"Ateş Bakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ateş Bakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ateş Bakan

Ateş Bakan

Peki ya futbolcular?

26 Şubat 2017

Ne düşünüyorlar, anlayamıyorum…
Beni korkutan, hiçbir şey düşünmüyor olmaları…
Adrocaat, zaten işini bitirmiş ve ailesine kavuşmak istiyor…
Burasını anladık ve mutabıkız…
Peki ya futbolcular?
Bunlar, faturanın onlara kesilmeyeceğini sanıyorlar ve aldanıyorlar…
Kazın ayağı öyle değil!

***

Volkan Şen:
Rakibi ile dalaşmaktan, faul almaya çalışmaktan, her pozisyonda yere düşerek hepimizi aldatmaktan, hakem ile uğraşmaktan, futbol oynamayı unuttu… Yerde kaldığı süre, ayakta kaldığı süreden fazla…

Ozan Tufan:
Şımarık, duyarsız, arzusuz, giydiği formanın kıymetini henüz kavramış değil…
Terlemeden maçı bitiriyor…

De Souza:
“Oyunda en iyi saklanabilen oyucu” ödülüne layık…

Mehmet Topal:
İyi niyetinden hiç şüphemiz yok, ancak bu kadar becerisiz oyuncular içinde kendini Alex sanmaya başladı. Topu ayağında üç kere dürtmeden, bir kere ters yöne dönmeden pas atmamaya başladı…

Lens ve Alper:
Takımın en yaratıcı ve arzulu oyuncuları ama nefesleri 60 dakikalık… O da onların sorunu…

Skrtel ve Neustadter: Yerden bu kadar ağır ve becerisiz miydiler?
Yoksa şimdi mi böyle oldular? Her iki durumda da bu bonservis bedelini hak etmediler…

Aatif;
Futbolu unutmuş, fizik olarak bitmiş, maça girdiğinde yorulmuş gibi…

Van Persie, Sow, Fernandao ve Emenike:
Dört tanesi bir tane Mario Gomez etmez, Demba Ba etmez, Hatta Cenk Tosun etmez…
Vallahi hepsini geçtim, kazanma arzuları, Webo etmez…
Dördü de takılıyorlar…
Ofsaytta kaldıkları süre top ile buluştuklarından fazla…
Bu forma da, onlara fazla…

Salih Uçan:
Bu kadar dökülen oyuncu arasında hala o formayı alamıyorsan bil ki, hata hocan da falan değil sendedir…

***
İlk hedefte Advocaat var…
Daha sonraki hedef ise başkan ve yönetim…
Siz kendiniz rahat hissediyorsunuz değil mi beyler?
Yok, böyle bir şey!
Bu formayı giymek milyonlarca gencin en büyük hayalidir…
Siz önce o formayı sırılsıklam yapacaksınız, sonra konuşacaksınız…
Bakın saklanamazsınız!
Hocanın ve başkanın arkasına kaçıp saklanamazsınız!
Bu camia saklananları, kaçak oyuncuları iyi görür…
“Kambur” yapanları da, hemen ayıklar…
Takım ne kadar kötü yönetiliyor ise yönetilsin…
Sen karşındaki oyuncudan 5 katı fazla para alıyorsun…
Aldığın paranın da, giydiğin formanın da hakkını vermek zorundasın!
Şunu iyi bilmelisin ki;
Bu şans bir daha gelmez!
Bir daha nasip olmaz o forma!
Kıymetini bilin!

 

Yazının devamı...

12. Adam basket maçında

24 Şubat 2017

 

Ekpe Udoh; Tanıyorsunuz, artık bizden biri, taraftarı ayağa kalkmaya davet etti…
Hep birlikte kalktık ayağa…
Ülker Arena kalktı ayağa…
Hücumdayken; “Sevdik seni her şeyden çok”
Defanstayken, ıslıklar…
O pervasızca çalan düdükler çalamaz oldu…
Rakip oyuncular nefes alamaz oldu…
Sadece 8 sayı yedik…
20 say atmışız...
Her şutu birlikte attık, üfleyerek soktuk…
Her savunmayı birlikte yaptık, değişmeden oynayan oyuncularımıza güç kattık…
Maçı birlikte kazandık…
12. Adamın gücünü anladık…

***

Çok önemli bir maçtı…
İlk dörtte bitirmek için kazanmamız gerekiyordu…
Bence en önemlisi takım, “geriye düşse bile maçı çevirebileceğine inandı”. Sanırım bu sezon ilk kez oluyor…
Taraftar, “erken çıkmamayı, pes etmemeyi” öğrendi…
Kendi gücünün yeniden farkına vardı…
Önemlidir ve çok değerlidir…
Büyük bir ihtimal ile Final Four’a giden yol Ülker Arena’dan geçecek…
Hep birlikte önemli bir antrenman yaptık…
Buradaki her maç rakip için çok zor olacak!

