"Ceren Arseven" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ceren Arseven" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Ceren Arseven

Türk, dövün, çalış, mutlu ol

11 Mayıs 2013

Barem Research’ün Türkiye halkasını gerçekleştirdiği WIN/ Gallup International Association ‘Global Mutluluk’ araştırması için dünya genelinde 54 ülkede 56 bine yakın kişiye son bir yılda kendilerini nasıl hissettikleri soruldu. Dünya genelinde mutlu olanların toplam nüfusa oranı 53, mutsuzların oranı ise 13 çıktı. Dünya genelinde “ne mutlu, ne mutsuzum” diyenlerin oranı yüzde 32. Bir önceki yıl yapılan araştırmada insanların yüzde 54’ü mutluyum demişti.

Türkiye sonuçlarına göreyse, Türklerin yüzde 40’ı mutlu, yüzde 17’si mutsuz, yüzde 42’si ise ne mutlu ne mutsuz. Verilere göre 2011 yılında yüzde 44 olan mutlu Türklerin oranı 2012 yılında 4 puan düşerek yüzde 40’a geriledi.

KİTAP SAYISI 10 YILDA 100 KAT ARTTI     

Amerika’da 2012 yılında mutluluk üzerine 5000 kitap yayımlandı. Bu rakam sadece on yıl önce 50 idi. Mutsuzluktan, yabancılaşmadan, kalabalık içinde yalnız olmaktan sıkılan mutluluk reçetesi niyetine bu kitaplara sarılıyor.

Pek çok uzmana göre bilimle alakası olmayan bu kitaplar son on senedir müthiş satış rakamları elde ediyor. İkinci kitabı ‘Mutluluk Mitleri’ şu sıralar çok satanlar listesinin başında yer alan Sonja Lyubomirsky de bu isimlerden biri. Lyubomirsky, Kaliforniya Üniversitesi’nde profesör ve insanların mutluluğu konusunda dergilerde yayımlanmış makaleleri ve ‘Mutluluğun Nasılı’ adlı bir kitabı var. Geçen hafta New York Times’ta övgüyle bahsedilen ‘Mutluluk Mitleri’ bizlere daha mutlu bir yaşam sürebilmemiz için kurtarıcı bir reçete sunduğunu iddia ediyor. Lyubomirsky şöyle diyor kitapta: “Her ne kadar açıkça söylemesek de hepimiz mutlu olmak isteriz. İş hayatında başarı, ruhani tatmin, diğer insanlarla iyi ilişki kurabilmek, yaşamımız için bir amaç bulabilmek ya da sonsuz aşk gibi hayallerimiz vardır. Ama aslında peşinde olduğumuz şey bu hayaller gerçekleştiğinde elde edeceğimize inandığımız mutluluktur. Fakat çok azımız mutluluğumuzu arttırmanın elimizde olduğunu ya da bunun yollarını biliriz. Neredeyse hepimiz mutlulukla ilgili mitlere inanıyoruz. İnanıyoruz ki yetişkin olarak elde ettiğimiz başarılar, yani evlenmek, çocuk sahibi olmak, işimizin olması ve servet sahibi olmak bizi mutlu etmeye yeter. Mutlu olmak için olumsuz olaylardan ders çıkarmak gerekiyor. İnandığımız mutluluk mitlerinden kurtulmak da atacağımız önemli bir adım.”

YANLIŞ BİLİNEN 7 GERÇEK

Peki mutluluğa dair sahip olduğumuz bu yanlış inançlar neler? Lyubomirsky yedi mutluluk mitini şöyle sıralıyor:
Doğru kişiyle evlenirsem mutlu olurum.
İlişkim biterse mutlu olamam.
Mutlu olmak için mutlaka bir ilişkim olması lazım.
İstediğim işi yaparsam mutlu olurum.
Zengin ve başarılı olursam asla mutsuz olmam.
Kronik bir rahatsızlığa sahip olduğum ortaya çıkarsa asla eskisi kadar iyi olamam.
Hayatımın en güzel yıllarını geride bıraktım.

