nelere dikkat etmeliyiz?
Yapılan araştırmalar şunu gösteriyor insanlar ne kadar uzun ve sağlıklı yaşayacaklarına kendileri karar verebiliyorlar. Bugüne kadar hep genleri suçladık. Ama bugün gördük ki normal şartlarda taşımadığınız genetik hastalıklara, kendimize iyi bakmazsak yakalanabiliyoruz. Sigara, hareketsizlik, obezite gibi etkenler birçok hastalığı tetikleyebiliyor. Bilim adamları birçok araştırmanın sonucunda görmüşler ki, insanlar eğer bu bahsedeceğim 5 şeyi yaparlarsa, ne kadar uzun ve sağlıklı yaşayacaklarının yüzde yetmişten fazlasına kendileri karar verebiliyor.

İnanılmaz bir rakam değil mi?
Müthiş bir rakam! Kalp doktoru olduğum için önce kalpten bahsetmek istiyorum. Bu 5 maddenin birisi, vücudumuzun sessiz katili tansiyondur. Tansiyon kalbimizin kanı vücudumuza gönderebilmesi için gereken basınçtır. Araştırmalarda yüksek tansiyonun insan ömründen 10 yıl götürdüğü gösterilmiştir. Demek ki bir insan nefesini ne kadar hızlı tüketirse ömrü o kadar hızlı olacaktır. Tansiyon kalp yetmezliğine sebebiyet veriyor, kalp yetmezliğinde ise akciğerlerde ödem birikiyor. , nefes alamıyor, nefes alış sayısı artıyor ve otomatikman nefesini tüketiyor. Dolayısıyla tansiyon insan ömründen en fazla çalan önemli bir hastalıktır.

OBEZİTE TANSİYONUN İLK SEBEBİDİR

Çağımızın en büyük sorunlarından biri obezite olarak gösteriliyor?

Yazının devamı...

Hadi bir iyilik yap!

15 Ekim 2018


Bu süre zarfında gerek bilinçlendirme çalışmaları gerekse sosyal sorumluluk projeleriyle sağlıklı nesiller yetiştirmek ve bu hastalıkla mücadele eden çocukları hayata tutundurmak adına önemli çalışmalara imza attılar. Derneğin hedef ve projeleri hakkında bilgi veren Kazancı, tüm kan hastalıkları için önleyici bir adım olacak kanun tasarısının da hazır olduğunu belirtti. Kazancı, söyleşimiz vesilesiyle özellikle kan ve kök hücre bağışçısı olma yolunda gönüllü bağışçılara “hadi bir iyilik yap” mottosuyla bir kez daha seslendi.

41 İLDE TEST YAPILIYOR

-Öncelikle HETADER hakkında kısaca bilgi alabilir miyiz?
Derneğimiz 2013 yılında kuruldu. Hastalarımızın anneleri, hastanedeki hemşirelerimiz ve gönüllerimizle bir araya geldik ve bir gönüllü ordusu olduk. Amacımız ülkemizde ve dünyada en sık görülen kalıtsal hastalıklardan biri olan ve Akdeniz anemisi olarak da bilinen talasemi konusunda farkındalık yaratmaktı. Hetader olarak da kurulduğumuz ilk andan itibaren ilimizin gerek yöneticilerinden gerek iş insanlarında ve sivil toplum kuruluşlarından aldığımız destekle bu farkındalığı yaratmaya çalıştık.

-Talasemi hastalığı anne babadan çocuklarına geçiyor ve bir ömür boyu sürüyor. Önlemek mümkün mü?
Aslında en önemli nokta farkındalık çalışmalarının bu hastalığı önlemek adına yapılmasıdır. Evlilik öncesi testi yapılarak talasemi taşıyıcılığı olan çiftlerin belirlenmesi ve her doğumda yüzde 25 oranında olan hasta çocuk doğumunu engellemek adına seminerler gerçekleştirdik. Ülkemizde 41 ilde talasemi testi yapılmakta. Fakat tüm Türkiye’de yaygınlaştırmak için de çabalarımız oldu. Sağlık Bakanlığı tarafından da yapılan planlamalar ile de önümüzdeki yıl tüm iller de yapılacak.