****

Biz salonda maçın heyecanını yaşarken,
Voleybolcu kızlarımız Bakü’yü yenmiş ve Şampiyonlar Liginde grubu lider bitirmeyi garantilemiş…
Dünkü yazımızda futbol şubesini kötü yönettiği için eleştirdiğimiz yönetime bugün teşekkür etmek zamanı…
Bu iş, işte böyle bir iş…
Mutlak iyi veya kötü yok!
Utanmadan sıkılmadan, kompleks yapmadan, “dün akşam ben ne demiştim” demeden, gördüklerini hissettikleri yazabilmek işi…

***

Voleybol ve basketbolda hayalini kuramayacağımız heyecanlar yaşıyoruz…
Sadece Fenerbahçe değil tüm ülke yaşıyor… Fenerbahçe ile rekabet eden takımlarımız, seviyeyi sürekli yukarıya taşıyor…
Bunun hakkını vermeliyim;
Bu işte kaldıraç görevini Fenerbahçe yapıyor…
Bir yandan eleştirip, bir yandan da “sağ ol” dememiz gerekiyor!

****

Bir maçta Silivri’de oynanıyor…
Dünün iddia makamında oturanlar, sanık sandalyesindeler…
Maç sessiz ve mahcup bir şekilde geçiyor…
Türkiye’ye bomba gibi düşen ilk iddialara göre en az 8 -9 takımı ilgilendiren maçın rövanşı, sessiz oynanıyor…
Doğaldır(!)
Eli kalem ve mikrofon tutanların büyük bölümünün savcı olduğu bir davada;
İddia makamı, sanık koltuğuna oturursa;
Kalemlerin sessiz kalması doğaldır…
Meşhur tapelerdeki ses kayıtları, hani şu aylarca manşet olan tapeler, dönemin Emniyet müdürü görevden alınır alınmaz, silinmiş(!)
Tarih bir gün mutlaka bu maçın sonucunu da yazacak!
Biz mahcup olup utansak bile, birileri mutlaka yazacak!

 

 

 

 

 

 

Yazının devamı...

Kötü değil çok kötü…

23 Şubat 2017

İki ay önce bu kadar kötü değildi…

Giderek kötüye giden bir takım oldu…

Pardon “takım” değil…

Oyuncular topluluğu bile değil…

Aynı oyuncuları sokaktan toplasan, maç öncesi beş dakika konuşsan, maç içinde oyuncular kendi aralarında konuşsa, daha iyi bir görüntü verebilir…

Üç kişi yalandan baskı yapsa, Fenerbahçe’nin eli, ayağı titriyor...

Top kaleci Volkan’a kadar gidip, uzun bir top ile karambol aranıyor…

Belli ki hiç çalışılmamış…

Pekâlâ, çalışmadınız, profesyonel futbolcusunuz, geçen yıldan kalan bir tecrübeniz var… Mehmet Topal stoperlerin arasına giriyordu, stoperler kanatlara açılıyor, orta saha oyucuları, topu almak için kendini gösteriyor falandı…

Takımda bir tane Emre olsa, bu baskıyı tek başına aşardı…

 

***

Aslında bu yazdıklarım boş şeyler…

Teknik anlamda konuşacak bir şey kalmamış…

Ortada net bir görüntü var; Bitmiş…

Oyuncular öz güvenini yitirmiş, “idare” ediyorlar…

Kulübedeki “açık sözlü” hocamız; bence tüm iddiasını kaybetmiş…

Takım üzerindeki tüm otoritesini yitirmiş…

“Tazminatımı alsam da, aileme kavuşsam” demeye başlamış…

Bence bir an önce masaya oturmalı…

Basın toplantısında sürekli Krasnodar’ın çok iyi takım olduğunu söyledi…

---------Katılmıyorum…

Fenerbahçe kötü ve her geçen gün daha kötü oynuyor…

Hocamız bizim aklımız ile dalga geçiyor…

“Kupayı alırsak, ligde ikinci olursak çok başarılı olmuş oluruz” diyor…

Yorum yapmamak lazım, hocamız bizim aklımız ile dalga geçiyor…

Başta Ahmet Ercanlar olmak üzere hocayı çok sıkıştırdılar…

Hocamız, çelişkiler yumağına saplandı…

İnanın kalacak olsa en az 5 tane yazı konusu çıkardı…

Uzun uzun hocayı yazmanın anlamı gerçekten yok…

Hoca fişi çekmiş, sadece “idare” ediyor…

 

***

Bu yazı yönetimden bağımsız yazılamaz…

Fenerbahçe kulübü futbol şubesi iyi yönetilmiyor!

Hem de son üç yıldır iyi yönetilmiyor!

Açık yüreklilikle bunu söylemek, bahanelere sığınmamak lazım…

Paniğe kapılmadan aklıselim biçimde, kararlar vermek lazım…

3 Temmuz’a, Yargıtay kararına, Futbolda Şike Kumpası davasına takılmadan asli işimizi yapmaya çalışmak lazım…

Akılcı bir biçimde, önümüzdeki yılların planını yapmak lazım…

Gitmeyeceğini görüyorlar ise bırakmak da, bir çözümdür…

Asıl olan Fenerbahçe’dir… En zor zamanında bile çözümsüz kalmamıştır… Kalmayacaktır…

Unutmayalım ki;

Hataları başka yerlerde arayanlar hiç bir zaman kalıcı çözümler bulamazlar!

Sağlam bir öz eleştiri ve radikal karaların zamanı gelmiştir!

Hatta biraz da geç kalınmıştır!

 

 

 

Yazının devamı...

