"Selim Öztürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Selim Öztürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Selim Öztürk

Selim Öztürk

Devir sahip olma değil, kiralama devri

5 Ekim 2019

Çok değil, 15-20 sene öncesine kadar filmleri, MP3'leri satın alır, sanatçıların albümlerinin çıkışını bekleyerek bir dükkana gidip satın alma yoluna giderdik. Ancak Spotify ve Apple Music gibi müzik platformları bakış açımızı tamamen değiştirmeye başladı. Spotify, uygun bir ücret ile kullanıcılardan aylık bir ücret karşılığında tüm müzik arşivini kullanıcıya sunuyordu. Bunun ilk etapta yerleşmesi kolay olmadı; ancak müzik parçalarına tek tek para verip dinlemektense uygun ücreti ödeyerek tüm arşivin elinin altında olma fikri ağır basmaya başladı. Ve bugün gelinen noktada Spotify'in milyonlarca üyesi bulunuyor. Apple Music'in de Spotify'dan geri kalır yanı yok. 

Benzer şekilde televizyonlar da son teknolojiye uydu, akıllandı. Akıllı televizyonlar, bildiğimiz standart yayıncılığı değiştirmeye başladı. İnternet üzerinden dizi, film izlemeye başladık. Derken Netflix ortaya çıktı; Spotify'da olduğu gibi aylık bir ücret karşılığında hem bu platformun özel yapımlarını izleyebiliyoruz, hem de tek tek yapımları satın almak zorunda kalmıyoruz. Aylık ücret ödendiği sürece tüm arşiv kullanıcıların elinin altında. Netflix, bu başarıyı yakalayınca Amazon, Disney başta olmak üzere pek çok dev şirket bu alana yatırım yapmaya başladı; internete özel proje geliştirmeye başladılar. Digitürk de benzer şekilde filmleri satın almak yerine kiralama yolunu izleyicisine sunuyor.

Ancak kiralama akımı bununla sınırlı kalmayacak elbette. Adobe'un 999 dolara verdiği bir yazılımı düşünün. Şirket, kullanıcılardaki bu tutum değişikliğinin satışlarına olumlu yansıması için özel bir çalışma yürütüyor ve bu fiyat yerin aylık 19.99 dolar karşılığında söz konusu yazılımını kullandırmaya başlıyor. Hem de yazılımın sürekli güncel kalma garantisiyle. Kullanıcının en büyük kozu ise istediği zaman bu abonelikten çıkabilmesi. Yani bir şeye sahip olmayan kullanıcı, o yazılıma veya platforma kendini bağımlı hissetmiyor ve tercihini daha rahat bir şekilde değiştirebiliyor ve maliyet kullanıcılar için çok daha düşük. 

Aynı şekilde Nike'ın da benzeri bir pilot çalışması bulunuyor. Şirket, 6-9 yaş aralığındaki çocuklar için satın alınan ayakkabılara aylık abonelik uygulaması getiriyor. Yani çocuğunuz için alacağınız ayakkabıya 20 dolar veriyorsunuz, ama bu ayakkabıyı Nike her sene çocuğunuz büyüdükçe ya da ayakkabı eskidikçe değiştiriyor. İyi fikir gibi görünüyor. 

Peki kiralama yöntemi şirketlerin satış hacmini nasıl etkiliyor? Adobe'un 999 dolara verdiği yazılımdan elde ettiği gelir ilk etapta elbette kiralama yöntemine göre yüksek kalıyor. Ancak abone sayısının artması ve düzenli ödemelerin yapılması da bu şirketlerin kısa vadede değil, uzun vadede kârlı hale geleceğini ortaya koyuyor. 

Aynı şekilde operatörlerin şimdilik kurum çalışanlarına telefon kiralama dönemini başlattığını da biliyoruz. 

Evet dünya, artık sahip olmak değil, kiralamak istiyor ve yakın gelecekte arabalarımız dahil pek çok şeyi sadece kiralayacağız. Bu bize özgürlük sağlarken, tercihimizi değiştirdiğimizde bunun maliyeti bize çok daha düşük seviyede olacak. 