BURSA’DA ARTTIĞI DÜŞÜNÜLÜYOR

Yazının devamı...

Toplumsal cinsiyet eşitliğinden vazgeçmeyiz

1 Ekim 2018

Kadının Güçlenmesi Bursa Platformu davetlisi olarak Bursa’ya gelen Güllü ile BUSİAD Evi’nde organize edilen “Gücümüz Eşitliğimiz” panelindeki konuşması sonrası bir araya geldik. Başkan Canan Güllü, kadın politikası üretilmesi konusunda da iş dünyasına çağrıda bulundu.

- Sivil toplum örgütlerine gönül vermenizin özel bir hikayesi var mı?
Bireysel olarak 9 yaşından beri sivil toplum için çalıştığımı düşünüyorum. Babam devlet memuruydu bu nedenle çok yer gezdik. Küçükken trafik kazası geçirmiştim, çelimsiz bir kızdım ve ailemin kıymetlisiydim. Buna rağmen annemin beni komşu teyzelere sürekli bir şeyler almam için göndermesine anlam veremiyordum. Gittiğim yerlerde elime sarı zarflar verirlerdi. Annem de öğretmendi ancak çok sık yapılan tayinler nedeniyle mesleğini bırakmıştı. Sonradan anladım ki bugünün sivil toplum dediğimiz fahri gönüllülükle kendini dernek işlerine vermişti. Her bölgede imkansızlıklar nedeniyle okuyamayan önce kız çocuklarının sonra tüm çocukların okula gitmesi için çalışıyormuş. Verilen zarflarda çok büyük paralar da yokmuş, dönemin 5-10 lirası. Ama o paralar toplandığında çocukların çantası, ayakkabısı, önlüğü alınarak okula gönderilmesi sağlanıyordu. Bu çocukluğumdan itibaren benim içime işleyen bir şey oldu.
- Profesyonel olarak dernek çalışmalarına nasıl adım attınız?
Üniversiteye başladığımda hemen kendime üye olarak çalışabileceğim bir sivil toplum örgütü aradım. Prof. Dr. Afet İnan’ın, Atatürk’ten Yazdıklarım diye bir kitabı vardı. Kendime bir yol çizmede Afet İnan’ın 1953 yılında kurduğu dernek karşıma çıktı ve ilk kapısını çaldığım örgüt Kadının Sosyal Hayatını araştırma ve İnceleme Derneği oldu. Tamamen kendi başarılarıyla karar mekanizmalarında bir yerlere gelmiş kadınların oluşturduğu dernek, tabandaki kadınlara eğitimsel anlamda bilinçlendirmeye yönelik çalışmalar yapıyordu. Uzun süre alınmadım açıkçası! Daha sonra ısrarlı davranışlarım nedeniyle üye kabul ettiler ve ben arada 30 yıl yaş farkı ile birlikte, ciddi anlamda 30 yıl yaşamadan bu deneyimi edinmiş kadınlarla bir yol haritasına başladım. Bu süreç beni genel başkanlığa kadar getirdi. Ardından da federasyon yapılanması ile birlikte TKDF Başkanlığı geldi.

ASIL SORUN POLİTİKASIZLIKTIR

Yazının devamı...

Gelecek Artık YouTube'da

18 Eylül 2018

En sondan, kitabından başlayalım istiyorum. Gördüğümde isminden çok etkilendim. Son ana kadar açıklamamasının bir sebebi varmış dedim?

İçeride bir yazı var “Babamı ben öldürdüm” diye. Aslında kitabın kalbi de o yazı. Editörüm orada geçen, ‘Önce hayallerim öldü, sonra babam’ cümlesi için “Aslında önce insanın babası ölür, sonra hayalleri ölür. Ama sen de tam tersi olmuş. Kitabın adı bu olmalı!” dedi. Duyduğumda boğazım düğümlenmişti, sanki o cümleyi ben kurmamışım gibi (gülerek). Ben de, kesinlikle adı bu olmalı dedim.