SİSTEMİN MUTLULUK TUZAĞINA DÜŞÜYORUZ

Dr. Alper Hasanoğlu (Psİkİyatr)

Mutlulukla ilgili bunca bilgiye rağmen insanlık mutluluğa bir dirhem bile daha yakın değil. Peki bu nereden kaynaklanıyor? Çünkü durmadan mutluluk peşinde koşmamamız gerektiğiyle ilgili verinin ön kabulle doğru olduğunu sanmak, içinde bulunduğumuz psikolojik bir tuzaktır. Mutlu olmak için çabaladıkça daha da mutsuz oluyoruz. Buna mutluluk tuzağı diyorum. Bu tuzakta mutluluğu bir araba ister gibi istiyoruz. Yani gerekli koşulları yerine getirirsek mutlu oluruz. Gerekli beklentileri yerine getirdiğimizde araba sahibi olabiliriz ama mutluluk bu anlamda yapılabilen bir şey değildir. Mutluluk araştırmacıları, mutluluğu kendi hayatımızı sürekli olarak dolu, manalı ve rahat olarak algılıyor olmamız olarak tarif ediyorlar. Ne talep ama! Oysa bu devamlılığı aradığımız müddetçe duvara toslayıp kalacağımızı garanti etmiş oluruz. Çünkü mutlu olmak bu sayılanlardan daha fazlasıdır.
Pozitif psikoloji bugün muhafazakâr bakışın kalbinde yatan birçok doğruyu mutluluğun önkoşulları olarak sıralıyor. Evli ve dini inançları doğrultusunda yaşayan insanların diğer insanlardan daha mutlu olduğunu söylüyor örneğin. Buradaki kritik nokta, pozitif psikolojinin söylemlerinde, hayatından memnun olmakla mutluluğu bir olarak tutmasıdır. Yani belli bir maddi sıkıntı içinde değilseniz, toplumsal kurallara harfiyen uyuyor ve bununla ilgili hiçbir sıkıntınız yoksa, toplumsal haksızlıklar sizi pek de rahatsız etmiyor ve kişisel huzurunuzu her şeyin önünde tutuyorsanız, kolayca ulaşabileceğiniz bir ruhsal durumdur memnuniyet ve mutlusunuz demektir.
Mutsuz olmamanın tek koşulu inançlı olmak ve dinin belirlediği manevi değerlere göre yaşamak değildir tabii ki. Birey belli bir dini inanca sahip olmadan kendi etik değerlerini yaratıp, kimseye bilerek kötülük yapmadan, içinde bulunduğu toplumun yararına bir hayat sürdüğünde bu iç huzuruna ulaşır. Ama bu etik değerleri tek başına yaratabilmek, içinde yaşadığımız tüketim toplumunda çok kolay değildir. Mutluluğun başarıdan geçtiği, başarının en önemli kriterinin de ‘olmak’ değil, ‘sahip olmak’ olduğu ön kabulünü iliklerimize kadar işleyen günümüz düzenine içsel olarak karşı durabilmek oldukça zordur. Komşumuz cipe binerken küçük bir arabayla dolaşmaya devam etmek, kendimizi başarısız hissetmemize ve dolayısıyla mutsuz olmamıza neden olabiliyor maalesef.

Mutluluğun sırrı dozunda kötümserlik

Prof. Dr. Kerem Doksat (Psİkİyatr)

Medeniyet ihtiyaçları doğurur, ihtiyaçlar da onları tatmin edecek ‘buluşları’ yaratır. Ortalık yeni türeme ‘Mutluluk Bilimi’nin unvanlı piyasacılarının numuneleriyle dolu. Mutlu olmak için tabii ki bilimsel kolaylıklardan ve araçlardan faydalanacağız ama bu gibi uyanıkların yazdığı ‘kitabelerle’ kimse mutlu olmaz, bilakis, hayal kırıklığına uğrar.

Mutluluğun sırrı dozunda kötümserlik. Gerçekçi ve ‘dozunda kötümser’ olan kişiler daha fazla yaşıyorlar. Doğru dürüst bilimsel araştırmalarda bu ispatlanmış durumda. Dozunda kötümserlik şüpheci değil biraz kuşkucu olmak, her türlü artıyı ve eksiyi iyi takdir edip tedbirli davranmak demek.

Manevi değerler kuvvetlendikçe mutluluğumuz artıyor deniyor oysa bu değerler çok izafi kavramlar ve kültürden kültüre değişiyor. Eski Sparta’da yakalanmadan hırsızlık yapmak manevi değerdi mesela, tıpkı günümüzün vahşi kapitalizminde olduğu gibi... Bizde dünyada başka hiçbir kültürde olmayan bir kavram var: Hoşgörü. Anadolu, âdeta kutsal bir şekilde, Doğu’dan Batı’ya uzanan en uzun köprülerden biri ve hep beraber mutluluk içinde yaşamaya fena halde alışmışız. Etnik ve ekonomik teröre rağmen hâlâ bir iç savaşın başlamamasının altında bence bu yatıyor.


