"Alışveriş Cadısı" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Alışveriş Cadısı" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Alışveriş Cadısı

Market rafında baskıcılığa hayır!

10 Kasım 2013

“Market rafında domuz etine hayır!” başlıklı bildiride, marketlerde domuz eti satılmasına karşı çıkılıyor ve “Hala neyi bekliyoruz?” denerek mütedeyyin kesim isyana çağrılıyor.


Metin öyle bir kaleme alınmış ki, sanki mahallenin mütevazı kasabında bile domuz eti satılmaktadır ve halka zorla yedirilmektedir:


“Bugün basında çıkan haberlerden de anlaşıldığı gibi domuz eti satışı Müslüman halkın evine, alışverişini yaptığı en yakın noktaya kadar inmiştir. Domuz eti raflarda kolaylıkla bulunabilir hale getirildi! Bu utanç verici bir durumdur. Lütfen artık sessizliğimizi bozalım. Müslümanın helal hayat standardına aykırı bu duruma tepkimizi verelim. Bilinçlenme, şuurlanma arttıkça kimse bize zorla domuz eti yediremeyecektir ve marketlerde satışını yapamayacaktır.”

“Yüzde 99’u Müslüman olan ülkemiz” ezberinden hareketle, bunun hassas bir konu olduğunun farkındayım. Fakat bildiriyi kaleme alan zatlara “Ne münasebetle?” diye sormak isterim. Ne münasebetle tüm ülkeyi, tüm bireyleri kendi durduğunuz noktadan hareketle tanımlamaya ve biçimlendirmeye çalışıyorsunuz? Ha burada arkasında durduğum şey domuz eti değil, çeşitliliğe ve farklılıklara yer açılması, varlıklarının kabul edilmesi, tanınması gerekliliğidir. O farklılık yüzde 1’lik bir nüfusa işaret etse dahi.


Benim mahallenin afili marketinde domuz eti satılıyor. Şarküteri reyonunun ayrı bir bölümünde, kocaman kocaman etiketli uyarılarla ve sıkı sıkı mühürlenmiş ambalajların içinde. Dolayısıyla GİMDES’in kelimelerini kullanacak olursam, “haramdan en azami sakınan Müslümanlar”ın dahi inançlarına halel getirecek bir durum yok market rafında. Ama zaten burada tahammül edilemeyen o ürünün utanıp sıkılmadan rafa çıkması, etikette ‘domuz ürünü’ yazması. Okuması bile dinden çıkaracakmış gibi...


Her yerde, her alanda karşımıza çıkan tek tipleşme talebi, market raflarına kadar tırmanmış durumda. Ötekine tahammül, Kaf Dağı’nın ardında kalmış bir masal.



http://twitter.com/alısveriscadisi


Yazarın son yazıları


#09 Eylül 2013 Kağıt neşriyatı bırakıp dijitali nasıl sevdim
#23 Ağustos 2013 AVM HİKAYELERİ
#16 Ağustos 2013 Tekstil kimyasallarından nasıl korunmalı?
#26 Temmuz 2013 Haftasonu parklara gidin bir takas pazarı mutlaka vardır
#18 Temmuz 2013 Yedikule bostanının yaşamasına izin verin market yerine bostandan alışveriş yapalım


YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN >>

Yazının devamı...

Kağıt neşriyatı bırakıp dijitali nasıl sevdim

30 Eylül 2013

IKEA katalogları, özellikle son bir iki yılda, sadece ürün kataloğu olmaktan çıktı, birer dekorasyon dergisine dönüştü. Neyle ne birarada iyi durur, sıkıldığın eşyalara nasıl yeni süsü verirsin, sorunlu alanları nasıl döşersin gibi soruların cevaplarını bulabiliyorsunuz içinde. Bu yılıh 327 sayfalık kataloğunu, 2 Eylül’de dağıtmaya başladılar. Tema, “Çocukla Yaşam” olarak seçilmiş. Aileler için evin her yerinde çocuklarla daha fazla ve güzel vakit geçirmeye olanak sağlayacak öneriler var.


Bu kataloglar benim açımdan, tatil dönüşü durup durup bakılan fotoğraf albümleri gibi. Sonuncusundan üç tane edinmiş, evin üç köşesine dağıtmıştım.
Geçen gün eve gelip kapıda bu yılın kataloğunu bulunca yine çocuklar gibi şenlendim. Ne bileyim bunun kağıda mesafe koyup dijitale yanaşacağım an olduğunu. Ki ben über eski kafa bir bünyeye sahip olduğumdan dijital nimetlerden minimum düzeyde yararlanır, elime geçen tüm neşriyatı önce bir koklarım.