Küçük ilçenin büyük takımı Şampiyon

20 Şubat 2017

Düşük bir bütçe ile ülke basketboluna nasıl katkı verilir?
------ Gösterdiler…
Küçük bir ilçe tek bir hedef ile altında nasıl toplanabilir?
------ Gösterdiler…
Mütevazı bir takım ile nasıl şampiyon olunur?
------ Gösterdiler…
2.06 boyu ile bir oyun kurucu kadar becerili bir basketbolcu, (Tolga Geçim) Türk basketboluna nasıl yetiştirilip, armağan edilir?
------ Gösterdiler…
Bir türlü süre verilemeyen Furkan Korkmaz’a, cesaret ile nasıl forma verilir?
------ Gösterdiler…Tebrikler, küçük ilçenin büyük kulübü; Banvit’e…

***

Ankara’da Türkiye Kupası Finalleri oynadı…Ligimiz Avrupa’nın en iyi liginden biri…4 tane Euroleagu takımı var…Bizim ülkeden başka kimselere izletemedik…İspanya kupasını 170 ülke izlemiş(!)Yunanistan ve İtalya kupaları bile izleniyor…Yeni federasyonumuz bu pazarlama işini el atmalı!

***

Biraz, o küçük Bandırma’nın, büyük kulübü Banvit’i anlatayım…
Yazmıştım, tekrar edeyim; Bandırma’nın nüfusu 140.000 kişi…
Banvit’in salonu, 3.000 kişi…
Her maçında salon doluyor…
İlçenin hem gurur kaynağı, hem de en büyük eğlencesi…
Şimdi sıkı durun; Bu küçük kasabanın, küçük bütçeli büyük takımı;
------Geçen yılın; Gençlerde Türkiye üçüncüsü, Yıldızlarda Türkiye Şampiyonu, Küçükler kategorisinde Türkiye ikincisi…
------- Yıllardır alt yaş gurupları Milli takımlarının temelini oluşturuyorlar…
------ Bir pilot takımları var…  Adı Bandırma Kırmızı… Birinci ligde mücadele ediyor… Yaş ortalaması 20…
------ 12 yaşından başlayarak tüm yaş guruplarında takımları var… Ülkede ve yakın coğrafyada gelecek vaat eden çocukları izliyorlar… Alabildiklerini, Bandırma’ya, “Basketbol Kasabasına” getiriyorlar. Basketbol, okul ve sosyal eğitim veriyorlar…
------Genç yaşı dolan çocuklar, Bandırma Kırmızı’da oynamaya başlıyor…
------ Bandırma Kırmızı da pişiriyorlar, Banvit’te oynatıyorlar… O seviyeye gelmemiş diğer genç oyuncuları ise Türkiye’deki diğer kulüplere veriyorlar……
 Genç, bilimsel çalıştırıcıları var…
Yetmez; Bandırma’daki İlkokul çağındaki kızların eğitimi için yaptıkları sosyal projeleri var…
140 bin nüfuslu bir ilçe, orta ölçekli bir sanayi gurubu, özverili insanlar;Mütevazı bir bütçe ile ülkeye verdikleri hizmete bakar mısınız?İşte size model!

****

Anlatabildim mi Sayın Bakanım… Birmodel kurulacak ise işte size Banvit!Konu futbol ise işte size, Altınordu!Destek verilecekse işte siz iki tane çok güzel model…Yapılmış bir tane şehir stadının maliyeti ile Banvit gibi oyuncu yetiştiren 1000 tane kulübe destek verebilirsiniz…Kurulmuş tıkır, tıkır işleyen bu düzenlerin yanında olabilirsiniz…Yenileri için örnek olabilirsiniz…Teşekkürler Şampiyon Banvit…Ülkemize örnek bir model sunduğun için…Ülkemize genç basketbolcular kazandırdığın için…Küçük bir ilçeyi basketbol kasabası yaptığın için…Hepsini bir de güzel kupa ile süslediğin için…

 

 

 

 

 

Yazının devamı...

Saraçoğlu’nda 12.170 kişi(!)

20 Şubat 2017

Çocukları, Fenerbahçe ile tanıştırmak için bulunmaz bir fırsat…
Ancak hiçbir Fenerbahçeli götürmedi çocuğunu…
“Bu takımın sadece forması benziyor, çocuğun aklı karışmasın, Fenerbahçe’yi yanlış tanımasın” diye düşündü…
Haklı çıktılar…

***

Maça,12.170 kişi gelmişti…
Perşembe akşamı basketbol takımı, Olimpiakos ile oynayacak…
Biletler şimdiden bitmiş…
Salon 25.000 kişilik olsa dolacak…
Özet ile biten Fenerbahçe sevgisi değil Futbol takımına olan inanç…
Ligin ilk maçında sonra yazımın başlığı;
“Küsmüşler” idi…
Lig bitti; “Barışmadılar”.
Hem takımlarına küstüler… Hem yönetimlerine küstüler;
Hem de ülkede adına futbol denilen adaletsiz oyuna…

***

Maçın anlatılacak pek bir şeyi yok…
Teslim olmak, “pes” demek, bulaşıcı hastalık gibidir…
Hemen yayılır…
Sarı lacivertli futbolcular, teker, teker, “pes” demişler…
Önce hocalarının dediğini hissettim…
Maç sonundaki demecinde,
“Daha iyi hoca bulabiliyorlar ise getirsinler” dedi…
Ben;
“Paramı cebime koyup gönderseler de ailemi kovuşsam” şeklinde anladım…

