"Fatih Aktimur" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Aktimur" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Fatih Aktimur

Tüketici yeni ayakkabı yerine tamiri yeğliyor

4 Nisan 2009
Develi Kundura
Ömer Karakaya

AKAY Yokuşu’nda 25 yıldır ayakkabı tamiri ve satışı işiyle uğraşan Ömer Karakaya, baba mesleği olan ayakkabıcılığa yıllardır devam ediyor. Babası, hayatını kaybettikten sonra onun yerini alan, iki nesildir ayakkabı tamiri ve satışı yapan Karakaya, mesleğini ve yaşadıklarını şöyle anlattı:
/images/100/0x0/55ea2a5af018fbb8f86f3294
"Esnaflığa bu caddede başladım. Ayakkabı tamiratı ve satışı yapıyoruz. Uzun yıllardan beri bu işi yapıyorum. Başka bir iş yapmayı da düşünmedim.

Ekonomik krizin bizi etkilemediğini söylemek yalan olmaz. İşlerimizi krizden önce de aynıydı, krizden sonra da eski oranda devam ediyor. Ayakkabı tamiri yaptığımız için belki bu durumu yaşıyoruz. İnsanlar yeni ayakkabı almak yerine eski ayakkabısını tamir ettirip giymeye devam ediyor. Yine yeni ayakkabı alan müşterilerimiz de var ama tamir işleri daha yoğun bir şekilde sürüyor.

Müşteri kitlemiz geniş

Milletvekillerinden bakanlara kadar çok geniş bir yelpazede müşterilerimiz var. Konumumuz itibarı ile bakanlıklara yakın olmamızın da bunda etkisi vardır mutlaka. Bunun dışında buradaki eğlence merkezlerine gelen sanatçıların da kimi zaman tamir gerektiren ayakkabılarıyla da ilgileniyoruz. Ayakkabıcılık işini severek yapıyorum. Zaten eğer memnun olmasaydım devlet memuru olurdum. Bu iş sabır ve tecrübe gerektirdiği için sevilmeden yapılması da mümkün değil. Ben de severek yapıyorum. Bazen her ne kadar bıkkınlık gelse de işime sahip çıktım bırakıp vazgeçmeyi hiç düşünmedim. Aile bireylerim arasında kardeşim ve yeğenim de ayakkabıcılık işiyle uğraşıyor.

Eylemci polisle sohbet ettik

UNUTAMADIĞIM
anılarım arasında Abdullah Gül’ün ziyareti var. Bundan yaklaşık 15 yıl önce yanındakilerle birlikte galiba esnaf gezisi yapıyormuş. Bizim dükkanı görünce gelip bizlerle de tokalaştı. Bu anımı unutamıyorum. Bir de bundan birkaç hafta önce Başbakanlık binasının önünde iki silahıyla birlikte eylem yapan emekli bir polis memuru vardı. Eyleminden iki gün önce dükkana gelip kemer satın almıştı. Ayaküstü biraz muhabbet ettik. Sonra basından öğrendik ki başbakanlığın önünde eylem yapmış.
Yazının devamı...

Kriz kişisel bakımı vurdu

28 Mart 2009
Kavaklıdere ErkekBerberi

Şükrü Elvan

1977
yılından bu yana Kavaklıdere’de erkek berberliği yapan Şükrü Elvan mesleğini 32 yıldır severek yaptığını ifade etti. Daha önceleri Bülten Sokak’ta bulunan dükkanda çalışan, yedi yıldır da Bestekar Sokak’taki işyerinde çevre esnafına ve mahalle sakinlerine hizmet veren Elvan yaşadıklarını ve mesleğini şu cümlelerle dile getirdi:/images/100/0x0/55ea5973f018fbb8f87a2ace

"Ortaokululu bitirdikten sonra okula devam etmedim. 13 yaşımda da çıraklıkla berberliğe ilk adımı attım. Küçük yaştan itibaren bu sanatla uğraşıyorum. Başka bir iş yapmayı düşünmedim. 32 yıldır da berberlik yapıyorum. Kuaför kelimesini kaldırdık ve berber olarak kullanmaya başladık. Kuaför daha çok kadınlara yönelik bir sözcük. Müşterilerimize de sorduk, kuaför mü yoksa berber kelimesini mi kullanalım diye. Onlarda berber olması yönünde karar verdiler. Berber kelimesi erkekler için daha orjinal. Bu yüzden kuaför kelimesinin yerine yıllardır berberi kullanıyoruz. Kendimize de kuaför değil berber diyoruz.