Şark kültürü ‘sabrederek mutlu ol’ diyor

Dr. Ayhan Akcan (Psİkİyatrİ Uzmanı)

Mutlu olma hali çok karmaşık bir durum. Genetik, beynin ürettiği kimyasallar, yaşadığınız çevre, kişilik, madde kullanımı, doğal afetler, maddi durum mutluluğumuzda etken. Kutuplarda yaşayan biriyle, Akdeniz’de yaşayan birinin mutsuzluğa yatkınlığı bir değil. Aslında mutluluktan kastımız kişinin yaşama enerjisi, sorunlarla baş etme gücünü arttıran bir faktör. Konuya dair kalıplaşmış düşünceler var. Manevi değerler yaşamı kolaylaştıran, aidiyet duygusu yaşatan, sosyalleştiren, önemseten değerler. Emek sarf etmeden ait hissediyor kişi mensup olduğu inanca. Dolaylı yoldan mutlu ediyor. Aşırı şekilde yaşanması bir vecd, trans hali yaratıyor hatta. Bütün kültürlerde bu böyle. Futbol ve hemşehrilik de benzer yolla mutluluk sağlıyor. Mutluluk için maddiyat da önemli elbette. Kişinin maddi ihtiyaçları var. Şark kültürü kişiye sabretmeyi, şükretmeyi öğütlüyor. Ne olursan ol, mutlu ol diyor. Yığınların sahip olduğu sorunlar boşvermekle geçmiyor ama. Temel ihtiyaçlarınız karşılandıysa mutluluğa yakınsınız demektir. Hele bir de gelecek kaygılarınızı azalttıysanız mutluluk epeyce kolaylaşıyor.

 

Yazının devamı...

Çocuk seyirci sayısı 6.1 milyona çıktı

27 Nisan 2013

Sinema, çocukların taze zihinlerinin besini. O besinle gelişir, ileriye dönük hayaller kurar, yaratıcı düşünmeyi öğrenirler. Yeni arkadaşlar edinmek, dost kazanmak gibidir sinema perdesi. Eğlencedir de aynı zamanda, yepyeni bir dünyanın kapıları ardına kadar açılır önlerinde.

Ancak Türkiye’de yetişkinlerde olduğu gibi çocukların da sinemaya gitme oranları çok düşük. Örneğin, Amerika’da insanlar yılda ortalama dört kez sinemaya giderken Türkiye’de bu oran, ‘bir’ bile değil. Fransa’da nüfusun dört katı sinema bileti satılırken Türkiye’de toplam nüfusun ancak yarısı kadar sinema bileti satılıyor. Tabii bu durumdan çocuk filmleri de nasibini alıyor.

Özellikle Anadolu’da, hem ekonomik sebeplerle hem de alışkanlık kazandırılmadığı için çocuk filmleri izlenme oranları çok düşük. Bu nedenle sinema sahipleri de çocuk filmlerini göstermekten imtina ediyor. Oysa çocuklar çok meraklı. Böyle fırsatlar yaratıldığında alınan sonuçlar gösteriyor ki hiç de sinemadan uzak değiller. Çünkü Anadolu’da sinema, tiyatro, sanat atölyesi gibi çocukların zihinsel gelişimlerini sağlayabilecek çok az etkinlik yapılıyor.

HEDEF 1 MİLYON ÇOCUK 

Ülker’in 6 yıldır düzenlediği Ülker Çocuk Sinema Şenliği sinemanın özellikle küçük şehirler için ne çok şey ifade ettiğini gösteriyor. Türkiye genelinde çocukların ücretsiz olarak yararlandığı şenliği Ülker, Fida Film işbirliğiyle gerçekleştiriyor. Geride bıraktığımız hafta altıncısı düzenlenen sinema şenliğinden, altı yılda 750 bini çocuk olmak üzere 900 binin üzerinde insan yararlanmış. Şenliğin hedefi 2015 yılında 1 milyon çocuğu sinema perdesiyle buluşturmak.

Yıldız Holding Kurumsal İletişim Genel Müdürü Zuhal Şeker’in verdiği bilgiye göre, projeye başladıkları 2008 yılında ancak 33 ildeki sinema sahibini projenin içinde olmaya ikna edebilmişler. Zira, sinema sahipleri şenlik sonrasında çocuk filmlerine gidecek seyirci bulmakta zorlandığı için projenin içinde yer almak istememiş. Ancak, ilk yılın sonunda seyircinin gösterdiği ilgi karşısında projenin içinde olmak isteyen sinema sahiplerinin de sayısı artmış ve bu yıl şenlik 63 ili kapsayacak duruma gelmiş. Böylece, Ülker Çocuk Sinema Şenliği, Denizli’den Van’a, Giresun’dan Muş’a kadar Türkiye’nin yüzde 77’sini kapsayacak şekilde genişlemiş.