Futbolcuların tamamı pas almaktan kaçıyor… Yani sorumluluktan… “Fatura bana kesilmesin” derdindeler…
Ozan’ın yaşadığı bir pozisyon vardı, hatırlayalım;
Üç-beş tane Kasımpaşalı oyuncunun arasına girmek zorunda kaldı… Topu da kaybetmedi… Dakikalarca süren bu pozisyonda kareye bir türlü sarı lacivert formalı bir oyuncu giremedi…
Aslında bu yalnızlığın öyküsü idi…
Benzer pozisyonları, Mehmet Topal ile Volkan Şen ile de defalarca yaşadık…
Yanlarında, yardımlarında bir tek Fenerbahçeli yoktu…
Hepsi terk etmişler, teker teker gitmişler…
Böylesi durumlarda, yönetim yönetemiyor, antrenörün eli değmiyor ise isyankârlar çıkar ortaya…
Onlar da gitti…

Artık Emre yok, Caner yok, siz kızsanız da, Gökhan yok…
Bekir yok, Selçuk Şahin yok…
12. adam da yok…
O zaman çile çok!

***

Bunlar tamam ama şunu yazmalıyım!
Yüz tane maç seyrediyorum;
Fenerbahçe maçlarında gördüğüm bir manzarayı hiç bir maçta görmüyorum…
Fener maçlarının topu mu bir tuhaf?
Zemin mi çok kötü?
Ben mi yanılıyorum?
Futbolcuların hepsi ağır çekim gibi…

Bom boş bir pozisyonunda 5 metre yanındaki arkadaşına topu verecekleri zaman bile topu üç kez dürtüyorlar, bir saha bir sola bakıyorlar, topu da arkadaşının arkasına atıyorlar(!)
Top gelen oyuncu ise şaşkın(!) Hiç gelmeyecekmiş gibi karşılıyor topu…
Bu kadar ağır çekim bir takım hiç görmemiştim…
Skor;0-0:
Duran topu kullanmak için acele yok… Hücum etmek için bir gayret yok…
Dakika 90 olunca, aniden hepsini alıyor bir telaş(!)
Sanki okula gidecek çocuk geç kalmış da, uykudan yeni uyanmış gibi(!)
Aklınız neredeydi arkadaşlar(?)
Kusurumuza bakmayın arkadaşlar, kandıramıyorsunuz(?)
Sizler “pes” etmişiniz, tribüne oynuyorsunuz!

 

 

 

Yazının devamı...

Bu maç Advocaat’a yazar!

17 Şubat 2017

Çok açık sözlüsün, tüm önemli maçları çok iyi oynadın…

Ancak;

Ne yaptın sen bu ilk yarı hocam?

Taktik anlayışta sınıfta kaldın…

Gerçekten çaktın!

“Hiç futbolcular işini yapmadı, değişikliği göreceksiniz”, falan deme!

Bugün senin notun; 1.

Otur yerine ve düşün…

Topu hiç kimseye atma…

Burada futbol bilinmez sanma!

 

 

***

Neden yazdım bunları anlatayım…

İlk yarı şaşkın çok kötü bir Fenerbahçe gördünüz, sakın “ruhsuzlar” falan demeyin!

Tamamı hocanın yanlış taktiğinden…

Advocaat; Beşiktaş ve Bursaspor maçlarını da katı bir adam markajı ile oynadı…

Ne demektir “adam adama markaj”?

“Oğlum Hasan Ali, rakibin falanca numarasını tutacaksın. O nereye giderse takip edeceksin, nefes bile aldırmayacaksın!”

Demektir…

Maçı dikkat ile gerçi dikkate de pek gerek yok ama izlediğinizde göreceksiniz;

Advocaat, ilk yarı boyunca 7 oyuncusuna adam adama markaj görevi vermiş(!)

Bizim çocuklar, verilen görevi yerine getirmeye çalıştı(!)

Açıkçası sağ bek ve sol beke adam markajı verildiğini hiç görmemiştim…

Onu bile gördüm…

Elbette denize döküldüler…

 

***

Çünkü bu sistem futboldan kalkalı 30 yıl oldu…

Zayıf tarafı nedir adam adama markajın?

Becerebildiğim kadar anlatayım…

Ben Hasan Ali’yim, “rakibin sağ kanat oyuncusunu tut” demişler…

Tutuyorum…

Adam içeriye giriyor, onunla gidiyorum.

Alanım bom boş…

Adam çakmış durumu, beni alıp öbür kanada götürüyor, hocam söylemiş ben de gidiyorum… Sow da zaten pek gelmez geri…

Alanım bom boş…

Fenerbahçe’nin sol kanadına yürüyerek geldiler…

 

***

Bir örnek daha vermek zorundayım ki, bu çağın gerisinde kalmış sistem daha iyi anlaşılsın…

Defans ve orta sahanın tamamı bir tane adamı gözüne kestirmiş, takip ediyor…

Adamlar da uyanmış, seni de yanlarına alıp kendi savunma hatlarına götürüyorlar…

Rakip takımın stoperleri yürüye, yürüye, senin ceza alanına geliyor…

Gördünüz geldiler ve golü attılar…

Beşiktaş maçında Tosic iki kez yürüdü…

Yürüdükçe önü açıldı…

Kendi bile inanamadı…

Fırsatı kullanamadı…

Bir daha da denemedi…

Beşiktaş ve Bursa antrenörleri uyanamadı…

Ancak İgor Shalimov izlemiş son iki maçı…

Bizimle daha doğrusu Abroocat ile oynadı…

O nedenle bu maçın ilk yarısı tartışmasız, direk Abrocaat’a yazar!