Müşterimiz bölge esnafı

Bu bölgede otellerin yoğunluğu nedeniyle kimi zaman ünlü müşterilerimiz de oluyor. Konum itibarı ile pek fazla konut bulunmadığı için mahallede ikamet edenler de fazla değil. Yine de az çok mahalle sakini de müşterilerimiz arasında yer alıyor. Yerleşim bölgesi olarak burada evden çok iş yeri var. Sokaklar ve caddeler boydan boya dükkanlarla dolu. Bunun için en çok müşterimiz bölge esnafı oluyor. Onun dışında da devlet memurlarına da hizmet veriyoruz.

Bakımdan taviz veriliyor

Yaşanan ekonomik krizin bizi de etkilememesi zaten mümkün değil. Bunun yanında sokağımıza konulan park yasağı da işlerimizin düşmesinde etkili oldu. Arabasıyla gelip traş olmak isteyen müşterilerimiz park yasağı nedeniyle aracını park edip gelemiyor. Bu da müşteri kaybetmemize neden oluyor. Özellikle son üç haftadır işlerde büyük oranda düşüş var. Kaba taslak bir hesapla işlerimiz yüzde 40 oranında düştü. İnsanlar kriz nedeniyle artık kişisel bakımlarından bile taviz vermeye başladı. Normalde 15 günde ya da haftada bir gelen müşterimiz artık ayda bir gelmeye başladı. Kriz insanların bakımlarını da vurdu. Genel olarak mesleğimizden memnunuz. Bu dükkandan dört kişi ekmek yiyor. Berberlikten yetiştiğimiz için işimizi de tam anlamıyla yapabildiğimize inanıyoruz. Başka bir iş yapmayı da zaten düşünmedik. Berberlik tabiri caizse kolumuzdaki altın bilezik gibi.

Müşteriyi ayna tuttu

BİR gün bir müşteri, berber koltuğuna oturdu. Tam makasımızı tarağımızı hazırlarken birden bire kendinden geçti. Bayılıp, koltuktan aşağı süzülmeye başladı. Bizler de haliyle telaşlandık adama birşey mi oldu diye. Sonra kolonya koklatarak, masaj yaparak müşteriyi kendine getirdik. Ayıldıktan sonra öğrendik ki adamın rahatsızlığı varmış. Ayna görünce bayılırmış. Adamı ayna tutuyormuş. Böyle bir şeyle ilk defa karşılaştığımız için çok şaşırdık. O müşterimiz bir daha gelmedi zaten. Fakat daha sonra aynasız nasıl traş oldu bilmiyoruz.
Yazının devamı...

Çocuklar artık doğaya yabancı Köy Evi

21 Mart 2009
PınarAtaç

ÇAYYOLU/images/100/0x0/55eb6179f018fbb8f8bd69f5

2003 yılından bu yana Çayyolu’nda organik gıdalar ve geleneksel damak tadına uygun ürünleri Ankaralılarla buluşturan Köy Evi’nin sahibi Pınar Ataç, işini keyif alarak yaptığını ifade ederek, Köy Evi’ni açmaktaki en önemli amacının "Unutulan geleneksel damak tadlarımızın büyükşehirde kolay şekilde teminini sağlamak ve bu tadları yaşatmak" olduğunu söyledi.

Kendi evinde tüketemeyeceği hiçbir ürünün satışını yapmadığını belirten Ataç yaptığı işi, "Ticari kaygı fazla olmazsa çok keyif veren insanlara faydalı olmanın neşesini taşıyacağınız bir iş" sözleriyle tanımladı. Türkiye’nin birçok ilinden getirdiği doğal ve organik ürünlerin satışını yapan Ataç, yaşadıklarını ve Köy Evi’ni şöyle anlattı:

Her bölgenin meşhuru

"Dükkanı açmaya karar vermeden önce bir gün memleketim Akçakoca’dan domates getirmiştim. Bir arkadaşımın oğlu, ’Pınar teyze ben hiç domates ağacı görmedim. Acaba nasıl bir ağaç’ dedi. Çocuklarımız artık domatesin bile ağaçta yetiştiğini düşünüyor. Doğaya çok yabancı kalındığı da açık. İnsanların bu ihtiyacı gözönüne alındığında bir anlamda da dükkanı açmaya böyle karar verdik. Ben eski bankacıyım ama benim bankacılık yaptığım dönemle, bu dönem arasında çok ciddi bir fark var. Kendi isteğimle bankacılıktan ayrıldıktan sonra eşimin de tavsiyesiyle bu dükkanı açtık. Hangi bölgenin nesi meşhursa onları getirmeye çalışıyoruz. Yöresel tatları insanlara sunma gayretindeyiz.