Zuhal Şeker, “Sinemanın çocuklar üzerindeki pozitif etkisinin yanı sıra, bizim için önemli bir neden daha vardı bu projeye başlamak için... O da Türkiye’nin dört bir yanındaki çocuklara aynı mutluluğu aynı anda yaşatma imkânı... Biz de sosyal sorumluluk projelerimizi oluştururken bir şehirde ya da bölgede etkinlik yapmak yerine Türkiye’nin her köşesine ulaşmaya çalışıyoruz” diyor.

SEYİRCİYE GİDİNCE KARŞILIĞI GELİYOR

Fida Film Yönetim Kurulu Başkanı Murat Akdilek, projenin dünyada benzersiz olduğunu hatırlatıyor. Akdilek, “Bu proje sayesinde yurtdışındaki şirketlerden de övgü alıyoruz. Bizim için de büyük bir gurur kaynağı” diyor.

Çocukların sinemaya sanıldığından daha meraklı olduğunu, ancak gerek ekonomik gerekse sosyal nedenlerle sinemadan mahrum kaldığını anlatan Akdilek, “Türkiye’de çocukların en büyük hayalleri spor ya da sinema üzerine kurulu. O nedenle projeye beklediğimizden daha büyük bir ilgi olduğunu gördük. Proje sırasında büyük şehirlerin dışında kalan şehirlerden öyle talepler aldık ki, şaşırdık. Örneğin Ağrı’da bu yıl ilk defa sinema salonu açıldı. Ve açılır açılmaz projenin içinde yer almak istediler. Kars’ta sinema olmasına rağmen bugüne kadar projeye dahil olmamışlardı, bu yıl Kars’ı da 63 şehrin içine aldık. Seyircinin ayağına gittiğinizde karşılığını alıyorsunuz. Biz projeye başladığımızda çocuk filmlerinin toplam seyirci sayısı 3.2 milyon kişiydi. Bugün baktığımızda bu sayı iki kat artarak 6.1 milyona çıktı ve toplam seyirci içinde yüzde 14 pay alır duruma geldi. Biz bu projeye başlamadan önce Anadolu’da sinemaya gidenlerin oranı yüzde 33 civarında idi. Beş yılın sonunda şenliğin de katkılarıyla bu oran yüzde 45’lere çıktı” diye konuşuyor.

Bebeğinizi müzikle rahatlatın
Bebeklere ve ailelerine yönelik ‘Bebeğimin İlk Şarkıları’ albümü Artist Müzik etiketiyle raflarda. İki CD’den oluşan albümde 40 enstrümantal eser var. Nesilden nesile popülerliğini koruyan ve dünya çapında hit olmayı başarmış şarkıların piyanoyla yeniden kaydedilmiş enstrümantal düzenlemelerinden oluşan albümde, ‘My Heart Will Go On’, ‘Killing Me Softly’, ‘La Boheme’, ‘Imagine’, ‘Ne Me Quitte Pas’ gibi parçalar var. İki saati aşan toplam 40 şarkılık bu enstrümantal derleme 20 TL.

Red Kit’i yalnız bırakmayın
Gölgesinden hızlı silah çeken yalnız kovboy Red Kit’i Yapı Kredi Kültür Merkezi, Kadıköy’de ağırlıyor. Dünyaca ünlü çizgi film Red Kit’e dair orijinal çizimler, karakterlerin oluşum süreçleri, Red Kit evreninin perde arkası ve korsan çizimli albüm kapaklarından oluşan ‘Red Kit Kadıköy’de’ sergisi, 30 Nisan’a kadar Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi’nde (CKM).
(216) 467 25 68

Paylaşmayı okuyarak öğrensin
Can Yayınları yeni bir kitap çıkardı. Adı ‘Kral Patpat İçin Bir Lolipop’. Kral Patpat dünyadaki tüm tatları, tüm renkleri içeren bir lolipop hayal eder. Bir fabrika açmak ve krallığını bir lolipop krallığına dönüştürmek için bir yarışma düzenler. Çevremizdeki farklılıkların değerini hatırlatan, paylaşmanın önemini vurgulayan Silvia Roncaglia imzalı kitap 6 TL.

Yazının devamı...