Maçın birinci dakikasında adamın işi çözdüğü belli oldu…

Müdahale etsene içeriye…

“Ben yanlış yaptım bırakın adam adamayı, herkes alanından sorumludur” desene!

Basketbolun gözünü seveyim mola da yok burada…

Sen de çalıştırmamışın, bir hareketin ile defans sistemini değiştirecek organizasyonu da kuramamışsın…

Dualar ederek devre arasını bekledik…

Dualarımız kabul oldu…

Devreyi bir gol yiyerek, 0 şut, 0 korner, 0 atak ile kapadık…

 

***

Bunu da yazayım;

Futbolda, adam adama markaj en fazla çok önemli bir kişiye yapılır…

Bunu da, bu işle ilgilenen herkes biliyordur…

Advocaat, hepinizden daha fazla biliyordur…

Ancak, ya işini, ya bizi, ya da rakibi ciddiye almıyordur!

Ya da, futbolcular anlattığını anlamamıştır…

O da onun sorunu…

 

***

Ayrıca Abroocat hocam;

Sow, Afrika kupasından geldiğinden beri dört maç oynadı…

Bence henüz top ile buluşamadı(!) Sayesinde Hasan Ali, hayatının en kötü günlerini yaşıyor…

Sanırım senin takımın, 4-3-3 oynuyor…

Sow, 4-4-2 oynuyoruz sanıyor. Yani ikinci santrafor gibi oynuyor…

Aksi takdirde;

Sol kanat oyuncun durduk yerde, daha maçın ilk 10 dakikasında, iki kez ofsaytta düşer mi?

Takım hücuma bile kalmamışken ofsaytta kalır mı?

Emenike, senin bileceğin iştir karışamam(!) Ancak ben son günlerde, Ferbnandao’yu hiç olmadığı kadar gayretli görüyordum…

De Souza’ya son üç maçtır dikkat ettiniz mi?

“Aman topu bana verme de kime verirsen ver”, oynuyor…

Mecburen aldığı topları saydınız mı?

Ben saydım, o kadar çok saklanarak ve istemeden alıyor ki, geriye verdiği pas sayısı, yana verdiği pas sayısında fazla(!)

İleriye verdiği pas sayısı ise yok(!)

Ozan, forvet arkası oynamaz, havaya giriyor…De Souza’nın yerinde oynar…

Kjaer ile Alper’e nazar diyecek diye korkarım…

Bu maçın tüm faturasını hiç çekinmeden Advocaat’a yazarım…

Ucuz atlattık…

Çok düzgün bir hakem ile oynadık…

İşi İstanbul’a bıraktık…

Rahat maçlarda oyuncularımız gevşerdi…

Bu kez hocamız gevşemiş…

Bir gün elbet biz de gevşeyeceğiz!

 

 

 

 

Yazının devamı...

Küçük ilçenin büyük kulübü

15 Şubat 2017

İkinci yarı Banvit adına oyuna, Tolga Geçim ve Furkan Korkmaz girdi…

Basketbol severler bilirler, ikisi de umut ile beklediğimiz yıldız adaylarımız…

Tolga, Banvit alt yapısından… 2.03 boyunda, fiziği ve kalitesi ile her şeyi yapabilecek bir delikanlı…

Furkan göz bebeğimiz, NBA’nin yakın takibinde… Efes alt yapısından yetişme… Kulübünde yedek kulübesinde oturup sürekli havlu sallıyordu…

Sezon ortasında Banvit kulübüne geçti…

Kısa özetten sonra maça dönelim;

Tolga maçı,  12 sayı,8 ribaund,6 asist ile bitirdi… Furkan, 8 sayı attı 4 ribaund aldı…

Maçı Banvit büyük fark ile kazandı…

Bizlerde, bu iki genç oyuncumuzu kazandık…

***

Okben Ulubay ve Emircan Koşut’u bilir misiniz?

Az takip edenler için; Her ikisi de Efes alt yapısından yetişen, gelecek vaat eden gençlerimiz… Genç takımda oynama zamanları bittiğinde A takıma geçtiler… Efes’in hedefleri üst düzeyde olduğu için takımlarında süre alamadılar… Bu sezonun başında Yeşil Giresun takımına geçtiler…

Her ikisi de Yeşil Giresun takımının temel oyuncuları oldular… Basketbol severler, özellikle bu iki oyuncuyu izlemek üzere Yeşil Giresun’u takibe aldı… Emircan, 21 yaşında, 2,16 metre boyunda… Üç sayı bile atabilen özelliği var… Henüz zayıf… Yeşil Giresun’da tecrübe kazanmaya devam ediyor…

Okben Ulubay ise 2,01 metre boyunda, 20 yaşında… Bu yıl tam bir patlama yaptı… Ortalama 35 dakika süre aldı…T akımın lider oyuncusu oldu…

Sonra?

Darüşşafaka, hemen kaptı…

Şimdi birkaç dakika süre alarak potayı görmeden, kulübede havlu sallıyor(!)

***

Niyetim; Efes’e, Darüşşafaka’ya veya aynı seviyede oynayan Fenerbahçe’ye kızmak değil…

Onların işlevi başka…

Onlar, Avrupa’nın zirvesine oynuyorlar ve ülkede, basketbolun tanınmasında en büyük pay sahipleri…

O takımların işlevleri bu.

