Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türk, dövün, çalış, mutlu ol

Yeni düzende mutlu olmak bir lüks değil, zorunluluk. Durmadan mutluluk peşinde koşmanız, işten güce aşktan meşke dört dörtlük bir yaşam sürmeniz beklenirken bu sistemde kimler mutlu, kimler değil? En taze araştırma sonuçları, son çıkan kitaplar eşliğinde araba ister gibi istenen mutluluğun haritasını çıkardık, toplumun yüzündeki belirsiz ifadeyi çözmeye çalıştık

Barem Research’ün Türkiye halkasını gerçekleştirdiği WIN/ Gallup International Association ‘Global Mutluluk’ araştırması için dünya genelinde 54 ülkede 56 bine yakın kişiye son bir yılda kendilerini nasıl hissettikleri soruldu. Dünya genelinde mutlu olanların toplam nüfusa oranı 53, mutsuzların oranı ise 13 çıktı. Dünya genelinde “ne mutlu, ne mutsuzum” diyenlerin oranı yüzde 32. Bir önceki yıl yapılan araştırmada insanların yüzde 54’ü mutluyum demişti.

Türkiye sonuçlarına göreyse, Türklerin yüzde 40’ı mutlu, yüzde 17’si mutsuz, yüzde 42’si ise ne mutlu ne mutsuz. Verilere göre 2011 yılında yüzde 44 olan mutlu Türklerin oranı 2012 yılında 4 puan düşerek yüzde 40’a geriledi.

KİTAP SAYISI 10 YILDA 100 KAT ARTTI    

Amerika’da 2012 yılında mutluluk üzerine 5000 kitap yayımlandı. Bu rakam sadece on yıl önce 50 idi. Mutsuzluktan, yabancılaşmadan, kalabalık içinde yalnız olmaktan sıkılan mutluluk reçetesi niyetine bu kitaplara sarılıyor.

Pek çok uzmana göre bilimle alakası olmayan bu kitaplar son on senedir müthiş satış rakamları elde ediyor. İkinci kitabı ‘Mutluluk Mitleri’ şu sıralar çok satanlar listesinin başında yer alan Sonja Lyubomirsky de bu isimlerden biri. Lyubomirsky, Kaliforniya Üniversitesi’nde profesör ve insanların mutluluğu konusunda dergilerde yayımlanmış makaleleri ve ‘Mutluluğun Nasılı’ adlı bir kitabı var. Geçen hafta New York Times’ta övgüyle bahsedilen ‘Mutluluk Mitleri’ bizlere daha mutlu bir yaşam sürebilmemiz için kurtarıcı bir reçete sunduğunu iddia ediyor. Lyubomirsky şöyle diyor kitapta: “Her ne kadar açıkça söylemesek de hepimiz mutlu olmak isteriz. İş hayatında başarı, ruhani tatmin, diğer insanlarla iyi ilişki kurabilmek, yaşamımız için bir amaç bulabilmek ya da sonsuz aşk gibi hayallerimiz vardır. Ama aslında peşinde olduğumuz şey bu hayaller gerçekleştiğinde elde edeceğimize inandığımız mutluluktur. Fakat çok azımız mutluluğumuzu arttırmanın elimizde olduğunu ya da bunun yollarını biliriz. Neredeyse hepimiz mutlulukla ilgili mitlere inanıyoruz. İnanıyoruz ki yetişkin olarak elde ettiğimiz başarılar, yani evlenmek, çocuk sahibi olmak, işimizin olması ve servet sahibi olmak bizi mutlu etmeye yeter. Mutlu olmak için olumsuz olaylardan ders çıkarmak gerekiyor. İnandığımız mutluluk mitlerinden kurtulmak da atacağımız önemli bir adım.”

YANLIŞ BİLİNEN 7 GERÇEK

Peki mutluluğa dair sahip olduğumuz bu yanlış inançlar neler? Lyubomirsky yedi mutluluk mitini şöyle sıralıyor:
Doğru kişiyle evlenirsem mutlu olurum.
İlişkim biterse mutlu olamam.
Mutlu olmak için mutlaka bir ilişkim olması lazım.
İstediğim işi yaparsam mutlu olurum.
Zengin ve başarılı olursam asla mutsuz olmam.
Kronik bir rahatsızlığa sahip olduğum ortaya çıkarsa asla eskisi kadar iyi olamam.
Hayatımın en güzel yıllarını geride bıraktım.

SİSTEMİN MUTLULUK TUZAĞINA DÜŞÜYORUZ

Dr. Alper Hasanoğlu (Psİkİyatr)