Şimdi size soruyorum: Bir yazılıma 500 dolar para vererek sahip olmak mı istersiniz yoksa 19 dolara kiralamak mı? Seçim sizin...

Yazının devamı...

Müzik dinleme alışkanlığımız teknolojiyle değişti

20 Ağustos 2019

1860 yılında tarihteki ilk ses kaydı alınmıştır. İlk ses kaydı ses dalgalarının gaz lambasının çıkartmış olduğu is ile karartılmış kâğıda işlenmesi ile birlikte ortaya çıkmış bir Fransız halk şarkısıdır.

Müzik kayıt sisteminin en önemli dönüm noktası ise, 1877 yılında Thomas Edison tarafından ses titreşimlerini, silindir şeklinde olan ince bir kalay levhaya işlenerek kaydedilip daha sonra sesleri dinlemek için silindiri tersine çevirip “konuşan makine” adını verdiği bir fotoğrafı icat etmesi ile başlamıştı.

Ses kaydında kullanılan bu silindir zamanla şekillendirilerek plak olarak bildiğimiz müzik aleti ortaya çıkarılmıştır. 1887 yılında Gramofon icadı ile birlikte bu durum gittikçe daha da ilginç ve güzel bir hal almaya başlamış. Günümüzde ise Gramofon koleksiyoncuların en önemli parçalarından biri halini almıştır.

1960 yıllar ile beraber Fransızcadan dilimize geçmiş olan Kaset adını verdiğimiz cihazlar ortaya çıkmaya başlamıştır. 1960 yılından 1990’lı yıllara kadar hükmünü sürmüş olan kasetler günümüzde yavaş yavaş nostalji parçaları halini almaya başlamıştır.

Kaset döneminin başlaması ile beraber her evin içerisinde büyük bir yer kaplayan kasetçalarlar yer almaya başlamıştır. 45’lik, 60’lık, 90’lık kasetler, kasetçalarlar, walkman yavaş yavaş yaygınlaşarak her bireyde bulunan müzik aletlerinden birisi halini almıştır. Kaset ile beraber teknoloji biraz daha ilerlemiş oldu ve böylelikle kaset üzerinden para kazanma devride başlamış oldu.

Eski günlere dönmek adına bir süre kullandığım Sony Walkman-FS555, gerçekten de o döneme göre oldukça yenilikçi bir cihaz. Kaseti çıkarmadan ön ve arka tarafını tek tuşla dinleme şansına sahip olmamız oldukça faydalı bir özellik. FM radyosu da olan ve suya, toza karşı da hayli dayanıklı olan Walkman-FS555, bugün satışta olan bir ürün değil elbette. Zaten kaset kullanan da artık yok; ancak nostalji yapmak isteyenler için göz ardı edilemeyecek bir ürün. Ancak Walkman'i kullanırken elbette bugünün teknolojisinin hayatımızı ne denli kolaylaştırdığını da daha iyi anlayabilme şansına sahip oluyoruz.

Yazının devamı...

FaceApp yüzünüzü saklıyor da Facebook ne yapıyor?

22 Temmuz 2019

FaceApp, son zamanlarda gördüğümüz en ilginç uygulamalardan biri. Aslında yeni bir uygulama değil ve yayınlanma tarihi 2017 yılına kadar uzanıyor. Ancak her geçen gün uygulama gelişmeye devam etti ve yeni güncellemelerle bugünkü halini aldı. Kullanıcıların yüzü söz konusu olduğunda pek çok açıdan analiz edip üzerine yüzünüzü gençleştirebilir, yaşlandırabiliyor, bıyık ekleyebiliyor veya bunun gibi yüzünüzde pek çok işlemi yapabilme şansına sahip. 

Ancak kullanıcılar özellikle de yaşlandırma özelliğini çok sevdi ve ünlü isimler dahil pek çok kişi yaşlılık halini yoğun bir şekilde paylaşmaya başladı. FaceApp'in burada vurucu olmasının en önemli sebebi gerçeğine oldukça uygun bir şekilde filtre uygulayabilmesi denilebilir. Kullanıcılar kendi yaşlılık hallerini gördüklerinde gelecekte böyle olacaklarına gerçekten inanıyor; bu anlamda oldukça başarılı bir uygulama. 