Bu çocukların o takımlarda süre alması hiç kolay değil…

Bu kulüplerde, 10 yaşından beri bu çocukları mürüvvetini görmek için yetiştirmişler, kolay kolay bir başka kulübe veremiyorlar…

------Haklılar…

Ne yapmalı?

Yeni Basketbol Federasyonumuz en önemli görevi;

Ligin seviyesini düşürmeden, gençlerimizin sorumluluk ve süre alacakları kulüplerde oynamasını sağlamak olmalı!

Çözüm kolay değil ama mutlak yapılmalı!

****

Size küçük ilçenin büyük kulübü, Banvit’i anlatacaktım…

Dağıldım…

Esas görev, Gençlik ve Spor Bakanımız,  Akif Çağatay Kılıç’a düşüyor…

Sayın Bakanımıza naçizane tavsiyem;

Basketbolu geliştirmek mi istiyor;  Banvit kulübünü inceletsin…

Futbolu geliştirmek mi istiyor; Altınordu kulübünü mercek altına alsın…

Gençlerimize yön vermek isteyen tüm kurumlara tavsiyemde şudur ki,

Spora yönelen gençten zarar gelmez!

Terörist çıkmaz!

Serseri çıkmaz!

Uyuşturucu bağımlısı çıkmaz!

***

Altınordu’yu eski yazılarımda çok anlatmıştım…

Biraz, o küçük Bandırma’nın, büyük kulübü Banvit’i anlatayım…

Bandırma’nın nüfusu 140.000 kişi…

Banvit’in salonu, 3.000 kişi… Her maçında salon doluyor…

İlçenin hem gurur kaynağı, hem de en büyük eğlencesi…

Şimdi sıkı durun;

Bu küçük kasabanın, küçük bütçeli büyük takımı;

-------Avrupa’nın en değerli liginde dördüncü sırada yer alıyor.

-------Şampiyonlar liginde yoluna devam ediyor…

-------Türkiye Kupasının çeyrek finalistlerinden biri…

Bunlar önemli ama esas benim değer verdiğim konulara geçeyim;

------Geçen yılın; Gençlerde Türkiye üçüncüsü, Yıldızlarda Türkiye Şampiyonu, Küçükler kategorisinde Türkiye ikincisi…

------ Bir pilot takımları var… Adı Bandırma Kırmızı… Birinci ligde mücadele ediyor… Yaş ortalaması 20…

------ 12 yaşından başlayarak tüm yaş guruplarında takımları var… Ülkede ve yakın coğrafyada gelecek vaat eden çocukları izliyorlar… Alabildiklerini, Bandırma’ya, “Basketbol Kasabasına” getiriyorlar. Basketbol, okul ve sosyal eğitim veriyorlar…

------ Genç yaşı dolan çocuklar, Bandırma Kırmızı’da oynamaya başlıyor…

------ Bandırma Kırmızı da pişiriyorlar, Banvit’te oynatıyorlar… O seviyeye gelmemiş diğer genç oyuncuları ise Türkiye’deki diğer kulüplere veriyorlar…

Maç salonunun yani sıra, alt yapı oyuncuları için lojman, yemekhane, etüt salonları, sosyal aktivite alanları, sağlık merkezleri ile antrenman salonları var…

Çocukların ailesi çocuklarını görmek için geldiklerinde, onları yatakhanelerde ağırlayacak yerleri var…

Genç, bilimsel çalıştırıcıları var…

Yetmez;

Bandırma’daki İlkokul çağındaki kızların eğitimi için yaptıkları sosyal projeleri var…

140 bin nüfuslu bir ilçe, orta ölçekli bir sanayi gurubu, özverili insanlar;

Mütevazı bir bütçe ile ülkeye verdikleri hizmete bakar mısınız?

İşte size model!

****

Anlatabildim mi Sayın Bakanım…

Bir model kurulacak ise işte size Banvit…

Veya Altınordu…

Destek verilecekse işte siz iki tane çok güzel model…

“Kulübün kendisine destek verelim” demiyorum. Haksız rekabet olur…

Modele destek verelim…

Genç oyucu üretenlere para kazandıran bir sistem kuralım… Teşvik edelim… Teknik insan kaynağı sağlayalım ve eğitelim diyorum.

Yapılmış bir tane şehir stadının maliyeti ile Banvit gibi oyuncu yetiştiren 1000 tane kulübe destek verebilirsiniz…

Ben kendi görevimi yapayım…

O güzel ilçenin güzel kulübüne, Banvit Başkanı Özkan Kılıç’a;

Türk sporuna verdikleri katkılar için teşekkür edeyim…

Yazının devamı...