E tabii sen bir Youtuber’sın. Kitapta içerik olarak konuştuğun konuların derlemesi mi bekleniyordu?

Aslında bunu ben de fark ettim ve biraz üzdü de. Çünkü ben hiçbir zaman kişisel gelişim videoları yapayım, insanları motive edeyim derdinde olmadım. Sadece kitapları, belgeselleri, filmleri anlatıyorum ve de araya hep kendi hikâyemi sıkıştırıyorum. Beni sevmelerinin sebebi de buydu aslında. Bu kitapta öyle bir kitap oldu. Benim hiçbir zaman çıkıp kendimi direkt anlatmaya cesaretim olmadı. O yüzden hep içeriklerimin arkasına sığındım. Ama bu sefer ham haliyle sadece kendi hikâyemi anlattım. Hiç yaşanmamış, eşsiz hikâyeler değil. Sadece kendi hayatımda yaşadığım olayları trajik, bazen de komik bir şekilde anlatmaya çalıştım.

ÖNCELİĞİM YAZMAKTI

Kitap yazma hayalin var mıydı yoksa popülerlikle gelen bir talep mi oldu?

Yazının devamı...

Türk müziğini dünyaya tanıtmalıyız

3 Eylül 2018

- Müzik eğitimine 12 yaşında başlamışsınız, yeteneğinizi nasıl keşfettiniz?
Aslında çok da farkında olduğumu söyleyemem. Babam amatör olarak gitar çalardı onunla şarkılar söylerdim ama ilkokuldayken müzik öğretmenim çok kibar ve dost canlısı biriydi. Gülfem öğretmenimle birlikte müziğe karşı bir merak oluştu ve onu etkilemek için blok flüt çalmaya başladım (gülerek). 10 yaşındaydım; hatırlıyorum babamla Ankara’da Evrensel Müzik’e gidip bir Yamaha markalı blok flüt almıştım ve akşamında bütün notaları çözmüştüm. 2 hafta sonra da hem İstiklal Marşı hem de bizim okulumuzun marşını çalabiliyordum. Sonrasında daha fazla zaman ayırmaya başladım ve okulda kurulan blok flüt korosunda da baş blok flütçüsü gibi bir pozisyondaydım.

- Öğrenim hayatınız boyunca öğretmenlerinizden yana hep şanslı olduğunuzu belirtiyorsunuz. Sizi en çok etkileyen şey ne oldu?
Öncelikle iyi iletişime çok inanıyorum. Benim de öğrencilerimle aramdaki sistem bunun üzerine kurulu. Önce iyi insan olabilmek adına, sonrasında bildiğim doğru şeyleri öğretmek için çalışıyorum. Eğitim hayatıma Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda solfej eğitimiyle devam ederken, yine şans eseri bu alanda en iyi müzisyenlerden değerli Prof. İlhan Baran’ın sınıfına denk geldim. 12 yaşındaydım ve yarı zamanlı gitmeme rağmen bu vizyon açma durumu İlhan Baran ile devam etti. Çünkü kendisi solfejden olduğu kadar, güneş sisteminden, kara maddeden de bahsederdi. Beni ekstradan pazar günkü derslerine de çağırdığı gibi, her hafta kendi koleksiyonundan İngilizce National Geographic dergilerinden de verirdi. İşte eğitimin bir parçası olan bu sosyal ve de kaliteli yaklaşım, size o yükselişi getiriyor ve de hayal gücünüzü destekleyerek vizyonunuzu açıyor. Özetle dünya insanı olmanızı sağlıyor.

TAM BURSLU OKUL KAZANDI

- Sonrasında uzun soluklu bir eğitim hayatınız başlamış, enstrüman olarak flütü seçmeye nasıl karar verdiniz?

Yazının devamı...
Sibel BAĞCI UZUN Kimdir?

.