Bu yılın kataloğu hepsinden farklı çünkü ilk kez “Augmented Reality (Artırılmış Gerçeklik)” yer alıyor içinde. Böyle deyince uzay mühendisliği gibi durdu, farkındayım. Türkçesi: Beğendiğin mobilyanın evinde nasıl durduğuna bakabiliyorsun. Gerçi bu dijital kataloğun sadeçe tek bir ayrıcalığı, daha ne oyuncaklı marifetleri var. Ama önce akıllı bir telefona ya da tablet bilgisayara sahip olmanız gerekiyor.




Hemen indirdim kataloğu telefona. Uygulamalardan aratınca çıkıyor. İsterseniz normal bir katalog gibi sayfa sayfa bakabiliyorsunuz. Fakat bir de artıları var. Bazı ürünlerin ya da temaların alternatif fotoğrafları bulunuyor mesela dijitalde. Kağıtta tek kare ile geçilen bir yatak odasının dijitalde onlarca fotoğrafı olabiliyor. Gardrobun menteşelerine kadar tüm detayları çekmişler. Bir de 360 derecelik fotoğraflar var ki, bakması büper eğlenceli. Tabii dışarıdan bakana, sağa sola yukarı aşağıya çevirdiğiniz telefonla biraz avanak bir görüntü veriyorsunuz.



Dijitale videolar da eklemişler. Oynat işaretine dokunuyorsunuz, o ürünün tasarımcısı anlatmaya başlıyor. Ya da atölyede nasıl üretildiğini izliyorsunuz. Veya o ürünü kullanan bir aşçı mutfakta yemek yapmaya başlıyor.
Gelelim ‘Artırılmış Gerçeklik’ özelliğine... Ürünü seçiyorsunuz, telefonunuz otomatikman kamera özelliğine geçiyor. Kamerayı -diyelim mi ki bu bir yatak_ ürünü koyacağınız yere tutuyorsunuz, tak diye ürün ekranda, görüntünün üzerinde beliriyor. İstediğiniz gibi çevirip yakınlaştırabiliyorsunuz. Acayip eğlenceli. Yaklaşık 80-100 ürün bu uygulamaya dahil edilmiş. “Bu mobilya evimdekilere uyacak mı?” sorusu mağazaya gitmeden ortadan kalkıyor.


Bir de ekstra içerikler var. İşaretli sayfaları (kağıtta) okutarak ev dekorasyonuyla ilgili ipuçlarına ve fikirlere ulaşıyor, odaları farklı açılardan görüyor, size özel fırsatlardan haberdar oluyorsunuz.

http://twitter.com/alısveriscadisi


Yazarın son yazıları


#23 Ağustos 2013 AVM HİKAYELERİ
#16 Ağustos 2013 Tekstil kimyasallarından nasıl korunmalı?
#26 Temmuz 2013 Haftasonu parklara gidin bir takas pazarı mutlaka vardır
#18 Temmuz 2013 Yedikule bostanının yaşamasına izin verin market yerine bostandan alışveriş yapalım
#16 Temmuz 2013 Hayvanseverler AVM’ye karşı


YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN >>


Yazının devamı...

AVM HİKAYELERİ

14 Eylül 2013

Eski 45’likler konseptinin yaratıcısı, müzik eleştirmeni Naim Dilmener’i tanırsınız. O aslında sadece müzik değil, hayat eleştirmenidir. Hepimiz gibi… Bu aralar çalışma alanı ise alışveriş merkezleri.


Alışveriş merkezlerinde tanık olduğu olayları, kulak misafiri olduğu diyalogları yazıyor, Duygu Beykal İz o anı çiziyor ve sanat eleştirmeni Ayşegül Sönmez’in kurduğu online kültür-sanat gazetesi Sanat Atak’ta yayınlanıyor.


Her şey Naim için konu olabilir. Sevgililerinden konuşan genç kızlar, aralarında Gezi Parkı direnişi değerlendiren kadınlar-erkekler, günlük sohbetler yapan tezgahtarlar… AVM’lerde olup biten, ama alışveriş eyleminin dışında kalan her şey.