Doğal ürünler

Ülkemizdeki tarım şekli ciddi bir sıkıntı haline geldi. Biz de master sertifikası olan çiftliklerle çalışmaya başladık. Burada genel olarak yaş sebze-meyve, organik tarım ve temizlik malzemeleri ürünleri satıyoruz. Kimyasal içeriği çok yüksek olan temizlik ürünlerinin insan sağlığına zararları ortada. Biz bu yıldan itibaren tamamen organik olan temizlik maddelerini müşterilerimize sunmaya başladık. Balıkesir’den nohut, Malatya’dan kan üzümü, Çanakkale Biga’dan pirinç, Çorum’dan yerli ceviz, Bursa Gemlik’ten zeytin getiriyoruz. Bunlarla birlikte sattığımız diğer ürünlerin de hepsi organik ve taze.

Denenmiş ürünler

İleride servis anlamında da faaliyet göstermek istiyorum. Örneğin taptaze sebzeleri en doğal halleriyle satıyoruz, şimdilerde de bunların yemek olarak servisini yapmak istiyoruz. Örneğin Balıkesir’den getirdiğimiz ve çok beğeni toplayan nohutu satmakla birlikte aynı zamanda müşterilerimize yemek olarak da servis etmek istiyoruz. Dükkanımızda sattığımız her ürün bizim ve müşterilerimiz için çok özel. Tedarikçilerimizin gönderdikleri numuneleri evde test etmeden satışa sunmuyoruz zaten. Müşterilerimizin damak tadını artık az çok bildiğimiz için onların damak tadına hitap eden doğal ürünler satıyoruz. Dükkana ürün alırken de çok seçici davranıyorum. Ticari kaygıdan çok içimizdeki o amatör ruh hala canlı.

Doktor bir müşterimiz vardı uzun zamandan beri Osmanlı çileği reçeli arıyormuş. O dönem bizde de aradığı reçelden bulunuyordu. Tavsiye üzerine gelip bizi bulmuş. Reçeli aldıktan sonra dükkanın kendini çocukluğuna götürdüğünü söyleyerek ’Ben küçükken dedem kapının önünde çilek toplardı. Onun kokusu ikinci kata kadar gelirdi. Artık onu yaşayamaz olduk. Burada onu yaşıyorum’ dedi. ’Güzellikler özümüzde saklıdır’ sloganıyla hareket ediyoruz. Bu anlamda da insanlar kendilerini burada evlerinde gibi hissediyorlar.

Hayalini kurduğum yerdeyim

BURASI uzun süre hayalini kurduğum bir mekandı. İşi severek yaptığım için de keyif alıyorum. Müşterilerin bize geri dönüşünden de çok memnunum. Müşteriler burada her ürünün doğal olduğunu bilerek ve gönül rahatlığıyla alışveriş ediyorlar. Dükkanı açtığımız günden bu yana geçen altı yıllık sürede iki çocuk dünyaya getirdim. Bazen dükkana uğrayamadığım zamanlar oldu. Ama burada öyle hoş temeller atmışız ki, müşterilerimiz hep yanımızda oldu. Bizi bırakmadılar.
Yazının devamı...

Duayen tüccardan ticaret sırları

14 Mart 2009
Küçük yaşlarda başlayan ticaret

7 yaşında Malatyada mahallelerde, kümeslerden yumurta alır onları götürüp bakkallara satardım. 1959’da müteahhitliğe başladım. Köy okulları ve banka inşaatları yaptık. Malatya ve Elazığ’ın köy okullarının yüzde 80’inin ben yaptım. Dönemin şartlarında oralarda nakliye çok zordu. Su getirmek için kanal ve havuz inşaatı yapardık, ciplerle kamyonlarla kilometrelerce yere nakliye yapardık. Yol ve ulaşım imkanı zor olduğu için bazı günler 20 kilometreyi yürüyerek giderdim. Hatta bazen şantiyeye hayvan sırtında kiremit taşırdık.