Siz bir fotoğrafta gülmüyorsanız bile, gülme efekti ile FaceApp sizin yerinize yüzünüzü güldürebiliyor. Yani hem eğlenceli, hem de gerçekten tedirgin edici!

Tüm bunlar olurken FaceApp'in pek de güvenilir olmadığına dair haberler görmeye başladık. Siber güvenlik uzmanları, FaceApp'in yüz verilerini topladığını açıkladı ve uygulamanın eğlendirirken, böyle bir karanlık yönünün de bulunduğunu savundu. Uygulamanın verilerinizi depolamadığını iddia etmek güç; ancak uygulamaya yöneltilen bu eleştiri tek başına zayıf kalıyor. 

Facebook, Instagram, WhatsApp, Twitter ve SnapChat gibi uygulamalar yıllardır hayatımızda. Özellikle Instagram ve SnapChat gibi yoğun olarak fotoğraf paylaşımı yapılan platformlarda her gün bize dair bir şey paylaşıyoruz. Sizce Facebook'un ve diğer sosyal medya kanallarının yaptığı FaceApp'ten çok mu farklı?

Bu kanalları kullanırken de bilgilerinizi paylaşıyor, fotoğraflarınızı kendi elinizle bu platformlara yüklüyorsunuz. Ve hiçbir zaman bu platformlara yüzde yüz güvenilmeyeceğini herkes gibi siz de iyi biliyorsunuz. Dolayısıyla FaceApp'in yaptığı da aslında Facebook'un yaptığından farklı bir şey değil.

Hatta Facebook'un veri paylaşımı skandalı nedeniyle geçtiğimiz günlerde 5 milyar dolarlık cezaya çarptırıldığını da hatırlayalım. Elbette bu rakam Facebook için çok küçük bir para ve caydırıcılığı tartışılır; ancak elimizde yaşanmış ve cezası kesilmiş bir Facebook vakası bulunuyor. 

Bu nedenle telefonunuzda kullandığınız pek çok uygulamanın, özellikle de sosyal medya araçlarının sizin verilerinize erişim yetkisi var. Fotoğraflarınıza, dosyalarınıza olan erişimi mecburen kendiniz vermek durumundasınız. Bu nedenle FaceApp'in güvenliğini sorgularken, diğer yandna yıllardır elimizin altındaki mecraları bir gözden geçirelim.

Yazının devamı...

Huawei telefonları gelecekte neler bekliyor?

10 Temmuz 2019

Huawei, dünyanın en çok satan telefon markalarından biri ve özellikle fiyat konusunda rakiplerine göre daha uygun modelleri geliştirmesi, şirketi bir adım öne çıkarıyor. Birkaç sene öncesine kadar adını telafuz etmekte zorlanan pek çok kullanıcı, artık bu ismi duyduğunda markayı çok daha iyi tanıyor. Elbette bunda markanın yoğun olarak tanıtımının yapılması ve yatırımların artarak devam etmesi etkili oluyor.

Her şey Huawei lehine giderken, ABD ile olan anlaşmazlığın şirketi vurması ise hesapları alt üst ediyor. Huawei'nin kurucusunun yaptığı açıklama ise yaşanan krizin bir özeti gibi: 30 milyar dolar kayıp bekliyoruz. Bu rakam Huawei için ne kadar büyük bilinmez; ancak ortada azımsanmayacak bir kaybın olduğu muhakkak. Ancak bu işten sadece Huawei değil, ABD de zararlı çıktığından Huawei iki tarafın da çıkarlarına uygun olarak bu sorunun bir an önce hallolmasını bekliyor.

Nihayetinde G20 zirvesinde konuyla ilgili kısa bir konuşma yapan ABD Başkanı Donald Trump, Huawei'ye yeşil ışık yakarken, ABD merkezli şirketlerin Huawei ile çalışmayı sürdürebileceğini kaydetti. Peki bu açıklama ne ifade ediyor?

