"Orhan Can" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Orhan Can" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Orhan Can

'Kurtarıcı'ya da kurtarıcı lazımdı

28 Şubat 2014

Suç hareketi oluşması için, illa sahada cinsel temas mı olması gerekiyor yani!?
Besbellisiniz tuhaf adamlar..
Yazık size..

xxxx

Tekrar gelelim Atatürk Olimpiyat Stadına..
Federasyondaki amcalar maçı, İstanbul trafiğinin zirve yaptığı Cuma gününe verdiği için binlerce taraftar ‘yetişemem’ düşüncesindeydi tabii..
Eh, bu durum da elbette tribünlere yansıdı!

İlk yarı Galatasaray maçında kumpasa getirildikten sonra haleti ruhiyesi dağılmış bir Beşiktaş’ı zar zor yenen Antalya yine Siyah – Beyazlı ekibin karşısındaydı..
Beşiktaş maçın ilk yarısında gol atamasa da derli toplu bir görüntü verdi.
Aslında ilk 45 dakikaya 1 gol sığdırmalıydı..
Hakemin ardı ardına verdiği yanlış kararlar vardı tabii..

Spor dünyasının yakından tanıdığı Recep Şeker bile isyan etti bir ara..
“Hakem oyunun içine etti” dedi..
“Yok” dedim gülümseyerek “Henüz içine etmedi, şimdilik ıkınıyor..!!”

İkinci yarıda da maşallahı vardı hakem beyciğimin..
Rahatladı rahatlayacaktı..
Misal, Holosko’yu ceza sahası içinde yerle bir etti Antalyalı..
Hakem bey ‘penaltı değil’ dedi. Yani faul yok dedi.. (Beşiktaş’ın penaltısını vermedi.)
İyi ama, aynı hareketi Necip yaptı, ona sarı kart verdi hakem..
Artık kabul edin, iyi insan olabilirsiniz ama kötü hakemlersiniz..

xxxx

Almedia’nın bazen yaptıkları çok garibime geliyor kimi zaman..
Misal tuhaf bir pas atıyor kimsenin anlayamadığı bir yere..
Her halde “Anlayamazsınız”(!) demek istiyor..
Hani şeytan diyor, al eline bir megafon bağır Almeida’ya..
“Canım kardeşim, güzel çocuk, Beşiktaş’ın bi’tanesi. Seviyoruz seni de, taca çıkan topu sen niye atıyorsun. Sen santraforsun, içeride golü kim atacak ha!?” diyerek kulaklarından çekesim geliyor ya..!!
Hay böyle düşünmez olaydım.
Nazır mı değdi ne..
Almeida ceza sahası içinde şut atarken rakibiyle krampon krampon oldu..

Maçın son dakikasında hakem işlemini tamamladı.
Yaptı yapacağını..
Maç golsüz bitti..

Xxxx

Son söz olarak;
“Bu maçı Beşiktaş alamadı” değildir.
Bu maçı Bilic alamamıştır.. Beşiktaş değil..
Yaptığı değişiklere baktığınız zaman anlarsınız bunu..
Sakatlanan Almeida’nın yerine “KURTARICI” olarak Uğur Boral’ı alırsan..
Bu tabloya bakarsak, “Kurtarıcıya da bir Kurtarıcı lazımdı”..!!
Holosko tel tel dökülürken Jermaine Jones’u çıkartırsan...
Ki, o çıkar çıkmaz da Antalya ilk kez top çevirdi Beşiktaş sahasında..
Peki ya, 3 milyon 200 bin euro verilen Kerim niye oturur yedek kulübesinde?

Orhan Can

Yazının devamı...

Çocuklarınıza nasıl anlatacaksınız

25 Şubat 2014

“Yapanın yaptığı yanına kar kaldığı sürece bir daha yapacaktır”
Bu cümleyi rahmetli Çetin Emeç’ten ilk okuduğumda bir de ekleme yapmıştım.
“Yapanın yaptığı yanına kar kaldığı sürece bir daha yapacak ve başkasına da örnek olacaktır”
‘O yaptı bak, ben de yapmalıyım’ diyecektir!
Maalesef Türkiye’de durum budur.
Melo’nun yaptığı hareketi dans figürü olarak görmek ahlaksızlığa ortak olmak değil midir?
Kimse unutmasın ki ahlaksızlık, dünyanın her yerinde ahlaksızlıktır..
Ahlaksızlığı savunmak da suç ortaklığı değil midir?
Drogba’nın şaşkın bakışları altında sahada seks hareketi yapan biri kurtulacak mı?
En masum vicdan, isyan etmez mi buna..
Eğer kurtulursa, bunu çocuklara nasıl anlatır, yüzlerine nasıl bakarız ki!
Sanıyor musunuz ki o hareketi küçük çocuklar internetten bulamayacak, görmeyecek!
O minnacık çocukların yüreğinde paramparça duygular yeşermeyecek mi sanıyorsunuz ha?
Beyninize kazın ama, verilecek kararda,
Ya ahlak kazanacak ya da ahlaksızlık!
Çünkü, bir düşünün hele..
Bu çirkin hareketi kim, kime karşı yaparsa yapsın..
Sizin, hiç karşı takımı tutan, bir kız arkadaşınız, bir küçük kız, bacınız, anne diyebileceğiniz bir kadın yok mu!? Onların suratına nasıl bakar bir insan..
Bunu da mı es geçeceğiz..
Suça ortak mı olacaksınız yani.. Ahlak suçuna..
“Bu halk dansı, herkes yapıyor” nasıl der bir insan!?
Sıkıysa görüntüleri herkese seyrettirin de, gözümüzün içine bakarak bunu söyleyin!
Unutmayın ki ahlaksızın ve ahlaksızlığın takımı, rengi, ırkı, dili, dini, coğrafyası yoktur. Çünkü ahlaksızlık, ahlaksızlıktır.. Başka bir tanımı yoktur..
Uzayda da olsa böyledir..
Bir fanatik gazeteci arkadaşım bana mesaj attı:
“Melo bu ülkenin örf ve adedini bilmiyor” diye..
Buna, bırakın kargaları, öküzler bile güler yahu..
Yapmayın ne olur! Eşek kadar adamlarsınız.
Bunu yapan ister BJK’lie, ister GS’li,İster FB’li, ister TS’li olsun..
Hangi takımdan olursa olsun, kınamalı insan..
Bile bile yanlışı savunmak kadar acı bir çöküntünün içinde olmak, ne kötü bir şeydir!
Bile bile hırsızlığı savunmakla eş değer değil midir bu?
Ne farkı var söyleyin Allah aşkına..
İşte ahlak erezyonu da tam burada yatmaktadır..
“Benim adamım yapmaz..”
“Benim adamım yapmış olsa bile benden olduğu için suçsuzdur”
İşte bu yüzen tüküren adama tükürmedi derler..
Ve tükürüğün tarifi hukuk tarihine utanç vesilesi olarak girer..
Bilinmeyen sıvı..
Breh breh..!!
Tarife bakın hele..
“Bilinmeyen sıvı..” Tükürüktür diğer adı..
Ama tükürük dersen cezası var, bilinmeyen sıvı dersen cezası yoktur!
Oysa vicdan kalbin yoldaşıdır..
İnsanın içindeki Tanrı’nın da sıkı arkadaşı..