1960’da askere gidip geldikten sonra müteahhitliğe devam ettim. 1971’de Ankara’ya geldik emlakçılık müteahhitlik ve galericilik yaptım. Fakat eski dönemlerimi arıyorum. Fakir fukaraya okul yaptığımızda insanlar açtı. Aralarında ben çalışacam diye kavga ederlerdi. Biz de kimse mağdur olmasın diye vardiyalı olarak çalıştırırdık. Oralarda köylülerin sevgisini kazanmıştık. Ankara’da o samimiyeti göremedim. Orada yaşadığımız bu çileli zevki vermedi bize. Oradaki insanlar birbirlerini severlerdi. Az kazanırlardı ama birbirlerine hep yardımcı olurlardı. Yüzleri gülerdi. Şimdi insanlar ne kadar zengin olsa da yüzleri gülmüyor. Gençlik dönemlerimde düşman düşmana yardımcı olurdu. Bunlardan dolayı o zamanları arıyorum.

Ticarette ısrar olmaz

Ticarette bir meslekte ısrar etmeyeceksin. Ticari hayat, kumara benzer kar, zararın kardeşidir. Zarar etmeyen kar da edemez. Ticaret bir anlamda da yıldıza benzer. O yıldız parlarken, sönmeden başka aydınlıklara parlaklılara gitmeye çalışmak gerekir. Ankara’da galericilik ve emlakçılık da yaptım. Bir işte kar bitmişse gün geçtikçe modasını kaybedecek görüşüyle galeriyi devrettim. Şimdi de oğlumla burayı açtık. Çünkü bir işi herkes yapmaya başladığı zaman bir ekmek 10’a bölünmeden başka işlere bakacaksın. Bu felsefemle hep karnımız doydu.

Baba nasihatini tuttum

Memlekette 13 kişilik bir aileydik. Babam ailece yemek yerken her zaman sokaktaki insanın ekmeğine göz dikmeyin derdi. Senin yiyebilmen için için sokaktakinin de ekmek bulabilmesi lazım derdi. Bu dükkan artık kendi masrafını çıkarmıyor. burada 3-5 kişi ekmek yiyor bu işten. zarar ettim diyerek çalışanlarını sokağa atmayacaksın. Zamanında Vehbi Koç’a annesi gözünü toprak doyursun oğlum daha ne kadar çalışacaksın yeter artık demiş. Koç’da annesine burayı bırakırsam işçilerime çalışmadan maaş veremem. Ben artık onlar için çalışıyorum cevabını vermiş. Bazen buraya gelen ekonomi profesörleriyle sohbet ediyoruz. bunları paylaştıkça neden ekonomi kitabı yazmıyorsun diyorlar

Güven olmazsa para akışı olmaz

Ekonomik kriz Türkiye’yi fazlasıyla etkiliyor. Fakat bir de şöyle birşey var ki; kendi elimizle bir güvensizlik yaratıyoruz. Parası olan yarın ne olacak, paramı muhafaza edeyim diye düşünüyor. Güven ortamı sağlanmadıkça piyasalarda kriz artarak devam edecektir. Güven ortamı sağlanmadıkça dış ülkelerden de para gelmez yatırım yapmazlar. Herşey peşin alınmaz önce güven sağlanmalı. Biz Türkiye’de güven ortamını sağlayabilirsek Avrupa’yı bile geçeriz. Bizim zamanımızda senet sepet yoktu. İnsanlar birbirlerine güvenirdi

Asıl eli öpülecek sensin

İnşaatlarımız için demir lazım olurdu. O dönemlerde de Kayseri’de iki kardeş demir tüccarı vardı. Ben de gençken demir alışverişini hep oradan yapardım. Birgün demir almak üzere Kayseri’ye bu iki kardeşin yanına gittim. Alışverişi tamamlayıp demirleri arabaya yükledikten sonra bana, buranın meşhur kebabını yedirmeden göndermeyiz dediler. Kebaplar söylendi. siparişler geldikten sonra içeride karpuz ekmek peynir yiyen işçiler gözüme çarptı. Ama bir yandan da kebapların kokusunun onlara da gittiğini farkettim. Ben de tabağımı aldım tüccarlara hiç birşey söylemeden işçilerin yanına gidip oturdum. Ben karpuz ekmeği çok severim, kebabı da birlikte yiyellim dedim. Yemekler bittikten sonra tüccarın birisi yanıma geldi. abiciğim benim geçnliğime cahilliğime ver size saygıda kusur ettim dedim. Elini öpmek için eğildim ama hakaret ettiğimi düşünerek kızacak diye korktum. Elimi tuttu "Asıl eli öpülecek sensin bize insanlığı öğrettin" dedi.
Yazının devamı...