Yeni annenin el kitabı

20 Nisan 2013

Her şeyin başı seks

Blogcu Anne’den çocuktan sonra cinsel hayatı minimum zararla devam ettirmek için hazırlanmış bir rehber.
* Bir ilişkinin en az yüzde sekseni cinsellik. Hele de evliliklerde, hele de çocuktan sonra...
* Biyolojik saat farkları dikkate alındığında, tek tarafın istekli olması cinsel birliktelik için yeterli.
* Haftada en az üç kere birlikte olunması düzenli bir cinsel yaşam için gerekli.
* Yatak odasında televizyon olmamalı.
* Cep telefonu yatak odasına girmemeli.
* Yatağa aynı anda gidilmeli.
* Seks olsa da olmasa da yatağa mutlu girilse de küs olunsa da gün sonunda ayaklar birbirlerine hep kavuşmalı.

Minianne sözlüğü

Anne: Gece uykusunda ‘babaaa’ diye ağlayan çocukla kalkıp ilgilenen kişi.
Astronot: Ortalama Türk annesinin, bebeğini giydirirken örnek aldığı meslek erbabı.
Bakar kör: Erkeklerin diğer adı. Annenin istediği, burnunun ucunda duran şeyi göremeyen babalar için sıklıkla kullanılır.
Cereyan: Çocukları hasta etmek için ev ev gezen bir tür gulyabani.
Okul: Annelerin akıl sağlıklarını koruyabilmek için hayata geçirilmiş dünyanın en faydalı buluşu.
Pazartesi: İşe giden annelerin işte, çocuğu okula giden annelerin evde dinlendiği, iş günü zannedilen tatil günü.
Tatil: Normal insanların dinlendiği, annelerin ise yoruldukları süreç.

BLOGCU ANNE KİMDİR

Blogcu Anne Elif Doğan 1976’da doğdu. Gönlü öğretmenlikte olsa da işletmeyi tercih ederek Marmara Üniversitesi’ne giriş yaptı. Yaklaşık beş sene Amerika’da sivil toplum örgütlerinde çalıştı. 2006’da oğlu Deniz’in doğumunun ardından Türkiye’ye döndü. Bir süre sonra “Anneliği hem severim hem söylenirim” diyerek blog yazmaya başladı. 2010’da oğlu Derin doğdu. Bu kitap da o blog’daki yazılardan oluşuyor. Anne Halleri, Gebe Halleri, Çoluk Çocuk Halleri, Anne-Baba Halleri ve Kardeş Hallerini anlatan beş bölümden oluşan kitabın sonunda bir de Anne Sözlüğü bulunuyor.


 

Yazının devamı...

Yaz aşkı unutulur mu

15 Temmuz 2011
Yaz sadece boş zaman, deniz ve güneş anlamına gelmiyor. Özellikle ergenlik çağındaki kanı kaynayan bünyeler için karşı cinsle çekingen yakınlaşmaların mevsimi yaz.
Pedagog ve aile terapisti Serap Melek Çavuş Kılıç’a göre önemli olan eğlence ile geçen yaz tatili sonrasında sonbaharın etkisi ile esen soğuk ayrılık rüzgarlarını olabildiğince zararsız atlatmak. Bu da zor bir iş olduğu için şimdiden hazırlanmakta fayda var diye düşündüm.
Yaz sonunun yarattığı enerji düşüklüğü, havanın soğuması ve yazın yaptığımız eğlenceli etkinliklerden uzak kalmak bizi zaten olumsuz etkiliyor. Peki yaz aşklarımızdan ayrı kalmanın yaşattığı hüzünden nasıl kurtulacağız? İşte sizlere yaz aşklarından ayrı kalmanın yarattığı hasarı azaltmak için Serap Melek Çavuş Kılıç’tan birkaç öneri:

 Yaz boyunca görüşemediğiniz ve özlediğiniz arkadaşlarınızla bolca vakit geçirmek ve sinema, tiyatro, yürüyüş, pijama partisi gibi eğlenceli faaliyetlerde bulunmak size iyi gelebilir.

 Yeni eğitim öğretim yılına, dinlenmiş ve taptaze bir zihinle başlamak ve üretkenlik sınırlarınızı zorlamak sıkıntınızı çabuk atmanızı sağlar.

 Yeni arkadaşlar ve sosyal çevre edinebilmenize de yardımcı olabilecek, sosyal ve sportif faaliyetlerde bulunmak (mesela tenis, voleybol, basketbol, resim veya müzik kursu gibi etkinlikler) kafanızı dağıtmanıza yardımcı olur.

 Yaz aşkınız olan kişi ile arkadaşlığınızı devam ettirmek ve iletişimi koparmamak, yaz aşklarınızdan ayrı kalmanın verdiği hüznü bir nebzede olsa gidermenizi sağlayabilir.