Nasıl başladın, nereden aklına geldi” diye sordum Naim’e hafiften haset ederek. Meğer Twitter’da keşfedilmiş. Bütün projenin başlamasına neden olan ilk hikaye ise yürek burkuyor:


AVM’LERDE KIRIKLIKLAR HİÇ BİTMEZ


“Büyük bir kısmımız, AVM’lere alışveriş için gitmiyoruz. Dolaşıyor, belki çay/kahve içiyor, gevşiyoruz. Ya da daha da deliriyoruz. Çünkü varlık içindekilerle yokluk içindekiler yan yana buralarda. Aynı koridorlarda yürüyor, aynı vitrinlere bakıyoruz. Bir keresinde, elinden tuttuğu küçük oğluna, “Bak oğlum, buralara gelebiliyoruz diye, buradaki her şeyi satın alabiliriz sanma. Biz fakiriz, paramız yok,” diyen bir babaya denk geldim. O an kalbim sıkıştı ve tuvalete gidip kustum. Sonra üstüne düşünürken, bazı ilginç durum ve diyalogları yazarak, birilerini AVM’deki hayatlarımız konusunda dürtebileceğimi düşündüm ve twitter’a yazmaya başladım. Sanatatak.com oradan gördü ve bizim siteye yaz bunları, dedi ve başladık.”


“Bence AVM’ler büyük bir yanılsamaya yol açıyor; hepimizin refah ve bolluk içinde olduğuna dair uçsuz bucaksız bir yanılsama. Yapmayı kendime görev edindiğim şey, bu yanılsamayı parçalamak. Tabii kendimce ve daha çok kendim için. İşe yaramadığını da söyleyemem. Devam da ediyorum; AVM’lerde kalp/ruh/gönül kırıklıkları hiç bitmez.”


AVM Hikayeleri’ni takip etmek isterseniz www.sanatatak.com adresini takip etmeniz yeterli. Belki biri sizin hikayeniz bile olabilir.

http://twitter.com/alısveriscadisi


Yazarın son yazıları


#16 Ağustos 2013Tekstil kimyasallarından nasıl korunmalı?
#26 Temmuz 2013Haftasonu parklara gidin bir takas pazarı mutlaka vardır
#18 Temmuz 2013Yedikule bostanının yaşamasına izin verin market yerine bostandan alışveriş yapalım
#16 Temmuz 2013Hayvanseverler AVM’ye karşı
#12 Temmuz 2013Pazar günü giysi takasında buluşalım
#5 Temmuz 2013İhtiyacın yoksa Verrr gitsin
#2 Temmuz 2013Bunlar insanı alışverişten soğutur


YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN >>

Yazının devamı...

Tekstil kimyasallarından nasıl korunmalı?

23 Ağustos 2013

Stefanel’in İstanbul Nişantaşı mağazasında sattığı, sağlığa zararlı boyar madde içeren ve içerme ihtimali bulunduğu için geri çağırdığı 62 tişört, Nisan-Mayıs döneminde satılmış. Umarım satın alanlar fazla giymemiştir bu tişörtleri.
Tabii bir de işin şu tarafı var, bizler acaba bugüne kadar neler giydik ve giymeye devam ediyoruz.



Stefanel olayında, sağlığa zararlı boyar madde dedikleri şey, bazı azo boyalar.
Azo boyalar sadece tekstilde değil, gıda, oyuncak pek çok alanda kullanılıyor.
Tercih edilmelerinin sebebi, sayelerinde son derece canlı, parlak renkler edilebilmesi. Özellikle sarıdan kırmızıya giden renk skalasında sıklıkla kullanılıyorlar. Hepsi kanserojen değil ama bazıları öyle.
Peki ‘azo’ adı nereden geliyor biliyor musunuz? Azottan... Azot Fransızların nitrojene verdiği isim. Kökü ise Yunanca: a + zoe. Yani ‘yaşamayan’.
Giydiğimiz, üzerinde yattığımız, örtündüğümüz, yüzümüzü-vücudumuzu kuruladığımız kumaşlarda kullanılan tek sağlığa zararlı kimyasal madde azo boyarlar değil.
Kumaşta pek çok devrime imza atmış olan Dupont’un logosunda bundan olanca yıl evvel şöyle yazardı: “Kimya sayesinde daha iyi bir yaşam”.
Şimdi işler biraz tersine dönmüş görünüyor...