Mutlulukla ilgili bunca bilgiye rağmen insanlık mutluluğa bir dirhem bile daha yakın değil. Peki bu nereden kaynaklanıyor? Çünkü durmadan mutluluk peşinde koşmamamız gerektiğiyle ilgili verinin ön kabulle doğru olduğunu sanmak, içinde bulunduğumuz psikolojik bir tuzaktır. Mutlu olmak için çabaladıkça daha da mutsuz oluyoruz. Buna mutluluk tuzağı diyorum. Bu tuzakta mutluluğu bir araba ister gibi istiyoruz. Yani gerekli koşulları yerine getirirsek mutlu oluruz. Gerekli beklentileri yerine getirdiğimizde araba sahibi olabiliriz ama mutluluk bu anlamda yapılabilen bir şey değildir. Mutluluk araştırmacıları, mutluluğu kendi hayatımızı sürekli olarak dolu, manalı ve rahat olarak algılıyor olmamız olarak tarif ediyorlar. Ne talep ama! Oysa bu devamlılığı aradığımız müddetçe duvara toslayıp kalacağımızı garanti etmiş oluruz. Çünkü mutlu olmak bu sayılanlardan daha fazlasıdır.
Pozitif psikoloji bugün muhafazakâr bakışın kalbinde yatan birçok doğruyu mutluluğun önkoşulları olarak sıralıyor. Evli ve dini inançları doğrultusunda yaşayan insanların diğer insanlardan daha mutlu olduğunu söylüyor örneğin. Buradaki kritik nokta, pozitif psikolojinin söylemlerinde, hayatından memnun olmakla mutluluğu bir olarak tutmasıdır. Yani belli bir maddi sıkıntı içinde değilseniz, toplumsal kurallara harfiyen uyuyor ve bununla ilgili hiçbir sıkıntınız yoksa, toplumsal haksızlıklar sizi pek de rahatsız etmiyor ve kişisel huzurunuzu her şeyin önünde tutuyorsanız, kolayca ulaşabileceğiniz bir ruhsal durumdur memnuniyet ve mutlusunuz demektir.
Mutsuz olmamanın tek koşulu inançlı olmak ve dinin belirlediği manevi değerlere göre yaşamak değildir tabii ki. Birey belli bir dini inanca sahip olmadan kendi etik değerlerini yaratıp, kimseye bilerek kötülük yapmadan, içinde bulunduğu toplumun yararına bir hayat sürdüğünde bu iç huzuruna ulaşır. Ama bu etik değerleri tek başına yaratabilmek, içinde yaşadığımız tüketim toplumunda çok kolay değildir. Mutluluğun başarıdan geçtiği, başarının en önemli kriterinin de ‘olmak’ değil, ‘sahip olmak’ olduğu ön kabulünü iliklerimize kadar işleyen günümüz düzenine içsel olarak karşı durabilmek oldukça zordur. Komşumuz cipe binerken küçük bir arabayla dolaşmaya devam etmek, kendimizi başarısız hissetmemize ve dolayısıyla mutsuz olmamıza neden olabiliyor maalesef.

Mutluluğun sırrı dozunda kötümserlik

Prof. Dr. Kerem Doksat (Psİkİyatr)

Medeniyet ihtiyaçları doğurur, ihtiyaçlar da onları tatmin edecek ‘buluşları’ yaratır. Ortalık yeni türeme ‘Mutluluk Bilimi’nin unvanlı piyasacılarının numuneleriyle dolu. Mutlu olmak için tabii ki bilimsel kolaylıklardan ve araçlardan faydalanacağız ama bu gibi uyanıkların yazdığı ‘kitabelerle’ kimse mutlu olmaz, bilakis, hayal kırıklığına uğrar.

Mutluluğun sırrı dozunda kötümserlik. Gerçekçi ve ‘dozunda kötümser’ olan kişiler daha fazla yaşıyorlar. Doğru dürüst bilimsel araştırmalarda bu ispatlanmış durumda. Dozunda kötümserlik şüpheci değil biraz kuşkucu olmak, her türlü artıyı ve eksiyi iyi takdir edip tedbirli davranmak demek.

Manevi değerler kuvvetlendikçe mutluluğumuz artıyor deniyor oysa bu değerler çok izafi kavramlar ve kültürden kültüre değişiyor. Eski Sparta’da yakalanmadan hırsızlık yapmak manevi değerdi mesela, tıpkı günümüzün vahşi kapitalizminde olduğu gibi... Bizde dünyada başka hiçbir kültürde olmayan bir kavram var: Hoşgörü. Anadolu, âdeta kutsal bir şekilde, Doğu’dan Batı’ya uzanan en uzun köprülerden biri ve hep beraber mutluluk içinde yaşamaya fena halde alışmışız. Etnik ve ekonomik teröre rağmen hâlâ bir iç savaşın başlamamasının altında bence bu yatıyor.


Şark kültürü ‘sabrederek mutlu ol’ diyor

Dr. Ayhan Akcan (Psİkİyatrİ Uzmanı)

Mutlu olma hali çok karmaşık bir durum. Genetik, beynin ürettiği kimyasallar, yaşadığınız çevre, kişilik, madde kullanımı, doğal afetler, maddi durum mutluluğumuzda etken. Kutuplarda yaşayan biriyle, Akdeniz’de yaşayan birinin mutsuzluğa yatkınlığı bir değil. Aslında mutluluktan kastımız kişinin yaşama enerjisi, sorunlarla baş etme gücünü arttıran bir faktör. Konuya dair kalıplaşmış düşünceler var. Manevi değerler yaşamı kolaylaştıran, aidiyet duygusu yaşatan, sosyalleştiren, önemseten değerler. Emek sarf etmeden ait hissediyor kişi mensup olduğu inanca. Dolaylı yoldan mutlu ediyor. Aşırı şekilde yaşanması bir vecd, trans hali yaratıyor hatta. Bütün kültürlerde bu böyle. Futbol ve hemşehrilik de benzer yolla mutluluk sağlıyor. Mutluluk için maddiyat da önemli elbette. Kişinin maddi ihtiyaçları var. Şark kültürü kişiye sabretmeyi, şükretmeyi öğütlüyor. Ne olursan ol, mutlu ol diyor. Yığınların sahip olduğu sorunlar boşvermekle geçmiyor ama. Temel ihtiyaçlarınız karşılandıysa mutluluğa yakınsınız demektir. Hele bir de gelecek kaygılarınızı azalttıysanız mutluluk epeyce kolaylaşıyor.

 

X