Babasının yanında meslekte ikinci nesil

7 Mart 2009
Meslekte aile içinde ikinci nesil olduğunu dile getiren Demir, küçük yaşlardan beri babasının yanında çalışmaya devam ediyor. 1999 yılından bu yana da Dikmen’deki hazır giyim dükkanında hizmet veren Demir yaşadıklarını ve mesleğini şu cümlelerle dile getirdi:

Tek işim hazır giyim

"Yıllardır bu dükkanda vatandaşlara hazır giyim hizmeti veriyoruz. Baba mesleği olmasınan dolayı iş olarak başka şansımız da yoktu. Küçük yaşlardan beri babamla burada çalışıyoruz. İkinci nesil olarak giyim işini yapıyorum. Daha önce başka bir iş yapmadım. Ayakkabı hariç her türlü giyim eşyasını satıyoruz. Çeşit olarak geniş bir yelpazemiz olduğu için müşterilerimiz bizi tercih ediyor.

Eski esnaflık kalmadı

Burada artık eski esnaflık yok. Bir arkadaşımız burada emlakçılık yapıyordu. Ardından müteahhitlik yapmaya başladı. Daha sonra da, burada ne kadar esnaf arkadaş varsa hepsini dolandırdı. Paralarını alıp ortadan kayboldu. Bunu unutamıyorum. Bundan başka bir iş yapmayı da düşündüm ama, bazı durumlardan dolayı yapamadım. Açıköğretim fakültesini de bitirdim. Bu saatten sonra da başka bir iş yapmayı zaten düşünmüyorum.

Kriz göstergesi satış

Sezon olarak zaten ölü bir dönemdeyiz. Fakat son 15 gündür yaşanan ekonomik kriz, ağırlığını iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Şöyle birşey söylemek de mümkün; eğer gerçekten kriz varsa, yeni sezona girip aldığımız sezonluk mallarımızı hala satamıyor olursak hakikaten kriz var diyeceğiz. Ama genel anlamda zaten işlerde belli bir oranda düşüş yaşıyoruz.

Milletimiz orta direk

Müşteri kitlemizi genelde bu civarda yaşayan insanlar oluşturuyor. Tabiri caizse orta direğe hizmet veriyoruz. Mahalle sakinleri giyim alışverişini bizden yapıyor. Bunun dışında yoldan geçerken bir yakınına hediyelik eşya almak isteyen müşterilerimiz oluyor."
Yazının devamı...

Anahtarcılık güven demek

28 Şubat 2009
Anahtarcılığın güven işi olduğunu ifade eden Barış Usta, mesleği ve yaşadıklarını şu cümlelerle anlattı:

İşimiz güvene dayalı

Akrabalarım birçoğu anahtarcılık işiyle meşgul. Askerden geldikten sonra ben de bu işe başladım. Ankara’da dayımın çocukları, İstanbul’da teyze oğulları anahtarcılık yapıyor. Anahtarcılık ve çilingirlik güvene dayalı bir iş olduğu için sanırım anahtarcılar hep akraba ya da birbirini tanıyan insanlar. Bizim ailede de durum böyle.

Anahtarlarını kaybedenlere unutanlara kapılarını açıyoruz. Onun dışında anahtarlarını çoğaltmak isteyenlere hizmet veriyoruz. Kapı kilitlerini değiştiriyoruz. Müşterilerin acil durumlarda her saat ulaşabilmesi için, 7 gün 24 saat boyunca telefonum açık. Gecenin bir yarısında da telefon gelse hemen gidip kapıda kalanlara ya da acil durumlarda vatandaşlara yardımcı oluyoruz.