Cımbış burada yatıyor ya, geçtiğimiz yıl Melo’nın kırmızı kart gördüğü bir olayı yumuşatmak ve cezasının hafifletmek için okkalı tükürüğüne “Kar Tanesi” denmişti..
Kar yağıyordu çünkü o sıra..
Elinizi vicdanınıza koyun bunun adı ahlaksızlığa suç ortaklığı değil midir!?

Bakın Semih’in hareketini ben de herkes gibi ayakta alkışladım.
Oysa alkışlanacak bir harekat değildir o..
Olması gereken harekettir..

İnsan olanın, adam olanın, kalbinde ahlak, erdem gibi duyguların yaşatanların yapması gereken şeydir o!
Ahlak ve dürüstlüğün, erdemle taçlandırıldığı andır yani!
Ama o büyük ince çizgidir aynı zamanda..
Demek ki, o kadar ayıp hareketin içinde biri, doğru bir şey yapıyor ve toplum olarak alkışlıyoruz onu..
Ne kadar özlemişiz dürüstlüğü demek ki..

İşte tam bu noktada herkes şapkasını önüne koyup düşünsün bir kez değil, bin kez..
Misal, hakemi kandırıp emek hırsızlığı yapın.
Yalandan yere yatıp, on takla atın..
Sonra da hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalkın..
Gol atın, attırın, puanlar alın..
Değeriniz nedir Semih gibi çocukların yanında..

İşte a be dostlar, bu yüzden, “Benim adamım yaptıysa suçsuzdur” dememeli insan!
Ahlaksızlığı ahlak, erdemsizliği erdem yapmamalı insan!
Hangi takımdan olursanız olun, hangi renge aşık olursanız olun..
Suçlu, suçlu olmalıdır..!!

Xxxxx

Daha önce anlattım, bir kez daha anlatacağım:
Bakın, bir masal ülkesinde bir Kızılderili Şefi varmış..
Kızılderili Şefi'nin iki de toraman mı toraman köpeği varmış..
İkisi de güçlü kuvvetliymiş..
Birinin adı İyilik , öbürünün adı Kötülükmüş..
Bir gün torunu kendisini ziyarete gelmiş..
Köpeklerle oynarken küçük çocuk dedesine,
“Dedeciğim, köpekleri kapıştırsak hangisi kazanır..?” demiş!
Yaşlı reis, çocuğun yüzüne şöyle bir bakmış..
Kendisinden emin uzaklara bakmış ve şu cevabı vermiş:
“Hangisini daha iyi beslersek o kazanır..”!!

İşte hayat dersimizin ana fikri budur! .
Unutmayın ki, iyiliği de kötülüğü de besleyen insandır..
Ya çocuklara örnek olacağız ya da tarihe rezil geçerek öleceğiz!!
Ben, ÖRNEK OLMAKTAN YANAYIM..
YA SİZ…!!?

İşte kardeşler, bu yüzden bu olayda; “Ya ahlak kazanacak ya da ahlaksızlık..”!

Ben hala umut ederim; çünkü umut, kalbimin yoldaşıdır..
Yok mu diyorsunuz, yazık size..

NOT:
Ey insanlar, “Sevgi-Sevgisizlik”, “Dürüstlük-Yalancılık”, “Vicdan-Vicdansızlık”, “Zalimlik-Mazlumluk”, “Onur-Onursuzluk”..vs gibi duyguları yaşatmak sizin elinizde..
Unutmayın a be dostlar, ‘Ahlak’, 'Erdem' gibi kavramları beslerseniz iyilikler gelişir..
“Beslemezseniz”, 'kötülükler' sarar her yanı..
Bu, aşkta, sevgide, arkadaşlıkta, iş hayatında, ticarette, sporda, kısacası hayata dair her şeyde geçerli değil midir!? KARAR SİZİN..!!
O yüzden bu olay; iyilikle kötülüğün, yani karanlıkla aydınlığın savaşıdır...


Bu olayın aşağıdaki açıdan videosunu seyrederseniz mideniz bulanır. (İsteyene delil olarak verilir)

En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..












Yazının devamı...

Ah o penaltı olmasaydı..

22 Şubat 2014

O da bu maçta "patladı"!
DanyGol oldu..
Adama çift daldı resmen..
Üstelik top 1 metre ileride(!)

Peki ama, Nasrettin hocanın fıkrasındaki gibi 'hırsız'ın hiç mi suçu yoktu?

Bilic efendiye ne demeliydi..
Necip'ten sağ bek yaratmış..
Maçı, yetmiş dakika seyretti.
Fernandes'i 69 dakika kenarda bekletti.
Bence Bilic, maçı almamak için çok uğraştı..
Almeida, ben sayısını unuttum kaç top indirdi.
Bir tane adam yanında olmaz mı..
Akıllı ara paslar atacak adam yoktu ki..
Bir 'Orkestra Şefi' lazımdı Beşiktaş'a!

Galatasaray o kadar kötüydü ki..
Beşiktaş, Şükrü Saraçoğlu'daki topu oynasa Galatasaray inanın fena olurdu!