Trump'ın açıklamasının satır aralarını iyi okumak gerekiyor. Elbette Trump, Google'ın adını konuşmasında anmadı; ancak bir nevi 'barış' yönünde atılan bir adım olarak da değerlendirebileceğimiz bu gelişme, Google'ın Huawei ile lisansının süreceğinin ilk sinyallerini veriyor. Ancak bu konuda yine de net konuşmamak gerek; zira Trump'ın bir sonraki açıklamasının tüm tabloyu değiştirebilmesi mümkün.

Diğer yandan Huawei, benzer bir riski tekrar göze almamak adına kendi işletim sistemine iyiden iyiye ağırlık vermiş durumda. HongMeng OS adını taşıyan (kimileri Ark OS olarak da anıyor) ve tamamen Huawei'ye ait olan bu işletim sistemi, Android'den Huawei'yi kurtarabilecek en büyük silah.

Ancak Huawei için uzun ve zorlu bir yol var. Sadece işletim sistemi geliştirmek tek başına bir şey ifade etmiyor. Öncelikle işletim sistemiyle birlikte ekosistemi de oluşturmak ve markaları bu işletim sistemi altında toplamak gerekiyor. Bunun sağlanmaması halinde Huawei'nin işletim sisteminin pek bir esprisi kalmayabilir. Bu da zaman isteyen bir süreç. Bir aksilik olmazsa HongMeng OS'u Ağustos ayı başında Çin'de yapılacak etkinlikte ilk kez resmen görmüş olacağız.

Peki Android güncellemeleri ne olacak? Google ile sorunun çözülme ihtimali yüksek göründüğünden güncellemelerle ilgili Huawei telefon sahiplerini ilgilendiren olumsuz bir durum yok. Android Q, bilindiği üzere Google'ın en yeni işletim sistemi ve çok yakında telefonlara dağıtılmaya başlanacak. Huawei'nin de pek çok telefonu Android Q güncellemesini alacağından kullanıcıların telaş edeceği bir durum, en azından şimdilik, bulunmuyor.

Bakalım ilerleyen haftalarda bizi Huawei ve Google cephesinde ne gibi sürprizler bekliyor? HongMeng OS nasıl görünüyor?

Yazının devamı...

Üç kameralı telefonlar satın almaya değer mi?

15 Haziran 2019

Tek kameralı telefonlara yavaş yavaş veda ediyoruz. İki kameralı bir telefon gördüğümüzde ilk zamanlar tuhaf karşılarken, şu an gayet normal bir durum olduğunun farkındayız. Bir telefonun ana kamerası ile birlikte ikinci kamerası da varsa, o telefonla derinlik yaratıp portre fotoğraflar çekebiliyoruz.

iPhone X'lerle birlikte Apple iki kameralı telefona halihazırda geçiş yaptı bile. Samsung, Huawei, Xiaomi, LG dahil pek çok telefon markası da iki ve hatta üç kameralı telefonlarıyla dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor. Hatta gelecek aylarda tanıtılacak iPhone 11'in de üç kameralı olacağı iddia ediliyor. Elbette bugünden bir şey söylemek zor.

Üç kameralı telefonlara geldiğimizde ise üçüncü kameranın mucizesi aslında geniş açılı lens kullanıyor olması. Üç kameralı telefon gördüğünüzde geniş açılı fotoğraf çekebileceğinizi düşünebilirsiniz. Geniş açılı fotoğraf çekerken ışığı iyi alan bir ortamda olmanız gerekiyor; çünkü loş ışıkta çok da başarılı sonuçlar elde edemiyorsunuz.



ToF nedir? (Time-of-Flight)

Bu sensör kızılötesi ışığın nesneye ulaşması ve yansıyarak geri dönmesi için gereken süreyi ölçüyor ve böylelikle objelerin derinliğini hesaplayabiliyor. Portre fotoğraflardan güzel sonuçlar alabiliyoruz.

Yazının devamı...