En büyük organımız olan derimize doğrudan temas eden tekstil ürünleri, bugün pek çok kimyasal madde içeriyor. Üstelik pek çoğu dünyaca ünlü markalar için, ucuz malzeme ve işgücü nedeniyle, denetimlerin son derece zayıf olduğu Uzakdoğu ülkelerinde üretiliyor.
Peki hangi kimyasallar var giydiklerimizin üzerinde?
Örneğin formaldehit, yani apre. Giysilerin nakliyat sırasında kırışmasını engelleyen madde. Dozunda kullanıldığında sağlığa zararlı bir madde değil. Ancak maddeye karşı alerjik olanları bir kenara ayırmak lazım. Bununla birlikte Çin’de üretilen giysilerde güvenli sınırın 500 kat üzerinde kullanıldığını belgeleyen araştırmalar olduğu söyleniyor.
Bir diğer sık kullanılan kimyasal ise NPE. Pek çok marka tarafından kullanımı yasaklanmış durumda. Ama yine Çin ve Güneydoğu Asya ülkelerinde yapılan üretimlerin sıkı denetlendiği pek söylenemez.
Bir giysinin üzerinde ‘buruşmaz’, ‘ütü istemez’ yazıyorsa, bu pek hayra alamet değil aslında. Bu ibare, içinde çok büyük ihtimalle PFC grubu kimyasallar barındırdığı anlamına gelir.
Siyah kumaşlarda ve deri ürünlerde kullanılan PPD, alerjik reaksiyona neden olabilir.

KORUNMAK İÇİN BUNLARI YAPIN

Böyle sıralayınca kabus gibi görünüyor ama peki korunmak için ne yapmalıyız?

-Öncelikle tıpkı market alışverişinde olduğu gibi tekstil alışverişinde de etiketleri okuyun. Rayon, naylon, polyester, akrilik, asetat gibi sentetik maddeleri barındıran ürünleri mümkün olduğunca az alın.
-Ütü istemez, buruşmaz ibarelerinden uzak durun.
-Yine de bu tip ürünlerden satın aldıysanız giymeden ya da kullanmadan evvel üç kere yıkayıp kurutun.
-Hangi tekstil ürününü satın alırsanız alın, kullanmadan evvel bir kez yıkayın.
-Mümkünse organik, doğal içerikli çamaşır deterjanı alın.
-Perchlorethylene kullanan kuru temizleyicileri tercih etmeyin.


http://twitter.com/alısveriscadisi


Yazarın son yazıları


26 Temmuz 2013 Haftasonu parklara gidin bir takas pazarı mutlaka vardır
#18 Temmuz 2013 Yedikule bostanının yaşamasına izin verin market yerine bostandan alışveriş yapalım
#16 Temmuz 2013 Hayvanseverler AVM’ye karşı
#12 Temmuz 2013 Pazar günü giysi takasında buluşalım
#5 Temmuz 2013 İhtiyacın yoksa Verrr gitsin
#2 Temmuz 2013 Bunlar insanı alışverişten soğutur
#28 Haziran 2013 Alışveriş yapmadan yaşamak mümkün


YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN >>

Yazının devamı...

Haftasonu parklara gidin bir takas pazarı mutlaka vardır

14 Ağustos 2013

Gezi Parkı direnişi tüm parklara yayıldığından beri ihtiyaçlar takas pazarlarından karşılanıyor.

Pek çok ilden, mahalleden takas pazarı duyuruları geliyor. İzmir’den, Eskişehir’den, Ankara’dan… Parklarda artık sadece fikirler paylaşılmıyor.


Son haber Antalya Lara’dan geldi. Antalya Lara Forumu da takas pazarı kurma kararı aldı. İlk pazar, dün akşam Lara Kent Meydanı’ndaydı.


Bu Pazar ise İstanbul Cihangir’de bir ilk takas pazarı var. 16 -21:00 arası Cihangir Parkı’nda takas ve organik pazarı kuruluyor. Cihangirli olsun olmasın, herkes davetli.


Giderek daha da yayılacaktır ama şu ana kadar düzenli hale gelmiş takas pazarlarından bazıları şunlar:


Her Perşembe Paşabahçe Meydanı’nda Beykoz Forumu takas pazarı. Genellikle 20:00’de başlıyor.
Pazarları Etiler Forumu takas pazarı Sanatçılar Parkı’nda. Bugüne kadar iki kez düzenlendi, umarız devam eder. Sadece giysi değil kitap, oyuncak, aklınıza gelen her şeyi paylaşabilirsiniz. Akşamüzeri 17:00-18:00 civarı başlıyor.