Geceye başlarken şöyle düşünüyordum:
Bu maçta beraberlik olmamalıydı.
Kim olursa olsun ama biri kazanmalıydı!
Çünkü, beraberlik her iki takıma da yaramayacaktı..
Ancak, herkes gibi ben de ilk 25 dakikaya kafamı takmıştım.
Herkes gibi ben de yanıldım.
Kendi sahasında oynayan Galatasaray’dan en azından ilk 20 dakika baskı beklerdik!
Ama bizi yanılttılar.
Baskıyı, ev sahibi yerine Beşiktaş yaptı..
Ancak, Dany beni yanıltmadı.
Sanki Galatasaray’ın 12. adamıydı.. İtiraz edilemeyecek bir penaltı yaptırdı.
Bu, ilk yarının sonucuydu..
Geriye kaldı son 45 dakika..
Adam olanlar için o 45 dakikanın içine bir koca dünya sığar..
Cüneyt Çakır’dan çok korkuyordum.
Çünkü, en son olarak Fenerbahçe maçında Beşiktaş’ı yakmıştı.
Daha önceleri de İnönü’de Galatasaray’a karşı Siyah - Beyazlıların canını çok acıtmıştı!
Sadece 1 tane örnek size..
Anımsayacaksınız, Almeida'nın buz gibi golünü vermemişti!
"İyi" Hakem ya..
Aslında iyi ambalajmış kötü bir hakemdi..
Misal bu maçta, Veli’yi perişan eden Melo’yu kayırdı, Ceyhun’a kırmızı vermedi!
Mancini bile anladı da adamı oyundan aldı..
Demek ki,
taraftarların “Ooooooooo” diyerek stadı ayağa kaldırmaları arkadaşa “paralel” etki yaptı!
En ufak temasta yere yıkılan Galatasaraylı oyuncular için taraftarın "Ooooooo" demesi normaldir aslında..
Hakeme baskı yapmak isterler!
İyi hakemsen aldanmayacaksın..

Bu oyunun adı futbol buz dansı değil" dersin geçersin..
Ancaaak,
taraftar desteği ile misafir takıma "kasaplık" yapılıyorsa ve sen kart gösteremiyorsan, kötü bir hakemsindir..
Allah, Dünya Kupası'ndaki takımlara acısın..!!
xxxx
İkinci yarı, Almaida’nın sol çaprazdan attığı şut gol olmalıydı.
Fırsat 1 kez gelir adamın ayağına, kullarsın ya da kullanmazsın..

Ancak Semih’i, Cüneyt çakır gibi ben de tebrik etmeliyim.
“Top benden çıktı” diyerek hakemin kötü kararını değiştirdi..
Bence son zamanlarda sahalarda görünmeyen bir centilmenlik örneği idi!
Tolga’nın yerine giren Cenk’in de sakatlanması maçı 10 dakika uzattı..
Sonuç değişmedi..
Beşiktaş bu gece çok daha iyi futbol oynadı..
Tabii, Haticeye değil neticeye kız veriyorlar hayatta..

Beşiktaş bu maçı,
önce Dany, sonra da topları “öldürmekle görevlendirilmiş Gökhan ve Bilic üçgeni yüzünden verdi..
Gökhan iyi bindiriyordu ama, ara pas atacak düşünce yok ki adamda..
Hızını alamasa kendi gölgesine çalım atmaya kalkacak!
Kaç topu böyle “Ezdi”..

Sonuç olarak, hakem keşke sadece ADİL olmayı becerebilseydi..
Hele o penaltıyı Dany yaptırmasaydı..
Bilic gardaş da maçı seyredeceğine daha önce müdahale etseydi..
Neyse; dedik ya, Haticeye değil neticeye kız veriyorlar bu dünyada..

Gecenin özeti itibariyle;
Yağmurdan sonra toprak ne güzel kokar..
Hatırlar mısınız..?

Epeydir yağmıyor çünkü..
Unutmuş olabilirsiniz..
‘Anımsatayım’ dedim..
Bu gece kim kazanırsa 3 puanı,
yani yağmuru tam üstüne yağdıracaktı..
“Bu da Beşiktaş’a nasip oldu!” diyecektim.
Diyemedim..
Galatasaray’a nasip oldu..!!
Berabere kalsa, “kuraklık” sürecekti!

Oysa sıradan bir şubat gecesi olacaktı!
Herkese En Kalbi Muhabbetlerimi gönderirim..
Ben Can; Orhan Can..

NOT: Gecenin en güzel esprisi Fenerbahçelilerden geldi..
En azından güldüm ya..
Bana attıkları mesajlarda;
benim yazı sonu imzamdan yola çıkarak,
"BenDanyGslıDany"
dediler ya gerçekten ağız dolusu kahkaha attım(!)

Yazının devamı...

Görmediğim şeyi gördüm demem

16 Şubat 2014

Eh işte, Beşiktaşlı için hayatın doğal akış felsefesi budur!
Ben şahidim.
Yakından tanığım.
Görmediğim şeyi, gördüm demem!
Bizzat gördüm.
Bursa maçı öncesinde de Atatürk Olimpiyat Stadında, bir kez daha şahit oldum.
Sevda böyle bir şeydir! Dürüstlüktür.
Doğu Tribünü “tadilatta” olduğu için 50 bin Beşiktaşlı diğer tribünlere sığmak zorunda.
Kuzey, Batı ve Güney Tribünleri yani..
Ve maç başladı. Ben şahidim!
Beşiktaş güney, Bursa kuzey kaleyi aldı! Şahidim gördüm!

11. dakika geride kalırken Bursa 2 defa gol kaçırdı!
Ben şahidim, tanığım.. Hatta bir tanesini Beşiktaşlı oyuncular çizgiden çıkardılar..
Gördüm, şahidim..!!
Yanımda oturan gazeteci arkadaşım Eray Emin Aydemir,
“Abi 2 defadır Beşiktaş kalesini Allah korudu” dedi.
Ben de ona “Allah vardır ama tarafsızdır” dedim.
O, karışmaz insanoğlunun yeryüzünde yaptığı “İyi-Kötü” işlere..
Bence “NOT ALDIRIR”.
Not ettirir birilerine, hepsi o..
Hani sırtında kanatları olanlar var ya, onlara işte!
Bu düşünce doğru olsa;
35. dakikaya kadar Almeida’nın yaptığı “mallıkları”, Tanrı mı yaptırıyor yani..!? Hayır..

Mesela, Atiba’nın ayağı takıldı düştü, kalktı, düşen adamın eline top çarptı ya..
Hakem sarı kart verdi. Ben şahidim..
Haksız ve adaletsiz bir kart.. Gördüm!
Şimdi bu haksız kartı, Tanrı mı verdirdi yani..? Hayır..
Hakem verdi!
Yaradan’ın ne suçu var bunda..!!

Yine bir başka misal,
Yalandan yere düşen Bursalı için Ersan’a kırmızı kart gösterdi hakem..
Tanrı mı verdi yani ‘Kırmızı Kartı’!? Hayır..
Adına maalesef hakem denilen adam verdi.
Vallahi o verdi billahi o verdi!
Ben şahidim, gördüm..!! Tanığım ben.
50 bin kişi ben de tanığım..