Yüz tanıma teknolojisi gizlilik ihlali mi yaratıyor?

17 Mayıs 2019

Yüz tanıma teknolojisi hem parmak izinden daha pratik, hem de loş ışıkta veya gözlüğünüz takılıyken bile sizi tanıyacak kadar iyi çalışıyor. Hal böyle olunca kullanıcılar, bu teknolojiye sahip telefonları tercih ediyor ve şifre girme derdinden kendini kurtarmış oluyor.

Ancak yüz tanıma teknolojisi sadece telefon veya tabletlerde karşımıza çıkmıyor. Çin'de yakın zamanda pilot uygulamasına başlanan yeni sistem dahilinde vatandaşlar metroya girerken herhangi bir kart yanlarında taşımıyor, sadece yüzlerini taratarak metroya giriş yapabiliyor. Tarama işlemi sona erdiği anda ise yüz bilgilerinizin bulunduğu hesabınızdan metroya biniş ücreti kesiliyor. Böylece siz cüzdanınızı da unutsanız, kartınızı da kaybetseniz her şekilde metroya girebiliyorsunuz.

Görünüşte hayatı kolaylaştıran bir teknoloji olsa da, iş vatandaşın gizliliği noktasına gelince işin rengi değişiyor. Yüzümüzü taratan bu sistemlere gerçekten güvenmeli miyiz?

ABD'nin San Francisco şehrinde ilginç bir gelişme oldu geçtiğimiz günlerde. Sayfalarımıza da taşıdığımız bu ilginç yasak kararı, yüz tanıma teknolojisini kullananları yakından ilgilendiriyor.

Haber şöyle;

"ABD'de San Francisco Denetim Kurulu, yaptığı oylamada, belediye departmanlarının yüz tanıma teknolojisi kullanmasını yasaklayan ve kullanacakları her türlü elektronik takip teknolojisi için onay almasını zorunlu kılan bir düzenlemeyi kabul etti."

Peki bu yasağın gerekçesi ne mi dersiniz?

"Elektronik takip teknolojilerinin yurttaşların rızası dışında kullanılması dünya genelinde kişisel mahremiyet hakkının ihlali çerçevesinde tartışılıyor. Yüz tanıma teknolojisini kullanan telefonların, güvenlik kameralarının ve başka alıcı cihazların insan yüzlerinin biyometrik verilerini tanımlayıp sonradan teşhis edilmek üzere veri tabanlarına kaydetmesinin, yurttaşların en temel kişisel verileri üzerindeki mahremiyet hakkını yitirmesi anlamına geldiğine dikkat çekiliyor."

Yazının devamı...

iPhone satışlarından sonra App Store da kan kaybediyor

15 Nisan 2019

Business Insider'ın yayınladığı ilgili haberde Apple ile ilgili çok dikkat çekici noktalara değinilmiş. Bunların başında App Store'da ilk kez görülen düşüşün Apple için pek de işlerin iyi gitmediğini bizlere gösteriyor. Apple, yeni iPhone'ları yüksek fiyatlarla satmayı sürdürüyor; ancak Apple'ın kullanıcı kitlesi yıllar boyu marka bağlılığını bırakmadan yeni iPhone almayı sürdürdü.

Toplamda iPhone kullanan sayısı gün geçtikçe artarken yeni iPhone satışlarında ise bekleneni veremedi. Apple'a yöneltilen eleştirilerin başında ise 'yeni bir şey yok' algısı hakim. Apple'ın yeni telefonlarında çok önemli yenilikler getirmediğini düşünenler mevcut iPhone'larını kullanmayı sürdürmeyi tercih ediyor. Bu da Apple'ın satışlarının düşmesine sebep oluyor.

Ancak bugüne dek Apple'ın sığındığı bir liman vardı: Yeni iPhone satışları düşse de, toplamda kullanılan iPhone sayısı arttığından servislerden kazanılan gelirle bu açığı kapatmayı düşündüler. Bu servislerin başında da App Store geliyor. Ancak son raporlar, App Store'da da kan kaybının yaşandığını ortaya koyuyor.