Herkese aşk ve sevgi dolu bir yaz diliyorum!
Yazının devamı...

Yaz aşkı unutulur mu

8 Temmuz 2011

Yaz sadece boş zaman, deniz ve güneş anlamına gelmiyor. Özellikle ergenlik çağındaki kanı kaynayan bünyeler için karşı cinsle çekingen yakınlaşmaların mevsimi yaz.
Pedagog ve aile terapisti Serap Melek Çavuş Kılıç’a göre önemli olan eğlence ile geçen yaz tatili sonrasında sonbaharın etkisi ile esen soğuk ayrılık rüzgarlarını olabildiğince zararsız atlatmak. Bu da zor bir iş olduğu için şimdiden hazırlanmakta fayda var diye düşündüm.
Yaz sonunun yarattığı enerji düşüklüğü, havanın soğuması ve yazın yaptığımız eğlenceli etkinliklerden uzak kalmak bizi zaten olumsuz  etkiliyor. Peki yaz aşklarımızdan ayrı kalmanın yaşattığı hüzünden nasıl kurtulacağız? İşte sizlere
yaz aşklarından ayrı kalmanın yarattığı hasarı azaltmak için Serap Melek Çavuş Kılıç’tan birkaç öneri:
· Yaz boyunca görüşemediğiniz ve özlediğiniz arkadaşlarınızla bolca vakit geçirmek ve sinema, tiyatro, yürüyüş, pijama partisi gibi
eğlenceli faaliyetlerde bulunmak size iyi gelebilir.
· Yeni eğitim öğretim
yılına, dinlenmiş ve taptaze bir zihinle başlamak ve üretkenlik sınırlarınızı zorlamak sıkıntınızı çabuk atmanızı sağlar.
· Yeni arkadaşlar ve sosyal çevre edinebilmenize de yardımcı olabilecek, sosyal ve sportif faaliyetlerde bulunmak (mesela tenis, voleybol, basketbol, resim veya müzik kursu gibi etkinlikler) kafanızı dağıtmanıza yardımcı olur.
· Yaz aşkınız olan kişi ile arkadaşlığınızı devam ettirmek ve iletişimi koparmamak, yaz aşklarınızdan ayrı kalmanın
verdiği hüznü bir nebzede olsa gidermenizi sağlayabilir.
Herkese aşk ve sevgi dolu bir
yaz diliyorum!

Yazının devamı...

Hediyesini ellerinizle hazırlayın

17 Haziran 2011
Sizi bu sorundan bir nebze olsun kurtarabilmek için çok farklı hediye seçenekleri önereceğim bugün. Bu hediyeler için ne uzun araştırmalar yapmanız ne de para harcamanız gerekecek. Hem de eminim babanız görünce bayılacak. 19 Haziran günü hoş bir sürpriz yapmak istiyorsanız el emeği hediye önerilerine hemen göz atın.

Yaratıcılığınızı kullanın

Herkesin evinde kağıt, kalem, pamuk, kurdele, düğme, yün ve daha pek çok değişik malzeme mutlaka vardır. Bu malzemeleri kullanarak babanızı çok mutlu edecek, harika hediye kartlar yapabilirsiniz. Kesin, düğümleyin, yapıştırın, boyayın ve hiçbir yerde satılmayan o ‘özel’ hediyenizi yaratın. İsterseniz güzel bir resminizi el yapımı bir çerçeve ile müthiş bir hediyeye dönüştürebilirsiniz. Babanızla çekilmiş bir resminizi kürdan ya da kibrit çöpleriyle hazırladığınız bir çerçeve içine yerleştirin. Sonra da istediğiniz renklerde boyayın. Eminim hediyeniz babanızın iş yerindeki çalışma masasının baş köşesine yerleşecek.

Haydi mutfağa

Para harcamadan yapabileceğiniz hediyelerin arasında kek ve pastalar da yer alıyor. Eğer zaten yapmayı bildiğiniz bir kek varsa hemen kolları sıvayın. Daha önce hiç mutfağa girmemiş arkadaşlara önerim ise hazır kek, krem şanti ve birkaç renkli pasta süsü yardımıyla kendi yaratıcılıklarına güvenmeleri. Böylece içine sevgi ve emeğinizi de koyduğunuz bir hediye yaratabilir, bir tanecik babanızı bu tatlı sürprizle mutlu edebilirsiniz.