İlk yarının son anlarında maçın içine edildiyse, bunun suçlusu hakem ve “Ay biz, bu hakemleri kolay yetiştirmiyoruz” diyen federasyon ve hakem komitesidir..!!
Oysa, bütün profesyonel işyerlerinde kötü olan eleman işten çıkartılır..
Bir hakem kötüyse, ona bir daha maç vermeyeceksin. Atacaksın..
Hem, diğer hakemlerin önü açılır..
Fenerbahçe’yi de böyle yemediniz mi Sivas maçında..!!
Ama yönettiğiniz yer aile şirketiyse sizinkisi, kötü olan da “Aileden” biriyse..
Hani, durum “al gülüm ver gülümse” mesele yok tabii..
Yersiniz tabii Yağma Hasan’ın böreğini, aile şirketi olursa..
Örneğin Beşiktaş – GS maçını katleden birine yeniden maç vermek CİNAYETTİR!
Hele hele, yalan rapor yazmış duruma düşen birine – Ki, Federasyon verdiği kararla hakeme ‘Sen yalancısın, raporun yalan’ demiştir - yeniden maç vermek,
TAHAMMÜDEN ADAM ÖLDÜRMEKTİR!

Yine konumuza dönecek olursak,
mesela, Almeida müthiş bir gol attı, Tanrı mı attırdı bunu!? Hayır..
Fernandes son dakika da yüzde yüzlük golü kaçardı, Tanrı mı kaçırttı yani? Hayır..

Ve maç Beşiktaş’a 3 puan yazan sonucuyla bitti..
Ben tanığım.. Bütün maç tanıklık yaptım..
Daha yazmadığım neler gördüm neler!?

Sadede gelecek olursak,
Daha önce Fenerbahçe maçında yazmıştım. Yine yazayım:
Biz gazeteciler TARİHİN TANIKLARIYIZ..
Olmayana, ‘OLDU’; olana, ‘OLMADI’ diyemeyiz..
“Atananlardan”
değil, hem üniversiteden, hem sokaktan yetiştik..
Muhabirlikten geldik.
Ve muhabir sadece gördüklerini yazar!
Ben de gördüklerimi yazdım arkadaş!.
Unutmayın ama,
“Tanrıya inanan adam olmak kolaydır, asıl zorluk Tanrı’nın inanacağı insan olmaktır..”

Neyse, bu tatil günü OC kutlamaya kaçar!
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

Bu arada,
Üniversiteden arkadaşlarım da gelmişti. Tümen tümen..
İlk arayan Safiye Çakır idi.. Israrla çaldırıyordu telefonu..
Üst tribünden sarkmış, bana el sallıyordu!
Ben şahidim gördüm onu..! Yanında da Sinan Özdemir vardı!
Ona da tanıklık ederim. Buradalar..
Bu kızın okuldaki ismi “Çılgın Safiye” idi..
Hala da en hiperaktifimiz..
“Kız sarkma düşeceksin sonra. Dur 3 puanı alalım ondan sonra düş” dedim.
Duydu mu duymadı mı bilmiyorum.. ?))
İşte bak, 3 puanı aldı Beşiktaş, düşeceksen şimdi düşebilirsin yani..:))

Yazının devamı...

İyi şair - kötü şair arasındaki fark

11 Şubat 2014

Gerçekten paralel bir yapıdır bu..!!
Ama önce biraz maç konuşalım..

“Haftaya bir daha oynayalım mı..”
Beşiktaş taraftarlarının maç sonunda attıkları slogan buydu..
En katı vicdanların bile isyan ettiği maçın tekrarını Beşiktaş 3-0 kazandı.
Ama filmimiz aynıydı!
İlk yarı başka, ikinci yarı başka bir Beşiktaş..
Maç 3-0 olunca da rahat bir maç seyredemeyeceğimi biliyordum.
Gol gelmedi ama Serdar Kurtuluş yetişti benim; şahsi “yusufcuk” merakıma..(!)
İkinci yarının hemen başında kendini attırdı Serdar.
Bakın; hakem atmadı, Serdar kendini attırdı!

Biz Beşiktaşlılar da mazoizm düşkünlüğü olduğu açıktır. Gençliğimden beri böyledir!
Ama, vicdanların teskin edildiği bir maçtı bu!
Kim yenerse yensin en azından ilk maç kadar ADALETSİZ OLAMAZDI!
Öyle de oldu..
Çaldığı düdüklerde topu 1 metre bile ileriden attırmayan bir hakem..
Geçen maçı anımsayın bir hele..
Elbette, yanlış karar vermedi mi, verdi. Ama sonuca etki etmedi!
Ama 1 kişinin eksikliği maçın akışını temposunu nasıl da değiştirdi gördünüz mü!?
Hayatın akışı da böyledir!
O pek de önemsemediğiniz ‘1’ rakamının her hangi bir “şeyde” eksikliği, bazen ne büyük olur..
İşte, bu maçta da özellikle ikinci yarı, aynen durum böyle oldu!
Beşiktaş 2. yarı Bilic ileri çıkın diye kenarda kendini yırtsa da takım geriye yaslanınca.
Tüm Beşiktaşlılar gibi ben de taşikardi oldum tabii.. (bkz: Bakınız taşikardi ne demek?)

GELELİM BU YAZININ ANA FİKRİNE

İyi şair kelimeleri,
iyi teknik adam oyuncularını sahada iyi dizer!

Antrenör “dizilişi” iyi yapmalı, bir sonraki mısrayı önceden okumalıdır!
İyi şairin kelimeleri dizdiği gibi..