Unutamadığım intihar

Geçenlerde bir kadın intihar etmişti. Yakınları telefona cevap vermemesinden, kapıyı açmamasından şüphelenip polisi aramışlar. Karakoldan gelen polislerin nezaretinde kapıyı açtım. Kadının öldüğünü öğrendik. Cesedi görmedim ama kadının intihar ettiğini öğrendim. Maddi sıkıntılardan dolayı hap içip intihar etmiş. Evine icra gelmiş bayağı yüklü bir borcu varmış. Bu olayı unutamıyorum.

Bazen hırsızlık olaylarında da kapıları açmaya gidiyorum. Genelde hırsızlar kapıyı zorlayıp girdikleri için kilidi değiştiriyoruz. Böyle olaylarda polis ya da ev sahipleri arayıp beni çağırıyor. Bunun dışında yapacak bir işim olmadığını düşündüğüm için anahtarcılık ve çilingirlik yapıyorum. Müşteri kitlesini daha çok kapıda kalanlar, anahtar çoğaltmak isteyenler, emlakçılar ve inşaatçılar oluşturuyor.

Kriz mahçup ediyor

Yaşanan ekonomik kriz yaptığım işi çok olumusuz etkiledi. Kapıda kalanların, anahtarlarının unutanların acil işleri dışında insanlar kilit işlerini mecbur kalana kadar erteliyorlar. Artık çok sıkı pazarlık yapıyorlar ya da bir kaç yerden fiyat alıp öyle iş yaptırıyorlar.
Yazının devamı...

Artık Dükkanı vakit geçirmek için açıyoruz

21 Şubat 2009
Tosun Market

Recep Tosun-Seyranbağları


1978 yılından beri Seyranbağları’nda bakkallık yapan Recep Tosun, sabah erken saatlerden gece geç saatlere kadar tatil yapmadan çalışıyor. 2 yıl da Dışkapı’da bakkalık yapan Tosun, "Kendi yöremizden geldikten sonra buradaki büyüklerimiz ne iş yapıyorsa biz de o işi yapmaya başladık" sözleriyle esnaflığı tercih etmesinin sebebini söylerken, işlerin durma noktasına geldiğini ifade etti. Küçük mahalle esnafının büyük marketlere karşı ayakta tutunamadığını belirten Tosun şunları söyledi:

"Amcam Ankara’ya gelip bakkalık yapmaya başladı. Sonra işleri iyi olduğundan bize de tavsiye etti. Ben de Erzurum’dan geldikten sonra küçük bir takım işlerde çalıştım. Sonra bu dükkanı açtım. Yıllardır da devam ediyorum. Bizim memlektten gelenlerin hemen hepsi burda aynı işi yapar. Örneğin Ankara’nın en büyük fırıncıları, bizim komşu köyden gelenlerdir. Ben buraya ilk geldiğimde 3 sene de ekmek fırının da işçilik yaptım.

Büyük marketler bizleri bitirdi

10 sene önceye kadar dükkana getirdiğimiz tüm malları satabiliyorduk. Şimdilerde işler o kadar da iyi değil. Bir anlamda dükkanda artık sadece vakit geçirmek için bekliyoruz. Büyük marketler açıldıktan sonra küçük esnaflar tabiri cazise tarihe karıştı. Her taraf büyük marketlerle doldu biz de bunlara karşı ayakta durmaya çlışıyoruz. Şimdilerde en çok sattığımız ürünler sigara, ekmek ve süt. Bunlarla günü çekip çevirmeye çalışıyoruz. Temel gıda maddelerinden başka neredeyse satışımız yok. Büyük marketlerle yarışmamıza olanak da yok. yaklaşık 6 yıldan beri bu marketler bizi bitme noktasına getirdi.

Artık akraba gibi olduk

Bulunduğumuz muhitte daha çok yaşlı ve emekli insanlar yaşıyor. Temel müşteri kitlesini bu insanlar oluşturuyor. Yıllardır komşuluk, ahbaplık yapıyoruz. Hatta bunun ötesinden artık onlarla bir müşteri satıcı gibi değil artık akraba gibiyiz.

Esnaflık açık cezaevi gibidir

Yaptığımız işi tam anlamıyla bir açık cezaevi gibi isimlendirmek yanlış olmaz. Çünkü hanımınızı alıp bi yere gezmeye tatile bile gidemezsiniz. Cenazeniz olur, hastanız olur dükkanı kapatıp bir yere gidemezsiniz. Ben 30 senedir eşimi de yanıma alıp bir tatile gidemedim. Dükkana erkenden geleceğim diye, evde sabah kahvaltısı bile yapamıyorum. Bu kadar yıl bu dükkana emek verdikten sonra kapısına kilit vurup gitme imkanımız da yok. Yapacağımız alternatif bir iş de olmadığı için, gücümüzün yettiğince burada dayanmaya devam edeceğiz.