Çizgi film çekin

“Benim babam Oscarlık adam” diyorsanız, bu yarışma tam size göre! Tipeez.com internet sitesi Babalar Günü için bir çizgi film yarışması düzenliyor. Sitede babanıza özel bir çizgi film yapıyorsunuz, en çok görüntülenmeyi siz alırsanız babanıza hediye edebileceğiniz Oscar’ı kazanıyorsunuz. Yapmanız gereken şey, ‘Çizgi Film Makinesi’ adını taşıyan bölümde babalar gününe özel açılmış kategoride, babanıza özel bir çizgi film hazırlamanız. Daha sonra bu çizgi filmini “paylaş” butonunu kullanarak, bütün Tipeez arkadaşlarınızla ve tanıdıklarınızla paylaşıyorsunuz. En çok görüntülenme alan birinci kişi “Babalar Günü Oscar’ı”, ikinci kişi NBA Spalding Basketbol topu, üçüncü kişi ise NBA Denvers bez çanta kazanıyor.

Kukla yapın

Babanıza hediyesini ellerinizle hazırlayabilirsiniz. Çorlu’daki Orion Alışveriş Merkezi, bugün başlayıp üç gün boyunca devam edecek bir etkinlik düzenliyor. 17-18-19 Haziran günlerinde gerçekleşecek “Babamla Kukla Yapıyorum” etkinliğinde bir kukla yapım atölyesi oluşturulacak ve çocuklar birbirinden sevimli ahşap kuklalar yapıp, bunları babalarına hediye edecekler. Kukla atölyesi her gün saat 11.00’de başlayacak ve 20.00’ye kadar devam edecek. Tüm çocukların ücretsiz katılabileceği etkinliği Orion Avm, Trakya’nın ünlü kukla tiyatrosu Uçan Eller Kukla Evi ile birlikte gerçekleştiriyor.
Yazının devamı...

Ayakkabıları herkesi kıskandıran çocuk: Suri Cruise

10 Haziran 2011

Bir Amerikan dergisinin ‘Hollywood’un en iyi giyinen küçük kızı’ seçtiği, çocuk modasını yönlendiren Suri benim de dikkatimi çekiyor epeydir. Yaşından çok daha büyük bir tarza sahip Suri. Topuklu ayakkabıları, süslü çantaları ve makyajıyla bu büyümüş de küçülmüş halleri bir yandan beni endişelendirse de, bir yandan da komik geliyor. Hatta kendi çocukluğumu hatırlayıp zaman zaman anlıyorum onun bu süslü püslü vaziyetlerini. Ancak henüz beş yaşında olmasına rağmen ne giyeceğine kendisi karar veren, “Gardırobundaki kıyafetlerin değeri üç milyon doları bulan Suri’nin tarzı diğer Hollywood ünlülerinin çocukları tarafından da taklit ediliyor” şeklinde haberler okudukça bu işte bir terslik var diyorum.

ÜNLÜ MARKALARDAN VAZGEÇMİYOR

Suri, özellikle ayakkabı seçimiyle sık sık gündeme geliyor. Henüz beş yaşında olmasına rağmen 200’den fazla çift ayakkabısı olan minik, ayakkabı takıntısı konusunda ablalarından geri kalmıyor! ‘Sex and the City’ dizisinin ayakkabı düşkünü karakteri Carrie Bradshaw’a sıkı bir rakip olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Ayakkabı dolabında Burberry’den Christian Louboutin’e kadar birçok ünlü markanın çocuk koleksiyonlarından parçalar bulunan Suri, bu özelliğiyle de Bradshaw’a benzetiliyor. Ayakkabıların 150 bin dolar, yani yaklaşık 240 bin lira değerinde olduğu söyleniyor.

ANNESİNE AKIL VERİYOR

Yaşının gerektirdiği gibi giyinmek istemeyen Suri, sürekli annesinin kıyafetlerine özeniyor. Hatta artık annesinin seçimlerine de müdahale ettiği konuşuluyor. Anne-kız, Suri’nin seçtiği model ve renkte, birbirinin aynı babetler giyiyor, plajda bile topuklu ayakkabılarıyla arz-ı endam ediyor. Annesiyle birlikte ayakkabı mağazalarını gezen Suri, topuksuz ayakkabı giymiyor. Kendisine Özel yapılan topuklu ayakkabılar tercih ediyor ve bu yüzden tepkiyle karşılanıyor.
Geçen aylarda üzerinde iki bin dolarlık bir Dolce& abbana ceketle fotoğraflanan küçük moda ikonunun annesinin 800 dolarlık Ferragamo çantasının minyatürüne sahip olduğu da biliniyor.
Geçen ay Glamour adlı derginin stil ikonları listesinde Lady Gaga ve Sarah Jessica Parker’ı geride bırakarak 21. sıraya oturan bu küçük moda canavarına kim ‘dur’ diyecek, inanın ben de merakla bekliyorum.