Çünkü Futbol, Edebiyat gibidir.
İyi yazarsan sarhoş edersin adamı.
Kelimelerin ahengidir bu..!!
Sözcüklerle oynaşmanın büyük keyfi..
İyi dizersen kelimeleri, "ritmle" de oynatırsın "anlamlarını.."
Bu, kelimelerin ahenkle yaptığı danstır..!!
Bir tür ruh aşkıdır bu..
Ruh terbiye eden adamdır edebiyatçı..
Misal; “Öyle oldu bu akşam da” cümlesi “Öyle de oldu bu akşam” cümlesi ile ayrı anlamlar taşır..
Bir “da” veya “de” eki tüm cümlenin akışını nasıl da değiştirir.
1. cümle daha çok “Her akşam oluyor da bu akşam yine öyle oldu” niteler.
2. cümle ise “Beklemiyorduk ama öyle oldu” anlamını, “İlk kez olmuş” gibiyi anlatır.
Her ikisini arasında derin bir anlam farkı vardır.
İşte buna
, kelimelerin “sihirli gücü” denir..
Yine, yeni bir misal, gramer işaretleri.. (Nokta ve virgülün önemi..)
“Oku da adam ol baban gibi, (VİRGÜL BURADA) eşek olma..”
“Gibi” kelimesinden sonra gelen VİRGÜL, cümledeki babayı “Örnek baba” yapmıştır.
Ama şöyle yazarsa edebiyatçı;
“Oku da adam ol, (VİRGÜL BURADA) baban gibi eşek olma..”
Virgül iki kelime geriye gelmiştir sadece, tümce aynıdır oysa..
Bu durumda cümlenin anlamı ne olmuştur:
“Baban eşek, oku da kendini kurtar evladım..!!”
Bir "Küçük virgül"
ne hale getirmiştir cümleyi gördünüz mü..?
Bu, edebiyatçının hünerli, minik bir dokunuşudur sadece..

İşte, edebiyatçının ÖNEMİ de buradadır..
Kelimelerin o büyük okyanusundu sözcükleri nerede, nasıl kullanacağını bilmektir ustalık..
İyi antrenörler de oyuncularını sahada iyi dizer..
Nerede nokta nerede virgül koyacağın iyi bilir.. Edebiyatçılar gibi!

Kelimeleri yanlış dizen edebiyatçıların kitapları bu yüzden okunmaz..
Kötü yazarlardır çünkü..
Kötü antrenörler bunlara benzer işte..!!
Aradaki tek fark biri kelimelerle biri yeşil sahanın kenarında dolaşır!

Kelimelerin zirve yaptığı yer ŞİİR'dir..!!
Edebiyatın ince ruhudur..
Aslında futbol, şiirin ta kendisidir..
Kelimelerin ahenkle dansının şahikasını şiir oluşturuyorsa, futbolun şiirini de sahadaki iyi diziliş oluşturur!
Ya iyi şiir ortaya çıkarırsın ya da kötü!
Ya iyi futbol ya da kötü..

İyi şairler, kelimeleri “İyi dizer”..
Bu yüzden de onların şiirleri dilden dile dolaşır, şarkılara mısra olurlar..!!
Bir de kötü şairler vardır. Şiir yazdıklarını sanırlar..
O berbat şiirleri sadece kendileri ile 1. derece akrabaları okur.

Kelimelerden, sözcüklerden, mısralardan anlamazlar..!!
Kötü antrenörler de kötü şairler gibidir..
Yine, yeşil sahanın kulübelerinde çok bulunurlar.

Edebiyat böyle bir şeydir işte..
Futbolla edebiyat bu yüzden iç içedir..!!

İşte, kötü bir şairle kötü bir teknik adam arasındaki rabıta aynen böyledir.
Birbirleri ile paralel bir “İlişkileri” vardır..

Neyse anam babam OC yine kaçar..
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben Can; Orhan Can..!!

Kelimelerin gücü adına,
kötü şair ve kötü antrenörleri anarak, Muzaffer Tayip Uslu'nun
“Gramer Dersi” başlıklı şiirini tüm edebiyat ve şiir severlere armağan ediyorum..

“Sevmek” bir kelimedir
“Sarı saçlı” dersem bir kız için
Sıfat söylemiş olurum
“Ben sarı saçlı bir kız sevdim”
Bir cümledir. Sevda dolu bir cümle
Nokta koymalı, durmalı zira

Zira “açlık” da bir kelime
Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi
Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime

“Öleceğim, ölüyorum, öldüm”
Diyeceğim bir gün..

Yazının devamı...

Bir Kızılderili Şefi varmış!

7 Şubat 2014

“Haydi anlat anlat..!”, diyebilirsiniz..
Anlatacağım elbet ama önce Beşiktaş ve Bilic’i ele alalım..
Gaziantep maçında Beşiktaş’ın sahaya sürdüğü oyuncuların hepsi oynaması gereken yerde oynayınca ortaya da daha derli toplu bir takım çıktı.
En azından böyle bir görüntü verdi.
Bu arada, Bilic gardaşıma sormalıyım..
Pedro Franko’yu neden sezon başından beri doğru dürüst bir şans vermedin..!?
Mesela Atiba yerinde oynadı, iyi de oyun sergiledi Bilic gardaş!

Tabii unutmamak lazım ki bu sezon pek de iyi performans göstermeyen Fernandes’in yokluğu sayesinde Beşiktaş Gaziantep’te 11 kişi oynadı..
Bildiğiniz gibi , Fernandes oyunda olunca Beşiktaş 10 kişi oynuyor da..

Bu maçta da Beşiktaş taraftarının makus talihi değişmedi ya, ben ona yandım doğrusu..
Maç skoru 2-0 olunca “Hah işte, artık rahat bir maç izlerim” dediğime beni pişman ettiler!
Antep golü bulup durum 2-1 olunca bütün Beşiktaş gönüldaşları gibi ben de taşikardi oldum..
Hele o altıpasın içinde dokunulamayan top..!!
Ya o gol olsaydı..!?
O güzel şarkının sözlerini hatırlayıp “Yine bana haram geceler” derdim artık sabaha kadar.
Ama şunu söylemeliyim ki oyuna sonradan giren Ömer’in kaderi değişmedi.
Yine oyuna sonradan girdi ve golünü attı..
Siz Ömer’e “Sonradan Ömer” de diyebilirsiniz..
Durun size bir olay anlatayım..
Beşiktaş’ın tesislerinde bir gece yarısı çıkan kavgayı elbet biliyorsunuz.
Hani şu Kaptan İbrahim Toraman ile Sezer arasında çıkan “Boğazlama” kavgası!
Toraman’ın takım için uyardığı Sezer’le gece yarısı kapıştığı kavga yani..
İşte, o kavganın çıktığı gece, bütün tesis “Olay yerine” koşar..
Tesisteki ahcılar bile kavgayı ayırmak için yataklarından fırlamıştır..
Kısacası herkes kavga yerindedir!
Kavga yerine en son kim gelir biliyor musunuz? Ömer..(!)
O gece de makus talihi değişmemiştir Ömer’in..
Ki, olaya en son müdahil olmuştur!:))
(Seni seviyoruz çocuk..)