Ekmeğini yorgandan kazanıyor

ÖzelYorgan Evi

ErsanAksoy-G.O.P


1967’den beri el işi yorgancılık yapan, bir dönem Amerika’ya yorgan gönderen Ersan Aksoy, 35 yıldır da Gaziosmanpaşa’da yorgan imalatı ve tamiriyle uğraşıyor. Kızılay ve Cebeci’de yine yanı işle uğraştıktan sonra şimdiki dükkanını açtığını söyleyen Aksoy, "Hayatım boyunca hep bu işi yaptım. Başka iş bilmem de anlamam da. Hayatım yorgancılıkla geçti. 12 yaşında çıraklığa başladım. Askere gidip geldikten sonra da iş yerimi açtım" sözleriyle esnaflık öyküsünü kısaca şöyle anlattı:

El işi yorgana talep yok

"Trabzon’da amcamın yorgancı dükkanında çırak olarak başladım. Bu işe başladığım yıllarda bu iş çok geçerli ve karlıydı. Şimdi yorgancılık için bitti demek yanlış olmaz. İnsanlar şimdi fabrikasyon yorganları kullanmayı tercih ediyor. Bizim yaptığımız el işi yorganlara değer verilmiyor. Ama hak da veriyorum. Çünkü bir yorgan 350 TL’ye mal oluyor. Örneğin bir emeklinin aylığı kaç lira ki gelip de yorgan diktirsin.

Yorgancılık bitme noktasında

Krizden mi yoksa yeni şartlardan mı bilemiyorum ama yorgancılık yüzde 70 oranında bitti. Ayakta durabilmek için mücadele veriyoruz. Evde oturmaktansa burada vakit geçiriyoruz.Kahve hayatım da olmadığı için sabah gelip dükkanı açıyorum, akşam da kapatıp eve gidiyorum. Emekli aylığımız dükkan kirasına gidiyor.

ABD’ye yorgan gönderdim

Boeing uçak şirketine yorgan yapar verirdim yıllar önce. Onlar da bunları kermes düzenleyip satar, geliriyle de çocuklara yardım ederlerdi. Birgün buraya Amerika’dan tercümanıyla birlikte bir kadın geldi. Tavuskuşlu motifli bir yorgan siparişi verdi. Hayranlığını gizleyemedi. Tercümanı kadının bunu bir yorgan olarak değil duvara bir tablo gibi asacağını söyledi. Ama şimdilerde o iş düzeyinden eser yok.
Yazının devamı...

Kriz ekmeği vurmadı

14 Şubat 2009
Pınar Unlu Mamülleri

Zahit Özdemir

1966 yılında manavlıkla esnaflığa başlayan ve 1986 yılından bu yana da unlu mamüller işi yapan Zahit Özdemir, manavlık yaptıktan sonra ortağından ayrılıp Seyranbağları’nda ekmek bayiliği açmış. Diğer iş seçeneklerine nazaran daha az sermayeye gereksinim duyulduğu için unlu mamüller satışını tercih ettiğini söyleyen Özdemir, kuru pasta, poğaça, börek, ekmek, tatlı ve gevrek çeşitleri satıyor.

Özellikle mahalle sakinlerine hizmet verdiğini ifade eden Özdemir, esnaflığa başlama hikayesini ve yaşadıklarını şu cümlelerle anlattı:

12 yaşından beri esnaf

Esnaflığa 12 yaşında çırak olarak başladım. Biz okuyamadık ama bizim okulumuz da esnaflık sanatı oldu. Esnaflıktan kazandığım parayla çocuklarımı okuttum. İkisi de üniversite mezunu oldular. Oğullarımdan biri bankacı, diğeri de öğretmen oldu.

Temel gıda olduğu için

Ekonomik krizin bizim yaptığımız işe tam anlamıyla yansıdığını söylemek çok da doğru olmaz. İşlerimizde genel anlamda büyük düşüşler yaşanmadı. Sattığımız mamüller, temel gıda maddelerine yönelik olduğu için kriz ortamından etkilenmedik demek yanlış olmaz. Çünkü burada zaten en çok sattığımız ürün ekmek. Onu da insanlar zaten temel gıda maddesi olduğu için almak durumundalar.