Maçka Parkı’nda da her Pazar öğle 12:00’de takas pazarı ve piknik düzenleniyor. Elbette herkes yemeğini paylaşıyor.


Pazar günleri takas için gidebileceğiniz bir başka park, Kadıköy Yoğurtçu Parkı. Onlar da geleneksel hale getirmiş durumda. Gitmeden evvel twitter’dan bir bakmak iyi olabilir.


Ankara 100. Yıl İnisiyatifi, her cumartesi 12:00’de pazar alanında.


İzmir Güzelyalı’da, belediyenin yanında Pazar kuruluyor. İftar saatinde başlıyor. Şimdiye kadar Salı ve Perşembe akşamları kuruldu. Güzelyalı Forumu sitesinden takip etmek lazım.


Alsancak İskele önünde ya da İstanbul Heybeliada’da da takas pazarına denk gelebilirsiniz.


Üsküdar Doğancılar Parkı takas pazarı her Pazar saat 18:00’de.

http://twitter.com/alısveriscadisi


Yazarın son yazıları

#18 Temmuz 2013 Yedikule bostanının yaşamasına izin verin market yerine bostandan alışveriş yapalım
#16 Temmuz 2013 Hayvanseverler AVM’ye karşı
#12 Temmuz 2013 Pazar günü giysi takasında buluşalım
#5 Temmuz 2013 İhtiyacın yoksa Verrr gitsin
#2 Temmuz 2013 Bunlar insanı alışverişten soğutur
#28 Haziran 2013 Alışveriş yapmadan yaşamak mümkün


YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN >>


Yazının devamı...

Yedikule bostanının yaşamasına izin verin market yerine bostandan alışveriş yapalım

25 Temmuz 2013

Şehir bostanları, hem İstanbul tarihinin önemli bir parçası hem de sürdürülebilir bir yaşam için yükselen kavramlardan biri. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ise hem tarihi geçmişi olan hem de bizi geleceğe taşıyacak bir değeri kendi eliyle yok etmenin peşinde.


Çocukluğumun yazları Bostancı-Cevizli arasındaki bostanlarda geçti benim. Bundan 30 yıl evvel, inşaat söktörünün dişleri bu kadar uzamamışken, bu iki semt arasındaki sahil şeridi ve gerisi bostanlar, cevizlikler, zeytinlikler ile doluydu. Yaz tatillerinde kardeşimle anneannemizin yanına gider, İstanbul’da kır hayatı yaşardık. O zaman sahil yolu da yoktu, bostanların önü denizdi ve deniz temizdi. Denize giderken bostandan geçilir, dalından domates, salatalık toplanır, ayaklarımız suya değerken yenirdi.

BOSTANDAN ALIŞVERİŞ


Marketlerden sebze-meyve alınmaz, ihtiyaçlar mahallenin bostanından karşılanırdı. Dolayısıyla her şey turfanda yani mevsiminde yenirdi. Çocuklar patlıcanın aslında bir yaz sebzesi olduğunu bilirdi. Şimdi yok o bostanlar, yerlerinde rezidanslar yükseliyor. Sahil de dolduruldu, yol yapıldı. İstanbul’da bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sayıda bostan kaldı. Yedikule de onlardan biri.
Bu benim kısacık tarihim. Bir de İstanbul’un yüzlerce yıllık tarihi var bostanlarla. Burası Bizans’tan bugüne şehircilikle tarımı birleştirmiş, bir çok ürünle kendine has bir biyoçeşitlilik barındıran bir şehir. Bostanlarla birlikte bu ürünler de yok olup gidiyor. Langa ve Çengelköy salatalığı, Bayrampaşa enginarı, Arnavutköy çileği gibi.