Sessiz bir film…

12 Şubat 2017

Bunu antrenörü düşünsün…
Hepsini yırttım, yazmamak lazım…
Zaten bir yığın;
“Hakem hatalıydı ama Fenerbahçe’de…” diye devam eden yorumlar dinleyeceksiniz, yazılar okuyacaksınız…
Ben yazmayacağım!
Ülkede adına “futbol” dediğimiz “sesiz bir film” oynanıyor bunu yazacağım…
Bakın hiç abartmıyorum…
Gördüğünüz herkes kendi rolünü biliyor ve onu oynuyor…
Kimseye bu roller ezberletilmemiş, onlar ışığı görüyorlar ve ne yapacaklarını biliyorlar…
Yine “Fanatik Fenerli” diyeceklerdir…
Olsun desinler!
3 Temmuz da, tek başıma yazdığım günlerde de, “Fanatik Fenerli” demişlerdi…
Bugün gördük…
Gerçi kimse görmedi ama ben kendimi biliyorum…
Yazmam gerektiğini de biliyorum…
İnanın arşivlere yazıyorum… Yıllar sonra gençlerimiz maçları izleyecekler, maç sonrası yorumları görecekler…
Buna inancımı kaybetmedim, o nedenle yazıyorum…
Bu umudum da olmasa, inanın bu ülkede oynan sessiz oyuna karşı çıkacak gücü bulamam…
Tek umudum; tarihin, bugünün tüm aktörlerini yargılaması…

***

Neler oldu biraz özetleyeyim;
Maç öncesi muhteşem bir seyirci gördüm… Atkı gösterisi hiç bu kadar güzel yapılmamıştı… “Samanyolu”, Kadıköy’deki kadar, belki de daha güzel söylendi… “Müthiş keyifli bir maç izleyeceğiz” diye oturdum televizyonun başına…
Tam bu maçta, bilet fiyatlarına indirim olmuş(!) İlk kez Bursa tribünleri dolmuş(!)
Siz not alın ama inanın benim için hiç önemli değil, futbola renk gelmiş…
Fenerbahçe böylesi maçları daha arzulu oynar, biliyorum…

***

Maç başladı…
Pardon, başlayamadı…
Volkan’ın bulunduğu kaleye şişeler, çakmaklar, yağmaya başladı…
“Anons yok, hakemden tek bir uyarı yok(!) Maçı anlatanlardan, “neden maçın başlamadığına” dair tek bir kelam yok!
Volkan’a bir maddenin isabet etmemesi tamamen tesadüf…
Maç 5 dakika geç başladı. “Neden?” Diye soran yok…
Maçtan sonrada konuşan da olmayacak(!)
Maç başladı…
Bursasporlu oyuncular, tekme tokat dalmaya başladı…
Fenerbahçe’yi ve hakemi yıldırmak üzerine yapılmış plan…
Oysa Fenerbahçeli futbolcular alışkın, neler gördüler neler…
Yılmadılar…
Hakem de gördüğünü çalmaya çalışıyor…
Ben de kâğıdı kalemi elime aldım…
Tek tek yazmayacağım, çünkü hakem Halil Umut Meler, ilk yarı olabildiğince gördüğünü çalmaya çalıştı… İkinci yarısını ben bilemem(!)
İşim de bu genç hakem ile değil!

***

Ancak Bursaspor başkanını ve antrenörünü, size tanıtabilmek için şikâyetçi oldukları pozisyonu, birazcık anlatmalıyım:
Jovic’in kırmızı kart görmesine kızmışlar(!)
Anlatalım:
Sahadan atılan Jovic, Lens ile birlikte sarı kart gördü…
Lens’in tek suçu, Penaltı vuruşunda kendine iyi bir yer kapmaktı… Bursasporlu üç oyuncu teker teker onu ittiler…
En masumu Jovic idi…
Sonunda kabak, Lens ile Jovic’e patladı…
Bu arada dikkat, Lens cezalı duruma düştü…
Tıpkı Alper’in, “yabancı maddenin yağdığı yere korner kullanmak için yavaş gittiği” gerekçesi ile gördüğü ve cezalı duruma düştüğü kart gibi…
Devam edelim;
Bu ilk sarı kartını gören Jovic arkadaşımız;
İkinci sarı kartı görmeden önce 34. dakikada Sow’u devirdi kartı görmedi…
40. Dakikada sol kanattan giden Lens’i tuttu, kartı görmedi…
Sonunda 43. Dakikada Lens’i bir daha kucakladı ve ikinci sarıyı gördü…
Şaşırdı, sanırım, hiç görmeyeceğini sanmıştı(!)
Detaylı anlatıyorum; çünkü televizyonların tekrar programlarında göremeyeceksiniz…
Yazana da pek rastlanmayacak(!)

***

İşte ilk kez konuşan Bursaspor başkanının ve Mutlu Topçu’nun maç sonunda koşarak anlattıkları pozisyon; Bu pozisyon(!)
Kibarca isyan ediyorlar…
Sonrada, Türkiye’de futbolun neden gelişmediğini anlatıyorlar(?)
Küfürler, çakmaklar, su şişeleri, sahaya giren adamlar ve aldıkları “komik penaltıdan” hiç bahsetmiyorlar(!)
Biliyorlar, unutacağız onları… Unutturacaklar bize…
İnanın filimdeki rollerini yapıyorlar.
“Fenerbahçe hakemden şikâyetçi olmadan, biz çıkalım, hakem hakkında konuşalım” diye düşünmüşler…
Beşiktaş-Fenerbahçe maçından sonra verilen cezalara, ilk itiraz Beşiktaş yönetiminden gelmedi mi?
Bu, “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır taktiğidir”.
Ülkemizde geçerlidir!
Sessiz oynanan filmin sesli aktörleridir bunlar…