Bu arada, Bılıc’in maç okuduğunu artık sanmıyorum..
Hatta eminim artık..
70’ten sonra duran bir Beşiktaş olduğunu gerçeği ortadır.
Hatta ilk yarı başka, 2. yarı başka olan Beşiktaş!
Allah için söyleyin bana..
Bu bilindiği halde, takım geriye yaslansın diye mi defansif değişiklikler yapılır!?
Neyse 3 puan 3 puandır..

Gelelim anlatmak istediğimiz öykümüze..
Bir futbol maçı, bir takım üzerinden hayat dersimize..

Bir masal ülkesinde bir Kızılderili Şefi varmış..
Kızılderili Şefi'nin iki de toraman mı toraman köpeği varmış..
İkisi de güçlü kuvvetliymiş..
Birinin adı İyilik , öbürünün adı Kötülükmüş..
Bir gün torunu kendisini ziyarete gelmiş..
Köpekleri çok sevmiş küçük çocuk.
Köpeklerle oynarken küçük çocuk dedesine sormuş..
“Dedeciğim, köpekleri kapıştırsak hangisi kazanır..?” demiş!
Yaşlı reis, çocuğun yüzüne şöyle bir bakmış..
Kendisinden emin uzaklara bakmış ve şu cevabı vermiş:
“Hangisini daha iyi beslersek o kazanır..”!!
Tekrar ediyorum,
HANGİSİNİ DAHA İYİ BESLERSEK O KAZANIR..
İşte hayat dersimiz burada yatmaktadır..
Unutmayın, iyiliği de kötülüğü de besleyen insandır..

Futbola bunu yansıtırsak, Başarıyı da Başarısızlığı da insan belirler.
Hangisi. daha iyi “Beslenirse” o kazanır..
Bu sadece “İyilik-Kötülük”, “Başarı-Başarısızlık” ayrışması değildir..
Hayatın her alanında geçerlidir.

"Sevgi-Sevgisizlik", "Dürüstlük-Yalancılık", "Vicdan-Vicdansızlık","Zalimlik-Mazlumluk", "Onur-Onursuzluk"..vs
Kısacası 'Ahlak' ve 'Erdem' gibi kavramları beslerseniz iyilikler gelişir..
Yok iyi "beslemezseniz", 'kötülükler' sarar her yanı..
Aşkta, sevgide, arkadaşlıkta, iş hayatında, ticarette, sporda..
Geçerlidir bu kural..

Unutmayın!
Neyi iyi beslerseniz, o kazanır..!!

(Beşiktaş’ı teknik patronları ve oyuncuları da artık bunu öğrenmeli..!!)

Neyse, herkese kucak dolusu sevgiler..
En Kalbi Muhabbetlerimle OC kaçar..
Ben CAN; Orhan Can..


Yazının devamı...

Bir de bunu okuyun

5 Şubat 2014

Bu yazı spor akademilerinde ders olarak okutulmalıdır ki kulüp yöneticileri de nasiplensin!..

İşte size Faik Gürses’in özel yazısı..

“SİYAH-BEYAZLILAR, STOPERLERE 10 YILDA 130 MİLYON LİRA HARCADI

Beşiktaş, 100'üncü yıl şampiyonluğundaki Zago-Ronaldo-Ahmet Yıldırım üçlüsünden sonra her yıl stoper transferi yapmasına rağmen defansta bir türlü aradığını bulamadı. Şimdi bu örneği verdikten sonra bırakalım stoper transferini zır-pırt yapan bir başka dünya kulübü var mı?

DEFANS DUVARDIR. İSTİKRAR ŞARTTIR
Manchester Unıdet Ferguson ile bulduğu Ferdinand-Vidiç ile (Sadece bir-iki kez partneri değişiyordu) uzun yıllar defans göbeğini değiştirmedi. Barcelona Pigue-Puyol ile devam ediyor yıllardır. Real Madrid Ramos-Pepe ile sürdürüyor istikrarını. Örneklerini çoğaltmak mümkündür. Ömer Toprak Leverkusen’de Teknik adam değişikliğine rağmen hala forma giyiyor. Birkaç örnekte lig’imizden vereyim. Uche-Högh Fenerbahçe’de, Kadir-Necati Trabzonspor’da eskiyene kadar forma giydi.. Bu isimleri forma giydikleri ülke milli takımlarında da görmek mümkündür. Ama Beşiktaş 10 yılda öyle bir enflasyona imza attı ki gerçekten kırılması güç bir rekordu. Hem ödediği para açısından, hem istikrar açısından, hem de alınan oyuncuların ertesi yıl forma değiştirilmesiyle dramatik bir evre yaşadı.

18 STOPER TRANSFER EDİLDİ
Lucescu'nun 3-5-2 sisteminde, geri üçlüde oynayan Zago, Ronaldo ve Ahmet Yıldırım defansif ve ofansif becerileri ile taraftarın sevgilisi olmuştu. Özellikle Zago ve Ronaldo'nun uyumuna duyulan özlem devamlı dile getirilip defans hattında hep bu tarz bir ikili arandı. Sonraki sezonlarda defansın göbeğinde sürekli farklı ikililer deneyen siyah beyazlılar bu süreçte 16 stoper transfer ederken, Galatasaray'dan kiralanan Dany bu mevkideki 17. futbolcu oldu.

KİMLER ELDİ, KİMLER GEÇTİ
Beşiktaş'ın stoper transferlerinde ödediği ücretler ve alınan futbolcuların kalitesi ise hep tartışma konusu oldu ve hala da tartışılmaya devam ediyor. Zapotocny, Schildenfeld, Ferrari, Diatta gibi isimlere verilen rakamlar şampiyonluk yarışından uzaklaşılmaya başlandığı andan itibaren kongrelerde ve divan toplantılarında sürekli gündeme getirildi.

DEMİRÖREN DÖNEMİNDE 13 STOPER ALINDI
Yıldırım Demirören'in başkanlığı ile başlayan 2004 yılından itibaren sürekli artan borçlar içinde stoperlere ödenen paralar pek de yabana atılacak rakamlar değil. 2012 yılında görevi 580 milyon lira borç ile bırakan Demirören, görev yaptığı 8 yıl içinde 84 futbolcu transfer edip rekor kırarken bunların 13'ü stoper transferiydi. Demirören zamanında şu stoperler alındı:
Mustafa Doğan, Çağdaş Atan, İbrahim Toraman, Koray Avcı, Kürşat Duymuş, Baki Mercimek, Lamine Diatta, Gordon Schildenfeld, Tomas Sivok, Tomas Zapotocny, Matteo Ferrari, Ersan Gülüm ve Egemen Korkmaz.