1786 TARİHLİ HARİTADA VAR


Yedikule Bostanlarını Koruma Girişimi de, tarihi bostanların parkla birlikte iç içe yaşatılabilir olduğunu savunuyor. Onlara göre, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, “Yedikule Kapı ile Belgrad Kapı Arasında Kara Surları İç Koruma Rekreasyon Projesi” adıyla uygulamaya başladığı park projesini sadece tadil ederek, İstanbul’un Osmanlı mirasının önemli ve neredeyse tümüyle yok olmuş bir boyutunu koruyabilir. Altına imzalarını attıkları metin şöyle:
“Surdibinin rekreasyonunu hedefleyen proje, Yedikule ve Belgrad Kapı bölgesinin yeşil alan ihtiyaçları gözetilerek tasarlanmıştır. Tarihi Yedikule bostanları ise şehir ile tabiatın iç içe yaşayabildiği çok nadide ve başarılı modellerden biridir. Maalesef bu modelin İstanbul’da son örneklerindendir. Fatih Belediyesi’nin rekreasyon projesini tadil ederek bu değerli kültürel mirasa sahip çıkabileceğini düşünüyor ve park tasarımının surdibinde varolan tarihi dokuyu da koruyacak şekilde yeniden ele alınmasını öneriyoruz.


Sur etrafındaki bostanlar İstanbul’un organik bütünlüğünün önemli bir parçasıdır. Şu günlerde moloz dökülerek niteliksizleştirilen, Yedikule’nin hemen kuzeyindeki bostanın tarihi ise zirai faaliyetler açısından özellikle önemli bir dönem olan 18. yüzyıla uzanmaktadır. Ahşap bostan evi, ahırı, kuyusu, su havuzu ve buradan bostana uzanan su kanalları ile burası, Osmanlı İstanbul’unun kentsel tarihinin, özellikle de kent içi tarım alanı mirasının günümüze ulaşabilmiş tek örneğidir. Dünya şehircilik tarihinde de kent içi tarım alanlarının örnekleri yok denebilecek kadar azdır. Bu bahçeyi İsmail Paşa ismi ve sınırları ile gösteren en eski harita 1786 tarihlidir. Bütünlüğü ile korunmuş, surla ve suriçi ile bağlantısı açısından tekil bir kent mirası olan bu tarihi alanı muhafaza etmek muazzam bir fırsattır.

HER MAHALLEYE BİR BOSTAN


Bu mirası hatırlamak, korumak, bostanı tarihi ve bugünkü kullanımı ile mahallenin ve şehrin gündelik hayatı içerisinde yaşatmak istiyoruz. İsmail Paşa bostanının ve yakınında, tasarlanan park alanı içinde kalan diğer küçük bostanların, işlevlerini sürdürerek benzersiz bir eğitim alanı ve kültürel değer olabileceğine inanıyoruz.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın başlatmayı planladığı çevre derslerinin öğretilebileceği ve uygulanabileceği en güzel laboratuvarlar bu tür yerlerdir; çünkü çevre dediğimiz şey her zaman kültürel mirasla iç içedir. Ecdad yadigarından konuşacaksak, Yedikule’de çok kıymetli bir ecdad yadigarının, birikiminin bakiyesinin hemen yanıbaşındayız.


Park projesi planlandığı şekliyle uygulanırsa İstanbul’un tarihsel mirasının önemli bir unsurunun son izi de bizzat şehrin yönetimi tarafından yok edilmiş olacaktır. Bunun sorumluluğu da tarihsel olarak şimdiki yöneticilerin üzerinde kalacaktır.”
Büyükşehir ve Fatih Belediyeleri, bu yapıcı öneriyi yabana atmamalı.

BİTMEYECEK Mİ HİJYEN ÇALIŞMALARI


Çok merak ediyorum, bu şehrin ve içinde yaşayanların hafızası tamamen, pıspırıl temizlenene kadar durmayacak mı kentsel dönüşümler, hijyen çalışmaları? Sulukule artık yok, İstiklal Caddesi’nin orta yerinde modern anlamda bir AVM yükseldi, ikincisi yapılıyor. Eskinin Maksim Gazinosu ile Majik Sineması sırada. AKM yıllardır kapalı. Haydarpaşa Garı için yüreğimiz ağzımızda. Karaköy’de birkaç yıl içinde sadece 5 numaralı antrepo kalmış olacak. Şehrin merkezindeki okullar, hastaneler şehir dışına taşmıyor, bunun için TOKİ projeleri üretiliyor. Çünkü arazileri kıymetli. Neyimiz varsa satıyoruz savıyoruz, yerine granit döşüyoruz.

SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM İÇİN

Yedikule bostanlarının ekonomik bir değeri de var. Burada yetiştirilenler Kocamustafa Paşa, Fatih, Zeytinburnu, Esenler gibi semt pazarlarına satılıyor, bir kısmı da Kumkapı’daki hale gönderiliyor. Yöre halkı da bostanlardan düzenli olarak faydalanıyor. Bunun çevrenin korunması bakımından ne kadar önemli olduğunun farkında mısınız? İstanbul’un küçük de olsa gıda ihtiyacının bir bölümü, İstanbul’da üretiliyor. Ta Antalya’da üretilen sebze-meyveyi İstanbul’a taşıyacağız diye onlarca kamyon bu sayede yola çıkmıyor, litrelerce benzin yakılmıyor, egzos atmosfere salınmıyor.


Permakültür, tüm dünyada yükselen bir kavram. İngilizce permanent (kalıcı) ve agriculture (tarım) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor. 1970’lerde Avustralyalı Bill Mollison ve David Holmgren tarafından, doğal kaynakları yok eden ekonomik sisteme tepki olarak geliştirildi. Temel amacı bitki, hayvan ve insanları doğa içerisinde bir araya getirerek bakımı kolay, istikrarlı ve kendi kendine yeten üretim sahaları oluşturmak. Sürdürülebilir insan yerleşimleri kurgulayabilmemizi sağlayan bütüncül bir tasarım bilimi. Şehir bostanları da bunun bir parçası.


http://twitter.com/alısveriscadisi


Yazarın son yazıları

#16 Temmuz 2013 Hayvanseverler AVM’ye karşı
#12 Temmuz 2013 Pazar günü giysi takasında buluşalım
#5 Temmuz 2013İhtiyacın yoksa Verrr gitsin
#2 Temmuz 2013Bunlar insanı alışverişten soğutur
#28 Haziran 2013 Alışveriş yapmadan yaşamak mümkün
#3 Haziran 2013İçimden yazmak gelmiyor


YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN >>



Yazının devamı...

Hayvanseverler AVM’ye karşı

18 Temmuz 2013

Change.org üzerinden başlatılan imza kampanyasında amaç, 7 bin 500 imzaya ulaşıp AVM yönetimini, binanın dışındaki pervazlara yerleştirdikleri çivileri kaldırmaya ikna etmek. Bu haliyle, pervazlara konmaya çalışan pek çok kuşun yaralanmasına sebep olabilir çünkü. Zaten söz konusu çivilere rağmen tek ayağı üzerinde konmayı başarmış bir martının fotoğrafı da eklenmiş dilekçeye. Kampanyayı başlatan bir İstanbullu, ama memleketin dört bir yanından imza ve destek veren var. Bu yazı yazılırken 5 bin 859 imzaya ulaşmışlardı. 


Dilekçede şöyle deniyor:


“Bizler hayvanseveriz ve hayvanlara zararı olduğunu düşündüğümüz için bu çivilerin sökülmesini talep ediyoruz...
Capacity’nin yapımını gerçekleştiren Uzman İnşaat, Keleşoğlu İnşaat, Gül İnşaat, Beyaz İnşaat, Zirve İnşaat Firmalarından ve projenin mimarı Muammer Bakır’ın da bu konuda hassasiyetimize ilgi göstermelerini rica ediyoruz.
Bizler kuşlar yuva yapsın diye evlere kuş evleri ekleyen insanların torunlarıyız, ne zaman bu kadar duyarsız olduk...”


Son derece haklı bir talep. Ama bir madalyonun diğer yüzü var.
Kuşlar, özellikle de güvercin ve serçeler halka açık pek çok yer gibi AVM’ler tarafından da “baş belası” kabul edilir. Bunun pek çok nedeni var. Kondukları yüzeyde bıraktıkları dışkıyla meydana getirdikleri fiziki görüntü ve hasar, bunların içinde en masum olanı. Ancak aynı yolla insanlara zararlı bazı bakteri ve mantarların bulaşmasına neden olabilirler. Büyük marketlerin bazılarında, çatının içinde uçuşan serçeler görürsünüz. Bu da aslında gıdaların saklanma koşulları bakımından sağlıklı bir durum değildir.    

Fakat insanoğlu doymak bilmez hırsıyla, hayvanlara pek az yaşam alanı bıraktığına göre kuşları kendinden uzak tutmak için çividen daha ‘insani’ yöntemler bulmalı. Üstelik bu yöntemi bulmak hiç de zor değil. İnternette yapılan kısa araştırma bile, önünüze pek çok alternatif koyuyor. Mesela...