En çok ekmek satıyoruz

Sabahları; poğaça, börek gibi kahvaltılık ürünler daha çok satılıyor. Onun haricinde de insanlar özel günlerinde ya da beş çaylarında yemek için kuru pasta alıyor. Günün hemen her saatinde de ekmek satıyoruz. Ünlü müşterilemiz arasında bir kaç yıl öncesine kadar Erman Toroğlu vardı. Sporcu Ünal Karaman, bazı dizi oyuncuları ve televizyon yöneticileri ünlü müşterilerimiz arasında bulunuyor.

Mahalle sakinleri ailemiz gibi

Müşteri kitlemizi genelde mahalle sakinleri oluşturuyor. Pek fazla yabancı müşterimiz de yok. Mahalle sakinleriyle artık içli dışlı olduk, aileden biri gibiyiz. Bir komşumuz, akrabamız bizim için neyse müşterilerimiz de artık bizim için aynı değeri taşıyor.

Bu işin tadı tuzu kalmadı

Başkent kuru temizleme

Yılmaz Aydın


1983 yılından beri Seyranbağlarındaki kuru temizleme dükkanını işleten Yılmaz Aydın, kuru temizlemeciliğe baba mesleği olarak başlamış. Aydın, esnaflığa başlama hikayesini ve yaşadıklarını şöyle ifade etti:

Çocuk denebilecek bir yaşta babamın dükkanında küçük işlere yardım ederek başladım. Babamla uzun yıllar birlikte aynı dükkanda çalıştık. Mesleği öğrendikten sonra, şimdi çalıştığım bu dükkanı amcamdan devralıp kuru temizleme işine devam ettim. Ailece bu mesleği yapıyoruz demek yanlış olmaz.

Yılların verdiği tecrübe

Kullandığımız makinalar ve temizleyiciler eskiden kullandıklarımızla aynı. Yeni teknolojiye ayak uyduramadık ama sonuç itibarı ile yapılan iş ve temizleme kalitesi aynı. Makina ve ilaçlardan çok yılların verdiği tecrübemiz var. Bu işe başlarken 25 yaşındaydım şimdi 50 yaşına geldim. Genelde mahalleliye hizmet verirdim. Ama buradan taşınanlar oldu memur olanların tayinleri başka yerlere çıktı kısacası bu işin tadı tuzu kalmadı.

Mağdur olan hep biz olduk

Yaklaşık 15 yıl önce iş yerinde yangın çıktı. Büyük miktarda maddi zarara uğradık. Bu durumdan faydalanmak isteyen insanlar da oldu. Örneğin bir müşterinin üç kuruş etmez pantolonunu dükkan yandıktan sonra gelip fazlasıyla para istedi. Pantolonum ya da takımım çok kaliteli bir markaydı bu zararımı karşılayacaksınız diyen fırsatçılar oldu. Fakat biz müşterilemizi mağdur etmemek için tüm zararlarını fazlasıyla karşıladık. Sigorta şirketi de hak ettiğimiz parayı tam olarak ödemedi. Yine mağdur olan biz olduk.

Krizi yüzde 100 yaşıyoruz

Ekonomik krizi tam anlamıyla yaşıyoruz. Kriz bizi yüzde 100 oranında etkiledi demek yanlış olmaz. En bariz örneği, eskiden ayda üç takım elbise getirip temizletenler, şimdi ayda bir gömlek bile getirmiyor. Siftah yapamadan kapattığımız günler oluyor artık. Bir oğlum askerde o da gelince dükkanı kapatmayı düşünüyorum. İkinci nesil kuru temizlemeci olmama rağmen artık bu işi devam ettiremeyeceğim. Oğlum askerden geldikten sonra da artık o dönemki şartlara göre dükkanın kapısına kilit vurmayı düşünüyorum. Baba mesleği olduğundan dolayı kuru temizlemecilikten başka iş yapmayı da düşünmedik işin aslı. Keşke o dönemin imkanları elverseydi de bir avukat bir doktor olarak çalışabilseydik. Bu işi artık severek yapıyorum diyemem. Ama devam etmek zorundayız bu saatten sonra yapacak başka bir işimiz yok.
Yazının devamı...