***

İkinci yarı başladı…
Bursasporlu futbolcular cesaret ile çift dalmaya, tekme atmaya rakiplerini tutarak durdurmaya devam etti…
İnanın eksilmeyeceklerini hissediyorlardı…
Normalde maçı, 8 kişi bitirmeleri gerekiyordu…
“Ne olursa olsun işin çivisi çıksın” gibi saldırıyorlardı…
Yazının başında söz verdim;
Fenerbahçeli futbolcuların (Alper hariç) maç bitmiş gibi tembel tavırlarını yazan çok olacağı için yazmayacağım…
Sanki son maçları, kaybedenlerse küme düşecekler gibiydiler. Atılacak oyuncuların hiçbir önemi yokmuş gibi, bir hafta sonra maç oynamayacak gibi cesurdular…
Bakın sakın yanlış anlamayın; Mücadelelerine laf etmiyorum, korkusuz biçimde risk almalarını anlamaya çalışıyorum…
Aslında anlıyorum, çünkü ilk defa olmuyor…
Tribünlerden edilen küfürler ve sahaya atılan maddeler de korkusuzca devam etti. Sanki bu maç, ligin sonu gibi… Ceza almaktan hiç korkmadan sürdü…
Tek bir anons veya bir uyarı ben duymadım…
Eski Bursasporlu, şimdi Fenerbahçe’de oynayan futbolcular oyuna girdikçe, küfür ve şiddetin dozu arttı…
Alışkanlık olmuştu sahaya bir seyirci girdi ve Volkan Şen’in yanına kadar gitti…
Beşiktaş maçında da girilmişti(!)
Cezası olmayınca girerler()
“Birileri Fenerbahçe maçında girebilirsiniz” demiş gibi…
Var mı başka izahı?
Hadi ben fanatiğim…
Sizlerden bir tanesi, bana mantıklı bir şekilde izah etsin…
Eskiden “Volkan Demirel veya Aziz Yıldırım tahrik etti” diyordunuz;
Şimdi, adamların sesi çıkmıyor…
Yok, izahı yok!
Ve her hafta oynanıyor…
Bizde sessizce seyrediyoruz bu sesiz filmi…

***

Bu kadar çok aktör konuşup anlaşmadan, nasıl rol alır bu filmde?
Çok düşünüyorum, kendime “saçmalama” dediğim çok oluyor… Ancak başka türlü çıkamıyorum içinden…
Anladığımı, anlatayım:
Fenerbahçe lehine hata yapan hakem, maç alamıyor…
Rakiplere yapılan hatalar ise maç almanın garantisi oluyor…
İsterseniz deneyelim;
Maç Fenerbahçe’nin galibiyeti ile bitseydi, Umut Meler, kızağa çekilecekti…
Görmediği komik Penaltıyı verdi… Haftaya, maçı alacak…
Tabi bu yazıyı okuyup da, maç vermezler ise, genç kardeşim kusuruma bakmasın!
Tasalanma, hiçbiri okumaz beni kardeşim…
Fenerbahçe’ye küfür eden, çakmak atan taraftar, ceza almıyor…
Fenerbahçe’ye sallayan gazeteci alkışlanıyor…
Fenerbahçe’ye tekmeyi sallayan kardeşim kartı görmüyor…
Gördüğü zamanda;
Antrenörü kızmıyor, hatta “helal” diyor…
Federasyon minimum ceza veriyor…
Basın görmemezlikten geliyor…
Hatta diğer büyüklerin transfer listesine bile giriyor...
Bakın abartmıyorum;
İsim yazmayacağım;
Açın bakın, sırf bu nedenlerle transfer edilip sonra işe yaramadıkları için nasıl elden çıkarılacağı problem olan oyuncular listesini…
Göreceksiniz çok kalabalıktır…

***

Fenerbahçe tribünü bu yıl;
---- “Para verip ben bu filmi seyretmem arkadaş” diyor…
---- “Sonunu biliyorum. İyi adam hep ölüyor” diyor…
---- “Bu filmi 3 Temmuz’dan bu yana hep seyrettim” diyor…
---- “Yeter artık, yönetimin de gücü yetmiyor” diyor…
Haklılar, ancak meydanı bırakmamak gerekiyor…
Ya da, “ben bu yıl yokum, siz kendi kendinize oynayın bu filmi” demek icap ediyor…

***

Hakemleri, federasyonu, ceza kurullarındaki insanları, televizyona ceketleri giyip kravatları bağlayarak çıkan insanları, basını, birazcık anıyorum…
Su, o tarafa akıyor, onlarda yüzüyorlar.
Veya rüzgâr öyle esiyor, yelkeni açıyorlar…
İnanın futbolcuları ve taraftarı algılayamıyorum…
Ülkenin her stadında benzer taraftarı ve oyuncuları görünce umudumu yitiyorum.
Sadece futbol ile ilgili umudumu değil, insanımız ile ilgili umudumu yitiriyorum…
“Biz bu kadar mı gücün yanında yer alan bir toplum olduk?” diye soruyorum…
Üzülüyorum…

***
Evet, bu sesiz filmin aktöreleri o kadar çok ki…
Ve inanılmayacak kadar sessiz ki…
Hep birlikte;
“Fanatik delinin” yazdıkları, deyip geçecekler…
Ya da hiç okumayacaklar…
Hiç önemli değil beyler!
Arşive yazıyorum ben!
“3 Temmuz da” yazmıştım, duruyor!
Sizler okumuyorsunuz ama yarın çocuklarınız okuyacak onları…
Sizleri bilmem ama benim yüzüm olacak yarın ile yüzleşmeye…

 

 

Yazının devamı...