BORCUN KAYNAKLANDIĞI MERKEZ
Mustafa Doğan, Baki Mercimek, Lamine Diatta ve Egemen Korkmaz'ı bedelsiz transfer eden Demirören, diğer 9 futbolcu için kulüplerine 21.3 milyon Euro bonservis ödedi. Yaklaşık 60 milyon liralık bir rakamı da futbolcuların kendisine ödeyen Demirören'in bıraktığı 580 milyon liralık borç içinde sadece stoperlere ödenen rakam toplamda 110 milyon lirayı buluyor.
Demirören dönemindeki 580 milyon liralık borç içinden, diğer branşlar düşüldüğünde futbol takımı için stoperlere ödenen rakamların payı hiç de azımsanacak bir düzeyde değil.

PARAYI GÖTÜREN GÖTÜRENE
Bonservis ücreti ödenerek alınan stoperlerden Matteo Ferrari'nin çok ayrı bir yeri var. Zira, Matteo Ferrari hem Türk futbolu, hem de Beşiktaş tarihinin en pahalı stoperi olma özelliğini taşıyor ve hala da Beşiktaş'tan aylık ücret alıyor.

FERRARI'YE 2 YIL İÇİN ÖDENEN BEDEL 50 MİLYON LİRA
Siyah beyazlılar Ferrari'yi 2009 yılında İtalya'nın Genova takımından 4.5 milyon Euro bonservis bedeli ile kadrosuna kattı. 4 yıl olarak imzalanan anlaşma, bir anlamda Türk futbol tarihinin "Bir stopere ödenecek en yüksek ücret" sürecini de başlatmış oldu. 2 sezon sonra takımdan ayrılan Ferrari, Beşiktaş aleyhine CAS'ta dava açtı ve siyah beyazlı kulüpten 8 milyon Euro daha almaya hak kazandı. Beşiktaş'ta oynadığı 2 yılda 5 milyon Euro kazanan Ferrari, taksitler halinde almaya devam ettiği 8 milyon Euro birlikte yıllığı 6.5 milyon Euro'ya gelmiş oldu. Yani Ferrari'ye bonservisi dahil 2 yıl için ödenen toplam rakam yaklaşık 50 milyon lirayı buldu.

FİKRET ORMAN 1.5 SEZONDA 4 STOPER ALDI
Yıldırım Demirören'den sonra görevi devralan Fikret Orman ise 1.5 sezonda 3 stoper transfer etti. Aynı zamanda altyapıdan Atınç Nukan da A takıma alındı. Geçtiğimiz sezon Egemen Korkmaz ile yollarını ayıran başkan Fikret Orman'ın ilk stoper transferi Julien Escude oldu. Önder Özen'in Sportif Direktörlüğe gelmesi ile sezon başında Pedro Franco'yu kadrosuna katan Beşiktaş'ın, Fikret Orman dönemindeki son stoper transferi ise Galatasaray'dan kiralanan Dany Nounkeu. Bu futbolcular içinde sadece Pedro Franco için 2.4 milyon Euro bonservis bedeli ödendi. Escude'ye iki yıl için 5.5 milyon lira verilirken, Dany'e ise yıl sonuna kadar 1.8 milyon lira ödenecek.
Dany ile birlikte Beşiktaş'ın şu andaki stoper sayısı da (İbrahim Toraman ile birlikte) 6 oldu. Bu futbolcular ise, Pedro Franco, Escude, Ersan Gülüm, Sivok, Dany ve kadro dışı olan İbrahim Toraman.

10 YILDIR TAKIMDA OLAN TEK FUTBOLCU İBRAHİM TORAMAN

10 yılda 17 stoper transfer eden Beşiktaş'ta İbrahim Toraman'ın bu sürede takımda devam eden tek futbolcu olması da ilgi çeken başka bir ayrıntı. 2004 yılında Yıldırım Demirören tarafından Gaziantepspor'dan transfer edilen Toraman, 10 yılda takım kaptanlığına kadar yükseldi ve şimdi de kadro dışı.

DANY TRANSFERİNE TEPKİ BÜYÜK
Siyah beyazlı taraftarlar, Dany transferinin gündeme geldiği 20 gün öncesinden bu yana, ''Galatasaray'ın istemediği bir futbolcuyu alacağımıza İbrahim Toraman'ı affedelim'' diyerek adeta isyan ediyor. Taraftarlar, Demirören zamanında başlayan rakiplerinin istemediği futbolcuları alma geleneğinin Fikret Orman döneminde de devam ettiğini belirterek, sosyal medya ve forumlar aracılığı ile tepkilerini gösteriyor. Fikret Orman ve yönetimi ise bütün uğraşlarına rağmen Toraman'ı affetmeyen Önder Özen-Slaven Biliç ikilisinin ısrarına dayanamayıp, Galatasaray'dan Dany'i alarak takıma 6. stoperi kazandırmış oldu.

STOPERLERE 10 YILDA 130 MİLYON LİRA HARCANDI
Escude, Pedro Franco ve Dany'e ödenen ve ödenecek ücretler de eklendiğinde Beşiktaş'ın son 10 yılda stoperler için harcadığı rakam 130 milyon lirayı buluyor. Zago-Ronaldo ikilisinden sonra 17. stoperi kadrosuna katan ve yaklaşık 130 milyon lira harcayan Beşiktaş'ın, defansın göbeğindeki ideal ikiliyi bulma çalışmalarının Danny ile son bulup bulmayacağını ise zaman gösterecek.