Geçen yıla göre uygulama indirme oranı yüzde 5 oranında düşüş kaydederken, Apple'ın sığındığı bu limanın durumu da artık güven vermiyor.

Yazının devamı...

Google oyunun kurallarını değiştiriyor

21 Mart 2019

Stadia, oyunu Google'ın sunucuları üzerinden hemen her cihazda oynayabilmemizi sağlayan bir platform. Game Developer Conference kapsamında duyurulan bu özel platform, oyun konsolu ve PC'ye olan ihtiyacı ortadan kaldıracak gibi görünüyor. Sistemin çalışma mantığı da gayet basit: Telefonunuzu ya da tabletinizi açın, Stadia'ya bağlanın, en yeni oyunları yüksek çözünürlükte oynayın. Ne oyunu indirmek için saatlerce bekleyin, ne de güncellemelerle uğraşıp zaman kaybedin.

Bir donanıma ihtiyacımız olmadığı için maliyet konusunda oldukça avantajlı durumdasınız. Yani eskiyen bir donanımı yenilemekle uğraşmak zorunda kalmayacaksınız.

Aksine, elinizde bulunan mevcut cihazlarla internet üzerinden her oyunu oynayabileceksiniz. Yani elinizdeki cihazlar aslında sadece görüntü aktarımını ve verdiğiniz komutların karşı sunucuya iletilmesini sağlayacak. Hepsi bu! Donanım ve diğer ekipmanlar karşı tarafta olacağından siz oyun oynarken ne yavaşlık hissedeceksiniz, ne de hızınızdan ödün vereceksiniz. Daha da önemlisi sürekli gelişen donanım piyasasını da takip etmek zorunda kalmayacak olmanız; zira en yeni oyun konsolunu veya ekran kartını satın almanız da gerekmiyor. Stadia platformuna bağlıysanız bir iPhone veya bir akıllı televizyon size oyun dünyasının yeni sihirli kapılarını ardına kadar açıyor.

Stadia markasının arkasında Google olduğundan, YouTube ile de bir entegrasyon söz konusu. Örneğin oynadığınız bir oyunda bir yerde takıldınız ve oyunu geçemiyorsunuz. Bu durumda 'Nasıl bu yeri geçebilirim' şıkkını değerlendirip oyunun oynanışını veya ipucu veren videoları anında YouTube üzerinden paylaşılan videolardan görebilme imkanınız olacak. Oyuncuların sık sık 'walkthrough' denilen oyun videolarını izlediği herkesin malumu; bu anlamda Google'ın akıllıca bir hamle yaptığı söylenebilir.

Stadia, yalnız başına da gelmiyor. Google, Stadia ismini taşıyan kontolcülerini de dünyaya duyurdu. Yani oyunları oynarken bu oyun kollarından birine sahip olmanızla her oyunu rahatlıkla oynayabileceksiniz. Oyun kontrolücüsünün üzerinde ekran görüntüsü alma ve Google Asistan'ı etkinleştirmeyi sağlayan kısayol tuşları da bulunuyor.

Stadia sayesinde oyunları güncelleme derdiniz de olmayacak; çünkü sunucuya bağlanarak oyun oynadığınızdan karşınızdaki oyun hep en güncel halinde olacak. Şimdi isterseniz Stadia ile ilgili 'rakam'lara gelelim. Stadia ile yapılan testler sonucunda 4K 60 FPS ve hatta HDR desteğinin de bu platformda bulunduğunu söyleyebiliriz. Hatta yakın gelecekte oyun oynarken 8K çözünürlüğü bile yine Stadia üzerinden görebileceğiz; elbette sizin hiçbir şey yapmanıza gerek kalmadan!

Stadia sunucularının gücünden bahseden Google uzmanları, AMD ile yapılan ortak çalışmanın altını çizdi. Bu ortaklıkta geliştirilen özel bir GPU, 10.7 teraflops gücüne ulaşıyor. Bu değer Xbox One X ve PS4 Pro ile de kıyaslandı ve aradaki fark açıkça görülüyor.

Yazının devamı...