Yazının devamı...

Çocuklar ve anneleri

6 Mayıs 2011
Nereye gidersek gidelim, ne yaparsak yapalım, mutlaka annemiz olsun isteriz yanımızda. Okula giderken o da bizimle derse girsin, işe giderken bizi de yanında götürsün... O bilir eğriyi doğruyu. Bize ne yapmamız gerektiğini o söyler ve elbette daima haklı çıkar söylediklerinde. Hayatın çömezlik aşamasında ‘anneciyizdir’ her şeyden çok.
Sonra boyumuz uzar biraz, arkadaşlarımızın sayısı artar, kendimizi sadece annemizin yanında güvende hissetmediğimizi farkederiz aniden. Evet, annemiz pek çok konuda haklıdır ama bizim de bir bildiğimiz vardır artık. O güne kadar sadece annemize söylediğimiz şeyleri dostlarımızın kulağına fısıldamaya başlarız. O zamana kadar alışveriş yaparken akıl danıştığımız yegane kişi olan annemizin o kadar da zevkli olmadığını düşünürüz yavaştan. Makyajı fazla, eteği demode, yemeği yağlı gelmeye başlar. Ergenliğin ilk döneminde, içinden çıktığı yumurtanın kabuğunu beğenmeyen civcivlere dönüşürüz adeta.
Gençlik yılları ailemizden ayrı kalabildiğimizi, onlarsız da olabildiğimizi ıspatlama çabasıyla geçer. Düşük yoğunluklu bir savaş dönemidir bu dönem adeta. Annemiz hep haksızdır, biz de her şeyin en doğrusunu biliriz. Annemizin ‘yap’ dediklerini yapmamaya, ‘yapma’ dediklerini ise yapmaya büyük özen gösterir, ona her konuda itiraz ederiz. Çocukluk yıllarında karakterimizi oluşturmak için neredeyse her hareketini taklit ettiğimiz annemizle farklı olabilmek, en önemli hedefe dönüşür bu dönemde. Kendi kişiliğimizi bulabilmek için annemizden farklı olmamız gereklidir ve bu dönem bolca isyan, yüksek düzeyde gerilim ve annemizin sabrıyla atlatılır.
Sonra okullar biter, iş güç, ev bark telaşı başlar. Yetişkin hayata adım atarken annemizi yine yanımızda istediğimizi fark ederiz. Kendi evi olan herkesin annesi düşer sık sık aklına. Tabak çanak alışverişine anneyle çıkılır, canlı telefon bağlantısıyla ondan pilav tarifi alınır, elekrik süpürgesinin torbası olduğu gerçeği anneden öğrenilir. Sonra bir bakarsınız, yapıyor diye annenize kızdığınız her şeyi siz de yapmaya başlamışsınız. Çamaşır makinesini çalıştırıp öyle çıkarsınız gece gezmelerine, emek zahmet yaptığınız yemeği dökmeye kıyamayıp saklama kaplarına koyarsınız, akşamları evde otururken ‘bir çay mı koysak?’ diye geçer aklınızdan. Bu dönemde arkadaş olunur annelerle. Eskiden itina ile gizli tutulan sevgililer hakkında dertleşilmeye, babaların komik huyları tatlı tatlı çekiştirilmeye, beraberce keyif yapmaya başlanır. Alışveriş azap olmaktan çıkar keyfe dönüşür, sinema kaçamakları yapılır, karşılıklı Türk kahvesi içilir, ‘eskilerden’ konuşulur.
Yaş iyice ilerleyince, gün gelir çocuklar annelerin akıl hocası olurlar. ‘Sıkı giyin de üşütme’ demek de, ilacını hatırlatmak da, kendine bakmasını tembihlemek de çocuklara düşer. Roller değişilir, değişmeyen bir tek şey kalır geriye... O da annemizle aramızdaki hiç kopmayacak bağ, büyük sevgi ve bağlılıktır. Zaman da, mesafeler de eksiltemez çünkü o karşılıksız sevgiyi. Biliriz ki gerçekten yanımızda olmasa da o hep yanımızda, en yakınımızdadır.
Anneler Günü, annelerimize bizim için ne kadar değerli olduklarını göstermek için bir bahane, değerlendirilmesi gereken bir fırsat. Bence ufak da olsa mutlaka bir sürpriz yapın, bir hediye, bir çiçek ya da bir öpücük verin annenize. Bütün annelerin Anneler Günü kutlu olsun!
Yazının devamı...