GELELİM SEZON BAŞINA
11 oyuncu transfer edildi. Bunların bir bölümü, Samet Aybaba görevde iken alındı. Tıpkı Dentinho gibi. Hatta, Fenerbahçe’de forma giymemiş Sezer Öztürk teklif edildi, Dany’de ısrarcı olundu Aybaba bu isimleri veto etti. Beşiktaş bir başka komik olaya daha imza attı. Sivasspor’dan Eneramo alındı, transfer edildiği gün meniskus ameliyatı oldu. Topu topu iki maçta oynadı, Karabükspor’a kiraya verildi. Kerim Frei’den henüz haber alınamıyor. Geleceğin stoperi Pedro Franco ile Eskişehirspor’dan alınan Ömer Şişmanoğlu ortalarda yok. Yıllardır büyümeyen genç Muhammed (Demir) hala yerinde sayıyor. Sezer Öztürk’i fazla yazmaya gerek yok. Gökhan Töre bir var-bir yok. Tek doğru Tolga Zengin. Birazda Motta.
Tüm bunlar yaşanırken, Teknik Direktörüne herhangi bir saygısızlık yapmamış İbrahim Toraman elde varken Dany transferi ise taraftara ve camiaya yapılan bir saygısızlıktır. Bu oyuncu alındıktan sonra bir TV kanalına telefonla bağlanan Sportif Direktör Önder Özen’i, “Bakın nasıl transfer ettik” diye anlattığını dinleseydiniz, sanırdınız, bir uzaylı stoper geldi Beşiktaş’a. Şu anda eldeki stoper sayısı alternatif Necip Uysal’ı da sayarsanız 7’dir. Para yok diyenler altı aylığına 600 bin Euro’yu Dany’e ödeme garantisi verenlerdir. Yani yönetim bir Euro 3 TL olduğuna göre 1 milyon 80 bin TL’yi kasadan çıkartmışlardır. Dahası sezon sonu 1 milyon 800 bin Euro daha vermeye hazır olduklarını ifade etmektedirler. Bunu da 3’le çarptığınız takdirde, sadece Dany’nın maliyeti 7 milyon TL’ye gelecektir. Ne feda, ne feda..!!

Beşiktaş, Beşiktaş’tır. Fenerbahçe’nin bıraktığı, Galatasaray’ın gözden çıkarttıkları ile bina edilemez. Allame-i Cihan’da olsa bu gerçeğin üstü balçıkla da sıvanmaz. Egemen Korkmaz, Fenerbahçe’ye gidebilir. O bir profesyoneldir. Beşiktaşlı bunu anlar. Ama Beşiktaşlının anlayamadığı bir şey vardır. Taraftarın tansiyonunu yükseltmek için yeni bir yol mu bulunmuştur? Bir sportif direktör göreve getirilse bile son sözü söyleyecek başkandır. Başkan, Beşiktaş’taki gelenek ve görenekleri bilmeyenlere izah eder. Anlaşılmazsa, münasip bir dille transferse veto eder, borç ise almaz ya da vermez. Süleyman Seba Başkandı ama, REİS’ti her şeyden önce. Bilmem anlatabildim mi?

Faik Gürses
Spor Servisi Müdürü
fgurses@dha.com.tr

Faik abi böyle yazdı..
Şimdi var mı söyleyecek sözü olan..
Suçlu Ayağa kalk..!!

Hey sen! Oradaki..
Koltukların arkasına saklanan!
S
en de ayağa kalk!

En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

Yazının devamı...

Hava kurşun gibi ağır dişlerim takır takır

31 Ocak 2014

“Hava kurşun gibi ağır
bağır
bağır
Bağrıyorum..”
diyor ya büyük şair..
İşte, Atatürk Olimpiyat Stadı’nda durum aynen öyleydi!
Hava kurşun gibi ağırdı..
Ozan “Bağırıyorum” diyordu şiirinde..
Ben ise bağıramıyordum.
Çünkü dişlerim
takır
takır
takırdıyordu..

Bu stat buraya neden, niçin ve kimler tarafından yapılmıştı!?
Rüzgarı hesaplamayan mühendise kim diploma vermişti..
Stadın şeklini çizen mimar nasıl bir insandı..
Yoksa rüzgarsız bir gezegenden mi gelmişti..
Yüklenici firmalar “Yüklenmişler” bu işten de,
işi onlara verenler ne kadar “Yüklenmişlerdi”?
İşte asıl mesele oydu..
Evet “oydu”..
Bunlar devleti iyi “oymuşlar”! doğrusu..
Adına da ‘Atatürk’ koymuşlar ki kamuflaj sağlam olsun!
Kimse itiraz edemesin..

Neee, Fernandes gol mu attı?
Evet atmış.. İlk yarı 1-0 bitmiş.. Bu arada yani..
Ben üşümekten
bağır
bağır
bağıramıyorum..
‘Zangır
zangır
titriyorum’ da biraz..
Ondandır “mış, muş” demem..

(Bu arada, Beşiktaş bu futbolla isterse seksen tane gol atsa fayda etmez..!
İlk yarıda dünyanın kornerini atmış olsa da fayda etmez..Top oynamıyor ne yazık ki Beşiktaş)

Elbette, bu kurşun gibi ağır gecede, milyonlarca Beşiktaşlının gıyabında Atatürk Olimpiyat Stadı’na gelen birkaç bin iyi insanı, en kalbi muhabbetlerimle selamlıyorum!

Bilic’e bakıyorum da “Çaresiz” bir adam görüyorum..
Elindeki malzemeyle, ancak bu kadar helva yapabilen bir adam!
Ve her geçen gün kredisini, iyi niyeti yüzünden eriten adam..

Ancak, Hikmet Hoca’yı gördüğüm an, tarihi bir andı..
Ben o gözlükleri gördüm ya..
Dedim ki içimden..
“Acaba yanlış mı görüyorum..
Karşımdaki Hikmet hoca mı yoksa,
İngiliz Bilimler Akademisi üyesi mi?”:)))
Öyle derin bir imaj yani..
Tabii ama, öyle bağırarak, çağırarak da olmuyor bu işler..

Neee, 3 mü oldu..
Olmuş..
Önce Gökhan sonra Oğuzhan atmış.. 3-0 olmuş

Nee, Erciyes de mi atmış..
Evet o da atmış..3-1 olmuş..
Bitmiş bir Kayseri Erciyes canlanır gibi oldu ama..
Yanlış anlaşılmasın 3-0’dan sonra “Bitmiş” demiyorum..
Kesinlikle onu kastetmiyorum..
Genel olarak Erciyes için durum fena..
“Çanlar” onlar için fena çalıyor bence..
Durumu 3-2 yapmaları da parlak bir umut vermiyor..
Beşiktaş’ın böyle takım karşında galip gelmesi ise kimseyi şaşırtmasın..
Hiç kimseyi de şımartmasın..
Ancak cepteki 3 puan, daldaki 5 puandan iyidir..

Bilic amcama bir tavsiye..
Sen böyle yanlış adamlar çıkarmaya devam edersen, daha çook “heyecan” verirsin bize..
Maç iki dakika daha uzasa berabere kalacaktın çocuk!

Parmaklarım dondu, OC kaçar anam babam..!!
En Kalbi Muhabbetlerimle..
Ben CAN; Orhan Can..

NOT: Büyük ozan Nazım Hikmet’tir..

Yazının devamı...