1. İyi bir yalıtımla kuşları içeri sızmasını baştan engellemek


2. Ancak kuşların duyabildiği ve onları uzak tutan ses dalgaları yayan cihazlar


3. Su fıskiyeleri yerleştirmek.


4. Yansıyan yüzeyler kullanmak. Ben bunu tecrübe ettim, yansıma hakikaten kuşları uzak tutuyor. Bunun için bir kaç CD yeterli olabiliyor.


5. Baharat kullanmak. Hayır, kuşların üzerine dökmeyeceksiniz elbette. Özellikle güvercinler baharattan uzak duruyor. En iyi seçim karabiber, kimyon gibi güçlü kokular yayan baharatlar olacaktır. Kondukları yere düzenli olarak dökün yeter.


6. Konmalarını istemediğiniz yerlerde beslenme kaynağı bulunmasını engellemek.

 

 

 

 Fotoğrafa bakınca insanın içi acıyor

 

 

 


http://twitter.com/alısveriscadisi


Yazarın son yazıları

 

#12 Temmuz 2013 Pazar günü giysi takasında buluşalım
#5   Temmuz 2013 İhtiyacın yoksa Verrr gitsin
#2   Temmuz 2013 Bunlar insanı alışverişten soğutur
#28 Haziran 2013  Alışveriş yapmadan yaşamak mümkün
#3   Haziran 2013  İçimden yazmak gelmiyor
#27 Mayıs 2013    Eminönü’de fare var


YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN >>


 

Yazının devamı...

Pazar günü giysi takasında buluşalım

15 Temmuz 2013

Giysi takasına giderken yanınıza almanız gereken şey para ya da kredi kartı değil, aldığınızın yerine verebileceğiniz giysiler.


Kıyafet, çanta, ayakkabı, eldiven, atkı, bere, aksesuvar, takı, kravat, şapka…

 

Giyim kuşamla ilgili aklınıza ne gelirse, kullanmadığınız, sıkıldığınız, artık size küçük veya büyük gelen ama iyi durumda ve temiz olan her şeyi diğerleriyle takas edebilirsiniz. Hızla büyüyen bebeğinizin yepyeni kalmış, ne yapacağınızı bilemediğiniz giysileri de iyi birer takas malzemesi olabilir.

 

/images/100/0x0/55eb4a17f018fbb8f8b7a080

 


Etkinlik saat 14:00’te başlayacak. Üstelik bir alışveriş merkezinin karmaşasında değil, yemyeşil çimlerin üzerinde açık havada olacaksınız. Gün boyu çeşitli atölye çalışmaları da olacak.

Getirilenlerin hepsi bir kupon değerinde. Yanınızda en fazla 15 parça ürün getirebilir ve yerine 15 parça alabilirsiniz.  Gün sonunda elde kalan ürünler toplanıp ihtiyaç sahiplerine ulaştırılacak.

 

  
Giysi Takası, Nazlı Ödevci ve Fulya Tekin’in projesi. Bu, yaklaşık bir yıl içinde yaptıkları 18’inci organizasyon. İKSV Tasarım Bienali’nin de parçası olan bir proje var karşımızda.

Fulya Tekin tasarımcı, Nazlı Ödevci mimar. Her ikisi de çevre sorunlarına, sivil toplum hareketlerine yakın insanlar.

 

Etkinlikleri sosyal medya üzerinden duyuruyorlar ve her seferinde takipçilerinin sayısı artıyor. Nihai amaç bu yöntemi bir alışkanlık haline getirmek, insanların klasik alışveriş biçimine duyduğu ihtiyacı azaltmak. 

 

 


Tek bir ricaları var; gelenlerin Giysi Takası'nı bir çöp kutusu veya çamaşır makinesine atılmayacaklardan kurtulma yeri olarak görmemeleri.

Destek vermek, bundan sonraki etkinlikleri takip etmek isterseniz Twitter, Facebook ve www.giysitakasi.com üzerinden izleyebilirsiniz.

 

 


http://twitter.com/alısveriscadisi


Yazarın son yazıları

#5  Temmuz 2013 İhtiyacın yoksa Verrr gitsin
#2  Temmuz 2013 Bunlar insanı alışverişten soğutur
#28 Haziran 2013 Alışveriş yapmadan yaşamak mümkün
#3   Haziran 2013 İçimden yazmak gelmiyor
#27 Mayıs   2013 Eminönü’de fare var
#24 Mayıs   2013 Alışveriş bağımlısı mısınız?


YAZARIN TÜM YAZILARI İÇİN >>

 

 

Yazının devamı...